TÜRK-İSLAM KÜLTÜR VE MEDENİYETİ - TURK'S AND ISLAMİC CİVİLİZATİOAN, FOUNDATİONS, ART,HİSTORİCAL ART, HİSTORY
YAKIN TARİHİMİZDE MERZİFON, Merzifon Anatolian Koleji


TARİHTE MERZİFON
AMERİKAN ANATOLİAN KOLEJİ
VE
BELEGELERİYEL ERMENİ AYAKLANMASI
Sadi BAYRAM
Ankara 2012





İSBN:

Eşim Mutlu BAYRAM'a ARMAĞAN

Önder Matbaası- Ankara 2012









İÇİNDEKİLER

Önsöz¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦ 3
Avrupa'nın XVII-XX. Asırda Orta-Doğu Düşünceleri ¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦ 6
Amerikalılar'ın Osmanlı Devleti'ndeki Eğitim Faaliyetlerine Kısa Bir Bakış 14
Merzifon Tarihine Kısa Bir Bakış¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦. 22
Merzifon'da Doğan ve Yetişen Meşhurlar¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦. 29

II. Viyana'yı Kuşatan ve Türkler'in bir defa daha gelmesinden korkarak
1689'dan 1938 yılına kadar Viyana Belediyesine Gözcü Kadrosu verdiren
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ¦¦¦¦¦¦¦.. ¦¦.. ¦¦¦¦¦¦¦¦.. 39
Merzifonlu Hacıbayramlar ve Tarihteki Yeri¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦ 61
Merzifon'da Yetişmiş Osmanlı Bürokratları ve İlim Adamları ¦¦¦¦¦¦. 66
Canım Merzifon ¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦.. 77
Osmanlı'nın Son Döneminde Merzifon'da Nufus Hareketleri ¦¦¦¦¦. 85
Merzifon Vakıflarının Listesi ¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦ 86
Merzifon'da Ayakta Olan Diğer Türk-İslâm Dönemi Vakıf Eserleri ¦¦¦¦ 88
Merzifon 'da Amerikan Anadolu Koleji ile Kurulması ve Gelişimi¦¦¦¦¦¦ 101
Belgeleriyle Merzifon Ermeni Ayaklanmaları¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦.... 143
Serhat 136-148 Arası üç sütün olsun

ƒ




























ƒ

ÖNSÖZ

Üç kıt'a insanlarına ümmet ve cemaat statüsünde 625 sene hizmet veren Osmanlı İmparatorluğu, Yeniçerilerin ortadan kaldırılıp nizami orduya geçmeleri esnasında, Tanzimat Fermanı öncesinde, yani bir nev'i Batılaşma hareketinin başladığında eğitime de büyük önem verdiler.
Batılıların baskısı altında yenilikçi, bir çeşit Batılı olmaya çalıştılar. İmparatorluğun gelirlerinin zaman içinde elden giden topraklar sebebiyle düşmesi, Avrupa'nın fabrikasyonu, kapitülasyonlar, el sanatlarının rant düşüklüğü neticesinde ekonomi de büyük ölçüde sarsıldı. Avrupa'nın hasta adamı haline getirildi ve nihayet Osmanlı Devleti tebasındaki azınlıklara hürriyet sağlamak amacıyla yabancı devlet baskılarıyla meşhur Islâhat Fermanı yayınlanması mecburiyeti hasıl oldu.. Tıpkı bugünkü Avrupa Birliğinin kırmızı çizgilerimize dayatması gibi¦ Ayını düşünce sistemini Irak-Amerikan savaşlarında, Amerika'nın PKK ve Musul-Kerkük kırmızı hattımızı hiçe sayması gibi¦
Tarihten gereken dersi almasını bilseydik, tekerrür eder miydi acaba tarih !
Ex oriente Luxs, ex occidente frux. Güneş doğudan doğar veya ışık doğudan gelir, ürün, sentez, kitap batıdan¦ mealindeki bir Latince atasözü. Bunu hepimiz biliyoruz. Bütün medeniyetler öncelikle bizim Orta-Doğu ( Middle East Mediterenien ) dediğimiz bölgede ortaya çıkmış, Kur'an-ı Kerim'de adı geçen 28 peygamber, arkeologların altın kuşak dediği yine bu bölgede ortaya çıkmıştır. Diğer kıt'alarda peygamber yok mudur ? Elbette vardır. Kur'an-ı Kerim'in İbrahim Suresinin 14. âyetinde '' Ben her millete anlasınlar diye kendi dilinden peygamber-nebi gönderdim, demektedir. Bunların sayısının 128.000 olduğu rivayet edilir. Bakara Suresi 285. âyetinde mealen '' Biz Peygamberler arasında ayrım yapmayız '' demektedir. Müslümanlar; Hz.Süleyman'ı, Hz.İsa'yı peygamber olarak tanıyarak Onlara gerekli hürmeti gösterirler. Hepsi tek Tanrıya inanırlar, yalnız peygamberleri ve dini vecibeleri ayrıdır. Amaç sadece Tanrıya ulaşmaktır, yolları farklıdır.
O halde çeşitli dinler arasındaki yüzyıllar süren kavganın anlamı nedir ?
Hz.Âdem insanlığın atası, Hz. İdris bizlere yazıyı ve terziği icad ederek hediye eden bir peygamberdir. Hz.Nuh zanaatın-tekniğin, marangozluğun, diğer adıyla dülgerliğin simgesi, Hz.İbrahim, İsmail ve Yakup sabrın sembolü, Hz.Yusuf vefânın ve asâletin adı, Hz.Musa hukukun, özgürlük savaşının ve ahdin timsali, Hz.İsa sevginin, rahmetin ve bağışlamanın adresi, Muhammed ise; aklın ve ilmin, ahlâkın ve vefânın, sabrın ve metanetin, şefkat ve merhametin, haklıyken özveride bulunmanın, haksızlığa karşı en gür sesin, batıl inanç, bilgisizlik ve kör inada karşı yüreğini ortaya koymanın adıdır...
Nisa Suresi 163. âyetinde meâlen "Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüp'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davut'a da Zebur vermiştik." demektedir.
Peygamberimiz Hazreti Muhammed, peygamberler zincirinin son halkasıdır. Onun için Kur'an-ı Kerim kendisini "Hatemü'n-nebiyyin"; "Peygamberlerin sonuncusu" olarak nitelemiştir. Hazreti Peygamberle ve Kur'an-ı Kerim'le İslâm tamamlanmış ve en mükemmel hâlini almıştır. Allah'ın hoşnut ve razı olduğu din İslâm'dır. Bundan sonra insanlık, onun gösterdiği yoldan yürüyerek kurtuluşa erecektir.
Işık doğudan gelir, ancak, kitap, felsefe, teknik ise XVII. yüzyıldan itibaren maalesef Batı'dan¦ X-XV. Yüzyıllarda Doğu, Batı'ya daima ışık tutmuş, Farabi, İbn-i Sina, El-Cabir, Uluğ Bey, Ali Kuşcu gibi isimler yetişmiş ve Endülüs Emevi Devleti kanalıyla İtalya'da ortaya çıkan Rönesans ve Reform hareketlerinin başlangıcına sebep olmuş, ışık vermiş, İspanya Granada da Endülüs Emevi Devleti medreseleri kütüphanelerindeki Arapça yazılan eserler Latince'ye çevrilmiş, Mezopotamya kültürünü Batı'ya aktarmıştır. Fatih Sultan Mehmet'in yedi lisan bildiği, bunlar arsında Yunancanın da olduğu, geniş bir kütüphanesinin bulunduğu söylenir.
Anadolu Selçukluları'ndan sonra tasavvuf, kâmil insan olma yolunda ilerleyim derken, din adamları XIII. Yüzyıldan itibaren içtihat kapılarını kapatmış, dolayısıyla da İslâm dünyası ve Osmanlı İmparatorluğu cehalet ve karanlığa saplanmıştır. Osmanlı toplumunun açık hava halk üniversiteleri konumunda olan tekke ve zaviyelerde de XVII. Yüzyıldan itibaren aynı şeyleri görmüyor muyuz ?
Avrupa XVII. yüzyıldan itibaren Doğu'ya çeşitli bilim adamları göndermiş, bu bölgenin etnografik, demografik, arkeolojik, epigrafik, malzemelerini araştırmışlardır. Bununla da kalmamışlar doğal kaynaklarını inceleyerek XX. Yüzyıl medeniyetinin motoru olan petrolleri keşfetmişler, eski dönemlerin tabletlerini inceleyerek kültürlerini açığa çıkarmışlardır. Bu araştırmalar devletin belli merkezleri tarafından irdelenmiş, toplumların etimolojik haritaları çıkarılmış ve Avrupa'nın Orta-Doğu politikaları çizilmiştir. Gönderilen ve suponsorluğu yapılan elemanların menşeleri genelde askerlikte istifa veya o bölgenin dillerini bilen ilim adamlarıdır. Bir çok arkeolojik keşifler, ayaklanmalar, isyanlar hep bunların güdümünde yapılmış veya yeni medeniyetler keşfedilmiştir.
Geçtiğğmiz 20 yıl içinde bir kimlik meselesi ortaya atıldı. Türk Kimliği. Ardından 10 sene geçmeden alt kimlik-üst kimlik¦ Bu vatan üzerinde yaşayan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup Türk kimliğini kullanmaktadırlar. Ancak % 1 kadar başka dinlere mensup cemaatler elbette vardır. Hatta ataistler de olabilir. Ona bir itirazımız yok.. Kimlik konusunun temelleri galiba tahminen 10 yıl evvel ortaya atıldı. Yavaş ve sessizce işlendi. Bugün Avrupa Birliği endişesi ile bazı yetkililer dahi bu kelimeyi kullandı. Yurt dışı mihrakların asıl amacının Türkiye'yi etnik guruplara bölerek parçalamak olduğunu cümle âlem biliyor da bazı çeyrek aydınlarımızı kafası herhalde almıyor, alamıyor veya almak istemiyor¦
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk denir. Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder yine aynı konularda şunları söylüyor :
Milliyetin çok belirgin vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz¦
Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkeslik fikri ve hatta Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır¦
Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar, -birkaç, düşman âleti mürteci, beyinsizden başka - hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir yapmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar¦
Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır; bu da İslâv Araştırma Cemiyetlerinin kurduğu dil kurumlarıdır. Bizim içimizdeki insanların milli bilinçlerini uyandırdığı zaman, biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik¦
Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl mukavemet ettiğimiz ve daha doğrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ibret ve uyanıklığı gerektirmelidir. Zaten her şey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır; geleceğin ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir !...
Aslında bu konuya Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Atatürk en güzel şekilde 1924 Anayasası 88. maddesinde noktalamıştır. Irk, dil, din farkı gözetmeksizin bu vatanda yaşayan herkes Türk'tür. Ve meşhur sözü :'' Ne Mutlu Türküm Diyene ! '' Bu vatanda yaşayan herkesi Türk milleti kimliğinde birleşmektedir. Amerika'da Alman var, İngiliz var, İrlandalı var, Polonyalı var, Fransız var, Ancak sorduğunuz zaman herkes Amerikalı. Bizi niye, neyi, neden gıdıklıyorlar¦ Amaçları Kürt, Laz, Çerkes, Boşnak, Arnavut, Gürcü, Rum, Ermeni Süryani, v.b. etnik kimliklere büründürerek, birlik ve beraberliğimizi yok etmek, parçalamak¦ 1981 Anayasası 3. madde değiştirilemez hükmü ile onaylanmıştır¦ Boşuna zahmet etmeyiniz beyler¦
Batılılar daima ekip çalışması yaparlar, onun için de muvaffak olurlar, biz Doğulular ise, tek, müstakil çalışmayı severiz, kendi kendimizin patronu olmasından hoşlanırız, ekip çalışmalarında her kafadan ayrı bir ses çıktığı için de çıkmaza gireriz. Yapılmasını istemediğimiz konular için de bir darbımesel vardır, '' Komisyona havale ediniz ''¦
Bir Merzifonlu olarak, İlçe merkezindeki tarihi ve kültürel yapıları, mahalli bölgemizde geçen hadiseleri incelemeye başladık, konu derinlere daldı, öncelikle Avrupalılar'ın Doğu hakkındaki pekişmiş, yanlı kanaatlerini izledik, daha sonra da Amerikalılar'ın Osmanlı Dönemindeki eğitim faaliyetleri, Merzifon Anatolian Koleji tarihçesi, Merzifon'un kültür tarihi, vakıf eski eserleri ve Ermeni ayaklanmalarını inceledik, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki o döneme ait belgeleri araştırdık. Hep kaynakları kullanmaya gayret ettik. Kaynaklarımızı dipnotlarda belirttik. Yorumu da okuyucuya bırakmak istedik¦

Sadi BAYRAM





AVRUPA'NIN XVII-XX. ASIRDA ORTA-DOĞU DÜŞÜNCELERİ

Orientalizm, Avrupa'nın Doğu fikridir. Batının Doğu üzerinde otorite kurma çabası, Batı'nın üstünlük sürdürme taktiğidir, gerçeklerin siyasi görüntüsüdür. Modern Orientalizm ise, aynı zamanda kapitalizmin bir parçasıdır .
1815-1914 yılları arasında Avrupa'nın direkt sömürge imparatorluğu, dünya yüzeyinde % 35'ten % 85'e çıkmıştır. Özellikle Asya ve Afrika ülkeleri sömürgecilikte başı çekmektedir..
İslâm uygarlığı ve ülkeleri son bir buçuk yüzyılda, Avrupa ve şimdi Amerika tarafından dağıtılmış, haritalar, Batılılar tarafından çizilmiştir. Modern orientalizm'i aynı zamanda kapitalizmin bir parçası olarak kabul etmek gerekir.
Ana hatlarıyla hareket noktası olarak onsekizinci yüzyılın sonu ele alındığında; Orientalizm'in Doğu'yu konu edinen kurumların tamamı, verilen beyanatlar, takınılan tavır, yapılan benzetmeler, bir cins öğreti, yönetim biçimi veya hükûmet şeklindedir. Kısaca bu cins Orientalizm, Batı'nın üstünlük sürdürme taktiği, Doğu üzerinde otorite kurma çabasıdır.
Orientalizm; hitabetle birlikte düşünülmediği takdirde, Avrupa kültürünün Doğu'yu yönetmek, hatta yeniden canlandırmak, siyaset, sosyoloji, askerlik, ideoloji, bilim ve hâyâl gücü alanlarında ona yön vermek için kullandığı ileri ölçülerde sistemleştirilmiş disiplini fark etmemek imkânsızdır.
Batı XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren '' Doğu'yu tanımak '' amacı ile yola çıkmış ve hegemonyasının genel şemsiyesi altında tüm güçlerini kullanarak Doğu'ya dalmıştır. Bu sırada akademik çalışmalar, başarılı gayretlerle Doğu gerçeklerine uydurulmuş, müzeler, sergiler düzenlenmiş, kolonilerdeki yönetim şekilleri yeniden ele alınmış; yeni ve modern bürolar kurulmuş; antropoloji, biyoloji, lingustik teorileri yeni fikirlerle süslenmiş, insanlık ve evren üzerine ırklara ve tarihe dayalı nazariyeler ortaya atılmış, ekonomik ve sosyal yeni görüşler, devrim, kültürel kişilik, ulusal karakter, ve din üzerinde yepyeni düşünceler doğmuştur. Üstelik bütün bunlar, Batı'nın Doğu üzerinde imal ettiği hayâller dünyasının sınırları içinde varlık kazanmıştır. O Hayâller dünyasındaki temellerde Batının sadece üstünlük duyguları yer almaktadır .
Doğu araştırmaları öncelikle İngiltere tarafından başlatılmış, onları Fransa, Almanya, İtalya ve çok sonraları da Amerika izlemiştir. Lane, Flaubert veya Renan gibi meşhur isimler; yazdıkları eserlerde hiç çekinmeden giriştikleri çarptırma ve saptırmalarla yaratılan sahte gerçekler, maalesef eserlerinin tamamını kapsayacak boyutlara ulaşmaktadır .
Avrupa'da '' Societe Asiatique-Asya Derneği'', Royal Asiatic Society-Kraliyet Asya Derneği'', '' Deutcshe Morgenlandische Gesellschft-Alman Doğu Knowlodge- Hıristiyan Bilminin Geliştirilmesi Derneği- 1698'', ''Society for the Propagation of the Gospel in Foreignng Parts- İnanmayanlar Arasında İncil'i Yayma Derneği- 1701'', Baptist Missionary Society- 1792 '', '' Church Missionary Society- 1799'', '' British and Foreing Bible Society “ 1804 '', '' American Oriental Society-Amerikan Doğu Derneği '' gibi kuruluşlar, XVII-XX.yüzyıllarda Orta-Doğu üzerinde geniş araştırmalarda bulunmuşlardır.
Victor Hugo, Les Orientales adlı eserinde, Doğu ister hayâl ister düşünce olsun, şu sıralarda genel bir uğraşı oldu, demektedir. Bu da Avrupa'da Doğu'ya seyahatin veya Doğu ile ilgilenmenin bir moda olduğunu bize açıkça itirafıdır. Meşhur Hafız ise, Definenin bulunduğu yer, herkese âşikâr değildir, diyor.
Ruslar 1868'de Semerkand ve Buhara'ya girmişler, Hazar ötesi demiryollarını uzatmışlardı. Bugünkü Lübnan'da Maruniler ve Dürziler arasında sürtüşme başlayınca; Fransa Hıristiyan Marunileri, İngiltere ise Şii Müslüman Dürzileri tutmuştu. Zira Doğu'da hemen her zaman azınlıklar Avrupa politikasının orta yerinde boy gösteriyorlardı. Büyük devletlerin her biri kendilerine göre bir azınlık seçiyor ve onları koruduğunu iddia ederek '' çıkarlarını '' temsil ettiğini ileri sürüyorlardı. Yahudiler, Rus ve Yunanlı Ortodokslar, Dürziler, Kafkasyalılar, Ermeniler, Kürtler ve Hıristiyan dini güden daha pek çok küçük azınlıklar hakkında Avrupa'da büyük devletler planlar, projeler hazırlıyor, Doğu politikalarını düzenliyorlardı .
Bir devleti veya bölgeyi sömürgeleştirmek için her şeyden önce o bölgeyi tanımak, tanımak için araştırmak, ve sonra da çıkarları gözetmektir. Bu menfaatler, ticari, askeri, siyasi, dini, ekonomik ve kültürel olabilir.
Flaubert '' Benim kehanetimi unutmayınız¦ Avrupa'da ortaya çıkacak ilk harekette İngilizler Mısır'ı, Ruslar İstanbul'u alacaklar ve biz karşılık olsun diye Suriye dağlarına kendimizi yerlilere doğratmaya gideceğiz . Nitekim, Ruslar 1878'de Yeşilköy önlerine gelmiş,bunun sonucu olarak Kıbrıs İngiltere'ye terk edilmiş, Mısır İngilizler tarafından işgal edilmiş, Hicaz, Ürdün, Irak Lawrance'nin başlattığı isyan ve İngiliz altınlarının aşiret reislerine dağıtılması sonucu İngilizlerin kontrolüne geçmiş, Suriye ve Lübnan Fransa mandasına girmişler midir? Orta-Doğu 100 yıl evvelki sancıyı hâlâ çekmekte ve Orta-Doğu için Amerika tarafından hazırlanan Büyük Orta Doğu haritası, 85 sene sonra yeniden çizilmeye çalışılmakta olduğu herkesin malumudur !...
Chaim Weizmann 30 Mayıs 1918'de Arthur Belfour'a gönderdiği düşüncelerinde şöyle diyordu : İktidar ve başarı¦ Eğer Filistin'de bir Arap halkı varsa, yaşadığımız şartlar altında elbette bir Dış yüzeyde akıllı ve uyanık fikirli olan Araplar tek bir şeye, sadece tek bir şeye saygı gösterirler Arap Filistin doğacaktır. Ancak bu durum böyle değildir ve olmayacaktır. Zira, fellah en az dört yüzyıl geridir ve onun efendisi alçak, eğitimsiz, boş, vatan duygusundan uzak ve etkisizdir .
Robert Alter'in yorum adlı kitabında; Arap kafası tamamiyle çökmüş, çürümüş ve sonuna kadar Yahudi düşmanlığı ile doldurulmuştur. Şiddet taraflısı, dengesiz Arap, günümüzde laftan başka bir şey üretmez .
Batı için Asya bir zamanlar çok uzaklarda ve esrarlı idi. İslâm ise, Avrupa Hıristiyanlığına karşı silâhlı bir düşmandı. Bu devamlı tehlikenin üstesinden gelebilmek için Doğu önce tanındı, sonra işgal edildi, daha sonra bilginler, askerler ve yargıçların hücumuna uğradı. Bunlar tarihi, ırkları ve unutulmuş kültürleri yeniden yeryüzüne çıkardılar (arkeolojik keşiflerle), yaşayan Doğuluların dahi anlayamayacakları biçimde bunları ileriye götürdüler, klâsik Doğu'yu yeniden yarattılar ve modern Doğu'nun hizmetine sundular .

Orientalistler çok geniş anlamda kendi toplumuna Doğu hakkında şu tarzda bilgi vereceklerdir :
a. Kendi görüşlerinin damgasını taşıyan¦
b. Doğunun olabileceği ve olması gereken şekli¦
c. Doğu üzerinde, Doğulu olmayan bir kişinin ileri sürdüğü fikirleri devamlı tartışma konusu yapan¦
d. Zamanın en fazla gerektirdiği şekilde Orientalist bir hitabet türüne bürünerek¦
e. Çağın kültürel, profesyonel, ulusal, siyasi ve ekonomik bazı çıkarlarına cevap verebilen¦ bilgiler..
f. Doğu hakkında Batıda yerleşmiş fikirleri asla değiştirmeden bunları bölmek, daha fazla bölmek, tekrar bölmek, bu arada da hedefi de şaşırmamak, değiştirmemek, şeklini bozmamak ve temel bilimsel kavramları korumak¦
Batı; Doğuyu Haçlı Seferleri sırasında daha yakından tanımış, kültürler kaynaşmıştır. Doğu'nun verdiği mitolojik ışıkla Batı kendini tamamlar.. Diğer bir deyişle, Doğu ve Batı birbirlerini tamamlayarak bir dünya görüşü ortaya çıkar. Ancak Batı, Doğu karşısında, egemen, otoriter, yanlı, katı, kesin tutumuyla XVII. Asırdan itibaren Doğu'ya hükmetmek ister. Doğu ise, sıcaktan gevşemiş, gündüz sıcak sebebiyle uyuyan, gece de sefahat alemleriyle, egzotik, esrarlı, zengin mitolojisiyle hayâl âleminden bir türlü teknik âleme geçemez. Aslında hayâl olmadan da keşif ve icatların olmadığını biliyoruz. Ancak onun dozu önemli¦
Cromer, Sir Alfred Lyall bir gün bana dedi ki : ''Kesinlikle Doğu kafası için nefret edilecek bir şeydir. Bir Anglo-Hindli bunu hiçbir zaman unutmamalıdır¦ '' Kolayca büyük yanlışlıklara yol açabilecek bu kesinlik yokluğu aslında Doğu kafasının genel karakteridir. Avrupalı sağlam düşünür. Meseleleri açıkça ortaya koyar. Mantık öğrenmemiş olsa dahi, doğuştan mantıklıdır. Tabii olarak şüphecidir ve bir teklifin doğruluğunu kabul etmeden önce delil ister. Daima canlı duran zekâsı, makine gibi çalışır. Doğu kafası ise ülkesinin pitoresk görüntüleri gibi en yüksek noktada simetri duygusundan yoksundur. Düşünce sistemi düzensiz ve dağınıktır. Araplar'ın ataları söz ilmini en yüksek dereceye kadar çıkarmışlarsa da, onların torunları en dar anlamda düşünce yeteneğinden yoksun kalmışlardır. Geçerliliği kabul ettikleri en basit önerilerin dahi sonucunu düşünebilmekten uzaktırlar. Herhangi bir Mısırlı'ya kolay bir soru sorunuz. Vereceği cevaplar genellikle çok uzun ve karanlık olacaktır. Hikâyenin sonuna gelmeden önce defalarca kendi kendisi ile çelişkiye düşecektir. Arada küçük bir soru sorarsanız şaşkınlığa düşecektir.
Massignon şöyle der : '' Doğuluların yardımına koşmak için bu ilme baş vuruyoruz.Onların dillerini yeniden kurmak, düşünce yapılarına yeniden şekil vermek için kendimizi görevli sayıyoruz. Zira, Doğulular, ya bizim de kullandığımız ortak değerler içinde yaşıyorlar, yahut ta bizim kaybettiğimiz ve bulmak zorunda kaldığımız değerlere sahip bulunuyorlardı.
Doğulu '' kendi kendine '' kendisini anlamaya yetenekli değildir. Bu yüzden Avrupa ona yardımcı olmayı deniyordu. Diyor ve Ancak, '' onların her şeyini tahrip ettik, felsefeleri, dinleri mahv oldu Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler .
İşte 21. yüzyılın Orta- Doğusu¦ Osmanlı Orta-Doğu'dan çekildiğinden beri bir türlü sulhu göremedi, bombalar, intihar bombacıları, ateş çemberleri, Filistin'in küçük generalleri doğduklarından beri ellerini tetikten geri çekmediler¦

Ünlü Fransız İhtilâli kahramanı ve Hürriyet düşünürü, çocukluğumuzdan beri bizlere örnek gösterilerek ders kitaplarında okuduğumuz François Voltaire'in Türkler hakkında düşündükleri ise şöyledir :
Hümanizm ilkem olmasaydı Türkler'in hepsinin kökünün kazındığını görmek isterdim. Ya da öylesine uzaklara sürülmelidir ki, bir daha geri gelmesinler. Ben en azından birkaç Türk'ün öldürülmesine katkıda bulunmak isterdim; bu elbette, bir Hıristiyan için Tanrı katında çok yüce bir iştir. Gerçi bu benim hoşgörü ilkeme uymuyor. Ama insan çelişkilerle yoğrulmuştur.
Alphonse de Lamartine, Voyage en Orient ( Doğu'ya Seyahat ) isimli eserinde : ''.. İstanbul'da bir ihtilâl yahut arka arkaya gelecek parçalanmalar yüzünden bu imparatorluk dağıldığı takdirde, Avrupa Devletlerinden her biri, kongrenin uygun gördüğü biçimde ( Osmanlı ) İmparatorluğun bir parçasını himayeleri altına alacaklar. Himaye altına alınmış bu toprağın tarifi, sınırları, alanı, komşuları ile ilişkileri, güvenliği, dini bütünlüğü, gelenekleri ve çıkarları egemen devletin arzuları doğrultusunda yorumlanacak. Bu egemenlik kavramı Avrupa Hukukunun bir parçası olarak toprağın yahut kıyının bir bölümünü ele geçirerek buraya açık bir şehir yahut bir Avrupa kolonisi, yahut ta bir ticaret limanı veya iskelesi haline getirme hakkı anlamını taşıyacak. Her devletin kendi himayesi altında yaşayan ülkeye uygulayacağı politika silahlı ve uygarlık aşılayıcı bir baskı aracı olmaktan öteye geçmeyecek. O ülkenin varlığı ve ulusal bütünlüğü böylece kendisinden daha üstün bir ulusun bayrağı altında garantiye alınacak '' demektedir.
Bazı ünlü Batılılar'ın konuşmalarına göz atacak olursak fikirlerini, düşüncelerini daha iyi anlarız:
Lord Curzon : Türkler Avrupa'dan atılmalıdır. Lodge'un dediği gibi İstanbul Türklerden alınmalı, bir veba tohumu olan, savaşların yaratıcısı, komşuları için küfür olan Türkler, Avrupa'dan silinmelidir.
Lord Owen: Geleceğin Avrupası'nda Türkler asla yer almayacaktır.
Martin Luther : Bugün Türkleri'in ayakları altında ezilip, inleyen Hıristiyanlar; vakti gelince onları yargılayıp, cezalandıracaktır. Türk Ordusu şeytanın ordusudur.
Jean Louis Cara : Türkler, Hıristiyanlığın, sanat ve bilmin, dogal, ezeli ve yeminli düşmanlarıdır. Bu nedenle onları Avrupa'dan kovmak gerekir. Ancak; önce taksim konusunda anlaşılmalıdır.
Büyük edebiyatcı meşhur Victor Hugo : Oradan Türkler geçince, her şey harabe ve matem¦
ABD eski başkanlarından Truman, Başkan olmadan önce yaptığı bir konuşmada : .. yeryüzünden silmek istediğim iki millet var. Bunlar İspanyollar ve Türkler¦
Lord Byree : Ermenilere yapılacak yardım; 1453'te Müslümanlar tarafından alındıktan sonra bile bir Hıristiyan şehri olan İstanbul'un Türkler'den temizlenmesine yardımcı olacaktır.
Kısaca göz attığımız Avrupa sömürge felsefesi ve Orientalizm yani Doğu, Türk ve Türkler hakkındaki fikirleri¦
Fransız İhtilâli ile hürriyet ve demokrasi fikrinin dünya üzerinde yayılmaya başlamasıyla Osmanlı İmparatorluğu da silkiniyor. İşte bu tarihlerde Osmanlı Devleti de kendini asra uydurmaya çalışıyor, Sultan III. Selim Nizami Ordunun temellerini atmaya başlıyor, Sultan II. Mahmud, Yeniçerileri ortadan kaldırarak Nizami Orduya geçmeleri, Batı baskısıyla Tanzimat Fermanının yayımlanması, arkasından geç de olsa Maarif Nezareti'nin kurulması, 18 Şubat 1856 Islâhat Fermanının yayımlanması, aynı tarihte Paris Konferansına hazırlıklarda Müttefiklerin Ruslar'ın itirazları karşılamak üzere hazırladığı lâyihada: Herkes kanun nazarında eşittir, askerlik hizmetine Müslüman ve diğer dinlerde olanlar da kabul edilecektir, halka mezhep, eğitim hürriyeti verilecek, vergide herkes eşit olacak, yabancıların mülk sahibi olmaları karşılanacaktır, gibi güzel, anlamlı sözlerle Osmanlı bir adım daha uçurumun kenarına sıkıştırılacaktır. Bugün de Avrupa Birliğinin oyunu aynı değil mi ?
Prof.Dr.Kerem Doksat'dan aldığımızbir mailde aşağıdaki anekdot Avrupalar'ın Türkler'e karşı bakış açısının asıl sebeplerini açıklıyor zannediyorum:
1933-1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapan ve Türkiye'de ekonomi biliminin gelişmesine büyük katkıları bulunan Alman Prof. Fritz Neumark ile bir kısım talebesi Boğaziçi'nde geziye çıkarlar.
Talebelerden biri Prof. Neumark'a şu soruyu sorar:
-Avrupa bizi neden sevmez...? Prof. Neumark şu cevabı verir:
-Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı Türkler'i sevmez ve sevmesi de mümkün değildir... Asırlardır kilisenin Türk ve İslâm düşmanlığı Hristiyanlar'ın hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince:
1- Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama faraza lâiklik söyle dursun, Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder.
2- Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar: Târihten Türk çıkarılırsa târih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü târihlerin yeniden yazılması gerekir.
3- Avrupa'nın pazarı idiniz, şimdi Avrupa'yı pazar yapmaya başladınız.
4- En az 400 yıl Avrupa'da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.
5- Selçuklular Anadolu'yu, Osmanlılar ise Orta Avrupa ve Balkanlar'ı, Haçlı ordusuna mezar ettiler.
6- Sizi silâh ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hâkimiyet sağladılar.
7- Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslâmiyet uğruna her şeyini fedâ etmeseydiler, İslâmiyet bugün belki sâdece Hicaz'da varlığını devam ettirirdi. Kaldı ki, Vehhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığı'nın adamlarıdır. Batı her yerde İslâmiyet'i, sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadet'i devam ettirdi.
8- Kilise size kin kusmaktadır ve sebepleri yukarıdadır.
9- Ben Türkiye'ye geldiğimde iki üniversiteniz vardı, simdi 19 üniversite var. (O tarihte öyle idi şimdi ise çok daha fazla, her ilde bir veya birkaç ünversite var, vakıf üniversiteler de hızla çoğaldı¦)
10- Sizler, gerçek hüviyyetinize döndüğünüz an Avrupa'nın refahı ve medeniyeti yıkılır.
11- Yine sizler, Avrupa'nın tarihi düşmanısınız ve dâima düşman olarak kalacaksınız.
Prof.Dr.Naumann o tarihlerde II. Dünya Savaşı'ndaki Japonları elbette biliyordu. Ancak XXI. Yüzyıldaki Japonlar gibi biz de asıl benliğimize dönebilirsek, bugünkü Japonya gibi dünya ekonomisinin büyük dişli çarkından biri oluruz her halde¦
Kıbrıs konusunun senelerdir sürüncemede olduğu, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliğine ortada çok büyük sorunlar varken,sınırları belli değilken, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliğine neden hızlı girdiğini daha iyi anlıyoruz..
Bize; Annan Plânını kabul edin, biz Kuzey Kıbrıs'a ambargoyu kaldıracağız, kesenin ağzını açacağız dediler, bazı sivil toplum örgütlerini, ayarladılar¦ Büyük bir kampanya başladı, Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı büyük mücahit Sayın Rauf Denktaş karşı çıktı, referandum yapıldı, aradan yıllar geçti, ne oldu ? Bir Azerbaycan uçağı ve Amerikan bürokratları Ercan Hava alanına indiler, Avrupalı hangi sözünü tuttu. Danimarka Başbakanının unut ve uyut politikasını bu millet unutmadı ! Unutmayacak ta¦

AMERİKALILAR'IN OSMANLI DEVLETİ'İNDEKİ EĞİTİM FAALİYETLERİNE KISA BİR BAKIŞ ;

Şimdi Avrupa'dan sonra Amerikan faaliyetlerine de bir göz atalım : Aslında Amerika Birleşik Devletleriyle uzun ve iyi dostluğumuz var. Rum ve Ermeni lobilerinin faaliyetlerine rağmen, Türkiye'nin Orta-Doğu'daki stratejik önemini bilen Amerika, fazlaca nasırımıza basmıyordu. Ancak, Kıbrıs konusunda Jhonson Mektubu, Irak Savaşındaki tutumuyla , terör karşısında bütün dünyaya birleşme çağrısı yaparken Kuzey Irak'ta PKK'ya karşı hiçbir güç kullanmayışı, maskesini indirmiş, Amerika'nın gerçek yüzünü göstermiştir.
5 Eylül 1795 tarihinde Cezayir Beylerbeyi Hasan Paşa ile yapılan Amerikan tarihinde ilk defa yapılan Türkçe metinli antlaşmada, Osmanlı İmparatorluğu Donanması Akdeniz'deki Amerikan gemilerine dokunulmaması şartı ile 642.000 altın ve her yıl 216.000 dolar ödemeyi kabul eden George Washington Hükümeti'nin, Amerikan milletinin 25 sene sonraki hamlesi ve 75 sene sonraki durumunu görmemiz, Amerikalıların hangi hızla muasır medeniyette ilerlediklerini, asırlar sonraki hedeflerini nasıl elde ettiklerini bize göstermektedir.
Amerikalılar'ın Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk eğitim faaliyetleri için hedef alınan kitle ' Cyrus Hamlin'in '' Doğunun Anglo-Saxsonları '' dediği Ermeni Cemaati hedef alınarak gerçekleştirilmiştir. Ancak Gregoryen ve Katolik Ermeni Kiliseleri buna karşı çıkmış, onların propagandalarından cemaatlerini uzak tutmaya çalışmışlardır. Hatıralarından geniş ölçüde yararlandığımız Dr.George White bunu Ermeni hiyerarşisi ile bir çatışma olarak yorumlamış, Protestan Kiliselerinin kurulmasını mantıki görmüştür.
Dwight ise, bu konuyu Ermeni sarraf-ruhban sınıfı ile esnaf-tüccar sınıfı arasındaki bir çatışma olarak nitelemiştir .
15 Ocak 1820'de İmparatorluk topraklarına ayak basan Pinky Fisk ve Levi Parsons faaliyet alanlarını tespite gelmiş, Eli Smith ve Harison Gray Ofis Dwigt Doğu Anadolu'da tetkik seyahatleri yapmıştır. 1823'de Wiliam Goodell ve William G.Schauffler, Isac Bird İstanbul'a gelen ilk misyonerlerdir.
Eli Smith'in yorumlarından, Müslümanları protestanlaştırmanın imkansız olduğu, Hıristiyan Cemaatler üzerinde çalışmanın gerekliliği ve onlar arasında da Ermenilerin hedef kitle olarak seçilmesinin uygunluğu üzerinde durmuştur.
Eli Smith- H.G.O.Dwight'ın daha sonra yazdığı Armenia, Research of Revue adlı eserinde : .. ancak hristiyanlar arasında çalışmak suretiyle, düşman topraklarının ta kalbine kolayca girme imkanına kavuşabiliriz'' diyerek asıl niyetini açıkça ortaya koymuştur . Tarihe bakarak bizim bunları bilmemiz gerekir. Haçlı zihniyetinin eğitim kılıfı altında bir çıkarması gibi¦
Fisk ve Pearsons Suriye ve Filistin misyonunu kurmuş, merkez olarak Beyrut kullanılmış, 1824'de ilk okul açılmıştır. William Goodell de burada hizmet etmiş, 1831'de İstanbul'a gelerek Anadolu da teşkilatlanmaları için 40 yıl çalışmıştır.
1810 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin tüm dünyada ekonomik, siyasi ve kültürel etkisini ve yayılmasını genişletmek için Boston'da kurulan American Board of Commissioners for Foreign Misions , 1819'da Osmanlı topraklarını gündeme alır ve İzmir'e ilk misyonerlerini gönderir. 1829'da Ermenilere yönelik bir misyon kurulması kararını almış, Smith ve Dwight'ın 1830'daki incelemeleriyle karar kesinleşmiştir. Ayrıca 1830 yılında Türk-Amerikan Dostluk ve Ticaret Andlaşması neticesinde merkez İstanbul'a Beyrut'tan taşınır.
Kitap konusunda da 1822'de İngilizler'in himayelerinde Malta'da kurulan matbaa, 1826 yılına kadar 8 milyon sayfa basmış, 1833'de İzmir'e taşınan matbaa 1833-1853 yılları arasında 20 milyon sayfa basmıştır.
Ermenice, Rumca, Ermeni harfli Türkçe, İbranice İnciller, The Friend of Youth, Yararlı Bilgiler Dergisi, Ermenice Avedaper, Rumca Angeliophoros, Bulgarca Zornitza, Arapça Nesra, Kukab el Sabah, Muktatif, İngilizce Harpoot News, Station Notes, North American Review, Journal of Arts and Science, Anal of Educations gibi dergiler de basılmıştır.
1830'da ağırlık Suriye'den İstanbul'a kaymış, William Goodell Rumlar için Lanchaster tipi okullar açmış, 1832'de 28 öğrenci ile kız okulu açılmış, Fener Patrikhanesini baskısı ile Bab-ı Ali okulu kapatmışsa da 1834'de Beyoğlu'nda yeniden faaliyete geçmiştir. Aynı sene Trabzon, İzmir, Bursa'da misyonerler okullar açmışlardır. Antep 1848, Musul 1850, Arapkir 1853, Tokat - Kayseri 1854, Maraş, Halep, Sivas, Harput 1855, Urfa, Antakya, İzmit 1856, Diyarbakır 1857, Mardin-Bitlis-Edirne 1858, Adana 'da 1863'te birer istasyon kurdular. 1876'da Wheeler tarafından Harput'ta Euphrates ( Fırat) Koleji kuruldu .
1 Aralık 1833 tarihinde bu alanda çalışmaya giren Jhonson ve Schnedier'e Amerika'da aşağıdaki talimat verilmiştir:
'' Bir fetih savaşına girmiş askerler olduğunuzu unutmayınız. Bu mukaddes ve vaad edilmiş topraklar silâhsız bir Haçlı Seferi ile geri alınacaktır '' Açık ve kesin bu cümlenin yorumu siz değerli okuyuculara bırakıyorum.
Osmanlı İmparatorluğunda 1845 yılında bilinen misyoner sayısı 22, yerli çalışanı 12, Okul sayısı 7, Talebe sayısı 135 iken 1913'de Misyoner sayısı 209, Yerli çalışanı 1299, 163 kilise, 15.348 üye, 450 okul, 25.922 öğrenci sayısına yükselmektedir
1840 yılında İstanbul'a gelen Cyrus Hamlin İstanbul'da Bebek'te tarihi okulu açtı . Okulun gayesi gençleri vaiz, haber verici rehber, gezgin rahipler ve eğiticiler olarak yetiştirilip, kendi insanları arasında faaliyet göstermelerini sağlamaktı . Dr.Cyrus Hamlin okulun müdürüdür. Cyrus Hamlin bizzat kendisi tarafından Sarayda elektrikli telgraf kurup çalıştırdığı George E.White tarafından belirtilmektedir .
1842'de American Oriental Society Derneği kurulur ve Amerika'nın Doğu araştırmaları konusunda Avrupa sömürgecilerinin izlerini takip edeceği Dernek Başkanı Pickering'in 1843'de Derneğin ilk toplantısının açış konuşmasında açıkca belirtilir .
Derneğin gayesi; Asya dillerinin öğretilmesini hızlandırmak, Afrika, Polonezya ve Doğu'yu ilgilendiren tüm alanlarda gösterilen faaliyetleri canlandırmak, Amerikan vatanında Doğu araştırmalarına karşı bir ilgi uyandırmak, metinler, çeviriler ve haberler yayınlamak, bir kütüphane ve çalışma lokali kurmaktı. Bu çalışmaların en önemli kısmı Asya'ya özellikle Sanskırit ve Sami dillerindeki etütlere ayrılmıştı
XIX.ve XX. Yüzyılda Yakın-Doğu'da faaliyet gösteren efsanevi Amerikan misyonerleri dahi görevlerinin kendilerine Tanrı'dan ziyade '' kendi '' tanrıları, kendi kültürleri kendi kaderleri tarafından verildiğine inanıyorlardı. Basımhane, okul, üniversite ve hastahane şeklindeki ilk Amerikan misyoner kuruluşları tabiatı ile bölgenin yararına olduklarını iddia ediyorlar, fakat aslında özel emperyal karakter taşıyorlardı. Birleşik Amerika Hükümetleri tarafından desteklenen bu kuruluşlarla, Doğu'da kendilerinden önce gelen İngiliz ve Fransız örgütleri arasında bir fark yoktu .
Eylül 1863'de Cyrus Hamlin'in Bebek'te açtığı Robert Koleji ve daha sonra Amerikan Kız Koleji ile bir atak yapmış, Robert Koleji Anadolu'da açılan diğer kolejlere de kaynak görevini üstlenmiştir. Fransız Rochild ailesine mensup, New Yorklu tüccar Christopher Rinlerdetr Robert, ölene kadar koleje destek olmuş, 1878'de servetinin beşte biri olan 400.000 doları miras bırakmış, bu para ile Ahmet Vefik Paşa tarafından Rumeli Hisarı'ndaki o meşhur arazi Sultan Bayezid-ı Veli vakfı'ndan yıllık 300 kuruş çift icarla kiralanmış, inşaat izni 8 yıl sonra Amiral Farrgut'un ziyareti sonunda alınabilmiş, ve yurdumuzun üst düzey bir çok siyaset ve ticaret erbabı kültür yuvasında yetişmiştir.
1863 yılında açılan Robert Koleji ile Anadolu , Doğu Anadolu, Güney-Doğu Anadolu ve Beyrut'da bulunan Amerikan Kolejlerinin hiçbirinin Maarif Vekâletinden eğitim-öğretim yapacaklarına dair resmi müsaadesi yoktu. Ancak öğretim bütün hızıyla da devam ediyordu. 20 yıl sonra, Merzifon'daki Anadolu Kolejinde bulunan Ermeni öğretim üyelerinin isyan hareketine katılmaları münasebetiyle söz konusu Merzifon Anatolian Koleji kapatılmış, Amerikan Elçisinin gayretleriyle Meclis-i Ali'de konu görüşülerek, yasalarımıza uyulmak kaydıyle Padişah iradesi çıkmıştır. Bugün Boğaziçi Üniversitesi olan Robert Kolej, Merzifon Anadolu Koleji, Elazıg-Harput Koleji ve Beyrut Koleji'nin faaliyetini sürdürmesi için ayrı ayrı tarihlerdeki gerekli fermanlar bir dosyada birleştirlmiş olup aşağıda okuyucuların hizmetine Osmanlıcadan aynen çevrilerek sunulmuştur.
Amerikan Mekteplerine Dâir Tevârih-i Muhtelif ile Tasdir Buyrulan Evamir-i Âliye
Derse'adetim Zabtiye Müşiri olup Birinci Rütbe Mecidi nişân-ı zişânını hâiz ve hâmil olan Vezirim Hüsnü Paşa (dâme) iclâliye ve ve Galata Kadısı zidet fezâiluhuya hüküm;
Amerikalu Hâmlin tarafından Rumelihisârında mübâya'a olunmuş olan arsaya bir bâb mektep bina ve inşâsı hususuna müsâ'ade-i seniyyem erzân kılınması Amerika Sefâreti cânibinden istid'a olunmuş ve keyfiyet taraf-ı eşref-i Pâdişâhânem arz ile lede'l-istizân ol vechile icrâsı hususuna emir ve irâde-i seniyye-i mülûkânem müte'allık ve şeref-sudur olmuş ve arsa-i mezkûre Sultan Bâyezid-i Veli tâbe serâhu Evkâf-ı Şerifesi dâhilinde olduğu halde Ermeni Milletinden Serpohi binti Manil uhdesinde olup arsa-i mezkûreyi bedel-i ma'lûme ile Amerika teba'asından mumâ ileyh Hâmlin'e mektep inşa olunmak üzere tekr ve keff-i yed eylemiş olduğundan mezkûr arsa bazı emsâline tatbikan senevi üçyüz guruş bedel ile mukata'aya rabt kılınarak mumâ ileyh yedine Evkâf-ı Hümâyunum cânibinden ilmühaber verilmiş ve lede'l-keşf mekteb-i mezkûrun üç kat nim kârgir olarak tûlen ve arzen kırk ikişer zırâ' murabba'u'ş-şekl ve kadden dahi yirmi arşun olmak üzere binâ ve inşâ olunacağı Ebniye Dâiresinden bâ-müzekkere beyân ve inbâ ve ol bâbda tersim kılınan harita dahi takdim ve isrâ olunmuş olmağın mucebince ruhsatı hâvi Divân-ı Hümâyunumdan işbu emr-i celili'l-kadrim isdâr ve i'tâ olundu.
Siz ki; Müşir-i müşâr ve Mevânâ-yı mumâ-ileyhimsiz. Keyfiyet ma'lumunuz oldukda ber-minvâl-i muharrer tûl ve arz ve kaddi zırâ'larını tecâvüz etmemek üzere mekteb-i mezkûrun ol vechile binâ ve inşâsına müdâhale ve mümâma'at olunmaması ve bundan dolayı kimesneye bir akçe ve bir habbe aldırılmaması hususlarına dikkat eyleyesiz. Fi- 21 Receb 1286 H.. / 27.10.1869 M.
MERZİFON ANADOLU KOLEJİ :
E'âzim-i ricâl-i Devlet-i Aliyyemden Sivas Vilâyeti Vâlisi olup Birinci Rütbeden Mecidi İkinci rütbe Osmâni nişân-ı zişânlarını hâiz ve hâmil olan Halil Bey dâme uluvvuhu ve mirimirân-ı kirâmdan Amasya Sancağı Mutasarrıfı ve İkinci rütbe Mecidi ve Dördüncü Osmâni nişân-ı zişânlarını hâiz ve hâmili Bekir Sıdkı Paşa dâme ikbâluhuya hüküm;
Merzifon Kasabasında evvelce te'sis edilmiş olan Amerika Mektebinin ruhsat-ı resmiyeye rabtile ol bâbda emr-i âlişânım isdârı Derse'âdetim Amerika Sefâretinden iltimâs olunmasına mebni keyfiyet Meclis-i Mahsus-ı Vükelâ-yı fihâmide bi't-tezekkür işbu iltimâs Me'ârif Nizâmnâmesi ahkâmına mutâba'at demek olduğundan ber-muceb-i iltimâs ruhsatı mutazammın emr-i âlişânımın isdârı tensib olunarak bâ-mazbata taraf-ı eşref-i mülûkâneme arz ile lede'l-istizân sâlifü'z-zikr mektebde hilâf-ı sadâkat ve ubûdiyet tedrisât vuku' bulmamak ve Hükûmet-i Seniyyeme karşu bir gûna uygunsuz ahvâl zuhur etmemek ve böyle bir şey görüldüğü halde emr-i âlişânım ahkâmı ke-enlem-yekün hükmünde tutulmak üzere ifâ-yı muktezası hususuna irâde-i seniyye-i şehriyârânem müte'allık ve şeref-sudur olmağın;
Siz ki; Vâli-yi müşâr ve Mutasarrıf-ı mumâ-ileyhimsiz. Mantuk-ı emr ü fermân-ı hümâyunumun tamâmen icrâsına i'tinâ dikkat eylemenizi mübeyyin Divân-ı Hümâyunumdan işbu emr-i celili'l-kadrim isdâr ve i'tâ olundu. . Fi- 9 Zilkade 1312 H.. / 4.05.1895 M.
ELAZIG- HARPUT KOLEJİ
E'âzim-i ricâl-i Devlet-i Aliyyemden Ma'muretü'l-Aziz Vilâyeti Vâlisi olup İkinci rütbe Osmâni ve üçüncü rütbeden Mecidi nişân-ı zişânlarının hâiz ve hâmili olan Hasan Bey dâme uluvvuhuya ve Ma'muretü'l-Aziz Kazası nâib ve müftüsü zide ilmühumaya ve a'zâ-yı meclis zide mecdhimi hüküm;
Ma'muretü'l-Aziz Vilâyetinde Mezra'a nâm mahalde müteveffa Etmekçibaşı Kozma'dan kızına intikal edüp muahheren Amerika Râhipleri ma'rifetiyle iştira edilen arsa üzerine inşa olunarak muahheren yerli Protostanların cem'atına intikal eylemiş olan mektebin inşâsı bilâ-istizân mahallince verilen ruhsata mebni olduğu âhiren tebeyyün eylediği cihetle küşâdı hususuna musâ'ade-i seniyyem erzân kılınması ol bâbda vuku'bulan istid'a üzerine Şurâ-yı Devlet-i Dâhiliye Dâiresinde ve Meclis-i Mahsus-ı Vükelâ-yı fihâmide bi't-tezekkür tensib ve tasvib olunmuş ve keyfiyet taraf-ı eşref-i Padişâhâneme arz ile lede'l-istizân ol vechile icrâ-yı iktizâsı hususuna emir ve irâde-i seniyye-i mülûkânem müte'allık ve şeref-sudur olmuş olmağın muktezâ-yı münifi üzre ruhsatı hâvi Divân-ı Hümâyunumdan işbu emr-i celili'l-kadrim isdâr ve i'tâ olundu.
Siz ki; Vâli-yi müşâr ve nâib ve müftü ve sâir-i mumâ-ileyhimsiz. Keyfiyet ma'lumunuz oldukda ber-minvâl-i muharrer mekteb-i mezkurun küşâdına irâe-i ruhsat eylesiz. Fi 14 Şaban 1301.H./ 08.06.1884
BEYRUT KOLEJİ :
Suriye Vilâyeti Vâlisi olup Birinci Rütbeden Mecidi nişân-ı zişânı hâiz ve hâmil olan Vezirim Râşid Paşa dâme iclâluhuya ve Rumeli Beylerbeyliği pâyelülerinden Beyrut Sancağı Mutasarrıfı Kâmil Paşa dâmet meâbiduhuya ve Beyrut nâib ve müftüsü zide ilmühumaya ve a'zâ-yı meclis zide mecdihime hüküm;
Amerikalıların Beyrut'ta kâin bir bâb kiliselerinin tevsi'i hususuna müsâ'ade-i seniyyem erzân kılınması mukaddemâ cânib-i sefâretden v uku' bulan istid'â keyfiyet lede'l-isti'lâm; mezbur kilise nefs-i Beyrut'da Zokak el-Bevâz Mahallesinde olarak derdest-i inşâ idüğiu ve henüz kilise heyetine geçmediği ve bu ebniyenin cümlesinden olan mekteb dahi ikiyüz ellisekiz senesinde yapılup Amerikaluların orada icrâ-yı âyin etmekde bulundukları cihetle icrâ-yı icâbı bâ-mazbata ve tahrirât inhâ ve ol bâbda tersim olunan bir kıt'a harita dahi takdim ve isrâ kılınmış ve memâlik-i mahrusa-i Şâhânemde bulunanedyân ve mezâhib ashâbının her cihetle asâyiş-i kâmileye mazhar olmaları şi'âr-ı fütüvvet ve ma'delet iktizâsından bulunmuş olmakdan nâşi zikr olunan kilisenin ikmâl ve inşâsı hususuna musâ'ade-i seniyye-i mülûkânem erzân kılınarak emr-i hümâlun-ı şâhânem sunuh ve sudûr eylemiş olmağın muktezâ-yı münifi üzre ruhsatı hâvi Divân-ı Hümâyunumdan işbu emr-i celili'l-kadrim isdâr ve i'tâ olundu.
Siz ki; Vâli ve Mutasarrıf-ı müşâr ve nâib ve müftü ve sâir-i mumâ-ileyhimsiz. Zikrolunan kilisenin ber-minvâl-ı muharrer itmam ve inşâsında kimesneye mazarrat-ı sahihası ve mahallince bir gûna mahzuru olmadığı ve harıtasına muvafık surette yapılup ândan hâriç bir şey yapılmadığı halde hiçbir tarafdan müdâhale ve mümâma'at olunmaması ve bundan dolayı kimesneye bir akçe ve bir habbe aldırılmaması hususlarına dikkat ve hilâfından be-gâyet tehâşi ve mücânebet eyleyesiz. Fi- 9 Receb 1284 H. / 17.11.1866 Cumartesi.
Kayıtlarına mutabıktır. Mühür: (Divân-ı Hümâyun Kalemi)
BÂB-I ÂLİ DÂİRE-İ SADÂRET
Âmadi-i Divân-ı Hümâyun
1096
Memâlik-i şâhânede te'sis olunmuş olan Amerika mekâtibi hakkında hâk-i pây-ı âliye takdim kılınacağı Encümen-i Mahsus-u Vükelâdan bâ-mazbata arz olunan ve Divân-ı Hümâyun Kaleminden ihrâç ettirilen ferâmin-i âliye suretleri ve ruhsatnâmeye merbut mekâtibin mevâki'i ve ruhsat-nâme tarihlerini mübeyyin Ma'ârif Nezâret-i Celilesinden tanzim olunan hulasa arz ve takdim kılınmış ve fermân-ı âlilerin müstenid olduğu dört kıt'a irâde-i seniyye-i Hazreti hilâfet-penâhi berâber bulunmuşdur Efendim. 13 Cemâziye'l-evvel 322 / 14 Temmuz 320/ 27.07.1904 M.
Sadrazam
Carene ve William Yale tarafından 1919'da yazılan An Analysis of The Syrian-Palestine Situatin in 1919 adlı eserde '' ¦ kesinlikle inanıyorum ki, Robert Kolej Türkiye'deki Doğu Meselesi'nin daha uygun çözüme kavuşmasında, tüm Avrupalı kuvvetlerin elçilerinden daha fazla rol oynamıştır.'' ifadesinin günümüzdeki yorumunu sizlerin takdirlerine bırakıyorum.
Diğer taraftan Newyork Eğitim Müfettişi Dr. F.P.Graves, Young İslam on Trek, Basil Mathews, Newyork, Friendship, Pres 1926'da yazdığı eserde:
'' Eğer Yakın-Doğu bugünkü düzensizlik karmaşadan problemlerini çözerek çıkarsa, bu kendi insanları sayesinde olacaktır. Bu uyanışın liderleri Robert Kolej, Beyrut Amerikan Üniversitesi, İstanbul Kız Koleji gibi okullardan gelen gençler olacaktır '' demektedir. Nasıl, bu sözler acaba günümüze de uygulanabilir mi ?
David Brewer Eddy Osmanlı İdaresindeki kolejlerden bahsederken: '' Biz orada gelecek neslin liderlerini eğitiyoruz '' cümlesi dikkate şayandır. Hedeflerini açıkça ortaya koymaktadırlar¦
C.H.Wheeler, 1844'den sonra Orta Doğuda yaptığı araştırma neticesinde Ermeni cemaatine ağırlık verilmesini istiyor ve '' Araplar arasında ciddi bir çalışma yapılmamıştı. Kürtler arasında yapılan faaliyetler, sadece onların entelektüel alakasını uyandırabilmiş, ve Kızılbaş topluluklarının entelektüel yönden hareketlenmesine sebep olmuştu . ''. C.H.Wheeler devamla '' Türkleri'in önyargılarının kırılması, Hıristiyanlık hakkında bilgilendirilmeleri ve eski fanatizmin yumuşaması, hoşgörü kazanılması ile neticelenmiştir '' demektedir.
Goodell ve Dwiht, 23.06. 1832 tarihli bir mektupta : '' Sorun Ermenilerin iyiliği için mümkün olan en yararlı işi hangi yoldan yapabileceğimizdir¦ onlarla ilgili olarak ise, doğru uçtan başlamak için ilkokullar açmalıyız. Bir çocuğun kafasında bir yetişkinden çok daha kolay iz bırakılabilir ¦'' diyerek hedeflerinin 12'den vurmak olduğunu sarahaten belirtmektedirler.
1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nda :
Fransızların 127
İngiltere'nin 60
Almanya'nın 22
İtalya'nın 22
Avusturya'nın 11
Rusya'nın 7
Amerika Birleşik Devletlerinin 131 okulu vardı.
1821-1903 Yılları arsında kurulan Amerikan okulları :
İstanbul Amerikan Koleji, Amerikan Kız Koleji,
Merzifon Anatolian College
İzmir International College
Harput Euphrates Colege,
Van American College
Maraş Central Turkey College
Tarsus St.Paul College-Enstituon

1845-1913 Yıllarında Osmanlı Topraklarındaki Misyoner Faaliyetleri

Yıllar Misyoner
Sayısı Yerli
çalışan Kilise
Adedi Üye
Adedi Okul
Sayı Öğrenci
Sayı
1845 34 12 - - 7 135
1850 38 25 7 237 7 112
1855 58 77 23 584 38 363
1860 92 156 40 1277 71 2.742
1865 89 204 49 2.004 114 4.160
1870 116 364 69 2.553 205 5.489
1875 137 460 77 3.759 244 8.253
1880 146 548 97 6.626 331 13.095
1885 156 768 105 8259 390 13.791
1890 177 791 117 11.709 464 16.900
1895 176 878 125 12.787 423 20.496
1900 162 929 127 13.379 438 22.545
1905 187 1.057 132 16.009 465 22.868
1913 209 1.299 163 15.348 450 25.922


American Board of Commissioners for Foreign Misions'un
1819-1914 Yıllarında
Osmanlı İmparatorluğu'ndaki harcamaları

Yıllar Harcanan ABD Doları
1819-1824 12.479
1825-1834 128.966
1835-1844 554.584
1845-1854 776.773
1855-1864 1.484.963
1865-1874 1.830.848
1875-1884 1.817.065
1885-1894 2.187.939
1895-1904 1.917.824
1905-1914 2.634.344
XIX. Yüzyılda Merzifon ilçesinde 88 okulda, 1680 öğrenci eğitim görmekte, bunların 1260'ı erkek, 420'si kızdır .
MERZİFON TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ
Orta Karadeniz'in bölgesinin Batı ucunda kalan Merzifon, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başkenti Ankara'ya 320 km. mesafede, Amasya iline 50 km, Samsun iline 100 km. mesafedeki Merzifon ovasının kuzey sırtlarına kurulan şehir, Hitit döneminden beri tarih sahnesinde olup, Hititlerin Başkenti Çorum-Hattusas'a komşudur. Hititlerden kalma höyükler de bulunmaktadır. Roma İmparatoru Augustus zamanında şehir imar görmüştür. Phzamon-Neopolis adıyla anılmıştır.
Zaman içinde Pontus Devleti'nin bir sınır kenti olmuş ve o dönemde Marsivan adıyla anılmıştır. Bizans hakimiyetinden sonra Danişmend Gazi'nin komutanlarından İltekin Gazi tarafından feth edilerek Türk topraklarına katılmıştır. Bu dönemde bir çok eski eser Merzifon'da inşa edilmiştir.
Bi-Sa'dir-Rumi şöhretiyle ünlü Sa'adeddin Muhammedü'l-Merzifoni 'nin 793 Rebiül-ahir /Mart 1391 de Hulâsatü'l-Fetavi Kitabının zahriyesinde '' Fe-kad-kâbele hazihi'n-nushate'ş-Şerifete'l-fakir ilâ-rAhmedi'r-Rahmân Da'd bin Halil bin Süleyman er-Rumi el-Mevsum Medinetu bi-Merzabân '' adıyla kaydetmiştir .
Anadolu Mogol hakimiyeti altında iken Mengü Kaan tarafından Eyâlet-i Rumiye Nazırı Ilıcak Noyan, yaz mevsiminde Amasya'nın sıcağından kaçıp, Merzifon'a gelerek Ilıcak Nahiyesi ( Alıcık- Saraycık olmuştur ) adıyla meşhur, Eski Çorum yolundan Merzifon'a girerken 20.Km. de bir çiftlik yapmış ve buradan Anadolu'yu idare etmiştir. Kethüdâsı Zugay ise çok katı yürekli olup, şimdiki askeri ve sivil Hava Alanı olan bölgede Zugay Alanı adıyla ( Zuğu Köyü) bir çiftlik kurmuştur .
1246-1262 yılları arasında aralıklarla tahta çıkan Anadolu Selçuklu Sultanı II. İzzedddin Keykâvus neslinden gelen Kubad-oğulları Samsun-Kavak-Lâdik yörelerinde hüküm sürüyorlardı. Kubadoğulları Beyliği 1318 yılları civarında İlhanlı Valisi olarak görev yapan Keykâvus'un torunu Taceddin Altunbaş Gazi Çelebi tarafından kurulmuştu. Taceddin Altunbaş'ın (1340-1350 ? yılları arası) ölümünden sonra oğlu Keykubat Samsun-Kavak-Lâdik yöresinde otoritesini tesis ederken Lalası Emir oğlu Taşan, Merzifon, Havza, Gedegara ( Vezirköprü)'yı kapsayan bir beylik kurar . Taşanoğulları sülâlesi de buradan gelmektedir.
Taceddinoğulları Eratne Devletine muhalifti. Aynı sebeplerle Kadı Burhaneddin ve Trabzon Rum Devleti sınırlarını korumak maksadıyle, III.Aleksios'un ( 1349-1390) kızı Eudokia'nın evliliği yoluyla ittifak kurdular . Taceddinoğulları 1380 yıllarında Kadı Burhaneddin'i tanımak ve ittifak yapmak zorunluluğunu hissetmiştir.
1384 yılı bahar sonlarında Candaroğlu Kötürüm Bayezid tarafından Merzifon yağmalandı, elde edilen eşya; Kadı Burhaneddin elçileri önünde Amasya Emiri Ahmed'e hemen iade edilerek , Candaroğlu Kötürüm Bayezid'ın ikili oynadığı ortaya çıktı. Aynı kış Kadı Burhaneddin Merzifon-Amasya Bölgesinde konakladı ve Emir Ahmed'de Amasya Kalesine çekilerek Kadı Burhaneddinle çatışmasını sürdürdü. 1393 ilkbaharında Tatar ve Mogol Beyleri kadı Burhaneddin'e gelerek Osmanlı Ülkesini istilâ konusunu görüştüler, Emirler karşı çıktı. Osmanlılar Amasya'yı ele geçirmişler ve stratejik nokta olduğundan Osmanlılar tam yerleşmeden öncelikle Amasya'nın ele geçirilmesini Kadı Burhaneddin talep etmiş ve Merzifon'a gelerek karargahını kurmuştur. Zaman zaman Amasya'ya akınlar yapmış ve Osmanlı Ordusuna zayiat verdirmiştir. Taceddinoğulları bu durumdan kuşkulanarak I. Bayezıd'ı Kadı Burhaneddin'e karşı harekete geçirmek için tahriklere başladı ve Osmanlı Padişah'ı Yıldırım Bayezıt büyük bir ordu ile Merzifon'a geldi, kaynaklar burada susmakta ve savaştan bahsetmemektedirler. Her halde Kadı Burhaneddin Turhala kaçar . Merzifon bundan sonra tamamen Osmanlı topraklarına katılır.
Konuyu daha iyi anlamak, araştırmak için, % 90'ı müslüman bir şehir olan Merzifon'daki Türk-İslâm eserlerine kısaca göz atmanın yerinde olacağı kanaatindeyim. İleriki sayfalarda göreceğimiz misyonerlik faaliyetlerinde, Protestanlık tohumu atılan ve filizlenme çalışmaları yapılan bu şehirde, esas nüfusun müslümanlardan teşekkül ettiği, alevi nüfusun varlığı ile kürt grupları üzerinde oynanan, Kafkasya'dan zorunlu göç edip gelen Osmanlı Hükümeti tarafından gelen göçmenlere Hazine ve Vakıf arazileri dağıtılan Gürcü ve Çerkezler ile Grogeryen mezhebine bağlı hıristiyan Türkler üzerinde para, iş ve asıl önemlisi eğitim, Amerika'ya gitme vaadleriyle kandırılmaya çalışılan, çetecilikle korkutulan bir toplumun manevi seyri ardından, Büyük Ermenistan hayâli izlenecektir. Bu bakımdan şehrin islami eserleri, esas halkın durumunu yansıtması açısından önem kazanmaktadır.
Anadolu Selçukluları zamanında Moğol Döneminin ünlü Veziri Muiniddin Pervane Süleyman 1266 yılında Merzifon Ulu Camisi ve külliyesini inşa ettirmiştir . Anadolu Selçuklu Dönemi ahşap sütunlu camilerden zannettiğimiz Ulu Cami, Çelebi Mehmed Döneminde yenilenmiş, 1902 yılında ise yanmıştır. Eski Hamam adıyla bilinen Ulu Camiin hemen güneyinde yer alan hamam da Pervana külliyesinin bir parçası ve Selçuklu eseridir.
Halil Edhem ( Eldem )'in Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası'nın 43. sayısının 42-43. sayfasında '' Merzifon'da Pervane Muiniddin Süleyman Namına Bir Kitâbe '' konulu, ekseriyetle Muiniddin Pervâne Süleyman hakkındaki kısa makalesinde 663 H. / 1264-65 M. tarihlerinde Muiniddin Pervane Süleyman'ın bir cami yaptırdığı bilinmektedir. Ancak 1904 ( elimize geçen belgeye göre 1902 olması gerekli) yıllarında yanması ve mermer kitâbenin de yanmadan dolayı kireçlenerek parçalara ayrılması sonucu zor okunduğu Halil Edhem Bey tarafından ifade edilerek beş satırlık Arapça kitâbenin metnini vermiştir. Kitâbenin Türkçesi şöyledir :
1.Bu mübârek camiin yapımı Büyük Sultan Şahınşah günlerinde emrolunmuştur.
2.Burhan'ül Emir'ül mü'minin Keyhüsrev oğlu dünya ve dinin temeli Büyük Şah Ebül Feth Kılıç Arslan,
3.Âlemdeki emir ve vezirlerin padişahı, Nizâm-ı Mülk¦ ( el memâlik ) sultanı, iftihar edilen Noyan,
4.Devlet ve dinin yardımcısı, İslâm ve Müslümanların eğiticisi ¦ özel ve karayı kolaylaştıran¦ vefayı,
5.Ali oğlu Süleyman , Allah yardımcılarını güçlendirsin ve iki dünyada da onu arzu ve emellerine kavuştursun. Sene 663 H. / 1264-65 M.
Nisan 1917 Tarihinde yayınlanan makalesinde Halil Edhem Bey, caminin yeri ve mimarisi hakkında bilgi vermemekte, yangından kurtarılan iki kanat kapısı ile minberinin Çelebi Sultan Mehmed Han adına oğlu II. Murad tarafından yaptırılan Medreseönü Camii'ne götürüldüğünü belirtmektedir. Burada rahmetle andığımız Halil Edhem (Eldem), zannımıza göre Çelebi Sultan Mehmed Han'nın bir camisi var demektedir. Büyük bir ihtimalle Çelebi Sultan Mehmed bu camii onardı, zannediyoruz.
Halil Edhem Bey'in makaleye girişi şöyledir : '' Merzifon gerek Selçuki ve gerek Osmanlı Devrinden kalma pek çok ve mühim âsar-ı mimariye ve tarihiyyeyi muhtevidir. Bunlar meyanında, Çelebi Sultan Mehmed Han'ın bir camii dahi vardır ki, zannımıza göre 1320 senelerinde yandı. Güzel bir ağaç minberiyle iki adet kapı kanadı kurtarılarak Çelebi Mehmed'in Cami-i Cedid-i tesmiye olunan fakat oğlu Murad Han saninin inşâ-gerdesi olan camiye naklolunmuştur.'' demektedir.
Vitale Cuinet'ten naklen Ali Tuzcu, Ulu Camide spolien, uani antik kalıntılardan taşlar kullaıldığı, bazı taşların üzerinde haç işareti olduğundan , buranın kiliseden camiye çevrilmiş olabileceğini seyahatnamesinde belirtmektedir .
Rahmetli Babam İhsan Bayram'dan aldığım bilgilere göre; şehrin topografyası da dikkate alınarak, eski yer adları ile karşılaştırılıp, yaşlılar konuşturulunca, bazı gerçekler gün yüzüne çıkmaktadır.
Muiniddin Pervane Süleyman Camii; bugün Yokuşbaşı semtinde, Eski Cami Sokağının başında, Eski Hamam'ın kuzey kısmı bitişiğinde olup, bu gün dahi arsası rahatlıkla teşhis edilebilir. Merzifon Ovası'na bakan hakim platonun üzerindedir. 1902 yılında bir yangın geçirmiş olup, Selçuklu mimarisi geleneğine uygun ahşap olduğu sebebiyle tamamen yanmış, kurtarılan kapısı ve minberi Çelebi Sultan Mehmed Medreseönü Camiine monte edilmiştir. Tarihi Kapı Camiin doğu kapısı olarak bu gün de kullanılmaktadır. Sayın meslektaşım Rüstem Bozer, kapının Çelebi Sultan Mehmed dönemindeki Ulu Camiin tamir esnasındaki kapı olacağı fikrini, kapının motiflerini dikkate alarak savunmaktadır.
Merzifon Ulu Camii, yani Pervane Camii, yeniden inşa edilmek üzere 1906 yıllarında Merzifon- Bulak Köyü'nden ( Bulak Kalesi vardır) 60x40x40 cm. ebatlarında kesme taşlar, Evkaf İdaresi tarafından getirilerek yol kenarına istiflenmiş, iki kireç kuyusu açılarak gerekli hazırlıklar başlanmış, ancak, 1910 yılında, ülkedeki ekonomik kriz, sebebiyle kesme taşlar ve kireç halka satılmıştır .

Merzifon Vakıflar Memuru Muhiddin Fetullah Efendi'nin 11 Teşrinevvel 1327 R. ( 24.10.1911 M.) tarih ve 25 numaralı yazısında :
Tahriratla arz olunduğu gibi Çelebi Sultan Mehmed Han Hazretleri Camii atikinin vaiz ve nâsıhi, Amasyalı Hacı Mustafa Efendi Merzifon Hacegânından Vehbi Efendi vakfı müşarünileyhin binakerdesi olan diğer Camii Cedidte ifa eylediği tahkikat ve müşahadettan anlaşıldığı ve tahsisat-ı senedim mumaileyhadan hangisi namına tanzim olunmasında tereddüt ve iştibah olunmağla icab-ı muktazasının beyanı hususunda müsaade buyrulması,
Emr-i ferman hazreti menlehun emrindir.
Şeklindeki yazısı bize atik ( eski ) adı verilen Caminin Ulu Cami diye adlandırdığımız Muiniddin Pervane Süleyman Camii olduğu, caminin yıkılması veya yine yanması dolayısıyla Çelebi Sultan Mehmed tarafından onarılması veya yeniden yaptırılması sonucu dolayısyla, Ulu Camiinin atik, Medrese Önü Camiinin Cedid olarak Çelebi Sultan Mehmed Vakfı tarafından yapılarak idare edildiği anlaşılmaktadır.
24Eylül 1327 R. / 08.12.1911 M. tarihli Amasya Evkaf Memurluğuna Merzifon Evkaf Memuru Muhiddin Fetullah Efendi tarafından yazılan bir yazıda ise :
İzzetli Efendim Hazretleri,
Evkâf-ı Mazbutadan Merzifon'da muhterik ( yanmış ) Çelebi Sultan Mehmed Han Hazretleri Camii atikinin vaiz ve nâsihi Amasya müderrisi kiramdan Hoca Mustafa Efendi namına vakf-ı müşarünileyhin diğer bina kerdesi olan Camii Cedidinde Merzifon hacegânından Vehbi Efendi ifa eylediği tahkikat ve müsakkadatı vakıadan anlaşılmış olmağla vazife-i mezkurenin ne suretle tevdie Mustafa ve Vehbi Efendilerden hangisi namına ifası hususunun iş'arına müsaade buyrulması,
Emr-i ferman Hazreti menlehun emrindir 24 Eylül 1327
Bu ifadeden de Ulu Camiin, yani eski-atik adı verilen caminin yanmış olduğu ve Çelebi Sultan Mehmed Han vakfına ait olduğu sarahaten anlaşılmaktadır.
14 Zilkâde 1341 H./ 29.06.1923 tarihli bir yazıda ise :
Merzifon'da yanan cami için , arsa halinde olan ve Evkâfça hibir şekilde istifade edilemeyen , Hazine-i Evkâfa gelir temini için birkaç akar ( dükkan ) veya yeniden bir cami inşa edilmek üzere bir kıt'a veya hastahane-mektep inşası hususu İdare Meclisi'nde görüşülmüş, red edilmiştir .
14 Mart 1341 R. / 14.01.1925 tarihli diğer bir yazıda ise : Yanan atik Camiin etrafına binlerce taş getirilmiş, zamanla bunların bir kısmı zayi olmuş, kalan kısmın satılması hakkındadır .
1987-88 yıllarında 80 yaşında olan ve Orta Okuldan sınıf arkadaşım Sayın Orhun Şarman'ın Babası Sayın Cahit Şarman'dan aldığım bilgilere göre; Devlet Bütçesindeki gedikleri kapatmak , geliri olmayan arazileri elden çıkarmak amacıyla 1927-28 yıllarındaki vakıf arazi satışı furyasında, 1285 m2 cami arsası, m2'si bir liradan 1295 liraya Samsun Milletvekili Dr. Asım ( Sirel ) Bey'e satılmıştır. Asım Sirel , arsayı müze ve kütüphane yapılması, ve yan kenarlarına dükkan yapılarak, kurulacak vakıf yöneticilerinin maaşlarının temini için düşünmüş, kütüphane ve müzeye görevli olarak zamanın şair ve hattatı İskender Hâki ile de anlaşmıştır. Satın alınan cami arsası, o günün rayicine göre iyi fiyatla alınmış, zamanın Belediye Başkanı Mehmet Feyzi ( Şarman ) şehir planını bu fikre uygun yaptırmıştır. Ancak Dr. Asım Sirel'in vefatı sebebiyle konu gerçekleştirilememiştir. 1946 yılında varis Ubeyde Elli, arsayı Mustafa Atak'a satmış, Mustafa Atak da söz konusu arsayı Eczacı ve Şaraphane sahibi Hasan Acar'a satmıştır. Hasan Acar da arsanın üç kenarına yapılan muhdes tek katlı dükkanlar hariç olmak üzere, arsayı Merzifon Belediyesine satmıştır. Cami yeri olan arsa halen boştur. Cami arsasının doğu kısmında, Sayın Cahit Şarman evini yaptırırken 4 m derinde, temel izleri bulunduğunu ve yangın geçirmiş olduğunu teyiden bize anlatmıştır.. Külliye olarak zannettiğimiz yapı topluluğu, ileride yapılacak kazılarda ortaya çıkabilir.
Ulu cami meselesinden tekrar konumuza dönersek; Yıldırım Bayezıd zamanında Merzifon Osmanlı Devleti'ne geçmiştir. Yıldırım Bayezıd'ın Timur'a yenilmesiyle, Amasya'da Vali olan ve Yıldırım Bayezıd'ın Devletşah Valide Sultan dan doğan oğlu Şehzâde Çelebi Sultan Mehmed küçük yaşta hükümdarlığını Amasya'da 1402 yılında ilân etmiştir .
Çelebi Sultan Mehmed Merzifon'da 1411 yılında Medreseönü adıyla bilinen Çelebi Sultan Mehmed Camii ve kuzeyinde ise Çelebi Sultan Mehmed Medresesi'ni inşa ettirmiş, bunların idamesi için de zengin vakıflar tesis etmiştir. Çelebi Sultan Mehmed, Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu sayılabilir. Çelebi Sultan Mehmed, Bursa'da da Yeşil Külliyesini yaptırmış ve Yeşil Türbe'ye de gömülmüştür.
Çelebi Mehmed'in vefatı üzerine tahta çıkan oğlu Sultan II. Murad ise,öncelikle anesinden kalan mirası, öncelikle 23 Rebiulahir 825 H./ 16.04.1422 tarihinde Annesi Devletşah Hatun adına vakıf kurarak Merzifon'da, sur dışında, Çelebi Mehmed Medresesi'nin hemen kuzeyinde, eski hükümet Konağı yerinde, bugünkü Çınar Otelinin yerinde bir zaviye yaptırmıştır . Evkâf Nezareti Vakıf Kayıt Mütercimi olan Amasya Tarihi yazarı Abdi-Zâde Hüseyin Hüsameddin ( Yasar ) aynı yerde bir cami ve imareti olduğunu da bahsetmektedir .
Ulemalardan ve salih fukaralardan vazifelileri bulunmaktadır. Vazifelileri sıralayacak olursak; mütevelli, nakip, müezzin, kandilci, bevvab, ferraş, aşcı, eşikci, ekmekçidir. O devrin ekonomisi bakımından aldıkları ücretleri sıralayacak olursak, gelirin tamir, onarım gibi ihtiyaçlardan arta kalan beşte biri mütevelliye verilir. Kalandan, günde Diyar-rum da "tekan" denen üç Osmanlı gümüş dirhemi, senede Osmanlı müd ile 10 müd buğday; imama günde iki gümüş dirhem, sekiz müd buğday; nakibe iki dirhem, mezkûr müd ile sekiz müd buğday; aşçı ve ekmekçiye günde bir dirhem ile seneyi altı müd buğday şart kılınmıştır.
Devlet Hatun Zaviye Vakfı'nın idamesi için Sultan Murad, Annesi Devlet Hatun'dan kalan miras olan, Faize Emir, Karsı ve Nasranı köyleri, Kazanlı mezrasından, bazı muayyen mezralar, Lahin mezrasının yarısı (Arguma Nahiyesinde ) Tokat şehri dışında Hasbağ vakfedilmiştir.
Zaviye ile ilgili mutfak bilgileri ise vakfiyede şöyle şart kılınmıştır. Senede 120 müd buğday, 4300 dirhem et, 200 dirhem yağ, 800 dirhem sirke sarf olunması şart olarak getirilmiştir. Ayrıca Cuma günleri birmen ( batman ) pirinç kullanılması, kandillerde yakılmak üzere günde bir dirhem sarf edilmesi vakfın şartlarındandır.
Bugün kayıp bulunan üçüncü önemli eser, Merzifon girişinde, ahşap Bağdatlı Hanı önünde bulunan; hatırladığıma göre, takribi 5 m. yüksekliğinde 3 m. eninde kesme taştan inşa edilmiş Tavuslu Çeşme ( halk arasında Horozlu Çeşme) 1955 yıllarında Tekel binası yapılırken istimlâk edilen Bağdatlı Hanı'n güney duvarında, sağ köşede bulunmaktaydı. O tarihlerde suyu devamlı akıyordu. Tekel tarafından istimlâk edilen han duvarından Belediyece taşları numaralanarak sökülmüş ve başka yere monte edilmek üzere Belediye Gazhane binası bahçesine konulmuştur. Bugün çeşmenin akıbetini bilmemekle beraber, Yar Ahmed Bin-i Hacı Mustafa tarafından 891 H./1486 M. tarihinde yapıldığı bilinmektedir.
Eski Gazhane binasının 20 m güneyinde Belediye Asfalt şantiyesi istinat duvarında, çeşme yalakları ve diğer antik islâmi spolien malzeme bulunduğu tarafımızdan tespit edilmiştir. Resimleri de Merzifon Ulu Cami konulu makalemizde 1990 yılında yayımlanmıştır. İstinat duvarının 1984-5 yıllarında yapılmış olabileceği tahmin edilmektedir. Çimento ile örülmüş bu duvar dikkatlice sökülüp incelendiğinde, Eski Tekel binası yerinde olan hanın güney-doğu köşesinde bulunan XIV. Yüzyıl Tavuslu Çeşme'nin bazı parçaları görülmrkte, diğer parçalarının da ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir... Duvardaki antik parçaların resimlerini Mart 1990 da Kültür ve Sanat Dergisi 5. sayısında Merzifon Ulu Camisi'nin yeri makalemde yayımlamıştım.
Kayıp olan bir dördüncü eser de Bozacı Camii batısında, Tuz Pazarı Hamamına bitişik Gazi Hanıdır . 1940 lı yıllarda Şeref Han Garajı olmuştur.Bir diğer Han da Taceddinoğlu Camii ( Çukur Şadırvan ) doğusunda, Kara Mustafa Paşa Külliyesi taşından yapılmış olup 1955 lerde Belediye tarafından yıktırılmıştır. Acaba Sir Robert Kerporter'in 1819'da kaldığı Çopur Han olabilir mi ?
Ayrıca Şeyhülislam Dürrizâdelerin iki medresesi Harmanlar Mahallesinde olması gerekmektedir. Çelebi Sultan Mehmed, Amasya Valiliği esnasında bir saray yaptırdığını Amasya Tarihi Yazarı rahmetli Hüseyin Hüsamettinden öğreniyoruz . Ancak saray neredeydi sorusunun cevabını, eski Doğan Sineması olarak bilinen 1913 yılında inşa edilmiş Rum Protestan kilisesinin 50-100 m. kuzey batısındaki tepe olarak düşünüyoruz. Zira tam batısı, Devlet Hatun Zaviyesinin doğu karşısı olarak gelmekte, yanında güneyi ise Çelebi Sultan Mehmed Medresesi yer almaktadır. Belki Valide Sultanla birlikte sarayın penceresinden bakarken Valide Sultanla birlikte yeri tespit etmiş olabilir ? Bu büyük bir ihtimaldir. Takriben 30 m. yükseklikte bulunan ve yar şeklinde akan toprak üzerinde kiremit- seramik parçaları çocukluğumda 1950'li yıllarda gözle görünmekteydi.
Merzifonlu Ramazan-Zâde Mehmed Bey, 1579'da Ramazaniye Medresesini, Emir Süheyl Bey, Süheyliye Medresesini yaptırmış, Süheyliye Medresesi daha sonra Zeyniye Medresesi olarak anılmıştır. 1732'de Şeyhülislâm Dürri Mehmed Efendi, 1764'de Dürrizâde Medresesini ( günümüzdeki Harmanlar Mahallesinde ? ) yaptırarak hizmete sokmuş, vakfiyesini oğlu Şeyhülislâm Mustafa Efendi gerçekleştirmiş , el-Hac Hasan Ağa ise bir cami ile ( Hacı Hasan Camii ) Şifaiye Medresesini ( yeri her halde Hacı Hasan Camii civarında olmalı ? ) yaptırmıştır .
Çeşmler konusunda Yard.Doç.Dr. Murat Çerkez ile Mustafa Kemal Şahin'in çalışmaları mevcuttur.
1743 yılındaki Osmanlı Ordusunun sefer emirleri arasında 6. Yol olarak, diğer adıylada Anadolu Sol Kol tabir edilen İstanbul, İzmit, Bolu,Tosya,Merzifon, Sivas, Malatya, Diyarbakır istikâmeti Merzifon şehrinden geçmektedir . Ayrıca Orta ve sol kolun kavşak noktasıdır Merzifon . Günümüzde bu yol Karadeniz TIR yolu olarak adlandırılmıştır.

MERZİFON'da DOĞAN ve YETİŞEN MEŞHURLAR
Merzifon'da doğup, yetişen Osmanlı döneminin meşhur bürokrasi askeri, ilim ve din adamları arasında Sadrazam Kara Mustafa Paşa , Hacı Ali Paşa, Vezirlerden Ahmed Paşa, Beylerden İbrahim Paşa, Ahmed Paşa, Abdullah Paşa, Şeyhülislâm Dürri Mehmed Efendi, Kazasker Hafız Abdurrahman Efendi, Nişancı Mehmed Bey, zamanın âlimlerinden Cemaleddin Safer“Şah, Şerefüddin Hamza, es-Şeyh Nizâmeddin Abdurrahim-i Rumi ( Zeyni ) yetişmiştir. Çelebi Sultan Mehmed Medresesinde, yani Merzifon Sultanisi adıyla anılan Medresede Mehmed-i Divani, Seydi Şemseddin Ahmed-i Kırımi, Amasyalı Rükneddin, Şeyh Abdurrahim Rumi gibi ilim adamları ders okutmuşlardır .
Şeyh Nizâmeddin Abdurrahin Rumi:
Doğduğum memleketim olan Merzifon'da, Dedem Hacıbayramoğlu Hacı Salim Bayram'ın evinin iki üstünde bulunan, ilk feyz aldığım, ailece her zaman rahmet, sevgi, hürmet ve büyük bir gururla andığımız aziz komşumuz Şeyh Abdurrahim Rumi, 800 H./ 1398 M. senelerinde doğduğu rivayet edilmektedir. Babası Sarı Danişmend lâkabı ile anılan Taşanoğlu Emir Aziz Efendi'dir . Amasya'da tahsil ederken Osmancık'ta müderrislik yapan Akşemseddinle dostluk kurar. İkisi de Sühreverdi tarikatının kurucusu Şehabedddin Sühreverdi'nin soyundan gelmesi dolayısıyla Horasanlı Zeynedddin Hafi'ye gönül koyarlar. Akşemseddin Halep'te gördüğü rüya sonucu, gönül bağının Ankara'da bulunan Hacıbayram-ı Veli'de olduğunu görünce yolunu değiştirerek Ankara'ya gelir. Nizâmeddin Rumi Mısır'a gelir. Zeyneddin Hafi'nin yanında dersler görür ve birlikte Horasan'a giderler. Herat'da da derslerine altı yıl devam ettikten sonra, yandım, piştim, elhamdülillâh dedikten sonra, aşağıda bugünkü dille anlamını göreceğiniz diplomasını alarak Merzifon'a döner. Zeyneddin Hafi:
Bir aşk kütüğünü yaktık, Diyar-ı Rum'a attık, beyti meşhurdur.
Akşemseddin ile dostluğu devam eder. Bursa ve Edirne'de, İstanbul alınınca Ayasofya'daki bazı ilmi toplantılara davet edilir. Çelebi Sultan Mehmed emriyle başlanan, ancak oğlu Sultan II. Murad tarafından tamamlanan Merzifon Çelebi Sultan Mehmed Medresesi'nde dersler verir.
Tövbe yârabbi, hata yoluna gittiklerime,
Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime beyti de Şeyh Nizâmeddin Abdurrahim Rumi'nin meşhur beyitlerindendir.
İstanbul fethini gördükten beş yıl sonra, 17 Kasım 1458 cum'a günü ebedi âleme kavuşur. Minhaccü'r Reşad'ı telif etmiştir.
Konuyu daha iyi kavramak için hocasından aldığı icâzet-nameye göz atalım :
Horasan'da Zeyneddin Hafi Hazretlerinin Nizâmeddin Abdürrahim'e vermiş olduğu İcâzet-nâmenin (Diploma) bugünkü türkçeye çevrisi kişiliği hakkında gereken fikirleri vermektedir :
Hamdü senadan sonra şunu söyleyeyim ki Evliyaların yoluna giden ve bu yoldan başkasına yüz çeviren, çalışmasında ciddi ve samimi olan, tarikata girişinde ve sonraki hallerinde aynı yolu güden, bütün davranışlarında tam ve kuvvetli bir iradeye sahip şol aziz oğul ki Emir Aziz Rümi'nin oğlu Mevlana Nizâmeddin Abdürrahim'dir. Allah onu tarikatında, istikamet üzere gitmesinde sabit kılsın Hakikat erbabının eriştiği en yüce mertebeye erişmiş olsun. Çünkü onu kısa zamanda görüp anlayan ben Hocasının en son edindiği güzel duygu budur. Bu duygu bende Mısır diyarında oturduğum vakit hasıl olmuştur. Mevlana Nizameddin kendisinde olan bütün benliklerden soyundu. Ulu Tanrıya bütün varlığı ile kendini verdi. "La ilahe illaIlah" bu çok güzel kelimenin zikrini benden öğrendi. Allah'tan başka herşeye sırtını çevirdi. Benimle beraber Horasan diyarına gitti. Bu yolculuğunda bir müridin, mürşidine karşı göstermesi gereken ve içten gelen saygının, inancın, bağlılığın ve itaatin en son derecesini gösterdi. Derviş Abad kasabasında Allah yoluna yönelmiş olan dervişlerle beraber bir kaç kere riyazete girdi. Kırk günlük çileyin doldurdu. İşte burada yüce Tanrının kendisini sevenlere ve kendisine yakın olanlara bağışladığı fütuhattan nasip aldı. Benden Şeyhlerin Şeyhi, hakikat erbabının piri, din ve millet ve hakkın aşığı Şahabeddin Sühreverdi Hazretlerinin Avarif'ül-Mearif adındaki ki-tabını okudu. Yine dinin, milletin büyüğü Muhyiddin-i Nevevi'nin topladığı Kırk Hadisi okudu. Kudüsü Şerif'te yazdığım "Vasiyetler" namındaki eserimle, Herat şehrinde telif ettiğim "Minhacül İrşat" namındaki kitabı da benden okudu.
Ne zaman ki kendi memleketine dönmek arzusunu gösterdi, ben de bu asil ve ruhani görüşlü aziz oğlumu Allah'ın kullarını Allah Yoluna doğru götüreceğini, Hazreti Peygamberin yoluna yol göstericilikte yanılmayacağını anladım. Bunun üzerine bu yola girmekte kendilerinde istek ve kabiliyet gördüğü kimselere tarikat erbabının yasalarına uymalarına ve şeriatın hükümlerine yapışmalarına, Hazreti Peygambere erişen dervişlik hırkasını giydirmesine, zikir telkinine Allah yoluna döndürmesi esbabına izin verdim. Ve "La ilahe İllallah" zikrini talime, rüyaları tabire, ehil olanların hepsine mürakabe öğretmesine izin verdim. Her ne zamanki kendisinin veyahut başkalarının olaylarından bir müşküle düştüğü vakit ben fakirin ruhaniyetine teveccüh edecektir. Bu doğru teveccühten sonra onun kalbine işlenen şu tabir ve tefekküre, murakabeye ve o işin hakikatında kendisinde hasılalan kanaata göre am el etsin. Yine benden okuduğu kitapları okutmaya, Meclisimde oturduğu müddetçe işittiği vasiyet ve emirleri benden işittiği gibi isteklilerine söylemesine icâzet verdim. Allah'ın emirlerine riayet etmesine, Peygamberin bütün işlediklerine içten dıştan tamamen uygun hareket etmesine ve ettirmesine icazet verdim. İşte bu söylediklerim tasavvufun manasıdır. İçten ve dıştan Peygamberin yoluna gidiş ve uyuş budur. Fakat serden uyuşa gelince bu Allah'tan başka hiç bir şeye iltifat etmemektir. Dünya mertebelerinden ve onun zevkinden sefasından yine ahiret menzillerinden ve onun nimetlerinden hisse almaktan yüzünü çevirip düşüncesini Allahın düşüncesine hasretmek, Allah'a fena bulmak, hatta cennete girdikten sonra bile ancak Allah'ın müşahedesiyle meşgulolmak, Allahı görmek arzusunu beslemek ve sonsuz olan bu ahret hayatında dahi Allah'a olan bilgisini artırma niyetini beslemek, sırren Allah'ın yoluna uymak demektir. Bu son saydıklarıma erişmek için insanın ömrü kafi gelmez. Ahiret ömrüne gelince burada insan ilim ve irfan yönünden bilgisini çoğaltmak artırmak imkanı vardır. Bununla beraber Allah'ın künhüne tamamiyle vukuf hasıl etmek mümkün değildir. Şu kadarı var ki bir kimse Allah'ta fani olmak makamına erişirse cenabı Allah onu daima destekler. İdraki arttıkça onu ilerletmekte lütfunu esirgemez. Allahı'n künhüne erişmek imkanı olmadığına işaret olarak şu ayeti kerimeyi zikretmek münasip olur:
- Ya Muhammed, sen bu suretle hükümleri tebliğ etki denizler mürekkep olsa AI-lah'ımın sözlerini yazmaya yetişmez, kurur, biter. İşte Hakikat erbabı için cennette husule gelecek olan sonsuz ilahi maarif budur. Yarab sen bizi onun ehlinden kıl. Ben cenabı hakkın kereminden bu yazılan şeyin en yüksek mertebesine tabi olmakta Adürrahimi muvaffak kılmasını, berzahta durdurmamasını niyaz ederim. Cenabı hak çok verici, bağışlayıcı, rahimdir. En son şunu tavsiye ederim ki ondan bir şey diliyorum, onu katiyen ihmal etmesin, o da güzel, mübarek vakitlerde hassaten beni duadan unutmasın. Bizim Şeyhlerimizi, Muhammed'in diğer ümmetlerini dahi duasında ansın. Selât-ı Selâm Hazreti fahri âleme, onun evladına ve ashabına olsun. Hamd ve şükür de ancak ve ancak alemlerin rabbi olan Allahadır. Bu icazetnameyi Allahın keremine pek muhtaç olan ve Zeyneddin Hafi adıyla çağrılan Mehmet'in oğlu Ebu Bekir yazdı. Allah onu halini ıslah etsin, son nefesinde hayırlı ha tim eler versin, amellerini güzel kılsın.
Ben bu icazetnameyi Muharrem ayının evvellerinde 832 Hicri yılında Herat şehrinde verdim. / 20 Ekim 1428.
Sonuna da şöyle bir not koymuştur üstad Zeyneddin Hafi :Eğer ben şu fakir nacizi dinlersen,
Dostluğuna güvenip sana bir şiey söyleyeceğim:Zaman gelip geçmekte, ecelse sevgililerin peşinde, Bu yarışta aklını başında tut ki, fırsat elden kaçmasın.
Şeyh Nizâmedin Abdurrahim'in Mezar taşında aşağıdaki şiir bulunmaktadır :
HÜVEL-HAYY-I LAYEMUT
Kıl ziyaret hazret-i Abdürrahim eşher'i
Ol Teberrük zade-i, şeyhi celliebhar'i
Meş'al-i nur'ü hüda bir mürşid-i kâmil idi
Maksadı feyziyle kılmaktı her yeri
Açtı talimhaneler, zaviyeler, irşâd için
Hankâh-ı ilmi irfanın faziletperveri
Hazreti Sultan Mehmet Han şeyhi eyledi
Mazhar-ı ikram-ü ihsan avatıf gûsteri
Öyle pertev saldı, afakı-ı bile d-ı Rüm'a kim
Kıldı sertaser münevver kihteriyle mühteri
Nür-ü feyyazanesinden zan ederdin şöyle kim
Maneviyat aleminde doğdu mihr-i enver'i
Kuvve-i teşri-i, ahkam-ı celil-i Ahmed'i
Eyledi tarsini din rah-ı savabın rehberi
Ehli tuğyanı fesada açtı biperva cidal
Seyf-i sarimi şeriatla misal-i Haydari
Eyledi mahvı ebatıl refi bid'at ol zaman
Kalmadı dinde mübalatsız bir serseri
Himmetiyle buldu şehrah-ı akaid intizam
Bir "gaza kıldı ki memnun eyledi peygamberi"
Rüh'u pervaz eyledi amma sarayı vahdet'e
Şehre ulvi bir şereftir merkadi feyz-avari
Ravza-i Abdürrahim'den müstefiyz ol Sâdiya
Sen ki değilmiydin Trabzon şehrinin verd-ter'i.
H: I332-M.1916
Şeyh Abdurrahim-i Rumi'nin mezarının başucundaki kitâbenin kısaltılmış bugünkü Türkçesi ise şöyle özetlenebilir :
O denizler gibi engin ünlülerin ünlüsü Teberrük-zâde
Şeyh Abdürrahim Rümi HazretIerini ziyaret et.
O nurlu ışık saçan bir mürşiddi
Maksadı her yanı aydınlatmaktı.
Onun için okullar, dergahlar açtı
Onlar ilim, irfan ve faziletin merkezi idi.
Zamanın hükümdarı Çelebi Sultan Mehmed
Ondan şevkâtini esirgemedi, ona layık olduğu değeri verdi.
Anadolu'ya öyle bir ışık saçtı ki.
O ışıktan nasibini almayan kalmadı.
Hz. Muhammed'in koyduğu yüce hükümlerle
Dinin yücelmesi için hak yolunda öncü oldu.
Ruhu birlik alemine uçtu gitti, ama mezarı memleketini
Yücelten ve şereflendiren bir ziyaretgah olarak kaldı.
Trabzonlu Şair Sadi, 1916
Şeyh Nizâmeddin Abdürrahim Rumi'nin Torunu Ayşe Hatun'un Vakfiyesi
Önce cömert, kerim, aziz hakim ve rahim olan Tanrıya şükr olsun. Dua ve selamda Allah'ın sevgili kulu Muhammed'e, onun sevdiklerine ve evladı üzerine olsun.
Bundan sonra merhum Şeyh Abdürrahim Rûml Hazretlerinin oğlu Lütfuilah Çelebi'nin kızı Ayşe Hatun bu boş dünyanın kötülük ve belalar diyarı, nimetlerinin geçici bir gölge ve hayatında hayalden ibaret olduğunu, mal ve evladın fayda vermediğini anlayarak ve temiz kalple Allah'ın huzuruna gelenler müstesna o günün büyük acısından korkarak işbu vakfın düzenlendiği ana kadar tasarrufunda bulunan bütün mülk ve haklarını iyi niyetle, Rahim olan Allah'ın rızasını kazanmak üzere Merzifon kasabasının Cami Cedit Mahallesinde kain Sultan Mehmet Han'ın (Çelebi Sultan Mehmet) vakfı olan arsa üzerindeki binasını vakfetmiştir. Vakfedilen bu evin hudutları, orada bulunan kabirlerden maada ahalice malumdur. işbu vakfedilen bina, zeminde iki ev ve bir oda ve bir sofa ve bahçe, fırın, hela ve avlu içinde bir pınardan ibarettir. Dış avluda da küçük bir ev, bir ahır, bir boşluk, bir serir, bir helâ, diğer bir pınar ve komşularla çevrilidir. Ayrıca komşularca hudutları bilinen mezkür evin karşısındaki bağı meyvalı ve meyvasız ağaçları ile birlikte yarı yarıya olmak üzere oğlu Mustafa Çelebi ile kızı Selime Hatun'a vakfetmiştir. Bunların ölümlerinden sonra oğullarının oğullarının oğullarına, nesilden nesile batından batına yarı yarıya olmak üzere intikal eder. Allah korusun bunların nesilleri tükenecek olursa bunlar, adı geçen vakıfe'nin (Ayşe Hatun'un) akrabalarına geçer. Onların da nesli tükenecek olursa Cami cedit imam ve müezzinine geçer.
Mezbure vakıfe (Ayşe Hatun) zemindeki evlerden birisiyle odayı, sofayı, bahçeyi, fırın ve hela ile avlu içindeki pınarı ve vakfedilmiş olan bağın da Mahmut oğlu Sofi Ali ile Emir Ahmet mülkine bitişik genel yol ve bu bağın ortasından geçen su yolu ile çevrili olan yarısını oğlu, Sinan Efendi oğlu Mustafa Çelebi'ye ve oğullarına ve oğullarının oğullarına, nesilden nesile vakf ve şart etmiştir. Bunlar eğer çocuksuz ölürlerse hisseleri Selime Hatun'un oğullarına geçecektir. Mezbure Vâkıfe (Ayşe Hatun), Hacının evi diye adlandırılan ev ile, oda adı verilen küçük evi, serir, hela, ahır, boşluk ve dış avludaki pınarı ve vakfedilmiş olan bağın da, mezarlık, genel yol ve zaviye (Tekke) ile bu bağın ortasından geçen su yolu ile çevrili diğer yarısını da kızı Selime Hatun (Sinan Efendi kızı)a vakf ve şart etmiştir. Kendinden sonra da oğullarına, oğullarının oğullarına, ne-silden nesile, batından batına bunların inkırazından sonra da Mustafa Çelebi'nin oğullarına ve oğullarının oğullarına geçecektir. Her iki tarafında nesilleri tükenecek olursa mezbure vâkıfenin (Ayşe Hatun) akrabalarının oğullarına nesilden nesile ve batından batına geçecektir. Bunların da soyu tükendiğinde Cami Cedid imam ve müezzinine geçecektir. imam ve müezzinden her birisi her sene birer hatim okuyarak sevabını enbiya-ı izam aleyhim-i selam Hazretlerinin ruhlarına, Evliya-i kiram ruhlarına, Vâkıfe'nin (Ayşe Hatun) ruhu ile baba ve ecdadının ruhlarına hediye edeceklerdir. Vâkıfe adı geçen vakıflara hali hazırda Sultan Mehmet Han Vakfı mütevellisinin muvafakatıyla Hacı Turan oğlu Mahmut'u mezkür şartlar dahilinde idare ve muhafaza etmek üzere mütevelli nasb ve tayin ettikten sonra bu vakıfları kendisine teslim etmiştir.
Mezbure vakıfe, adı geçen vakıfları vakf ettikten ve mezkür şartlar dahilinde bunları mezbur Mahmut'a teslim ettikten sonra yapılan vakfın imam-ı azam rahmetullah-ı aleyh mezhebine göre lazım gelmediğini delil getirerek tekrar mülkiyetini kendisine iade etmek istemiştir. Bunun üzerine mes'ele meclis-i şer'i şerife intikal etmiş ve bu fakir ilallahülgani huzurunda mütevelli vakıfeyi dava ederek vakfın diğer Hanefi İmamlarına göre lâzım geldiğini iddia etmekle mahkeme, vakfın bütün şartları ile Hanefi İmamlarından vakfın sıhhatine kail olanların re'yine göre lüzum ve sıhhatine şer'an hükm isdar ettikten sonra usulen tescilini de yapmıştır. Binaen aleyh mezkür vakıflar, yukarıda izah edilen bütün şartlar ile vakfı lazım, sabit ve mueyyet vakıflardan olmakla satılamaz, hibe edilemez, rehin olarak verilemez, miras olarak intikal edemez, temlik de yapılmaz ve hiç bir suretle tebdil de edilmez ( innallahe semiun alim)
H. Dokuz yüz kırk üç senesi Rebiül'evvel ayının ilk günlerinde cereyan etmiş ve yazılmıştır./ 27.08.1536 M.
1- Vakfiyenin baş tarafında Amasya Müftüsü Elhac Ayas, Merzifon Kadısı Mustafa ibni , Amasya Livası Kassam-ül-Askerisi Yusuf ve daha üç zatın oku-namayan meşruhatı ve mühürleri mevcuttur.
2- Vakfiyenin altındaki imzalar:
Veli ibni İlyas, Muharrem Çelebi, ibni Hoca Hasan, ibrahim Çelebi, ibni Hoca Hasan, ibrahim Bin-i Tuklu, Hamdullah ibni Bekirül Hayyat, Ahmet, ibni Zeyneddin Çelebi, ilyas (ibni Recep) Mevlana Ali Fakih, ibni Mahmut Fakih, Ahmet ibni..., Çırak Fakih, ibni Ali Fakih, Ali ibni... Ve gayrihüm minel - hazırın.
3- Vakfiyenin arka sayfasındaki Türkçe açıklama:
(Vec-i tahrir-i sicil budur ki işbu vakfiye-i şer'iyenin mefhumu ala vech-il-hasım zeylinde mestur olan şühuddan Veli bin-i ilyas ve Ali bin-i Mahmud şahadetleriyle sabit olduğu ecilden vakıfnamede mestur evin tevabii ve levahıki ile bağın mezbure Ayşe Hatun'un oğlu Mustafa Çelebi'ye ve ebnasına (oğullarına) ve kızı Selime Hatun'a ve ebnasına neslen bade neslin vech-i meşrut üzre berveçhi münasafa vakfı evlad eylediğine ve badel-inkıraz el'iyazü-billah (Allah korusun) Camii Cedit imam ve müezzinine vakf eylediğine hükmolundu.) Bu açıklamanın altında onbeş imza vardır. Bunlardan okunabilenler:
Mustafa Çelebi ibni Süleyman Çelebi Merzifon, Hacı Mehmet ibni Hacı İvaz Kasaba-i Gümüş, Hacı Kasım ibni Hacı Abdullah Merzifon, Hacı Halife ibni Yusuf Merzifon, Hacı Sinan Efendi ibni Hoca Ali Kasaba-i Gümüş, Abdullah Efendi ibni Veli Merzifon, Mehmet Çelebi ibni Abdürrahim Efendi Merzifon, Recep Çelebi ibni Muharrem Çelebi, Molla Sabahaddin ibni Muharrem Çelebi,Molla Sabahaddin ibni Yakup Fakih.
Merkez Efendi'nin Mürşidi Merzifonlu Sünbül Sinan Hazretleri
869 H./1464-65 yıllarında Merzifon'da doğan Kutbuâzam Sünbül Sinan, Kaya Beyzâde Ali Çelebi'nin oğlu olup, asıl adı Sinanneddin Yusuf'tur. Amasya'da Efdâlzâde Mevlânâ Hamidûddin ve daha sonra Mevlânâ müderris Abdi Çelebi'den dini ilimler öğrendi.
Tasavvufa meyl edip, Halvetiye Târikâtından Hâce Sultan Tekkesi Şeyhi Cemâlizâde es-Şeyh Cemâleddin Mehmed Çelebi Halife hazretlerine intisap etmiştir. 887 H. / 1482 M. Yılında şeyhi ile birlikte hacca gitmiş, 901 H./ 1495 M. Cemâlizâde Mevlânâ Alâû'd-din Ali Çelebi ile ikinci defa hacca gider, hac dönüşü Mısır'a uğrar bir sene orada kalır, tekrar hac görevini yerine getirir. Şam'da vefat eden Şeyhinin vasiyeti üzerine, Şeyhinin kızı Safiye Hatunla evlenir. Mısır'a döner. Celâleddin Abdurrahman Suyûti ve diğer ilim adamlarından ders alır. 22 yıl Mısır'da kaldıktan sonra, Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır zapt edilince İstanbul Koca Mustafa Paşa Tekkesi şeyhi olur, Koca Mustafa Paşa Camiinde tefsir ve hadis okutur, meşhur .Merkez Efendi'yi yetiştirir. 936 H./ 1529 senesinde ebediyete intikal eder.
Mecdi Mehmed Efendi Tercüme-i Şekâyık'ta şöyle der :''Sümbül Sinan denmekle meşhurdur. Gülşen-i tahkik-ü tevhide onun gibi bir kimse kopmadı ve bitmedi ve ravza-i ilm-i tasavvufta ona benzer bir kimse zûhur etmedi. Fevâtih-i imârında, ilm-i zahirde tâlip ve râgıp olup fazlı vâfir ve niyl-i mütevâfir ile meşhur-i âyân-ı insan müşârü'l bi'l benân oldu''.
Cennette azmeyledi Pir-i aziz
Eyledi butsan-ı zühtün Sünbüli me'vaya'azm.
Bu mısrada ebced hesabıyla 936 tarihi çıkmakta .
Erbab-ı muhabbet bizi Sünbül bilir amma,
Âday-ı hakikat gözünde özge Sinan'ız
Halka-yi tevhid'i farz etsek eğer bir gülistan,
Bir gül-ü sadberk'idir ol Gülşen-in Sünbül Sinan
Bir ilâhisinde şöyle diyor Sümbül Sinan :
Saray-ı vahdet olmuşken makamım
Bu kesret âlemin seyrana geldim.
Çün birdir Sünbül-i mâruf ve arif,
Edip dâva deme, irfana geldim.

KOCA MUSTÂPAŞA
Koca Mustâpaşa! Ücrâ ve fakir İstanbul !
Tâ fetihden beri mü'min, mütevekkil, yoksul,
Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
Kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü'yâda.
Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyyetimiz
Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.
Manevı çerçeve beş yüz senedir hep berrak;
Yaşıyanlar değil Allah'a gidenlerden uzak.
Bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı

Hisseden kimse hakikat sanıyor hulyâyı.
Ahiret öyle yakın seyredilen manzarada,
O kadar komşu ki dünyâya dıvar yok arada,
Geçer insan bir adım atsa birinden birine,
Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.

Serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
Bir afif aile sessizliği var evlerde;
Örtüyor fakrı asâletle çekilmiş perde.
Kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..
Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.
Kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
Çeşmeden her su içerken: "Şükür Allah'a" diyen
Yaşıyor sade maişetlerin en safında;
Rûh esen kuytu mezarlıkların etrafında.
Bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten
Yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.
Türk'ün âsûde mizâciyle Bizans'ın kederi
Karışıp mağfiret iklimi edinmiş bu yeri.

Şu fetih vak'ası, yârab! Ne büyük mu'cizedir!
Her tecellisini nakletmek uzundur bir bir;
Bir tecellisi fakat, ruhu saatlerce sarar:
Koca Mustâpaşa var, camii var, semti de var.
Elli yıl geçtiği günlerde büyük mu'cizeden,
Hak'dan ilham. ile bir gün o güzel semte giden,
Rum vezir, eski manastırda ederken secde,
Kalbi çok dolduran iman ile gelmiş vecde,
Onu, tek Tanrısının mabedi etmiş de hayal,
Vakfedip her. neye malikse, bütün mal ü menal,
Bir fetih camii yapmak dilemiş islâma.
Sebep olmuş bu eser yâd edilir bir nâma.

Dört asırdır inerek camie nûr üstüne nûr
Yerde bulmuş yaşıyanlar da, ölenıer de huzur.
Ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan,
Göze çarpar ölüm ayetleri sağdan soldan,
Sarmaşıklar, yazılar, taşlar, ağaçlar karışık;
Hâfız Osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
Bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
Belli, kabrinde, O, bir nûra sarılmış yatıyor.

Gece, şi'riyle sararken Koca Mustâpaşa'yı
Seyredenler görür Allah'a yakın dünyâyı.
Yolda tek tük görünenler çekilir evlerine;
Gece sessizliği semtin yayılır her yerine.
Bir ziyaretçi derin zevk alarak manzaradan,
Unutur semtine yollanmayı artık buradan.

Gizli bir his bana, hatif gibi, ihtar ediyor;
Çok yavaş, yalnız içimden duyulan sesle, diyor:
"Gitme! Kal! Sen bu taraf halkına dost insansın;
Onların meşrebi, iklimi ve ırkındansın.
Gece, her yerdeki efsunlu sükunundan iyi,
Avutur gamlıyı, teskin eder endişeliyi;
Ne ledünni gecedir! Ta ağaran vakte kadar,
Bir mücevher gibi Sünbül Sinan'ın ruhu yanar.
Ne saâdet ! Bu taraflarda, her ülfetten uzak,
Vatanın fâtihi cedlerle beraber yaşamak!..."

Geç vakit semtime döndüm Koca Mustâpaşa'dan
Kalbirn ayrılmadı bir an o güzel rü'yâ'dan.
Bu muammayı uzun boylu düşündüm de yine,
Dikkatim hadisenin vardı derinliklerine;
Bu geniş ülkede, binlerce latif illerde,
Nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
Mânevi varlığının resmini çizmiş havaya.
-Ki bugün karşılaşan benzetiyor rü'yâya.

Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
Budur âlemde hudutsuz ve hazin öksüzlük.
Sızlatır bazı saatler dayanılmaz bir acı,
Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
Ruh arar başka teselli her esen rüzgarda.
Ne yazık ! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda !
Yahya Kemal Beyatlı

II. Viyana'yı Kuşatan ve Türkler'in bir defa daha gelmesinden korkarak
1689'dan 1938 yılına kadar Viyana Belediyesine Gözcü Kadrosu verdiren
MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA
Mustafa Paşa -Kara- : Merzifonludur. Köprülü Mehmed Paşa'nın kapı yoldaşlarından Hasan Ağa'nın oğludur. Adı geçenin dâiresinde yetiştirilip Silahdar ve Telhisçisi oldu. Zilhicce 1068 (Eylül 1658) de Mirâhûr olup Muharrem 1070 (Eylül/Ekim 1659) da vezâretle Silistre valisi, Ramazan 1070 (Mayıs 1660) de Diyarbakır Valisi ve Receb 1072 (Şubat/Mart 1662) Kapdân-ı Derya oldu. Ramazan 1073 (Nisan 1663) de Rikâb Kaymakamı olup Ramazan 1075 (Mart/Nisan 1665) de Kapdanlıktan azledildi ve 2. defa Rikab Kaymakamı oldu. 1086 (1675) da küçük sultana namzet oldu. Şaban 1087 (Ekim 1676) de Sadrazam oldu. Muharrem 1095 (Aralık 1683) de Viyana'yı fethedememesi üzerine Belgrad'da katledilmiştir. Belgrad'da bir camide medfundur. Harp işlerinde usta olup sadrazamlık günleri gaza ve harp ile geçmiştir. Viyana kapısına kadar harben açarak fethedeceği sırada Lehli ve Fransalı yardımı işi neticesiz bırakmıştır. Cesur, akıllı, zeki, tedbirli ve vakûr idi. Odalar, Kasaplar Mescitlerine yaptırmıştır. Sadefçilerde Medresesi vardır. Oğlu Ali Paşa'ya "Maktulzade" denir. Damadı İbrahim Paşa'dan torunu Kaymak Mustafa Paşa'dır. Torunlarından Ahmed Bey, 1153 (1740) de, Mustafa Bey 1241 (1825/6) de ve vakfı mütevellisi Said Mehmed Bey 1269 (1853) da vefat edip Medresesine defnedilmişlerdir. Merzifoni-zâde: Eski Sadrazam Merzifonlu (Kara) Mustafa Paşa oğullarına denir. Bunlar vakıflarına mutasarrıf olmuşlardır. İçlerinden vezir olanı da vardır .
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi Haziresine gömülü olduğu için bu Mustafa Paşa'yı da buraya almak mecburiyeti hasıl oldu. Mustafa Paşa -Kaymak- : Vüzerâdan Poçinli İbrahim Paşa'nın oğludur. Bu sebepten Damad İbrahim Paşa'ya sıhriyet peyda eyledi. Kapıcıbaşı, Rebiülevvel 1129 (Şubat/Mart 1717) da Mirâhûr-ı Sâni, Receb (Haziran) de kapıcılar kethüdası, Cemaziyelâhir 1130 (Mayıs 1718) da vezirlik rütbesiyle tevkii, İstanbul Kaymakamı ve Rebiülevvel 1133 (Ocak 1721) de Kapdan-ı Deryâ oldu. Rebiülevvel 1143 (Eylül/Ekim 1730) de katledildi. Dedesi Merzifoni Mustafa Paşa'nın Medresesi kabristanında medfundur. Kuleli Bahçesi mescidini yaptı. Kayınpederiyle hemfikir ve hemhal idi. Oğlu Yahya Bey, 1147 (1734/5) de ve diğeri Mehmed Es'ad Bey, 1189 (1775) da ölmüştür. Es'ad Beyzade Mustafa Bey, 1201 (1787) de vefat edip yanına defnedildi. Oğullarından İsmail Bey, 1166 (1753) da vefat ederek Üsküdar'da 1101 (1690) de vefat eden amcası Mehmed Bey bin İbrahim Paşa'nın kabri yakınına defnedilmiştir. Bu Mustafa Paşa'nın kayını, Kapıcıbaşı Hasan Bey de 1216 (1801/2) da vefat edip buraya defnedilmiştir .
Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf kayıtlar Arşivi'nde Bulunan 641 Numaralı Defterin 50.sayfasında, 1.sırasında kayıtlı " Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Vakfı"na ait 23 Safer 1089 H./ 16 Nisan 1678 Cumartesi tarihli vakfiyyenin yeni harflere çevirisidir
Ma hüvel masturu fi hazihissahaifi min beyanil vakfı ve tayinil vezayifi vel masarıf vazaha ve sahha ledeyye ve cera külluhu beyne yedeyye ve inni bade mürati levazim-işşer'iyye ve isre mülahazat'il merasim'il mer'iyye hakemtü elluzume fima yelikuhul hükmü bihi ve bissihhati velluzumi fima fissile fiha min kavadimiha ilâ havakıha hükmen nafizen fi usulihel mebsutati ve kazan caizen fi şurutihel merbutati me'muren bi hükmü men biyedihi mekâlidül umur-i ve bi-emr-ihil muta' bitanzimi ümurel cumhuri ve hüve imamüzzeman halifet'üt-deveran Es sultan binissultan es-sultan el-gazi Mehmet Han ebbedallahü saltanatüz zahire ve hallede hilafetehül bahire vâkıfen alâ mevakıfil Hilâ-fi kaza-i bil Evkaf beynel eimmetil eslâf ve enel abdü el-muhtacü ilel Melikil mu'in İbrahim bini Abdülhay bin Hayrüddin elmünfasilü an kaza-i Edirne el mahrusa ufiye anhüm.
Hami mevfur ve sena-i na mahsur ol vâkıfı cümle-i umur ve kâşifi esrarı cümhur hazretlerinin dergâhı akdes ve barigâhı mukaddeslerine refi' olur ki asiyabı kâinatı nizamı bedi' üzre ibda' ve amme-i masnuatı üslubu meni' üzre ihtira' hususan nev'i ihsana enva-i ihsan edüp ahseni takvim üzre nakş ve tasvir ve bedayayı bidâyet ve atayayı inâyet birle bazını mümtaz ve serefraz eyleyüp kalplarını nuri marifet ile tenvir eyledi ve kitabı kerimi vacibit tekrin ve Resuli azimi lazibittazim irsâl eyleyüp bi-sati basiti zülâmı zulmü çirkü şirkden tathir eyledi ve ashabı hayrat ve erbabı meberratın himmeti âli nühmet ve azimeti âli menkibetlerile meremmet kilubı ehli kurubi tamir eyledi celle celâluhu ve amme nevâluhu velâ ilâhe gayruhu ve sılâtı salevât ve teslimatı vafiyat nebiyyi muhtar ve halife-i perverdigâr serdar-ı cümle-i embiya ve sirdarı (Subhanellezi esra safa bahşi şahi neşini istifa Muhammedenil Mustafa aleyhi minesselevati vema hüvel Evkaf Hazretleri'nin ruhu mudahhere ve merkadi münevverelerine olsun ki ümmetini sebili reşade irşad edüp dalâl ve fesaddan tahzir eyledi ve âl ve ashab ve etba' ve ahbabı üzerlerine olsun ki ahdi adaletlerinde hısnı hasini dini metini ve Beyza-i şer'i mübin ve müstebini himayet ve hirasette her biri zahir ve nasir olup istikbar eden eşrarı hedefi tiri tetmir ve alefi şiri şimşir eylediler rıdvanullahi taala aleyhim ecmain vealâ men tebiahüm minettabiin.
Emma badü : bu kitabı sıhhat nisab ve bu hitabı anberin nikap ol kaziye-i şer'iyyetil mebnadan mebni ve şol maslahatı mer'iyyet'il maadan men'i dir ki çün hazreti Rabbil İzzet insana ihsan eylediği mevahibi celiyye ve atayayı aliyye ve in tauddu nimetallahi latuhsuha misdakınca bir ad ile madude ve bir had ila mahdude olmağa kabiliyyet mertebesinden dur ve daire-i imkândan mehcur dur. Pes akıllı musip ve lebibi edip oldur ki eş-şükrü yesteclibül mezid ve yertabit'ül âbid hadisinin fetvayı bişaret ihtivasile âmil olup her nefesde ezkârı şükrü tekrar ve âlayi bi intiha fikrini munisi dili bi karar ede ve nefsi insani ve ruhi pür futuhi gâmrâni bu meskeni fena ve mavtıni anaya veda ettikden sonra sebebi zikri müstetap ve baisi dûa-i müstecap olacak nesne ibda' etmek savbına inanı azimetini masruf ve zimamı himmetini matuf kıla ve bu merta-i hayatta eşhebi ömr-i daimi sain ve hazire-i huzurda her zeman mutenip etmekle meydanı vegayı nefsi raguda kârgüzer olmayup mağlup ve meslum olmasından hazer edüp rahide-i ahiret içün zade ve yevmi maad içün idad-ı ganada bezli cuhdeyleye binaen ala zalik baisi imlâ-i mecelle-i şer'iyye ve badi-i inşa-i vesika-i mer'iyye cenabı saadet meab sadr-ı sudur ve gâmıyap inayet-i tevfiki hüda-i şekur yegâne-i meydanı rüşdü adalet ferzane-i divanı merhamet ve maadelet bil fiil mesnedarayı vezareti uzma ve desti pirayi vekâleti hilâfeti kübra vezir-i müşir-i müştera tedbir asâf nişan el mahfufu bi sunufi avatifil melikiddeyyan Devletlu saadetlu Mustafa Paşa veffekenallahü lima yeşa' hazretleri hemvare-i dide-i teyakkuz ve intibah ile safahatı kâinata nigâh eylediklerinde menşuri amme-i alem tevki-i küllü men aleyha fan ile muvakka' ve muhteşem olup hayatı cihan kaneti pirü civane biçdüği hıl'ati hayatı müsteareyi akibetül akibe istirdad ve nakkaşı zeminü zemane nukuşu insücane verdüği ruye tabıdarı ahirül emran alâ ve berbat eyledüğini muayyene edüp ol vehhabı bi imtinan celled zatuhu anın noksan cenabından kendüye in'am ve ihsan olunan celayili niami feravandan tıbi hatir ile fukara ve muhtacine bezlü itaya azimet ve nazmı ahvâli ahirete mübaşeret edüp maindeküm yenfedü vema indallahi bak' mefhumi şerifi tab'i pâki seri'il idraklerine münsak vema tukaddimü lienfüsiküm min hayrin tecduhu indallah mantuki münifinden zihni seriil intikalleri agâh olup âmali hasenelerinin mededi münkati' ve müntehi olmayup sicâli in'amı eşhası ename şamil ve nevâli yedi amleri havassu avama kâfi ve kâfil olup safahatı ruzigârda zuhur bulan âsar-ı hayri halef mesabesinde fil etraf vel aktar sebebi zikri cemil ve ledel melikil gaffar bais-i vusuli ecr-i cezil olarak âmâle azimet edüp alel husus kur'anı azim ve furganı kerim nuri mübini habli metin şefii müzhibin vahyi rabbil alemindir. Anın tilâvet ve kiraatinde nakil ve rivayet olunan fazlü sevap ve ecri bi hisap ala vechil itkan malumleri olup işa'a-i hayrat ve meberrata bezli makdur ve inşa-i birrü hasenata sa'yi na mahsur ile tahsili mardatı ilâhiyye ve tekmili sıfatı kemâliyyeye himmet ve münasip olan mevazıda amayiri azime bünyadına niyyet ve mebani-i metine icadına azimetleri olmağın Allah subhanehu ve teâla hazretlerinin innema ya'mürü mesacidallahü men amene billahi vel yevmil mesciden benallahü lehu beyten filcenne hadisi şerifi ile amele müvaffak olan fırka-i erbabı meberrata duhul kasdı ile Vilâyeti Anadolu'da matla-i hilâli vucudu saadet aludları olan Merzifoni demekle şehir kasabada hasbeten lillâhi rabbil âlemin ve taleben lişefaati seyyidil mürselin bir camii şerif ve mabed-i latif bina ve inşa buyurmuşlardır ki içinde hâlâ müslimin ve müslimat ibâdet etmededirler takabbelallahü teâla hayrata ve ol mabedi münif harimine bir çeşme ziba bina edüp anda icra buyurdukları ma-i sâfi aynen tüsemma selsebila medlulunden nişan verür ve yine Vilâyeti Anadolu'da İncesu Kazasına tabi Ali bey buranı demekle maruf mevzii izni Sultani ilâ imâret ve ihya eylediklerinde anda dahi müceddeden bir camii şerif ve mabedi latif bina ve inşa buyurduklar ki camii cemii muhassenat ve mecma-i mecmu-i müzeyyenattır ve yine mevzi-i mezburda talebe-i ûlum sâkine olmak için on beş bab hücre ve bir tedrishaneyi müştemile ve bir medrese-i müessese bina ve ihya buyurdular ki hâlâ talebe-i ulum ol hücrelerde sakinler olup ifade ve istifade etmededirler ve medrese-i mezbure kurbinde sıbyan ehli islâm zevil aba ve iytame talimi Kur'an-ı azim ve tefhimi fırkanı kerim içün bir muallimhane bina ve ihya buyurdular ki anın dahi hâlâ içinde sıbyani müslimin ve gilmanı müvahhidin taallümü Kur'an vacibüttekrim etmededirler ve yine zikrolunan medrese ve muallimhane kurbinde müceddeden bir çeşme bina ve ihya buyurdular ki kanat ve mesennatı milki sarihleri olmağla kanatına tebaiyyet ile hakkı sırfları olan sudan iki lüle su icra eylediler ve camii mezbur kurbinde bir çeşme dahi bina edüp ana dahi bir lüle su icra eylediler ve altı aded abdesthane bina edüp ana dahi bir lüle su icra eylediler ve yine mevzii mezburda bina eyledikleri zikri ati Han'da müceddeden bir çeşme dahi bina ve ihya edüp ana dahi bir lüle su icra ettiler ve yine mevzii mezkurda bina ve ihya eyledikleri zikr-i ca-i debbağhane kurbinde bir çeşme dahi bina edüp ana dahi bir lüle su icra eylediler ve zikrolunan sunun maksımı kurbinde bir çeşme dahi bina edüp ana dahi bir lüle su icra ettiler ve mevzii mezbur kurbinde vâki karyede bir çeşme dahi bina edüp zikrolunan çeşmelerden faiz suyu ol çeşmeye icra eylediler ve bu cümleden intifa ve istika içün nase izinleri suduru ile hâlâ muhtacin şürp ve istimâl etmededirler. Cezahullahü teâla hayrel ceza' ve yine mahrusa-i Edirne'de Boyacılar suku nam mevzide ve arasında suku başında dahi bina ve inşa buyurdukları çeşmelerin her biri abı kevserden nişan verüp bir katrasın nuş eden ve minelma-i külli şey'in hay' mantuku münifinden ibret bin olur ve yine mahrusa-i mezburede Beyler beyi Camii demekle maruf camii şerif kurbinde bina ve ihya buyurdukları musluğu dahi istima-i amme-i nas içün izin ve ibahaları sudurile zümre-i muhtacin şürp ve istimâl etmededirler ve yine mahmiyye-i Istanbul'da Hoca Paşa Mahallesinde ikâmet selâti mektube eden ehli islâm gicede ve gündüzde eda-i selâtı mektube etmek içün bir mescidi dilküşa' ve mahdi bi hemta bina ve ihya eylediler ki içinde iâadet eden mü'minlerin sadrına safa verir ve yine mahalle-i mezburede vâki vâkıfı müşarünileyh bina buyurdukları hane bir çeşme ve kezalik zikr-i ca-i odalarda bir çeşme bina ve ihya buyurup icra buyurdukları dört masura suyu ol handa ve odalarda sâkin ibadullaha vesair nasa ibaha edüp hâlâ intifa olunmadır takabbellallah ve yine mahmiye-i mezburede Yedikule haricinde tafsili ati müceddeden imaret buyurdukları Han ve dekâkin kurbinde fevkani bir mescidi şerif bina ve ihya eyledikler ki hala ibadeti mefruza ve taati mektuba eda olunmadadır ve mescidi mezbur tahtında mermerden masnu' bir çeşme-i ziba bina ve ihya buyurdular ki mülki kanavat ile iki canibinden iki masura maicari icra buyurup izni şerifleri ile muhtacini şürp ve istimâl etmededirler pes bu mecarii hasenat salifetüssifir ve mebâni hayrat sabıkatüzzikrin her biri kema yenbaği itmam ve kemâli ihtimam ile ihtitam buldukta bu kitabı müşkini erkam anberin irtisamı ismi samisi semti itsam ve nam namisi ile şeref intizam bulan vâkıfı müşarünileyh efadallahü teâlâ sicale in'ame aleyh hazretleri hasbetenlillah zikrolunan meabid ve mesacidi bade ifrazit tarik mü'minin ve mü'minata ve kaffe-i ashabı taata eda-i selat içün vakfeylediler ve mekteb-i sabıkuzzikiri dahi bir istikamet ve diyanet ile mevsuf ve kiraat ve ikraya kudret ile maruf muallimi atfali müslimin olmağa sezavar ve ilim ve amelden hissedar salih ve dindar bir kimesne içinde talimi sıbyan eylemek içün vakıf eylediler ve medrese müessestül bünyan refiatüşşanı fudala-i kiramdan bir recüli âlim ve âmil ve fununi şettada tedrise kadir bir fadili yegane haftada dört gün müstefiddine fununi şettadan ulâmu nafia tedris etmek içün vakıf buyurdular ve zikrolunan mevazıda vakia çeşmeleri ve musluğu dahi bi cümletiha amme-i muhtacin içün vakıf ve habs ve şirp ve istimâl içün nasa izin vermişlerdir. Şol hindeki zatı faizet'il berekâtlarından sadır olan amme-i tasarrufatı şer'iyye nafize ve kâffe-i teberruatı mer'iyye caize idi vakfen sahihen şer'iyyen be habsen sarihan mer'iyyen haviyen aleşşeraiti vezzevabıtı vel erkân-i hâliyen aninnevakısı vel medahızı vel butlânı makrunen bi teslimi malzime teslimuhu ila menlehü tesellümü şer'an ve icra-i ma bünyelehu aslen ve fer'an teslimen ve tesellümen şer'iyyeyni mer'iyyeyni ve bade zalike ol vâkıfı kesirül measir ve bâni kefirül mefahir mebanii mebniyenin zayifi ve idraratı ve masarıf ve ihracatı alel vechil ati inşaallahülkâdir daima sabit ve daim olmak içün bu emlâk ve akaratı atiktafsili âlâ vechi evcehittekmil vakıf ve tesbil murat buyurduklarında vakıflarının tescil ve muhakemesi babında hakimi muvakkii sadrı kitaba hitaben emri şerifi lazimil ittiba''sadır olduğu ecilden hakimi mumaileyh bil iltimas Mahmiye-i İstanbul'da Süleymaniye kurbinde vâkıfı müşarünileyh hazretlerine müntemi saraya varılup akd-i meclis-i şer-i şerif olundukta ahkâmi vakıflarını ihkâm ve te'it ve umur-i hayratların itmam ve te'id içün li eclittescil mütevelli nasb buyurdukları fahrül emasili vel ekârim Kürd Ahmet Ağa ibni Safer mahzarında elfazı güherübar ve suhani pür behailedihenküşa buyurup şol veçhile ikrarı sahihi şer' ve itirafı sarihi mer' ettiler ki vechi ati üzre vakıf olunan emlak ve akarat beş kısma münkasim ve her kısmı bu kitabı anberin nikapda mürtesimdir kısmı evvel Vilâyeti Anadolu'da maruzzikir Kasaba-i Merzifon'da ve Tokat'da vâkıa emlâki muayyenedir. Kısmı sani Vilâyeti mezbure Medine-i Kayseriyye kurbinde İncesu Deresi demekle maruf mahalde vâkia akaratı mebniyyedir. Ve kısmı salis mahmiyye-i İstanbul'da vâkia ebniye-i müsakkafadır.
Kısmı rabi Mahrusa-i Edirne'de vâki dekâkin ve müsekkafattir kısmı hamis vilâyeti Rumeli'nde müceddeden feshü teshiri müyesser olan Kamaniçe Kal'ası'nda vaki akarattır. El kısmülevvel vilâyeti Anadolu'da sabıkuz-zikir Merzifon Kasabasında vâki camii mezkur harimine muttasıl arsa ve binası milki sahihleri olup müşarünileyh hazretlerine intima ile tahtit ve tavsifeden müstağni indel ahali vel ciyran malumülhudud bir birine muttasıl kırk bab dekâkini ve yine suku mezburda vâki üç tarafı tarikiâm ve bir tarafı Veli Efendi odaları ile mahdud fevkani ve tahtani altmış iki bab oda ve dört bab dekâkini müştemil Hanı ve bu daire haricinde otuz beş bab dekâkin ve bir tahmis dekâkini ve yine üç tarafı tarikiâm ve bir tarafı Eski Hamam'a müntehi iki ekmekci furununu ve yine suku mezburda vâki cevanibi erbaasını dayiren madâr tarikiâm ihata eyliyen bir birlerine muttasıl yüz on yedi bab üstü kurşun örtülü Bezzastanı cümle menafi ve merafiki ile ve yine Vilâyeti Anadolu'da Çorum Kasabasında ledel ahali vel ciyran malumülhudud ve arsası vakfına on dört kuruş mukataalu ve binası milk fevkani otuz bab odayı müştemil Kapan Han'ını ve hanı mezkurun cevanibi erbaasında vâki bir birine muttasıl ve hanı merkume mülasik kırkı iki bab dükkânı cemii hukuk ve merafiki ile el kısmüssanı vilâyeti mezburede zikri mürür eden İncesu nam mevzi kurbinde vâki tarafı şehriyariden vâkıfı müşarünileyh hazretlerine temlik olunmağla havza-i milklerinde mukarrer ve vakıf olmağa layık yerlerden olup bu mecalle-i şer'iyyede esamisi ile mezkure hududu ala hiddetin hududnamede tastir ve sunuru ferden ferde tesfir ve tefsir olunan Engür Gölü Çayırı denmekle meşhure araziyi ve yine Medine-i Kayseriye Sancağında İncesu Kazasında vaki kezalik min tarafissultan zati saadetlerine temlik olunmağla silki milki sahihlerinde münselike ve hududu ve sınuru iş bu mecelle-i mergubede müstekillen muharrere sınurnamede masture Sazyurtan demekle marufe arazi-i memlukelerini dahi cümle sunur ve menafi-i ile ve yine zikri mürür eden Sazyurtan arazisi üzerinde müceddeden bina ettikleri üç aded ahuru kebiri ve bir samanlığı ve altı bab çiftlik odalarını ve bir sofayı ve çiftlikde istimâl olunan otuz re's camus öküzünü ve on altı re's karasığır öküzünü ve malumetül adadı vel evsâf alatı haraset ve ziraati ve mevzii mezburda vâki camii mezkur kurbinde müceddeden bina buyurdukları buyutu adideyi müştemil hanı ve camii mezkur ile hanı merkum beyninde vâki müceddeden bina eyledikleri otuz iki bab kemer ve kârgir dükkânları ve oldükkânlara muttasıl bir bab ekmekci furununu ve beş kurnali dört lüle kanatı memluk suyu müştemil bir hamamı ve bir bab debbağhane ve bir bab bezirhaneyi ve iki bab boyahaneyi ve camii mezburun tarafı garbisinde vâki dahiliye ve hariciyesi buyutu adide ve üçgöz anbarı müştemil menzili ve menzili mezbure muttasıl buyutu adideyi müştemil ahır menzili ve camii mezkurun yine canibi garbisinde vâki müceddeden bina ve halen Mahkeme ittihac olan menzili ve camii mezburun canibi kiblesinde vaki harimde olan bahçeyi cümle hukuk ve merafiki ile el kısmüssalis Mahmiyye-i İstanbul'da Hoca Paşa Mahallesinde vâki bir tarafı merhum ve meğfurünleh Ebülfeth Sultan Mehmet Han vakfından olan hamama ve bir tarafı yine vâkıfı müşarünileyh hazretlerinin vakfı olan müteehhilin odalarına ve iki tarafı tarikiamme müntehi olup tabaka-i süflâsı ahur ve mahazini ve tabaka-i vustası on dört bab odayı ve tabakai ülyası on beş bab odayı müştemil taşdan mebni kurşun örtülü milk kârgir hanı ve hanı mezbure muttasıl iki bab kârgir dükkânı cümle tevabi ile ve yine hanı mezkure muttasıl vâkıfı müşarünileyh hazretlerine intima ile tahdid ve tariften müstağni indel ahali malumül hudud arsası Haremeyn-işşerifeyn vakfına senede dörtbin akçe mukataalu binası milk sarihleri ve zirai benna'a ile tuğlen ve arzan bi hisabı terbii dokuz bin beş yüz on dokuz buçuk zira arsa üzerinde mebni bir birlerine muttasıl fevkani ve tahtani elli sekiz bab başka kapulu iki kat müteehhilin odalarını ve zikrolunan han ve odalarda müceddeden bina ve ihya buyurup kanevatı memluke ile dört masura su icra buyurdukları iki çeşmeyi dahi maal kanat ve bi cümletittevabi vel levahik ve yine Mahmiyye-i mezburede Gümrük kurbinde bir tarafı sahil-i bahir ve iki tarafı meydan ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud arasası senede merhum Dar'üssaade Ağası Mehmet Ağa vakfına on bin altı yüz yirmi akçe mukataalu ve binası milk fevkani ve tahtani büyutu adideyi müştemil bincik haneyi bicümletittevabi vellevahik ve yine merhum Sultan Süleyman tabe serah hazretlerinin camii şerifi kurbunda vakı bir taraftan bazan Siyavuş Paşa Medresesi ve bazan tarikiâm ve bir tarafdan bazan tevfikı zade mutasarrıf olduğu menzil ve bazan merhaba zadelere süknası meşruta vakıf menzil ve iki tarafdan tarikiam ile mahdud senede merhum Veziriazam Sabık Murad Paşa vakfına on bin akçe mukataalu ve tulen ve arzan benna zira-ı ile bi hisbı terbii on iki bin dört yüz dört zir'a vakıf arsa üzerinde izni mütevelli ve re'yi hakimüşşer'ile milk olmak üzre müceddeden bina buyurdukları dahiliyede tabaka-i ülyası bir bab taş oda ve karşı karşıya iki bab beyler odaları ve bir nim sofa ve bir kilâr ve yine dahiliyede tabaka-i ülyada iki kapulu ve çinili ve nim sofalı ve kubbeli kebir oda ve bir bab müzehhep nim sofalı oda ve ana muttasıl kahve odası ve ayak dihlizli bir bab kış odası ve mukabelesinde ayak dihlizli ve iki kapulu bir bab kış odası ve zikrolunan iki bab kış odaları mabeyninde bir nim sofa ve beyler odasına gidecek dihliz ve hamama gidecek dihlizde vâki bir bab oda ve ana muttasıl bir ocaklı camekân ve ana muttasıl müceddeden bina olunan iki halvetli bir hamam ve zikrolunan halvetlerin biri nim sofalı ve kulleteynli ve iki kurnalı ve biri nim sofalı ve bir kurnalı ve tabaka-i vustada iki kapulu ve nim sofalı bir bab kebir civarı odası ve tabaka-i süflâda nerdiban ayağında bahçeye nazır nim sofalu bir bab oda ve ma-i carili ve sofalu bir kebir matbah içinden geçilür eski hamamın nim sofalu camekân ve ana muttasıl iki halvetlü atik hamam ve hamamı mezburun bir halveti kületeynli ve bir kurnalı ve bir halvetli dahi nim sofalu ve bir kurnalı ve bir halveti dahi nim sofalı ve kurnalu ve matbahı mezkur kurbinde iki bab cevarı odası ve yine bahçeye nazır bir bab oda ve bir kebir mahzen ve mahzeni mezburun fevki çakıltaş ile tarh olunmuş bahçe ve kırkçeşme suyu ile memlu birima''ve kurbinde üç çeşmeli musluk ve odalar tahtında olan kemerden taşra nim sofalu iki bab cariye odaları ve kapu üzerinde cedid hamamın bir bab fevkani külhan odası ve kapuya muttasıl bir bab çeşmelü cameşüy odası ve ana muttasıl su mahzeni ve tahtında kârgir mahzen ve cedid hamamın altında kemer mahzen ve kömürlük ve kemer kapu ile harem kapusu beyninde tahminen iki dönüm havlu ve dahiliyei mezkurenin orta kapusundan taşra fevkani ve nim sofalu üç bab ağalar odaları ve zikrolunan dahiliye-i mezkurenin orta kapusundan taşra fevkani ve nim sofalu üç bab ağalar odaları ve zikrolunan dahiliye ile hariciye ma beynin vâki tahtani ve üç aded nim sofalu ve şadırvanlı ve sel sebilü ve dihlizli kebir köşk ve dahiliyeye muttasıl dört kademe nerdibanla çıkulur deryaya nazır kayalu ve nim sofalu bir bab kitaphane ve çakıltaşı tarh olunmuş tahminen üç dönüm şukufe bahçesi ve yine deryaya nazır nim sofalu ve iki kapulu kebir oda ve bahçeye nazır ve dihlizlü bir bab kış odası ve mezkur kış odası ile camekân beyninde üç ayak nerdibanlı ve havuzlu köşk ve ana muttasıl bir camekân ve ana muttasıl müceddeden bina olunan kebir hamam ve hamamı mezbuda dört aded mermer direklü ve iki sofalu ve iki kurnalu ve bir kulleteynli kebir halvet ve hamamı mezkurun soğukluğunda iki nim sofalu ve bir kurnalu halvetin oğlanları içün bina olunan mevzide nerdibanlı fevkani bir bab oda ve bir camekân ve ana muttasıl iki halvetli ve üç kurnalu bir iç oğlanı hamamı ve bir külhan odası ve harem yolu üzerinde fevkani dört bab oda ve nerdiban altında bir kilâr ve bir oda ve iki bab fevkani hazinedar odaları ve zikrolunan cedid hamamın bir mahzen ve kış odası altında bir mahzen ve bağdadi tevanlı bir bab oda ve etrafı nim sofalu bir bab kebir cündiler odası ve bir kebir nim sofalu oda ve mezkur kebir koşkün altında dört bab hizmetkâr odaları ve iki nim sofa ve iki kapulu bir atik mahzen ve bir musluk nim sofalu fevkani kebir çuhadar odası ve divanhaneye muttasıl bir bab esğime odası ve deryaya nazır bir bab arz odası ve nim sofalu deryaya nazır bir bab oda ve bir nim sofa ve hariciyede deryaya nazır nim sofalu divanhane ve yine nim sofalu deryaya nazır Kethuda odası ve bir nim sofa ve bir kahve odası ve bir kilâr ve bir bab kış odası ve kahve odası üzerinde iki bab hazine odası ve Reis ve tezkereciler oturacak dört bab oda ve bir nim sofa ve kethuda odasının altında altı bab hizmetkâr odaları ve deryaya nazır mezkur divanhane altında beş bab sağir odalar ve yine divanhane altında altı bab hizmetkâr odaları ve bir kebir ahur ve bir kilâr ve ana muttasıl bir ahur ve on aded kara kullukcu odaları ve cirid meydanına nazır üç bab oda ve altında yine üç bab oda ve kilar ve cirid meydanına muttasıl üç ahur ve tahminen yirmi dönüm cirid meydanı ve bir kebir odunluk ve medrese tarafında karğir bir atik mahzen ve kepenekci camii şerifine açılur kapı kurbinde kırkçeşme suyundan kanevatı meluke ile üç masura su cari olan cedid çeşmeyi ve harem altında üç mahzen ve Süleymaniye Camii Şerifi canibinde olan kapu arasında bir ekmekci furunu ve kırkçeşme suyundan kanevatı memluke ile cari bir çeşme ve maruzzikir furun üzerinde bir kebir matbah ve üç bab kapucu odaları ve matbahı mezkur üzerinde dört bab aşıcı odaları ve iki beb vekil harç odaları ve yine mezkur kapuya muttasıl Süleymaniye Suyu'ndan kanevatı memluke ile iki masura su cari olan çeşmeyi müştemil saraylarını bi cümletittevabi vellevahik ve yine mahmiyyei mezbure ebvabından Yedikule Kapusu harici sukunda vaki bir tarafı yine vâkıfı müşarünileyh hazretlerinin tahtı tasarruflarında olup merhum bayezid vakfından olan arazi ve bir tarafdan sahil-i bahir ve bir tarafı bazan debbağ dükkânları ve bazan tarikiâm ve bir tarafdan tarikiâm ile mahdud arsası senede Ayasofya-i Kebir vakfına yirmi bin akça mukaatalu ve izni mütevelli ve mallari ile milkleri olmak üzre müceddeden bina ve ihdas ettikleri dayiran madâr ebniyeyi bir Yağ Kapanı ve bir sağir matbah ve bir ahuru ve mukabelesinde sahilibahirde tarafı garbide her biri fevkani odaları ve hizalarında birer ahuru müştemil on dokuz bab koyun salhanesini ve tarafı şarkide kezalik her biri üzerlerinde fevkani odaları ve hizalarında birer ahuru müştemil on iki bab sığır salhanesini ve kapu üzerinde dört bab oda ve bir nalband dükkânı ve bu daire içinde bina buyurdukları zikri mürür eden fevkani mescidi şerifin tahtında vâki çeşmeye muttasıl bir bab berber dükkânı ve bu daire haricinde her birinin üzerinde ikişer bab oda ve kilârı müştemil on bab şemi'hane ve şemi'hane dıvarına muttasıl fevkani birer odayı müştemil bir nalband dükkânı ve bir şerbetçi dükkânı ve hizasında vaki kırk bab fevkani oda ve tahtlarında ahuru müştemil iki kapulu bir Hanı ve yine Yedikule haricinde merhum Sultan Bayezid Han'ın Edirne'de vâki camii şerif ve imâret-i amireleri evkafına senede bin altı yüz akça mukataalu ve binası vâkıfı müşarünileyh Hazretlerinin milkleri olup bir taraftan Ayasofya-i Kebir Vakfı ve bir tarafdan bazan debbağhane ve bazan odalar ve iki tarafdan tarikiâm ile mahdud üç halvetli ve camekânlı bir hamam ve yine Yedikule haricinde vâki arsası muhaşşi Sadi Efendi Dar'ül-kurrası vakfına senede bin dörtyüz kırk akça mukaatalu ve binası vakıfı müşarünileyh hazretlerinin milkleri olup iki tarafdan vakıfı mezbur muhaşşi Sadi Efendi Vakfı ve bir tarafdan tariki has ve bir taraftan tariki âm ile mahdud iki anbar ve iki at değirmeni ve bir ahuru müştemil bir ekmekci furununu ve ana muttasıl bir çörekci furununu cümletevabi ve levahiki ve kaffei hukuk ve merafiki ile ve yine Mahmiyye-i mezbure ebvabından Topkapu haricinde vâki vakıfı müşarünileyh hazretlerine müntemi olup iki tarafdan tarikiâm ve iki tarafdan merhum mumaileyh Sultan Bayezid Vakfı'ndan olan tarla ile mahdud arsası senede merhum müşarünileyh Sultan Bayezid vakfına bin altı yüz akça mukataalu ve bina ve eşcar ve kurumi milkleri olup muhavvata dahiliyesi üç bab fevkani odayı ve bir sofayı ve dört bab tahtani odaları ve bir hamamı ve camekanı ve matbahı ve eşcarı müsmire ve gayrı müsmireli hadikayı ve muhavvata hariciyesi sekiz bab fevkani odaları ve bir sofayı ve bir fevkani iki sofalu köşkü ve altında vâki ahuru ve bir matbahı ve yine dört bab fevkani tevabi odalarını ve sündürmeyi ve dört göz bir kıt'a anbarı ve cenup tarafında vâki tahminen altmış irgadlık bağ kurumunu ve eşcarı müsmireyi ve üç sofalu ve bir köşkü ve köşke muttasıl iki bab tahtani odaları ve bir su mahzenini ve yine bağı mezbure muttasıl tahminen üç dönüm bahçede vâki milk eşcarı müsmire ve gayrı müsmireyi ve içinde bir bab bağıban odasını ve yine hariciyesinin şart tarafında vâki tahminen on beş dönüm mikdarı arsada magrus eşcar ve kurumi ve taşdan mebni ve bir kebir dolap kuyusunu ve iki kârğir havuzu ve üç bağıban odasını ve bir ahuru ve müceddeden bina ve mahdudu mezkure icra buyurdukları suyun milk kanatını ve ana tebaiyyet ile havzai tasarruflarında olan altı masura suyu ve yine çiftliki mezburun kapusu hizasında vâki üç tarafı merhum Sultan Bayezid vakfından elhac İbrahim nam kimsne tasarrufunda olan tarlalara ve bir tarafı tarikiâmme müntehi iki kapulu tahminen iki yüz at alur bir kebir ahuru ve ana muttasıl tahtani ve fevkani altı bab hizmetkâr odalarını müştemil çiftlik tabir olunur saraylarını bi cümletittevabi vellevahik ve yine Medine-i Ebi Eyyub-i Ensari aleyhi rahmetilbaride Mahı Sultan mahallesinde vâki arsası senede Hazreti Ebu Eyyubilensari vakfını¦. Mukataalu ve binası milki sarihleri olmak üzre müceddeden bina buyurdukları bir tarafı sahilibahir ve bir tarafı merhum Hüsrev Kethuda Vakfı ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud olup dahiliyesi dört bab fevkani odaları ve bir sofayı ve beş bab tahtani hizmetkâr odalarını ve bir hamamı ve bir camekânı ve bir kilârı ve bir cameşuy odasını ve bir matbahı ve hareme muttasıl üç bab kara ağalar odalarını ve bir sofayı ve harem kapusu üzerinde bir bab odayı ve bir sofayı ve çakıl döşeli bahçeyi ve hariciyesi bir selsebilli köşkü ve mermer havuzlu şadırvanı ve tekne tavanlı ortası şadırvanlı ve selsebilli bir kebir köşkü ve ana muttasıl bir bab tahtani kebir odayı ve bir bab fevkani odayı ve bir sofayı ve fevkani iki bab eski binalu odaları ve bir kilârı ve tahtanisinde kebir iki bab odaları ve iki bab sağir odaları ve iki sağir sofayı ve bir kilârı ve bir bab kahve odasın ve bir bab cameşuy odasını ve ana muttasıl eski binalu hamamı ve bir camekânı ve bir bab külhan odasın ve tarikiâm kapusu üzerinde tabakai ülyada dört bab fevkani odaları ve dört sofayı ve tabakai vustada altı bab odaları ve tabakai süflâda bir kebir matbahı ve bir havuzlu sofayı ve on altı at alur ahuru ve eşcarı müsmire ve gayrı müsmirelü çakıltaşı ile tarh olunmuş şukufe bahçesin ve bir sağir köşkü ve bir dolabı ve üç aded su kuyusunu ve iki su mahzenini ve kanevatı memluke ile cari Süleymaniye suyundan iki masura suyu ve yine kanevatı memluke ile cari bir masura yerli suyunu ve bir kebir kayıkhaneyi ve yine zikrolunan bahçeye muttasıl üç bab fevkani atik odaları ve tahtanide olan bir ahuru ve bir atik hamamı ve bir camekânı ve dört aded su kuyusun ve bir dolap kuyusun ve eşcarı müsmire ve gayrı müsmireli kebir bahçeyi müştemil yalı tabir olunur Sarayları bi cümletilmerafik vettarik ve yine medinei Ebu Eyyubil Ensari aleyhi rahmetil baride deniz hamamı kurbinde vâki bir taraftan Kaya Sultan kızı mutasarrıfa olduğu yalı ve bir tarafdan sahalibahir ve bir tarafdan Beyhan Sultan Yalısı ve tarafı rabii tarikiâm ile mahdud olup bir dolap kuyusunu ve bir bageban odasını müştemil eşcarı müsmiresi milk bahçeyi bi cümletittevabi vellevahik ve yine mahrusai galata muzafatından Ortaköy'de merhum Defterdar İbrahim Paşa Mahallesinde vaki bir tarafdan ilya nam yahudi milkine ve bir tarafdan yine vâkıfı müşarünileyh Hazretlerinin arsa mevkufelerine ve bir tarafdan Sahilibahire ve bir tarafdan tarikiamme müntehi tulen ve arzan bi hisabı terbii bin üçyüz otuz üç sira milk arsa üzerine mebni tabakai ülyada sekiz bab odaları ve dört matbahı ve iki tahtapoşları ve iki orta sofaların ve tabaka-i vustada on bab odaları ve dört matbahı ve tabakai süflâda beş bab odaları ve sekiz mahzenleri ve iki su kuyusunu müştemil Yahudi haneyi bi cümletittevabi vellevahik ve yine zikrolunan Yahudihaneye muttasıl bir tarafdan sahilibahir ve bir tarafdan tarikiâm ile mahdud kanevatı memlukesile cari bir masura suyu tulen ve arzan bi hisabı terbii üçbin üç yüz altmış iki zira arsayı bi cümletittevabi vellevahik ve kısmı rabikı mahrusei Edirne'de zikrolunan boyacılar sukunda vâki vakıfı müşarünileyh Hazretlerine müntemi ve tahdid ve tavsifden müstağni arsasının benna'ziraile yetmiş iki zirai milkleri ve yüz zirai senede doksan altı akçe mukataa ile Kasaba-i Gebze'de medfun merhum ( Çoban ) Mustafa Paşa Vakfından olup izni mütevelli ve mallari ile milk olmak üzre bina ve ihdas buyurdukları bir bab tahmis dükkânını ve yine dükkânı mezbure mülasik arsa ve binası milkleri olup müceddeden bina buyurdukları üç bab fevkani ve üç bab tahtani menazili cemii merafiki ile ve yine mahrusa-i mezburede Hazinedar Sinan Mahallesinde vâki bir tarafı elhac Mustafa milkine ve bir tarafı Gevher Hatun milkine ve tarafeyni tarikiamme müntehi bir bab fevkani iki bab tahtani odaları ve havluyu ve birimayı müştemil menzillerini cümle menafii ile ve yine mahrusai mezburede Kerşhane kurbinde vâki arsası senede Sultan Bayezid Evkafına altı yüz akça mukataa ve eşcarı milkleri olup ve tarafı mekabiri müslimin ve bir tarafı evkafı mezburdan olup yine vâkıfı müşarünileyh hazretleri tahtı tasarruflarında olan tarla ve bir tarafı kuzattan Ali Efendi ibni Mehmet Bey'in tasarrufunda olan tarla ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud dört aded taşden mebni dolap kuyusunu ve dört bab bageban odalarını müştemil bahçenin milk eşcar ve ebniyesini ve yine mahrusai mezburede Mehmet ağa mahallesinde vâki bir tarafı bazan Sutcü Süleyman menzili ve bazan Sitti Süleyman camii şerifi ve bazan tarikiâm ve üç tarafı kezalik tarikiâm ile mahdud muhavvata dahiliyesinin tabakai ülyasında yedi bab oda ve bir köşk ve iki sofa ve tabakai vustasında altı bab oda ve bir köşk ve süflâda yedi bab oda ve bir hamam ve camekân ve hamam önünde mermer döşemeli havuzu ve selsebili ve kuyu üzerinde iki bab oda ve matbah ve cüneyneyi ve muhavvata hariciyesi tabakai rabiada üç bab oda ve bir köşk ve dihliz ve bir sofa ve şadırrevânı ve tabakai sâlisede bir hamam ve havuzlu ve selsebilli iki sofalı bir köşk ve bir divanhane ve bir kebir oda ve üç bab odayı ve tabaka-i saniyede üç bab oda ve iki bab iç oğlanları odalarını ve zatı eşcarı müsmire ve gayrı müsmire bahçeyi ve saheyi ve kapu üzerinde dört bab odayı ve bir matbah ve su mahzenini ve yirmi masura naicariyi ve yine sarayı mezkur haricinde İstanbul yoli canibinde vâki sarayı mezbure muttasıl yirmi altı bab dükkânı ve iki at değirmanı ve bir ekmekci furunu ve yirmi at alur bir ahuru ve tarikiâmme nazır fevkani ve tahtani buyutu müştemil üç bab menzili havi arsa ve binası milkleri olan saraylarını ve yine mahrusa-i mezburede Yıldırım Bayezid Mahallesi kurbinde yine merhum Yıldırım Bayezid Han Evkafı'na senede arsasının bin sekiz yüz akça mukataası olup bir tarafı yine Yıldırım Bayezid vakfından vâkıfı müşarünileyh hazretleri tahtı tasarruflarında olan tarla ve üç tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab oda ve iki sofa ve kahve odasını ve üstü kameryali bir köşkü ve yine hızırlık tarafında vâki bir köşkü dahi ve taşdan mebni yedi aded milk dolapı kuyularını ve iki su kuyusunu ve bir gögercinlik ve dört bab bageban odalarını ve bir samanlık ve bir matbah ve iki bab ahuru ve zatı eşcarı müsmire ve gyarı müsmire ve tahminen beş dönüm mikdarı bağı müştemil bahçenin milk eşcar ve kurumu ebniyesini ve yine mahalle-i mezburede vâki arsasının senede Yıldırım Bayezid Vakfına ¦ akça mukataası olup bir tarafı vâkıfı müşarünileyh hazretleri tasarrufunda olan tarla ve bir tarafı ermeni mevtası mehafiri ve bir tarafı taşlık diye ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud üç bab oda ve bir ahur ve bir samanlık ve bir anbarını müştemil çiftlik ebniyesini ve mahrusa-i mezbure muzafatından Ada Nahyesine tabi Timürtaş nam karyede vaki iki tarafı yine vâkıfı müşarünileyh hazretleri tasarruflarında olan tarla ve bostanlık ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud muhavvata dahiliyesi üç bab fevkani ve dört bab tahtani odaları ve bir hamam ve bir matbah ve zatı eşcarı müsmire ve gayrı müsmire hadikayı ve muhavvata hariciyesi dört bab fevkani ve dört bab tahtani odaları ve bir hamam ve bir matbah ve bir havuz ve iki köşkü ve tahminen elli dönüm mikdarı milk sahayı müştemil saraylarını ve yine karyei mezburede vâki bir tarafı sabıka edirne Gümrüğü Emini Hüseyin Ağa menzili ve üç tarafı tarikiâm ile mahdud muhavvata dahiliyesi üç bab fevkani odaları ve tahtında kilâr ve bir havuz ve birima' ve bir hamam ve cüneyneyi ve muhavvata hariciyesi üç bab fevkani odaları ve iki ahur ve üç matbah ve bir bab büyük samanlık ve bir sündürmeyi müştemil arsa ve binası milk menzillerini ve kısmı hamis ki Vilâyeti Rumeli'nde müceddeden feth ve teshiri müyesser olan Kamanice kal'ası dahilinde vâki bir tarafı Haseki Sultan Camii Şerifi haremine ve bir tarafı Müezzin Mustafa Çelebi menziline ve bir tarafı yine vakfı mezburdan Bakkal dükkânına ve bir tarafı tarikiâmme müntehi bennaziraile tulen on altı ve arzan sekiz bab bi hisabı terbii yüz yirmi sekiz zira arsa üzerinde mebni tahmis dükkânını ve yine bir tarafı zikrolunan tahmis dükkânı ve bir tarafı yine vakfı mezburdan bakkal dükkânı ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud tulen ve arzan bi hisabı terbii mezbur yirmi zira arsa üzerinde mebni bir bab bakkal dükkânı ve yine bir tarafı zikrolunan Bakkal dükkânı ve bir tarafı zikrolunan tahmishane ve bir tarafı vakfı mezburdan Semzeci dükkânı ve bir taraftan tariki âm ile mahdud tulen ve arzan bi hisab mezbur yirmi zira arsa üzerinde mebni bir bab bakkal dükkânını dahi ve yine bir tarafı mezbur tahmis hane ve bir tarafı mezbur bakkal dükkânını ve bir tarafı vakfı mezburdan Hurdacı dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı satrancı yirmi zira arsa üzerinde mebni bir saraç dükkânını ve bir tarafdan mezbur müzezin Mustafa Çelebi menzili ve bir tarafdan tarikiâm ile mahdud bi hisab satrıncı yirmi zira arsa üzerinde mebni bir bab hurdacı dükkânını ve yine kal'ai mezbur dahilinde uzunçarşı demekle maruf sukda vâki bir tarafdan ahmet beşe dükkânı ve bir tarafı vakfı mezburdan Nalçacı dükkânı ve iki tarafı tarikiâm ili mahdud bi hisabı satrancı on beş zira arsa üzerinde mebni bir bab attar dükkânı ve yine bir tarafdan kahvehane ve bir tarafı mezbur attar dükkânı ve bir tarafı mezbur ahmet beşe dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur on beş zira arsa üzerinde mebni nalçacı dükkânını ve yine bir tarafı mezbur nalçacı dükkânı ve bir tarafdan vakfı mezburdan gazgancı dükkânı ve iki tarafdan tarikiam ile mahdud bihisabı mezbur seksen zira arsalı kahvehaneyi ve yine bir tarafı zikrolunan kahvehane ve bir tarafdan mezbur saraç dükkânı ve bir tarafdan vakfı mezburdan timurcu dükkânı ve bir tarafdan tarikiâm ile mahdud yirmi zira arsalu Gazgancı dükkânı ve yine bir tarafdan mezbur gazgancı dükkânı ve bir tarafı vakfı mezburdan bozahane ve bir tarafı vakfı mezburdan hurdacı dükkânı ve bir tarafdan tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur yirmi zira arsalu saraç dükkanını ve yine bir tarafı mezbur saraç dükkânı ve bir tarafı mezbur gazgancı dükkânı ve iki tarafdan tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur seksen zira arsalu bozahaneyi ve yine bir tarafı mezbur bozahane ve bir tarafı vakfı mezburdan çilingir dükkânı ve bir tarafdan cameşuy dükkânı ve bir tarafdan tarikiâm ile mahdud bi hisap mezbur yimi zira arsalu diğer gazgancı dükkânını ve yine bir tarafı mezbur gazgancı dükkânı ve bir tarafı mezbur Çilingir dükkânı ve bir tarafdan vakfı mezburdan ekmekci gurunu ve bir tarafdan tarikiâm ile mahdud bi hisap mezbur yirmi zira arsalu çilingir dükkâını ve yine bir tarafı mezbur çilinğir dükkânı ve bir tarafdan mezbur timurcu dükkânı ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisab mezbur seksen zira arsalu bir bab ekmekci gurunu ve yine bir tarafı mezbur çilingir dükkânı ve bir tarafdan mezbur ekmekci furunu ve bir tarafdan mezbur cameşuy dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisap mezbur üç yüz zira arsalu timurcu dükkânı ve yine bir tarafı mezbur timurcu dükkânı ve bir tarafdan mezbur gazgancı dükkânı ve bir tarafdan mezbur bozahane ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur on iki zira arsalu cameşuy dükkânı ve yine bir tarafı mezbur saraç dükkânı ve bir tarafı mezbur bozahane ve bir tarafı mezbur timurcu dükkânı ve bir tarafı tarikiam ile mahdud bi hisabı mezbur on beş zira arsalu bir bab hurdacı dükkânını ve yine bir tarafı mezbur gazgâncı dükkânı ve bir tarafı mezbur hurdacı dükkânı ve bir tarafı timurcu dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur her biri on beşer zira arsalu birbirine muttasıl iki bab timurcu dükkânı ve iki tarafı zikrolunan kahvehane ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur on beş zira arsalu bir bab diğer hurdacı dükkânı ve yine bir tarafı vakfı mezburdan berber dükkânı ve üç tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur kırk zira arsalu bir bab bakkal dükkânını ve yine iki tarafı bakkal dükkânı ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud kırk zira arsalu bir bab berber dükkânı ve yine bir tarafı mezbur berber dükkânı ve bir tarafı vakfı mezburdan sarraf dükkânı ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab bakkal dükkânı dahi ve yine bir tarafı mezbur bakkal dükkânı ve üç tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur kırkı zira arsalu bir bab sarraf dükkânı ve yine bir tarafı zagarcılar odası kışlası ve bir tarafı ismail beşe milki ve bir tarafı vakfı mezburdan terzi dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur yüz yirmi dokuz zira arsalu bir bab babuccu dükkânı ve yine bir tarafı mezbur babuccu dükkânı ve bir tarafı mezbur ismail beşe milki ve bir tarafı vakfı mezburun hallaç dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur yüz yirmi dokuz zira arsalu bir bab terzi dükkânı ve yine bir tarafı mezbur terzi dükkânı ve bir tarafı mezbur İsmail Beşe milki ve bir tarafı vakfı mezburdan aher attar dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur yüzkırk dokuz zira arsalu bir bab hallaç dükkânı ve yine bir tarafı beşinci sekbanların kışlası ve bir tarafı İsmail beşe milki ve bir tarafı mezbur Hallaç dükkâı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur yüz yirmi dokuz zira arsalu bir bab aher attar dükkânı ve yine bir tarafı Yunus ağa milki ve bir tarafı uzunçarşı ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab fevkani sobayı ve bir bab kilârı ve bir bab kebir mahzeni ve havluyu müştemil bi hisabı mezbur sekiz yüz elli sekiz zira arsalu bir bab ekmekci furununu ve yine bir tarafı mezkur bakkâl dükkânı ve iki tarafı furunu mezkur ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezkur sekiz zira arsalı bir aher attar dükkânı ve yine bir tarafı mezkur attar dükkânı ve bir tarafı furunu mezkur ve bir tarafı vakfı mezburdan hurdacı dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur sekiz zira arsalu bir aher bakkal dükkânı ve yine bir tarafı mezkur furun ve bir tarafı mezkur bakkal dükkânı ve bir tarafı yine vakfı mezburdan aher bakkal dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur sekiz zira arsalu bir aher hurdacı dükkânı ve yine bir tarafı mezkur ekmekci gurununu ve bir tarafı mezkur hurdacı dükkânı ve bir tarafı mezkur attar dükkânı ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezkur sekiz zira arsalu bir bab aher bakkal dükkânı dahi ve yine bir tarafı furunu mezkur ve bir tarafı mezkur bakkal dükkânı ve bir tarafı mezbur Yunus Ağa milki ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur sekiz zira arsalu bir bab diğer attar dükkânını ve yine bir tarafı berber Hasan Çelebi milki ve bir tarafı Hasan Çavuş bahçesi ve bir tarafı Başçavuş Kışlası ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezbur altı yüz on altı zira arsalu sekiz bab kârğir mahzeni ve yine bir tarafı mezbur berber Hasan Çelebi milki ve bir tarafı Başçavuş Kışlası ve iki tarafı zikrolunan mahzenler ile mahdud bi hisabı mezkur yetmiş iki zira arsalu pasban odasın ve yine bir tarafı vakfı mezburdan olan menzil ve bir tarafı cebehane han içün vakıf olunan menzil ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud fevkani ve tahtani buyuti adideyi müştemil bi hisabı mezbur üç yüz elli zira arsalu kapanhanı ve yine minare altında vâki tulen ve arzan yüz altmış dokuz zira arsalu bir bab kârgir mahzeni ve yine bir tarafı vakfı mezbur mütevellilerine meşrut olan menzil ve bir tarafı Bektaş Beşe milki ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab sobalı odayı ve bir bab koytorlu odayı ve bir mahzeni ve havluyu müştemil ve bi hisabı mezbur beş yüz seksen sekiz zira arsalu menzili ve yine bir tarafı imama meşrut menzil ve bir tarafı mezbur Bektaş Beşe milki ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud iki bab sobalı odayı ve iki bab mahzeni ve havluyu müştemil ve bi hisabı mezbur dokuz yüz yirmi dört zira arsalu bir bab menzili ve yine bir tarafı ismail bey menzili ve bir tarafı kayyime meşrut menzil ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab sobalu oda ve bir bab kaytorlu oda ve bir bab kilâr ve havluyu müştemil ve bi hisabı mezbur dört yüz altmış altı zira arsalu bir bab menzili ve yine bir tarafı mütevelliye meşrut olan menzil ve iki tarafı İsmail bey milki ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab kaytorlu odayı ve havluyu müştemil ve bi hisabı mezbur iki yüz yirmi iki zira arsalu bir bab menzili ve yine bir taraf miyrihane ve bir tarafı Mahmut Efendi milki ve bir tarafı müezzini saniye meşrut menzil ve bir tarafı tarikihas ile mahdud bir bab somalu oda ve bir bab kaytorlu oda ve bir bab mahzen ve havluyu müştemil ve bihisabı mezbur ye yüz altmış zira arsalu bir bab menzili ve yine bir tarafı Camii Şerif dıvarı ve bir tarafı müezzini evvele meşrut olan menzil ve bir tarafı tarikihas ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab sobalı oda ve bir bab kilar ve havluyu müştemil ve bi hisabı mezbur beş yüz seksen sekiz zira arsalu bir bab menzili ve yine bir tarafı Ahmet Efendi milki ve bir tarafı Lapka İsmail milki ve bir tarafı İbrahim Beşe milki ve bir tarafı tarikıâm ile mahdud bir bab sobalu oda ve bir bab kaytorlu oda ve bir bab mahzen ve havluyu müştemil bihisabı mezbur sekiz yüz otuz altı zira arsalu bir bab menzili ve yine bir tarafı miyrihane ve bir tarafı Mahmut Efendi milki ve bir tarafı vakıf mahzen ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab sobalu oda ve bir bab kaytorlu odave bir bab diğer oda ve havluyu müştemil ve bihisabı mezbur bin yirmi zira arsalu bir bab menzil ve yine bir tarafı tarikı has ve bir tarafı vakfı mezbirdan olan hane ve bir tarafı kızlar manastırı ve bir tarafı tarikıâm ile mahdud bihisabı mezbur iki yüz zira arsalu bir bab kârgir mahzen ve yine bir tarafı mahzeni mezbûr ve üç tarafı tarikıâm ile mahdud ve bihisabı mezbur bin dokuz yüz seksen zira arsalu iki bab Kızlar Manastırı dinmekle maruf menzili ve yine bir tarafı Kapan Hanı ve bir tarafı Ahmet Beşe milki ve bir tarafı Cebehane ve bir tarafı tarikıâm ile mahdud bir bab tahtani sobalu oda ve bir bab kârgir mahzen ve bir bab sobalu oda ve bir bab kilar ve ziri zeminde iki bab kargir mahzen ve havluyu müştemil ve bihisabı mezbur bin dört yüz yirmi sekiz zira arsalu menzili ve yine bir tarafı camii şerif divarı ve bir tarafı muallimhane ve iki tarafı tarikıâm ile mahdud ve bihisabı mezbur üç yüz on iki zira arsalu bir bab etmekçi furununu ve yine bir tarafı camii şerif harimi dıvarı ve bir tarafı harim cami ve bir tarafı zikrolunan ekmekci gurunu ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab fevkani oda ve anbar ve bir bab sobalu oda ve bir bab tahtani mektep ve bir bab kârğir mahzen ve iki bab zirü zeminli mahzeni müştemil ve bi hisabı mezbur dört yüz altı zira arsalu cami harimi çinde olan bir kebir menzili ve yine bir tarafı Lepka İsmail milki ve bir tarafı nehricari ve bir tarafı vakfı mezburdan olan bahçe ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bir bab camekan ve iki halvet ve beş aded kurna ve bir bab hamamcı odasın ve havluyu müştemil ve bi hisabı mezbur bin altı yüz zira arsalu hamamın ve yine hamamı mezbur kurbinde bir tarafı vakıfhan mesahibi şehriyariye ve bir tarafı Simo Turuh ve bir tarafı hamam mezkur ve bir tarikiam ile mahdud iki bab tahtani sobalı oda ve bir bab ocaklı oda ve köşk ve bir sofa ve bir bab atik köşk ve bir bab matbahı müştemil ve bihisabı mezkur üç bin sekiz yüz kırk zira arsalu bahçeyi ve yine kal'ai mezbure kurbinde Rus Kapusu haricinde ¦¦..tarafı kal'ai mezbure köprüsü ve bir tarafı kal'ai mezbure cidarı ve bir tarafı zikriati asiyap arsası ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud bi hisabı mezburi ki bin altı yüz zira arsalu ve sakafı vahit tahtında üç göz asiyap ve bir göz dink ve bir göz aba dinği ve yine hariç babı mezburda vaki bir tarafı zikri mürür eden değirmen arsası ve bir tarafı maruzzikir köprü ve bir tarafı Yusuf Beşe Çeşmesi ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud ve bi hisabı mezbur bin iki yüz otuz iki zira arsalu ve sakfı vahit tahtında dört göz asiyabı dakiki ve beş göz dink ürzünü ve bir göz dink abayı ve zikrolunan asiyabı mukabelesinde vâki iki tarafı nehricari ve bir tarafı kal'a dıvarı ve bir tarafı Yusuf Beşe Çeşmesi ile mahdud tarafı şehriyariden temlik olunan on beş bin beş yüz otuz beş zira arsai hâliyeyi ve yine zikrolunan değirmen ardında şark canibinde vaki bir tarafı nehri mezbur ve bir tarafı kal'ai mezbur dıvarı ve bir tarafı değirmen argı ve bir tarafı tarikiam ile mahdud ve tarafı sultandan mümelleke beş bin zira arsai haliyeyi dahi ve yine zikrolunan değirmen kurbinde garp canibinde vaki bir tarafı değirmen argı ve bir tarafı nehricari ve iki tarafı tarikiâm ile mahdud ve tarafı şehriyariden mevhube on bir yirmi zira arsai haliyeyi dahi ve yine kal'ai mezkur dahilinde vakıfı mumaileyh hazretlerine müntemiye mahallede vaki bir tarafı Hüseyin Çorbacı ve bir tarafı miyri kışlak ve tarafeyni tarikiâm ile mahdud tulen yetmiş bir ve arzan on iki zira üzerinde sobalı bir bab tahtani odayı müştemil menzili ve yine Mahalle-i mezburede vaki bir tarafı Kâtip İbrahim Çelebi milki ve bir tarafı azap hüda-verdi menzili ve tarafeyni tarikiâm ile mahdud tulen ve arzan bi hisabı terbii iki bin iki yüz zira arsa ve üzerinde mebni iki bab tahtani sobalı oda ve bir bab sağir oda ve matbah ve iki kilâr veziri zemin ve bir mahzen ve havluyu müştemil menzili ve yine kal'ai mezbure ebvabından Rus Kapusu dahilinde Defterdar Mustafa Efendi Mahallesinde vaki bir tarafı Mustafa Efendi milki ve bir tarafı Lepga İbrahim menzili ve bir tarafı azepler odabışısı milki ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud tulen elli iki ve arzan on bi hisabı mezbur dokuz yüz otuz altı zira arsa ve üzerinde mebni bir bab tahtani oda ve üç bab dükkân ve havluyu müştemil menzili ve yine kal'ai mezbure dahilinde Haseki Sultan Mahallesinde vaki bir tarafı Cebebaşı Hüseyin Ağa milki ve bir tarafı Cebehane ve bir tarafı ahmet efendi milki ve bir taraf tarikiâm ile mahdud tulen altmış iki ve arzan on üç bi hisabı mezbur sekiz yüz altı zira arsa üzerinde kaytor tabir olunur bir bab oda ve havluyu müştemil menzili ve yine mahdudu mezkur kurbinde vaki bir tarafı Cebehane ve bir tarafı Kılınçcı menzili ve bir tarafı Mehmet Odabaşı milki ve bir tarafı tarikiâm ile mahdud tulen on beş ve arzan on bi hisabı terbii yüz elli zira arsa ve üzerinde mebni üç bab dükkânı ve yine vakıfı mumaileyh hazretlerine müntemiye mahallede vâki miyri kışlak ve bir tarafı Kapan Hanı ve bir tarafı yine vakfı mezbur ve bir tarafı tarikiâm ile mahud tulen otuz iki arzan yirmi bi hisabı terbii altı yüz kırk zira arsa veüzerinde mebni bir bab tahati sobalı oda ve bir kilar ve bir kârgir mahzen ve zirizeminde bir mahzen ve havluyu müştemil menzili ve yine kal'ai mezkure dahilinde kemerkapuda vaki bir tarafı Ali Çavuş milki ve bir tarafı azep mehmet efendi menzili ve tarafeyni tarikiâm ile mahdud arsa haliyesinin dahi ve yine iki kıt'a mushafi şerif ve kırkyedi cild kitaplarını ki her biri isim ve resimleri ile esnai şurutta tarif ve levazim ve havassı mümeyyizesile tebyin ve tavsif olunur ve evkafı mezburenin rey'i fazılında tasarruf ve tedebini müşarünileyh hazretlerinin yedi kerimelerinde olmak ile tarihi kitap senesi Seferülhayri gurresine gelince vezayif ve masarıfdan fazla galleden müctemi' olan seksen altı bin beş yüz esedi kuruş ki her kisesi beş yüz esedi kuruş olmak üzre yüz yetmiş üç kise esedi kuruş zikrolunan amayiri aliyenin levazım ve merasimi caiyetit tafsili mesalihi ve sair zikri ati masarıfı içün vakıf ve tesbil ve ber fehvayı innelhasenat yüz hipnessiyyiat vesilei anitderekât olmağıyçün vakfiyyetini tescil eylediler şoy vakitteki camii tasarrufatı umuri şer'iyye ve cümle-i teberruatı ukudu diniyye zatı melekiyyetüssıfatlarında sahiha ve nafize idi vakfen sahihen şer'iyyen ala merreileylü vel eyyam ve habsen sarihan mer'iyyen alel istimrari veddevam ceallahü hazihil evkafe mamureten ve ma'mule ve sayyere a'malelvakı fi bi keerremihi ve fazlihi makbule bezeda evkafı sabıkatül evsafın bazısını vechi mezkur üzre Kasaba-i Merzifon'da olan muvakkıfa ve bazısını İnce su'da olan masarıfa ve bazını İstanbul'da olan mesaliha ve bazını Edirne'de ve Kamaniçede olan levazıma ala ma yaktezihilhâl ve tenasübihi taksim ve tahsis buyurup şöyle şart ve tayin eyledikler ki amma kısmı evvel sabıkuzzikir Kasaba-i Merzifon'da vâki her biri hudud ve müştemilatile mezbure akarattan hasıla olan ruyuden kasaba-i mezburede vâki camii şerif ve mabedi latiflerinde fununu şettada mahir ve tedris talebei ulume kadir bir âlim ve fazıl kimesne dersiam olup haftada dört gün talebei ulume tedris ve tefhim eyliye mukabelesinde yevmi on beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir ehli ilim ve müteverri' tefsiri nazmı kerim ve manayı hadisi Resuli rabbil aleminden habir kimesne camii mezburda vaiz olup her selâtı Cum'adan sonra kürsiye çıkup vaz ve nush eyleye mukabelesinde yevmi on akçe vazifeye mutasarrıf ola ve minberi fesahatte bülend paye ve mihrab belagatda pi-şivayı vacibürriaye müttaki ve mütezehhid bir kimesne hatip olup minvâli şer'i şerifi nebevi ve minhacı dini münifi mustafavi üzre eyyamı cumuat ve ayadda hitabet eyleye yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir tertil kur'ana kadir ve vacibat ve müfsidatı selâte şuuru zahir kimesne camii mezburda imamı evvel olup nevbetinde cemaati müslimine mukteda ve edai selatı mefruze ruleyüp yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir evsaf ile mevsuf bir kimesne dahi imamı sani olup nevbetinde bade edailhizme yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve dört nefer avaz kimseler evkatı selâtı hamseyi ilâm ve şeayiri islâmiyeyi taife müvahhidine izan ve ilân eylediklerinden sonra her biri yevmi üçer akçe vazifeye mutasarrıf olalar ve mücevvidinden dört nefer kimesne devirhan olup her biri yevmi ikişer akçe vazıfeye mutasarrıf olalar ve bir ehli kur'an kimesne her gün vaktı subuhda camii mezkurede bir sure fethi şerif tilâvet ve sevabını vâkıfı müşarünileyhe ihda eyleyüp yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi muarrif olup yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi nuathan olup yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir hoş avaz kimesne remezanı şerif gecelerinde ve sair leyalii mübarekede camii mezbur minaresinde temcidihan olup yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve dört nefer kimesne her gün bade tuluişşems camii mezburede cemi olup def'i beliyyat ve ervahı mü'minin ve mü'minat içün birer surei fethi şerif tilâvet edüp her biri yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf olalar ve kiraatı kur'anı azımüşşana kadir otuz nefer kimesne her gün bade selâtilfecir camii mezkurda cemi olup sekinet ve vekar ile kur'anı mecidden birer cüz'i şerif tilavet edüp sevabını vâkıfı kesirül avarif hazretlerine ve aba ve ecdad ve ümihat ve ceddatları ervahına ıhda edüp her biri yevmi ikişer akçe vazifeye mutasarrıf olalar ve bir kimesne dahi eczai şerifeyi kuraya tevzi ve badehu kaldırup bir sandıga hıfz edüp yevmi iki akçe hafızı ecza vazifesine mutasarrıf ola ve bu otuz neferden biri ser mahfili ecza olup badel hatim desti ezabını dergâhı icabete ref edüp kabuline dua eyleye bu mukabelede yevmi bir akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi noktacı olup tilaveti eczai şerifeye hazır olmayan kimesnenin ismine nokta vaz' edüp mütevellii vakfı mezbure inha eyleye ve mütevelli ol günün vazifesini aher müstahikke verüp ve cüz'i şerif tilavet ettire bu mukabelede yevmi iki akçe noktacı vazifesine mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi hafızı kütüp olup ala vechil icmaı zikrolunan kütübden Kasaba-i Merzifon'da talebe-i ulumun intifalariyçün vakıf olunan bir Mushaf-ı Şerif ve bir maalimüttenzil ve bir tefsiri küvaşı ve bir envarittenzil ve bir Tefsiri Kemalpaşazade ve bir Tefsiri Celâli ve bir Tefsiri Keşşaf ve bir Tefsire müteallik kitap ve bir Tefsiri Kadi Haşiyesi şeyh zade ve iki Molla cami ve bir Mişkatil Mesabih ve bir Tenvirülebsar ve bir Hüsnü Zibarı ve bir Kadı mir ve bir Şerhi şiratil islam ve bir Molla Fenari ve bir Tercümetüssihah ve bir Tarikatı Muhammediyye ve bir Münyetül musalli ve bir Şerhi Kafiye ve bir Kâfiye maa misban ve bir Sarf ve bir Tuhfetul muluk ve bir Avamil ve bir Hasanpaşa ve bir Mültekal ebhur ve bir Ahi Çelebi ve bir iftitan ve bir Kudusi ve bir nevazil ve bir Cami-ül fusuliyn ve bir Müştemilül Ahkâm bu cümleyi dolabında hıfz ve beher hafta dolabı erken açup kütübü mevkufeyi müstefiddine arz edüp talebenin garazları hasıl ve müşkiller hal oldukdan sonra yine mahalline vaz' ve hıfz eyleye ve iktiza eder ise mütevelli marifetile rehni kavi olup kütübü mücelledeyi müderise ve talebeye vereamma altı aydan ziyade komiya mukabelesinde yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir salih kimesne dahi kayyım olup akşam ve sabah camii mezkuru açup kapayup bade edail hizme yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi ferraş olup hizmeti feraşetin yerine götüre yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi çoragdar olup bade edailhizme yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne camii mezburun kanadilini vaktinde ikad ve bade edaisselât itfa' ayı eyliye mukabelesinde yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi buhuri bade edail hizme yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi camii mezburun minaresinde leyâlii şehri Remezan ve sair leyâli mübarekede ikadı kanadil eyliye mukabelesinde yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi ferraş icabethane olup bade edailhizme yevmi iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi su yolcu olup vakıfı müşarünileyh hazretlerinin kasabai mezbureye ve camii mezkur harimine icra ve vakıf buyurdukları abıhayat bahşın menbainden mecrasına gelince vâki olan su yolu meremmetini kema yenbaği yerine götüre mukabelesinde yevmi sekiz akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bu ashabı cihatı mezkureden her kim bilâ özrü şer'i tatili hizmet ederse muhkemce tenbih oluna ve mütenebbih olmayup yine tekâsül eder ise te'dip ve tefri oluna ve yine mütenebbih olmayup hizmeti terkini adet eden kimesnenin ciheti marifeti mütevelli ve izni hakimüşşer'ile ahere tevcih oluna ve evkafı mezburenin meremmeti vezayifden mukaddem ola ve yine Kasaba-i mezbure kurbinde tarihe nam karyede vâki vâkıfı müşarünileyh Hazretlerinin Valideleri merhume Abide Hatun bina eylediği mescidde imam olanlara yevmi dört akçe vazife verile ol dahi mukabelesinde akibi eda'i salatissubuh mescidi mezbur mihrabında cehren bir sure-i Yâsin-i Şerif ve akibi salatizzuhur bir sure'i Mülk ve akibi edai salatil asır Âmme Suresin tilavet edüp sevabını vâkıfı müşarünileyh hazretlerine ve aba ve ecdad ve ümmehat ve ceddatları ervahına ihda eyleye ve mescidi mezburda her kim müezzin olur ise kubey ikameti salati hamsede üçer ihlâs-ı şerif ve bir Fatiha-i Şerif tilavet edüp sevabını yine Hazreti vâkıfı müşarünileyh ve aba ve ecdad ve ümmehat ve ceddadlarına ihda eyleye mukabelesinde yevmi üç akça vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi mescidi mezburda ferraş olup mescidi şerif ve harimini tefriş ve teknis eyleye mukabelesinde yevmi iki kçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi mescidi mezburda ikadı kanadil edüp bade edaisselât itfa eyliye mukabelesinde iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve maruzzikir evkâfı şeriflerine yevmi beş akçe vazife ile bir kimesne kaymakamı mütevelli ve yevmi dört akçe vazife ile bir müstakim ve kitabette mahir kimesne kâtip ve yevmi üç akçe vazife ile bir mukdim ve müstakim kimesne cami ola ve amma kısmı sani şol şart beyanındadır ki salifüzzikir incesuda her birinin hudud sunuru mübeyyine ve müştemilât ve tarayıkı muayyene akarat ve ziyadan hasıl olan rey'i ve nemadan yine incesuda olan camii şerifde bir âlemi terki ve fazılı mütteki fennü vaaz ve tezkirde mahir ve tefsir ve hadis nakline kadir kimesne cemaati müslimin ve zümrei muvahhidine vaazu nush edüp yevmi on akçe vazifeye mutasarrıf ola ve ol vaizi necip camii mezburda hatip olup yevmi on akçe vazifei hitabete mutasarrıf ola ve medresei mezkurede ulumi arabiyyeden hisse mend ve fununi edebiyyeden behremend fununu şettada mahir ve her ilimden tedrise kadir bir kimesne talebei ulume fununu şettadan hasbema taktazihilhal haftada dört gün talim ve tedrisi ulum eyliye yevmi yirmi akçe vazifeye mutasarrıf ola ve darüttedrise mülasık olan on beş hücrede sâkin talebei ulumun her birine yevmi beşer akçe verile ve hücrede sâkin olmayan talebeye vazife verilmeye ve bir mücevvid ehli kur'an ve salih ve taki kimesne camii mezburda evkafı hamsede imamet eyleyüp bade edailselâtilfecir mihrapda bir surei yasini şerif ve bade selâtizzuhur bir surei mülk ve badel asır bir surei nebe' ve badel işa' amenerresuli ayeti kerimesini tilâvet eyliye yevmi on sekiz akçe vazifeye mutasarrıf ola ve duhuli evkata vâkıf ve dana hasenüssavti vesseda üç nefer müezzin olup birisi raeis itibar olunup ana yevmi beş akçe ve ikisine yevmi dörder akçe vazife verilüp evkatı hamsede ve Cuma ve ayadda hidametıte'zinini kema yenbaği riayet edüp vazifelerine mutasarrıf olalar ve bir rücülü halisilfuad ala vechil mutad temcidhan olup leyalii şehri remazanda ve sair leyalii mübarekede temcidi rabbi mecid edüp yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve muallimhanede bir müteddeyyin mücevvid kimesne muallimi sıbyan olup mukabelesinde yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir mütedeyin ve salih kimesne halifei mektep olup yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve on nefer tilâveti kur'ani azimüşşane kadir kimesneler bade selâtilfecir camii mezkurda cem olup her biri kur'anı azimüşşandan birer cüz'i şerif ala vechiltertil tilâvet edüp sevabını vâkıfı zül maarif hazretlerine ve aba ve ecdad ve ümmehat ve ceddatları ervahına ihda eyleyüp mukabelesinde her biri yevmi üçer akçe vazifeye mutasarrıf olalar ecza hanlıklar sükkân kasabadan ehil ve müstahik olanlara tevcih oluna ve bir müstakim ve salih kimesne noktacı olup terki hizmet edenlerin defterde isimlerine nokta vaz' edüp eczahanlardan edayı hizmet etmeyelenleri re'si şehirde mütevelliye ilâm edüp mütevelli dahi terk ettikleri eyyamın vazifesini vermeyüp ol günün vazifelerini aher kimesnelere verüp okumayan eczai şerifeyi tilâvet ettire noktacının dahi vazifesi yevmi bir akçe ola ve pak ve akif bir rücülü salih kimesne kayyım ve ferraş olup fethi bab camii şerif edüp cestü çalakden camii mezkuru hassühacekten tahrir ve pak ve hasbel mutad kanadili ikad eyleye yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve medrese-i mezburede sakin talebe-i ulumun intifakları içün vakıf eyledikleri bir mushafı şerif ve bir Kadi Beyzavi ve bir Sahihi Müslim ve bir Meşarik şerhi inhi melek ve bir Masabihi şerif ve bir Kadihan ve bir Hulasa ve bir Bezzaziye ve bir Hidaye vve bir Düreri gurer ve bir Ekmelüddin ala hidaye ve bir Mutavvel ve iki cildde bir Lugatı Cevheri ve bir muhtasar ve bir Menar ibni melek ki cem'an on beş kütüpdür. Bu zikrolunan kütübü hıfz eyleyüp müderris ve talebeye lazım olanı mütevellisi marifetile haftada iki gün dolabı açup ve müstefiddine arz edüp ve bade halil müşkilât yine alup mahalline vaz' edüp ve müderris ve talebeye kitap verilmek iktiza eyledikte hafız kütüp yine mütevelli marifetile rehin alup kitap verdikte altı aydan ziyade kimesnenin yerinde kitap alı komayup bu minvâl üzre hafız kütüplük hizmetini eda eyleye mukabelesinde yevmi dört akçeye mutasarrıf ola ve bir kimesne bevvabı medrese olup babı tedris haneyi badesselâtil işa' iglâk ve tulu'i fecirde feth edüp yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve ahvali dinadan haberdar bir recüli sahip vekar kimesne meremmetci olup cami ve medrese ve han ve dekâkin ve sair müsakkafat meremmete muhtaç oldukca meremmet edüp hizmetinde tekasül etmeye yevmi on akçe vazifeye mutasarrıf ola ve sabıkuzzikir çeşmelerin ve hamamın ve bilcümle niyahı müsabbelenin yollarını methalinden mecrasına gelince imaret ve meremmet içün san'atında mahir bir kimesne su yolcu olup hizmetini kemayenbaği edadan sonra yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve camii mezkurun hasırı ve şem'i aseli ve zeyt ve kanadili içün beher sene otuz kuruş sarf oluna ve camii merkumun canibi garbisinde vâki dahiliye ve hariciyeyi müştemil menzili süknası tedris ve vaz' ve hitabete meşruta olan bir recüli âlime ve ana muttasıl olan menzilin süknası imam olanlara ve ana muttasıl olan menzilin süknası reisül müezzinin olanlara meşruta ola ve hâla mahkeme olan menzilin süknası ber vechi te'bid bil fiil İncesu Kadısı olan Abdulhalim Efendi'ye hayatta oldukça meşruta ola vefatından sonra menzili mezbur mütevellii vakıf marifetile kaza-i mezburda kadi ve hakimüşşer'i olanlara ecri misli ile icar olunup ücreti gilali vakfa zam ve ilhak olanu ve bu evkafı mezbureye bir müstakim ve dindar ve mütedeyyin perhizkâr bir kimesne Kaymakamı mütevelli olup umuri vakıfda tekasül ve tehavün etmeyüp kemahüvel meşrut hidematı lazimesin yerine getüre yevmi yirmi akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir emanet ve diyanet ile maruf ve salâh ve siyanet ile mevsuf fenni kitabette mahir ve uslubi defatir ve ilmi hisaba kadir kimesne kâtip olup yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir emin ve deyyin ve mücipdü sai' kimesne cabi olup bade edail hizme yevmi dört akçe vazifeye mutasarrıf ola ve evkafı mezburenin meremmeti ve zayifden mukaddem olla. Ve emma kısmüssalis şoy şart beyanındadır ki Mahmiyye-i İstanbul'da Hocapaşa Mahallesinde bina ve ihya buyurdukları mescidi mezburun mihrabı önünde vâki fevkani ve tahtani bir bab odanın süknasını mescidi mezburda müezzin oluna meşruta ola ve zikrolunan odaya muttasıl iki tabakalu bir bab odanın süknası mescidi mezburda imam olana meşruta ola ve baki elli altı bab odaların ve maruzzikir hanın ve yedikulede vâki cemi hudud ve müştemilâtı masture müsakkafatın gilâl ve ruyuundan zikrolunan odaların arsası mukataası içün haremeyni şerifeyn vakfına sene ve dört bin akçe verile ve Yedikulede olan musakkafatı mevkafenin arsası mukataası içün senede yirmi bin kçe ayasofyayı kebir vakfına ve bin altı yüz akçe merhum Sultan Bayezid Han'ın Edirne'de vâki cami ve imareti vakfına ve bin dört yüz kırk akçe merhum muhaşşiysadi çelebinin darülkuras vakfına verile ve mescidi mezbur dahilinde ikad olunan dört kandil ve haricinde ikad olunan bir kandil ve keniflerde ikad olunan bir kandil ve mihrabın iki tarafına ikad olunan iki yağ mumu içün yevmi dört akçe sarf oluna ve mescidi mezbur mihrabını iki tarafında ikad olunmak içün beşer vukye olmak üzre on vukye iki bal mumu iştira oluna ve han canibinde vaki olan odalar üzerine bina ihdas olunmaya ve mescidi mezburda bir salih mütedeyyin ve selevâtın erkân ve vacıbatına ve sünen ve sair mebadı ve mukaddematına ve adabı muhsenatına âlim bir kimesne imam olup üç vakitte cemaati müslimin ve zümre-i mü''inine imamet eyledikten sonra yevmi sekiz akçe vazifeye mutasarrıf ola ve imamı mezbur bade selâtissubuh surei yasini şerif tilâvet edüp yevmi bir akçe vazifeye dahi mutasarrıof ola ve bade selatil işa''kezalik mescidi mezburda surei mülk tilâvet edüp yevmi bir akçe vazifeye dahi mutasarrıf ola ve andelibi bağıcinan gibi hasnüssavt ve tiyp elhan şeraiti te'zine vâkıf ve evkatı mahudeye arif bir kimesne dahi mescidi mezburda müezzin olup yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve mescidi mezburun evkatı mutade de dervü manzarlarını açup ve sathı safa küsterini ve sair lazım olan mevazıını kinase ve tathir ve tanzif ve ikadı şumu ve kanadili hizmetlerin yerine getüre yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve ciheti kayyım müezzin olanlara meşruta ola zikrolunan dört masura sudan bir masurası hanı mezburda olan çeşmeye ve baki kalan üç masuradan kifayet mikdarı mescidi mezburun muslaklarına ve keniflerine icra oluna ve yine zikri mürür eden Yedikule haricinde müceddeden bina ve ihya buyurdukları mescidi şerifde bir mücevvid ve mütedeyyin kimesne imam olup evkatı hamsede hizmeti imameti eda ettikden sonra yevmi on akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir hoş elhan ve nazafet ve tahareti nümayan kimesne müezzin ve kayyım olup her gün evkatı hamseyi cemaati müslimine ilân ve kayyımlık hizmetini edadan sonra yevmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve mescidi mezburun ruganı zeyt ve şem'i ve hasır ve kanadili içün senede sekiz yüz akçe sarf oluna ve bir emanet ve diyanet ile maruf ve selâh ve siyanet ile mavsuf fenni kitabette mahir ve uslubi defatir ve ilmi hisabe kadir kimesne katip olup mahsuli evkafı kalil ve kesir yazup harici ez defter komaya yevmi yirmi akçe vazifeye mutasarrıf ola ve hizmeti cibayete kadir emanet ve istikamete zahir iki kimesne cabi olup birisi Yedikule'de vâki evkafın hizmeti cibayetini eda eyleyüp yevmi yirmi akça vazifeye mutasarrıf ola ve birisi dahi Hocapaşa'da vaki hizmeti cibayeti kema yenbaği eda eyleye yevmi dört akça vazifeye mutasarrıf ola ve bu cümle'i evkafdan müctemia rüyu' ve gallatdan beher sene surre eminleri yedile bin kıt'a şerifi altun Mekke'i Mükerreme şerrefehallahü fukarasına ve bin kıt'a şerifi altun Medine-i Münevvere sallallahü ala münevveriha fukarasına irsal ve iysal oluna ve zikrolunan yüz yetmiş üç kise esedi kuruş mahalli mahfuzda hıfz olunup iktiza eyledikte evkafımıza marifetimiz ile harc ve sarf olunup yahud mübaşeretimiz ile münasip akara tebdil oluna ve süleymaniye kurbinde ve Medine-i Eyyub'da ve Topkapusu haricinde vaki zikrolunan arayların süknaları zatı saadet makrumlarına meşruta ola ve eliyazü billâh kendilerden sonra evlâdlarına ve evlâdı evlâdlarına ve evlâdı evlâdı evlâdlarına neslen bade neslin meşruta ola ve sarayların imaret ve meremmetleri men lehüssükna üzerine ola ve zirarı ve a'kab münkarizler olursa neuzü billâh min zalik evkafımıza ilhak olunup her biri yedi mütevelli ile icar olunup hasıla olan icarattan masarıfi evkafı mezkureyi sarf oluna ve sayir evkafımızın imareti ve meremmeti vezayif ve sair masarıfdan mukaddem ola ve emma kısmı rabi şol şart beyanındadır ki mahrusai Edirne'de vâki camii hudud ve müştemilâtı mesture vakıfı emlâki ebniye ve akaratın gallatından yevmi on beş akçesi vucuhi kiraat Kur'anı azimüşşana kadir ve tedrisi nazmı kerimde mahir bir kimesne Şeyhülkura olup her haftada üç gün mahrusai mezburede vâki camii atik demekle şöhret şiar olan mabedi latifde talibine talimi kur'anı nazmı kerim ve tefhimi tecvidi kelâmı rabbi rahim eyleyen şeyhi mezbure verile zikrolunan Hazinedar Sinan Mahallesinde vâki menzilin süknası şeyhülkura olanlara meşruta ola ve camii mezkur ve mabedi pür nurda kayyım olanlardan her biri nevbetlerinde tekasül ve tehavün etmeyüp şeyhulkura talim içün geldikte seccade yayup ve gittikte kaldıra bu mukabelede yevmi bir akçe vazifeye mutasarrıf olalar ve bir müstakim ve mütedeyyin ve emaneti ve diyaneti müteayyin umuri cibayeti edaya kadir ve hizmeti kitabette mahir bir kimesne cabi ve katip olup yevmi dört akçe vazifei cibayet ve kitabete mutasarrıf ola ve zikrolunan tahmis dükkânı kurbinde vaki çeşme ve suki arasta başında vâki çeşmenin etrafında her gün hasıl olan mezabili tathir ve tefriş içün hizmeti tefriş uhdesinden gelmeğe kadir bir kimesne ferraş olup bade edail hizme yevmi dört akçe vazifeye mutasarrıf ola ve suku mesfuru hiraset eden basbane dükkânı mezkuru dahi hıfz ve hiraset eyledüğü mukabelesinde ferraşı mezbur marifeti ile yevmi üç akçe vazife verile ve dükkânı mezbur kapusu önüne bir fanus vaz' olunup ferraşı mesfur ol fanusu her gece ikad edüp yevmi bir buçuk akçe vazifeye mutasarrıf ola ve fanusu mezburda ikad olunan yağ semeni içün ferraşı merkume bir buçuk akçe verile ve yine mahrusai edirnede beylerbeyi camiinde her kim kayyım olursa camii mezkur hariminde vakıfı müşarünileyh hazretlerinin bina ve ihya buyurdukları musluk etrafında vaki mezabili tefriş ve kenifleri tathir edüp yevmi bir akçe vazifeye mutasarrıf ola ve zikrolunan tahmis arsası içün senede merhum mezbur Mustafa Paşa Vakfına doksan akçe mukataa verile ve boyacılar sukunda olan çeşmeye hakkı mecradan maada ber mucebi hücceti keşif ceryan eden beş masura mai halisin maksiminden mecrasına gelince ve arasta başında vaki çeşmeye bermucebi hucceti keşif hakkı mecradan maada cereyan eden ve kiz masura ma'i safinin maksiminden mecrasına gelince ve musluku mezbure cereyan eden iki masura ma'i halisi maksiminden mecrasına varınca su yollarına mahrusa'i mezburede su yolcular kethüdası olan kimesne su yolcu olup vaki olan imaret ve meremmeti kema yenbaği yerine getirdikten sonra yevmi on akça vazifeye mutasarrıf ola ve zikrolunan boyacılar sukunda vaki çeşmenin suyu cem olduğu mahal ki Ahi Çelebi deresi demekle maruf şöhret şiar olmuştur. oL vadide bir mahalde beş ve bir mahalden dört buçuk cem'an dokuz buçuk masura su nebu' eder ol mahalde merhum ve mağfurunleh sultan Süleyman Han aleyhirrahmeti velgufran hazretlerinin mahrusa'i mezbureye icra eylediği su yoluna müntehi olan mahalle değin bir aher su yolcu tayin olunup bu iki mahal beyninde vaki olan imaret ve meremmet hizmetini eda eyleye mukabelesinde yevmi bir akça vazifeye mutasarrıf ola ve yine Cöke Nahyesinde Pravadı nam karye sınırında alt buğaça zade demekle şehir Salih nam kimesne çiftliği hududu dahilinde milki sarihleri olan mahalden nubu edüp zikrolunan arasta başında vaki çeşmeye ve zikri mürur eden musluğa cereyan eden ma'i kuraha menba'i merkumdan münteha'i mezkûre gelince vaki olan su yolu meremmeti için kethüdayi mezbur marifeti ile bir su yolcu dahi tayin olunup bade edail hizmet yevmi bir akça vazifeye mutasarrıf ola ve senede zikrolunan su yolu mukataası için Merhum Sultan Bayazıd vakfına otuz akça verile ve yine mahrusa'i mezburede iskifci Çakıt Mahallesinde vaki germe kaş demekle maruf fahrüssalikin eşşeyh Hüseyin Efendi Tekyesinde vaki birden su çekmek için bir abkeş nasb olunup her gün kifayet mikdarı su çektikden sonra mukataasını yevmi iki akça vazifeye mutasarrıf ola ve bi'ri mezburun kova ve makara ve reseni bahalar içün yevmi iki akça verile ve mahrusa'i mezburede vaki hadika'i sultaniyede her kim Bostancıbaşı olursa zikrolunan çeşmelere ve musluğa ve su yollarına nezaret edüp mukabelesinde yevmi iki akça vazifeye mutasarrıf ola ve zikrolunan Mehmet Ağa Mahallesinde ve Yıldırım Bayazıd'da ve Timurtaş'da olan Sarayları'nda kendi zatı kerimüssıfatları badehu evlâdı kiramları ve evlâdı evlâdları ve evlâdı evlâdı evlâdları batnen bade batnin sakinler olup ba-dehüm vakıflarına ilhak oluna. Ve amma kısmı hamis şol şart beyanındadır ki zikrolunan Kamaniçe Kal'asinde vaki akaratı mevkufelerinin reyi ve gallesinden kal'ai mezbure dahilinde ihya buyurdukları camii şerif ve mabedi münifde tecvid ile kıraate kadir bir salih ve mütedeyyin kimesne imam ve salavatı hamsede camii mezburda cemaatı müslimine mukteda olup yevmi otuz beş akça vazifeye mutasarrıf ola ve ehli Kur'anda bir nazif ve mütedeyyin kimesne dahi Hatip olup her Cuma günü cemaat ile eda'i salati Cum'a eyleye yevmi yirmi beş akçe vazifeye mutasarrıf ola ve ehli kur'andan dört nefer kimesne dahi camii mezburda devirhan olup her Cuma günü mahfeli şerifde her biri kuranı azim ve furkanı kerimden mutad üzre birer cüz'i şerif tilavet eyleyeler her biri yevmi beşe akçe vazifeye mutasarrıf olalar ve camii mezburda üç nefer hoş elhan kimesne müezzin olup evkatı hamsede minarede ezan ve mahfelde ikamet ve sair hizmatı te'zini edadan sonra müezzini evvel yevmi on beş akçe ve müezzini sani yevmi on iki akçe ve müezzini salis yevmi on akçe vazifeye mutasarrıf olalar ve bir salih ve mütedeyyin kimesne camii mezburda kayyım olup evkatı hamsade camii mezburu açup ve kapayup ve sair kayımlık hizmetini kemayenbeği yerine götüre yevmi on iki akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi camii mezburun hariminde ferraş olup yevmi yedi akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi ferraşı çeşme olup yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi ferraşı mutlak olup yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi musluğuğu mezburun apkeşi olup yevmi yirmi akçe vazifeye mutasarrıf ola ve mektebi mezburda bir âlim ve abid ve müdeyyin ve zahid kimesne muallim olup sıbyanı müslimine talimi kur'anı azim ve tefhim furkanı kerim eyleye yevmi yirmi akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir salih kimesne dahi halifei evvel olup sıbyanı müslimin sabıkalarını iade eyleye yevmi dört akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir mütedeyyin kimesne dahi halifei sâni olup gılmainu muvahhidinin derslerini tekrar eyleye yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve bir kimesne dahi mektebi mezburda ferraş olup mektebin içersinve taşrasın tefriş ve tathir eyleye yevmi üç akçe vazifeye mutasarrıf ola ve kal'ai mezburede vâki evkâfı mezkureye bir kimesne kaymlakam mütevelli ve cabi olup yevmi otuz akçe vazifeye mutasarrıf ola ve hizmeti kitabete kadir ve ilmü hesapda mahir bir kimesne kâtip olup yevmi sekiz akçe vazifeye mutasarrıf ola ve masarıfı mübeyyeneden sonra baki kalan meblağ camii kevkafları üzerine canibi âlilerinden mutemed nasb ve tayin buyurulan kimesne irsâl ve isâl oluna ve yine vâkıfı müşarünileyh hazretleri tevfiki şariüşşerai birle şartil vâkıf kenassişşari fahvasını vukufa muvaffak olup madem ki zati aliyüssıfatları genayımı afiyet ile muğtenim ve nesayimi bağı sihhat ve hayattan mütenessim ola Meddallahu hayatehu tevliyeti kâffei mevkufatı mezbure ve nezareti ammei müsebbelâti masture kendu nefsi nefiselerine meşruta olup evkaf ve mesarıf ve cihet ve vezayifi hususların da mutlaka ihtiyarı külli kendülerinin ola ve tebdil ve tağyir ve istipdâl ve tahvil ve teksir ve taklil ve ilhak ve tafsil merreten bade uhra bilcümle yedlerinde ola ve evkafı mükemmeletül evsaflarının ala ma hüvel meşruhu vel meşrut ve-zayif ve masarıfdan fazla gallesini tasarruf ve tedbiri yedi kerimelerinde ola re'yi sahipleri iktiza ve fikri sakipleri istid'a ettiği üzre keyfe mayeşa' mutasarrıf olalar ve mürürieyyam ile zatı kerimüssıfatları cami mematı zaik ve havari cinan ile ülfete layık olup ruhi pakizeleri gülşeni hişti bi hişte karar ettikte ve eliyazübillah tevliyeti mezbure erşedi ebnalarına badehüm erşedi ebnai evladlarına badehüm erşedi ebnai evladı evlâdlarına batnen bade batnin meşruta olup sair evlâdı kiramları nazır olalar ve nazaret dahi batnen bade batnin evlâdı evlâdı evlâdlarına meşruta ola bunlardan bir derecede iken yahud dahi ziyade tevliyet uhdesinden gelir erkek kimesneler cem olursa tevliyet esenninin ola ve vezayif ve masarıfdan fazla kalan meblağdan evlâdı zukurlarının her biri yevmi ellişer akçe ve inasının her biri kırkar akçe vazifeye mutasarrıf olalar ve evlâd hissesinden maada vazifei tevliyet yevmi elli akçe ola bunlardan eliyazübillah fevt olanın hissesi evlâdlarına ve evlâdı evlâdlarına ve evlâdı evlâdı evlâdlarına batnen bade batnin intikal eyleye ve bila veled fevt olanların hissesi derecede müsavi olanlara taksim oluna ve bade inkırazilevlâd Nauzübillah tevliyet cümlei evkafı mesfure aslah ütekalarına meşruta ola ve bade inkırazil üteka ebnai eüteka ve ebnayi evlâdı üteka ve ebnayi evlâdı evlâdı ütekadan umuri tevliyette mahir ve selâh ve istikamet simasında zahir kimesne bulunursa ecanip üzerine tercih ve tevliyet ana tevcih oluna ve suduri divanı hilafet ve buduri asumanı ve zarette her sahib saadet ki veziri azam olup zimamı nazareti ammei memleket yedi te'yidi asarlarına müsellem oldukta zemanı hüceste fercamlarında nazarı inayetlerinden diri' buyrulmayup innallahe le yudiu ecrel muhsinin mısdakınca evkafı mezbureye nazaret buyurup şeraiti mezbure riayeti emrinde mütevellii evkafı mezbureye mezid inayetleri ile ianet edüp kuvve-i kahire ashabından bir ferde hilafı şartı vâkıf teaddi ve tecavüz ettirmemeğe lutuf buyuralar ümittir ki mazharı beşeret ünvanı kema tediyinü tüdan vâki ola ve cümle tevayıf ve ehli evayıfin azil ve nasbı mütevelliii evkafın arzile ola ve vakıfı mebrur eazzehullahül melikil gafur şöyle şart buyururlar ki bu sahayifi sahihanın derununda tafsil olunan hidamettenkitabet ve cibayet ve imamet ve hitabet velhasıl tevliyetten maada cemii cihat üteka ve evlâdı üteka ve atikat ve evlâdı evlâdı üteka ve etikatlarından hidematı vakfa kadir var iken cihat ecanipden kimesneye verilmeye ve badel inkırazi ma şaratahu ehemmüşşuruti emri tevliyyet evkafı mezbure nazırı müşarünileyh hazretlerinin re'yi rezinlerine mufavvaz ola ve etrafda vâki evkafa kaymakam mütevelli olanlar hene İstanbula gelüp her birinin muhasebeleri görülüp ve zayif ve masarıfdan fazla gallei evkafı mütevelliye teslim edüp mütevellii vakfın imza ve hatmini müştemil yedlerine muhasebe temessükü alalar ve masarıf mezbureden fazla cemii gallatı vakıf üç bin esedi kuruşa baliğ oluna değin mütevelli marifetile bezastanda hıfze oluna ki evkafı mezbureye inhidamı külli veyahud meremmeti külliye vâki olursa bu üç bin kuruş ile imaret ve meremmet oluna ve bu üç bin kuruşdan ziyade galle müctemi oldukta Mahmiyyei istanbul'da hocapaşa mahallesinde maruzzikir mescidi şerifde otuz cüz'i şerif vaz' olunup ehli kurandan otuz nefer kimesne beher yevm selâtilfecir mescidi mezburda cem olup birer cüz'i şerif tilâvet edüp sevabını vâkıfı müşarünileyhe ve aba ve ümmehat ve sair mü'minin ve mü'minatı ervahına ihda edeler her biri yevmi üçer akçe vazifeye mutasarrıf olalar ve bu otuz neferden biri ser mükebbiri eczai şerife olup bade temamilhatim vakıfı müşarünileyhe ve aba ve ecdad ve sayir müslimin ve müslimat içün dua eyliye yevmi bir akçe vazifeye mutasarrıf ola ve biri dahi noktacı olup yevmi bir akçe noktacı vazifesine mutasarrıf ola ve bundan fazla kalan meblağ nazır ve hakim marifetile münasip olan vucuhi hayrata sarf oluna ve bade teazzüri riyaetişşeraitil mezkure gallatı evkafı mezbure bi cümletiha fukara-i müslimin ve müslimata sarf oluna deyu cemii emlâk ve akaratı mevkufei mufassalai mezkureyi ve cümle kütüp ve nukud ve sayir emlâki manlukei mevkufei mesfureyi kalilen ve kesiren ve nakiren kitmiren farigaten anişşevagilil mania ve camiaten bişşeraitin nafia mecmuu mallarından ifraz ve mütevellii mezbure bundan akdem teslim etmekle mümtaz ve cümle şuruti erkanını tayin ve sayir vucuh ve levazımını tebyin buyurup mütevelli mezbur dahi sayir mutasarrıfanı evkaf gibi tasarrufu tam eyledi deyüp tekmili şurut ve tetmini kuyud buyurduklarında mütevellii sabıkuzzikir vâkıfı müşarünileyh hazretlerinin cemii ikrarı şuruhlarında vicahen ve şifahen tasdik ve tahkik etmeğin emri ikrar bilvakıf vetteslim minvali meşru' üzre ikmal ve tetmim olunduktan sonra ol vakıfı habir ve veziri kebir hazretlerinin inne azemessedekati ecren en tusaddika ve ente sahihün hadisi şerifinin fehvası safhai kalbi pürnurlarından cayiğir olup eşyayı mezkurenin yedi kerimeleri ile tasadduk olunmasın rey' buyurmalarile cemii evkaflarından rucu edüp mütevellii mezbur müvacehesinde nehci bdei' üzre şu vechile takriri kelam buyurdular ki imamı azam ve humamı akdem alemi eimmei din üstadı ecillei müctehidin ebu hanife numan bini sabit radyallahü an hazretleri re'yi münif ve mezhebi hatirlerinde vakfı akara luzumu ariz olmaz ve cihatı mebarireden bir cihet içün mevkufe arsa üzerinden mebni olan şey'in ciheti uhraya vakfiyyeti bazı meşayihi kiram mezhebi şeriflerinde sahih olmadığından maada vakıf gallei vakfı küllen veya bazan kendü nefsine şart etmek imamı rabbani Muhammed bini hasenişşeybani hazretleri katında mubtıli vakf olur ve fahrül emme muhammed hini seleme hasenişşeybani hazretleri katında mubtıli vakf olur ve fahrül eimme muhammed hini seleme vakfı kütübün ademi cevazına azim ve eimmei selâsei neharir vakfı nukudun ademi sihhatıni cazimdirler ve zikrolunan mevaşi ve sayir menkulatı mütearifenin dahi vakfı indelimamilazam hilyei sıhhatten aridir. Binaen ala zalik akaratı mezkure mevkufenin ve zikri mürür eden arazi mevkufe üzerinde mebniye olan milk eşyai müsebbelenin ve marülbeyan kütüp ve nukud ve mevaşi ve sayir menkulatın vakfiyyetinden rucu ve silki milklerine idhal murad buyurup eşyai mezkurenin cümlesini istirdad ve mütevellii mezburun kasrıyedini talep ettiklerinde gıbbel istintak mütevellii mumaileyh Ahmet Ağa cevabında filvaki hal bast ve tafsil olunan minval üzredir lâkin eimmei dinden imamı fazılı samedani ebu yusuf el imamissani re'yi şerifi üzre vakıfın mücerred vekaftü kavli ile akarın ve akara tebaiyyet ile zikirleri mürür eden siyran ve mevaşi ve sayir menkulatı mütearifenin vakfı sahih ve lazım olur ve menafii vakfı vakıf nefsine şart etmesi imamı müşarünileyh katında mubtili vakıf olmadığından gayrı şartı mezbur dahi muteber olur ve arsai mevkufe üzerinde olan eşyanın ciheti uhraya vakfiyyetinin sıhhattinde eğerçi bazı meşayihin ihtilâfı vardır lâkin bazı aher sıhhatine zahip olduğu mukarrer ve elyevm amel anınladır ve mushafı kur'anı azimüşşanın ve sayir kütübün vakfiyyetine fakih Ebu Cafer kail ve Nasır bini Yahya nefazine mail ve fetva dahi anın üzerinedir ve imamı Züfer cennetmekân Hazretlerinden İmamı Muhammed bini Abdullahil Ensari aleyhi rahmetilbari rivayeti üzre vakfı nukud sahih caizdir deyu red ve teslimden imtina edüp âlâyı kitabı tevkii müstetabı ile müvakki olan hadimüşşeriatil garra hadil muhaccetül beyza olan hakimi müterafii ileyh huzurunda faslu hasme taliban olduklarında hikimi müşarünileyh ecrallahülhakka beyne yedeyh hökme ve tescile kibeli sultandan müvella olduktan sonra tarafeynin kelâmında tefekkür ve canibeynin meramında teemmül edüp delili canibi sıhhati vakfı tercih ve ihtiyar ve tarafı hayri takdim ve isar eyleyüp İmamı Ebu Yusuf el müşarünileyh hazretleri kavli latifi üzre vakfı akarın ve ana tabi olan siyran ve mevaşi ve altı mütearifenin vakfiyyetinin luzumuna ve arsai mevkufe üzerinde olan milk ebniye ve eşcar ve kûrumun ciheten dahi vakfının sıhhatine ve vakfı kütüp ve nukudun ala kavli menyera vakfehuma sıhhatine ve şurutu mezkure ve kuyudu mezburenin sıhhat ve luzumuna hökmettikden sonra vâkıfı mumaileyh Efadallahü sicâle ihsanihi aleyh hazretlerine bu yüzde muradı şeriflerini icra mümkün olmamağla tarikiaherden semti rucua tasaddi buyurup eğerçi akarın ve akara tebaiyyet ile zikrolunan mevaşi ve alatı mütearifenin vakfiyyetinin luzumuna hakim hökmetmekle luzum müttefekunaleyh olur lâkin arsai vakıf üzerinde olan milk ebniye ve eşcar ve kurumun ciheti uhraya vakfiyyetine ve kezalik vakfiyyeti kütüp ve nukude hükmi hakim luhukile ancak sihhat hasıla olur sıhhat ise muktedayı eimmei kibar olan imamı azam ve humamı akdem hazretleri katında luzumu müstelzim olmaz binaen ala zalik vakıf arsa üzerinde olan milk ebniye ve eşcar ve kurumun vakfından ve kütüp ve nukudun habsinden rucu eyledim dediklerinde mütevelli mezbur dahi tekrar cevabı ba sevaba şuru edüp filhakika imamı azam hazretleri katında sıhhat luzumu ifade etmediği mukarrerdir lâkin tilmizi evvel Ebu Yusuf el İmamıs-sâni Hazretleri kavli şerifi üzre sıhhat ve luzumu tev'emandır ba husus İmamı Muhammed Hazretleri katında vakıf teslim ilel mütevelli ve zikri te'bid ile lzım olup imameyni müşarünileyhima mezhebi hatiri üzre luzumuna hüküm talep ederim diyücek hakimi mumaileyh teşyidi mebanii vakfı ahra ve mütevellinin re'yini kabule evlâ görüp zikrolunan ebniye ve eşcar ve kurum ve kütüp ve nukud vakfiyyetinin luzumuna dahi hökmeyledi hökmen sahihen makrunen bil ahkami ve kazaen sarihen makbulen ledelhükkâm muvafıkan ilenahicişşer'i ve mutabıkan li kavaninil asli vel fer'i âlimen bilhilafi fi emril evkafı el vakii beynel eimmetil eşrafi vel meşayihil eslâfi pes' bu evkafı mufassalai mezbure vucuhu mukarrerai mesfure üzre mahkumün biha olmağla mamülün biha ve muavvelün aleyhadır. Fe iza kanel emrü kezalik min baad naksu nakzı muhâl ve Vâkıfı müşarünileyhden gayrı kimesnenin tağyir ve tebdili mümteniul ihtimâl oldu. Hak bubhanehu ve teala hazretlerinin uluhiyyetine ve melâikei mukarrebinin ubudiyyetine ve cemii kütübi münzelenin hakkiyyetine ve mecii kiyametin vukuuna iman ve itikad eden gerek şah ve gerek vezir ve gerek sağir ve gerek kebir bu evkafa sa'yi cemil eyleye dünyada metalip ve meabiri hasıl olup ahirette meratibi ülyaya vasıl olan ve her kim sui kast eyleyüp ya edenlere maavenat veyahud naksu nakzını caiz göre nassı katıi fekat bae bi kadabin minallahi ve me'vahü cehenneme ve bi'sel masır mısdakına masadak ola femen bedelehu badema semiahu fe innema ismihu alellezine yubeddilunehu innallahe semiun âlim cera ve hurrire hazel hökmü vettescilü filyevmissâlisi vel işrine min saferilhayri lisene tis'a ve semânine ve elf. 23 Safer 1089 H./ 16 Nisan 1678
Şuhudülhâl
Âlemül ülemailizam umdetül Umdetül mevalil izam züpdetül
Mevâlilkiram Abdulbaki Efendi ulemail fiham Mustafa Efendi el-kadi
El-kadi sabıka bi Edirne. Bi Belgırad sabıka
Umdetül emacidi vel ekarim camiül Umdetü erbabittahriri verrakem
Mehamidi velmekârim Mehmet Ağa züpdetü eshabittastiri velkalem
İbni Ahmet serçavuşan hâlâ Ali Efendi ibni Yahya Tezkerecii Evvel hâlâ.
Mefhari erbabittahriri verrakem Mefharül emasili vel âyan İsmail
Züpdeti eshabittastiri velkalem ağa ibni Mustafa muhzır ağa hâlâ
Mustafa Efendi ibni Hüseyin
Kâtibi hazreti müşarünileyh.

Mefharülküttap Mehmet Efendi umdetül emasili vel eşbah Ali Ağa
İbni Ahmet Kâtibi çavuşan hâlâ ibni Mustafa kethudayı sipahiyan.
Umldetülayan Osman Ağa ibni Fahrülemsal Ahmet Ağa ibni


Merzifonlu İydi-zâdeler- Hacıbayramlar ve Tarihteki Yeri:
Sultan Osman ve Orhan Gazi zamanında yaşayan, Samsun-Lâdik yatan ( Bağdad-Vasıtlı Seyyid Ahmed-i Kebir için bu sıfat kullanıldığından bazı tarihi eserlerde ondan ayırmak için Küçük lâkabı kullanılır- Hz.Mevlâna'nın oğlu Bahaeddin Veled ile Amasya'da görüşmüş, birbirlerine hilat giydirmişler, Konya'da Hz. Mevlâna huzurunda zikretmiş ve Mevlâna'nın Kızı Kira Hatun tarafından çok beğenilmiş olan ) es-Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi soyu, asırlar boyu devam etmiştir. Seyyid Ahmed-i Kebir'in bir oğlu da bugünkü Amasya- Suluova-Yolpınar ( eski Hakale- Kağala ) Köyünde medfun bulunan Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi ( vefatı 761 H./ 1360 M.)dir. Recep sülâlesi, Bayram-zâde sülâlesi, Şaban-zâde sülâlesi bu koldan ayrılmışlardır. Bayram-Zâde'nin bir kolu Merzifon, bir kolu Ankara, Çankırı ve İstanbul'da devam etmiştir. Amasya'daki kol Iydi mahlası ile Divanı bulunan II. Bayazıd Medresesi Müderrisi Amasyalı Akif Mustafa Efendi , Ebû Muhammed Bayram Efendi'nin oğlu olup, Merzifon'da doğmuş, Amasya'da yaşamıştır. Babası Muhammed Efendi'nin babası Abdullah Efendi, Kazâbâdi ve Kayserili Remzi Efendi gibi hocalardan ders almış, ülkeyi İran dahil doğusuyla “batısıyla, gezmiş, Mısır- Kahire'de de okumuş, zahiri ve garip ilimlerde bilgilidir. Ebu'l-İzzi'l-Acmi'den icâzet almıştır. Üç defa hacca gitmiştir. Vatanına dönünce Amasya Sultan Bayezıd Medresesine Müderrsi oldu. Daha sonra Müftülük görevine getirildi. Yaşının ilerlemesi nedeniyle emekliye sevk edildi. Şeyhülislam Mustafa Efendi onu Süleymaniye Medresesi'ne göndererek, Süleymaniye Medresesine bağlı olmasını sağladı ( o dönemde Süleymaniye doktora seviyesinde öğretim veriyordu). Tıpta gerçek bir uzmandı. Evde merdiven iner-çıkar, bahçeye yürüyerek gider, yani spor yapar, dersleri bahçesinde verir, 5 öğrenciden fazla talebe almazdı.
Şehrin valisi, Cuma günleri onu ziyarete gelir, onu karşılar, ikramlarda bulunur ve elini öpmek ister ve şöyle derdi : '' Siz Sultan vekilisiniz, size itâat ve ta'zim gerek ''
Kerem ve cömertlik timsaliydi. Dinar de dirhemlerle dolu torbasını boynuna asar, fakirler ise onu bu haliyle tanır, beş vakit namaz zamanlarında onun gelmesini beklerlerdi. Camide torbada bulunan bütün dinar ve dirhemleri dağıtmış olarak çıkar, dirhem ve dinarları dağıtırken saymaz, eline ne geçerse ve torbasını tükentinceye kadar infak ederdi. Torbadaki paralar bitince, tüylü kürkü fakirlere atarak fakirlerin hücumundan evine kaçar, fakirler de kürkü eve getirilerdi. Az bir geliri olmasına rağmen her gün bunu yapmak âdetiydi.
Babasından kendisine bir çok kitap miras olarak kalmış, kendisi de Amasya hakkında epeyce kitap toplamış, Mısırdan kitaplar getirtmiştir. Söz konusu kitapların kenarlarına kırmızı mürekkeple ve talik hatla şerhler düşer, güzel talik hattı yazardı. Tıpta mahir , hendesede ( mühendislikte ) işlerinde ustaydı. Usul ve Furû ilimlerde deniz gibiydi. Manzum, mensur, Arapça, Farça, Türkçe kitap yazardı. Yine üç dilde şiirleri vardır. Şiirlerini bu dillerdeki belâgat ve letafet kaidelerine göre yazardı. Rum diyarında Arap edebiyatının ve özellikle arapça yazanların başında geliyordu. Arapça '' Mimiyye '' ve '' Ayniyye'' kâsidesiyle ''Makassimü'l-Fünûn'' adlı eseri vardır. Ürgüplü Ahmed Efendi'nin kendisinden rivâyetle bildirdiğine göre 1098 H./ 1686'da doğmuş, 21 Recep 1173 H./ 09.03.1760 Pazar günü vefat etmiştir.
Müderris Ahmed Efendi; Merzifonlu Ebû Muhammed Bayram Efendi'nin 3 ( Akif ve Atıf ) oğlundan biridir. Amasya Hızır Paşa Medresesi'nde müderrislik yapmıştır. Farça ve Türçe şiir yazardı. Ta'miye ilminde söz sahibiydi. Bu ilmi ondan Osman Efendi almıştır. O da bunu '' Lâmiri'nin Muamma '' adlı risalesinin kenarında yazarak göstermiştir. 1139 H./ 1726 senesinde İstanbul'da vefat etmiştir.
Ebû Muhammed Bayram Efendi; Amasyalıdır. Merzifon'da yetişen ulemâ, evlâd ve nesillerden olan ve '' Iydi '' lâkabı ve mahlasıyla tanınan Mustafa Efendi'nin oğludur. Sivaslı Tefsiri Efendi'den ve diğerlerinden ders almıştır. Daha sonra Amasya Bayezıd Medresesi'ne Müderris olmuş ve müftülük yapmıştır. Mevleviyet Kadılığına kadar yükselerek Medine-i Münevvere, Trablus Şam, Sofya, Konya ve Kayseri'de kadılık yapmıştır. Konya'ya giderken Eskişehir'de 1121 H./ 1709 senesinde vefat etmiştir.
Muhammed Bayram Efendi, tasavvuf ve ehlini sever, edebiyat ve Farçayı iyi bilir, şer'i ilimlerle meşgul olur, faydalı kitapları toplar, bazen kendisi de kitap yazar, tashihini yapmayı sever, Amasya Kütüphanesindeki kitapları tashih eder, onların kapağına imza atması ile tanınır, fakirleri, hafızları ve maarif erbabını sever, fakir seyyahların yiyecek, giyecek, binek ihtiyaçlarını giderir, ilim adamlarının kıymetini bilir ve takdir ederdi. Bayazıt Medresesi Müderrisliği arz edildiğinde '' İnsanlar neden bu müderrisliği oğluna vermiyorsun da hocasına arz ediyorsun '' dendiğinde, o '' Hayır ona vereceğim, o buna oğlumdan daha lâyıktır, hem ihtiyaç sahibidir '' diyerek ilme verdiği önemi göstermiştir.
Muhammed Bayram Efendi, dairesinin bütün işlerinde köle istihdamını, ziraat yapmak için, çiftcilik için arazi satın almayı sever, nadasa bırakılan araziden hoşlanmaz, vakıf malı olan araziyi ekip-biçmeyi sevmez, mahsülünü yemez, ve şöyle derdi : '' Allah bizi böyle şeylerle imtihan etmesin ve bizi bu türlü hiyânetlerden korusun. Zamanımızda bunları yapmayanları gördiğimüz gibi, vakıf malını Allah'tan korkmadan , hayasızca ve insafsızca yiyenleri de görmekteyiz. Ülke genelinde Allah'ın kullarına kayıtsız, şartsız kolay kıldığı bu vakıf mal ve araziler, insanlar tarafından yağmalanmış ve zorla alınmıştır. Akıllı, malının kıymetini bilen insan buna benzer vakıflara ne bir kuruş, ne birdirhem, ne de bir karış toprak vakfetmez, bizzat kendisi aç ve açık yoksula veya akrabası olan yetime infâk eder ''.
Kitâbü'l-Mecmû Fi'l-Meşhudi ve'l Mesmu yazarı ve Sultan III. Mustafa'nın kızı , III.Selim'in kardeşi Beyhan Sultan Vakfiyesini de tasdik eden Evkâf Müfettişi Amasyalı Akif-Zâde Abdurrahim ( 1763-1815- İstanbul Şehzâde Camii Haziresine gömülüdür), kendi secersini şöyle veriyor: '' Ben Abdurrahim bin İsmail bin Mustafa Âkif el-Amasi bin Muhammed Bayram el Merzifoni, Amasyalı Akif Efendi'nin torunuyum. Anne tarafından nesebim Abdurrahim binti Fâtma'dır. Nuri Efendi el-Lâdiki olarak bilinir. Şeyh Seyyid Ahmed el-Kebir neslindendir ki, o hâl sahibidir. Amasya'daki Zeynel Abidin silsilesinden şerif sülâlesindendir .'',
Aralık 1717'de Iydi-zade Bayram Efendi'nin oğlu Amasya Hızır Paşa Medresesi Müderrsisi Akif Mustafa Efendi, ilmi ve ahlâki yönden kendini göstermiş ve Sultaniye Müderrisi, aradan 3-4 ay geçtikten sonra da Amasya Müftülüğünü uhdesine verilmiştir . Torumtay Vakfına mütevelli tayini dolayısıyla 1131 H. yılında Müftü Akif Efendi konuyu teftiş ve çözmekle görevlendirildi. Menfaatlerine dokunulan bazı kişiler, çekememezlik de yaparak Akif Efendi'yi tarafgirlik yapıyor diye şikâyette bulundular. 1134 Zil'kade gurresinde / 13.08.1722'de Akif Efendi Müftülükten azledildi . 1144 yılı Muharrem başında/ 06.07.1731 Cuma günü Akif Mustafa Efendi Amasya Müftülüğüne atanır. Aynı tarihte Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ( karıştırılmasın, II. Viyana Kuşatmasında başını veren Kara Mustafa Paşa değil ) Trabzon Beylerbeyliğine tayin oldu . Ocak 1732'de Amasya Müftüsü Akif Efendi Şeyhülislam'dan izin almadan Hicaza gitmesi ve yerine de kardeşi Raif Mehmed Efendi'yi bırakması, bazı kişilerin işine gelmemiş, Akif Efendi'ye hınç duyan kişilerin de işine gelerek derhal şikâyet etmişler ve Akif Efendi azledilmiştir .
27.08.1737'de Iydi-zâde Abdurrahim Efendi Amasya Na'ibi oldu . 1745 yılında da vefat etti .
28.02.1759'da Amasya ulemasının başı olan Iydı-zâde Hacı Akif Mustafa Efendi Başkanlığında toplanan âlimler, Magosa Kalesine sürülen alimlerin günahsız oldukları ve Fazlıoğullarının suçlu olduklarına dair kararı, Divan-ı Hümayûn'a gönderdiler . 21 Recep 1173 H./09.03.1760 Pazar günü büyü âlim Sultaniye Medresesi Müderrisi Iydi-zade Hacı Akif Mustafa Efendi vefat etti. Amasya büyük bir matem günü yaşadı . Eylül 1774'de Sultaniye Medresesi Müderrsisi Akif Efendi-zâde Hacı İsmail Kâmil Efendi Amasya Müftülüğüne atandı .
1 Ekim 1799 'da Müfti-zâde Abdurrahman Efendi Amasya Kadısı oldu. 20 gün sonra, 20 Ekim 1799'da ise Vâzıh Efendi Müftülükten çıkarılarak, yerine üstadı olan fuzâladan Akif Efendi-zâde Abdurrahman Efendi Amasya Müftüsü oldu, Amasya Mütesellimi Haznedâroğlu Süleyman Bey, engellemesine rağmen buna mani olamadı . Müfti Akif-zâde, mudârâba denilen, bir tarafın sermaye, diğer tarafın da emeğini ortaya koyduğu şirket davaları konusunu bilmediğinden, daha doğrusu hakta kalacağını anladığından-inandığından 1801 yılında görevinden ayrılıştır .
Hacı Bayram-Zâde İsmail Efendi, Hacıbayramzade Haşmet Efendi, Hacı Bayram-Zâde Osman Efendi, Hacıbayramoğlu Hacı Salim ( Bayram, 1861-1948), büyük kızı Taliye Urgancı, küçük kızı Salise Helvacı, oğlu İhsan Bayram ( 1904-1982) ve bu satırların yazarı, Cevat-Suat-Reşat Bayram kardeşler, Sofu Sabri Bayram, Mustafa Bayram aynı sülâleye mensuptur . 1950-70'lerin ünlü sanatcısı, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumundan yetişmiş halk türküsü ses sanatkârı, 04.02.2004 tarihinde ebediyete intikal eden Nezahat Bayram, Cevat Bayram'ın eşi olup, bu ailenin gelinidir.
Merzifonlu Şeyh Ebubekir Efendi'nin oğlu Sûfi Ahmed Efendi, Ürgüplü Ahmed Efendi'den kökü Merzifonlu Hacı Bayramlar'dan olan Amasyalı Akif-Zâde Abdurrahim ile birlikte ders almış, Merzifon'da Müftülük yapmış, 1768-1815 ? senelerinde yaşamıştır.
Merzifonlu Mustafa Haşim Efendi, Merzifonlu Hacı Abdurrahman Efendi'nin oğludur. Laz İbrahim Efendi'den ders ve icâzet almış, Merzifonda ders okutmuş, Kadılık ve Kadı Vekilliği yapmış, arapçası kuvvetli, şiire karşı özel merakı olan, Türkçe şiirleri ihtiva eden '' Haşim '' mahlasıyla divân yazmıştır. Merzifonlu Bayram Efendi'den dolayı Akif Mustafa Efendi ve torunu Amasyalı Akif-Zâde Abdurrahim ile akrabadır. 1208 H./ 1793 senesinde vefat etmiştir.

Merzifonlu Hacıbayramlardan Muhammed Efendi'nin oğlu Amasya Müftüsü Merzifonlu Yahya Efendi, yine Amasyalı Akif-Zâde Abdurrahim'in dedesi Akif Mustafa Efendi'den ve Abdurrahim Efendinin de hocası olan Ürgüplü Ahmet Efendi'den ders almış, 1209 H./ 1794 yılında vefat etmiştir.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden Merzifon doğumlu Maden Mühendisi Mehmed Akif Efendi'nin Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivinde bulunan 117 numaralı sicili ise aynen şöyledir :
Mehmed Akif Efendi, Hacıbayramoğlu, Müteveffa Hüseyin Efendi'nin mahdumudur.1266 sene-i Hicriyesinde sene-i Maliye 1265 ( 1850 M.) . Merzifon kasabasında tevellüt etmiştir. Kasaba-i mezkure Mektebi ibtiaiyesiyle Rüşdiyesinde ve Dersiamdan Muavin Mektebinde müretteb-i ulum ve fetva bittahsil Rüşdiyeden 14 Temmuz 286 tarihli Şehadetname ve Muavin Mektebinden Sınıf-ı Sani Mühendisliğinden istihkak kesb eylediğini mutazammın tasdikname etmiştir. Arabiyyeden tasavvurat ve Farisiye de Hafız Divanına kadar ders gördüğü ve Türkçe kitabet ettiği tercüme-i muhallinde mündemiçtir.
1 Teşrinevvel sene 1289 tarihinden itibaren bir müddet 120 guruş maaşla Evkaf-ı Hümayun Nezareti Evrak kaleminde bulunarak Tediye-i umuruna ve 19 Haziran sene 1293 tarihinden 1 Mayıs 1295 tarihine kadar 1500 guruş maaşla Cezayir-i Bahri Sefid Vilayeti Maden Mühendisliğinde istihdamıyle memuriyetinin tesfiyesine mütebaki infikak ( ayrılması) etmiş ve 26 Mart sene 1296 tarihinde 1200 guruş maaşla Erzurum Vilayeti Maden Mühendisliğinde tayin olarak 15 Haziran sene 1296 tarihinde ifa-i vazifeye mübaşeretle Muavini mezkure Trabzon Vilayeti Maden Mühendisliğine nakl olunmuş olmasından naşi 19 Teşrin-i sani sene 1299 memuriyeti sabıkasından infikak ve 12 Teşrinievvel 1299 tarihinde Trabzon'da vazifesini ifaya iptida edüp ve gayeti Nisan 1312 tarihinde Ergani Madeni Mühendisliğine nakl olunduğu halde mahalli memuriyetine gitmemesi hasebiyle müstafi nazarı ile bakılmasına mebni kaydı terkin olunmuştur. 318 senesi Muharrem'inin 12' sinde fi 29 Nisan sene 1316 1.000 guruş maaşla Konya ve Ankara Vilayetleri Maden Mühendisliğine tayin olunup fi 27 Haziran 1316 tarihinde ifayı vazifeye mubaşeretle Ankara Maden Mühendisliğinden diğer tayini Konya Maden Mühendisliğinin Bolkar Dağı Maden Mühendisliğinde ilave olunması hasebiyle 324 senesi Cemaziyel ahirinin 2'sinde fi 12 Temmuz 322 1.080 guruş maaşla zikr olunan Konya ve Bolkar Dağı Mühendisliklerine nakli ve ahiren mezkür Bolkar Dağı Maden Mühendisliğinin dahi tefrik olunmasına binaen maaşla Konya Mühendisliğinde ibka ve 327 senesi Şabanı'nın 23'ünde 27 Ağustos 325 sene icra kılınan siyakatle yine maaşla Karesi Sancağı Maden Mühendisliğine nakl edilmiştir. Konya ve Ankara Vilâyetleri Muavin Mühendisliğinde iken tanzim ve ita edildiği tercüme varakasına Konya Vilayeti Valiliğinden muharrer mülahazada hüsnü hizmetiyle iffet ve istikameti tasdik kılınmıştır.
Evkaf-ı Hümayun Nezareti Evrak kaleminde tarihi tayini ile geçen maaşı ve terkiye memuriyeti ve infikakı tarihiyle infisaline dair malumatı kaydiyye olmadığı Nazareti mezkure makamının 11 Eylül 316 tarihli tezkere cevabiyyesi ve Maden Mühendisliklerinden tayin ve mübaşereti ve nakli tarihleriyle miktar maaşları ve Trabzon Maden Mühendisliğinden dolayı tevfikat ve kudreti zimmet ilişiği olmadığı ve hüsnü hizmeti Orman ve Muavin ve Ziraat Nezareti makamından cevaben ba varaka olan 18 Temmuz 320 tarihli tezkere de melfuf kaydı pusulasıyle sicili şubenin 30 Kanunisani sene 326 tarihli müzekekresiyle vilayeti Mezkure Meclis-i İdaresi 6 Mayıs 311 tarihli mazbatası sureti musaddakası ve Cezire-i Bahri Sefid ve Erzurum Vilayetleri Valiliğinden 30 Mart sene 327 ve 20 Teşrin-i sani sene 326 tarihli tahriratı cevabiyeleri münderacaatından anlaşılıp evrakı müzkureyle şehadetname ve tasdikname ve nüfus tezkere-i Osmaniyesi sureti musaddakası İdare-i Umumiyece hıfz olunmuştur. 28 Cemaziyelevvel sene 1329, fi 14 mayıs 1327 (27.05.1911 M.).

Merzifon'da Yetişmiş Osmanlı Bürokratları ve İlim Adamları :
Çelebi Sultan Mehmed'in başlattığı, ancak oğlu Sultan II. Murad tarafından tamamlanan Merzifon Sultan Çelebi Mehmed Medresesi'nin ilk müderrisi, 831 H. / 1428 M. Tarihinde Seyyid Şerif Cürcan'ın öğrencisi eski Kazasker Ferüdüddin Mehmed Çelebi tayin edilmiştir .
842 H. / 1438-39 M. Tarihinde Sultan Çelebi Mehmed Medresesi Müderrisi Ferideddin Mehmed Divani vefat etmiş, yerine meşahir-i fuzaladan Yahya el-Merzifoni oğlu Şucaeddin İlyas Merzifoni Müderris olarak atanmıştır .
852 H. / 1448-49 yılında Merzifonlu Kutbü'l-ulema olan Sultaniye Medresesi Müderrisi Mevlâna Şucaeddin İlyas bin Yahya el-Merzifoni vefat etmiş, yerine Mevlânâ Kemal el-Kırımi öğrencisi Şemseddin Ahmed el-Kırımi Merzifon Sultaniye Müderrisi oldu .
İlyas-ı Rumi : Hamza oğludur. Merzifon'da müderris, kadı ve müftü olup Nakşibendiye müntesip idi. 855 (1451) de vefat etti .
Ahmed Seydi: Abdullah Kırımi'nin oğludur. Anadoluya göçerek Merzifon'da müderris oldu. 846 (1460) da İstanbul'da vefat eylemiştir. "Şerhü Lübbü'l-Elbâb"ı telif eyledi .
İstanbul fethinden iki sene sonra doğan Sünbül Sinaneddin Efendi , ilk tahsilini Merzifon'da yaptıktan sonra , II. Sultan Beyazıd devri âlimlerinden, Selçuklu dönemi âlimlerinden Cemâleddin Aksarayi'nin torunlarından Efdâl-zâde Cemaleddin Efendi'ye intisap etmiş, icâzetini aldıktan sonra, hocasının tavsiyesiyle Mısır'a gitmiş, Hocası ile Hac'da buluşmak üzere mektuplaşırken hocasının Şam'da vefat ettiğini, vasiyet olarak da Kocamustafapaşa 'da bulunan Dergâha Sünbül Sinan'nın geçmesi ve kızı Safiye hatunla nikâh kıyması, kendisinin de ruhunu teslim edeceği (Şam'da) yere gömülmesini bildirmiştir. 1493'de vasiyetin gereği yerine getirilerek Kocamustafapaşa'daki Dergâh'a postnişin olmuş, Kanuni Devri'nin meşhur uleması Merkez Efendi de müritleri arasına katılmıştır.
Evail-i Muharrem 863 H. / 17.11.1458 tarihinde Merzifon'da halkı irşad ile meşgul olan Zeyniyye Tarikatı Şeyhi, Nizameddin Abdurrahim el-Merzifoni vefat etmiş ve Dergâhı'nın bahçesine defnedilmiştir .
Kutbeddin Efendi : Merzifonludur. Trabzon müderrisi olup 935 (1528/9) de vefat etti. Ziyade fakihdi. Şerh-i Miftâh ve Sadrü'ş-şeria'ya ta'likat yazdı .
Mehmed Çelebi -Yeşilce, Ramazanzade- : Merzifonludur. Tahsilden sonra Divan-ı Hümâyûn Kâtibi ve 960 (1553) da Başdefterdar olup 961 (1554) de Reisülküttab olarak 965 (1558) de Nişancı ve sonra Haleb defterdarı oldu. Sonra muhafaza-i Mısr'a ve sonra Mora'nın tahririne memuren gönderilip nişancılık boşalınca "Mora Muharriri Mehmed'e verdim" diye Hatt-ı Hümâyûn çıktı. 970 (1562/3) de tekaüd edildi. Cemaziyelevvel 979 (Eylü/Ekim 1571) da vefat etti. Fuzala ve üdebadan idi. "Nişancı Tarihi"ni kaleme almıştır. Oğlu Ahmed ve torunu Kudsi Mehmed Efendi'lerdir .

963 H. 1555-56 M. Yılında Amasya-Suluca-Yolpınar, eski Hakaleli, Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi ahfadından Amasya Fuzalasından Nakibü'l Eşraf Kaymakamı es-Seyyid Muhyiddin Mehmed vefât etti. Vefâtında Bağdad'dan gelen ulema-i sâdaâddan es-Seyyid Muhyiddin Mehmed Huzvi Amasya Nakibü'l Eşraf kaymakamı oldu .
966 H./ 1559 M. senesinde Merzifon, Amasya, Ladik, Kedağra ( Vezirköprü) Canik kazalarına yumurta büyüklüğünde dolu yağmış ve mahsül ve hayvanat büyük zarar görmüştür .
Abdürrahim Efendi - İmam- : Amasyalı olup babası şeyh Mehmed'dir. Şeyh Abdürrahim Merzifoni'ye mürid ve sonra şeyh oldu. 976 (1568/69) da vefat etti .
Aftâbi Efendi : Merzifonludur. Mutasavvife ve Kanuni Sultan Süleyman Han devri ricalinden bir vaiz ve şairdir .
Nuh Efendi : Şeyh Mehmed Efendi oğludur. Şeyh Merzifoni'den inabet edip mücâhede-i nefs etti. Arpadan yapılma çörekle idare ederdi. Çok zayıflayınca beslenirdi. Kanuni Sultan Süleyman Hazretleri Nahcivan Sefer-i Hümâyûnu'na giderken refakat talebiyle bin altun verdiğinde, "Altunları ehline versin, meram dua ise biz hizmetimizi biliriz. Her sabah kârımızdır." dedi. 977 (1569/70) de vefat eyledi .
1011 Recep, /Aralık 1603'de Merzifon Subaşı Ömer Çelebi oğlu Hısımoğlu Yahya Ağa, Çayırköylü Ahmed Ağa eşkıyalara karşı vatanlarını müdafaa ederler .
Senayi Çelebi : Merzifonludur. Terzi esnafından olup Sultan III. Murad asrı şairlerindendir .
Merzifon Subaşısı Çakırköylü Ahmed Ağa, Kadısı Amasyalı Hayrettin-zâde İbrahim Efendi, Müftüsü Hafız el-hac Ahmed Efendi, Çelebi Sultan Mehmed Evkafı Mütevellisi Hısım-zâde Yahya Paşa, Sultan Çelebi Mehmed'in eşi, Sultan II. Murad'ın annesi Devlet Hatun Vakfı Mütevellisi Yusuf Paşa-zâde Osman Beg, Mevleviyet rütbesine yükselmiş Recep Efendi-zâde el-Hac Mehmed Efendi, Ayandan el-Hac Mustafa Ağa, Topal Kadı adıyla meşhur Bezmi Abdullah Efendi 1017 H./ 1608 M. yılının sayılı meşhurlarıydı .
Merzifon Çayırköylü, Çayırköyü'nde Camii olan Mirza Beg-zâde Mustafa Beg'in torunu, Mehmed Beg'in oğlu Ahmed Paşa, 1033 Zilhicce H./ Ekim 1624 tarihinde Amasya Mutasarrıfı olur .
Harimi Abdullah Çelebi : Merzifonludur. 1066 (1656) da öldü. şairdir .
Mustafa Efendi -Mülakkab- : Merzifonlu Muslihiddin Efendi'nin oğludur. Müderris, molla olup 1058 Muharreminde (Şubat 1648) İstanbul Kadısı, Cemaziyelâhir (Temmuz) de Rumeli Kazaskeri olup Receb (Ağustos) de mazul olmuş ve 1058 (1648) de kazâen ölmüştür. Hemşirezadesi Bayram Abdi Efendi, müderris, Kayseri ve Konya mollası olup Rebiülâhir 1122 (Haziran 1710) de ölmüştür .
8. Zilhicce 1085 H./ 16 Mart 1674'de Merzifoni Bayram Iydi-zade Efendi Amasya Sultan Bayezıd Müderrisi oldu. 26.02.1675 Salı günü Amasya Müftüsü Yahya Efendi yerine Sultan Beyazıd Müderrisi Merzifonlu Bayram Iydi Efendi Amasya Müftülüğüne getirildi .
20.03.1675 tarihinde Merzifon Voyvodası Kürt Sefer Ağa-zâde Ahmed Ağa İstanbul'a gider, Kâdı-zâde Merzifoni İbrahim Ağa Merzifon Subaşı olur .
Rebiülevvel gurresi 1087 H./ 14.05.1676 tarihinde Amasya Müftüsü Merzifoni Iydi Bayram Efendi İstanbul'a gelir .
04.05.1677'de Sultaniye Müderrisi Merzifonlu Bayram Iydi Efendi tekrar Amasya Müftülük makamına geçer. 09.05.1687'de Müftülük görevinden alınır ,
06.12.1677 de Merzifonlu Halil Paşa Sivas Valisi olur. 08.12.1677 Çarşamba günü müthis bir yağmur başlar ve üç gün sürer. Yeşilırmak da coşar. Bazı evler yıkılır, Padişahtan çıkan ferman gereği miri arazilerden bir yıllık vergi istisnası gelir .
Nisan 1679'da Şıkk-ı Sani Defterdarı olan Merzifonlu Hüseyin Ağa-zade Hasan Efendi Başdefterdar, Tezkere-i evvel Merzifonlu Mustafa Efendi Re'is-ül Küttap olur . 1680 senesinde Mir-Ahur-u Sani Merzifonlu Ali Ağa vefat etti.
Hacı Paşa-zade Yahya Bey'in oğlu Mahmud Bey, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa yanında kendisini göstermiş olup, 23 Muharrem 1092 H./ 12.02.1681 tarihinde Amasya Bey'i olarak atandı .
Devlet Hatun Evkâf-ı Mütevellisi Yusuf Paşa-zade Şâhbaz Bey'in oğlu Ahmed Beg, Merzifonlu olup, Nisan 1681'de Amasya Sancak Beyi oldu. 14.10.1681'de İstanbul pâyelilerden Merzifonlu Hacı-zade Hafız Abdurrahman Efendi, Anadolu Kazaskeri oldu .
Ali Paşa - Hacı, Çalık -: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'ya mensup olup sadâretinde Kapıcılar Kethüdası oldu. 1095 (1684) de Viyana Muharebesi dönüşünde Hacca gitmiştir. 1096 (1685) da Çavuşbaşı olup 1097 (1686) de vezirlikle Sakız Muhafızı oldu. 1099 (1688) da Hanya ve Safer 1100 (Aralık 1688) de Kandiye, Receb (Nisan/Mayıs 1689) da Erzurum Valisi ve Zilka'de 1101 (Ağustos 1690) da İstanbul Kaymakamı, 1102 (1691) de Diyarbakır valisi ve Receb 1103 (Mart/Nisan 1692) de Sadrazam oldu. Receb 1104 (Mart 1693) de azledilip emekliye ayrılarak Bursa'ya gitmiştir. 1106 (1694/5) da Bozcaada Muhafızı ve müteakıben Hanya ve 1107 (1695/6) de Kandiye valisi olup Cemaziyelevvel 1112 (Ekim/Kasım 1700) de ölmüştür. Mütedeyyin, perhizkar, müdebbir ve iş bilir olup insaflı ve doğru idi. Oğlu Hüseyin Bey, müderris ve Şam Mollası olup Şaban 1125 (Eylül 1713) de vefat eyledi. Bunun oğulları Osman ve Abdullah Beyler ve Abdullah Bey'in oğlu Abdülhay Beydir .
Ömer Ağa -Dayı- : Merzifoni Mustafa Paşa Ağalarından olup 1094 (1683) de Silahdar Ağası oldu. 1095 de azlolunup 1101 (1690) de Sipahiler Ağası oldu. 1102 (1691) de Köprülüzade Mustafa Paşa şehadetinde firar eylemekle cezalandırılarak ölmüştür .
Abdullah Efendi : Amasyalıdır. Amasya ve Merzifon'da müderris olup Sultan II. Bayezid'e muallim olmuştur. Sonra Bursa'da yerleşip orada vefat eyledi. Oğlu Mahmud Efendi'dir .
26.05.1689 da Merzifon Voyvodası Mehmed Ağa, 300 piyade askeri ve 500 atlı suvari birliği ile Rumeli'ye Viyana kuşatmasına harbe gider .
Diyarbakır Valisi Merzifonlu el-hac Ali Paşa Sadr-ı A'zam, kethüdalığında bulunan Merzifonlu Burnâz Mehmed Ağa 31.03.1691'de Kethüda-i Ali oldu. Aralık 1692'de Merzifonlu Ali Paşa Sadr-ı A'zamlık görevinden azledilir .
26.08.1691 tarihinde ulemadan Merzifonlu Mustafa Efendi Amasya Müftülüğüne getirilir .
Hacı Ali Paşa, Sadaret Makamına kadar yükselmiş, olup 1110 H./1698 tarihinde Girit- Kandiye'de vefât ederek oraya gömülmüştür .
08.03.1693 tarihinde Çorumlu Ahmed Efendi istifa ettiğinden, Merzifonlu Mustafa Efendi yeniden Amasya Müftüsü ve Sultani Müderrisi olur .
Kasım 1695 tarihinde, Nakip Emir Hacı ile Şehir Kethüdası Yeğen es-Seyyid el-hac Hasan Ağa'nın nufuz ve müdahalesinden bıkan Merzifonlu Mustafa Efendi, Amasya Müftülüğünden istifa eder .
1697 yılının ortalarında, Merzifonlu İbrahim Paşa, Vezir rütbesiyle Silistre Valiliğine atanır .
10.07.1698'de Merzifonlu Sipahi Nuhoğlu Mustafa Ağa'nın oğlu Ahmed Beg, Amasya Sancak Beyliğine atanır.
Haziran 1716'da Merzifon Voyvodası Hasan Ağa, Kadı Ali, Sultaniye-i Merzifon Müderris ve Müftüsü Abdullah Efendiler, halktan alınan iane paralarını zimmetlerine geçirdiklerinden her üçü azledlip, paralar tahsil edilerek, Samsun'a sürülürler. Bunun üzerine; Merzifon Ayanı Kasapoğlu Halil Ağa'nı yeğeni Tuz Mehmed Ağa Merzifon Subaşısı, Iydi-zâde Seyyid Abdurrahman Efendi Merzifon Kadısı, ulemâdan kamlıklı Mustafa Efendi Sultaniye-i Merzifon Müderrisi ve Müftüsü, Ayandan Nuhoğlu Hacı İbrahim Ağa da Sultaniye-i Merzifon Mütevellisi oldu .
Mustafa Efendi :Merzifonludur. Tezkireci Hüseyin Efendi'nin oğlu olup müderris, Mekke Mollası oldu. Safer 1134 (Kasım/Aralık 1721) de öldü .
21.07.1722 de Merzifon'lu Cin Abdullah Ağa'nın oğlu, Maktül Kara Mustafa Paşa-zade Ali Paşa kethüdası olduğu için Maktül-zade Kethüdası adıyla anılan Merzifonlu Hacı Hüseyin Ağa Amasya Mütesellimliğine tayin edilerek Merzifon'dan Amasya'ya geldi .
1139 senesi Cumad el ulânın sekizinci günü / 01.01.1727 Çarşamba günü Merzifonlu Cin Abdullah Ağa'nın oğlu bu sefer Hacı Hüseyin Paşa olarak Amasya Mutasarrıflığına tayin edilir ve aynı gün Merzifon Subaşılığı görevini sürdüren Tuz Mehmed Ağa da Amasya Mütesellimi olur .
Merzifonlu Mustafa Efendi, Yahya Beşoğlu olarak tanınır. Uzun müddet Merzifon'da ders okutmuş, 1145 H./ 1732 yılında vefat etmiştir.
01.10.1734 Cuma günü Rumeli Kadıaskeri Merzifonlu Dürri Mehmed Efendi Şeyhülislâm makamına getirildi .
1148 Şevval Ayında/ 17.12.1735-14.01.1736 İran Ser-Askeri Fazıl Abdullah Paşa'nın şehâdetine sebebiyet veren Trabzon Beylerbeyi Merzifonlu Vezir Kara Mustafa Paşa ile Amasya Mutasarrıfı Hüseyin Paşa idam edildi .
Seyyid Abdurrahim Efendi, Merzifonlu Seyyid Ali'nin oğludur. Eşref lâkabı ile tanınır. Kıbrıs mollasıdır. Ali Yusuf Efendi'den ders almış, Merzifon'daki Dürri-Zâde Medresesi'nde müderrislik yapmış, Arapça-Türkçe- Farsça şiirleri bulunmaktadır. Vezir İbrahim Paşa döneminde Sultan III.Ahmed bazı ikramlarda bulunmuştur. '' Mirâtü's-Sefâ'' ve Tezkeretü'l Hikem '' adlı iki Türkçe eseri vardır. 1150 H./ 1737 yılında vefat etmiştir.
27.08.1737'de Iydi-zâde Abdurrahim Efendi Amasya Na'ibi oldu .
Timur Süleyman Paşa Merzifonlu olup, Zuğu Nahiyesi Sipahi Osman bin Mehmed'in oğlu ve Cevher Mehmed Paşa'nın kardeşidir. 1740 senesi Temmuz sonunda Amasya Mutasarrıfı oldu. Cevher Paşa da Nadir Şah ile muhartebede idi .
Ağustos 1740'da Vidin Muharebesinde bozulan, Vidin Seraskeri Merzifonlu Tuz Mehmed Paşa, maiyetideki Amasya Mutasarrıfı Hamis Paşa ile birlikte, her ikisi de bozgun sebebini başlarıyle ödemişlerdir.
Merzifonlu Mustafa Efendi oğlu Halil Efendi, Amasya'da 12 sene Müftülük yapmış, Merzifon'da Fıkıh okutmuş, 1160 H./ 1747 senesinde vefat etmiştir .
Tuz Mehmed Paşa'nın oğlu Ahmed Paşa, Temmuz 1767'de Amasya Mutasarrıfı oldu .
09.02.1770'de aslen Merzifonlu olup, Haznedâr Süleyman Paşa'nın yanında yetişmiş olmasına nisbetle '' Hazinedâr Çırağı '' diye takma ad takılan Hacı Sadık Mehmed Paşa Amasya Mutasarrıfı olmuştur .
Eylül 1774'de Sultaniye Medresesi Müderrsisi Akif Efendi-zâde Hacı İsmail Kâmil Efendi Amasya Müftülüğüne atandı
1779 yılı sonlarına doğru Merzifonlu Sadık Paşa-zâde İbrahim Bey Canik Muhassılı oldu .
Makul-Zâde olarak tanınan Merzifonlu Müftü İbrahim Efendi, değerli bir âlim olup, takriben 1200 H./ 1785 yıllarında vefat etmiştir.

Abdullah Efendi : Amasyalıdır. Amasya ve Merzifon'da müderris olup Sultan II. Bayezid'e muallim olmuştur. Sonra Bursa'da yerleşip orada vefat eyledi. Oğlu Mahmud Efendi'dir .
Sâdık Mehmed Paşa : Alâiyelidir. Merzifon voyvodası olup 1183 (1769/70)de Mirimiran rütbesiyle Amasya mutasarrıfı oldu. Harpte yiğitlik göstermekle Safer 1184 (Haziran 1770) de vezirlikle İbrail muhafızı oldu. 1189 (1775) da Alaiye'ye gönderildi. Orada ölmüştür. Oğlu ibrahim Paşa'dır .
Sıddık Mehmed Efendi - Ebezade - : Abdullah Efendi oğlu Sadullah Mehmed Efendi'nin oğlu ve Yahya Tevfik Efendi'nin kızının oğludur. Zilkade 1176 (Mayıs/Haziran 1763) da doğdu. 1208 (1793/4) de müderris ve Şeyhülislâm Kâmil Efendi'ye damat oldu. 1223 (1808) de Edirne Pâyesi ve Receb 1228 (Temmuz 1813) de Mekke mollası oldu. 18 ay arada kaldı. Rebiülevvel 1231 (şubat 1816) de İstanbul Payesi olup o sene Nakibüleşraf oldu. Biraz sonra İstanbul Kadısı oldu. 1233 de nekâbetden azledildi.15 Ramazan 1235 (26 Haziran 1820) da yine Nakibüleşraf oldu. Sonra Anadolu Kazaskeri olup Rebiülevvel 1237 (Aralık 1821) de azille Merzifon'a gönderildi. 1238 de 3. defa Nakibüleşraf oldu. 1239 da Rumeli Payesi olup Zilkade 1240 (Temmuz 1824) da Rumeli Kazaskeri oldu. 29 şevval 1240 (6 Haziran 1825) da vefat eylemiştir. Ârif, âlim, natûk idi. Emirbuhari'de medfundur .
Abdullah Ağa: Ladik'de medfun Seyyid Bilal'in torunlarından ve Merzifonlu Seyfeddin Dede'nin sülalesindendir. Dedezade denir. Enderun-ı Hümâyunda yetişerek Başçuhadar oldu. 8 Muharrem 1204 (28 Eylül 1789) de Rikabdar ve bir gün sonra Silahdar-ı Şehriyari oldu. Cemaziyelâhir 1210 (Aralık 1795) da azledilmiş ve ardından senenin sonunda vefat etmiştir. İlim ve edep sahibiydi. Oğlu Müderris Hakkı Mehmed Bey, 3 Receb 1210 (13 Ocak 1796) da vefat etti. Haydarpaşa'da annesinin babası Çayırzade İbrahim Ağa'nın yanında medfundur. Torunu Mekke payeli Ahmed İzzet Beydir. Bir torunu da taşra kaymakamlarından Beylerbeyi Abdülkerim Paşa olup Gümüşhane'de kaymakamken 1272 (1856) ortalarında orada vefat etmiştir .
Merzifon Yeni Cami va'izi, ünlü âlimlerden Kurdoğlu Yahya Efendi 1792 senesi başında vefât etti ve yerine oğlu Hafız Mehmed Efendi geçti .
Abdi Bey -Hacı- : Merzifoni Mustafa Paşa evladından Ahmed Bey'in oğludur. 1203 (M.1788/9) de Kapıcıbaşlıkla Kıbrıs muhassılı olmuştur. 1208 (1793/94) de vefat edip dedesi türbesine defnedilmiştir .
Aralık 1796'da Hacı Hasan Ağa'nın Hacı Adil Mahallesinde yaptırdığı Şifaiye Medresesi Müderrisliğine Şeyh Ahmed Nasıh Efendi bin Ebubekir Efendi ilk defa tayin edildi.
1 Ekim 1799 'da Müfti-zâde Abdurrahman Efendi Amasya Kadısı oldu. 20 gün sonra, 20 Ekim 1799'da ise Vâzıh Efendi Müftülükten çıkarılarak, yerine üstadı olan fuzâladan Akif Efendi-zâde Abdurrahman Efendi Amasya Müftüsü oldu, Amasya Mütesellimi Haznedâroğlu Süleyman Bey, engellemesine rağmen buna mani olamadı . Müfti Akif-zâde, mudârâba denilen, bir tarafın sermaye, diğer tararfın da emeğini ortaya koyduğu şirket davaları konusunu bilmediğinden, daha doğrusu hakta kalacağını anladığından 1801 yılında görevinden ayrılıştır .
Nuri-zâde Hacı Ahmed Ekim 1799 'da Merzifon Müftüsü görevinde bulunuyordu .
Merzifon'da uzun seneler Müftülük yapan Ahmed Efendi, 1215 H./ 1800 yılında seksen yaşındayken vefat etmiştir.
Merzifonlu Muhammed Efendi'nin oğlu Merzifonlu Müftü Nuri Ahmed Efendi, Amasya'da Akif Mustafa Efendi'den, Laz İbrahim Efendi'den, Çorumlu Ali Efendi'den, Sarı Müftü olarak tanınan Kâşif Efendi'den dersler almış, birkaç defa Amasya Müftüsü olarak göreve getirilmiş, 1217 / 1802 yılında vefat etmiştir.
Ebûbekir Efendi: Seyyid Bilal evlâdından Ladik'de medfun Seyyid Ahmed torunlarından Silahdar Abdullah Ağa'nın kardeşi Merzifonlu Seyyid Mehmed Ağa'nın oğludur. Enderun-ı Hümâyuna girerek Hazine-i Hümâyun'da Başkolluçu ve 1233 (1818) de Ömer Ağa vefatında Başçuhadar oldu. şevval 1243 (Nisan/Mayıs 1828) de bu hizmetten affedilerek hizmetsiz olarak Mabeyn-i Hümâyunda ibka edildi. Rebiülevvel 1244 (Eylül 1828) de Kahvecibaşı ve 21 Receb 1245 (6 Ocak 1830) da Hazine-i Hümâyun kethüdası olup 1247 (1831/2) de Silahdarlık makamının ilgasında Enderun-ı Hümâyun nâzırı oldu. Ramazan 1251 (Ocak 1836) de vefat eylemiştir. Âlim, akıllı ve sâdıktı. Oğlu Erkan-ı Harb kaymakamı Süheyl Bey, Muharrem 1293 (Şubat 1876) da aniden vefat eylemiştir. Eyüp'de medfundurlar. Büyük kızı Emetullah Hanımı, Yasincizade İlmi Molla Efendi nikahlamıştır. Merzifon'da Erzurum'da, Hasankale'de birer cami ve mektep ve Balat'da bir çeşme yaptı .
Mustafa Bey : Merzifonlu Mustafa Paşa'nın torunlarındandır. 1241 (1825/6) de öldü .
Nazif Mustafa Efendi : Müderris ve Fetvâhane müsevvidi olup 1248 (1832/3) de Üsküdar mollası oldu. 1257 (1841) de vefat ederek Sadefçiler'de Merzifoni Medresesi önünde defnedildi .
Genç yaşta vefat eden ve 23 yaşında bir divân sahibi olmuş Sadıbeyzâde Eyüp Sabri Efendi ; 1843 yılınde Merzifon'da doğmuş, Arapça ve farsçayı Amasya'da öğrenerek genç yaşta kendini yetiştirmiş, Amasya'da Şeyh İsmail Siraceddin Şirvani'ye intisab ederek şiir ve edebiyat öğrenmiş ve icazet ( diploma ) almış, meşhur Amasya Valisi Ziya Paşa'nın lutfuna mahzar olmuş, 24 yaşında iken vefat ederek, akrabası Şeyh Abdurrahim Mezarlığına defnedilmiştir. 1893 yılında Bayramzâde Yusuf Sıtkı Hoca, divânını bir araya getirerek bir defterde toplamıştır.
Haraç Müezzinzade ailesine mensup olan ve halen Zeren ailesi olarak kayıtlarda geçen, Hıfzi; 1851 yılında Merzifon'da doğmuş, 1872'de evlenerek bugün Harmanlar Mahallesi adı verilen Hoca Ahmed Fâkih Mahallesinde ev almış, 1877-78 Osmanlı Rus ( 1293) Harbine katılarak gazi ünvanını almış, 1892 yılı Bayramının ilk gününde 43 yaşında vefat etmiştir . Merzifon'un edebiyata ve şiire düşkün olan Bayramzâde Sıtkı Hoca tarafından şiirleri derlenerek bir defterde toplanmıştır .
Sadibey-zade Hacı Hafız Hasan Ağa için :
Şeyh-i meşhur-u cihan Abdürrahim
Nesl-i pakinden bu zat-ı müstakim
Etti ihya tekyei valasını
Hanedan-ı memleket misl-i adım
Sadibey zade demekle müştehir
Eylesin hak, nail-i ecr-i azım
Hacıhafız Ağa, bu ismi Hasan
Zenbini afv eylesin Rabbilkerim
Bir çıkar Hilmi bu tarihtir tamam
Oldu şayan ruhu cennetin-naim.
1291 (Ebcet hesabıyla)

Sadibey-zade Mustafa Efendi için:
Babası Hacı Hafız Ağa akdem (daha önce)
Bu cay-i akdesi (bu kutsal yeri) eyledi mamur
Hususa Mustafa Efendi merhum
Gelen züvvanm (ziyaretçilerini) eylerdi mesrur
Ikisine dahi Hak rahmet etsin
Ede Allah kabirlerini pür nûr
Olup evladı Şeyh Abdurrahim,
Okunsun Hilmi sen de söyle tarih
Hicri 1327 ( Ebcet hesabıyle )
Hilmi Dede ( 1825-1923)
Meşhur Tarihçi Merzifonlu İsmail Hami Danişmend:
Selçuklu Danişmendoğullarından soyu gelen meşhur tarihçilerimizden İsmail Hâmi Danişmend Merzifon'da 1892'de doğmuş olup, babası Cebel-ü Garbi Mutasarrıflarından Emir Mehmed Kâmil Bey, annesi Melek hanımdır. İlk ve orta tahsilini özel olarak yapan Danişment, babasının görevi gereği orta tahsinini Şam'da ikmal etmş, daha sonra Mülkiye Mektebine girerer, bir ara Fransa'da Paris College de France de bir müddet okur, 1912 yılında bugünkü adı Siyasal Bilgiler olan okulundan mezun olmuştur. Mezun olunca Fransa'ya gider, ancak fazla kalmaz ve yurda dönerek Hariciye Nezaretine kâtip olarak girer. Dışişleri mizacına uygun olmadığını anlayan İsmail Hami Danişmend öğretmenli tercih ederek Maliye Yüksek Mektebine tarih öğretmeni olarak atanır. 1914'de Bağdad Hukuk Mektebine gönderilir, İngiliz işgaline, yani 1919'a kadar orada kalır. 1919'de İstanbul'a gelerek Memleket Gazetesini çıkarır. Sivas Kongresine İstanbul Temsilcisi olarak katılarak Kongrenin İstihbarat Şubesi Şefliğini yapar ve İrâde-i Hakimiyet-i Milliye Gazetesi'nin Başyazarlığını yapar. Temsiliye Heyeti Ankara'ya gelmeden önce İstanbul'a döner, Padişah Hükümeti tarafından Barselona'ya Şehbender ( Konsolos ) olarak tayin edilir, Büyük Zaferden sonra yurda döner, İstiklâl Mahkemesinde yargılanarak ber'at eder.
İstiklâl Savaşından sonra siyasetten çekilerek tarihçiliğini devam ettirir. 12 Nisan 1967 yılında kalp yetmezliğinden vefat eder. Arapça, Fransızcayı çok iyi bilir. Almanca, Lâtice ve Sümerce de bilir.
Yayınlanan eserlerinden bir kısmı:
Türklerle Hind Avrupalılar'ın Menşe Birliği ( 2 cilt),Türkçe-Fransızca Sözlük, Fransızca-Türkçe Resimli Büyük Dil Klavuzu ( 3 Cilt), Franszıca Kıyasi ve Gayrei Kıyasi Fiiller,Tarih-Cografyaya Ait Değişik İsimler Lüğati, Destan ve Divân Edebiyatında İstanbul Sevgisi, Ali Suavi'nin Türkçülüğü, Cimri, Hastalık Hastası, Seyyid, Nikomed,( 4 ayrı eser,tecüme,), Türk Tarih Kurumuna Açık mektup, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, ( 6.Cilt), İstanbul Fethinin İnsani ve Medeni Kıymeti, Baltacının Prut Zaferi,Türkiyât ve İslâmiyet Tetkikleri Külliyâtı, Türk Irkı Niçin Müslüman Olmuştur, Garb Menbalarına Göre Eski Türk Seciye ve Ahkâkı, Garb Menbalarına Göre Garp Medeniyetinin Menbaı Olan İslâm Medeniyeti, Sadrazm Tevfik Paşa'nın Dosyasındaki Resmi ve Hususi Vesikalara Göre 31 Mart Vak'ası, İzahlı İslâm Tarihi Kronolojisi ( 7 Cilt), Garb Menbalarına Göre Eski Türk Demokrasisi,Türk Meseleleri,Tarihi Meseleler ve Menkabeler Lügati, Garb Menbalarına Gçre Garb Âleminin Kur'an-ı Kerim Hayranlığı, Sumer, Türk Dil Birliği, ( 2 Cilt), İstanbul Fethinin Medeni Kıymeti, Fatih'in Hayatı ve Fetih Takvimi, Tarih ve Efsanelere Göre Arapların İstanbul Seferi ( Tercüme).
Merzifon'da doğmuş veya yaşamış şair, paşa, nişancı, ilim adamı , zanaatkârlar da vardır. Burada hepsini zikretmek mümkün değildir. Meraklı olanlar eski komşumuz, 1962'lerde (?) silâh merakı yüzünden genç yaşta vefat eden rahmetli oğlu Nezih-Ağabeyim Şadi Bayramoğlu'nun Orta Okuldan sınıf arkadaşı-, Merzifon Tahrirat Kâtibi Rahmetli A.Aziz Taşan'ın Dün'den Bugün'e Merzifon adlı kitabına bakabilirler .
CANIM MERZİFON,
1778 rakımlı Tavşan Dağı'nın eteklerindeki yeşil ova,
Hıdırlık Tepesi'nden sana bakarken, doyamadım sana,
Çiğdemlerin kanarya sarısından turuncuya dönmüş,
Bağlar, bahçelerle çevrilen yeşil Merzifon.

Tarihteki adın Marsivan, eski Pontus sınırında,
Hitit Sarayının sınır koruyucusu, bey kenti Sam'a-dolu
Köydü, şimdi Merzifon'un Buğdaylı Mahallesi oldu,
Tarih öncesi çağlarının iç denizi, canım Merzifon.

Farsçada sınır kenti anlamına gelen Merz,
Tarihin derinliklerinden gelen ses,
Osmanlı şehzâdeleri bazıları senin bağrından çıktı,
Tarihe yön veren, tatlı iklimli, canım Merzifon.

Doğuda 40 kilometre öteden sana sevgi ile bakar 2058 rakımlı Akdağ,
Eteklerinde Selçuklu devrinde 1200'lü yıllarda pamuk ekilir,
Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi Yolpınar'da (Hakale) 1361'de konaklar,
Suluova Şeker Fabrikası yakınındaki yeşil Merzifon.

Melik Danişmend Ahmet Gazi'nin Divâni Vakfı Marınca,
İkinci Viyana Kuşatmasının Komutanı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa,
Annesi Abide Hatunun Mezarı, enfes kalem işi bulunan camisi bu köyde,
Eskiden adı Marınca idi, şimdi oldu Kara Mustafa Paşa.

Abide Hatun Mezar taşını 1999 yılında çaldırdık,
Koruyamadık, galiba yurt dışına kaçırılmasına sebep olduk,
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Semineri esnasında ki gezide,
Yeni yapılan kapalı Türbesini kardeş Macarlara açtırdık.

Merzifon güneyinde bulunan Künbet Hatun Türbesi,
Baldekan tarzındaki türbede bulunan Selçuk Hatun'un sandukası,
Galiba aynı hırsızlar tarafından çalındı, yurt dışına kaçırıldı,
Mermer sanduka üzerine Ayeltü'l Kürsi metni sülüs harflarle yazılıydı.

Bindokuzyüzaltmışbeş yılı Ekim ayı başında, yirmiiki yaşında bir delikanlıydım.,
Mahalle komşum o tarihte Merkez Valisi rahmetli Şükrü Kenanoğlu işbirliği ile
Önasya Mecmuası 'nın Ekim saysını Merzifon'a tahsis etmiştim,
O devre göre ilk ciddi yayını yapmak şerefine nail olmuştum.
Böylece vefa borcumu canım Merzifon'a ödemeye gayret etmiştim.

Mahalli İdareler Genel Müdür Yardımcısı rahmetli komşum Şükrü Kenanoğlu,
Eğitime önem verdiğinden, sağlığında çocuk kütüphanesi yapılmak üzere,
Kültür Bakanlığına bağışladı evini, tevazuundan ismini bile vermedi,
Ankara Nenehatun Caddesindeki Aliş Dayı Çocuk Kütüphanesine.

Merzifonlular alçakgönüllü, aynı zamanda gururludur,
Verdiği sözü yerine getirir, bir pire için yorgan yakar,
İnat için Kaf Dağına kadar çıkar, Zümrüd-ü Anka Kuşu peşinde koşar,
İki dere yeşillikler arasındaki canım Merzifon.

Merzifon'un doğusundan akar Paşa Suyu Deresi,
Tavşan Dağından içme suyunu getiren Köprülülerin soyu,
Cami, han, bedesten, muvakkithane, mektep, medrese,
Vakıf yaptı Hicri 1090'da Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa.

Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu Çelebi Mehmed'in annesi ,
Merzifon'da yaşadı, Bursa'daki açık Türbesine gömüldü,
Oğlu Çelebi Mehmed, cami, medrese, hamam yaptırdı,
Lâkin yarım kaldı eserleri, oğlu II. Murad tamamladı.

Medrese Önü Camisi, Medrese, Küçük Hamam O'nun eseri,
Üzerindeki Saat Kulesi Ziya Paşa'nın Amasya Valiliği eseri,
Muiniddin Pervane Süleyman ünlü Selçuk devri Veziri,
Yokuşbaşında toprak altında kalan Ulu Camisi,

Bir zamanlar nufusu altmış bine çıkan şehir,
Tanzimat Fermanıyla azınlıkların gözüne kestirdiği şehir,
1865 yılında Amerikalılar ilk koleji burada açtığı şehir,
İki dere arasında taht kurmuş, canım Merzifon.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngilizler Merzifon'a geldi,
Kaymakamlık Konağına İngiliz Bayrağını astı,
Hacıbayramlardan Ekrem Efendi, bayrak direğine tıtmanıp,
İngiliz bayrağını yere attı, bir hafta sonra İngilizler Samsun Limanından kaçtı..

Kurtuluş Savaşı sırasında Ermenilerin silâh ve cephane deposu,
Öğrencilerinin ekseriyeti Rum, Ermeni, Rus, azınlıkların ordusu,
Protestan gözlüğü ile teoloji dersleri öğreten okul,
Amerikan Koleji 1921 yılında Merzifon'dan Selânik'e taşındı,

Bazı eşyaları da Mersin-Tarsus ve Kayseri-Talas'a gitti
Azınlık hocaları Samsun Limanından Karadenize gitti,
Talebelerin ekserisi, Rus, Rum, Ermeni
Bandoları, kütüphaneleri, gazeteleri, kiliseleri,

Kimya laboratuvarı, Merzifon Orta Okuluna kaldı,
Kimya deneylerimizi onlardan kalan teknolojik eşya ile yapardık,
Eski Amerikan Koloji o tarihlerde Astsubay Hazırlama okuluydu,
Şimdi Samsun Üniversitesinin Turizm Yüksek Okulu oldu.

Dürrizâdeler buradan yetişip Şeyhülislamlığa yükselmiş,
Merzifonlu Iydızâdeler Amasya Lâdik'ten neşet etmiş,
Amasya Sultan Bayazıd ve Hızır Paşa Medresesinde Müderrislik etmiş,
Fatih Sultan Mehmed'in arpalığını reddetmiş,

Anadolu Mogol hakimiyeti zamanında Mengü Kaan tarafından
Eyalet-i Rumi'ye Nazırı olarak atanan Ilıcak Noyan,
Amasya'da yaz sıcağından kaçarak Merzifon Ilıcak-Alıcık'a sığınan
Kurduğu çiftlikle Anadolu'yu buradan idare eden,

Kethüdasi Zuğay ise; eski Nahiye merkezi bugünkü Zuğu Köyünde,
Merzifon Askeri Hava Alanı bölgesi onun eski çiftliği,
Merzifon'dan tüm Anadolu'yu Mogol mandasında haraca bağlarken,
Yaz sıcağında Merzifon melteminde serinlerken,

Meşhur din bilgini İstanbul Koca Sinan Paşa'da yatan,
Sünbül Sinan Hazretleri Fatih zamanında bu cennet toprakta yetişmiş,
Allah korkusuyla ,çiçekleri koparmaya kıyamamış,
Sünbül Sinan adıyla meşhur Merkez Efendi'yi yetiştirmiş..

Yahya Kemâl Beyatlı'nın Kocamustâpaşa Şiiri,
Tarihe altın harflerle yazmış o muazzam kişiyi,
Yavuz Sultan Selim'i Koca Mustafa Paşa'ya sürükleyen,
Bir mücevher gibi Sünbül Sinan'ın ruhu Merzifon'da yaşar.

Büyük Komşum Şeyh Abdurahman-ı Rumi,
Zeyniye Tarikatı kurucusu, Şam, Mısır, Semerkand'ı dolaşmış,
Kendi tabiri ile 'Bir aşk kütüğü yakıp diyarı Rum'a atmış ',
Sultan II. Murad Medresesinde felsefeyle uğraşmış.

Bir lokma, bir hırka felsefesiyle,
İhsan istemem, oturup tembellik etmem,
Çalışır, ilim öğretirim öğrencilerime,
Vakıftan üç kuruş, yeter de artar kendi nefsime...

Medrese Önü Camii, Camii Cedid diye anılır semt,
Çelebi Mehmed ve İkinci Murad'la öğünür bu kent,
Viyana Kuşatması Komutanı Serdar-ı Ekrem Kara Mustafa Paşa,
Unutur mu seni, yeşilin cenneti, canım Merzifon,

Doğusunda Horasanlı Piri Baba Türbe ve Zaviyesi,
Batısında Şeyh Abdurrahman-ı Rumi Dergâhı,
Kuzeyinde Davut Kalfa,Sofular, Hıdırlık Tepesi ve Taşan Dağları,
Güneyinde Ahikeskin, Eşref Dede, Tavuslu Çeşme ile Kümbet Hatun.

Davut Dede, Kılıç Dede, Sofular pirlerden birkaçı,
Harmanlar, Aşut, Mahzen mahallerin adı,
99 yılı muhacirleri, yerleştirilmiştir Mahzen Mahallesine,
Gürcü, Çerkes, Balkan Muhacirleri de oturuyor o tarihten beri bu kentte,

Kara Mustafa Paşa'nın babası Oruç Gazi,
Eski kiremit ocakları semtine verilmiş onun adı,
Merzifon'un batısından bakıyor, gece-gündüz,
Viyana varoşlarına gönderdiği oğlunu bekliyor asırlardır..

Belgrad'da başı ile ödedi İkinci Viyana bozgununu,
Ballı şerbet içinde geldi başı, daima dik, gururlu,
İstanbul Çemberlitaş civarındaki medresesi yanına gömüldü,
Açık türbesinde rahmet bekliyor bizden, yüzü semâya dönük.

Bektaşi kardeşlerimizi de unutmayalım,
Piri Baba Dergâhında buluşalım,
Eline, diline, beline bağlı olalım,
Canım Merzifon, bahçende ne güzel güller yeşermiş.

Torunun Gül Baba Buda kıyılarında postunu sermiş, bekliyor,
Budapeşte'den akan Tuna Nehrini yıllardır seyrediyor,
Ben buraları yüzyıllarca bekliyorum, derin hasretle ahfadım nerede diyor ?
Ekonomik gücünüzle, ihracaatcı olarak sizi Tuna kıyılarında bekliyorum diyor...

Merzifon'un kuzeyinde Kara Mustafa Paşa Hamamı, dış surların altında,
Güneyde Tuz Pazarı Hamamı, Ekin Pazarı yakınında,
Ortada Küçük Hamam, Doğuda Muiniddin Pervane'nin Eski Hamamı,
Batısında eski mezarlıklar, top sahası ve Gümüşhacıköy semaları...

Şehir Akropolünde zirvede üç kilise,
Doğan Sineması, Şan Sineması, biri de harabe,
Kara Mustafa Paşa Camisi şehir ortasında muhteşem bir inci,
Yemiş Pazarı, Taş Han, Bedesten, Arasta, şehrin atan kalbi.

Medrese Önü, Dönertaş, Dobak Minare, Hacı Hasan,
Bozacı, Camii Iyd, Taceddinoğlu Çukurşadırvan,
Aşut, Hacıbalı, Harmanlar, Çay, Sofular,
Alaca Minare, Sofular Camileri şehrin mücevherleri.

Ramazaniye, Süheyliye, Zeyniyye, Şifahiyye Medreseleri,
İlim öğretir öğrencilere o zamanın üniversiteleri,
Dürri Mehmed Efendi 1764 yılında kurdu medresesini,
Yurdun her tarafından gelen telebelere ışık tuttu.

Merzifon'da nerede bu medreseler diye sormayın bana,
Tarih kitaplarından çıkardım adlarını sana,
Sultaniye Medresesi bugün yalnız ayakta,
Merzifon Müzesi olmayı hasretle bekliyor, sıcak arzuyla.

Tavşan Dağlarına yaslanmış canım Merzifon,
Danişmend Emirlerinden İltekin Gazi tarafından feth edildi,
Kadı İmadeddin Mahbub-u Buhari, Şerâfeddin Mehmed-i Erzincani,
Ondördüncü yüzyılın Merzifon meşhurları.

Çelebi Ali Bozacı, Kadı Mahbub Çelebi, Onbeşinci asırın meşhurları,
Cemâleddin Safer Şah, Şerafeddin Hamza
Es-Şeyh Nizâmeddin Abdurrahim-ü Rumi,
Feylosof, Tanrı dostu tasavvuf âlimlerinden birkaçıydı.

Amasya Müftüsü Merzifonlu Mustafa Efendi-zâde Iydi Bayram Efendi
1624'de Sultan Bayezıd Medresesi Müderrisi olmuş,
Sultan III. Ahmed'e Iydizade mahlaslı bir divanını hediye etmiş,
Şair, âlim, her yönüyle feylesof bir kişiliği varmış.

Merzifon'da doğan oğlu Akif Mustafa Efendi,
Babasının kitaplarının arasında buldu kendini,
Kahirede garip ilimler okudu, zahiri ilimlere daldı,
Tıp, mühendislik alanında onun gibisi üçyüzyıl ülkeye gelmemiş,

Gereğinde Arapça, Farsça, Türkçe şiirleri vardır,
Mimiyye, Ayniyye, Mukassimü'l-Fünün adlı eserleri meşhurdur,
Talik hatla kirmızı mürekkeple yazar, kitapların yanına notlar düşer.
1686'da doğmuş, 9 Mart 1760 tarihinde Pazar günü vefat etmiş.

Babasının vefatıyla oğlu İsmail Efendi Müderrisiğine geçer,
1777'de vefatından birkaç sene sonra, İydizade Akif Mustafa Efendi,
Daha sonra Molla Iydi Efendi Amasya Sultan Bayezıd Medresesi Müderrisi,
Babası es-Seyyid Abdurrahim Efendi'nin 1815'de vefatı

Akifzade Abdurahim Efendi 1763'de doğmuş,
Mir'âtü'n-Nâzirin, Ünvanü'l-Meşayih, Mühimmatü's-Sofiye,
Müş'iletü'l-Yâkin, Takribü'l Mübdi, Sebilü's-Sâlikin ve
Kitabü'l-Mecmû fi'l Meşhudi ve'l Mesmû adlı eserleri vardır,

Son zikredilen eseri, Doç.Dr. Hikmet Özdemir tarafından
1998 yılında arapçadan türkçeye çevirilerek yayımlanmıştır,
Nesli Lâdikli Seyyid Ahmed-i Kebir ve Zeynel Abidin'e dayanır,
Bu satırların yazarı da O'nun neslindendir.

Dedem Hacıbayramoğlu Hacı Salim Efendi,
İstanbul Millet Medresesinde tahsilini tamamladı,
Balkan savaşı, Cihan Savaşı, karkaşa, şaşaalı Osmanlının son çırpınışları,
Müftülük mes'uliyeti oldukca ağır, artık ilimle, toprakla uğraşayım diyor..

Merzifonlu tasavvufcu Mustafa Efendi 1732,
Merzifonlu Seyyid Abdurrahim Efendi 1737,
Merzifonlu Müftü İbrahim Efendi 1785,
Merzifonlu Kadı Mustafa Haşim Efendi 1793

Merzifonlu Müftü Yahya Efendi 1794,
Merzifonlu Müftü Ahmed Efendi 1800
Merzifonlu Müftü Ahmed Efendi 1802,
Yıllarında rahmete kavuşmuş âlim ve fazıl Merzifonlulardandır.

Köprülü Fazıl Mustafa Paşa savaşta şehit oldu,
Yerine Bahadırzade Arabacı Ali Paşa Sadrazam oldu,
İdam edildi, yerine Merzifonlu Çalık Hacı Ali Paşa 1692'de Sadrazam oldu.
Bir sene sonra beğemediği dünyasını değiştirdi, ebedi âleme yolcu oldu.

Sadrazam Ali Paşa, Kaptan-ı Derya Kaplan Mustafa Paşa,
Yine Merzifon'un yetiştirdiği güzide evlâtlarından bazıları,
1938 yılında Merzifon eski eser tescil işerinde Yusuf Akyut'a yön veren
Tarihe meraklı Amcazâdem Raşat Bayram ile Aziz Taşan.

Aziz Taşan, amatör tarihçi ve Merzifon Tahrirat Kâtibiydi,
Kardeşi Şair Berrin Taşan, emekli Karşıkaya Savcısıydı,
Yazılarında hep Merzifon'u işlediler, Akşemseddin'in arkadaşı,
Şeyh Abdurrahim akrabalığı ile elbette şöhretlendiler,

Medrese Önü Camisi kalem işlerini İskender Hâki 1951'li yıllarda yaptı,
O tarihlerde Yokuşbaşında küçücük bir matbaası da vardı,
Kendini yetiştirmiş, tarihe meraklı, zanaatkâr, şiir, yazar,
Kalem işinin üstadı, renk ve grafik bilgisi kadar,

Abdurrahman Eşref, Afitabi, Cudi, Eyüp Sabri, Hilmi Dede, Neyli,
Saraçmüezzinzade Hıfzı, Mustafa Haşim Çelebi, İskender Haki,
Hacıbayramzâde Yusuf Sıtkı Hoca rahmetli,
Hepsi de Merzifon'un ünlü şairleri...

Şair Nedim, Şair Eşref, Sıtkı Hoca da Merzifonlu olup,
Tarihçi İsmai Hami Danişmend, İçişleri Bakanı Recep Peker,
Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya
Merzifon'un meşhurları arasında ismi geçmesi gereken ünlülerdir.

Ülkenin her yönünden gelen eşekler,
Merzifon'da toplanıp pazarlanır merkepler,
Kıbrıs ile Merzifon eşeği meşhurdur,
Merzifonlu inadı ile her yerde belli olur.

Üzümün hası Ucuzluk, Kırklar, Pehlivan Bağları,
Bahçelerinde elma, armut, kiraz, vişne, ceviz, dut,
Her türlü sebze yazın yetişir, tütün de bunlara eklenir,
Haşhaş, ayçiçeği ekilir yemyeşil ovalarına,

Şekerpare, Hasan Dede şaraplarının meşhur olduğunu duymuştum,
Şeftali, kayısı, sirkenin âlasının yapıldığını görmüştüm,
Üzüm pekmezi, cevizli sucuğun adına küme dendiğini duymuştum,
Ağustos sıcağında Tavşan Dağından merkeplerle getirilen karları görmüştüm,

Şekerpâre Şaraplarını Hasan Doluel imal ederdi,
Anne tarafından akraba olmamıza rağmen, Dedem, Babam, O'na üzüm satmazdı,
Boyumdan büyük şarap fıçılarını İnönü Caddesinde turlarken seyrederdik.
Ermeni vatandaşlarımızdan Mehmet Gümüş'ün Dikran şaraplarını da unutmadık...

Öğleden sonra Tavşan Dağından ılık bir meltem eser,
İklimi çok güzeldir, insanları üzmez, rehavet verir,
Nisan aylarında itibaren Pazar günleri bağ ve bahçelere gidilir,
Haşhaşlı taze çöreklerle, mangalda etler pişirilir-yenir.

Merttir, insancıldır, çalışkandır, dürüsttür,
El dokumacılığı ile de meşhur olmuştur,
İkinci Dünya savaşından sonra, sanayileşen ülkede,
Fabrikalara dayanamayıp, yok olmuştur.

Bugün sende doğalgaz var, üçbin metre derinlikte petrol var,
Mavi akımla gelen Rus gazının en âlası var,
Sondaj yapıp çıkaran güçler nerede uyukluyor,
Nufusu kırkaltıbin civarındaki canım Merzifon.

Okuyanlar dönmedi ata yurduna,
Makinalaşma, dokuma sanayindeki el tezgâhlarını dizegetirdi,
Sekizyüz elli dükkan ellerini göğe açtı,
Göç başladı düştü nüfus yirmialtıbinlere,

Otuz kilometre ötedeki Hacıköy oldu Gümüşhacıköy,
Müzeciliğimizin piri Osman Hamdi Bey'in Babası
Ethem Paşanın İşletme Müdürlüğünü yaptığı Gümüşhacıköy
Gümüşhaneden getirilen Rumlar işletiyordu Köyündeki madeni.

Madeni paranın has madeni gümüş,
Taşan Dağı'ndaki zengin gümüş madenlerini kimse aramadı, sormadı,
1867-1873 yıllarında İngiltere Trabzon Konsolosu
William Gifford Palgrave'nin gözünden kaçmadı.

1900 yıllarında 60.000'e varan nüfus,
Balkan, Birinci Dünya, Kurtuluş Savaşında eridi,
93 Harbinde Kafkas Göçleriyle biraz şenlendi,
Ticaret azaldı, topçu Okulu Astsubay okulu durumu kurtardı,

Menderes Döneminde vilâyet isterük nidaları,
Çorum Çimento ve Suluova Şeker Fabrikasını istemezük feryatları,
Adnan Menders, Namık Gedik, CelâL Bayar sevdalıları
Memlekete bir çivi çaktırmayan, ille de vilâyet hayalcileri¦

Merzifon artık çevreden göç almaya başladı,
İlim, irfan, bilgelik sarp yolları aştı,
Şehir artık Hacıköy- Muşruf- Hıdırlık hattını arşınladı,
Bugün şehir nüfusu elliikibini aştı.

Kuzey yıldızına karşı en yakın ve en mütekamil üst,
Jetlerin, F86, F5, F16 Fantomların ana kucağı, kalkış-iniş durağı Alala-Zuğu Köyü,
Göklerin kartalları burada konaklar, yurt kurar, Karadenizi gözler,
Güvenliğimizin ön şartı, gözü pek pilotlarımız ve arslan Mehmetciğimiz.

Tavşan Dağı zirvesindeki Radar, uçaklara yön verir,
Karadeniz sahilleri ve Rus semalarını gözetler,
Mehmetcik yirmidört saat nöbet tutar, aldığı bilgileri Nato'ya aktarır.
Karadeniz bekçisi radar, canım Merzifon'da yer alır.

Uzaya astronotlar çıkmadan, güvenliğimiz için çok önem arzederdi,
Soğuk savaş sırasında Amerika'nın biricik telekulağı idi,
Uydular sayesinde yavaş yavaş önemini yitirdi,
Hepimizi yetiştiren canım Merzifonum, sana borcumu daha nasıl öderim... Sadi BAYRAM


Merzifon şehrinin 1960 başlarında yerleşimi hava fotoğrafı























Merzifon şehrinin 2010'daki yerleşimi.Şehrin geliştiği iki fotoğraf karşılaştırıldığında 50 yılda aldığı yolu göstermektedir. ( www.Google Eart 'dan )










OSMANLI'NIN SON DÖNEMLERİNDE MERZİFON'UN NÜFUS HAREKETLERİ :
1254 H./ 1838 M. yılında Amasya Sancağında (Amasya, Erba'a, Havza, Zü'nnûn, Zeytün, Zile, Osmancık, Gelgiras, Köprü-Vezirköprü- Gümüş, Lâdik, Mecitözü, Merzifon kazalarının tamamı Amasya Sancağı ) yapılan sayıma göre :
Müslüman ¦¦¦¦¦¦ 44.560
Kıbti ¦¦¦¦¦¦¦¦¦ 65
Ermeni ¦¦¦¦¦¦¦.. 6.350
Madenci Rum ¦¦¦¦.. 416
Toplam 51.361
1877 Osmanlı-Rus savaşından sonra Karadeniz'in iç kısımlarına Amasya-Tokat yörelerine Kafkasya'dan, Çerkez, Gürcü kafileleri, Erzurum, Kars gibi doğu illerinden, Ermeni isyanı ve Ruslar'ın Doğu Anadolu'yu işgali nedeniyle göç gelmiştir.
XIX. Yüzyıl başlarında Merzifon'a bağlı Zuğu, Alıcık, Güllü, Küşadiye adlı 4 nahiye ve bunlara bağlı 165 köy bulunuyordu .
1330 R./ 1912 M. yılında Merzifon'da yapılan sayımda ise ;

Müslüman Ermeni Rum Kıbti
Erkek 12.017 4.373 389 310
Kadın 11.850 4.221 365 347
Toplam 23.921 8.594 754 657








1928 yılında yapılan Esnaf ve San'atkârları da kapsayan sayımda, Merzifon'nun nufusu 28.126, Vilâyet Amasya'nın nüfusunun ise 115.145 olduğu tesbit edilmiştir.

Merzifon Kara Mustafa Paşa Heykelinin güneyi, Şehirlerarası Otobüs Grajından Sanayi bölgesine kadar olan saha Selçuklu ve erken Osmanlı Mezarlığıdır . Fatih döneminden XIX. Yüzyıla kadar Şeyh Abdurrahim'in batısı ile Fotbol sahası arası, XIX. Yüzyıl ortalarında, Piri Baba'nın doğusu mezarlık olarak kullanılmıştır. 1950'den sonrası ise şimdiki asri mezarlık kullanılmaya başlanmıştır. Mezarlıkların Belediyelere devredilmesinden sonra mezarlıklar arsa haline getirilerek iskâna açılmış, bir çok tarihi mezar taşları kırılmış, imha edilmiştir. Kendi taraihini bu kadar hor gören millet her halde yoktur. Hava fotoğrafları iskânın nasıl değiştiğini ortaya koymaktadır.
Selçuk Mezarlığının şehrin güney kesimindeki kısma 1930-35'lerde Cumhuriyet tören alanı yapılmış, etrafı geniş park olmuş, daha sonra 1960'larda garaj yapılmış, parklarda arsa haline getirilerek satılmıştır. Şeyh Abdurrahim'in batısındaki mezarlık ise 1946-52'lerde parsel haline getirilerek satılmış, mezar sahiplerinin ailelerinden mezarı belli olanların kaldırılması talep edilmiştir.






MERZİFON VAKIFLARINN LİSTESİ :

Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf kayıtlar Arşivi Fihristlerini karıştırdığımızda karşımıza Merzifon'da 92 adet vakıf çıkıyor. Bunların listesi aşağıdadır:


Sıra No Vakfların Adı veya unvanı Tarihi
1 Neccar Mahallesi Mescidi 28.08.1274 H./14.04.1858 M.
2 Huçek Dede Vakfı ---
3 Löşdüğün Köyü Rubu Hisesi 27.10.1290H./18.12.1873M.
4 Çirmenler Mahallesi Camii 06.11.1289H./06.01.1873M.
5 Karakaya Köyü Yeniden Minber Konan Cami Vakfı -----
6 Bayat Köyü Camii 13.11.1926 M.
7 Kamışlı Köyü Yeniden Minber Konan Cami Vakfı ----
8 İlemi ( Sazlıca K.) Köyü Camii 16.12.1341 R.
9 Marınca Köyü ( Kara Mustafa Paşa K. ) 15.03.1941 M.
10 Dönertaş Camii Vakfı 23.02.1928 M.
11 Alala ( Ortaova ) Köyü Camii 21.05.1928 M.
12 İslâm Ağa Camii Vakfı 26.05.1928 M.
13 Güllü Köyü Camii 22.03.1927 M.
14 Hariz ( Gümüştepe ) Köyü Camii 04.06.1928
15 Çobanveran ( Çobanören K) Köyü Camii 13.01.1926
16 Mustafa Bey Veledi Hacı Miraza Bey Malikânesi (evlatlık) Vakfı 24.08.1262H./19.08.1876M.
17 Ali Burak Vakfı 29.11.1972 M.
18 Belvar Köyü Camii Vakfı 11.08.1275H./17.03.1859M.
19 Aşcı Hacı Hüseyin Ağa Camii Vakfı 18.11.1285 H./03.03.1869M
20 Cedit Mahallesi Camii 21.11.1272 H./24.07.1856 M.
21 Şamlı (Demirpınar ) Köyü ----
22 Gelingiras Haremeyn Vakfı 17.10.1251 H./05.02.1836 M.
23 Alıcık Köyü Camii 12.10.1260 H./24.10.1844 M.
24 El Hac Bozacı Hüseyin Camii Vakfı 12.01.1278 H.21.07.1861 M.
25 Merzifon Camii 21.05.1287 H./18.08.1870 M.
26 Sofular Camii Vakfı 14.10.1260 H./26.10.1844 M.
27 Şeyhülislâm Dürrizâde Mehmed Efendi Medresesi Vakfı 25.12.1278 H./23.06.1862M.
28 Tuz Pazarı Mahallesi Camii Vakfı 10.02.1262 H./02.10.1846 M.
29 İsa Beşe Mescidi 02.01.1251 H./30.04.1835 M.
30 Hoca Süleyman ---
31 Neccar Mahallesi Piri Baba Dergâhı Mescidi Vakfı 07.08.1260 H./21.08.1844 M.
32 Şeyh Yeni Köyü Camii Vakfı -----
33 Münip Efendi -----
34 Oymaağaç Köyü Camii ____
35 Muiniddin Pervana Süleyman Ulu Camii Vakfı 1264 M.
36 Çelebi Sultan Mehmed Vakfı 1418 M.
37 Sultan Yıldırım Bayazıd eşi Devlet Hatun binti Abdullah Zaviyesi Vakfı 23.04.0825 H./16.04.1422 M.
38 Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Vakfı 1682 M.
39 Yeni Mahalle Mescidi 15.03.1254 H./08.07.1838 M.
40 Hacı Yahşi Mahallesi Camii Vakfı ____
41 Hacı Rahat Mahallesi Mescidi Vakfı 11.08.1266H./22.06.1850 M.
42 Zuğu ( Gökçebağ ) Köyü Camii 26.01.1266 H./12.12.1849 M.
43 Alaca Minare Mescidi 06.02.1191 H/
44 Eyüp Çelebi Camii 02.01.1266 H./18.11.1849 M.
45 Kalburcu Kökü malikânesi 02.01.1266 H/18.11.1849 M
46 Teberrukzâde Şemseddin Vakfı 31.05.1706 M.
47 Sahip Ata Fahrüddin Ali Sivas Gökmedrese Divane eylemelik Vakfı 24.04.1280 M.
48 Ayşe Hatun Vakfı 19.08.1536 M.
49 Abide Hatun binti İsmail ( Kara Mustafa Paşa'nın annesi) 14.07.1076 H./10.01.1667 M.
50 Cabbarzâde Süleyman Bey Kethüdası Abdullah Ağa bin Abbas Ağa 01.01.1216 H./14.05.1801 M.
51 Abdülbâki Efendi 01.01.1216 H./14.05.1801 M.
52 El Hac Abdülbaki oğlu Abdullah Ağa Vakfı 19.11.1329. R/01.02.1914 M.
53 El Hac kara Mustafa oğlu Ahmed Ağa Vakfı 04.01.1316 H/24.05.1898 M.
54 Şeyh Ali Efendi bin Abdulgaffar 09.09.1035 H./04.06.1626 M.
55 Hacı Mustafazâde Ali OsmanAğa bin Mustafa Vakfı 12.01.1304 H./29.09.1886 M.
56 Hacı Ali bin Ömer Dede Vakfı 01.10.1224 H./09.11.1809 M.
57 Yayıbaşızâde Halil Ağa bin Mehmed Vakfı 22.06.1329 H./20.06.1911 M.
58 Davud Halife Vakfı 01.10.1162 H./14.09.1749 M.
59 Mehmed Çelebi bin Mehmed 10.02.1119 H./13.05.1707 M.
60 Emin Ağa Vakfı 01.10.1001 H./08.07.1690 M.
61 Yeniçeri zâde Hasan Ağa bin Hüseyin 01.01.1202 H./13.10.1787 M.
62 Hacıbekirzâde İsmail Ağa bin Bekir 27.11.1320 H./25.02.1903 M.
63 İsmail Ağa bin Recep ve Tahir bin Muslihiddin 02.06.1306 H/.03.02.1889 M
64 Emine Hatun bint-i Hafız Ali Efendi 01.01.1148 H./24.05.1735 M.
65 El-Hac Hasan bin Ahmed 15.01.1210 H./31.07.1795 M.
66 İlyas Mahnud Ağa bin Ahmed bin Mehmed 25.04.0853 H./16.06.1449 M:
67 Mustafa Efendi kızı Hatice Hatun 01.03.1175 H./30.09.1761 M.
68 Ali Baz oğlu, Ahmed oğlu Hüseyin Ağa'nın Han Köy Camii Vakfı 29.03.1328 H./10.04.1910 M.
69 Koç Hasanoğlu, Osman oğlu Hüseyin Ağa 09.11.1317 H./10.03.1900 M.
70 Bıçağızâde el-hac Mehmed oğlu Hüseyin Ağa 15.05.1170 H./05.02.1757 M.
71 Sadr-ı Esbak Merzifonlu Kara Mustafa bin Oruç Gazi 14.07.1076 H./20.01.1666 M.
72 Kayaoğluzâde Hüseyin 10.03.1328 H./22.03.1910 M.
73 Karadenizzâde Halil Efendi Eşi Saime Hatun 10.10.1189 H./04.12.1775 H.
74 El- Hac Musluzâde Mehmed Ağa bin Musli ---
75 El hac Hazinedârzâde Mehmed Ağa 10.07.1213 H./18.12.1798 M.
76 Ummigülsüm Hatun ---
77 Es_Seyyid e-hac Mustafa bin Abdülkâdir Vakfı 01.10.1134 H./15.07.1722 M.
78 El- hac Mustafa oğlu Mehmed Çelebi 10.10.1114H./27.02i1703 M.
79 Pir oğlu Hacı Ali oğlu Halil Efendi 18.03.1333 H./17.01.1721 M.
80 Bayezıd Köyü Camii 13.08.1949 M.
81 El-Hac Hüseyin Ağa Camii 11.02.1253 H./17.05.1837 M.
82 Dedezâde es-seyyid el-Hac Mehmed Ağa Camii ( Mehmed Ağa Camii ) 13.10.1264 H/12.09.1848 M.
83 Tavşan Mahallesi Camii 03.05.1258 H./ 1306.1842M.
84 Sormasüt Camii 07.07.1249 H./20.11.1833 M.
85 Hacı Hasan Mahallesinde Mehmed Ağa Muallimhanesi 04.03.1288 H./2305.1871 M.
86 Safi Hatun Mescidi ---
87 Kasım Mescidi ---
88 Kahya mahallesinde buluna Mescid -----
89 Hazinedârzâde Mehmed Ali karısı Dudu Hanım Vakfı ---
90 Akpınar Köyü Camii ----
91 Kurdoğlu Vakfı ----


Ondokuzmayıs Üniversitesi, Merzifon Kaymakamlığı, Belediye Başkanlığı, Merzifon Vakfı işbirliği ile Merzifon'da 08-11 Haziran 2000 tarihinde bu satırların yazarının da katıldığı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Uluslararası Sempozyumunda Kara Mustafa Paşa hakkında bildiriler olduğu gibi vakıfları, eserleri ve Merzifon'da bulunan diğer eski eserler ve vakıflarla ilgili bildiriler bulunmaktadır. Konuya meraklı şahsiyetler adı geçen esere bakabilirler . Reyander tarafından da iki sempozyum düzenlenmiştir .

MERZİFON'da AYAKTA OLAN DİĞER TÜRK DÖNEMİ VAKIF ESKİ ESERLERİ :

Çelebi Mehmed Medresesi: 817 H./1414-15 M. tarihli olup, Çelebi Sultan Mehmed tarafından Ebubekir oğlu Muhammed Hamza Müşeymeş tarafından Selçuklu medreseleri tarzında inşa edilmiş, Emir Ali oğlu Umur Bey tarafından da 820 H./1417-18 yıllarında imar edilmiştir. Tarihte Sultaniye Medresesi olarak geçer.
Giriş portali üzerinde, Amasya Mutasarrıfı Ziya Paşa tarafından silindirik tuğla gövdeli saat kulesi 1282 H./1866 M. tarihinde yaptırılmıştır .
Çelebi Mehmed ( Medrese Önü Camii-Cedid ) Camii: Çelebi Mehmed Medresesi'nin hemen güneyinde bitişik olan, dikdörtgen plan üzerine inşa edilen camii 830 H./1427 M. tarihinde Çelebi Sultan Mehmed'in ölümünden 6 yıl sonra oğlu II. Murad tarafından yaptırılmıştır . Halk arasında yanlışlıkla Çelebi Mehmed Camii de denilmektedir. Ancak camii inşası belki Çelebi Mehmed devrinde başlamış oğlu II. Murad tamamlatmış olabilir. Belki de, Çelebi Sultan Mehmed camiyi yaptırdı. Deprem bölgesinde olması nedeniyle depremden büyük tahribat aldı, oğlu Sultan II. Murad yeniden inşa ettirdi.
Camiin yapılış kitâbesi şöyledir : Emera bi-bina-i hâze'l-mescidi'l-cami' es-sultânü'l-a'zam Sultân Murâd bin Muhammed Han hullide mülkühû fi tarihi seneti selâsine ve semânimâyeh.
Anlamı : Mehmed Han oğlu, büyük hükümdâr Sultan Murad “ mülkü devamlı olsun- 830 tarihinde bu caminin inşa edilmesini emretti. Kitâbe celi sülüs olarak mermere kabartma şeklinde hâk edilmiştir.
Dekoratif doğu kapısında bulunan celi sülüs Arapça metin ise şöyledir :
1-Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rah(im) üdhulûha bi-selâmin âminin
2-Ve enne'l-mesâcide li('llâhi fe-lâ te )d'û ma'allâhi ehad(en).
Anlamı : 1. Bağışlayıcı ve merhamet edici olan Allah'ın adıyla. Oraya emniyetle ve selâmetle girin ( denilir ),
2.Mescidler şüphesiz Allah'ındır. O halde Allah'la birlikte kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin )
Mihrapta ise alçı olarak Kelime-i Tevhid bulunmaktadır.
Vakıf kayıtlarına göre de Çelebi Sultan Mehmed'in Merzifon'da iki camisi, 3 hamamı bulunmaktadır. 1428 M. yılından beri bu bölgeye Camii Cedit mahallesi denilmiş olup, bugün de aynı isimle anılmaktadır.Muiniddin Pervane Süleyman'ın Yokuşbaşı semtindeki camisinin adı, Eski Cami ( 1264 M.) Camii Cedid ( yeni cami 1427 M.) tarihlidir. Ahşap sütunlar üzerinde, ahşap hatıllardan meydana gelen tavanı, Selçuklu camilerini hatırlatmaktadır. 1890'lı yıllarda cami askerler tarafından kullanılmış, 3 defa cami tamiri için Osmanlı İstanbul hükümetleri tarafından keşif yaptırılmış, tahsisat istenmiş, ancak 1946-50 yıllarında onarım gördüğü sebebiyle aşı boyalı tezyinatı kaybolmuştur. Beden duvarlarındaki hatlar, eski orijinaline uygun olarak yine 1946-1950 yılında Hattat, Şair İskender Hâki tarafından kalem işleriyle birlikte yenilenmiştir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Abide Dairesi Başkanlığı Fotograf Atölyesinde ''Merzifon, Dairedeki Kapı Çelebi'' adıyla iki negatif resim bulduk. Ricamız üzerine Sayın Gökçe Günel de negatif scan edip göndermek lutfunda bulundu. Fotografları Ahşap kapılar konusunda uzman olan Sayın Yard.Doç.Dr.Rüstem Bozer ile birlikte inceledik. Sayın Meslektaşım Rüstem Bozer, ele geçen negatif resmin birincisinin, Amasya-Bayazıd Paşa, Merzifon Çelebi Mehmed Medresesi, Osmancık İmaret veya diğer adıyla Koca Mehmed Paşa Camii kapılarıyla mükayese edlilebileceği, büyük benzerliği olduğu , XV. Asır başlarına tarihlenebileceğini, ancak ele geçen kapının birkaç onarım gördüğü ve parçaların kesildiğini, küçüldüğünü belirttiler. Kendilerine burada teşekkürlerimi sunarım.
İkinci kapı ise geç dönem olup, XVIII. Asıra konabilir. Eğer hafızam 5-6 yaşlarında beni aldatmıyorsa, bu kapı Medrese Önü Camii kuzey kapısı, şadırvan önündeki kapı olma ihtimali yüksektir ?.
Ancak söz konusu kapılar şimdi nerede ? Bilemiyoruz. Belki günün birinde bir yerden çıkabilir veya odun niyetine yakılmıştır. Fotografın Merzifon Vakıf Memurluğunda çekilmiş olma ihtimali de yüksektir. Acaba 10 Cemaziyelahir 1332 H./ 06.05.1914'de Müze-i Hümâyûn'a gönderilen fotograftaki kapılar bunlar mıydı. Bu konuda bilgi edinemedik.
Diğer taraftan; Medrese Önü Camii adıyla bilinen Çelebi Mehmed Camii Doğu kapısı, daha önce de zikrettiğimiz gibi Yokuşbaşı semtinde 1264 tarihinde Muiniddin Pervane Süleyman tarafından yaptırılan Ulu Cami ( Eski Cami)'den getirildiği, Halil Edhem (Eldem) tarafından belirtilmişti. Sayın meslektaşım Yard.Doç.Dr. Rüstem Bozer söz konusu kapıyı XV. Yüzyıl başlarına tarihlemekteydi. Yani Çelebi Sultan Mehmed zamanında Ulu Cami tamir edilmiş kapı da o zaman yapılmıştı.
1902 tarihli yangından kurtarılarak getirilen kapı ve Minber Medrese Önü Camiine getirilmişti. Sanat Kitabevi sahibi Sayın Ahmet Yüksel'in koleksiyonunda aslı bulunan ve 1927 yılından önce çekilmiş bir fotograf konuyu bize daha iyi ve net açıklamaktadır. Söz konusu fotografta Medrese Önü Camii Doğu kapısı görülmemekte, pencere nişleri görülmektedir. Niş üzerinde Cumhuriyet Bayramı ile ilgili eski yazı, siyah zemin üzerinde beyaz bir döviz bulunmakta, bu da fotografın Latin harflerin kabülünden önce fotografın çekildiğini bize ispatlamaktadır. Fatografın arkasında, Belediye Başkanlığına Kefeli Hasan Beyden sonra Karabiber Hamdi ( Acar )'ın seçildiği ve ön cephedeki ağaçların kesildiği parkın daha iyi görüldüğü eski harflerle yazılmıştır .

Yani, kapı, Medrese Önü Camiine 1902 'de getirilmiş, cami içinde muhafaza edilmiş, 1946-1950 tarihleri arasında yapılan onarımda , caminin doğu rarafındaki pencere büyültülerek kapı haline getirilmiş ve meşhur kapı o tarihlerde buraya monte edilmiştir . Zira fotoğraf, 1927 harf devriminden önce çekilmiş olup, minare de henüz gözükmemektedir . Bizim ve Sayın Yard.Do.Dr. Murat Çerkez'in kanaati de bu kapının sonradan açıldığı idi. Ancak belge bulamıyorduk. Bu şekilde düşüncemiz gerçeğe dönüşmüş oldu.
Sofular Camii ve Türbesi: XV-XVI. asır eseri olarak tanımlanan camini kitabesi yoktur. 1939 depreminde büyük hasar gören caminin restorasyon projesi Mahmut Akok tarafından yapılmış ve uygulanmıştır.
Davud Halife evladlarının elinde bulunan türbeye ait yazma Kur'an-ı Kerim üzerindeki Arapça kenar yazısında 887 H./1482 M. tarihi düşürülmüş ve Davud Halife Bin-i Suhte Halife tarafından Sofular Camii türbesine vakfedildiğini rahmetli Aziz Taşan belirtmektedir. Türbede Abdullah Paşa dahil, üç sanduka bulunmaktadır.
Alaca Minare Camii: Kitâbesine göre "Bu mübarek mescid Sultan'ül Azam tarafından 906 H/1501 M. tarihinde ( Sultan Beyazıd-ı Veli tarafından ) yaptırılmıştır" denilmektedir. Camii, 1950'li yıllarda restore edilmiştir.
Dobak Minare Camii: Harmanlar Mahallesi'nde bulunan cami, kitabesine göre, 1188 H./1774 M. tarihinde Elhac Mustafa tarafından yaptırılmıştır.
Çukur Şadırvan ( Taceddin İbrahim Paşa ) Camii: Şadırvan karşısında bulunan çeşmesi 828 H./1425 M. tarihli olduğuna göre, camiinin de hiç olmazsa aynı tarihlere konulabileceği düşünülmektedir. 1939 depreminde, minaresi şerefeye kadar yıkılıp, camiye de hasar verdiği sebebiyle 1970 yıllarına kadar kapalı kalmış, 1975 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü restoratörlerinden Erol Yurdakul tarafından restore edilerek, eski haline kavuşturulmuştur. Camiinin doğusunda bulunan kesme taştan inşa edilmiş Deve Hanı da 1949 yıllarında harabe halinde idi. 1970'li yıllarda Belediyece istimlâk edilerek Taceddin Camisi'nin etrafı açılmış (!) ve sebze hali yapılmıştır.
Bozacı Camii: Gazi Mahbub Mahallesinde, Buğday Pazarı civarında bulunan eser, XVI. yüzyıl eseridir. Karşısında, antik malzemelerin de kullanıldığı bir çeşme bulunmaktadır. Kitabesi vardır.
Çay Camii : Hacı Balı Mahallesi'nde bulunan caminin XIX. Asır ahşap tavanı dikkat çekicidir.
Camid ( Camii Iyd ) Camii : Camid semtinde bulunan eser, Hacı Bayramlar tarafından yaptırılmıştır. Tavanı ahşap, kırlangıç kuyruğu tarzındadır. Kalemişleri bozulmuştur. XVII. Asır eseri olduğu tahmin edilmektedir. Semehane havası vardır. Belki Mevlevi ve Rufâi ayinleri burada da yapılıyordu ? Caminin batı duvarında, batı duvarı karşısında birer kitabetli çeşme bulunmaktadır. Çeşmeler XVIII. Asır eseridir. Ayrıca üçüncü çeşme; camiin güney-batı köşesine 4 m. mesafede, zeminden 4 m. aşağıda, merdivenle inilen, Çukur Çeşme adlı 813 H./1410 M. tarihli üçüncü çeşme bulunmaktadır. Taşhan ve Eski Hamam önünden bahçelere giden yol üzerinde bulunan eser, Merzifon'un doğu yönüne düşmektedir.

Kaplıca (?) : Camii Iyd'ın takribi 100 m. kuzey doğusunda, Ulu Cami külliyesinin takribi 250 m. doğusunda, tonozları yarı yarıya yıkılmış, moloz taş ve tuğladan örülmüş, eski bir yapı kalıntısı bulunmaktadır. Kurnaya benzer bir taş da görülmüştür. Yaşlılar, buraya kaplıca demektedirler. Ancak, Merzifon'da sıcak su çıktığını hatırlayan yoktur. Ulu Cami külliyesine ait Hamam (?) veya han “kervansaray ( ?) kalıntısı olabilir.
Hacı Hasan Camii : Hacı Hasan Mahallesinde 1126 H./1714 M. tarihinde inşa edilmiş olup, ahşap, kırlangıç kuyruğu tarzında tavanı bulunmaktadır. 1287 H./1870 ve 1940 M. yıllarında onarım görmüştür.
Odunpazarı ( Döner Taş ) Camii : XVI-XVIII. Asır esri olup, fazlaca tamir gördüğünden orijinalitesi kalmamıştır.
Aşut Camii : XVIII. Asır eseridir. 1960'larda Babam İhsan Bayram ve Halam Taliye Urgancı, bir tarlanın rahmetli Dedem Hacı Salim Bayram tarafından Aşut Camisine vakfedildiği duydukları için müşterek mülkiyetlerindeki bir tarlayı 200.000 Tl. satmışlar ve bu para ile caminin onarımı yapılmış ve kubbesini bakırla kaplatmışlardır.
Kara Mustafa Paşa Külliyesi: II. Viyana muhasarasını yapan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, şehrin en merkezi yerine bir külliye yaptırmıştır. Camiin kitabesine göre 1666 M. tarihli olup, 1871 yılında Zileli Emin Usta tarafından iç tezyinatı yenilenerek, İstanbul manzaralı kalemişleri yapılmıştır. Kesme taştan inşa edilen camiden başka, Sıbyan Mektebi, Muvakkithâne, Taşhan (Kervansaray) ve karşısında Bedesten bulunmaktadır. Ayrıca Hamamı, şehrin kuzeyinde, külliyeden ayrı olarak Hacı Balı Mahallesinde, dış kalenin kuzey sur eteklerinde kesme taştan inşa edilmiştir . Kara Mustafa Paşa, Taşan Dağı'ndan şehre su getirmiş , iki adet su tarazisi ve maksem de yaptırmıştır. Biri Kolej civarında, diğeri ise, bu gün toprak altında ( cadde altında kalmıştır) olup, Şeyh Abdurrahi Rumi mezarının kuzey-batısında, Murat Dede'nin hafif kuzey-doğusunun kesiştiği noktada, toprağın, 2 m. altındadır.Kesme sarı taştan inşa edilmiştir. Kare planlı olup, 3x3 m. ebadında, takribi 3 m. yüksekliğinde, girişi 0.70x0.40 cm. ebadında olup, maskem mahalline kesme taştan merdinle inilmektedir.
Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü bu satırların yazarının da 1998-2002 tarihleri arasında Başkanlığını yaptığı Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı Vakıf Kayıtlar Arşivi'nde büyük bir müstakil defter halinde vakfiyesi ve belgeleri vardır ki, buraya almaya imkanımız yoktur . Vakfiyesinin tam metnini yukarıda vermiştik.
Eski Hamam : Muiniddin Pervane Süleyman'ın yaptırdığı Ulu Camiin bitişiğinde ve güney kısmında olan dik yarın altında, Camii Iyd'ın batısında, Çukur Şadırvan Camii ile Taş Han'ın kuzeyinde bulunan çifte hamamın kapı üzerindeki kitabesi oldukça haraptır. İç kısmı kesme taştan, dış kısmı moloz taştan inşa edilen hamamın Muiniddin Pervane külliyesine ait olması gerekmektedir.(?) Halk arasında Sultan II. Murad'a atfedilir. Şehrin akropolünün hemen altında olması dolayısıyla, hamamın temellerinde antik kalıntılar bulunabilir.
Küçük Hamam : Kara Mustafa Paşa Camii'nin takriben 150 m. kuzey-batsında, 850 m2 saha üzerinde çifte hamam olarak inşa edilmiştir. Erkekler kısmı üzerindeki kitabesine göre "Sultan Murad Han oğlu Sultan Mehmed emri ile yapılmıştır. Allah mülkünü daim etsin. Sene 878 H./1473 M. " tarihlidir. Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır.
Tuz Pazarı Hamamı : Buğday Pazarının batısında bulunan ve Kara Mustafa Paşa Vakfı'ndan olan eser, 1087 H./1676 M. tarihlidir. Kesme taştan inşa edilmiştir.
Paşa Hamamı : Kara Mustafa Paşa tarafından şehrin kuzeyinde yapılan tipik Osmanlı hamamı olan eser, kesme taştan inşa edilmiştir. Kara Mustafa Paşa Külliyesi ile birlikte şehir suyu özel olarak şehrin kuzeyinde bulunan Taşan Dağı'ndan getirilmiştir. Bu su, bütün şehri beslemektedir. Su yollarında yine Kara Mustafa Paşa tarafından özel olarak yaptırılmıştır. Çeşitli yerlerde su maksemi vardır. Bugün bunlar toprak altında kalmıştır. Kara Mustafa Paşanın dört yerde çeşmesi olup, hepsi kitâbelidir. 1093 H./1632 M. tarihlidir.
Taşhan : İki katlı kervansaray olan eser, kesme taştan yapılmış olup, Kara Mustafa Paşa Camiinin akarıdır. İki katlıdır.
Bedesten : Taşhan'ın hemen karşısında ve Kara Mustafa Paşa Camiinin doğusunda yer alan eser üç sıra tuğla, bir sıra kesme taştan yapılmış olup, sekizgen kasnaklı dokuz kubbe ile örtülmüştür. Kara Mustafa Paşa Külliyesi'ne aittir. 1940'lı yıllarda Merzifon Dokumacılar Kooperatifine aitken, Kooperatifin dağılması sonucu Merzifon Ticaret Odasına kalmıştır.
Dar'ül “Kurra : Küçük Hamam'ın kuzey doğusunda (arkasında), Çatal Sokak 38 numarada, Moloz taştan yapılmış, sıvalı kareden altıgene geçen üst örtüsü kubbeli ve üzeri kiremitli harap bir Darülkurra bulunmaktadır. Etrafı evlerle çevrilidir. İç mekanda bir ocak ve dolap nişleri bulunmakta olup, taban ahşaptır.
Dürrizâde Medresesi : Şeyhülislan Dürrizâde tarafından yaptırılmıştır.Yeri kesin olarak bilinmemektedir. Harmanlar Mahallesi'nde olma ihtimali kuvvetlidir. İleride yapılacak bir sondajda temelleri ortaya çıkacaktır.
Harmanlar Mahallesindeki Rüştiye Mektebi yangını esnasında yanmıştır.
Piri Baba Zaviyesi ve Türbesi : Hacı Balı Mahallesinde, şehrin doğu kıyısında 868 H./1463 M. tarihinde Horasani Piri Baba'ya bir zaviye yaptırılmıştır. Türbesi kare planlıdır. Türbenin güney-doğu alanlığındaki İznik çinileri yer yer dökülmüştür. Türbenin kriptası bulunmaktadır. Zaviye, Bektaşiliğe mensuptur. Budapeşte'de yatan ve türbesi bulunan Gül Baba, Piri Baba ahfadındadır .
Künbet Hatun Türbesi : Baldeken tarzında, takriben XIII-XIV. Yüzyılda inşa edilen eserin, 1939 depremi sırasında kubbe ve beden duvarları yıkılmıştır. Tuğla örülü kaide üzerinde, doğu-batı istikametinde mermer, lahit şeklinde sandukası bulunmakta olup sanduka üzerinde kabartma "Ayet el Kürsi" ibaresi vardır. Kriptası olduğu kanaatindeyiz . Ayet-el Kürsi kabartma yazılı mermer sanduka 1998' li yıllarda çalınmış, interpole haber verilmiş olup, halen aranmaktadır.
Şeyh Abdurrahim Nizameddin Rumi Mezarlığı: Akşemseddin'in arkadaşı olup müderris, şair ve alimdir. Çelebi Mehmed Medresesinde ders vermiştir. Zeyni Tarikatından olup, Hoca Ahmed Yesevi kültüründen feyz almıştır. Bir aşk kütüğünü yaktık, diyar-ı Rum'a attık, beytiyle meşhurdur . 863 Muharrem eva'ilinde / 17.11.1458 Cuma günü ebediyete intikal etmiştir .
Ahi Keskin Türbesi : Gazi Mahbub Mahallesinde bulunan Türbede iki ahşap sanduka bulunmaktadır. Türbe orijinini kaybetmiş, halk tarafından betondan yaptırılmıştır. Türbe karşısına Kara Mustafa Paşa su getirmiş ve çeşme yaptırmıştır. Çeşme 1682 tarihlidir. XVII. Asırdan önceki bir tarih verilmelidir. (?)
Merzifon, XVI.Yüzyılda 33 müslüman, 4 gayrimüslim mahallesi olmak üzere 37 mahalleden müteşekkildi. Genelde Alaca Minare ve Harmanlar Mahallesinde azınlıklar yaşardı . Meşhur seyyahımız Evliya Çelebiye göre de Merzifon'da 40 mahalle, 4.000 ev, 600 dükkanlık bir şehirdir , 74 mihrabı ( camisi ) , iki imâreti , toprak kalesi vardır.
19 Receb 1152 H./ 22.10.1739 M. tarihinde Merhum Çelebi Sultan Mehmed Han Vakfı Mütevellisi Hacı Hüseyin, Vakfa ait Merzifon'da Kapan Hanı, Boyahane, Eski Hamam ve Yeni Hamamın harabiyete düştüğü ve tamirinin gerekli olduğu, bunun için de 2.196,5 kuruş Haremeyn Hazinesinde tahsisle 1152 senesi gelirleriyle mahsup ve takas edileceğini belirtmiş, Darüsaaade Ağası Hacı Beşir Ağa da 19 Recep 1152 H./ 22.10.1739 M. tarihinde uygun olacağını belirten yazı yazılmıştır . Yazı aynen şöyledir :
Kudvetli emasili velakran halen Merzifon'da vaki merhum Çelebi Sultan Mehmed Han Evkâfı Mütevellisi olan el-hac Hüseyin zi de kadrihu inha olundu ki halen mütevellisi olduğum vakfı mezburun Medine-i Merzifon'da Kapan Hanı ve Boyahane ve Hamam-ı Atik ve Cedidin bazı mevazi-i mururu ezmine ile köhne ve harabe müşrif ve tamir ve termime muhtaç olmakla ebniye ve suhuf ahvaline vukufu olan mimaran marifetiyle keşf ve tahmin olundukta iki bin yüz doksan altı kuruş beş semen ile kabili tamir ve huli bir yer olacağı badel muayene defter ve hüccet-i olunup taraflarına ilâm olunmağla mektup ve tahrir ve irsal olunmuştur ve sonunda gerekli vakfı mezburdan inşallah-u Teâla bin yüz elli iki senesine mahsuben Haremeyn-i Şerifeyn Hazinesi'ne irsali lâzım gelen sure-i şerife ile akçesi tamirat-ı mezkure takas olunmakla meblağı mezbur ile Han ve Hamam ve Boyahane'nin tamiri muktezi olan mahallerin tamir ve termim ve badettkmil tekrar keşf ve tahmin ve ne miktar akçe ile usul-u pezir olduğun vukuu üzere ilam ve sene-i merkume mahsuben Hazine-i Haremeyn-i Muhteremeyn'e irsali lâzım gelen sure-i şerife akçesin vechi muharrer üzere tamirat-ı mezküre takas ve hini muhasebede mahsub eyleyüp mu'ceb mektub ile arz olunsın. Fi 19 Recep 1152 H. / 22 .10.1739 M.
Edafül ibad
Hacı Beşir Ağa
Dar'üs-saadet-i Şerife
Merzifon'daki su tesislerinin II. Viyana kuşatmasını yapan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'ya ait olduğu bilinirdi. Başbakanlı Arşivinde elde ettiğimiz bir evrakta, Paşa suyu adıyla bilinen suyun Çelebi Sultan Mehmed suyu olduğu anlaşılmıştır. 22 Cemaziyelevvel 1265 H./16.04.1849 tarihindeki belgeye göre; Merzifon'da hayrata ( Cami, Çeşme, Hamam ) ve evlere verilen Sultan Mehmed Suyu'nun yetmediği, Ermenilerin Paşa Deresi'ndeki büyük bahçelere su havuzu yaparak, zaten yetmeyen suyun bahçelerde kullanılması ve müdahalelerin yasaklandığı bildirilmektedir. Bu belgeden, Kara Mustafa Paşa'nın Çelebi Sultan Mehmed'in Taşan Dağı'ndan getirdiği suyolunu tevsi ettiği, suyun beklide debisini arttıracak kanallar yaptığı tahmin edilebilir.
Belge 1:
Amasya Mutasarrıfına ve Evkâf Müdürüne
Haremeyn-i Muhteremeyn hazinesinden mazbut evkâfadan Cennetmekân Çelebi Sultan Mehmed Han tâbe serâh hazretleri vakf-ı celilelerinden Merzifon'da Paşaderesi nâm mahalden zuhûr eden Sultan Mehmed Suyu demekle arif mâ-i leziz kazâ-i mezbûrede kâin cevâmi' ve medâris ile mekteb ve hamamlara ve mahalle çeşmelerine ve bâ-sened-i mu'tebere ba'zı hânelere câri olub fazlası olmadığından ancak hayrât ve sâire-i mezkûreye vefâ eder etmez derecesinde iken ermeni tâifesi kocabaşlarından Dailoğlu Ohaş ve kızkarındaşları Makrediç ve Karabet ve Araboğlu Serkis ve diğer Makderiç bundan çend sene mukaddem zikrolunan Paşaderesi mahalli civârında cesim bahçeler tanzim ve derunlarında havuzlar binâ ederek mâ-i leziz-i mezkûrun nısfından ziyâdesini şu bahçelere cereyân eddirdiklerinden hayrât-ı mezkûre susuz kalub ekserisi mu'attal ve harâb olmuş ve su husûsunda İbadullah pek meşakkat çekmekte bulunmuş olduğu beyânıyla mâ-i leziz-i mezkûrte mersûmenin müdâhelelerinin men'i husûsunu şer'i vâkıf-ı müşârun ileyh hazretleri kâtib ve câbisiyle hayrât-ı mezkûrenin ve hutebâsının ve kazâ-i mezkûr ahâlisinin bu kerte takdim eyledikleri arzuhâl Evkâf-ı Hümâyun Nâzırı atûfetlü Beyefendi Hazretlerine lede'l-havâle kuyûda müraca'at olundukda müşârun ileyh hazretleri vakf-ı celillerinde bulunan sâlifu'z-zikr mâ-i lezizin tarikini delüb baca küşâdıyla ashâb-ı menâzil kendi umurlarına sarf ve itlâk eylediklerinden vâki' olan istid'âya mebni zikrolunan bacaların senedi müddeti ve tarikinin ta'mir ve termimi içün târih-i atik ile evkâf muhâsebesinden emr-i şerif buyrulmuş idüğü kuyûddan anlaşılmış ve bu def'a vâki' olan istid'âları makrûn-ı sıhhat olduğu halde bu keyfiyet-i müstahsine-i âdilenin hilâfı olduğuna ve sâye-i ihsanvâye-i hazret-i şâhânede ı'bâdullahın hiçbir sûretle muzâyaka çekmemeleri matlûb ve mültezim-i âli olan mevâddan idüğüne binâen bu keyfiyet mahallinde marifet-i şer'i ve meclis-i evkâf müdürü marifetleriyle gereği gibi bi't-tahkik mersûmenin vâki' olan müdaheleleri ve bilâ-sened idüğü tebeyyün eylediği sûrette men' ve def'i husûsu nâzır-ı müşârun ileyh hazretleri tarafından bâ-takrir inhâ ve ifâde olunmuş olmakla ber-minvâl-i muharrer icâbının hüsn-i icrâsına himmet eyleyesiz siyâkında şukka.
Belge 2:
Dâhiliye Nezâreti İdâre-i Umûmiyye
Evkâf-ı Hümâyun Nezâret-i Celilesine
Çelebi Sultan Mehmed Han evkâfından Merzifon'da kâin olub depo ittihâz olunan binâ medhalinin vilâyetten mürsel fotoğrafısı leffen savb-ı âlilerine irsâl kılındı. Ahşap Kapunun bir kıymet ve ehemmiyet-i mahsûsası var ise beyhûda mahv ve harâb olmaması ve müze-i hümâyuna gönderilmek üzere tebliği vilâyet-i müşârun ileyhâdan iş'âr kılınmakla icâbının enbâ buyrulması .............

Belge 3:
Sivas Vilâyeti
Mektûbi Kalemi
Aded 34476 m/169 h
Dâhiliye Nezâret-i Celilesine
Devletlü Efendim Hazretleri;
Çelebi Sultan Mehmed Han Evkâfından Merzifon'da kâin olub depo ittihâz olunan binâ medhalinin alınan fotoğrafı leffen takdim kılınmıştır bir kıymet ve ehemmiyeti-i mahsûsaya hâiz görüldüğü takdirde beyhûde mahv ve harâb olmamak içün ahşab kapusu müze-i hümâyuna gönderilmek üzere iş'âr buyrulması bâbında emr u fermân hazret-i men lehu'l-emrindir. Fi- 28 Cemâziye'l-Evvel sene 332/ 10 Nisan sene 330. Sivas Valisi
Belge 4:
Devletlü Efendimiz Müfettiş Şakir Paşa Hazretlerine
Ma'rûz-ı Bendeleridir.
Bu kulları Amasya Sancağına tabi Merzifon kazasının Müşerref karyesinin dört yüz nüfusdan ziyâde zükûr ve inâs kavim-i gayri mahzûr ahâli-i fukaradan olub karyemiz ahâlilerinin hayavânatı ra'i olunmak ve mevsiminde hayavânatımız otlatmak ve intifa'i edilmek üzere merhûm ve mafurunleh Çelebi Sultan Mehmed Han tâbe serâh hazretlerinin ma'lumu'l-hudûd karyemize hasr ve vakfeylediği yaylağa bir taraftan müdâhele edmemek üzere ecdâdlarımız yedine vakfiyye-i ma'mulunbihâ ve berât-ı âlişân i'tâ ve inâyet edüb yaylak-ı mezkûrdan cümlemiz ber-mûceb-i berâ-ı âlişân intifa' eder iken hayli zamanda ekseri muktezât taraflarından müdâhale edildi de mezkûr vakfiye ve berât-ı âlişân-ı müte'addideler ibrâz ve muhâkeme olundukda bu asıra kadar kâffe-i müdâhalât kat' edilerek kemâ fi's-sâbık intifa' eder iken yayalak-ı mezkûreden bizimle beraber ebâ an ceddin intifa' edegelen karyemizden ve münkazâttan? Üç nefer eşhâs kendi nefsi münkazıyelerini âmme üzerine tercih ederek yaylak-ı mezkûru zira'ata kıyâm ve memurlarını kandurub yaylağımız hudûdu dâhilinde sahte senedle arâzi zabtı merâm ve ebniyede inşâ etmelerinden merkûmûn hükümete dava olundu el-muhâkeme haksızlıkları zâhir ve nümâyân olduğu işbu ibrâz eylediğimiz hükm-i şer'i i'lamlarıyla sabittir eşhâs-ı mezbûrûn tarafına tebliğ kılınan ve haksızlıkları kendilerine tefhim edilen i'lâm-ı şer'ide her nasılsa hudûdu sehven üzerine yanlış yazıldığını gördüğümüzle sebkin eden muhâkeme zabtındaki takrir üzerine hudûdlar musahhih diğer i'lam tarafeyne tebliğ ve ilmühaberi yedlerinden alınır ise de hudûdu sehven olan i'lamda merkûmûn vermeyerek güyâ bir davâya iki i'lâm verildi bunda hakkımız zâyi' oldu deyu kerih-i kâzibe ile makâmâtı tasdi' dahi ve vakfiye ve berât-ı âlişân ve müte'addid i'lâmât hudûd-ı muharrerelerine karşı ecdâdımızdan mevrûs arâzilerimizi zabtla bizleri zira'attan mahrûm bırakıyor ve ebniyemizi yıkıldı deyu huzûr-ı devletlerinede arzuhal takdim etmelerinden mahalli hükümete bu gibi yolsuzluğa meydan vermesi hakkında emri devletleride verilmesinden yaylağımızı açıktan harâb ve ............ zira'at “ı şitâb etmektelerdir ve iddialarıda sırf yalandır Allah rızası padişah başı içün işbu fermân ve i'lamata nazaran devletleri sezavâr buyrulan keyfiyet-i malum mekârim-i lüzûm yaveri ekremileri buyruldukda yaylak-ı mezkûre müdâhele edilmemek ve kemâ fi's-sâbık karyemize intifâ' içün ber-mûceb-i vakfiyye ve brerât ve i'lâmat haliyle beratlamak ve merkûmların zira'atlarına müsa'ade edilmemek hususuna irâde-i devletlerine eşeddi ihtiyacla muhtac olarak ve ı'd-i edhâdada evlat ve i'yâlimizden âmmemizin intifâsı içün bulunamayarak geldik emr ve i'nâyet bekleriz ol-bâbda ferman hazret-i veliyyü'l-emrindir.
Karyeden Aydıoğlu Molla Ali, Karyeden Kahyaoğlu Ahmed, Karyeden Keleşoğlu Osman, Karyeden Dilelioğlu Hacı Kasım pul.
İmza
Belge 5:
Merzifon Kâimakamlığı
Tahrirât Kalemi
Aded 31
Huzûr-ı Sâmi-i Cenâb-ı Müfettiş-i A'zamiye
Ma'rûz-ı Çâkir Kemineleridir.
Merzifon'un Müşerrf karyesi ahâlisi beyninde muhaddes mer'a da'vâsı üzerine mahkeme-i şer'iyyeden yekdiğerine mübâyen verişlen i'lâmın netice-i tecdidine değin mazru'atlarının mahv ve itlâfına meydan vermemesi hakkında üç nefer eşhâsıyla huzûr-i sâmi-i âsıfânelerine takdik kılınan istid'ânın leffiyle bi't-tahkik netice-i hâlin ve mer'a da'vaları mahkeme-i nizâmiyeye âid iken fevka's-sâlahiyyet-i şer'iyyece rü'yeti esbâbının gars ve enbâsı hâmme-i pirâyı ta'zim ve tekrim olan fi 1 Nisan sene 315 tarih ve altmış altı numaralı emirnâme-i âli düstûr-ı efhamilerinde irâde ve isti'lâm buyrulmuş ve lede't-tahkik münâza'un fihi olan mahallin Cennetmekân Çelebi Sultan Mehmed Han hazretleri evkâf-ı sahihasından olarak karyeleri hayavânâtının rai'ne terk ve tahsis buyrulmuş olduğu halde karyeden Ali Babaoğlu Hacı Mehmed ve Keyhaoğlu Ömer ve Ali Beşeoğlu Hasan fuzûli müdâhele ve bazı mahallerine küşâdla tarla ihdâs olunmakda idüğünden men'i husûsu ahâli tarafından iddiâ ve bunu fermân-ı âli ve kuyûd-ı defter-i hâkâni ve evrâk-ı mukabbede-i sâire ile isbât eylemelerine mebni usûl-i meşru'asına ve bu misillü arâzi-i mevkûfe münâza'âtının mürci'i fâsıl ve rü'yeti mahkeme-i şer'iyyeye âid olduğuna dâir dördüncü cild düstûrun üç yüz kırk dördüncü sahifesindeki muharrerâta tevfikan i'lâm verildiği ve şimdiye kadar i'lâm-ı mezkûr hükmünün icrâsı hiçbir tarafdan taleb edilmediği ve bu yolda müraca'at vuku'bulmasıyla müddet-i i'tirâz mürûr etmedikçe icrâya mübâşeret edilmeyeceği ve birbirine mübâyen i'lâm verilmesi kazıyyesine gelince mahkeme-i şer'iyye kâtibi Hasan Efendi her ne esbâba mebni ise zabt-ı cedidesinde muharrer olduğu halde mer'ayı mezkûre hudûdunu i'lâma derc etmeyerek tanzim-i vâsılına ve zabıt kaydına muvâfık olduğunu tasdik etmesine mebni kendisine i'timâden temhir edilmiş olduğu ve işbu i'lâm sûreti kâtib-i mûma ileyh tarafından öylece müdde'i aleyhimine tebliğ olundukdan sonra aslıda müdde'iler vekiline i'tâ edildikde ahâli vekili Abdullah Efendi i'lâmı kıraat edüb aslı iddi'a kerdeleri olan hudûdun i'lâma derc edildiğini görüb keyfiyeti hakim efendiye beyân ve tefhimini taleb eylemesi üzerine bi't-tedkik kâtib-i mûma ileyhin sehviyyâtı etmesiyle sahihini ve müdde'aya sudûri hâvi tekrar bir i'lâm tanzim ve i'tâ ettirildiği ve ber-vech-i ma'rûz evvelce verilen yanlış i'lâmın ve i'âdesi ihbâr ve ihtâr olunduğu halde müddei'lerin geri vermedikleri nâib efendi tarafından memhûren ifâde ve beyân olunmuş ve ifâde-i mezkûre makrûn-ı hakikat bulunmuş ve ol-bâbdaki istid'â iâdeten ve leffen takdim kılınmış olmakla icâb-ı hâlin icrâsı bâbında emr u fermân hazret-i men lehu'l emrindir. Fi-5 Nisan sene 315 Merzifon Kâimakâmı.
Belge 6:
Merzifon Kazâsı Kâimakamlığına
66/ 1 Nisan sene 315.
Müşerref Karyesi ahâlisinin yekdiğerleriyle meyânelerinde mütehaddis mer'a keyfiyete dâir mahkeme-i şer'iyyeden birbirine meyân olarak verilmiş olan i'lâmâtın temyizine mübâşeret olunmuş olduğu halde netice-i hükmiyesin intizar edilmeyerek merzû'atlarının mahv ve itlâfına teşebbüs olunduğuna dâir karye-i mezbûre ahâlisinden üç nefer imzâsıyla verilüb yine i'âde olunmak üzere leffen irsâl kılınan arzuhâl-i mezbûrenin tahkikatıyla netice-i hâsılasının ve birde bu misüllü arâzi müdde'a da'vâlarının mahkeme-i nizâmiyede rü'yeti muktezâyı irâde-i seniyyeden bulunduğu halde hilâf-ı vazife ve selâhiyet mahkeme-i şer'iyyede rü'yetine mecbûriyet veren esbâbın erbâbına musâra'at buyrulmaları siyâkında şukka muhibbi terfi'ine ibtidâr kılındı efendim.
Behçet
Belge 7:
Islahâne-i Umûmiye Müfettişliği Makâm-ı Sâmisine.
Çâkirleri Merzifon Kazâsının Müşerref (Muşrûf) karyesinden olub yüz elli seneyi mütecâviz ebâ- an ceddin zira'at etmekde olduğumuz arâzilerimizi karye-i mezbûrdan Keleşoğlu Osman ve Ziyaloğlu Hacı Kasım ve Kehyaoğlu Ahmed nam kesânlar tarafından vuku' bulan mer'a da'vâları hakkında mahallince def'âten olunan muhâkemede mahkeme-i şer'iyyeden yekdiğere mübâyen i'lâm verilmesinden dolayı temyiz-i da'vâya teşebbüs edilmiş ise de mahkem-i temyizin hükm-i kat'iyesine intizâr olunmaksızın merkûmân arazilere bi'd-duhûl ekin yeşillerini mallarına ekl ettirerek hâsılâtımızı kâmilen mahv etmekde oldukları gibi hark bulunan arâzilerimize dahi tohum-ı zira'at ettirmedikleri ve mevsim-i zira'at ise bir yandan savuşmakda olduğundan bevvâb-ı nezdi âlilerinde tecviz buyrulmayacağından bu misillü da'valar hakkında mahkemelerden tanzim olunan i'lâm aleyhinde temyiz-i da'vâ olursa hükm-i mezkûrun tasdikine değin te'hiri muktezâyı kânûn hükmünden olmakla lütfen mahkeme-i temyizin i'lâm-ı mezkûru tasdikine değin arâzi-i mezkûr üzerinde olan müdahelelerinin men'i husûsuna müsâ'ade-i vâlan erzân buyrulması bâbında fermân hazret-i men lehu'l-emrindir.
Karye-i mezbûreli Ali Beşeoğlu Molla Hasan, Karye-i mezbûreden Kahyaoğlu Ömer, Merzifon Kazâsının Meşrûf karyesinden Ali Baba.

Belge 8:
Merzifon Kâimakamlığına
fi 11 Mayıs sene 315.
Cennetmekân Sultan Mehmed Han Hazretlerinin vakfından olub Merzifon kazâsı dâhilinde Müşerref karyesi ahâlisinin hyvânatına mahsûs olan mer'a ve yaylağa karye-i mezkûre ahalisinden Ali Babaoğlu Hacı Mehmed ve Ali Başoğlu Molla Hüseyin ve Kehyâoğlu Ömer'in birkaç seneden berü fuzûli müdâhele eylemeleri üzerine mahkeme-i şer'iyyede cereyân eden murâfa'a-i şer'i neticesinde münâza'un fih olan mahalli karye-i ahâlisine mahsûs olduğu ve yirmi beş dönüm mikdârı mülk dahi müdde'i aleyhimâ taraflarından bâ-tapu tasarruf olunmakda idüğü görünmüş olmakla her iki tarafın müdaheleden men' olunmasına dâir 18 Zilhicce sene 311 tarihli verilen bir kıt'a i'lâm hükmüne kati' olmayub karye-i mezkûre ahâlisi tarafından temyiz edilmesi üzerine sebki noksandan hâli olmadığından husûs-ı mezkûrun kazâ-i mezkûr mahkeme-i şer'isinde tekrar rü'yeti iktizâ ettiğinden bahisle 10 Cemâziye'l-Evvel sene 314 tarihinde Merzifon mahkeme-i şer'isine havâle olunan ve müdde'i-i aleyhimânın tasarrufları fuzûli olduğundan inşâ eyledikleri ebniyenin hedmiyle fi-mâ ba'dü mahalli mezkûre müdâheleden men' olundu icâb eylediği fi 13 Şevvâli'l-Mükerrem sene 316 tarihinde (i'lâm ve evrâk-ı sâire sâhibine i'âde edilmiştir).

Belge 9:
Yâver-i Ekrem-i Hazret-i Tâcdâri ve Umûm Anadolu Müfettişliği Cânib-i Vâlâsına
Liecli't-tedkik izzetlü Sabri Bey'e 9 Mayıs.
Devletlü Efendim Hazretleri;
Mermûm ve mafurun leh Cennetmekân Sultan Mehmed Han Hazretlerinin Merzifon Kazâsı kuralarından karyesin bulunan Müşerref karyesi ahâlisi hayvânâtına mahsûs olmak üzere bâ-fermân-ı âli vakfettiği mer'a ve yaylaklara karyemiz ahâlisinden Ali Babaoğlu Hacı Mehmed ve Ali Başoğlu Molla Hasan ve Kehyaoğlu Ömer çend seneden berü vakfa müdâhele ettiğinden vâki' olan müdâhelelerinin men'i hakkında Merzifon Kazâsı Mahkeme-i Şer'iyyesinden istihsâl eylediğimiz i'lâm-ı şer'i usûlen tarafeyne tebliğ olunduğu halde muğâyir-i usûl mahalli münâza'un fih taraflarından tekallüben zer' olunmuş ve bu yüzden hayvânatımız taşr ayani yayılım mahalline gidemez derecesine gelmiş merkûmların hayavânatımıza mahsûs olan vakıf mer'a ve yaylakları zer' etmesinden seksen hâneli karyemiz hayavânatı mahv olmak derecesi geleceği tabi'i bulunduğundan ber-mûceb-i i'lâm-ı şer'i davar ebniyelerinin hedmi ve zira'atlarının kat'i hakkında mahkemeye müraca'at olunmuş ise de taraf-ı devletlerinden istihsâl eyledikleri emre karşı icrâ cihetine gidilemeyeceği mahalli niyâbet-i şer'isinden beyân buyrulmuş şu hâl-i perişânelerimizi mûcib olmuştur olmuştur merkûmunun hâkipâyı devletlerine takdim ettikleri arzuhallerinde her neki söylenmiş ise cümlesi sırf kizbdir ve vaid'den ibârettir ne ebniyeleri hedm olunmuş nede zira'atları kat' edilmiştir yedimizde mevcûd olan fermân-ı âli ve iki yüz senelik bâlâsı tuğrâyı garrâ ile müveşşeh suret defterhâne müte'addid i'lâm-ı şer'i ile mevccûd iken bu kere takliden üç şahıs mer'ayı karyemize fuzûli zira'at etmiş ve ebniye inşâ eylemiş muğâyir-i mu'addelet ve muğâyir-i kânûn bulunduğundan te'addât eylediğimiz fermân-ı âli ve defterhâne-i ile müte'addid i'lâm-ı şer'ilerin nazar-ı müte'âlasından sonra ber-mûceb-i i'lâm mu'âmele olunmak üzere Merzifon niyâbet-i şer'iyesine emirnâme-i devletlerinin şeref-tisyâr buyrulmasını bâ-arzuhâl istid'â ve istirhâm ederiz ol-bâbda emr u fermân ve lütf-i ihsân hazret-i men lehu'l-emrindir.
Kehyaoğlu Ahmed, Keleşoğlu Osman, Muhtar-ı Sâni, Muhtar-ı Evvel fi 8 Mayıs sene 315.
Belge 10:
Yâverân-ı Hazret-i Şehriyâriden Devletlü Şakir Paşa Hazretlerine
Devletlü Efendim Hazretleri;
Kurayı Merzifon Kazâsının Müşerref karyesi ahâli kavmi gayri mahsûru olub bi'l-umûm ahâlimiz hayavânatının ra'iyine ve otlağına mahsûs olarak merhûm ve mafurunleh Çelebi Sultan Mehmed Han tâbe serâh hazretlerinin vakfeylediği yaylağımızın elimizde müte'addid berât-ı şerifiyle vakfiyye-i ma'mulunbihâsı ve aralıkta etrafdan vâki' olan müdâhalat üzerine cereyân eden muhâkim-i i'lâmât ve hüccetleri mevcûd olarak umûmumuz yaylak-ı mezkûreden intifa' eder iken karyemiz ahâlisinden menfûr güruhlarından üç nefer eşhâs sâlifu'l-arz yaylağımızı menâfi'i zâtları içün zabta kıyâm ve zira'ata merâm ettiklerinden merkûmunlar berâber cümle ahâlimizin ebâ an-ceddin yaylak-ı mezkûrdan hâsıl olan intifâ'ımıza halel gelmek üzere mahalli hükümetimiz olan Merzifon kazâsı Mahkeme-i şer'iyyesine merkûm da'va ve lede'l-muhâkeme merkûmunda hazırlıkları tebeyyün ve tahakkuk eyledikde her nasılsa tarafına ale'l-usûl tebliğ kılınan i'lâm-ı şer'ide davamıza muvâfık beyân eylediğimiz hudûd sehv yazılmasından ve ol sehv ise cümlemiz hakkında mezkûr ne diğinden Mahkeme-i Şer'iyye reisi mekerremetlü Rüşdü Efendiye ifâde-i keyfiyet eylediğimizde cereyân eden zabt-ı cedidesiyle i'lâm mukâbele edilmekte yekdiğere muğâyir olduğu tahakkuk etmesiyle sıhhati vecihle i'lâm-ı şer'i tanzim ve tarafeyne bi-tekrâr tebliğ edilir ise de eşhâs-ı merkûmûn hudûdu sehv olan i'lâmı i'ade etmemeleriyle sahih vechile kendilerine verilen i'lâmın ikisini dahi alarak hâkipâyı yâver-i kirâmlarına dehâlet ve kirye-i kâzibe ile bir davaya iki i'lâm verilmesi birbirini tekzib eder bir hal olduğunun iddi'alarıyla yaylaklarımızdan fuzûli zabta kıyâm eyledikleri arâzileri içünde ecdâdımızdan mevrûs arazilerimizi zabt ve ebniyeleri hedm-i kat'i edildi diyerek feryâd etmelerinden taraf-ı devletleründen bu gibi sızıltıya meydan vermemek ve arazilerine müdahele edilmemesi emri verilmiş ve emir-i devletleriyle ve kazâmız mahkemesine gelerek hâl ve keyfiyet-i vakfı arz eylediğimiz vakıf yaylağımızı hafiyyen ve leylen zira'at-ı şitâb etmekdelerdir ve merkûmûnun şu feryâd-ı ve kerih kâzibeleri ve dâi-i müşir-i efhamilerini kandurub yalanı gerçek makâmında emr-i tecellileri dört yüz nüfuslu bir karye ahâlisinden intifâ'ını gasb ve gâdir olacağından ve buna ise Allah ve Padişah razı olmayacağıyla elbette vakfiye ve beratları ve i'lâm ve hüccetleri nazar-ı devletlerine getirildi işbu arzuhâlimizdeki ifâdelerimize kana'at hâsıl olmaz ise kazâmız hükümetinden dahi isti'lâm ve keyfiyed edilmesi ve merkûmûnun müdâhele ve zira'atlarına netice-i hâl kadar meydan verilmemesi husûsuna emr-i devletlerinin cümle ahâlimize merhameten i'nâyet buyrulmasıyla vakfın tegayyürden muhafazasına ve intifâ'ımızın bekâsına eltâf-ı âli müşir-i ekremileri niyâz ederiz ol-bâbda emr u fermân hazret-i men lehu'l-emrindir.
Karyeden İsaoğlu Hacı Salih, Karyeden Kalaşoğlu Ömer, Karyeden Kehyaoğlu Ahmed, Karyeden Aydınlıoğlu Ali, Karyeden Kalaşoğlu Osman, Muhtar-ı Sâni Dilelioğlu Hacı Kasım, Karye Muhtarı ..... oğlu Hüseyin Nisan sene 315
07.09.1893 yılındaki Harmanlar Mahallesindeki Ermeniler tarafından çıkarılan yangında kasabanın ortası yanmış, bu arada Hükümet Konağı da yanan binalar arasındadır. Kasaba halkı yardımlarıyla , Devlet Hatun Zaviyesi yerine Hükümet Konağı inşa edilmiş, Belediye Binası, bir büyük kışla ve şimdiki İnönü Caddesinde maarife destek sağlamak amacıyla hamam inşa edilmiştir. Acaba hamam yeri eski bir hamam mıydı ? Çelebi Sultan Mehmed'in yaptırdığı diğer hamam yeri olabilir miydi ? Bilemiyoruz !
29 Recep 1330 H./ 15.07.1912 M. tarihinde Vakıflar Anadolu Mıntıka Mimarı Bekir Efendi Medrese önü Camii için bir proje yapmıştır. 11 Teşrinievvel 1340 R/ 11.08.1924'de camiin tamiri için 10.500 krş.luk bir keşif raporu çıkarılmıştır .
3 Şubat 1341 R/ 03.12.1925 M. tarihinde de Çelebi Sultan Mehmed Camiinin Asar-ı Atika Çeşmesi ve su yolunun tamiri için 2.500 kuruş gönderildiği de kayıtlar arsında mevcuttur.

MERZİFON'DA AMERİKAN ANATOLİAN KOLEJİ KURULMASI, GELİŞİMİ
Neden Merzifon Amerika tarafından üs olarak seçildi sorusunu, şöyle cevaplamak mümkündür sanırım. Merzifon, Karadeniz'in Samsun Limanından ithal ve ihraç edilen malların dağıtım merkezi olarak seçilmiş, kervanlarıyla Anadolu içlerine uzanan bir nakliye merkezi ve ayrıca Erzurum'dan İran'a giden yol üzerindedir. Başkent uzağında, Samsun Limanına 100 km. mesafede, göz önünde olmayan bir kasabadır. İstanbul-Erzurum-İran karayolu, kervanyolu ortasındadır.
Ermenilere göre, Hz. Nuh'un soy seceresinde oğulları söyle denir : Yafes, Homer, Tiras, Togarma, Hayık, Armeneh, Aramans, Amasya, Gelan, Harmes, Hz.İbrahim'in devredaşı Aran, Hz.İshak'ın devredaşı Aray, Enuşurevân, Puret, Erbağ, Hz.İsa'nın devredaşı Zivan, Pernas,Sur, Hevenk, Vaştag, Embek, Ernek .
Dolayısıyla Ermenilerin Amasya'ya karşı özel ilgileri bulunmaktadır. Merzpont, Pontusluların sınır şehri anlamına gelmektedir. Zamanla da Marsuvan ve Merzifon ismini almıştır.
Anadolu Selçukluları'nda Danişmedliler'in bir ilim merkezi olan Amasya; Osmanlılar zamanında da Şehzâdeler şehri olarak anılır, Merzifon Amasya'ya 50 km mesafede aydın bir ilim merkezidir. Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder aziz Atatürk de Birinci Dünya Savaşın'ndan sonra işgal edilmiş topraklardaki Eremeni ve Rum isyanları teftiş ve kontrol altına almak amacı görüntüsüyle Samsun'a gelmemiş midir ?.
Merzifon ilçesine ait bu genel panoramadan sonra Merzifon ilçesinin kuzey kenarında, Çelebi Sultan Mehmed Han Vakfından kiralanan 40 dönümlük bir arazide, sırtını Hıdırlık tepesine dayamış Anatolian Koleji Kampüsü ve Teoloji Fakültesi kurulmasına göz atalım :
O tarihlerde Merzifon'un nüfusu 1891-92 yıllarında 20.000 dolaylarında olup, 13.380 Müslüman 5.820 kadar Ermeni, 800 kadar Rum cemaati bulunuyordu . Merzifon'daki Rum cemaati, Rum varlığının ve kültürünün üst seviyesini temsil etmiyordu. Bir çoğu birkaç nesil önce Trabzon'daki ( bugünkü Gümüşhane'den ) madenlerden Gümüş'deki ( şimdiki Gümüşhacıköy ilçesine bağlı Gümüş beldesi ) gümüş madenlerine çalıştırılmak üzere getirilen bir madenci kılanına mensuptular .
1864 yılında Batı Türkiye Misyonu, Cyrus Hamlin'in İstanbul- Bebek'teki okulunu Constantinopol gibi güçlü bir metropolde, talebelerin karşı karşıya kaldıkları geniş dünyanın çekiciklerine daha az maruz, daha içerilerde bir bölgeye taşıma kararını oyladı. Böylece yetiştirilen genç rahipler de, hizmet verecekleri insanlara daha yakın olacaklardı. Bazı nedenlerden dolayı Merzifon çekici ve iyi bir yerdi . ve yeni yerleşim yeri olarak ( Merzifon ) seçildi .
Bazı nedenlerden dolayı Merzifon çekici ve iyi bir yerdi diyor, Merzifon Anatolian Koleji Müdürü Dr.Gorge White Hatıratında.. Teşkilat dört misyona ayrılmıştı. Merzifon Batının ortasındaydı. Kendilerine göre stratejik bir önemi vardı her halde Merzifon'un. Ayrıca Bizans Döneminde, Başkenti Amasya olan Ermeni Tema'sının ( ?) içinde yer alıyordu. Merzifon ayrıca iç Anadolu'yu Samsun Limanına bağlayan kilit noktadaydı. Şehrin kuzey-batı akropolünde Rum St. Barbara Kilisisesi vardı. Her yıl St. Barbara gününde Rumların ibadeti için kullanılıyordu.

1851'de P.O. Powers isimli misyoner Merzifon'a gelir ve şehirde 5 gün kalarak iki Protestan Ermeni ile görüşür.
1852 yılında Amerikan BOARD Teşkilatının Merzifon'a gelen ilk misyonerleri Maria Vest ve eşidir . 1852'de 9 Evangelist aile bir Protestan gurup olarak tanınır. 1853'de Edwin E.Bliss önderliğinde 10 Protestan, Merzifon'da ilk Protestan kilisesini kurarlar.
1860'da J.Y.Leonard ve eşi Merzifon'a yerleşir. 1861'de Protestan sayısı 261'e çıkar, bunların 18'i kilise üyesidir. 1863'de E.M.Dodd ve Jhon F.Simith aileleriyle birlikte Merzifon'daki istasyon adı verilen Koleje yerleşir.
16.09.1861 tarihinde Merzifon ve Hacıköy Protestan Ermenileri verdikleri dilekçede Hazineden parasız mezarlık yeri isterler .
1865'de Eliza Fritcher direktörlüğünde Kızlar okulu açılır. İlk öğrenci sayısı 8 iken, 35'e yükselir . Eliza Fritcher 30 yıl kalır ve Merzifon'da vefat eder. Yatılı Okulun başkanlığını daha sonra Mary D.Wight, Jennie C. Smith, C.E.Bush yürütürler.
1865'de İstanbul Bebek okulundaki Teoloji kısmı 8 öğrencili bir sınıf halinde R.John F.Smith himayesinde Merzifon'a nakledilir. Bu bölüm İlâhiyat Fakültesi olarak hizmet etmeye başlar .
1867'de Charles Caplin Tracy ve eşi Merzifon Kolejine gelir ve emekli olacağı 1913 yılına kadar Merzifon'da kolejde görevlidir. Kolejin de Başkanıdır.
1871 yılında Kolej'deki çan kulesi 400 Lira ve 1760 dolara inşa edilmiştir .
1881'de Charles Caplin Tracy önderliğinde 4 öğrenci ile lise kısmı faaliyete geçer. Daha sonra dini eğitim veren okulun eğitimi 3 yıldan 4 yıla çıkarılır. Bir yıl hazırlık sınıfı ilâve edilir. Dr.Sivaslıyan Lisenin tek hocası ve müdürdür. Eski dini okuldan mezun Ohannes Kayayan, Ermenice derslerinin sürekli hocası olmuştur 1884 yılında¦
1885 yılında Dr.Tracy lisenin ölme noktasında olduğunu Haziran ayındaki okulun kapanış konuşmasında belirtir ve Anadolu Kolejinin doğumunu müjdeler¦ Liseden mezun 5 genç bir yıl daha yüksek sınıfta eğitim görürler.
Orta Okul olan High School 1871'de açılmış olup 200 öğrenci; Kız Okulu olan Anatolia Girls S.C. 1886'da 250 öğrenci; Lise seviyesi olan Anatolia Kolej 1886'da 280 öğrenci; Fakülte seviyesi olan Anatolia Akademia 1886'da 135 öğrenciyi eğitiyordu . C.C. Tracy ve ABD Sivas Konsolosu H.M.Jewet, memleketlerine gönderdikleri raporlarda, Osmanlı İmparatorluğunda en ileri derecede eğitim verdiklerini bildiriyorlardı. 1876 yılında kurulan Harput Kolejinin eğitim dili Ermenicedir . Kolej Başkanlığına Crosby H.Wheeler seçilmiştir. Başlanğıçta Ermenistan Koleji adıyla anılan okulun, Bab-ı Ali'nin itirazi ile 1888'de Fırat, Euphrates ismini kullanmaya başlar. Elazıg-Harput Euphrates Koleji ve Antep Koleji idare yönden Merzifon Kolejine bağlıydı. Doğu ve Orta Anadolu'daki kolejlerin yıllık toplantıları, kongreleri ve misyonerlerin toplantıları burada yapılıyordu .
1882 yılında Amerika'da Grinnel Koleji'nden, 1887'de Chicago Teoloji ( Dini Okul) okulundan mezun olan George E. White, Iowa'da üç yıllık rahip okulundan mezun olduktan sonra 15 Kasım 1890 Cumartesi günü eşi ile birlikte Merzifon'a gelerek, Merzifon Kolej Kampüsünde 30 yıllık eğitim hayatı başlar ¦
Phiadelphia'da tıp eğitimi yapan Dr. Melcon Altounian kolej doktoru , aynı zamanda psikoloji ve kimya dersleri öğretmeniydi. 1894'deki kolera salgınında bir çok canı kurtarır, Mrs. Tracy ile yoksul hastalara yardımcı olur. Alman bir anne ve ermeni bir babadan doğan Berlin Üniversitesi mezunu ve Berlin Üniversitesinde Türkçe gramer kitabı olan Prof. Manissadjian, Merzifon'da 25 yıllık bir çalışma ile Merzifon fauna ve florasını tespit ederek, bitki, kelebek böcek koleksiyonunu Kolej Müzesine kazandırmıştır. 1892 yılında Prof. Theocharides Atina'daki 4 yıllık yüksek seviyedeki tahsilini tamamlayarak Yunanca Kürsüsünü 1921 yılına kadar sürdürmüştür. 1894'de Carleton Kolejinden matematik ve astronomi konusunda doktora yapan Prof. A.G. Sivasliyan, tekrar Merzifon Anatolia Kolejine döner. H.T.Kayayan Ermeni dili öğretmeniydi aynı zamanda da Rumlar'a temel İngilizce dersi veriyordu. 1897'de eski öğrencilerden Prof. J.P. Xenides Edinburg'da Teoloji, felsefe ve tarih çalışmalarını tamamlayarak Merzifon Anatolian Kolejine döner. Mr. Nerso, Kendine yardım atölyesini kurarak saati 20 para veya 2 cent üzerinden 30-40 öğrenciyi çalıştırarak yüklü bir gelir elde eder .
Kolejde Fransız ve Ermeni profesörler 44 dolar, Rum öğretmenler 24-40 dolar, matematik hocaları 22 dolar, Fransız ve Ermeni asistanlar 17,60 dolar, Türkçe öğretmeni 13,20 dolar, ücret alıyorlardı .
George White, bir sene 113 gün Merzifon'un civar il, ilçe ve köylerine seyahat yaparak misyonerlik faaliyetini sürdürür, dolayısıyla da evinden ayrı kalır.
8 Eylül 1886'da Kolej eğitime başladı. Fakültenin hocaları lisede ders veren birkaç kişidir. Kolejin ilk yılında liseden gelen 93 kişidir. Daha sonra bu sayı 115 olmuştur.
Birinci sınıfta :Geometri, Fiziki Coğrafya, İngiliz Klâsikleri, Retorik ( Belagât ), Edebiyat İlkeleri, Ticaret Hukuku, Kompozisyon, Fransızca,
İkinci Sınıfta : Trigonometri, Astronomi, Botanik, Antik tarih, Modern tarih, mantık, Mecelle, Resmi Yazışma, Fransızca,
Üçüncü Sınıf :Ticari Aritmetik, Muhasebe, Kimya, Ceza Hukuku, Kompozisyon, Fransızca,
Dördüncü Sınıfta : Felsefe, Felsefe tarihi, Ahlaki Bilimler, Ekonomi-Politik, Uluslar arası Hukuk, Mineroloji, Jeoloji dersleri okutuluyordu.
1888'de Sivas'tan 53, Ankara'dan 43, Trabzon'dan 23, Kastamonu'dan 6, Aydın'dan 2, Konya'dan 1, Diyarbakır'dan 1 İstanbul'dan 1 öğrenci okumak üzere Merzifon Kolejine gelmiştir.
Mr. B.M. Cole 22 Aralık 1887'de Bitlis'ten Amerika'nın Sivas Konsolosu Mr.Jewett'e yazdığı 9 sayfalık mektup ile Bitlis'in genel durumunu ve misyoner faaliyetlerini bildiri. Mr.Trowbridige, Kuzey Suriye-Antep'ten 29 Aralık 1887'de yine Amrikan Sivas Konsolosu Jewett'e gönderdiği 7 sayfalık mektupta Antep'deki genel durumu değerlendirir. Merzifon Anatolian Koleji Okul Müdürü Charles C. Tracy, Amerika'nın Sivas Konsolosu Mr. Jewett'e 6 Ocak 1888 tarihinde, okulun durumu, Merzifon mülki idarecileri ile münasebetleri ve Merzifon'daki durum hakkında 3 sayfalık bir mektup yazar. Mr.M.P.Parmelec Trabzon'dan 11 Ocak 1888 tarihinde Trabzon'un durumunu 6 sayfalık mektupla yine Amerika Sivas Konsolosu Mr.Jewett'e bildirir. Mr. Willis C. Dewy de 12 Ocak 1888'de Mardin'den yazdığı 7 sayfalık mektupla durumu Mr.Jewett'e aktarır. 15 Şubat 1888'de Mr. Chambers Erzurum'dan yazdığı 5 sayfalık mektupla memleketin ahvalini yine Amerika'nın Sivas Konsolosu Mr. Jewett'e aktarır. Görülüyor ki; İç ve Doğu Anadolu'nun kontrolünü elinde bulunduran Amerika'nın Sivas Konsolosu, elemanlarını Kuzey-Doğu,Doğu ve Güney-Doğu Anadolu'ya göndererek genel havayı koklamışt , kendine göre istihbarat bilgilerini derlemiştir. H.M.Jewett, aslen Tokat'lı Ermeni bir ailenin çocuğu olup, 1885 yılında Amerika'nın Sivas Konsolosluğuna atanmıştır. Ermeni bir kadınla da evlidir.
Yine Charles C. Tracy, 11 Mayıs 1893'de Amasya'dan Mr.Jewett'e 14 sayfalık bir mektup göndererek, Prof.Tomayan ve misyonerlerin durumunu bildirmiştir. Mr. Jewett'e 8 sayfalık bir mektupla durumu İstanbul'daki Genel Konsolos'a aktarmıştır.
Mardin Kız Okulu Müdürü Dewy'nin Sivas Amerikan Konsolosu Jewett'e gönderdiği el yazısı mektup tercümesi aşağıdadır;
M.Dewy 'den Mr. Jewett'e Mardin, OCAK 21, 1888
Beyefendi,
5 Aralıktaki demeciniz bir süre önce elime ulaştı. Yoğun işlerimden ve hastalıklardan dolayı sizi hemen yanıtlayamadığım için özür dilerim. Sizin özel araştırmanızı cevaplıyorum:
(1) Misyonerler ve Türk otoriteleri arasındaki ilişkiler açısından geçen seneden çok farklı bir konumumuzun olmadığını düşünüyorum. Bu grubun üyesi olduğum 10 yıl süresince ilişkiler kişisel arkadaşlığa bağlı olarak oldukça güzeldi. Belki ilişkiler eskisi gibi dost canlısı değil, ancak bunun nedeni de buradaki resmi görevler kısaldığından tanışıklık uzun soluklu olmadığındandır.
(2) Son zamanlardaki olaylarda yetkililer tarafından Protestan olmaya ikna edilecek kişilere zulüm ve eziyet yapılmadığını biliyorum. Bu zulüm, daha çok eski kiliselere mensup Hıristiyan topluluğundan veya yine bu topluluk tarafından kışkırtıldığı şüphesiz olan Aghas'lar tarafından gelmektedir. Şimdiye kadar din etkilendiği için yetkililerin davranışları çoğunlukla kayıtsız görünüyordu fakat göz göre göre bile işlerin bu şekilde olması, olası bir parasal avantaj olabilir. Etkilerinden korkulan bu konu ile ilgili partilerin itici gücü olduğu zaman veya herhangi bir kazanç olmadığında yetkililer nadiren de olsa olayları bir şekilde engelliyorlar.
(3) Şu ana kadar okulların kurulması ile ilgili olarak bir engelle karşılaşmadık. Kısıtlama adına birşeyler olabileceğini ara sıra duyuyoruz ancak şu ana kadar hiçbir saldırgan tavır sergilenmedi. Ayrıca yeni binaların dikilmesinde ciddi olabilecek bir kısıtlama bulunmamaktadır. Birkaç yıl önce, yeni binaların yapımında ciddi tersliklerle karşılaşılıyordu, ancak bu hükümetten ziyade insanların kendilerinden kaynaklanıyordu. Son zamanlarda Dr.Tom Mardin'de ruhsatın gayet gönülden verildiği bir hastaneyi inşaa etmeye başladı. Yeni okul binası isteyen Mr. Gates, amacını belli etmeden bir ev inşaa etmek için ruhsat istedi ve izin verildi. Tahminimce eğer resmi yollardan okul için izin istenseydi, sorunların sonu gelmezdi ve muhtemelen bina yasaklanmış olabilirdi.
(4) Daha önce inşaa edilmiş okullara müdahale olayları yıllarca olmadı.
(5) Bizim bölgemizdeki Amerikan misyonerleri ve okullarına yerel hükümet ilgisiz davranıyor. İnsanları coşturan gerçek bir yurtsever olan ilerici bir resmi görevli bizim okullarımıza karşı ilgili görünüyor ve belki okullar gezecek ve onları ödüllendirecek. Fakat bu ilerici sınıf giderek azalıyor. Bunun yanı sıra eyalete bağnaz bir adam geldi ve düşmanca bir davranış sergiliyor.
(6) Osmanlı İmparatorluğunun (İstanbul'daki-Konstantinopolis) merkez otorite) Amerikan misyonerliğine ve onların faaliyetlerine giderek daha az dostça ve toleransla yaklaştıklarından hiç kuşkum yok. Yerel otorite ve merkezi hükümetin arasındaki umursamaz ilişkilerden dolayı burada daha önce olduğundan daha fazla engellenmediğimizi düşünüyorum. Bunlardan yerel otorite rüşvet karşılığında yapabildiğinin en iyisini yapmaya çalıştılar. Yetkililer ile ilişkilerimizi iyi tutmaya çabalıyoruz ve yabancı olmanın değeri önceki günlere göre azalmış olmasına rağmen; genelde bunu başardık sayılır. Nadiren, resmi bir görevli bizim yaptığımız işlerin gerçek amacını anlıyor ve hükümetle ilgili ilişkilerinde olduğu gibi etkilediği birimlere yaptığımız işlerin iyi etkisi hakkında güzel şeyler söylemekte sakınca görmüyor.
Willis C. Dewy,
Diğer mektupların tercümesi ise aşağıdadır:
Suret Bk.
Rapor No..5657/115-a
Bay Cole'den Bay Jew Bitlis, 22 Aralık 1887
Sayın Bay,
5 Aralık tarihli mektubunuz son posta ile ulaştı ve Bay Knapp yardımcım olarak iki yıllık bir aradan sonra yakın tarihte bu ülkeye dönüş yaptı. Sorularınıza cevap vermeyi o benden talep etti.
Aşağıda cevaplarımı bulacaksınız.
Eğer. geçmiş bir veya iki yıla bakarak yorum yapmadan sorularınıza kısa şekilde cevap vermek durumunda olsaydım, muhtemelen, bu köyde bulunan Amerikan misyonerlerinin şikayetçi olmaları için vesile ortaya çıkmadığına hükmeder ve böyle bir sonuca varırdınız. Soruları baştan almak ve sıra ile kısaca cevap vermek açıklamalar daha sonraya bırakmak benim için belki de daha iyi olur.
(1) Son bir veya iki yıl içinde Türk Yetkili Memur ve görevlileri ile olan ilişkilerimizde bir iyileşme, düzelme ve ilerleme veya başka durumların meydana gelişi ile ilgili olarak diyebilirim ki Erzurum için buraya transfer işleminin benim için yapılmasından itibaren üç yıldan beri, özel bir değişiklik görmüş değilim, ancak yetkili memurlar ile dostça ilişkiler içinde olduğumuz söylenebilir.
(2) Görevli memurlardan gelen veya onların hoşgörü ve göz yumması ile oluşan doğrudan doğru herhangi bir baskı ve zulmün Protestanlara uygulandığına hatırlamıyorum.
(3) Tehditler oldu ise de yeni okulların açılması veya yeni binaların açılması konusunda herhangi bir güçlük ve zorluk olmadı.
(4) Daha önce tenis edilmiş ve açılmış okullara müdahale ve karışma işlemi görülmedi.
(5) Bize ait okullara karşı yerel idare ve yönetimin genel planda tavır ve davranışı daha çok ilgisizlik olarak nitelendirilebilir, bu konuya biraz daha ilgi gösterilse, daha önce 1 No'lu cevapta belirttiğim gibi, bizim ilişkilerimizin dostça olduğu söylenebilir.
(6) Çok zorlu ve zayıf bir ihtimalle söyleyebiliriz ki Osmanlı Hükümeti Amerikan misyonerlerine karşı ve onların yaptıkları çalışmalara karşı daha dostça ve daha hoşgörülü olma yolundadır.
Altıncı sorunuzun devamı olarak, gözlem ve yorumlarımı gerektiren başka hususların bulunup bulunmadığını soruyorsunuz. Merkezden öylesine uzak bir bölgeye gönderildik, yerel görevlilerin işlemlerini belirleyici özellik, buradaki hareketlerimizin sıkı güvenliğinden ziyade ilgisizlik ve kayıtsızlıktır ve ayın zamanda, bize karsı şahsen güven duyar görünüyorlar. Önceki Vali Paşa'ya yaptığımız başvuruda, bu yetkili memur erkek liselerimizden bahsederek, diğer bölümlerde öğretmen diplomalarını ve eğitim kurslarını kabul eden düzenlemeler aldığını belirtti, ancak bu düzenlemeler, henüz burada uygulanmaya konmadı.
Bizim satıcılarımız ve dağıtıcılarımız, normal bir teskere ile vilayette kitap satışları konusunda mevcut olan özgürlükten bir hayli yararlanıyorlar. Van, Erzurum ve Harput gibi yakın vilayetlerde yürürlükte olan şekilde burada da uygulama yapılacak. Ancak bunların ne kadar zamanda yapılacağını bilmiyoruz.
Yerel görevli yetkililerin bize bilgi vermesi ile yeni yasa ve düzenlemelere ve uygunluk için gerekli çalışmayı yapacağız, ama bu yetkililer henüz bir şey bilip söyleyemedikleri için, vaktinden önce bilgilendirme için ihtiyatlı davranıyoruz. Zorluklardan sakınmak için kaygılıyız. Buraya geldiğiniz zaman, üç yıl önce, buradaki dindar Müslümanlar Protestan Tapınağının yapılmasına muhalefet ve tepki gösterdiler, çünkü onların eski kabristanlarının hemen yanında idi. Ama, İstanbul'dan gelen ve şu anda Diyarbakır Valisi olan Arif Paşa gibi liberal düşüncelik bir kişi tarafından desteklenen bir olağan ferman durumu düzeltti.
Benim buraya gelişimden önce, Musa bey adında bir soyguncu ve eşkıya başı, sizinde bilgi sahibi olduğunuz gibi, Bay Knapp ve Beynolds'a saldırıp soymuşlardı.
Bu misyonerler tekrarlı şekilde, ifade vermek için Bitlis Ağır Ceza Mahkemesine götürüldüler, ama soyguncunun serbest dolaşmasına müsaade edildi, bazen yerel yönetimin gözetiminde hizmet görerek tamamen cezasız kaldı, oysa Bay Knapp, Mahkemede onu suçlu olarak tespit etmişti. İstanbul'da bizim Elçiliğimizin yaptığı baskılara rağmen, bu mahkeme, benim gelişimden beri bu konuda bir faaliyet gösterisinde bulundu. Önce, Bay Knapp ve Beynolds'u celple çağırmak için bir zaptive gönderdiler. Bu şahıslardan birinin Amerika'da, diğerinin de Van' da bulunduğunu söyledim. Tabii ki bu şahısların burada olmadığını benim kadar biliyorlardı, ve yetkililerin tek performansı, kendilerince bilinen ve Türkiye'de birçok tecrübe ile sabit nedenlerden kaynaklanan aldatmaca olmuştur.
Amerikan Yurttaşları, suçlu gibi zaptiye kordonu altında Mahkemeye götürülebilir, oysa yol kesici eşkıya, eski itibarına ve yaşamına dönüş yapmış görünüyor, çünkü sadece bir kez mahkemeye getirildi ve Bay Knapp kendisini tanıdı. Bu davadaki adaletsizlik ve başarısızlık Amerikan Hükümeti üzerindeki yansımaları ile etkin oldu, ve can ile mal güvenliğimiz konusunda bize daha az güven verir olmuştur.
Belirtmek istediğim bir başka husus, Bay Knapp tarafından, Bitlis Valiliğinin 1859 yılında tertiplediği açık arttırma sonucu satın alınan ev ile ilgilidir, ve bu satış borç karşılama yerine yapılmıştır. Bay Knapp'in mülk sahibi olduğunu gösteren bütün kağıt ve belgeler verildi, ancak zamanla, mülkiyet iddiasında bulunan bir yetim ortaya çıktı.
Bu dava yıllarca sürmedi ve sonunda bir duruşma yapıldı, ve Kadı rüşvet teklifinde bulunan davacılara göz attı. Kararını vermeden önce, üçüncü şahıslar aracılığı ile, Bay Knapp'ın her durumda kendisine düşen payı alacağını belirtti. Ve davacı davayı kazandı ve bu karara göre son birkaç yıllık mülkiyet hakkını talep ediyordu, mahkeme böylece satış yaptı. Elçilikten gelen tavsiyeye uyarak Bay Knapp, yukarıda belirtilen şekilde kendi mülkiyet hakkını korumak için, istemeden Türk Mahkemesi önüne çıktı. Buraya gelişim sırasında ve daha sonra, Bay Knapp'ın Amerika Birleşik Devletlerine gidişinden sonra, dikkatli ve özenli bir şekilde bir avukat ile ve diğer bazı kişiler ile istişarede bulunduktan sonra, Mahkemeye başvurdum ve söz konusu mahkemeden mülkiyet hakkının savunmasını sağladım, çünkü başlangıç yıllarından satış yapılmıştır. Böylece karşı bir karar alındı, ancak davacı, itirazda bulundu.
Bu konuyu dikkat ile izliyoruz, Van'daki İtiraz Mahkemesi davayı usulen hatalı buldu, bu nedenle İstanbul'da Yüksek Mahkemeye başvuracağız ve orada karar alınacak. Knapp Sarkiss ev davacı ile ilgili durum kısaca böyledir. Durum Elçiliğe gereğince bildirilmiştir. Bunun sorumluluğu Hükümete ait olacaktır. Çünkü bize huzursuzluk verip, Kış ortasında sokağa atarak, bütün Türkiye'nin en fanatik vilayetlerinden olan bu şehirde bizi gürültülü, fanatik kitleye bırakmakla tehdit etmiştir.
(imza)
B. M. Cole
Suret Bk.
Rapor No. 5657/115
Bay Frowbridge'den Bay Jewet Aintab, Kuzey Suriye, 29 Aralık 1887
Sayın Bay,
6 Aralık tarihli mektubun uz son hafta postası ile bana ulaştı. Ana talebiniz "Amerikalılara karşı ve onların yükümlülüğü altında bulunan kurumlara karşı Türk Hükümetinin tavır ve davranışları ile" ilgilidir. Genel konular ile ilgili bazı özel sorular için de cevaplar istiyorsunuz.
Genel konular ile ilgili olarak, tabii şekilde şu hususun bilincindeyim, genel olarak Türkiye'de ikamet eden Amerikalılar için, Türk yetkililerinden gördükleri muamele konusunda bir durum görülmedi, ve ben ayrıca biliyorum ki yirmi beş yıllık geçen dönem boyunca. birçok Amerikan Vatandaşı Türkiye'de öldürüldü. ve ülkede seyahat ederken hırsızlığa ve hakarete uğrayanlar da oldu. Yine biliyorum ki bu şikayetler okulların kapatılması, kiliselerin kapalı tutulması ve Amerikan Vatandaşları için kilise, okul ve konut inşaatı hakkında getirilen engeller ve zorluklar konusunda dile getirildi.
Genel planda belirtmeliyim ki Hükümet yetkili memurlarının bulundukları şartları akıldan çıkarmamak gereğine inanıyorum. Ülke medenileşmemiş, halk cahildir ve sahip oldukları şekilde yetersiz yasaların hızlı şekilde yaygınlaştırılmasna alışık ve müsait değildir; hükümet yoksuldur ve geniş topraklar üzerinde düzeni korumak içİn gerekli polisi vermek gücüne sahip değildir. Bu şartlarda bana öyle görünüyor ki, Amerika'da görmeye alıştığımız şekilde Türk Hükümeti yetkililerinden tam bir düzenin sağlanmasını beklemek pek akıllıca bir davranış değildir. Amerikalılar, tüccar veya misyoner olarak kendi amaçları doğrultusunda bu hususu dikkate almalıdırlar ve yayınlamak istediklerini tayin edilen Hükümet memurlarına sunmalıdırlar, ama gayretlerimiz bu basını kullanmak için gerekli müsaadeyi sağlamada başarısız oldu. Biz Amerikalılara karşı yayılan bir husumete bağlı nedenler var olabilir.
Sorduğunuz özel sorular ile ilgili cevaplarım şöyle:
(1) Bu istasyonda bulunan misyonerler ile Türk yetkili makamları arasındaki ilişkiler her zaman açık yürekli, içten ve kırgınlıktan uzak olmuştur. Onların yetkilerini dikkate alıyoruz ve onlar da mümkün olan şekilde bizimle anlaşmaktan memnun görünüyorlar. Bu ilişkilerde özel bir "iyileşme ve gelişme" olduğunu söyleyemem, şikayetçi olmamız için bir zemin oluşmadı ve yıllarca hiçbir şikayette bulunmadık.
(2) Yıllardan beri, yetkililer tarafından veya onların müsamahasl ile "Protestanlığa geçenler hakkında baskı ve zulüm durumları" görülmedi.
(3) Büroda kızlar için seminer durumunda olduğu gibi yeni okul yapımı konusunda bir veya iki itiraz durumu ortaya çıktı, ama itirazlar, tamamen inşaatın başladığı zaman yapımı için gerekli yasal fermanın henüz alınmadığı temeline dayalı idi.
(4) "Şu anda kurulmuş olan okullara yetkililer tarafından müdahale var mıdır" Cevap: Bu istasyonda böyle bir durum görülmedi.
(5) Bu istasyondaki yerel yetkili makamların Amerikan misyonerlerine karşı genel tavır ve muamelesi, düşmanlık ve ilgisizlikten ziyade, okullarımıza karşı dostça olmuştur. Düşmanlık yok.
(6) Benim görüşüme göre "Amerikan Misyonerlerine ve okullarına karşı Osmanlı Hükümetinin tavrı" hemen hemen geçen yılki durum ile aynıdır.
Herhangi bir şekilde önemli bir değişikliğin olduğunu düşünmek için özel bir neden görmüyorum. İyice biliyorum ki raporlar Türk Hükümetinin misyonerlere karşı belli bir şekilde hasım ve düşmanca tavır takındığını, iddia edip öne sürmüşlerdir. Sadece diyebilirim ki böyle bir iddiayı destekleyici nitelikte herhangi bir kanıt tarafımdan gözlemlenmedi. Bu tür kanıtlar başka yerde var olabilir. Ama ben onları görmedim. Hiç şüphesiz, değiştirilmesi ve yeniden şekil verilmesi gereken çok şey var, ama Amerikalılar hakkında bana soru sorulduğu zaman, bunun aksini gösteren herhangi bir kanıtı bilmediğimi söylemeliyim. Diğer özel bir soru, seyahat edenlerin bu ülkeyi ziyaret etmek isterken rahatsız yaratmaları ile ilgilidir.
Yaklaşık olarak otuz yılı aşkın seviyede Türk yetkilileri ile tecrübe sahibiyim, kabul ediyorum ki beni her zaman büyik bir kibarlıkla karşıladılar ve taleplerimi dinlemeye her zaman hazır konumda oldular ve mümkün olduğu zaman gerekeni yaptılar. İsteklerimizi özel talimat, yasa veya gümrük yönetmeliklerine göre mümkün görmeyen yerel yetkililer oldu.
Örneğin, şu anda, birçok değerli kitap Alexandretta'da alındı ve henüz bize ulaşmadı. İlgili olduğum Amerikan Kolejinde küçük bir Amerikan basını var.
Yazdıklarım acele ile hazırlandı ve mektubumuzun sunduğu şekilde duruma cevap vermeyebilir, ama tarafsız ve gerçek cevapları sorularınıza vermeye çalıştım.
(imzalı)
Tillman C. Trombridge
Suret Bk.
Rapor No.: 5657/115
Gönderen Alıcı: B. TRACY : B. Marsovan, 6 Ocak 1888

Sayın Bay,
Birkaç gün önce, sizin tarafınızdan Bay Herrick'e gönderilen bir bildiri, benim sorumlu olduğum bölümle daha çok ilgili olduğu için bana verildi, Kolejdeki işlerin temel sorumluluğu, müdür olarak bana aittir. Sizin sorularınıza sıra ile cevap vereceğim:
(1) Diyebilirim ki yerel yetkili makamların ilgili olduğu kadarı ile, burada bulunan yöneticiler ile olan ilışkilerimizde yıldan yıla iyileşme görülmektedir.
(2) Bu merkeze bağlı diğer bölgelerde baskı durumları oldu. Sahilde, Bafra'ya pek uzak olmayan Alaçam'da şu anda şiddetli bir gösteri vardır; Burada, Hükümet adil olmayan ölçülerde takibat ve araştırmalar yapılmakta,
(3) Bir veya iki yıl zarfında böyle bir müdahale durumu hiç görülmedi.
(4) Marsovan'da Hükümetin tavrı bir veya iki yıldan beri, bize karşı daha çok dostça olmuştur, ama bölgenin her verinde durum bövle değildir. Kendilerine bağlı misyonerler ve kuruluşlar ile ilgili olarak yerel yönetimler ile merkezi hükümet arasında büyük bir fark olduğu görülüyor.
(6) Osmanlı Hükümeti tavrının misyonerlere ve onların çalışmalarına karşı daha dostça tavır takındıklarını söylememiz zordur. Birçok durumda, eskiye göre daha büyük bir dostluk var. Başka zamanlarda ve daha sıkı bir gözetim ve her zamankinden daha büyük bir muhalefet var. Okul ve kitap satıcıları ile ilgili yeni yasanın çıkmasından beri, eskiye göre gittikçe daha sıkı bir kontrol ve engelleme altına alındığımız görülüyor; ama diğer yandan da halk ve yerel idare, genel planda bize karşı daha yakın ve dostça davranıyorlar, çünkü bizi daha iyi tanıyorlar ve yaptığımız çalışmaların yarar mı görüyorlar.
(İmza)
Charles C. Tracy,
Anadolu Koleji Müdürü
Suret
Ek. Rapor No. 5657/115
B. Parmelec'den B. Jewett'in dikkatine Trabzon, 11 Ocak 1888
Sayın Bay,
Ordu'ya yaptığım uzun bir ziyaret dönüşünden sonra, 6 Aralık tarihli mektubunuzun, beni bekler konumda buldum. Sorularınıza aşağıda cevap veriyorum:
(1) Hükümet tarafından yapılan muameleden şikayetçi olmam için herhangi bir nedenin var olduğunu söyleyemem. Dolayısıyla bir iyileşme beklemek içinde herhangi bir neden yok. Bu şehirde çalışan misyonerin görevi küçük boyutta ve bir Amerikalının, bu şehirde oturan çok sayıda yabancı arasında mevcudiyeti dikkat çekmiyor ve bizim operasyonlarımız hemen hemen fark edilmiyor.
(2) Hükümeti baskı yapmaya zorlayabilecek nitelikte Müslüman dininden bize dönüş yapan olmadı.
Dört veya beş yıl önce buradaki Yunan toplumu Hıristiyan, doktrinleri ile ilgili olarak iki veya üç Yunanlı hakkında şiddetli bir baskı açtı. O zaman görevde bulunan vali din hürriyeti lehine önlemler aldı, yapılan aşırılıkların ve saldırılan bir çoğunu cezalandırdı ve karışıklıklar sürdüğü müddet boyunca, şahısları ve ibadet yerini korumak için gerekli gücü sağladı. Hükümetin davranışı bu süre boyunca tamamen tatmin edici nitelikte olmuştur.
(3) Böylece birinci soruya cevap vermiş oldum. Sadece söyleyebilirim ki dikkati fazla çekmemek için çok az şey yapıyoruz. Buranın yerlisi olan topluluk idaresi altında bulunan her hangi bir lisemiz yok ve kiliseler ile okul binaları yapmak veya yeni okullar açıp tesis etmek için yetkililerin tavrını test etmek imkanımız olmadı. Doğrudur ki eski okullara yeniden canlılık kazandırıldı ve son beş yıl zarfında yeni okullar organize edildi, bunların tümünün arkasında bir Amerikalı bulunsa da bunlar bir Amerikalı adına veya yönetimi altında değildir.
(4) Hayır.
(5) Bölgemizde Amerikan okulları yoktur.
İlgilendiğimiz veya hazır bulunduğumuz okullara karşı Hükümet herhangi bir muhalefette bulunmamıştır. Hükümetin tavrı genellikle ilgisizliktir ve herhangi bir hasımlık belirtisi yoktur. Ancak öyle sanıyorum ki, muhalefet durumunda, Hükümet onların haklarından yararlanmasını sağlamak için onları korur. Durum ne olursa olsun, Hükümet bir Amerikalıdan çok mahalli topluluk için bunu yapar.
(6) Hükümet yasal mevzuatı daha önceki duruma nispetle daha katı ve sıkıcıdır. Örneğin daha önce hiç bilinmeyen ve uygulamada olmayan bir seyahat tezkeresi veya izni olmadan seyahat edemeyiz. Hükümet izni için ilk müracaatı yapmadan herhangi bir inşaat yapamayız ve biz şu anda binalarımız için vergi ödemek zorundayız. Bizim en büyük sıkıntımız şu anda kitaplar ile ilgilidir. İstanbul'da sansürden geçtikten sonra, bizim kitaplarımız, ülkeye serbestçe girebilir. Biz memnun ve rahat olabiliriz. Bu durumdan çok uzağındayız.
Her seferinde, taşıyıcı ve satıcıların kitaplarına el konuyor ve incelemeye tabi tutulur. Her memur, seçtikleri kitaplara el koyma yetkisine sahiptir.
Kitap satıcılığı ve dağıtıcılığı, büyük ölçüde engellenmiş ve hatta bazı durumlarda kaldırılmıştır. Kitapların dolaşmı ve dağıtımı ile ilgili bu aşırı kontrolün özellikle Ermenilere yönelik olduğunu söylemiyorum. Bunun böyle olduğunu düşünmüyorum. Ancak bu durum en azından kısmen yaşamlarını sürdürmek isteyen Ermeniler arasında bazı harekletler için doğrudur. Belki biz, Amerikalılar olarak, genel anlamda uygulanan kurallardan şikayetçi olmamalıyız.
Sizi daha fazla rahatsız etmemeliyim.
Başka yerlerde Hükümetlerin kapattığı okullar hakkında iyi bir haber duydum. Benim bölgemi ilgilendirdiği ölçüde bir şikayetim yok. Bize yarar sağlayan Katolik propagandacılar içinde yararlı. Bu şehirde yabancı olan papazlar tarafından yönetilen iki okul vardır ve bu okullar Fransız Koruması altındadır.
Eğer, müsaade edilenler bu tür okullar daha büyük varlıklar ile devreye girerse politik açıdan arınmış operasyonlara müsaade edilecek.
(Imza)
M. P. Palmedee.
Suret Bk.
Rapor
No.: 5657/115
B. Chambers'den B. Jewett'e Erzurum, 15 Şubat 1888
Sayın Bay,
6 Aralık 1887 tarihli mektubunuz alındı. Size vaktinde karşılık vermediğim için üzgünüm. Günlük çalışmaların yanı sıra küçük oğlumuzun hastalığı ve ölümü nedeni ile cevap fırsatı bulamadım.
İstenilen sıra içinde sorularınıza cevap vereceğim:
(1) Bu şubenin misyonerleri ile Türk Yetkilileri arasındaki ilişkilerde hafif bir iyileşme görüldü. Bu iki nedenden dolayıdır. Birincisi, bir veya iki askeri yetkilinin vasıtası ile tesis edilen samimi ilişki ve anlayış ve ikinci neden de Maarif Müdürünün değişmesi ve daha kültürlü ve liberal bir şahsın göreve getirilmiş olmasın.
Her ne olursa olsun daha samimi ve içten ilişkilerin, çalışmalarımıza karşı "daha samimi" bir anlayış gösterdiği konusunda şüphem var. Görevliler planındaki değişiklik yarın gerçekleşecek ve durumun daha önceye göre kötü ve gitmesine neden olacak.
(2) Hıristiyan olmak isteven Türklere karsı çok daha şiddetli bir baskı oldu. Baskı iki yıl sürdü ve yaklaşık olarak bir yıl önce son buldu. Bu şahıs, ifşa edildi ve saçma ve sahte bir suçlama ile tutuklandı. Ona karşı olan dava devam ettirilemezdi, ama, bu şahıs tutuklu kaldı ve inancı ile ilgili olarak kat, ve sıkı bir inceleme ve takibata tabi tutuldu. Her türlü baskıya tabi tutuldu, çok kötü ve kirli olan bir kapalı hapishaneye kondu, eşinden boşanma, mallarına el konması tehditleri ile karşı karşıya kaldı. Sürgüne gönderildi. Ona ait köyün Protestan papazı çağrıldı. Hıristiyan olan bu Türk ile birlikte takibata tabi tutuldu.
Kesin şekilde açıktır ki bu şahıs dini yüzünden bütün bu muameleye tabi tutuldu. Resmi görevliler bile bu şahsa karşı sahte suçlamalar için her şeyin yapıldığını itiraf ettiler. Bu şahsııı ilk tutuklanması, nüfus sayımı sırasında üç yıl önce idi. Bu vesile ile her şahıs için 40 para karşılığında bir Nüfus teskeresi çıkarılmıştı. Hüseyin kendisini Hıristiyan olarak kaydetti ve sayım görelisi onu hemen tutukladı.
Arkadaşlar araya girdi ve bu şahıs ertesi gün serbest bırakıldı. Baskı ve zulmün geri kalan kısmı yalan ve sahte suçlama altında yapıldı, bu suçlamalar, on beş yıl önce hükümet malının çalınması, bir hırsızı evinde saklaması gibi suçlamalardı.
İki yıl önce çok sayıda dağıtıcı ve satıcı ile ilgili iddia ortaya çıktı ve bunlardan bazısı sıkıntıda kaldı. Ama, bir buçuk yildan beri bu durum görülmedi.
(3 ve 4) Okullarımızın bunlar ile ilişkisi yok.
Bu şehirde, okullar için gerekli müsaademiz var ve okullar hakkında hiçbir şey yapılmadı, müsaade için müracaat edip etmememiz gereği hakkında yetkililere soru sorduk. Cevap şu oldu: "bu, şimdilik gerekli değildir" Herhangi bir yeni bina yapmadık. Denemede bulunmadık. Ancak. izinlerin verileceği konusunda umudumuz yoktur.
Binalarımızın birçoğu kayıtlı.
(5) Yerel yetkililerin Amerikan misyonerlerine karşı olan tayrı şahsi planda dostçadır. Ama, kamu yetkililerin şahsı karakteri nedeni ile dostluğa doğru yüksek eğilimle birlikte, okullara karşı bir nevi "silahlı tarafsızlık" söz konusudur.
(6) Benim görüşüme göre, Türk yetkilileri Hıristiyanlara karşı gün geçtikçe daha fazla hoş görüsüz olmakta, ve buna Amerikalı misyonerler ve çalışmaları da dahildir.
Türkiye'nin kapitülasyonlarını geri alacağımdan şüphem yok. Katolik ve Protestan bütün misyonerleri ülke dışına atacak ve Hıristiyanlar çok büyük bir cefa ye eziyete tabi tutmak isterdi.
Görüyorum ki eğilim daha büyük bir hoşgörü yokluğuna doğrudur. Eğitim faaliyetlerinin Türk düşüncesi üzerinde etkisi söz konusu okullar, önemli bilgi ve eğitim verenler arasında tesis edilmiş.
Bunlar tamamen Müslümanlığın yararınadır.
Umarım ki sorularınıza gerekli cevapları vermiş oldum
(İmza)
W. L. Chambe
Suret Bk.
Rapor No.: 5657/115
B. Jewett'den Bay Bives'e
ABD Konsolosluğu Sivas, Küçük Asya, 10 Mart 1888
Sayın Bay,
Küçük Asya'da bulunan Amerikan Yurttaşlarının sadece misyonerler olduğunu ve bunların Türk Yetkililerinden gördükleri muamele konusunda Amerikan Gazetelerinde çelişkili haberlerin ortaya çıkmış olmasını dikkate alarak, Amerikan Misyonerlerine ve onların sorumluluğu altında bulunan eğitim kurumlarına karşı Türk taşra yetkililerinin tavrı hakkında bir raporun Dış İşleri Bakanlığı için yararlı olacağını düşündüm. Küçük Asya'da bulunan ana misyoner istasyonlarına gönderilen genelgeye ve aşağıdaki sorular için istenen cevaplara uygunluk içinde rapor hazırlandı.
(1) Son bir veya iki yıl içinde yetkili Türk makamları ile istasyonunuzdaki misyonerler arasındaki ilişkilerde herhangi bir iyileşme ve gelişme oldu mu?
(2) Yetkililer tarafından veya onların onayı ile Protestanlığa geçenler üzerinde baskı durumları oldu ?
(3) Yeni okulların tesisi veya yeni okul binalarının yapımı için herhangi bir güçlük ve engel çıktı mı, çıktı ise neler oldu?
(4) Daha önce tesis edilmiş olan okullara karşıma ve müdahale durumları geçen yılda görüldü mü?
(5) Amerikalı misyonerlere ve okullarına karşı yerel yetkili makamların genel tavır ve davranışı nedir, bu davranış dostça mıdır?
(6) Sizin fikrinize göre, Osmanlı hükümetinin tavrı Amerikan misyonerlerine ve onların çalışmalarına karşı daha hoşgörülü ve dostça olma yolunda mıdır, yoksa bunun aksi durumu mu söz konusudur?
Gönderilen bütün yerlerden cevaplar aldım.
Küçük Asya'nın muhtelif bölümlerinden gelen muhtelif raporlardan çıkan duruma göre genel planda durum şudur.
(1) Amerikan Protestan misyonerlerine ve onların okullarına karşı ayırım yok, onlar da Ermeniler ve Yunanlılar gibi oranın yerli Hıristiyan halkı gibi muamele görmektedir.
(2) Osmanlı hükümetinin onlara karşı tavrı ne dostça ne de düşmancadır. Sadece ilgisiz.
(3) Din konusunda baskı ve zulüm yoktur.
(4) Amerikan okullarına müdahale yok, ve karşılaştıkları tek zorluk kitap ve yayın la ilgilidir.
(5) Amerikan okullarına karşı yerel yetkililerin tavır ve davranışı daha çok dostçadır.
(6) Amerikan gazetelerinde geniş ölçüde yayınlanan aksi yönde beyanlara rağmen Amerikan okullarına ve misyonerlerine karşı Genel Hükümetin davranışında son yıllarda somut bir değişiklik olmadı, ama merkezi hükümetin etkisine daha yakın olan yetkili makamlara nispetle daha az ölçüde, içte rahatsızlık görüldü.
Son otuz-kırk yılda. Ermeni yardımları ile ilgili olarak Türkler tarafından yapılan muamelede olağanüstü bir değişiklik oldu. Bu değişikliğin derecesi, cenaze kaldırma ve evlilik izinlerini verilmesi gibi resmi işlemler vesilesi daha önce tabi tutuldukları şartların şu anda Müslümanlarla eşdeğerde yararlandıkları dini ve siyasi eşitliğin karşılaştırılması ile daha iyi anlaşılabilir.
Eski sistem altında bir Ermeni'ye verilen cenaze gömme formu şu ifadeleri taşıyordu. Layık olmasa da, bu kafir köpek saygı ile gömülmelidir, gömülmemesi durumunda kadavra havayı kirleteceğinden, toprağa gömmeleri için aşağılık arkadaşlarına izin verilmiştir, ve böylece bulaşıcı tehlike önlenmiş olur. Evlilik müsaadeleri daha tahkir edici idi, çünkü onurlu evlilik için taraflara hak edilmemiş şekilde müsaade edildiğini belirtir. Kendilerine evlilik izni verilmediği takdirde topluma karşı kin ve düşmanlık besleyeceklerinden evliliklerine müsaade edilmiştir.
Bu gibi durumlar artık yoktur. Ermeniler. kanunlar çerçevesinde. Müslümanlar ile aynı muameleye tabidir.
Amerikan Gazetelerinde geniş ölçüde yayınlanan ve özellikle dini basımda çıkan beyana göre Padişahlık Yönetimi tarafından önerilen yeni yasalar yabancı okullar ile ilgili olarak Amerikan Misyoner okullarındaki öğreti olarak Hıristiyanlığı hedefler, çünkü "New York Independent" gazetelerinde bir yazar belirttiği şekilde Türkler "İncili Müslümanlık için ciddi bir tehdit olarak görüyor" iddiası, benim kanımca yanlıştır. Önerilmiş olan yasalar kabul edilirse, bu yasalar Hıristiyan okullarına karşı belirlenmiş bir amacı gütmeyecek, sadece Türklerin çekindikleri yabancı etkilerine karşı uygulanacak. Türkler, Avrupalı ve Amerikalı Politik fikirlerin etkisinden korkuyorlar. Avrupa veya Amerikan dininden korkmak için herhangi bir özel nedenleri yoktur. Protestanlar ve Katolikler, yarım yüzyıldan beri ve hatta yarım yüzyılı geçen bir süreden beri çalışıyorlar. Ama İslam dininden
Hıristiyanlığa geçiş pratik olarak hiçtir. Türk gazetelerinde çıkan hesaplara göre Ermeni ve diğer Hıristiyan tarikatlarından Protestanlığa geçiş sayısının bu tarikatlardan Müslümanlığa geçiş sayısından yüksek oluşu şüphelidir.
Müslümanların Hıristiyanlığa geçiş eğilimi ile ilgili olarak Müslümanların Amerikan veya diğer okullardan korkması için neden yoktur. Söz konusu olan bu tür önlemlerin anlamı başka yerde aranmalıdır ve benim görüşüme göre, daha öncede tavsiye edilip belirtildiği gibi, dini açıdan değil, politik açıdan yabancı etkilerden çekinme ve korkma duygusunda bulunabilir.
(İmza)
M. Jewett Konsolos
13 Kasım 1893 tarihinde Hariciye Nazırı ( Dışişleri Bakanı) Sait Paşa, Londra Büyükelçimiz Rüstem Paşa'ya gönderdiği 6735/ 242 sayılı yazıda :
Merzifon Koleji Müdürü Herrick'le yapılan konuşmanız alındı. Bu zatın evvelce yaptığı aleyhimizdeki beyanları dolayısıyla kendisinin Türkiye'ye dönmesinin yasaklandığının, zamanında A.B.D. Sefaretine bildirildiği, şayet şimdi tekrar dönmek istiyorsa, kendi imzası tahtında evvelce söylediklerini yalanlar ve gazetelerde neşredilirse, isteğinin ancak kabul olunabileceğinin uygun göreceğiniz şekilde kendisine bildirilmesi , denmektedir.
9 Kasım 1893 tarihinde ise, Adliye ve Mezahip Nazırı Rıza Paşa, Sadrazam Cevat Paşa'ya yazdığı bir yazıda ise :
Merzifon'dan Trabzon'a nakledilen Ermeni Murahhası Ayvazyan Agişe Efendi'nin vilâyet dahilinde sürekli dolaşması ve Ermeni Okuluna yabancı müfsit öğretmenler tayini nedeniyle Vilâyetçe Trabzon'dan aldırılması önerilmişti. İstanbul Ermeni Patrikliğine konu intikal ettirilmiş ve Patrik; bu zatın Merzifon'da dürüst çalıştığı için Mecidiye Nişanı ile taltif edildiğini, Trabzon Ermeni Okuluna yabancı öğretmen tayininin yasak olduğunu bilmediğini, fakat bunların da müfsit olmadıklarını, dolayısıyla Ayvazyan hakkındaki söylentilere bakılmaksızın görev yeri olan Trabzon'a dönmesine müsaadelerini talep ettiğini , yazar.
1894 yılında Merzifon'da Amerikan Koleji Öğretim üyelerinin bir kısmının da içinde bulundukları, dış tahrik ve teşvikiyle bir isyan hareketi başlar ve Osmanlı Devleti gerekli hassasiyeti göstererek isyanı anında bastırır, suçluları adalete sevk eder, ancak cezalarının verilmesi esnasında Amerika, İngiltere ve Almanya'nın baskısı sonucu, asıl suçlular idam cezasından Padişah II. Abdülhamit'in Fermanıyla affedilerek, sürgün edilir. Eğitime bir ara verilirse de, aslında izinsiz olarak 20 yıl eğitim veren Koleje, resmi olarak açılış izni verilmek mecburiyeti doğar, ileride bu konuya detaylı olarak gireceğiz.
1894'de erkek çocuklar için ev kurulur. 30-40 öğrencilik kontenjanla konu başlarken zamanla bu sayı artar ve 500'e çıkar. Bu okulun mes'ulu, çocuklara annelik eden Mrs.Edward Riggs, daha sonra da 12 yıl boyunca Bay ve Bayan Getcheller idi. Newyork'tan Mrs. John Stwart Kennedy'nin yardımıyla yani binalar kazanıldı ve temeli 10 Nisan 1914'de atıldı. Bu sırada Osmanlı-Rus Savaşı hazırlıkları münasebetiyle Kampus çevresinde Türk askerlerinin çadırları bulunuyordu.
Aşağıda belgelere daha geniş değineceğimiz 1895 yılındaki ciddi Ermeni ayaklanması olaylarından sonra önde gelen İngiliz Quaker'lerinden Dr. Rendel Haris ve eşinin Koleje büyük yardımları dokunur. İngiliz Quaker George Cadburg eğitimli bir hemşirenin bir yıllık maaşını karşılar. Cadburg'un kızkardeşi Josephine Taylor hemşire olarak göreve başlar. Daha sonra yerini Bayan J.H. Hoyland alır. Kampüsün dışında bir ev kiralanarak hastanenin temeli atılmış olur. Amerikan Board Teşkilatı Merzifon Koleji'nin isteği üzerine Dr. Carrington Merzifon'a gelerek, Kendine Yardın atelyesinin deposu hastane haline getirilir. Carrington'nun İstanbul'a gitmesi üzerine yerine Dr. Marden gelir .
G.White, Merzifon'a gelir gelmez Türkçeyi öğrenmeye başlar. Camileri de sık sık ziyaret eder ve camileri kendi evi gibi sıcak bulur . Müslüman cemaat onu sevgi ile kucaklar. Müslüman dinini öğrenir. Ezan sesi rahatsız etmez. Namaz kılacak kadar Kur'an surelerini ve anlamını öğrenmiştir. Aydın fikirli olan zamanın Müftüsü, o devirde Fransızca bilen ve İstanbul Millet Medresesi mezunu ( rahmetli Dedem Hacıbayramoğlu Hacı Salim Efendi , White, hatıratında nedense ismini vermiyor ?) ile yakın dost olup, dini konuları birlikte tartışırlar , rahmetli babam İhsan Bayram'dan duyduğum kadarı ile evimize ve Merzifon'un güney-doğusunda bulunan meyve bahçemize gelirlermiş .
1902 yılında okula 1045 öğrenci girmiş, bunlardan 115'i 16.sınıftan mezun olmuştur. Türkiye'de eğitilen ilk hemşire Lousaper Torigian Kolej Hastanesinden aynı yıl diplomasını almıştır . Kolejde 2 Rum Öğretmen ve 21 Rum öğrenci olup, zamanla sayıları artmıştır.
1904 Yılı baharına kuraklık olması sebebiyle Hıdırlık'ta Müftü ( Hacıbayramoğlu Hacı Salim) ve beraberinde G. White'ın da bulunduğu 3.000 kişi, gelenek gereği yağmur duasına çıkarlar.
Dr.G.E.White, Hatıratı çevrisinin 186. sayfasında Rufâi zikrini şöyle anlatır :
Şeyh Ali 500 taneli tespih taşırdı. Dervişlerin her bağırışında ( zikrinde ) bir taneciği çeker ve tüm tespih bittiğinde, yeni bir cümleciğe geçilir di. Cezbe içindeki dervişlerin havasına kapılmamak ve vücut ve sesle onlara katılmamak mümkün değildi. Zaman zaman birisi yere düşer, ancak arkadaşları tarafından kaldırılır ve hemen sıradaki yerini alırdı.
Kömür mangallar getirilir, bunların içinde 30 santimlik küçük şişler demir kızgın beyaza dönene kadar ısıtılırdı. Daha sonra ayini yöneten yarım düzine adamı çağırır, her birinin avucuna bu ısıtılmış demirleri yerleştirirdi. Dervişler bu demiri ateşteki rengi yüzünden '' gül '' diye adlandırırlardı. Ve demiri alan her derviş, heyecan ve cezbe içindeki kalabalığın oluşturduğu halkada yürür ve bu kırmızı sıcak demiri yalardı. Metalin parladığını ve nemli dil ile temas ettiğinde çıkardığı sesi duyardım. Demir soğuduğunda; dervişler mangaldan yanan kömürleri alırlar, ağızlarına koyarlar, parlayan kordan aldıkları derin nefesle sıcak ateşe üfürürlerdi. Sonra demir keserler, sivri uçlu demirler, şişler çıkarırlardı. Bu şişler, her biri yumruk büyüklüğünde çınlayan halkalarla sarılı birer tahta sapa sahiptir.
Bu aletin görünüşü benim kanımı dondururdu. Halbuki dervişler onu kullanırken hiçbir acı hissetmediklerini söylerlerdi. Bir Rufâi olmanın fazileti merhum Pir'in gücünün ve faziletinin yaşayan şeyh vasıtasıyla aktarılması, imkansız gözüken bu hayret verici işleri gerçekleştiren mütevâzi dervişleri korurdu. Böylece Allah'ın bir Rufâi'nin ibâdetini kabul ettiğini ispatladığı düşünülürdü. Bu aleti başlarını eğerek alan her derviş, onu öper, okşar ve elinde kıvırarak yürürdü. Gittikçe daha çok cezbeye kapılıp heyecanlanır, en sonunda '' Allah, Allah '' bağırışı ile onu yanaklarına, ensesine, göğsüne veya vücudunun diğer yumuşak yerlerine saplardı. Aleti topuzundan döndürerek yürür ve bir zaman sonra etinden ani bir sarsıntı ile çeker ve daha büyük bir heyecanla yeniden başlardı. Böyle yaralardan hiç kan akmadığı iddia edilirdi. Parçalanan yanakları ve ağızdan dışarı fırlayan şişin ucunu gördüğüm halde ben de hiç kan görmedim.
Aynı sayfa sonunda ise Rufai zikri hakkında şu yorumda bulunur :
Bu ispatların bir açıklamasını yapamıyorum. Dindar Müslümanlar bunun belirli dindar insanlar için ilâhi tasdikin bir işareti olduğunu söylüyor ve saygı duyuyorlardı. Her ne olarak tanımlanırsa, belki hipnotizma bazı şeyler için açıklama sağlayabilir. Aldanma oldukça mümkün olmakla birlikte, sahtekârlık konusunda hiçbir delil bulamadım.
Rahmetli babamdan bu konuda duyduğum bir olayı sizlere aktarmak istiyorum.
Çocuk yaşta idim. Mahallemiz olan ve aynı sokakta yaşadığımız Medrese Önü ( Çelebi Mehmet ) Camii penceresinden Rufâi zikrini seyrediyordum.( Tahminimize göre Anatolia Kolejinde öğretmen ) Bir Amerikalı da diğer pencereden seyrediyordu. Onu gören Şeyh, Amerikalıyı Camiin içine çağırdı. Baş parmağını elindeki kılıçla bir darbede kesti, Amerikalının yaka cebinden aldığı mendille sildi. Mendile kan bulaşmıştı. Kesik parmağı tekrar eski yerine koyarak tükrüğü ile sildi. Şimdi bak parmağına dedi. Parmağı yerindeydi. Amerikalı hayretler içinde bakıyordu. Parmağı diğer eliyle çekti. Parmak kopmadı, parmağı sağlamdı ve acı,kan-yara izi de yoktu. Şeyh yaka cebindeki mendiline bak dedi. Mendil kanlı idi. Amerikalı hayret ve şaşkınlık içinde camiyi terk etti.
24 Temmuz 1908 'de İkinci Meşrutiyetle yeni Anayasa ilânı ile Hürriyet, adalet, eşitlik, kardeşlik sevgisi dört bir yana dağılır, herkes birbirini kucaklar. İttihat ve Terakki Dernekleri kurulur. Merzifon Derneğine Kolejden 3 öğretim üyesi, bir ermeni olmak üzere 12 kişiden oluşur. Fakültenin iki üyesi Belediye Meclisine seçilir.
Anayasa'nın ilânı ile birlikte, Kolej öğrencileri, Kolej idaresinin yardım ve gözetiminde Kolejde öğrenciler fikirlerini açıklamak gayesiyle gazete çıkarmaya karar verirler. Bir grup Rum öğrenci Merzifon'da basılan ilk gazeteyi basmaya, yönetmeye ve dağıtmaya başlarlar.
Bunun akabinde Ermeniler de diğer küçük kulede '' Aylık Aile Dergisi '' çıkarmaya başlarlar. White'de Savaşsız Zafer ( !!! ) konulu azınlıklar lehine bir konferans verir. Bunun yorumunu da siz değerli okuyucularımın takdirlerine bırakıyorum¦
Bilindiği halde işletilmeyen Merzifon ile şimdiki Suluova arasındaki Merzifon'a takribi 20 Km. mesafede, Merzifon-Samsun-Suluova kavşağında bulunan eski Çeltek Kömür Madeninin imtiyazını Kolejden mezun bir genç Ermeni almayı başarır ve Kolejde de bu maden kömürü kullanılır.Dr.Tracy bir inşaatcıydı. Merzifon'da pişmeye elverişli kili ilk defa tesbit ederek Marsilya tuğlası üzerinde çalıştı ve Merzifon'a kazandırdı.
02 Muharrem 1329 H./ 05.01.1911 M. Tarihinde Amerikalı misyonerlerden Charles Johns tarafından Merzifon Çelebi Sultan Mehmed Han Vakfı'nın mutasarrıf olduğu mahalde Amerikan şirketi adına hastane inşası için ruhsat ister , talep, 13 gün sonra zamanın Bakanlar Kurulu kararı çıkar. Yani, 16 Muharrem 1329 H./ 18.01.1911 tarihinde Sultan Çelebi Mehmed Vakfı'ndan 19 dönüm, 11.472 m2 iki adet tarlanın 55.000 kuruş kıymetindeki tarlanın binde onu vakfa icare-i zemin alınmak şartıyla, kiranın muntazaman ödenmesi koşulu ile, emlak vergisinin alınmaması, kaydı ile Bakanlar Kurulu kararı çıkar. Kararda Sadrazamın mührü vardır. Ayrıca Şeyhülislam, Adliye Nazırı, Hariciye nazırı, Evkaf Nazırı, Bahriye Nazırı, Maarif Nazırı, Ticaret Nazırının isimleri yer almaktadır. Evrak eklerinde hastahane mahallinin krokisi ve hastane planı bulunmaktadır .
Bu konu ile ilgili Başbakanlık Osmanlı Arşivinde DH.İD.123/3 nuralalı dosyada 11 belge bulunmaktadır. Bu belgelrin transkribe edilmiş şekli aşağıdadır :
Belge 1:
Bâb-ı Âli Dâire-i Sadâret
Tahrirât Kalemi
2334
Dahiliye Nezaret-i Celilesine,
Devletlü Efendim Hazretleri.
Amerika misyonerlerinden Charles Thranis Merzifon'da cennetmekân Çelebi Sultan Mehmed Han Hazretleri Vakfından bâ-sened mutasarrıf olduğu on dokuz dönüm yani on bir bin dört yüz yetmiş iki metro (metre) murabba'ında ve elli beş bin kuruş kıymetinde olan iki kıt'a tarladan dokuz yüz kırk beş metro (metre) murabba'ı Amerika misyonerleri nâmına müceddeden inşâsına müsâa'de i'tâsı istid'â olunan hastahânenin işgal edeceği arazinin kıymeti olan elli beş bin kuruşun binde onu nisbetinde vakfı nâmına senevi icâre-i zemin tahsis olunmak ve her nev'i vergü ve rüsûmu usûl ve nizâmına tevfikan muntazaman te'diye ve ifâ kılınmak üzere yapılmasına ruhsat verilmesi husûsuna 14 Ağustos 327 tarihli ve 4/1413 numaralı tezkire-i devletleri üzerine ŞÃ»râyı Devlet ve Meclis-i Vükelâ karârıyla bi'l-istizân İrâde-i Seniyye-i Cenâb-ı Pâdişâhi müte'allik buyrularak Mâliye Hâriciye ve Evkâf-ı Hümâyun Nezâret-i celile ve aliyyelerine tebliğât icrâ kılınmış olmakla iktizâsının ifâsına himmet buyrulması siyâkında tezkire-i senâveri terkim kılındı Efendim. Fi-28 Muharrem sene
329/ 16 Kânun-ı Sâni, sene 326.
Sadrazam
(İmza)
Belge 2:
Dâhiliye Nezâreti Muhâberât-ı Umûmiye Dâiresi Şu'be 4
Sivas Vilâyeti Vekâlet-i Behiyyesine
2 Ağustos sene 326 tarihli 276 numaralı tahrirâta cevâbdır.
Amerika misyonerlerinden Charles Thranis Merzifon'da cennetmekân Çelebi Sultan Mehmed Han Hazretleri Vakfından bâ-sened mutasarrıf olduğu on dokuz dönüm yani on bir bin dört yüz yetmiş iki metro (metre) murabba'ında ve elli beş bin kuruş kıymetinde olan iki kıt'a tarladan dokuz yüz kırk beş metro (metre) murabba'ı Amerika misyonerleri nâmına müceddeden inşâsına müsâa'de i'tâsı istid'â olunan hastahânenin işgal edeceği arazinin kıymeti olan elli beş bin kuruşun binde onu nisbetinde vakfı nâmına senevi icâre-i zemin tahsis olunmak ve her nev'i vergü ve rüsûmu usûl ve nizâmına tevfikan muntazaman te'diye ve ifâ kılınmak üzere yapılmasına ruhsat verilmesi husûsuna sebk eden irâde üzerine ŞÃ»râyı Devlet ve Meclis-i Vükelâ karârıyla bi'l-istizân İrâde-i Seniyye-i Cenâb-ı Pâdişâhi şeref müte'allik buyrularak Mâliye Hâriciye ve Evkâf-ı Hümâyun Nezâret-i celilelerine tebliğât icrâ kılındığı bâ-tezkire-i Aliyye izbâr edilmekle mûcibince iktizâsının ifâsı bâbında.

Belge 3:
Dâhiliye Nezâreti Muhâberât-ı Umûmiye Dâiresi Şu'be 4
Huzûr-ı Âli-i Hazret-i Sadâretpenâhiye
28 Nisan 326 tarihli ve 538 numaralı tezkireye zeyildir.
Amerika misyonerlerinden Charles Thranis tarafından Merzifon'da inşâ edilmek istenilen hastahâne içün taleb olunan ruhsat-ı resmiyenin ifâsına âid mu'amele ba'de ifâ edilmek üzere evvel emirde mahalli mezkûrda böyle bir hastahâne inşâsında mahzûr ve etrâf ve civârında cevâmi-i şerife ve hayrât ve meberrât-ı islâmiyye mevcûd olub olmadığı ve bunun masârıf-ı inşâiyye ve dâimesinin ne sûretle temin ve tesviye olunacağı ve merzânın ücretle mi meccânen mi tedâvi edileceği istizâhâtını hâvi divân-ı hümâyunun tevdi buyurulan 10 Mayıs 326 tarihli tezkiresi üzerine sebk eden isti'lâma cevâben izâhât-ı mutlakayı muhtevi Sivas vilâyetinden alınan leffen ve evrâk-ı i'âdeten takdim kılınmış olmakla arz-ı sâbık vecihle mevdû'una icrâyı icâbı menût rey'i sâmi-i Sadâretpenâhileridir olub.
Hülasa: Merzifon'da inşa edilmek istenilen hastahâneye dâir.
Belge 4:
ŞÃ»râyı Devletin gayri devâirden mesâlih-i şahsiyyeye dâir verilen mazbata-ı mahsûsa varakıdır
Kıymeti beş kuruştur
Amerika Misyoner Şirketi nâmına inşâ olunacak hastahâne hakkında.
Amasya Mutasarrıflığı Vekâlet-i Cânib-i Âlisine
Amerika misyoner şirketi nâmına bâ-sened-i hâkâni mutasarrıf olduğu şarkan rumlar ve garben öküzoğlu Bakos şimâlen Hacı Ahmed cenûben tarik ve şarkan Amerika teb'asından mösyö Thranis garben tarik şimâlen Araboğlu ved Cekamoğlu cenûben tarik ile mahdûd on bir bin dört yüz yetmiş iki metro (metre) murabbaı' iki kıt'a tarlasının dokuz yüz kırk beş metro (metre) murabba'ı mahalline müceddeden hastahâne binâsı inşâsına ruhsat i'tâsı Merzifon'da Amerika Mektebi Müdürü Mösyö Theranis tarafından verilen arzuhalde istid'â kılınması üzerine kıymeti takribiyesi elli beş bin kuruştan ibâret ve arâzi-i mevkûfe-i gayri sahihadan bulunan mahalli mezkûre ebniye inşâsında bir gûne mahzûr nizâmı olmadığı icrâ edilen tahkikattan anlaşılmış ve yapılacak ebniyenin haritası leffen takdim kılınmış olduğundan kıymet-i muharreresine nazaran mukâta'a-i zemine rabtıyla ruhsat-ı resmiyyesinin istihsâline müsa'ade buyrulması bâbında emr ve irâde hazret-i men lehu'l-emrindir 7 Muharrrem sene 3208/ 5 Kânûn-i Sâni sene 325.
Tahrirât Katibi Mâliye Müdürü eddâi Müftü eddâi Nâib Merzifon Kâimakâmı.
Belge 5:
Defter-i Hâkâni Memurluğuna fi- 9 Kânûn-ı Sâni sene 325. Numara 235.
Merzifon'da Amerika misyonerlerinin on bir bin dört yüz yetmiş iki metro (metre) murabba'ı Çelebi Sultan Vakfından elli beş bin kuruş kıymetli on dokuz dönüm iki kıt'a tarla üzerine kendileri tarafından inşâ olunacak hastahâne binâsı hakkında mahalli hükümeti tarafından bi't-tanzim mutasarrıflığa gönderilen üç yüz dokuz numaralı ve 5 Kânûn-ı Sâni sene 325 tarihli dâireye muhavvel mazbata ve bir kıt'a harita üzerinde tedkikâk-ı mukteziye bi'l-icrâ bir sûreti merbût kıymet pusulasında muharrer fi- 1 Eylül sene 324 tarih ve 142 dâimi ve Teşrin-i Evvel 313 dâimi defterinde Amerika teb'asından Çars Tranisi nâm kimesnenin mutasarrıf olduğu nümâyan olmuş olduğundan leffiyle keyfiyetin Dâhiliye Nezâret-i Celilesine arz ve beyân-ı ma'lûmât olunmak üzere vilâyet-i celileye takdimi bâbında fermân fi 18 Kânûn-ı Sâni sene 325. (Mühür Amasya Sancağı Defter-i Hakâni Memuru Halil Rif'at).
Belge 6:
Dâhiliye Nezâreti Muhâberât-ı Umûmiye Dâiresi Şu'be 4
Huzûr-ı Âli-i Hazret-i Sadâretpenâhiye
Amerika misyonerlerinden Charles Thranis tarafından Merzifon'da Çelebi Sultan Vakfından bâ-sened mutasarrıf olduğu muharreru'l-mikdâr mahal Amerika Misyonerler şirketi nâmına müceddeden hastahâne inşâsı içün kıymet-i muhammemesine nazaran mukâtaa'i zemin tahsis edilmek üzere ruhsat-ı resmiyye istikâli istid'â olunduğuna dâir Sivas Vilâyetinden alınan tahrirât melfûfetiyle berâber takdim kılındığından icrâyı icâbı zımnında ŞÃ»râyı Devlete tevdi'i menût rey'i sâmi-i Sadâretpenâhidir ol-bâbda.
Hülasa: Amerika Misyonerlerinden Charles Thranis tarafından Merzifon'da yapılacak hastahâne hakkında.
Belge 7:
Dâhiliye Nezâreti Muhâberât-ı Umûmiye Dâiresi Şu'be 4
Sivas Vilâyet-i Behiyyesine
Amerika misyonerlerinden Charles Thranis tarafından Merzifon'da inşa edilmek istenilen hastahâne içün icab eden ruhsat-ı resmiyyenin istihsâline dâir makâm-ı vâlâlarından vârid olan 17 Nisan sene 326 ve 72 numaralı tahrirât üzerine sadârât-ı a'zimeye yazılan tezkire-i senâveri Divân-ı Hümâyun kalemine lede'l-havâle Divân-ı mezkûrdan yazılub tevdi' buyrulan ruhsat matlubunun i'tâsına âid mu'amele ifâ edilmek üzere evevel emirde mahalli mezkûrede bu yolda bir hastahâne inşâsında mahzûr ve etrâfı ve civârında Cevâmi- Şerife ve hayrât ve meberrât-ı İslâmiyye olub olmadığının ve hastanenin masârıf-ı inşâiyesi ve dâimesinin ne yolda tesviye ve temin ve kabul edileceğinin ve merzânın ücretlemi yoksa meccânenmi tedâvi olunacağının isti'lâmıyla alınacak ma'lûmâtın ebnâsı husûsuna lüzum gösterildiğinden bu cihetle hakkındaki malumatın muvazzahan iş'âr buyrulması bâbında.
Belge 8:
YILDIZ SARAY-I HÜMÂYUNU
Sivas Vilâyetinden Şifre
Merzifon'da bulunan Amerika misyonerleri mektebinin müdürü Herrik nezd-i çâkıraneye gelerek teb'a-i Devlet-i Aliyyeden Doktor Badonek'in taht-ı tasarrufunda ve mekteb-i mezkûrun ittisâlinde olub geçende muhterik olan ebniyenin tekrar inşâsı içün beş yüz lira i'tâsıyla mekteb ihdâsı Bâb-ı Âli ile Amerika Sefâreti beyninde karargir olduğunu ifâde ve mezkûr arsanın kendi nâmına mu'amele-i ferâğıyenin hemen icrâsını istid'â eylemiştir sâlifu'z-zikr misyonerlerin erbâb-ı fesâdın teşebbüsât-ı muzırrelerine iştirâk etmeyeceklerine itminân hâsıl olsa dahi bunların asıl maksatları olan protestan mezhebinin ta'mimine vesile olan mekteblerinin terakkisini temin içün yerli mu'allimlerin ve şâkirdânın efkâr-ı fâsidelerine karşu ağmâz-ı ayn ve bazı nesâyih-i sathiye ile iktifâ ettikleri ahvâl-i câriye ile ma'lûm ve mezkûr mektebin henüz ma'hûd hezeyannâme meselesini müte'âkib tevsii ermenilerin lisânında deverân eden müdâhalat-ı ecnebiyye neşriyâtını teyid ve sûi tesir hasıl edeceği emr-i meczum bulunmuş olmakla bu bâbda edilecek mu'amele Dâhiliye Nezâretinde istifsâr olunmuş isede ifâyı muktezâsı her halde manût emr u fermân mülhemiyet iktirân-ı hazret-i Hilâfetpenâhidir.
Fermân fi-21 Temmuz sene 1309 Sivas Valisi
Halil
Belge 9:
Bâb-ı Âli Meclis-i Mahsûs
4085
Amerikan misyonerlerinden Charles Thranis tarafından Merzifon'da Cennetmekân Çelebi Sultan Mehmed Han Hazretleri vakfından bâ-sened mutasarrıf olduğu muharreru'l-mikdar mahal üzerine Amerika misyonerleri şirketi nâmına müceddeden inşasına ruhsat i'tâsı istid'â olunduğu Sivas Vilayetinden bildirilen hastahane hakkında Dâhiliye Nezâretinin tezkire-i muhavvelesi üzerine Hâriciye ve Mâliye Nezâretleriyle bi'l-muhâbere ŞÃ»râyı Devlet Mülkiye Dairesinden kaleme alınıp melfûfiyle meyâne-i bezgânemizde mutâla'a olunan mazbata dermiyân olunduğu vecihle muma ileyh Çars tranisin vakf-ı mişârun ileyhden uhde-i tasarrufunda bulunan on dokuz dönüm yani on bir bin dört yüz yetmiş iki metro (metre) murabba'ında ve elli beş bin kuruş kıymetinde olan iki kıt'a tarladan dokuz yüz kırk beş metro (metre) murabba'ı mahalline şirket-i mezkûre nâmına müceddeden hastahâne inşâsıyla kalan mahallin dahi hastaların teferrüc ve teneffüslerine mahsûs bahçe halinde isti'mâl olacağı ve etrâfında Cevâmi-i Şerife ve hayrât ve meberrât-ı İslâmiyye bulunmadığı cihetle hastahâne inşâsında mahzûr bulunmadığı ve Merzifon'daki Amerika Koleji Avrupa'da bulunan ashâb-ı hayrât tarafından verilen i'âne ve Amerika misyoner şirketinin mu'âveneti ve hastalardan alınan ücret-i tedâvi ile idâre eylemekde olduğundan yapılacak hastahâne masârıf-ı inşâ'iyyesinin de bu meyanda tesviye ve üç binânın birleştirilerek hastahâne ittihaz kılınacağı ve el-yevm mevcûd mahal kâfi olmadığı cihetle kasabanın kenarında yeniden iştirâ olunacak tarla duvar içine alınarak hastahâne inşâ etmek fikrinde bulunduğu vilâyet tezkiresinin iş'ârından anlaşılmış ve Amerika müessesetına dâir evvelâ defterde Merzifon'da misyonerlere aid bir Kolej İnâs Mektebi, Mekteb-i Sanâyi', İlâhiyyât Mektebi, Eytamhâne, hastahâne, mu'âyenehâne ve mesâkin münderic ise de bu def'a inşâsına ruhsat i'tâsı istid'â olunan hastahâne bu müessesâttan başka olacağı ve Merzifon'daki bir kasabada Amerikalı nâmına iki hastahâne küşâdı tedâvi olunacak hastalardan ücret ahzıyla temin istifâde maksadına müstenid olacağı cihetle bu hastahâneden emsâline kıyâsen emlak vergisi ve rüsum-ı sâiresi alınması muhtâc-ı teemmül göründüğü Divân-ı Hümâyun kaleminin tezkiresinde dermiyân olunmuş olmasına ve ücret-i tedâvi ahzıyla temin-i istifâde edilmek üzere tesis edilecek olan hastahânelerin vergi ile mükellefiyeti lüzûm-ı mâliye ve sâlifu'z-zikr hastahâne hakkında sefârete karşı bir gûne te'ahhüd etmediği zâten sefâretleri cânibinden mürâca'at vuku'unda dahi ücretli mekteb ve hastahâne ve emsâlinin vergiye teb'iyyeti kâidesinin makbûliyetine çalışılmakta olduğu Hâriciye Nezâretlerinden iş'âr kılınmasına nazaran mezkûr hastahânenin işgal edeceği arâzinin kıymeti olan elli beş bin kuruşun binde onu kıymetinde vakfı nâmına senevi icâre-i zemin tahsis olmak ve her nev'i vergi ve rüsûmu usûl ve nizâmına tevfikan muntazaman tediye ve ifâ kılmak üzere inşâsı içün emr-i âli isdârı husûsunun Divân-ı Hümâyun kalemine havâlesi ve Dâhiliye ve Mâliye ve Hâriciye ve Evkâf-ı Hümâyun ve Defter-i Hâkâni Nezâretlerine ma'lûmât i'tâsı bi't-tezekkür mezkûr mazbata melfûfiyle arz ve takdim kılınmakla kâtıbe-i ahvâlde emr u fermân hazret-i men lehu'l-emrindir fi- 16 Muharrem sene 329/ 4 Kânûn-ı Sâni sene 326.
Harbiye Nâzırı, Dâhiliye Nâzırı, Hâriciye Nâzırı, Adliye Nâzırı ve ŞÃ»râyı Devlet Reisi, Şeyhulislam, Saadrazam,
Evkâf-ı Hümâyun Nâzırı, Orman ve Ma'âdin ve Zira'at Nâzırı, Ticâret ve Nâfi'a Nâzırı, Ma'âriz Nâzırı, Bahriye Nâzırı,
Mâliye Nâzırı.
Belge 10:
Amerikan misyonerlerinden Charless Thranis tarafından Merzifon'da Çelebi Sultan Mehmed Han Hazretleri vakfından bâ-sened mutasarrıf olduğu muharreru'l-mikdar mahalde Amerika misyonerleri şirketi nâmına müceddeden hastahâne inşası içün ruhsat i'tâsı istid'â olunduğundan bahaisle ifâyı muktezâsına dair Sivas Vilayetine mürsel tahrirâtın takdimini kılmağın Dahiliye Nezâretinin 28 Nisan 326 tarihli tezkiresi üzerine Divân-ı Hümâyun kaleminden bâ-müzekkere gösterilen muktezâ vecihle sebk eden tebliğ-i sâmiye cevâben nezâret-i müşârun ileyhâdan bi't-takdim ŞÃ»râyı Devlete havâle buyrulan 14 Ağustos 326 tarihli ve 4/1413 numaralı tezkire ve melfûfâtı kalem-i mezkûrun derkenâr-ı âhiri ile mülkiye dairesinde kıraat olundu tahrirât- vilâyette mûma ileyhin vakf-ı müşârun ileyhden uhde-i tasarrufunda bulunan on dokuz dönüm yani on bir bin dört yüz yetmiş iki metro (metre) murabba'ında ve elli beş bin kuruş kıymetinde olan iki kıt'a tarladan dokuz yüz kırk beş metro (metre) murabba'ı mahalline Amerika misyonerler şirketi nâmına müceddeden hastahâne inşâsıyla kalan mahallin dahi hastaların teferrüc ve teneffüslerine mahsûs bahçe halinde isti'mâl olacağı ve bu tarlalar civârında ve etrâfında Cevâmi-i Şerife ve hayrât ve meberrât-ı İslâmiyye olmadığı cihetle hastahâne inşâsında bir gûne mahzûr bulunmadığı ve Merzifon'daki Amerika Koleji Avrupa'da bulunan ashâb-ı hayrât tarafından verilen i'âne ve Amerika misyoner şirketinin mu'âveneti ve hastalardan alınan ücret-i tedâvi ile idâre eylemekde olduğundan yapılacak hastahâne masârıf-ı inşâ'iyyesinin de bu meyanda tesviye ve üç binânın birleştirilerek hastahâne ittihaz kılınacağı ve el-yevm mevcûd mahal kâfi olmadığı cihetle kasabanın kenarında yeniden iştirâ olunacak tarla duvar içine alınarak hastahâne inşâ etmek fikrinde bulunduğu görünmüş ve Divân-ı Hümâyun kaleminin derkenârında Amerika müessesetına dâir evvelâ defterde Merzifon'da misyonerlere aid bir Kolej, İnâs Mektebi, Mekteb-i sanâyi', İlâhiyyât Mektebi, Eytamhâne, Hastahâne, Mu'âyenehâne ve mesâkin münderic ise de bu def'a inşâsına ruhsat i'tâsı istid'â olunan hastahâne bu müessesâttan başka olduğu ve Merzifon'daki bir kasabada Amerikalılar nâmına iki hastahâne tesis ve küşâdı tedâvi olunacak hastalardan ücret ahzıyla temin istifâde maksadına müstenid olacağı vilâyetce beyân edildiği ve me'a hezâ bu hastahâneden emsâli asâr-ı hayriyeye kıyâsen emlak vergisi ve rüsum-ı sâiresi alınması muhtâc-ı teemmül göründüğü ve defter-i müessesât hâricinde inşâsına ruhsat i'tâsı istid'â olunan işbu ikinci hastahânenin mezkûr defterde münderiç hastahâne gibi mazhar-ı ma'neviyetyet olan asâr-ı hayriyeden onulacak olduğu halde işgal edeceği tarlaların kıymeti olduğu gösterilen elli beş bin kuruşun binde onu kıymetinde vakfı nâmına senevi icâre-i zemin tahsis olmak üzere mezkûr hastahânenin inşâsına müsa'adesine istihsâli icab edeceği dermiyân kılınmıştır mevzu'u bahs olan hastahânenin hastalardan ücret almak sûretiyle bir nev'i ticârethâne halinde küşâd edileceği anlaşılıb şu hâle nazaran vergi ile mükellef tutulması icâb edeceği tebâdir-i hatr olmakda isede musakkafât kânûnunun dördüncü maddesinin yedinci fıkrasında medâris ile mu'ârife ve cizyeye aid olarak cânib-i hükümetten ruhsat verilmiş müessesâta mahsûs olan ve icâr ve isticâr edilmeyen musakkafâtın vergüden müstesna olacağı muharrer bulunduğu orada zâten mevcûd olan bir hastahânede tedâvi edilen merzânın kudretleri müsâ'id olanlarından ücret alındığı ve me'a hezâ eski hastahâneden vergi nâmıyla şimdiye kadar bir şey alınmadığı halde müceddeden inşâ olunacak olan bu hastahânenin vergiye tâbi' tutulması dahi bâis-i mübâhese edilebilüb netice i'tibâriyle mu'amele-i ahkâm-ı kânûniyeyi tatbikten ibâret olduğu cihetle tafsilât-ı vâkı'aya nazaran bu bâbdaki mutâla'a Mâliye Nezâretine ba'de'l-istifsâr cevâben alınan 27 Teşrin-i Evvel 326 tarihli tezkirede umûr-i cizyeye âid olarak cenâb-ı hükümetten ruhsat verilen ve icâr ve isticar edilmeyen müessesâtın vegiden istisnâsı musakkafât kânununda muharrer ise de kânûn-ı mezkûr Sivas Vilâyetinde henüz tatbik olunmadığı ve tatbik edilmeyen yerlerde hükmü câri olmadığı musarrah bulunduğu ve hâl-i hazırda câri usûlünce eğerçi fukarâyı meccânen tedâvi etmek üzere tesis edilmiş olan böyle müessesâtı cizye ruhsat tesis i'tâ eylediği vakt-i istihsâl olunan ferâmin-i âliye mûcibince istisnâen vergiden mu'af tutmuş ise de ücreti tedâvi ahzı ile temin-i istifâde edilmek üzere tesis edilecek olan hastahânelerin tahsil-i istisnâıylada sebeb ve mecbûriyet bulunmadığı beyânıyla mezkûr hastahânenin vergi ile mükellefiyeti lüzûmu beyân ve bi'l-muhâbere Hâriciye Nezâretinden alınan 15 Kânûn-ı Evvel 326 tarihli tezkerede sâlifu'z-zikr hastahâne hakkında sefârete karşı bir gûne te'ahhüd sebk etmemiş olduğuna ve bunun esâsen ücretle hasta kabul ve tedâvi eder bir müessese olacağı ve zâten sefâretleri cânibinden müraca'at vuku'unda dahi ücretli mekteb ve hastahâne ve emsâlinin külliyyen vergiye teb'iyyeti kâidesinin makbûliyetine çalışılmakta bulunduğuna mebni taleb olunan ruhsatın gerek vakıf gerek hazine-i mâliye âidâtı ve rüsûm müteferri'asıyla gümrük-i resmi kâffeten verilmek şartıyla i'tâsı lâzım geleceği dermiyân kılınmış olmasına nazaran sâlifu'z-zikr hastahânenin iştiğal edeceği arazinin kıymeti olan elli beş bin kuruşun binde onu nisbetinde vakfı nâmın senevi icâre-i zemin tahsis olunmak ve her nev'i vergi ve rüsûm ve usûl ve nizâmına tevfikan muntazaman tediye ve ifâ kılınmak üzere inşâsı içün emr-i âli isdârı husûsuna bi'l-istidâne irâde-i seniyye-i hazret-i pâdişâhi müte'allik bulunduğu halde ifâyı muktezâsının Divân-ı Hümâyun kalemine havâlesi ve Dâfi'iyye ve Mâliye ve Evkâf-ı Hümâyun ve Defter-i Hâkâni Nezâretlerine malûmât i'tâsı tezekkür ve haritası leffen takdim kılınıb ol-babda emr u fermân hazret-i men lehu'l-emrindir fi 10 Muharrem sene 329--- fi 19 Kânûn-ı Evvel sene 326.
A'zâdan, A'zâdan, A'zâdan, A'zâdan A'zâdan, Mülkiye Dâiresi Müdir-i Sânisi
mühür mühür mühür mühür mühür mühür.
Belge 11:
Bâb-ı Âli Dâire-i Sadâret
Meclis-i Vükelâ ve Ma'ruzât Kalemi
4085
Atifetlü Efendi Hazretleri
Amerika misyonerlerinden Charless Thranis tarafından Merzifon'da Cennetmekân Çelebi Sultan Mehmed Han Hazretleri vakfından bâ-sened mutasarrıf olduğu muhareeru'l-mikdâr mahal üzerine Amerika misyonerleri şirketi nâmına müceddeden inşâsına ruhsat i'tâsı istenilen hastahâne hakkında ŞÃ»râyı Devlet Mülkiye Dâiresinin mazbatası üzerine meclis-i mahsûs-ı vükelâda cereyân eden müzâkereyi hâvi kaleme alınan mazbata melfûfiyle arz ve takdim kılınmakla İrâde-i Seniyye-i Hazret-i Pâdişâhi vecihle şeref-sudûr buyrulur ise mantûk- âlisi infâz olacağı beyânıyla tezkire-i senâveri terkim kılındı Efendim 16 Muharrem sene 329/ 4 Kânûn-ı Sâni sene 326.
Sadrazam
İmza
Ma'ruz-ı Çâkıreneleridir;
Reside-i dest tanzim olan işbu tezkire-i seniyye-i sadâretpenâhileri meclis-i mahsûs-ı vükelânın melfûf mazbatası ve teferru'âtı ile berâber manzûr-ı âli buyuralarak mûcibince irâde-i seniyye-i cenâb-i pâdişâhi şeref-sâdır olmuş ve mazbata'i mezkûrenin bâlâsı imzâyı hümâyun-ı hazret-i tacdâri ile tevşih buyrulmuş olmakla ol-babda emr u ferman hazret-i veliyyu'l-emrindir 11 Muharrem 329/ 5 Kânûn-ı Sâni 326
ser-Kâtib-i Vilâyet-i Şehriyâri Halid Ziya
Müslüman aileler çocuklarını domuz eti yememek için Koleje göndermek istemezlerdi. Resmi makamlarda Türk öğrenciler için her türlü engeli çıkarırlardı. Okul idaresi de Kolej yemeklerde domuz eti kullanmamaya özen göstermiş, idareciler nadiren domuz eti yemişlerdir. Koleje ilk giren Türk öğrenci Nurettin Pehlivanzade olup, 1909 da girmiş 1914 yılında mezun olmuştur. Dikakte şayan dır ki; Merzifon'nun yerli halkı ve Türk Öğrencilerin kayıtları ve isimlerine ait bir listeden Okul Müdürü Dr. White hiç zikretmemektedir.
1911-12 ders yılında yeni gelen James, Papazyan, Hurmiziades, Leresche, Marchetic. İle İngilizce, Türkçe, Yunanca, Fransızca ve Rusca dillerinde Kolejde Bülten çıkarılıyor, ek dersler veriliyordu 282 öğrenci ülkenin 16 eyaletinden geliyordu. Aynı zamanda Yunanistan'dan, Girit'ten, Kıbrıs'tan, Mısır'dan ve Rusya'dan öğrenci vardı.
1913 yılında 27 yılını Kolej Başkanı olarak geçirdiği 46 yıllık Merzifon görevinden Dr.Charles Chaplin Tracy emekli oldu ve Amerika'ya döndü, yerine Dr.George White Kolej Başkanlığına seçildi. 1917'de Tracy'nin vefatından sonra Dr. G. White; Charles Chaplin Tracy: Misyoner, Hümanist, Eğitimci, Anadolu Kolejinin İlk Başkanı adlı bir kitabı yayımlar.
1913-14 ders yılı başında açılış töreni şeref misafiri ve konuşmacısı İngiliz Elçisi Sir Edwin Pears olup, Elçinin Merzifon Amerikan Koleji ziyareti dönüşünde yazdığı mektupta '' Türkiye'deki insanların en önemli ihtiyacı, Anadolu Koleji'nde verilen mezhep-tarikat ayrımı yapmayan bir Hıristiyan eğitimidir'' .
1913-14 ders yılında Anatolian Kolejinde 10 Amerikalı, 11 Ermeni, 9 Rum, 1 İsveçli olmak üzere 32 öğretim üyesi bulunmaktadır. Aynı yıl G.White Amerikan Misyonerlik Teşkilatından aldığı özel izinle Rusya'ya bir seyahat yapar ve Rus Gregory Chakalof o seyahat sonucunda Eylül ayı başlarında Rusya'dan gelerek Kolejin eğitim kadrosuna katıldı. Okulun, 300 yatılı, 125 gündüzlü öğrencisi bulunmaktadır. Bunların 112'si kolej ücretini ödeyebilmek için Kendine Yardın Atelyesinde çalışıyorlardı. Milliyet olarak öğrencileri sıralarsak 200'ü Rum, 160'ı Ermeni, 40'ı Rus, 25'ı Türk'tü.. Merzifon Anadolu Koleji 50. kuruluş yılını sessizce kutladı.
1914 senesine doğru Teoloji ( Dini- İlâhiyat ) Fakültesi hakkında Dr. White şöyle demektedir :
1914 senesine doğru (Merzifon Amerikan Koleji ) Dini Okulu ve Kızlar Okulu, Merzifon'daki Amerikan eğitimiyle birlikte 50'inci senesine doğru geliyordu. Hıristiyan misyonerlerinin eğitimi için kurulmuş isimsiz dini okulumuz, 1910 yılına doğru 16. sınıfta 138 kişiye varmıştı. Hepsi bu değildi. Ayrıca çeşitli sebeplerden ötürü, eğitimini başka yerde tamamlayan veya vaizlik-misyonerlikten kopup başka işler yapan 55 kişi daha vardı. Bazıları oldukça faydalı kişiler oldular. Ayrıca Kolej talebelerinden bir grup da, Dini Okulun derslerini seçtiler. Bu 200 talebe, ülkede Evanjelik ruhun ve gayretlerin artmasında bu 50 sene boyunca liderlik yaptılar. Dini Okulun ana gayesi şu cümle idi '' Ben dünyanın aydınlığıyım. Sen dünyanın aydınlatıcısın ''.
1896 yılında Mr.Smith vefatı üzerine Dr.Riggs, Sistematik Teoloji ve Exegetic öğretmenliğinin yanı sıra Dini Okulun Başkanlığını Yürürmüş, Dr.Pye Başkanlığı kabul etmeye hazır olana kadar Dr. White Fakültenin Başkanlığını yürütmüştür.
4 Ağustos 1914'de Seferberlik emri camilerde okundu. Kafkas Cephesine asker sevkiyatı için Kolej Hastanesine Genel Kurmay tarafından el kondu ve 1.600 askerin barındığı çadırlar kuruldu. Tıbbi eğitimini tamamlayan 22 mezunla birlikte 8 hoca, toplam 36 kişi askere alındı. Eylül 1914'de 22 Öğretmen, 200 öğrenci vardı. Öğrenci sayısı yarı yarıya düşmüştü. Rus öğretmen ve öğrenci kalmamıştı.
Kolejde imar hareketleri de başladı. İngiliz mimar Hıdırlık'taki taş ocağı kalitesini çok beğendi. Ana bina Dr.D.K.Pearson ve eşi tarafından yapıldı. Kütüphane ve Müze binası için 15.000 doların yarısını mezunlar karşıladı. Kuzey Koleji bağış ve hediyelerle yapıldı. Hazırlık öğrencileri ve gözetmenler için yapılan evin harcamasını Jhon Stuart Kennedy ve eşi tarafından karşılandı. Birlik salonu için 25.000 dolar Arthur Curthiss James tarafından annesinin hatırasına verildi. Bu paranın büyük kısmı, George Hills White Salonu için biriken para ile birlikte Selanik'e transfer edildi. Kuzey Koleji 1912, Mezunlar Kütüphane- müzesi 1914, Kenney ve Gözetmen evi 1915'de tamamlandı. George Hills White Salonunun temeli 1915'de atıldı, 440 dolar karşılığı 100 lira harcandı. harpler yüzünden inşaat yürümedi.
Dini okulun faaliyeti askıya alınmıştır.1915 yılında Ermeni tehciri konusu gündemdedir. Kolej ve hastaneden 61 öküz arabası ile 72 kişi ayrılmıştır. Merzifon Anadolu Koleji'nden 1993'te mezun olup, İstanbul Hukuk okulunda 2 yıllık ihtisas çalışması yaparak tekrar Anadolu Kolejine öğretim üyesi olarak dönen, kitap yazan, iyi bir diplomat olduğunu ileri sürülen Prof. Hagopian ; zamanın Kolej Müdürü G. White'yi bir kenara çekip '' Dr. White, kendi irademle gittiğimi bilmeni ve hatırlamanı istiyorum. Yetkili ve güce sahip Türkler arasında etkili arkadaşlarım var. Bana İstanbul'a gidebilmem için seyahat izni vermek hususunda söz verdiler. Oraya gidebilir ve güvenlikte olabilirdim. Ama kendi insanlarımdan ayrılmak istemiyorum. Onları bekleyen akıbet ne ise, ben de onlarla birlikte tecrübe etmek istiyorum. Gidiyorum . Çünkü kaçmayacağım '' dedi .
Matematik ve haritacılık konusunda uzman, şehir mühendisliğine yakışan Prof. Sivaslıyan'a öylesine Müslüman olması karşılığında özel koruma teklif edilmişti. Bu teklif de ret edilmişti .
Tehcir esnasında 12 Ağustos 1915 tarihinde, Merzifon Anatolian Koleji Kızlar Okulu ve King Sağırlar Okulundan sürgüne gönderilen 62 kişiden 48'i Bayan Williard ve Bayan Gage'nin gayretleriyle Sivas'tan Merzifon'a geri getirildi. O tarihte Ermeni erkekler birer potansiyel düşman iken, kızlar ve kadınlara daha hoşgörü ile bakılmış, bazı Merzifon yerlileri, şehirdeki kızları 4,4 dolar ( 1 Osmanlı lirası ) karşılığında satın alarak cariyeleri arasına almışlar ve sürgün esnasında dağdaki eşkıyaların tecavüzünden, seyahat dolayısıyla rahatsızlanarak muhtemel bir ölümden bu şekilde kurtulmuşlardır . Bunların birine de G. White aracılık etmiştir. Tehcir Kanunun uygulanmasında Merzifon'da muaf tutulan bir kısım Ermeniler de bulunmaktadır.
1915 Eylülünde 65 öğrenciden 7 Rus, 8 Türk, 50'si Rum'dur. Öğretmen yokluğundan yüksek kısım kaldırılmış, bazı ileri talebeler derslere öğretmen olarak girmiş, Mrs. Getchell, Mrs. Paye, Dr.Marden gönüllü olarak eğitime destek vermişlerdir.
1919'da Öğrenci sayısı 166'dır. Dördüncü Sınıf 14 kişi, Üçüncü sınıf 22 kişi, İkinci Sınıf 40 kişi, Birinci Sınıf 90 kişidir. Bunları milliyeti ise; 12 Türk, 1 Rus, 75 Rum, 1 Bulgar, 77 Ermeni'dir.
1920-1921 Ders yılı 8 Eylülde başladı. 218 öğrencinin kaydı bulunmaktadır. Bunların 29'u Türk'tür. 21 kişilik kadrolarının 15'i öğretim görevlisidir. Bunların 4'dü Amerikan, 2'si Ermeni, 4'ü Rum, 1'i Rus, 1'i İsveçli, 2'si Türk'tür. Öğrencilerden o yıl okul ücreti olarak 20.000 dolar tahsil edilmiştir.
Merzifon Anadolu Koleji'nde hizmet eden öğretim görevlileriile çalışan görevlilerin ve mezun öğrencilerin listesini Dr.G.White söz konusu eserinde vermektedir . Alfabetik sıraya göre Öğretim üyeleri ile çalışanların listesi aşağıdadır : ÇİFT VEYA ÜÇ SÜTÜN OLACAK 136-148 ARASI
A.Der Haroutunian,B.A.,
A.G.Gulbenkian.B.A.,
A.H.Tashjian.B.A.,
A.J.Papadopoulos,
A.K.Shukuroglu.B.A.,
A.N.Muradoghlu.B.A.,
A.P.Prodromou, B.A.,
A.Phillippides,
Achilles Tochoumoff,
Anna Mc Coy,
Annie Phelps,
Antranig B.Prianian,
Aristocles G.Anastasiades.B.A.,
Bn.E.Riggs,
Bn.Emmanuel,
Bn.Getchell,
C.I.Constantinidies.B.A,
C.K.Tracy,
C.L.Terzopoulos.B.A.,
C.N. Muradoghlu.B.A.,
C.S.Demetracopoulos.B.A.,
C.T.Riggs,
Callisthenes Hurmuziades,
Ch.I.Evstathiades.B.A.,
De Etta D.Pye,
Donald M.Hosford,
Dr.A.G.Sivaslian,
Dr.Alden R.Hoover,
Dr.C.C.Tracy,
Dr.C.W.Ottley,
Dr.E.Riggs,
Dr.Ernest Pye,
Dr.G.E.White,
Dr.G.F.Herrick,
Dr.J.G.Statiropoulos,
Dr.K.Getchell,
Dr.Melcon Altounian,
Dr.T.S.Carrington,
E.Apsotolides,
E.Iknatosian.B.A.,
Emma Zbinden.
Evdokimos Egypthiades,
G.Alexiades,
G.Anastasiades.B.A.,
G.E.White,
G.K.Kojayan,B.A.,
George D.Lambrianos,
Georges Grosjean,
Gregory Chkaloff,
H.A.Arozian,
H.E.Boyce,
H.H.Kabakjian.B.A.,
H.H.Riggs,
H.H.Yaghlian, B.A.,
H.K.Wingate,
H.N.Jenazian.B.A.,
H.T.Kayayan,
H.Takvorian.B.A.,
I.Moisides.B.A.,
Ioachimides. B.A.,
J.F.Smith,
J.K.Merden,
J.R.Brewster,
James E.Goldsburry,
K.H.Chacujian.B.A.,
K.H.Kakoulides,
K.M.Ozanian,
Kabriel Papazyan,B.A.,
Kh.Marpoutjoghlou.B.A.,
L.C.Lake,
L.P.Kyriakides.B.A.,
Louis Leresche,
Lyman C.Cady,
M.Garabedian.B.A.,
M.H.Hampartsomunian.B.A.,
M.S.Meimarides.B.A.,
M.Zeki Ketani,
Mavropoulos,
Mehmed Efendi,
Mihran G.Hovagimian,
N.L. Nerso,
P.M.Metropoulos.B.A.,
Prof.A.T.Daghlian.B.A.,
Prof.D.Theocharides.M.A.,
Prof.Em.Presset,
Prof.Felix Margot,
Prof.G.H.Thoumayan,
Prof.J.J.Manissadjian,
Prof.J.P.Xenides.M.A.,
Prof.K.H.Gulian, B.A.,
Prof.V.H.Hagopian.M.A.,
S.K.Eumurian.B.A.,
Sarkis Gureghian.B.A.,
Stephanos S.Demetracopoulos,
T.A.Elmer,
T.D.Riggs.L.L.B.
Tatcos H.Zhamgochian.B.A.,
Timotheos M.Papadopoulos.B.A.,
V.Koundourianes. B.A.,
Vahan M.Mirakian.B.A.,
Vehbi Efendi Kadı Saidzâde,
Walter James,
Water B.Wiley,
Y.N.Astigian B.A.,
1887-1919 Tarihleri arasında Merzifon Anadolu Koleji mezunlarının listesi ise aşağıda sunulmuştur :
1887
Anastasiades Georgios,
Arslanian Hagopos H.,
Gulbenkian Avedis G.,
Gulbenkian Dikran G.,
Hagopian Hovhannes,
1888
Darakjian Avedis S.,
Ephthimiades Savvas,
Hagopian Nazaret,
Karajian Avak S,
Ktenides Joseph T.,
Parseghian Hagop,
Pepeyan Hovhannes K.,
Theocharides Demetrius,
Thoumanian Hagop,
Yuzukjian Mihran,
1889
Develetides Georgios M,
Gulian Kevork H,
Khoranian Nishan N.,
Sisagian Avedis H.,
1890
Barsamian Abkar,
Barsamian Antranig,
Gavrielides Gavriel,
Handides Andreas,
Kamberian Hovhannes,
Takvorian Hampartsoum,
1891
Adanalian Garabed,
Altounian Vahan Y.,
Arslanides Michael,
Atmadjian Krikor Ch.,
Chakarian Kevork,
Constantinides Georgios,
Fermanian Hovagim,
Iknatiosian Edward M.,
Jinishian Vahan,
Konashian Tatcos,
Kouzoujakoglu Pericles L.,
Kurkjian Manuel K.,
Xenides Ioannes P.,

1892
Garabedian Vartevar,
Gudolozian Charazos,
Jivanian Mardiros,
Kouzoujakoghlu Kouzinos N.,
Manissadjian Mihran H.,
Moisides Ioannes,
Xenides Kyriakos P.,
1893
Anastasiades Ioannes,
Arslanian Hovhannes,
Der kalousdian Haigazoun,
Dombalian Movses K.,
Papadopoulos Christo,
Tekatlian Mihran,
Yoaachimides Achillevs,
1894
Boghosian Setrak N.,
Diktyopoulos Apostolos,
Eumurian Dikran K.,
Eumurian Sisag K,
Kabakjian Hagopjan,
1895
Adourian Setrak N.,
Babasinian Vahan S.,
Bayendirian Hagop,
Chorlian Krikor H.,
Delyanides Alexandros,
Turabian Karnig,
1896
Daglian Arshag T.,
Der Haroutunian Arisdakes,
Gulbenkian Haig G.,
Hajı Tavlian Messia,
İskenderian Karnig,
Jivelekian Mihran,
Kabakjian Dikran,
Mahmorian Mugerdich,
Matteosian Arisdakes,
Sarrafian Arsen,
1897
Mavromates Lazaros
Samuelian Samuel,
Sarkisian Garabed,
Theocharides Garabed,
Theocharides Eleftherios,
1898
Aghnides Athanasios LL.D.1993,
Balian Dikran,
Garabedian Edward,
Hadji Savvas Miltiades,
Kondourianes Vasilcos,
1899
Alchijian Krikor,
Eminian Hagop,
Ohanian Mihran,
Statiropoulos Ioannes,
Yaghlian Armenag,
1900
Ghazarian Vahan H,
Kabakjian Haigazoun H,
Khachadourian Hachadour H,
Marpoutjoghlu Alexandros G,
Marpoutjoghlu Chralmbos G.,
Penirian Aram M,
Yarmayan Minas G.,

1901
Alexanian Hovsep H.,
Antresian Garabed K.,
Chanchoulian Krikor H.,
Daghlian Parnag T.,
Dassigeniades Demos A.,
Derbabian Misag S.,
Elbekian Misag M.,
Gregoriades Ioannes G.,
Kasparian Dikran,
Medzadorian Hovhannes M.,
Purumian Karekin G.,
Sewny Armenag K.,
Serwny Levon H.,
Sourikis Cosmas,
Zachariades Charalambos G.,
1902
Divanian Mihran H.,
Kojayan Garabed K.,
Magarian Yervant H.,
Petrou Lucas P.( Kyrides),
Tashjian Armenag H.,

1903
Akyllian Krikor N.,
Balykijan Hovhannes P.,
Bulbulian Misag M.,
Bylegian Hampartsoun,
Cherkesian Dikran,
Der Hagopian Senekerim M.,
Donabedian Mihran S.,
Donigian Puzant P.,
Garabedian Mihran G.,
Gulbenkian Gulbenk,
Jizmejian Aram K.,
Manoujian Sarkis,
Michaelian Vahan T.,
Krikorian Krikor G.,
Khachadourian Haroutune K.,
Meimaridies Stachys,
Payelian Garabed H.,
Seradian Vosgan M.,
Serijanian Raphael M.,
Tertsagian Loghofet H.,
Thoumayan Hovhannes K.,
Turadian Haigazaoun K.,
Yosephides Themistocles S.,
1904
Ayvazian Haihouni A.,
Alexanian Samuel A.,
Antresian Nishan H.,
Bedrosian Edward H.,
Dingilian Hovhannes H.,
Diratsouyan Michael H.,
Kalousdian Vahan,
Khanzedian Avedis M.,
Kurkjian Dikran H.,
Marpoutjoghlu Percles G.,
Papazian Stepan M.,
Prodromou Avraam P.,
Sivaslian Hyrant A.,
Zorian Yervant H.,
1905
Babasinian Yervant H.,
Daminiades Cyril D.,
Dedeyan Tateos G.,
Der Minasian Yervant Y.,
Dildilian Sympad H.,
Diratsouyan Janik H.,
Dzerougian Mihran K.,
Gelbenkian Bedros M.,
Gulbenkian Serope K.,
Gurekhian Sarkis,
Hadjopoulos Lazaros A.,
Haroutunian Garabed K.,
Kahvejian Roupen K.,
Kasbarian Ghazaros A.,
Malejanian Hyrant M.,
Kyriakides Vasiclos N.,
Matigian Senekerim K.,
Muradoff Nicolas G.,
PanayotidesThcodoros S.,
Pekmezian Harotune K.,
Philadelphevs Georgios P.,
Sivaslian Edward A.,
Vartian Nishan G.,
Varvarian Haigazoun S.,
Yeseyan Mihran D.,
1906
Chyblakian Haroutune K.,
Copnstantinides Constantinos,
Donakian Hyrant P.,
Garabedian Levon H.,
Gregoriades Savvas Y.,
Gulbenkian Sarkis G.,
Manissadjian Armin E.,
Metropoulos Pandeli M.,
Saprichian Garabed H.,
Veledian Haroutune N.,
Zhamgochian Spridon M.,
1907
Armaghanian Dikran H.,
Avakian Hovhannes H.,
Bylogian Haroutune H.,
Cazis Sophocles A.,
Demirjian Garabed H.,
Hampartsoumian Manouug H.
Khachigian Yeghiazar R.,
Khantemourian Krikor M.,
Koulaksizian Khachadoru,
Mestjian Melkon K.,
Panayotoghlu Avraam K.,
Papadopoulos Prodromos M.,
Photiades Theodoros A.,
Soranides Ioannes Kh.,
Zhamgochian Tatcos,
1908
Aghnides Athanasios P.,
Ayvazian Haig R.,
Akgeozoghlou Agapios V.,
Apigian Maksoud H.,
Astigian Yeprem N.,
Azarian Mihran M.,
Boyajian Kamaghiel G.,
Gorgodian Armenag G.,
Husisian Levon N.,
Iordanides Geogios J.
Iradian Hovhannes N.,
Kemenchejiaan Siragan G.,
Khantemourian Misag S.,
Mirakian Vahan M.,
Misirlian Vartan G.,
Sirinides Ioakim S.,
Tctos Ionnes M.,
Turkjeyan Hagop B.,
1909
Ayvazian Hyrtant A.,
Ballarian Haig A.,
Bashybuyukian Kevork H.,
Der Movsesian Raphael G.,
Deyirmenjian Mihran K.,
Dzerounian Yervent S.,
Jedidian Hovhannes,
Jenazian Boghos N.,
Kalionjian Senekerim K.,
Karagulian Vahan H.
Kuludjian Avedis N.,
Nahabeedyan Garabed Kh.,
Nigoghosian Antranig A.,
Papadopoulos Michael A.,
Serrajian Hovhannes H.,
Sivaslian Garabed K.,
Toumajian Mihran T.,
Vareljian Haroutune G.,
1910
Anastasiades Theophilos J.,
Antreasian Muggerditch B.,
Aprahamian Apraham B.,
Balakian Kevork H.,
Basmajian Yervant H.,
Benlian Garabed H.,
Chadyrjian Yervant A.,
Demetracopoulos Constans S.,
Demetracopoulos Raphael S.,
Dilsizian Haroutune M.,
Dokouzlian Stepan G.,
Kazanjoughlu Iordanis N.,
Keuleyan Garbis H.,
Konjoghlou Anastasios D.,
Kyprianides Georgios M.,
Okkaloghlou Phokon P.,
Papadopoulos Christos G.,
Seramis Gregorios G.,
Sirinides Neoclos S.,
Sivaslian Arshag B.,
Vareljian Haroutunc G.,
Vartanian Hagop H.,
Yaghjian Hagop S.,
Zachariades Spiridon A.,
1911
Aghnides A.,
Demetriades Iordanis G.,
Mimoghlou N.,
Ninighosian N.,
Papazian K.,
Pavlides Pericles K.,
Simonian Haigazoun S.,
Varzhabedian Haroutune N.,
Yannasoghlou Prodromos P.,
1912
Egyptiades Evdokimos Ch.,
Moisides Vasileos P.,
Panayotoghlou Antonios I.,
Theocharides Xenophon D.,
Thoumayan Lotfig S.,
1913
Ekshian Avedis S.,
Jenazian Hovhannes N.,
Kazezoghlou Athanasios J.,
Kazezoghlou Leonidas M.,
Kebabjian Hrant S.,
Kyprianides Hippocrates M.,
Mouradoghlou Achilles N.,
Plumbis Pyrrhos A.,
Sepheroghlou Alexander M.,
Shukuroghlou Avraam A.,
Soteriades Elias J.,
Terzopoulos Christos L.,
1914
Avyerinos Vasilcos S.,
Azhderian Simcon S.,
Boyadjian Samuel G.,
Chakujian Krikor H.,
Chobanoghlou Cleanthes V.,
Evstathiades Charalambos J.,
Kyprianides Kyprianos M.,
Kyriakou Vasilcos K.,
Mouradoghlou Christos N.,
Pavlides Georgios I.,
Pehlivanzade Nureddin H.,
Sarrafoghlou Anestis G.,
Shirinian Edward G.,
Shishmanian Parnag H.,
1915
Anastasiades Aristocles G.,
Azhderian Hyrant B.,
Dombalian Puzant K.,
Isaakides Ioannis I.,
Iynedjian Mihran Kh.
Kalaijoghlou Anesti Ph.,
Kiremirjoghlou Theologos N.,
Nahabedian Kevork N.,
Simonian Krikor A.,
1916-1919 Sınıfı
Papadopoulos Timotheos M.,

Dikkat 136-148 arası çift belki de üç sütün olacak

















BELGELERİYLE MERZİFON ERMENİ AYAKLANMALARI
Amerikan BOARD teşkilatı, misyonerleri vasıtasıyla Türk, Ermeni, Rum ırklarının birbirlerine karşı kin ve nefret duymalarını sağlamak için de çaba sarf ediyordu. BOARD Misyonu Dış Faaliyetleri sekreteri Judson Smith '' bütün bu asil hizmetimiz, Ermeni milletinin bize karşı sonsuz sevgi ve şükran duygularına garketti ve Ermenilerin yüreklerini çelik bir çengelle misyonerlere bağladı. Artık ermeni Milleti koruyucularının ve velinimetlerinin ellerinde bir bal mumu parçasıydı '' diyerek durumu ve niyetlerini, harekete hazırlıklarını açıklıyordu.
Amerikalılar, Ermeni ailelerinden seçtikleri bazı kişileri Amerika'ya götürüyor ve en iyi üniversitelerde eğitiyorlardı.
1885 yılında Sivas'ta açılan Amerikan Konsolosluğuna atanan H.M.Jewet, Tokat'lı bir Ermeni ailesinin çocuğudur. 5 yıl bu görevde kalmıştır. Yerine gelen aynı soyadlı Konsolos da bir misyoner çocuğu ve Ermeni bir kadınla evlidir. Dolayısıyla da Amerika'ya gönderilen raporla yanlı, tek taraflı idi. Misyoneler gönderdikleri raporlarda Türkleri yeriyor, Ermenilere göklere çıkarıyorlardı .
Hafız Kaptan tarafından Merzifon'da Fransa Ordusu için ekmek ve peksimet üreten fırın Ermeniler ve Müslümanlar tarafından yağmalanarak tahrip edilmiş , sorumluların ortaya çıkarılması için İstanbul'dan 17 Cemaziyelahir 1272 H./ 24.02.1856 tarihinde yazı gelmiştir . 17.04.1857'de de konu ile ilgili tahkikatın bildirilmesi istenmiştir .
9 Haziran 1898'de Tuggovias A.Thorodie ile Lermidos D. Perdarius, verdiği dilekçe ile Taşan Dağı 2 km. delinerek Bakır Çay Deresinin Merzifon'a akıtılması imtiyazının hususi bir şirket tarafından istenmesi üzerine 23 Rebiulevvel 1316 H./ 11.08.1899 tarihinde Şakir Paşa'nın Nafıa Nezareti ile muhaberesine ait 9 evrak Başbakanlık Arşivi'nde bulunmaktadır. Proje uygun görülmemiştir.
22 Safer 1316 H./ 11.07.1898 tarihinde Merzifon Kilisesi Papazı iken Devlete sadakatinden dolayı Patrikhanece papazlıktan çıkarılan Rahip Zinop'a müracaatı Devletçe maaş tahsisi yapılmıştır .
1.01.1910 tarihinde Ermeniler, Rumlara verilen mezarlığa iki kişinin gömülmesi üzerine iki cemaat arasında gerginlik yaşanmış, Ermeni ve Rumların münakaşası üzerine 2 kişi de yaralanmıştır konu telgrafla İstanbul'a bildirilmiştir.
Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Mustafa Kemal Atatütürk; 15-20 Ekim 1927 senesinde her gün altı saat okuyarak 36,5 saatte tamamladığı Büyük Nutuk adlı eserinde Merzifon ve havalisindeki Rum, Ermeni çeteleriyle ilgili olarak şöyle demektedir :

Bundan başka, yurdun dört bir yanında, Hıristiyan azınlıklar, gizli, açık, özel istek ve amaçlarının güvenle sağlanmasına, devletin bir an önce çökmesine çaba gösteriyorlar.
Daha sonraları elde edilen sağlıklı bilgi ve belgelerle anlaşıldı ki İstanbul Rum Patrikliğinde kurulan Mavri Mira .Kurulu (Belge: 1) iller içerisinde çeteler oluşturmak ve yönetmekle, gösteriler ve propagandalar yaptırmakla uğraşıyor. Yunan Kızılhaçı, Yasal Göçmenler Kurulu, Mavri Mira Kurulu'nun çalışmalarını kolaylaştırmada yardımcı. Mavri Mira Kurulu'nca yönetilen Rum okullarının izci örgütleri, yirmi yaşını geçmiş gençler de, katılarak her yerde geliştiriliyor.
Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Kurulu'yla anlayış birliği içinde çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tümden Rum hazırlığı gibi ilerliyor.
Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz kıyılarında kurulmuş ve İstanbul'daki yönetim yerine bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor. (Belge: 2)
Büyük Atatürk, Pontus Meselesiyle ilgili olarak ta Nutuk adlı eserinde şöyle demektedir .
Sayın Baylar, genel açıklamamın başlangıcında, bir Pontus sorunundan söz etmiştim. Bu sorun, belgeleriyle herkesce bilinmektedir. Ancak, bizi de çok uğraştırdığından, burada ilgili birtakım noktalarına değineceğim.
1840 yılından beri, yani üç çeyrek yüzyıldan beri, Rize'den İstanbul Boğazına değin Anadolu'nun Karadeniz bölgesinde eski Yunanlılığın diriltilmesi için çalışan bir Rum topluluğu vardı, Amerika'daki Rum göçmenlerinden Rahip Klematios adında biri, ilk Pontus toplantı yerini İnebolu'da, bugün halkın Manastır dedikleri bir tepede, kurmuştu. Bu örgüt üyeleri, zaman zaman, ayrı ayrı soyguncu çeteleri kurarak çalışıyorlardı. Genel Savaş sırasında, dışardan gönderilip dağıtılan silah, cephane, bomba ve makineli tüfeklerle, Samsun, Çarşamba, Bafra ve Erbaa Rum köyleri nerdeyse birer silah yığınağı durumunu almıştı.
Ateşkes Anlaşmasından sonra bütün Rumlar, Yunanlılık ulusal istekleriyle, her yerde şımardığı gibi, Etniki Eterya'nın propagandıcıları ve Merzifon Amerikan kurumlarınca eğitilip yetiştirilen ve yabancı hükümetlerin silahlarıyla güçlendirilen, bu bölgedeki Rum topluluğu, da bağımsız bir Pontus Hükûmeti kurmak isteğine düştü. Bu amaçla genel bir ayaklanma düzenlediler. Dağlara çekildiler ve Amasya, Samsun ve yöreleri Rum Metropoliti Yermanos'un yönetiminde, düzenli bir program ile çalışmaya başladılar. Bir yandan da, Samsun'daki-Rum komitecilerinin başkanı, Reji Fabrikası Müdürü, Tokomanidis, Orta Anadolu ile haberleşme sağlamaya çalışıyordu. Kimi yabancı hükümetler, Pontus'un kurulmasına yardım edeceklerine söz verdiler ve Samsun ve yörelerindeki Rumların sayısını arttırmak için de Rusya'daki Rum ve Ermenileri Batum'da topladılar. Onları, Türk Kafkas ordularından alınıp Batum'da depo olunan silâhlarla donatarak, kıyılarımıza çıkarmaya başladılar. Çetecilik etmek üzere, kıyılarımıza çıkarılabilcek birkaç bin Rum'u, Sohum'da topladılar, başlarına da Haralambos adında bir adamı getirdiler. Batum'da toplananlar da Haralambos'un çevresinde toplananlara katılıyordu. Bunlar ülkemiz içinde, Samsun'da kimi yabancı temsilcilerce korunup si-lahlandırılıyordu. Kıyılarımıza çıkan bu çeteler "Göçmenleri bes/erne" adı altında yabancı hükûmetlerce yedirilip giydiriliyordu. Yabancı Kızılhaç kurulları arasında gelen subay kurullarının da, örgüt kurmak, çetecileri askerlik bakımından eğitip yetiştirmek, gelecekteki Pontus hükümetini kurmakla görevli oldukları anlaşılıyordu. 4 Mart 1919 günü, İstanbul'da "Pontus" adıyla yayımlanmaya başlayan bir gazetenin başyazısında "Trabzon ilinde Rum Cemiyetinin kurulmasına çalışmak amacıyla yayımlandığı" açıklanmıştı.
Yunanistan' ın kurtuluş gününe denk gelen 7 Nisan 1919 günü, her yerde ve özellikle Samsun'da gösteriler yapıldı. Yarmanos'un saygısızca davranışları, Rumların düşüncelerini ve isteklerini açığa çıkardı. Bafra ve Çarşamba yörelerindeki yerli Rumlar, sık sık kiliselerde toplanıyor, örgütlerini ve donatımlarını pekiştiriyorlardı. 23 Ekim 1919 günü, Doğu Trakya ve Pontus için merkez olarak İstanbul kabul edilmişti. Venizelos, İstanbul sorununun, gelecek bir zamana ertelenmesiyle, bunun yerine Pontus Hükümetinin kurulması düşüncesini açıklamış ve buna göre İstanbul Patrikliğine yönerge vermişti. Bir yandan da İstanbul'da Yunan gizli kolluğu kurmakla görevlendirilen Albay Alexandroş Zimbrakaki, Pontus jandarmasını düzenlemek üzere Eiffel Yunan torpidosu ile, bir subaylar. kurulu gönderilmişti.-Türkiye'de bu işler olurken, Batum'da da 18 'Aralık 1919'da. "Pontus Rum Hükumeti" adıyla bir hükûmet oluşmuş ve örgüt yapılanmaya başlamıştı. 19 Temmuz 1920'de de Batum'da: Karadeniz, Kafkas, Güney Rusya Rumları Pontus sorunu konusunda bir kurultay topladılar. Bu kurultayın andırısı, üyelerden biri aracılığıyla İstanbul' da Rum Patrikliğine gönderildi. Pontusçular, 1920 yılı sonlarına doğru çalışmalarını büsbütün arttırarak iyice ortaya çıktılar.Bizi, önemli önlemler alma gereğinde bıraktılar. Dağlarda oluşturulan Pontus örgütleri şöyle idi:
a- Birtakım başkanlar yönetiminde silâhlı ve savaşıcı güçler;
b- Bunların beslenmesini sağlayan üretici Pontus halkı;
c-Yönetim ve kolluk kurulları ile illerden ve köylerden yiyecek sağlamakla görevli ulaştırma kolları.
Çetelerin, çalışma bölgeleri ayrılmıştı. Pontus soyguncularının gücü, başlangıçta 6000-7000 silahlı idi. Daha sonra her yandan katılanlarla 25.000 dolaylarını buldu. Bu güç, ufak birlikler durumunda, değişik yörelerde, barınıyorlardı. Pontus çetecilerinin çalışmaları; Müslüman köylerini yakmak, Müslüman halka karşı, usa, imgeye sığmaz ağır suçlar işlemek, öldürmek gibi kan dökücü bir sürünün yaptıklarından başka bir şey değildi.
Biz, Anadolu'ya çıkar çıkmaz, Türk halkının ilgi ve uyanık bulunması gereğini bildirdik. Olası saldırılara karşı önlemler almaya başladık.
Merkezi Sıvas'ta bulunan Üçüncü Kolordu, yalnız değişik bölgelerde gözüken çeteleri izleyip tepelemekle uğraştı, bütün çalışmasını bu konuda yoğunlaştırdı. Trabzon bölgesinde dolaşan "Köroğlu" adlı Rum çetesiyle "Eftalidi" çetesini ve öteki çeteleri, merkezi Erzurum'da bulunan On Beşinci Kolordu izleyip tepeliyordu. Bir yandan da Pontus soyguncularının dönüp dolaştıkları yerlerde, halk silahlandırılarak ulusal örgütler kuruldu.
1888-1890 yılları arasında Merzifon'a deneyimli, silah eğitimi görmüş, bir Rus Generalinin vaftiz oğlu Leon Samoyon gönderilir . Bu kişi ayaklanmanın planlayıcısıdır. Propagandaya başlar ve bir çok Ermeni gencini kandırır. Ermenilerin bağımsızlığına kazanmaları için silaha sarılmalarının gerektiğini, büyük devletlerin de davalarını destekleyeceğine ikna eder .
1890 yılında Hınçak ve Taşnak Komiteleri, Küçük Ermenistan İhtilal Komitesini de aralarına alarak '' Ermeni İhtilal Birliği'' ni kurdular.
1892 yılında Hınçak Komitesi ayrı olarak Merzifon'da bir toplantı düzenleyerek şu kararları alırlar :
¢ Üyelerine demirbaş silah sağlanması,
¢ İsyancıların Gürcü elbiseleri ve başlığı giymeleri,
¢ Komiye üyeleri silah ve cephanelerini kendilerinin alması,
¢ Komitelerin bölünerek ayrılması ( hücre tipi ),
¢ Girişte ödenen para ve aidatla yoksul olanlara silah temini,
¢ Hınçak Gazetesine abone sağlanması.
Merzifon'daki ayaklanma planlaması da şu şekilde yapılmıştır :
1.Türk ve Ermeni halkının kutsal saydıkları cami, kilise duvarlarına birbirlerini karalayıcı sloganlar yazmak, işyerlerine evlerin kapısına kışkırtıcı bildiler atmak,
2.Çarşıda, Pazar kurulduğu yerlerde Ermeni halkının arasına karışarak Türklerin silahlanarak kendilerini öldüreceklerinin söylentisini yaymak; Türk ve Müslümanlar arasında ise, Ermenilerin silahlanarak Türklerin evlerini basarak öldürülecekleri yalanını yaymak,
3.Cuma ve Pazar günleri Cami ve kiliselerin etrafında öldürme ve yaralama eylemi yapmak, cami ve kiliseleri kurşunlamak, camlarını kırmak; böylece de iki toplum arasını açarak birbirlerine karşı kışkırtma hareketini başarıya ulaştırma,
4.Türklerle yakınlığı olan sadık Ermenilerin tespit edilerek evlerinin soyulması, yakılması, çocuklarının ve kadınlarının kaçırılması; bu olayların geçtiği yerlere Türklere ait kıyafet ve sahte kimlik bırakılması, saldırıları zaman zaman Amerikalı ve diğer yabancılara da yöneltilmesi.
Merzifon'da iki Ermeni ayaklanması olmuştur.
Birincisi 1893 yılı Ocak ayında Kolej duvarlarına ''Vatansever İslam Komitesi '' başlığı altında, Ermeniler üzerine cihat ilan edileceği, mallarının yağmalanacağı, kendilerinin kılıçtan geçirileceğini bildiren duvar ilanını yapıştırılmasıyla başlamış, aynı şekilde de II. Viyana Kuşatmasını yapan ünlü Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın yaptırmış olduğu Paşa Camiinin kapısına da Ermeni Komitacılarının Müslümanları aynı şekilde yok edeceklerini bildiren bir duvar ilanı yapıştırılmıştı.
Her iki toplumda da heyecanlı ve korkulu günler başlamıştır. Aynı günlerde de devlet binaların kapılarına da '' Hükümet vergi için Ermeni milletini sıkıştırmasın, Zalimlik etmeyin, Bunun hesabı sorulacaktır '' şeklindeki ilanlar, tüfek mermisinin arkası ile mühürlenmiş ilanlar asılmış, sokak aralarına ve cami avlularına atılmıştır.
OSMANLl IMPARATORLUĞU
ELÇİLİĞİ
No. 19335 “ 126 Viyana, 24 Mart 1893
Sayın Bakan,
Ekselanslarınız tarafından gönderilen K.S. 12 sayılı ve 18 Mart tarihli telgrafa uygun olarak, Kayseri, Yozgat ve Merzifon şehirlerinde karışıklıkların ortaya çıktığını belirten gerçek dışı haber ile ilgili tekzibi "Correspondance Politique'" adlı yayın organının iki sayısında yayınlandım.
Bu tekzibi ihtiva eden iki kupürü ekte Ekselanslarınıza iletmekten şeref duyarım.
Sultan Majestelerinin Dış işleri Bakanı Ekselans Said Paşa'ya saygılar sunarım
TÜRKiYE BÜYÜK ELÇİLİĞİ
No. 6471/34
Konu: Kayseri, Yozgat ve Merzifon'da ortaya çıkan sözde karışıklıklar hakkında
BRÜKSEL, 26 Mart 1893
Sayın Bakan,
14 sayılı ve 18 Mart tarihli telgrafla, Ekselanslarınız, Avrupalı birçok basın organı ve gazetelerin yayınlanmış olduğu ve Yozgat, Kayseri ve Merzifon şehirlerinde ortaya çıktığı iddia edilen sözde karışıklıklar ile ilgili haberde hiçbir şeyin doğru olmadığı konusunda beni bilgilendirdi.
Belçika Parlamentosunda şu anda yürütülmekte olan görüşmeler ve Seine Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan dava nedeni ile ortaya çıkan hareketlilik ortasında bu yalan yakıştırmalar, mutlu bir şekilde dikkat çekmeden gözden kayboldu.
Bu temelsiz suçlamalara tam bir tekzip vererek gerekli işlemi yaptığıma inanıyorum.
Sultan Majestelerinin Dış işler Bakanı Ekselans Sadi Paşa'nın dikkatine sunulur.
İstanbul
Türkiye imparatorluk Büyük Elçiliği
No.. 17118 No... 142
Konu.. "Daily News" kupürü Londra, 10 Nisan 1893
Sayın Bakan,
20 Nisan tarihli "Daily News" İncil Birliği Genel Sekreteri sıfatı ile Bay. ASJ. Arnold tarafından kendisine gönderilen ve bir kupürü ekte bulunan bir mektup yayınladı. Marsovan olayları ile diğer vilayetlerde Hıristiyan kiliselerine karşı sözde saldırıları ele alan bu mektup Yüksek Majesteye karşı yapılan atıfları ihtiva etmez.
Ekselans Said Paşa Dış İşleri Bakanı, İstanbul
Sultan veya genel olarak imparatorluk hükümeti ve hatta yapılan tespite göre hükümetin yüksek yetkili memurları barış yararına gerekli olan her şeyi yapmışlardır. Bu hususu telgraf ile bildirmeye gerek görmedim; ancak, olanlardan dolayı sorumluluk altında bırakılmaya çalışılan bazı Marsovanlı şahıslara ve bazı yetkililere karşı dile getirilen bazı saldırılar nedeni ile bu hususu Ekselanslarınızın gözleri önüne sermeyi yararlı görüyorum.
Misyoner birliklerin küçük Asya'da bizim için çok sıkıntı ve zorluk yaratan unsur teşkil etmesinden korkarım. Bir çok İngiliz ve Amerikan Birlikleri var ve bu birlikler, Küçük Asya'daki Ermenilerin büyük bir bölümünü Protestanlığa çevirmeyi ve bu bölgelerde, kendi idarelerine tabi olan büyük Protestan toplulukları tesis etmeyi akıllarına koymuşlardır. Bu birlikler, hükümetler nezdinde ve basın organları nezdinde etkinlik sahibidirler ve dindarlardan topladıkları bağışlar, onlara çok önemli fonlar sağlamaktadır.
Kendi emellerini gerçekleştirmek için, bu durum, Türkiye'de ve Avrupa'da çok sayıda entrika hazırlama olanağı kendilerine sağlar.
"Standard" İngiltere'dedir .ve ana organlardan bir tanesidir. Diğer yandan "Daily News", karşı olan her şeye sütunlarını açmaya her zaman hazırdır.
Malatya'da ve civarında bir çok soygun ve kanlı öldürme, sabotaj hadiselerine katılan Rus Ermenisi Şihat, suç aletleriyle birlikte Amasya- Samsun yolu ile İstanbul'a sevk edilirken, Çeltek Boğazında 18 Ermeni Komiteci, Şihat'ı getiren jandarmalarla çatışmaya girerek, jandarmanın elinden suçluyu kaçırmışlar ve Merzifon'a getirip misafir etmişlerdir. Şihat, evlerinde misafir kaldığı Ermenilerden silah zoru ile kurtarmalık akçesi adı altında yüksek paralar almıştır. Gece Ermeni Komitacılar, şehir içinde Türkleri ve devleti kötüleyen sloganlar atarak sağa-sola ateş açmışlar, hafifmeşrep Ermeni kadını dağa kaldırıp tecavüz ederek öldürmüşler, Türklerle iyi münasebeti olan ve Belediye Meclisi Üyesi Agop ağa'yı şehrin ortasında öldürmüşlerdir. Leon Perrih ve Çetesi güvenlik güçleriyle çatışmaya girmiş, dört kişi sağ olarak tutuklanmış, beş kişi öldürülmüş, iki asker şehir olmuştur . Bu konuyla ilgili belgenin transkiripsiyonu da şöyledir:
Merzifon Zâbıta Kâtibinden Alınan 11 Kânûn-ı Evvel Sene 1311 Târihli Mektup Sûretidir
Geçen üçyüzyedi senesinde Merzifon'a bir saat ba'id mesâfede kâ'in Değirmendere nâm mahalde iki nefer Ermeni eşkiyâsı tarafından atılan kurşundan bir kişi ile bir hayvan telef edilmiş idi.
Üçyüzsekiz senesinde "Ey hükûmet, vergi için milletimizi sıkıştırmayınız. Zâlimlik etmeyiniz. Bugün böyle kalmaz" ibâresi yazılmış mühür yerine martin fişengi basılmış bir takım kâğıdlar câmi' avlularına bırakılmış idi. Biraz müddet sonra Malatya'da humbara ile derdest ve Samsun tarikıyla Dersa'âdet'e i'zâm edilen [191] Rusyalı Şamaun'u muhâfızı elinden almak üzere Merzifon ile Havza arasında kâ'in Çeltek Boğazı'nda on sekiz nefer Ermeni eşkiyâsı görülmüş ve merkûm Şamaun'un firâr ile Samsun'dan Merzifon'a gelerek Ermeni hânelerinde ihtifâ eylemesi üzerine tekrâr derdest ve icrâ-yı tahkikât olundukda, merkûmun her hânede beytûtet ettiği ve riyâseti tahtında tahlis akçesi nâmıyla bir çok i'âne cem' eylediği anlaşılmış idi. Bundan evvel Ermeni fesedesi tarafından geceleri silâh atılarak pek çok def'alar nümâyiş icrâ edildiği dahi görülmüş idi. Ve hattâ bir Ermeni âlüftesinin hânesine bi'd-duhûl mezbûreyi cebren dağa kaldırarak orada itlâf eylemiş olanların Ermeni fesedesi olduğunu maktûle-i mezbûrenin oğlu beyân ve ifâde eylemiş iken, yine Ermeniler mahallelere yaftalar ta'lik ile da'vet-i isyân eylemişler ve Hükûmet-i Seniyyeye ihbârât-ı sâdıkânede bulunanları katl etmek sûretiyle de mel'anetden geri kalmamışlar idi. Bu miyânda Ermeni fedâ'ilerinden olup, yedlerinde Karadağ revolverleriyle iki adet humbara olduğu hâlde derdest olunmuş olan Varteris Kirkor'un Dersa'âdet'e i'zâmını müte'âkib Rusyalı Leon Parsih idâresindeki Frahor eşkiyâ çetesi asâkir-i zabtiyye ile musâvele etmiş ve dört neferi hayyen ve beş neferi meyyiten elde edilmiş ve bu müsâdemede asâkir-i zabtiyyeden dahi iki nefer maktûl vukû' bulmuş idi.
Şu vukû'âtı müte'âkib Ermenilerin evzâ' ve harekâtında görülen tebeddülât, bunların icrâ-yı mefsedetten geri kalmayacaklarını ihsâs ve isbât eylemiş olmağla bu sûret üçyüzon senesi Kânûn-ı evvelinden üçyüzonbir senesi Eylülüne kadar tevârih-i muhtelifede arz edilmiş idi. 25 Haziran sene 1311 ve 5 Temmuz sene-i mezkûre târihli varaka-i çâkeride vukû' bulan katl ve ihrâk keyfiyetleri arz olunmuş idi.
[192] Teşrin-i sâni'nin üçüncü Cum'a günü ahâli-i İslâmiyye câmi'e gittikleri sırada çalınan bir çan sedâsı üzerine Ermeniler i'lân-ı sürûr ile dükkânlarını kapatmağa başlayıp, cümlesi kiliselere ve büyük hanlara toplanmışlardır. Bu sırada Paşa Câmi'-i Şerifi'ne gelmekde olan terzi İsmail'i bir Ermeni mezkûr câmi' avlusunda revolver kurşunuyla cerh etmiş ve Taş Han'dan mezkûr câmi'-i şerif pencerelerine kurşun atılmışdır. Câmid Câmi'-i Şerifi civârında ictimâ' eden kırk kadar Ermeni fedâ'isi tarafından Veli nâm şahıs ve kasap dükkânına tecemmu' eden Ermeniler tarafından dahi Lütfullah nâm kimesne cerh edilmiş ve mahalle arasında oduncu Emrullah ile İbrahim ve sâir yirmi kadar Müslümanın mecrûh ve maktûl olduğu görülmüşdür. Hânelerden Hükûmet Konağı'yla kışlalar üzerine kurşunlar yağdırılmış ve kolu meşinli ve başları parlak şapkalı otuz kadar Ermeninin ellerinde bir cins kasatura olduğu hâlde muhtemelen tecâvüzle Abdullah Efendi'yi abdest alıp hânesine kaçtığı esnâda cerh etmiş olmaları üzerine, ahâli-i İslâmiyye galeyâna gelmiş ve namazı terkle câmi'den çıkmışlardır. Müte'âkıben vukû' bulan şÃ»rişde seksen kadar Ermeni telef olmuş ve sâye-i kudret-vâye-i hazret-i şehriyâride derhâl i'âde-i emniyyet edilmişdir. Bu vukû'ât üzerine üç-beş hâne halkı birleşerek metin hânelerde tehassuna başlamışlar ve civâr kazâlarda dahi icrâ-yı mefâsid eylemişlerdir.
Kayseri'de bulunan Dr. Smith, Dr.Fransfort, Merzifon'da oturan Dr. Gren, olayların geçtiği yerlerde incelemeler yapmış ve İstanbul'daki Büyükelçiliklerine gönderdikleri mektupta :
Merzifon ve civarında durum çok tehlikelidir. Ermeni Komitacılarının yıkıcı faaliyetleri sonucunda Türk ve Ermeni halkları heyecanlı ve korkulu bir bekleyiş içindedir. Merzifon ve Amasya civarındaki Ermeni ayaklanmaları, bazı Rus ajanlarınca planlanıp kışkırtılmıştır. Komiteciler İngiliz Hükümeti'nin ve Protestan Kilisesinin yardım ve ilgilerinden cesaret almaktadırlar. Acımasızca yaptıkları katliamlar herkeste korku yaratmıştır. Fakir halktan zorla para toplamaktadırlar. Ermenilerin bu civarda hiçbir şikâyetleri yok. Fakat Türklerin hakkını savunacak hiçbir devlet yok. Ermeni halk, komitecilerin bu ayaklanmalarına taraftar değildir. Ermeni Komiteciler kendilerine Bulgar ihtilalini örnek almaktadırlar. Ankara'da Tomayan'ı ve diğer Komitecileri ziyaret ettik. Kendilerine gayet iyi davranılmaktadır .
7 Eylül 1893 gecesi, Tomayan, Kayayan, Açıkbaşyan ve diğer tutukluların serbest bırakılmaları için, öğrenciler ve Komiteciler silahlanarak Merzifon içine dağıldılar, Rastgele ateş ettiler, Türk ve kendi soydaşlarından öldürdüler, Merzifon Rüştiyesini yaktılar. Olayları önlemek için asker tedbir aldı, takviyeler yapıldı. Polis eşkıyaların bulunduğu yerlere baskın yaparken, polis ve asker üzerine ateş açıldı, bomba atıldı, 25 asker şehit oldu. Semoyan gizlice İstanbul'a kaçtı ve Rus Elçiliğine sığındı.
7 Eylül 1893 tarihinde Hacı Adil ( Harmanlar ) mahllesinde Ermeniler tarafından yakılan Rüştiye Mektebi binasının yanması sırasında; 2 medrese ( birisi Şeryhülislam Dürrizâde Medresesi ), 2 cami, 2 han,4 kahve, 14 dükkan,18 ev yanmıştır.
23 Muharrem 1313 H./ 14.07.1895 tarihinde yanan Rüştiye mektebinin yeniden inşası için Sultan II. Abdülhamid'den Padişah İradesi çıkmış , ancak herhangi bir şey yapılmamıştır. 23 Muharrem1316 H./ 12.06.1898 tarihinde Kurtzâde Hacı Şevket, Kurtzade Hacı Akif, Şabanzade Hasan, Etmekcioğlu Ahmed, Şerbetçioğlu Mustafa,, Katiloğlu İbrahim, imzaladıkları müşterek dilekçede yangın hasar tespitinin 427.250 kuruş kıymet takdiri ile inşaat tertibinden 50.000 kuruş ödenek talep edilmiştir . 4 Şaban 1318 H./ 27.11.1900 tarihinde ise, Rüştiye Mektebi için 50.000 kuruş ile Rüştiye Mektebi için yeni bir arsa tahsisi için Maarif Nezaretinden İrade-i Aliye ( Padişah Fermanı ) çıkarılması talep edilmiştir . Rüştiye Mektebi ancak 1915 yılında , Cami Cedid Mahallesi, Şeyh Abdurrahim Rumi mezarının kuzeyinde, Devlet Hatun Zaviyesinin ( eski Hükümet Konağı “ bugünkü Çınar Otelinin ) batısında, ahşap-karkas olarak üç katlı inşa edilmiş olup, 1970 yıllarına kadar İstiklâl İlk Okulu olarak hizmet vermiş, daha sonra her nasılsa yıkılarak yerine İtfaiye binası yapılmıştır.
1894 yılında Boston BOARD Genel Merkezine bağlı Prudental Komite'den 5, Pontus Evangelos Birliğinden 5 kişi olmak üzere 10 kişi Merzifon'a gelir, Ermenileri kışkırtıcı propaganda yaparlar. Kolejden 4 öğretim üyesi de seminer adı altında kışkırtıcı faaliyette bulunurlar. Hükümet durumdan haberdardır. Bu arada Anatolia ( Anadolu ) Kolejinin resmi açılış müsaadesi yoktur. Hükümet Koleji kapatmak ister, Amerika Devleti, okulun kapanmaması için çalışır, neticede Meclis-i Ali aldığı kararla, okulun denetimleri altında faaliyet göstermesi kaydıyla eğitim yapmasına müsaade eder, ferman daha önce belirttiğimiz gibi Sultan II. Abdülhamit tarafından tasdik olunur, ve Anatolian Kolejini adı Amerikan Koleji olarak isim değiştirir. İrade-i Seniyenin aslı aşağıdadır .
Amerikan Mekteplerine Dâir Tevârih-i Muhtelif ile Tasdir Buyrulan Evamir-i Âliye
E'âzim-i ricâl-i Devlet-i Aliyyemden Sivas Vilâyeti Vâlisi olup Birinci Rütbeden Mecidi İkinci rütbe Osmâni nişân-ı zişânlarını hâiz ve hâmil olan Halil Bey dâme uluvvuhu ve mirimirân-ı kirâmdan Amasya Sancağı Mutasarrıfı ve İkinci rütbe Mecidi ve Dördüncü Osmâni nişân-ı zişânlarını hâiz ve hâmili Bekir Sıdkı Paşa dâme ikbâluhuya hüküm;
Merzifon Kasabasında evvelce te'sis edilmiş olan Amerika Mektebinin ruhsat-ı resmiyeye rabtile ol bâbda emr-i âlişânım isdârı Derse'âdetim Amerika Sefâretinden iltimâs olunmasına mebni keyfiyet Meclis-i Mahsus-ı Vükelâ-yı fihâmide bi't-tezekkür işbu iltimâs Me'ârif Nizâmnâmesi ahkâmına mutâba'at demek olduğundan ber-muceb-i iltimâs ruhsatı mutazammın emr-i âlişânımın isdârı tensib olunarak bâ-mazbata taraf-ı eşref-i mülûkâneme arz ile lede'l-istizân sâlifü'z-zikr mektebde hilâf-ı sadâkat ve ubûdiyet tedrisât vuku' bulmamak ve Hükûmet-i Seniyyeme karşu bir gûna uygunsuz ahvâl zuhur etmemek ve böyle bir şey görüldüğü halde emr-i âlişânım ahkâmı ke-enlem-yekün hükmünde tutulmak üzere ifâ-yı muktezası hususuna irâde-i seniyye-i şehriyârânem müte'allık ve şeref-sudur olmağın;
Siz ki; Vâli-yi müşâr ve Mutasarrıf-ı mumâ-ileyhimsiz. Mantuk-ı emr ü fermân-ı hümâyunumun tamâmen icrâsına i'tinâ dikkat eylemenizi mübeyyin Divân-ı Hümâyunumdan işbu emr-i celili'l-kadrim isdâr ve i'tâ olundu. . Fi- 9 Zilkade 1312 H. / 4.05.1895 M.
İkinci ayaklanma, 1894 yılında gelen yukarıda bahsettiğimiz 10 kişinin etkisiyle 20 Haziran 1895'te başlar. Merzifon Belediye Meclisi Üyesi, halk tarafından sevilen Garabet Kuyumcuyan, sabah ibadetini yapmak üzere erken Ortodoks Kilisesi önüne gelir. Kapı açık olmadığı için bekler. İki komiteci gelerek Garabet Kuyumcuyan'la tartışır ve birisi aniden arkasına geçerek Garabet Ağa'yı 18 yerinden kama ile bıçaklar. Amasya Mutasarrıfı Bekir Paşa olayları incelemek üzere Merzifon'a gelir. Komitecilere sempatisi olan gençleri toplayarak iyi niyet sevecen tavırla bazı sorular yönetti ve nasihat etti. Ermeniler ise, bunu tehdit saydıklarını ve Sivas Valisi Sait Paşa'ya telgraf çekeceklerini dik başlılıkla belirttiler.
SİVAS VİLAYETİNDEN ŞİFRE
28 Şubat 308 tarihli telgrafnâme-i çâkirânemle arz olunduğu üzre Sivas Amerika Konsolos Vekilinin Merzifon'da bulunan Konsolosa 27 Şubat 308 tarihiyle yazup suret-i mahremânede i'tâ eylediği mektubun tercümesi ber-vechi zir arz olunur. Ferman fi 3 Mart 309.
Sivas Vâlisi Halil
SURET
Son mektubumda bahs ettiğim mühim noktalara dâir işte bugün izahat veriyorum. Gemerek Karyesinin Protestan vâizi Mardiros Gablosyan iki sene evvel Tomayan tarafından teşkil olunmuş olan bir ihtilâl komitesine dâhil bulunduğunu İncil üzerine yemin ederek ikrar etdi ve geçen sene de yine Tomayan'ın teşvikiyle iykâ' edilmiş olan bazı cinâyâta dâir ma'lumât verdi. Merkumun bu ifâdâtını Agop Pehlafyân dahi tasdik eyledi. Hindiyân-nâmelerin ta'lik olunduğu mahallerde itirâf-ı cürm edenler hareket-i ihtilâl-cüyânenin Tomayan tarafından tertip edildiğini söylüyorlar. Bu da merkumânın ifâdâtını müeyyedddir. Vâli işin ibtidâsından ef kâr-ı i'tilâf-cûyâne ile hareket olunmadığından dolayı beyân-ı te'essüf eylemiştir. Biz de cevâben re'yini tasdik ile berâber bu bâbda her iki taraftan hata vuku' bulduğunu söyledim. Bunun üzerine vali sizin niyât-ı hâlisanenizi tizkârla efkâr-ı müfrite ashabından idüğü anlasılan mektep müdiri Herik'in te'sirât-ı nufuziyesi tahtında hareket etmekte olduğunuzu söyledi.
Merzifon'daki İnas mektebini imha eden harikin esbâbını meydana ihrac etmek pek müşkildir. Nasıl ki Merzifon'daki Amerikalılar mezkur mektebin İslamlar tarafından ihrâk edildiğini işrâb ediyorlar. Hükümet dahi bunun mütecâsirleri Ermeniler olduğuna kesb-i itminân eylemiştir. Bu hal tarafeynce munâza'at-ı bi-intihayı mucib olabilir. Mevkuf muallimler bahsine gelince bunlar Devlet-i Aliye tebaasından olduğundan bu hususta hiçbir devlet-i ecnebiyenin müdahaleye hakkı yoktur. Kemal-i i'tidâl ve bi tarafi ile haraket eden vâli yedinde esbab-ı subutiyye-i kat'iyye bulunmakla beraber tahavvulat-ı i'tilâf-cûyâne ibrâz etmektedir. Valinin re'yine nazaran Sivas'ta ittihad-ı fikr husulu Merzifon'da temdid-i ikametinizden daha münasiptir. Biliyorum ki geri dönmek güç gelür iken zât-ı melâik-simât-ı Hazret-i Şehriyârinin sâdık ve muti' olan bir kısım tebaası meyanında ikâ'i fesad etmek isteyen birkaç Ermeniyi himaye etmek sevdasına karşu Bâb-ı Âli ile olan münasebât-ı dostânesini feda etmeye Amerika Sefaretinin belki meyyal olamayacağını nazar-ı mutala'aya almaklığımız lazımdır. Meseleyi başka bir nokta-i nazardan im'ân eylediğimiz halde Amerika misyonerlerinden yalnız bir şahsın yani merkum Herik'in ve dahi teaddi eseri ile cürümkâr olan bir takım Ermenileri himaye etmek istemesi ve bu suretle bir yarım asır emeğin semeresini zâyi eylemesi bana mucib-i te'ssüf görünüyor.
Sevdiğim konsolos, bir dostun sözüne ihtimad ediniz. Sivas'a geliniz. Cümlemiz suret-i âdilâne ve muhikkânede netice pezir olmasını arzu eylediğimiz bu madde-i müte'essifeyi bitirmek içün burada hepimiz tevhid-i mesâ'i edebiliriz.
Sivas ABD Konsolosu Mr.M.A. Jewett, Büyükelçiliğe gönderdiği raporunda :
'' Merzifon olayları çok kritiktir. Yaratılan bu kanlı olaylar Ermeni Komitecilerin, ani bir ayaklanmasıdır. İngiltere bunları ne şekilde eylem yapacaklarını planlayıp, yönlendirmektedir. Komiteciler, kasabada her şeyi kötüleştirmek için aktif şekilde hareket ediyorlar. Bu kötü durumu da propaganda olarak kullanıyorlar. Bu kışkırtmaları ve kanlı olayları yapanlar, Amasya yakınlarında, bir yerde üstlenmektedirler. Osmanlı güvenlik güçleri olayları önlemek için, büyük gayret gösteriyorlar¦ Bekir Paşa, öğrencileri korumak için çırpınmaktadır. Fakat güvenlik güçleri maddi olarak zayıftır.
¦ Buna rağmen Komiteciler çok iyi organize edilmişlerdir, çok paraları vardır. Ermeni halkı da, maddi yönden çok iyidir. Seyahat ve diğer hareketleri yönünden çok rahattırlar¦ Ermeniler çok kolay elde ettikleri özgürlüklerini ve haklarını, Türkleri küçük ve iğrenç göstermek için kullanıyorlar.
¦ Kolejdeki öğrenciler, kendilerine tanınan hakları ve ayrıcalıkları kötüye kullanıyorlar. Komitecilere yardım ediyorlar ve terör eylemlerine katılıyorlar¦ Kolejde komitecilerin bir çok genç sempatizanı var ''
12 Ekim 1895'te Merzifon Kaymakamı, Protestan, Katolik ve Ortodoks din adamlarının katıldığı Sivas Valisi'nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, onlara öğüt vererek cemaatlerini dizginlemelerini ister, Papaz Kırmızıyan, Türk güvenlik güçlerinin taraflı hareket ettiğini söyleyerek Ermenilerin kırıldığını belirtir ve Osmanlı Devleti'nden Glatstone Hükümetinin hesap soracağını belirterek ağır hakaretlerde bulunur, Bunun üzerine zabıt tutularak aynı gün akşamı Papaz Kırmızıyan Çorum'a sürgün edilir.
Leon Semoyan Merzifon'a dönmüştür.Çok miktarda silah ve cephane stokları vardır. Kırmızıyan'ın sürgünü sebebiyle Komiteciler kendilerine karşı tavır alan iki Amerikalı, iki Ermeni profesörü öldürmek için evlerini kurşunlatırlar, Türk dostu Mr. Riggs'i de ölümle tehdit ederler. Sihak Arahali'yi öldürürler. Yine sokaklara çıkarak rastgele ateş etmeye başlarlar. 14 Ekim 1895 Cuma günü akşamı saat sekizde de Ermeni İhtilalciler Birliği yeni inşa edilen Amerikan Kız Kolejini yakarlar , ne acı ki, yanan binanın tazminatını Osmanlı Devleti ödemek zorunda kalır¦
3 Kasım 1895 Cuma günü, Türklerin Cuma namazı kılmak üzere toplandığı sırada, Ermeni halkının ve esnafının bulunduğu yerlerde '' Türkler Ermenileri kesmek için , silahlanıp bu tarafa geliyorlar '' uydurma haberi ile Ermeni halkta panik başlar¦ Daha sonra da ''Ey camaati müslimin, Ermeniler Türkleri katlediyor'' diye bağırıp kaçarlar. Neticede 20 Türk, 80 Ermeni ve bir çok yaralı¦ Aynı gün Gümüşhacıköy ve Havza'da aynı olaylar tekrarlanır¦ 14 Kasım günü yeniden yapılan Merzifon Rüştiye binası yanar, Kaymakamın evinde yangın çıkar, etrafa yayılarak 30 ev, 20 dükkan kül olur, Taşhan'nın da bulunduğu 3 handa patlama olur, Amasya Mutasarrıfı Sırrı Paşa derhal Merzifon'a gelir, kimsesiz Ermenileri kollamak için 1.000 asker takviyesi Merzifon'a gelir. 25-30 asker ile Koleji koruma altına alır.
2 Aralık 1895 Pazar günü medrese öğrencilerinden Bafralı Emin, Orta Caminde yatsı namazından sonra öldürülür. Medrese Komiteciler tarafından basılır, galeyana gelen halk Ermeniler ile çatışır ve Ermeni halkından 50 kişi ölür, 15'i yaralanır, Türklerden de 4 kişi ölür, 15'i yaralanır, Bir çok ev ve dükkan da yanar. Merzifon'daki hadiseler 1896 yılına da taşar.
ABD. Sivas Konsolosu Mr. M.A.Jewett'in 5 Şubat 1896 tarihindeki raporu aşağıdadır :
Mr.Jewett'ten Short'a
ABD Konsolosu Sivas, Türkiye, 5 Şubat 1896
¦ Merzifon'da Amerikalıların güçlü olmaları nedeniyle, Ermeni Komiteciler bunlardan yüz buluyor. Amerikalılar burada pek olaylara karışmadılar. Bir kısım Ermeni halk ve öğretmenler ihtilalcilere meyillidir. Osmanlı Hükümet güçleri, bu yüzden Koleji denetim altında tutmaktadırlar. Komitecilere karşı güçlü durumdadırlar.
¦ Kolejdeki öğrenciler kendilerine tanınan haklardan yararlanarak komitecilerin yanında, kışkırtmalara ve ayaklanmalara katılıyorlar, onlara haber taşıyorlar. Fakültede okuyan öğrenciler, alt sınıflardaki öğrencilere, silah ve cephane getirmeleri için baskı yapıyorlar. Yapılan aramada öğrenci üzerinde yedi tane tabanca bulunmuştur.
¦ Anadolu'nun her yanında görülen karışıklıklar, Merzifon'da da görülmüştür. Zaman zaman Amerikalılar da tehlikelerle karşı karşıya geliyorlar. Burada olayları incelemekle görevli ABD. Başkonsolos Temsilcisi Terrl'i ziyaret ettim. Osmanlı Hükümeti ve güvenlik güçleri, Amerikalılara hiçbir kötülük gelmeyeceğine dair, Terrl'e güvence vermişlerdir. Vali tarafından 30 kadar asker Koleji korumakla görevlendirmiştir¦. Terrl, komitecilerden eğer tavırlarını değiştirmezlerse, bu güven ortamının bozulacağından endişe ediyor.
Fakülte Başkanı da Ermenilere sempati duyan, onlarla birlikte eyleme kalkışan öğrencilere tolerans tanınmayacağını söyledi. Merzifon'dan ayrılmadan önce öğrendim ki, Ermeni halkının arasında da ihtilal komitesine karşı bir sempati duyuluyor.
Şehirde durum sakindir. Mutasarrıf, kaymakam olaylara tarafsızca, dost bir davranış içinde bakıyorlar. Olayla sırasında Amerikalılar çok iyi korunmuşlardır.
¦ Fakülte Başkanı Ermeni Komitecilere sempati duyan öğrencilere, bu hareketlere katılmamaları, koleje ve Amerika misyonuna bir zarar vermemeleri için onlara öğüt veriyor, fakat söz geçiremiyordu.

Burada yaşam iş ve eğitim hizmetleri sekteye uğruyor. Ermenilerin bir kısmı şehirden ayrılmak istiyor. Bana göre kadın ve çocukların kasabadan ayrılmasına gerek yok.
M.A.Jewett
Merzifon'daki Ermeni olayları 1892 yılında mühür yerine mermi kovanı basılmış komite bildirilerinin cami avlusuna atılmasıyla başlamıştır. Olayların Odak noktası Amerikan Kolejidir.
İsyan sadece Merzifon'da olmamıştır. 20 Haziran 1890'da Erzurum, 15 Temmuz 1890'da İstanbul- Kumkapı, 6 Ocak 1893 Merzifon, Kayseri Yozgat, 28 Ağustos 1894 Siirt- Sasun, 25 Eylül 1895 Bab-ı Ali Gösterisi, 2 Ekim 1895 Trabzon, 24 Ekim 1895-28 Ocak 1896 Maraş-Zeytun (Süleymanlı ), 3 Haziran 1896 Van, 26 Ağustos 1896 Osmanlı Bankası baskını, 1903-1904 İkinci Sasun İsyanı, 21 Temmuz 1905 Yıldız Suikasti, 13 Nisan1909 Adana Vak'ası olayları yaşanmıştır .
İtilaf Devletleri Ermeni milletini kullanmış, 12 Aralık 1922 Ermeni Milli Yurdu konulu Konferansta Lord Curzon'a 13 Aralık 1922 de İsmet Paşa ve Dr. Rıza Nur vermiştir .
Konuyu daha iyi anlamak ve Merzifon'daki Ermeni olaylarının alt yapısını kavrayabilmek için biraz geriye gidelim ve isyanın hazırlanmasına amil olan hadiseleri ve belgeleri inceleyelim :
30 Ekim 1883 tarihinde Tiflis Başkonsolosu Edward Bey'den Dışişleri Bakanı (Hariciye Nazırı ) Arifi Paşa'ya gönderilen 1107/333 sayılı yazıda Erivan olayı dolayısıyle yapılan arama sırasında ele geçen iki Ermeni Beyannamesinin daha ilişikte sunulduğu, Komitenin aynı kumaştan elbiseleri olduğu Dr. Dikranian'ın içlerinde olduğu Iğdır'da Arutinof adında birinin 15 tüfek dağıttığı, '' Kavmin İhtiyacı '' birinci beyannamede özetle '' sizi ikaz zamanı geldi, Vatanperverliğimizi ispat etmeliyiz '' ifadesinin bulunduğu:
1.Katagikosluğun mevkiini Ahtamar Adasına nakletmeliyiz. Katagigosluğun Rusya idaresinde bırakılması ile ileride hiçbir iş yapamayız.
2.Avrupa Hükümetlerini Ermenilere otonomi vermek için Osmanlı Hükümetini zorlamaya mecbur etmeliyiz.
3.Her iki tarafta yardım toplayarak Ararat Cemiyetine maddi ayrdım sağlamalıyız.
4.Halkı eğitim için şarkı ve nutuklar tertip etmeliyiz.
5.Tahsil ve türlü bahanelerle masrafı Ararat Cemiyeti tarafından verilerek gençleri Türkiye'ye göndermeliyiz.
6.Gençler arasında lider yetiştirmeliyiz.
7.Gençler için kahveler tesis etmeliyiz.
8.Gençleri okutmak için büyük bir yardım cemiyeti kurulmalıdır.
9.Gençler için sanat mektepleri tesis edilmeli,
10.Papazlar halkı eğitime iştirak ettirebilmek için tesirli nutuklar hazırlamalı,
11.Hocalar Eçmiyazin'den mezun olmalı,
12.Her iki taraftaki Ermenileri silahlarla techiz etmeli,
13.Yalnız Ermenilere silah ve cephane satan mağazalar kurulmalı,
14.Türkiye'ye gidecek gençlere yardım edilmeli,
15.Halkı heyecanlandırmak için haftalık dersler tertip olunmalı,
16.Devlet hizmetinde bulunan yabancıları tahkir ederek, onların yerine geçmek imkanı yaratılmalıdır,
17.Hapse girmiş olanlar kurtarılmalı,
18.Tiyatrolar tertip edilmeli ve parası yardım cemiyetine terk olunmalı,
19.Üniversite mezunu olanları papazlık tahsili yaptırmalı,şimdiki papazlarla mühim bir meseleyi başarmaya imkan yoktur.
İkinci beyannamede ise, gençlere çağrı yapılmakta ve '' Ölüm her yerde aynıdır, insan ancak bir kerre ölür, halkı için ölene ne mutlu ''
1890 yılında kurulan Ermeni İhtilalciler Birliği bağımsız Ermenistan kurmak için faaliyete geçer. Rus ve İngiliz elçiliklerinden maddi ve manevi destek görürler. Para yardımı alırlar. 1892 yılında Toplanan Komite kararları 1894 yılında Viyana'da basılmış ve Bükreş Elçiliğinden Padişah Özel kalemine gönderilmiştir . Söz konusu özetle : İhtilal programının mucip sebeplerine geniş olarak yer verildikten sonra, Ermenilerin siyasi hak ve hürriyetlerinin neler getireceği sıralanır ve Osmanlı ülkesindeki diğer milletlerle işbirliği önerilerek şu önerilere yer verilir:
¢ Ayaklanmanın başlıca sebeplerini yayınlamak,
¢ Bu maksatla komiteler arasında seminerler yapmak,
¢ Halka ayaklanma fikrini aşılamak,
¢ Halkı silahlanmaya teşvik etmek,
¢ İhtilal Komiteleri arasında ittifak olmasına çalışmak,
¢ Memleketin durumuyla ilgili halkı göz önüne alarak, ayaklanama sebeplerini hazırlamak ve komitelere iş bulmak,
¢ Gider bütçesini hazırlamak,Zülüm edenlere ve tefecilere karşı savaş açmak, Zülüm edenlere karşı halkı korumak,
¢ Ulaştırma,
¢ Bundan evvel sadece moral yönünden bazı hizmetlerde bulunulmuştu. Şimdi genel bir meclis teşkiline gidilmiş olup, bu meclisin kararlarını kabul etmek mecburiyetinde olduklarından Tüzük hükümlerini değiştirmek veya düzeltmek yalnız bu meclisin yetkisindedir.
Ermeniler emellerini gerçekleştirmek üzere Avrupa devletlerinden silâh satın almak ve onları Anadolu içlerine göndermenin yollarını bulurlar. Bu konudaki bazı belgeleri incelersek :
Londra Büyükelçimiz Rüstem Paşa, Hariciye Nazırı Sait Paşa'ya 6 Eylül 1893 tarihinde yazdığı mektupta :
Londra tüccarlarından Yahudi Lazar, Ermeni Komitesi'nin faaliyetleri hakkında bir çok kez beni ziyaret etmek istedi. Adı geçen hakkında iyi referans aldıktan sonra, vereceği bilgilerin doğru çıkması şartıyla anlaştık. Verdiği bilgiler şöyle :

¢ Londra'daki Ermeniler Anadolu'da askeri bir kuvvet teşkiline çalışıyorlar.
¢ Avusturya Hükümeti'nin kadro harici bıraktığı tüfekleri beheri 2 florine satın almak üzere Ermeni Komitesinden bir kişinin Londra'dan Triyeste'ye gittiği,
¢ Bedros Frankiyan isminde diğer bir üyenin de ucuz fiyatla tabanca almak üzere Anvers üzerinden Liege'e gittiği,
¢ Ermeni Teşkilâtının merkezi Paris'dir. Narbey ( takma adı Luiziyan ) ile oğlu Leon'un başlıca müfsit olduğu,
¢ Londra tüccarlarından Gülbenkyan ile akrabası Ticaret Odası Müdürlerinden Artin ile ticaret yapan Balan kardeşlerin komiteye dahil oldukları,
¢ Tertip edilmek istenen bu ihtilâlin komutasını bir Rus yarbayının alacağı,
¢ Karadeniz ve Akdeniz limanlarına rüşvetle her türlü eşya ve hatta silâh ve cephanenin sokulduğunu söylemiştir.
Yine Londra Büyükelçimiz Rüstem Paşa, Hariciye Nazırı Sait Paşa'ya yazdığı 16 Eylül 1893 tarihli özel mektupta :
Lazar ismindeki Ermeni beni tekrar ziyaret ederek, Ermenilerin Tryeste'de Avusturya Ordusunun kadrosundan çıkarılan eski tifeklerden 3.000 adedini çok ucuza alacaklarını söyledi. Avusturya- Macaristan Hükümeti2nin kadro dışı bıraktığı bu eski silâhları, Ermeniler bir aracı vasıtasıyla satın almaktadırlar. Bu silâhlar Türkiye'ye yalandan düzenlenmiş kahve konçimentolarıyla sokulacaktır.Gümrükteki kişiler ayarlanacaktır.
Selânik'e 1200 tabanca girmiştir. Son beş yıl içinde Osmanlı ülkesine bir çok patlayıcı madde sokulmuştur.
Ermeniler tarafından bir hareket başlar başlamaz Ermeni asıllı Kafkas Rus Ordusundan bir yarbay ile diğer küçük rütbeli subaylar, komutayı ele alacaklardır.
Lazar, Paris, Liege ve Türkiye'de tutulacak ajanlar, Venedik ve Triyeste'ye yapacakları gezilerle silâh kaçakçılığının izlenebileceğini ve bunun için para gerektiğini ifade etmiştir.
Adı geçenin ifadelerinden anlaşıldığı gibi, şüpheli görülen sahilden içeri doğru gönderilecek kolilerin kontrol edilmesine emirlerini, denilerek Ermeni çetelerinin silahlandığını ortaya koymaktadır. Silahların ise nasıl ve nerede kullanılacağı zamanla ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Washinton Büyükelçimiz Mavroyani Bey'in hariciye Nazırı Sait Paşa'ya 19 Ocak 1894 tarihinde yazdığı 6915/ 26 sayılı mektupta ise şu bilgiler vardır:
Amerika'daki Hınçak Partisi mensuplarından tespit edilebilenlerin listesi Ek.1 de sunulduğu, Atalantiğin bu tarafından sorumlu Parti şefinin Nişan Garabedian olduğu, Başkanın yıllık nutkunda Ermenilerin Türkiye'deki olumsuz davranışlarına temas etmiş olması, nihayet misyonerleri de uyandırmış, onlarda gerçek durumu kavramışlardır.
Mr.Bogigian'ın dini ve politikayı alet etmeyen sadece Ermeni işleriyle uğraşan Hınçaklara parelel bir cemiyet kurmayı düşündüğü,
Van'da görev yapan Amerikan misyoneri Rev.G.E. Reynolds'ın tatilini geçirmek üzere ABD'de bulunduğu, bazı Ermenilerce Türkiye'de ihtilâlci bir hareketin mevcut olduğu, misyonerlerin buna karşı olduklarını,
Nişan Garabedian, Ermenilerin bağımsızlık fikirlerini bizzat misyonerlerden aldıklarını söylüyorsa da ABD misyonerlerinin ihtilâle karşı olduklarını açıkladığı, belirtilmektedir.
Merzifon'da 1892'de ayaklanma düzenleyen Taşnak Komitesi Merzifon Bölge Temsilcisi Açıkbaşyan adlı bir Ermenidir.
14 Ocak 1893 tarihinde Cumhuriyet ilanından sonra Ankara'nın bir semtine adını vermiş olan Ankara Valisi Abidin Paşa Mabeyn Başkatipliğine gönderdiği bir yazıda , Merzifon'daki Protestan Okul Nazırı'nın Anadolu Kolej Nazırı Herricks imzasını kullanarak Çorum Kaymakamına hitaben Öğrenci Manuk'un neden tutuklandığını sormak suretiyle yetkisini aştığını, fesatcıları koruduğu, Kaymakama yazdığı telgrafı Ermeniler'e gösterip, koruma iktidarını kanıtlayarak onları teşyi ettiği, bu imzayı koyanın İngiliz veya Ermeni olup-olmadığının Sivas Valisinden sorulduğu, alınacak cevaba göre icabına bakılacağı, belirtilmektedir. Neticede imza Herricks'in çıkar ve yurt dışına gönderilir.
30 Ocak 1893 günü Ankara Valisi Abidin Paşa Mabeyn Başkatipliğine gönderdiği 442 sayılı yazısında :
Merzifon'dan gönderilerek bir miktarı Yozgat'da dağıtılan ve kalanı Kayseri'ye gönderilen beyannamelerle ilgili olarak yakalanan Moşok ve Keçeciyan Misak'ın ifadelerinden diğer suç ortakları da tespit edilerek tutuklanmıştır.
Misak'ın ifadesinde : İngiltere'de Gladstone, Amerika'da James Bryce ve Yunanistan'da ismini hatırlamadığı birisi , '' Ermeniler imtiyaz istiyorlarsa da böyle olmaz, onlar bir büyük olay çıkarmalılar, bazıları asılmalı ve bazıları kesilmeli, İslamlarla tutuşmalı ki; biz de o vakit işin içine girip bunların muratlarını yerine getirmeye çalışalım dediklerini, Merzifon Fesat Cemiyeti Reisi tarafından kendisine ve diğer delegelere söylendiği ve bunarla bir nizamname ile mühür verildiğini, komitenin genişletilmesine yardım etmelerini söylemiş ve ardından dağıtılmak üzere beyannameleri göndermiştir.
Moşok da ifadesinde komiteye üye olmamakla beraber komite efradından olduğunu, bir yıl evvel İncil üzerine yemin ettirilerek komiteye alındığını, kendilerine sır saklamak için de yemin ettirildiğini, asıl vazifelerinin Müslümanları galeyana getirerek Hıristiyanlar arasında bir kapışma yaratılarak Avrupa'ya karşı İslamların taarruzundan feryat ve şikayete teşvikten ibaret olduğunu beyan etmiştir.
27 Şubat 1893 tarihinde Sadrazam Cevat Paşa'dan Sultan II. Abdülhamit'in Özel kalemine gönderilen 1667 numaralı yazıda :
Merzifon'da muhbir Sahak'ı yaralayan Ermeniler'in yakalanmasına teşebbüs edildiği, Sivas Valiliği'nin ilişik yazısına cevaben tutukluların davalarının Liva merkezinde yapılması hususunda Temyiz Mahkemesine baş vurularak onun vereceği karara göre hareket edilmesi bildirildiği, belirtilmektedir.
Sivas Valiliğinin şifre yazısının özetinde ise : Sahak'ı yaralayan Asar adında biri olduğu, fesat cemiyetinin reis, katip ve yüzbaşı gibi ileri gelenlerinden tutuklanan 40 kadarının bir yıldan beri 1.000 kadar eşkıyayı techizatlandırdığı ve Reis Tomayan Artin ve arkadaşlarının bol miktarda silah ve cephaneyi Protestan Kilisesinde muhafaza ettiklerinin sanıldığı, kendisinin de hayatta kalmasının umutsuz olduğu, Merzifon'da bulunan Vilayet Zaptiye ve İl İstinaf Avcısından gelen telgraflardan öğrenildiği, hemen tutuklanmalarının cevaben bildirildiği, mahkemenin nerede cereyan edeceğinin bir an evvel bildirilmesi belirtilmektedir.
Ayı gün yine Sadrazam Cevat Paşa'dan Padişah'ın Özel kalemine gönderilen 1671sayılı yazıda ise : Merzifon'da Ermeni muhbir Sahak'ı yaralayan Ermenilerin yakalanmaları ve Merzifon'da tutuklu 40 kadar Ermeni'nin muhafazası için aleyhte tefsirlere meydan bırakılmaksızın Redif Taburu merkezi olan Merzifon ile sair lüzum görülecek yerlerde depoların muhafazasında bulunan eratın bir misli arttırılması, yerel emniyet görevlilerinin de kifayetli bir miktara çıkarılması bildirilmiş ve Padişah tarafından da onaylanmıştır.
Sivas ABD Konsolos Vekilinin Merzifon ABD Konsolosuna yazdığı 11 Mart 1893 tarihli yazı da ise : Protestan Vaizi Mardiros Kalosnian'ın iki yıl önce Tomayan tarafından kurulan bir ihtilal Komitesine, İncil üzerine yemin ettirilerek, kaydolunduğunu, geçen yıl yine Tomayan'ın teşviki ile yapılmış bazı cinayetlere dair bilgi verildiğini, bu ifadeyi Agop Prikliyan'ın da onayladığını, müfsit beyannamelerin asıldığı yerlerde suçlarını itiraf edenlerin bu hareketin Tomayan tarafından terip edildiğini söyledikleri, Merzifon Kız Okulunu Müslüman mı? Hıristiyan mı yaktığının bilinmediğini, her iki tarafında suçu birbiri üzerine attıklarını, tutuklu öğretmenler Osmanlı uyruklu olmaları dolayısıyla hiçbir devletin müdahalesinin söz konusu olamayacağını, fesatçı birkaç Ermeniyi himaye etmek sevdasına karşı Bab-ı Ali ile olan dostluğu feda etmeye Sefaretin belki meyyal olmayacağını hesaba katmamızı, Okul Müdürü misyoner Mr. Herricks'in birtakım Ermenileri koruması ve böylece yarım asırlık bir emeği heba etmesinin bende teessüf uyandırdığı, bu ara birlikte bu meseleyi sonuca bağlanılması için Sivas'a gelmesi talimatlandırılır.
Ankara Valisi Abidin Paşa, 7 Nisan 1893 tarihinde Padişah'ın özel kalemine (Mabeyn Başkâtipliğine ) gönderdiği bir mektupta ; Bütün fesadın Merzifon'dan çıktığı kesin ise de, alınan önlemler sayesinde bu vilâyette fesadın çıkmasının mümkün olmayacağı, beyanname ve komite işleri dolayısıyle Ankara Vilayetinde yakalanan 332 kişiden 49'unun hapiste bırakılarak diğerlerinin serbest bırakıldığı bildirilmiştir.
Sivas Valisi Halil Paşa ise, 8 Nisan 1893'te Padişah'ın özel Kalemine gönderdiği arzda, '' Mr.Newbery'nin bahsettiği bombaları, Samsun'da bulunan Amasya Almanya Konsoloslu Vekilinin kendisine gösterdiği ve bunların Avrupa'da yapılıp gizlice buraya getirildiğini söylediği, evvelce Çorum'a gönderilen 16 tutukludan 11'inin Ankara'ya gönderildiği, diğerlerinin serbest bırakıldığı, Tokat ve Aziziye ( Elazığ ) kazalarından getirilen tutuklulardan 4'ünün Ankara'ya gönderildiği, diğerlerinin serbest bırakıldıkları, bir hadiseye meydan verilmemesi için çalışıldığı '' rapor edilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun Washington Elçisi Mavroyani Bey'in Dışişleri Bakanımız Sait Paşa'ya 10 Nisan 1893 de gönderilen notta: A.B.D. Merzifon Kolejinin yangını münasebetiyle gönderdiğiniz 18 Mart 1893 tarihli bilgilerin Amerikan gazetelerinde yayınlattırıldığı, ABD'nin bu yangın olayı hakkında hali hazır işlik görüşüne göre ; Merzifon'da Amerikan vatandaşlarına saldırıldığı, Safaret Postasının güvende olmadığı, yakılan okul müştemilatının Osmanlı Hükümetince ödenmesi, Sultanla Amerikan Sefiri Thomson'un görüşmede olduğu, bildirilmektedir.
Washington Elçimiz Mavroyani Bey'in Hariciye nezaretine göndermiş olduğu 13 Nisan 1893 tarih ve 6511/ 59 sayılı yazısında :
ABD gazetelerinde görülen iki telin ilişikte sunulduğu, İstanbul ABD.Elçiliği Başkatibi Mr.Newberry'nin Sefirine verdiği ilişik rapora göre, Merzifon Amerikan Koleji yangınının çıkmasında yerel idarenin pasif kaldığı, öne sürülmektedir. Bu durumu hatırlatan Hariciye Nazırına, bunun imkansız olduğunu, Mr. Newberry'nin bilgilerinin malum ve sözüne güvenilmeyen kaynaklardan almış olabileceğinin belirtildiği
Ek.2'de ; Zavallı Ermeniler, 1.800 Hıristiyan'ın Hapiste, Avrupa'nın Müdahalesi isteniyor.
Başlığı altında Londra 10 Nisan 1893 tarihli telde; özetle; İzmir Trabzon ve Anadolu'nun diğer yerlerdeki İngiliz Konsolosluklarının İstanbul'daki Sefaretlerine gönderdikleri raporlara göre çeşitli suçlamalardan 1.800 Ermeni hapise atılmışlardır. Olay, yeniden önem kesbetmektedir.
İngiltere'nin, Ermenistan'da Türklerin kötü idaresini görüşmek üzere Avrupa Devletlerinin toplanmalarını teklif edeceği söylenmektedir. Genç Ermeni kızlarını haremlerine almak ve anaları-babaları şikâyet ettikleri zaman bunların İslâmlığı kabul ettiklerini söylemelerinin olağan şeyler olduğunu belirtmektedir. İngiltere'nin Bab-ı Ali nezdinde Hıristiyanlara yapılan muamelenin değişmesi için müdahalede bulunulacağı umulmaktadır.
Ek.3'de '' Türk zulmü '' başlığı altında içeren telde özetle:
Ermeni sorununu etüt etmek üzere bir çok Avrupa devletlerince özel bir komisyon tespit olunmuştur. Fakat diğer hükümet komisyonları gibi hareketlerinde çok yavaştır. Tayinleri beş ay olmasına rağmen memleketleri ziyaret etmeyi düşünmüyorlar. Türkleri bekliyorlar. Türkler gönüllü jandarma gibi her biri 550 kişilik 7 Kürt Sivil Alayını, Van Bitlis ve Erzurum'da kurdu. Diğer Kürt Beylerinin de isteğiyle 44-45 Alay daha teşkil edilerek Osmanlı Ordusunda görev alacaklardır.
Berlin Anlaşmasını imza eden devletler Ermenileri Kürtlerin zulüm ve vahşetinden kurtarmalıdır.
Londra Büyükelçisi Rüstem Paşa'dan Hariciye Nazırı Sait Paşa'ya yazılan 13 Nisan 1893 tarih ve 17090/ 129 sayılı yazıda ;
Merzifon ABD Kolejinde öğretmen Rahip Tomayan'ın ilkin salıverildiği ve sonra tekrar tutuklanması dolayısıyle, eşinin Londra'da mütemadi teşebbüslerde bulunduğu, bu hususta Parlemento'da vaki olacak bir suale karşı bilgi istenir.
Yine 13 Nisan 1893 tarihinde Sadrazam Cevat Paşa, Mabeyn Başkatibine gönderdiği notta :
Geçenlerde tahkikat yapmak üzere Merzifon'a gitmiş olan ABD Sefareti Başkatibi Mr. Newberry'nin Amerikan Misyoner Okulu öğretmenlerinden olup tutuklu olan Tomayan'ın suçsuz olduğunu, Berlin'den aldığı bir mektuba istinaden söyleyen Alman Sefareti Baştercümanına; Tomayan'ın fesatcı olduğuna tam kanı hasıl olduğu için okuldan kaydının sildirdiğini ve orada bir Ermeni fesat derneğinin keşfedildiğini söylediği ve bu konuda yapılan isnat ve irtifaların böylece reddedilmiş, yalnız okulun ek binalarından biri olup, inşası bitirilmek üzere iken yanan binanın ödenmesi hakkındaki isteğin devam etmekte olduğuna dair Hariciye'nin yazısı ile Tomayan ve eşinin ele geçen resminin ilişikte sunulduğu, arz edilmektedir.
19 Nisan 1893 tarihinde Sadrazam Cevat Paşa'dan Padişah'a sunulmak üzere Mabeyn Başkatibi'ne gönderilen 2097 numaralı yazıda :

Ermenilerin durumu üzerine gerekli tahkikatı yapmak üzere ABD Sefareti tarafından geçenlerde Sivas'a gönderilen Başkâtip Mr.Newberry'nin raporunun bir suretinin ilişik olduğu , bu raporun birer kopyasının da ABD Sefiri tarafından talep üzerine Almanya ve İngiltere Sefirlerine de verildiği, belirtildikten sonra özetle : ''¦ dolaştığı ve katıldığı; Samsun, Kavak, Havza, Lâdik'te din adamları ve halkın memnun olduğu, 25.000 nufuslu Merzifon'da durumun karışık olduğu, bomba, dinamit imal edilmekte olduğu, silah ve techizat depolarının bulunduğu, Amasya, Kayseri, Tokat, Çorum ve Ankara da ajanlarının ve alt komitelerinin bulunduğu, ihtilalci afişler astıklarından 700 kişinin tutuklandığı, bunlardan beş-altı yüzünün salıverildiği,
Tutuklananlar arasında Merzifon Amerikan Okulunun yerli öğretmenlerinden iki kişinin dahi bulunması Amerikan çıkarlarına mucibi teessüftür. Bunlar aleyhinde Osmanlı Hükümetine kanıtların gösterildiğini, Okulun Başöğretmeni Mr.Riggs'i bu konuda tahkikata çağırdığı ve adı geçene bu tahkikatın yaptırıldığı Savcı ile birlikte olduğu halde gösterilen kanıtların Mr. Tomayan ve Kayayan haklarında büyük bir kuşku uyandırması dolayısıyle bunların beraat veya mahkumiyetlerine karar verilinceye kadar isimlerinin okul sicilinden silinmesinin Mr. Riggs'ce tavsiye ve talep edileceği, Merzifon'daki Ermenilerin Jandarma Komutanı Hüsrev Paşa ve Merzifon Kaymakamı, Mal Müdürü, Belediye Reisi, ve Zabıta Memurunun sert davranışlarından şikayet ettikleri, Zabıta Memuru ile Merzifon kaymakamının işten el çektirdikleri, bunların hepsinin Hıristiyan çıkarları aleyhine fazlaca husumet gösterdikleri, bunların vilayette bulunmalarının güvenlik ve asayişe sürekli bir tehdit olduğu'',
Mr. Newberry raporunu şöyle tamamlamaktadır :
Netice itibarıyle vicdanen şunu söyleyebilirim ki, Merzifon'da Hıristiyanların güya duçar oldukları zulüm, bir fesat cemiyeti üyesi olduğu kuşkusuyla bir çok kişinin yakalanarak tutuklanmasından ibarettir. Gerek Komite, gerek bunun niyet ve tasavvurlarına dair aldığım malumata nazaran bilinen şahısların tutuklanması tamamiyle hak ve savap olduğu kanaatindeyim.
27 Nisan 1893 tarihinde Osmanlı Hükümetinden İngiltere Büyükelçiliğine gönderilen Memorandum özeti aşağıda sunulmuştur :
Bir süreden beri bazı maceracıların Osmanlı Hükûmeti hakkında iftira, yalan ve uydurma haberlerle dolu broşürleri memleket dışında hazırlıyarak ya da memlekette çoğaltarak dağıttıkları, bu suretle kamu personelini ve Ermenilerin yaşadıkları bölgelerdeki sadık Ermenileri aldatmaya, onlarla Müslümanlar arasına nifak tohumları saçmaya ve mevcut olmayan bir Ermeni sorunu yaratarak kavga çıkarmaya ve sukûneti ve asayişi bozmaya çalıştıkları görülmektedir.
Sivas İstinaf mahkemesi Genel Savcısının yaptığı tahkikat neticesinde yazdığı memorandumda şöyle denmektedir :
'' Bu isyan hareketi Merzifon'da tezgâhlanmıştır. Sanıkların itirafları, olayları gerçek yüzünü aydınlatmaktadır. Bu itiraflarda pankartların ve mektupların nasıl ve kimler vasıtasıyla dağıtıldıkları, nerelere asıldıkları ayrıntılarıyla ortaya çıkmış bulunmaktadır. Yazılan mektupların başında '' Hınçakyan Partizanları Merkezi '' mührü bulunmaktadır. Merzifon merkezinin başında Merzifon Protestan Misyoner Okulu öğretmenlerinden Tomaiyan ve o'nun en yakın arkadaşı Kayayan bulunmaktadır. Bu misyonerler okulunda 8-9 öğretmen vardır. Bunlardan Herricks Smith ve Dwigt Amerikalı, diğerleri Osmanlı uyruğu Ermenilerdir. Pankartların Merzifon Amerikan Koleji'nde taşbasması olarak basıldığı anlaşılmış olup, ayrıca Herricks'in mahalli idareye çektiği telgraf, öğretmenlerin mahalli idareye yazdığı takrir ve okul programları ifadeleriyle pankarttaki ifadeler arasında da benzerlik göze çarpmaktadır. Bir süre önce Kolejin yanındaki geniş arazi Belediye Tabibi Melcon tarafından satın alınmıştır ve aslında bu arazi okula bağlıdır. Geçen yıl kışla tarzında inşa edilen bu bina için inşaat müsaadesi alındığına ait hiçbir belgeye rastlanamamıştır. Kolejde çevrilen dolapların duyulduğunun farkına varan okul idaresi kanıtları yok etmek amacıyla bu binayı yaktığı anlaşılmaktadır.
Zira yapılan soruşturmada yangının binanın her tarafından alevler şeklinde görüldüğü şahitlerin ifadelerinden anlaşılmıştır. Eğer, dışarıdan bir kimse binayı yakmış olsa idi, ateş binanın bir köşesinden başlayıp yavaş yavaş bütün binayı saracaktı. Bundan başka, etraf karla kaplı olduğundan hariçten bu işi yapmaya gelmiş olanların ayak izlerinin de kar üzerinde görülmesi gerekirdi, böyle bir iz mevcut değildir. Buna mukabil okuldan bu binaya giden içeriden bir yol vardır ve burada ayak izleri mevcuttur. Herkesin inancına göre bu bina ancak okuldakiler tarafından yakılabilir. Binanın sahibi de bu güne kadar hiçbir merciye başvurmamıştır.
Bina, isyan manevrasının başarısı için feda edilmiştir.
Pankartlarda betahsis '' Müslüman Vatanperverler Komitesi'' imzası vardır. Oysa bunların okulda hazırladığı ve okul mezunu gençler tarafından da dağıtılıp, asıldığı anlaşılmaktadır.
Pankartlar Kayseri, Merzifon, Gümüşhacıköy, Çorum'da muhtelif yerlere asılmıştır. Bu hareketin planlanması Merzifon Komitesi'nin toplantılarında alınan kararlara uygun olarak yapılmıştır.
Bu kararlarla Komite nizamnamesinin asılları ele geçirilmiş ve Türkçeye çevrilmiştir. Lüzum görülürse bir sureti Sefaret tercümanlarına verilebilir.
Yurt dışında güya Küçük Asya'da Hıristiyanlara bir hastane tesisi için Avrupa'da dolaşarak 3.000 Sterling kadar para toplayan Tomaiyan'ın eşi Lucie, kocasına yazdığı mektuplarda da onu bozguncuların şefi olarak nitelediği anlaşılmaktadır.
6 Mayıs 1893 günü Sadrazam Cevat Paşa'dan Padişah II. Abdülhamit'e iletilmek üzere Mabeyn Başkatipliğine gönderilen 2267 sayılı yazıda ;Merzifon muhbirinin verdiği habere göre, Ermeni fesat Komitesinin eski hey'eti yerine Ermeni evlerinde saklı bulunan Tomaiyan Artin'in Başkan, Belediye Sağlık işlerinde çalışan Merlon katip ve diğer sekiz kişinin üye oldukları, Muhbirlerde dahil sekiz kişinin idamına komitece karar verildiği, bunların katillerini kim haber verirse, onun da öldürüleceğinin kararlaştırıldığını, geçenlerde öldürülen muhbir Sahak'ın öldürüldüğü yerde bu haberi veren muhbire ateş etmişlerse de tutturamamışlardır. Halka nasihatte bulunan Mardiros'un da öldürüldüğü, gerekli tahkikatın yürütüldüğü verilen bilgiler arsasındadır.
15 Mayıs 1893'de Dışişleri Bakanı Sait Paşa, Sadrazam Cevat Paşa'ya gönderdiği 31 numaralı evrakta : Tomaiyan'ın Haroutiun Tomaiyan namında bir kaçağın yerine tutuklandığı ve Madam Tomaiyan'ın Merzifon'da her mezhebi kabul edecek bir hastane tesissi için bağış topladığı ve asla politikayla uğraşmadığı yolunda İngiltere Parlemento üyelerinden Sir Richard Temple tarafından Hariciye Nezaretine çekilen telgraf üzerine, bu konuda kesinlikle hata yapılmadığı ve suç kanıtlarının bulunduğu yolunda, gerek kendisine, gerekse Okul Müdür Mr. Herricks'e Londra Büyükelçiliğimizde izahat verildiği ve bu izahat üzerine Temple'ın durumun ağırlığını anlıyarak Sefir tarafından verilen izahata teşekkür ederek, Tomaiyan'ın aklanmasını temenni ettiğini bildirir.
Açıkbaşyan, Ohannes oğlu Tomayan Karabet, Toros Efendi oğlu Ohannes Kayayan, Andon Reştoni, Merzifonlu Karagözyan, Merzifonlu Mıgırdıç Papasyan ve arkadaşları, avukatları davada hazır olmak üzere 18 Mayıs 1893 Perşembe günü Ankara İstinaf Ceza mahkemesinde yargılanmaya başlar, mahkeme 12 Haziran 1893 tarihine kadar devam eder, 17 kişi idama, 6 kişi 15'er yıl kalebentliğe, 8 kişi 10'ar yıl kalebentliğe, 10 kişi 7'şer yıl kalebentliğe mahkum olur. 14 kişi de berat eder . Tarihin garip cilvesine bakınız ki, Avrupa Birliği yurdumuzdaki idam cezasının kaldırılmasını istemiş, 2000 yıllarında bu istek kanunlaşarak 30.000 kişinin katili idamdan kurtulmuştu. 1893'de Devleti parçalamak için silahlı çete kuranlar Ankara'da yargılanarak 17'si idama mahkum olmuş, Amerika , İngiltere ve Almanya'nın siyasi baskısı üzerine padişah tarafından cezaları affedilerek mahkumlar yurt dışına sürülmüştür. Tarih 100 sene sonra tekrar tekerrür etmiştir. Konunun yorumunu sizlere bırakıyorum¦

Andon Reştoni yakalandıktan sonra jandarmalar nezaretinde

Bütün bu gelişmelere rağmen Avrupa'yı tatmin etmek çok güç oluyor. Bakınız İngiliz Parlementer bu olay için ne diyor !
Londra Büyükelçimiz Rüstem Paşa 14 Temmuz 1893 tarih ve 17396/272 sayılı Dışişleri bakanına yazdığı yazısında işin vahameti daha çok artıyor zannediyorum :
Ekseriyetini dini cemiyet temsilcilerinin teşkil ettikleri bir mitingde Ankara davasında Ermenilerin haksız ve adaletsiz bir şekilde mahkum edilmeleri kınanarak serbest bırakılmasını istediği Tomayan ve Kayayan'ın Sultan tarafından affedilmeleri memnunlukla karşılanmakla beraber, memleketten sürülmüş olmaları şiddetle eleştirildiği, Parlementer Spicer'in verdiği uzun nutukta Merzifon Amerikan Koleji Müdürü Herricks'den bir mektup aldığından bahisle adı geçenin ''Tomayan ve Kayayan affedilmiş fakat sürgüne gönderilmişlerdir. Bundan asla tatmin olmadım '' diye yazdığını kaydettikten sonra, Amerikan Kolejinin yanmasından mahküm Ermenilere işkencelerden, fanatik Müslümanlar ve Türk memurları tarafından Ermeni halkına reva görülen itisaf ve tazyikten bahsedilmek suretiyle, dinleyicileri heyecana getirmek istediği belirtilmekte ve ve muhtelif konuşmalardan sonra ilişik bazı kararlar alındığını yazmaktadır.
Londra Büyükelçimiz Rüstem Paşa, Hariciye Nazırı Sait Paşa'ya gönderdiği 3 Ağustos 1893 tarihli mektup ekinde ; 2 Ağustos 1893 günü Avam Kamarasında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, Merzifon'da Anadolu Kolejinde Ermenileri silahlandırıp isyana teşvik suçu işleyip, Ankara'da yargılanan Ermeni hapisleri konusunda yapılan müzakereler münasebetiyle '' Times '' Gazetesinde yer alan yazı küpürlerini göndermiştir. Özetle şöyle anlatılmaktadır :
Mr.F.Stevenson: Ankara hapisleri gazetelerde görülen haberlerin doğru olup-olmadığı sordu. Beş idamın infaz edildiği, diğerlerinin cezalarının 2-8 yıla indirildiği, iki mahpusun hapishaneden çıkarılarak yurt dışına sürüldüğü söylendi . Şimdi bunlar İngiltere'de, kendileri kadar diğerlerinin de masum olduklarını söylüyorlar. Rosenberry Lodlar Kamarası'nda Canterburg Serpiskoposu'na verdiği cevapta Ankara Muhakemesinin kötü olduğunu söylemişti. Belgeler ve tanık ifadeleri işkenceyle alınmış. Umarım ki dirayetli İstanbul Maslahatgüzarımız Sir Nicholson'a mahpusların çıkarı için yeni talimatlar gönderilmiştir. Kayseri ve Halep'te yapıldığı ileri sürülen işkence üzerinde ve diğer kalelerde bulunan Ermeni hapisleri hakkında Hariciye'de yeni bilgiler var mı ? Osmanlı Ülkesi'nde İngiliz Konsoloslarının bulunduğu yerlerde Ermenilere o kadar barbarca muamele yapılmaktadır. Bu itibarla Küçük Asya'daki konsolos ve konsolos vekillerinin arttırılması uygun olur. İngiltere, Kıbrıs mukavelesi dolayısıyla Berlin Muahedesinin 61. maddesinin yerine getirilmesinden , Belin Muahedesi'ni imza eden diğer devletlerden daha çok sorumludur. İngiltere bu yükümlülüğünü yerine getirmek için her şeyi yapmaktadır.
Mr.Spicer : Bu memlekette her sınıfı temsil eden toplum temsilcileri İngiltere'nin Ermenistan'da ki Hıristiyan kardeşleri için yükümlülüğünü yerine getirmesini kuvvetle istemektedirler. Bu itibarla İngiltere Hükümeti'nin; Roseberry'e göre doğru-dürüst muhakeme edilmedikleri bildirilen, mahpuslara adil bir şekilde muamele edilmesi için Osmanlı Hükümeti'ne tazyikini yavaşlatmayacağına güveniyorum.
Mr. Legh : Sayın üyelerin Türklerle ilgili peşin hükümler içinde rivayetlere inanmaya hazır oldukları görülmektedir. Ben Ermenistan'da hiç bulunmamış veya onun hakkında muhtemelen çok az şey bilen Ermeni Derneği'nin üyelerinin hayali dış muhabirlere atfen verdiği haberlerden ziyade Türk Hükümeti'nin resmi beyanatına yer vermeye mütemayilim. Ermenistan'da iki parti vardır. Birisi güya Anayasal parti vediğeri fiziki kuvvet partisi. Bir çeşit komplo vardır. Ve Türk Hükümetinin kuvvetli önlemler alması tabiidir. Bir çok masum kişinin suçlandıkları için ızdırap çekmiş olmaları mümkündür. Komplonun hedefi Türk Hükümeti'ni devirmek ve bağımsız bir hükümet kurmaktır. Türk Hükümeti ideal bir hükümet olamadığı gibi emrinde yaşanılmasından memnuniyet duyulan bir Hükümet değildir, fakat Türk toprağında Türk Hükümetinin, bizim sürekli müdahalemiz olmaksızın, kendi usülü ile meselelerini halletmesine müsaade edilmelidir. Rus topraklarındaki Ermenilerin durumuyla Küçük Asya'da bulunan Ermenilerin durumunun karşılaştırılması hayret vericidir. Türkler Ermenilerin ne dinine de eğitim sistemlerine müdahale etmezler. Türleri'in Ermenilere karşı muameleleri hakkında bütün söylenenlerin doğru olduğunu kabul etsek bile, bizim müdahaleye hakkımız olduğu hakkında kuşkumuz var. Bir millete karşı, diplomatik veya diğer yollarla özel bir Ermeni ehlisahibi görevini yüklenmeyi protesto ederim. Berlin Muahedesi imza eden devletlerin ve bu konudaki hakları bizimki kadardır. Sayın karşıt parlementerlerin önerileriyle Türkler'in kendi işlerine sürekli müdahale ile İngiltere Hükümeti nüfuzunu yitirmektedir.
Sir E. Temple : İngiltere, Kıbrıs mukavelesi dolayısyla Berlin Muahedesi'ni imza eden devletletrden daha fazla, Küçük Asya özellikle Ermenistan'da , sorumlu durumdadır. Bazı mahpuslar hakkında geç kalmadan diplomatik müdahalede bulunacağını umut edelim. Ben din öğretimi olan beş kişinin üzerinde duruyorum. Bunlartanınan kişilerdir. İkisi İngiltere'ye gelmiştir. Bu sürgün bu adamların masum olduklarını noktalamıştır. Bu adamların kKolejde öğretmen olmaları onların iyi karekterlerine işarettir. Bu memleketteki dini heyetler bu duruma büyük ilgi duymaktadırlar. Eğer bu adamlar haksız muameleye tabi tutulurlarsa bu heyetlerin vicdanları rahatsız olur ve bunun da tesiri Türk menfaatlerine çok ters düşer. Osmanlı İmparatorluğu İngiliz halkının iyi niyetine daima geniş ölçüde bağlıdır.
Sir E. Grey : Beş kişi idam edilmiş ve geri kalanların da cezaları 2-8 yıla indirilmiştir. Soruşturma ve duruşmaları takip etmede güçlüğe uğradığımızı söyleyebilirim. Bunlar İngiliz uyruğu değillerdir. İki suçlunun ve belki de daha fazlasının kendilerine atfedilen suçlara göre tamamen masum oldukları anlaşılmıştır. Bu davranışlar ve işkence yapıldığı hakkındaki raporlar Osmanlı Devletine aktarılmaktadırlar. Bunların kendi vilayetleri için zararlı olup medeni alemin davranışı için inciticidir. Her rivayet için İstanbul'daki temsilcimize yeni talimat göndermeye lüzüm yoktur. Sefir, gereğini yapar. İngiliz vatandaşları ve tüccarlar bit çok yerdekafi konsolos bulunmamasından şikayetçidirler. Ermensitan'da konsoloslar vardır ve bunlar rapor göndermektedirler. Dünyanın bu parçasında işlerin iyileştirlmesi şu veya bu şin yanlış olduğunu yazmaya bağlı değildir. Bu Türk makamlarının genel prensiplerine bağlıdır. İngiltere'nin özel bir yükümlülğüü olduğu üzerinde duruldu. Berlin Muahedesi'ne göre yükümlülüklerimizi, Muahedeyi imzalayan devletlerden çok daha fazla yapmaya çalıştık. Eğer başaramamışsak bu bizim mecburiyetlerimize daha az eğildiğimiz manasına gelmez. Dünyanın bu parçasında gelişme yavaş olur.
Sir C. Dikle : Bir zamanlar Ermenistan'ın her köyünde konsoloslarımızı vardı. Çok iyi incelendikten sonra bunların çoğu Lord Granville tarafında geri çekildi. O sıralarda konsoloslar o kadar çok rapor yazdılar ki Ermeni davasında faydadan ziyade zarar verdiler.
Mr.J. Lowther : Bu memleketin müttefiki olan bir memleketin iç işlerine karışılmış olmasını protesto ederim. Burada konuşan sayın konuşmacılar Ermeni mahkumlarla ilgili koğuşturmanın adil bir tarzda yürütülmediği ve buna istinaden ileri sürülen belgelere dayanarak verilen hükümlerin değeri olmadığını ileri sürdüler. Bu sayın baylar iddialarını ispatlayacak her hangi bir belge göstermediler. Bu sayın bayların delilleri; sürgün edilen mahkumların, arkadaşlarının da kendileri gibi suçsuz olduklarını söylemeleriydi. Osmanlı Devleti ağır ceza hukukunun revizyon görevinin İngiltere Hükümetinin görevlerine ilavesini rica ettikleri için kendilerine Hükümet tarafından teşekkür edileceğini sanmıyorum. Türkiye'deki Hıristiyan halkın çıkarlarını zarara uğratan bir şey daha var da o da bu Parlemento da ve İngiliz Basınında ortaya atılan fikirlerin, İstanbul Yüksek idarecileri çevresinde vücuda getirdiği büyük kışkırtmadır. Mevzubahis edilen kişilerin hiç biri İngiliz uyruğu değildir ve sadece uluslararası muahedeleri zoraki okuyarak bu işlere bir çare bulamayız. Hangi milletten olurlarsa olsunlar Hükümetlerinin idaresinden ızdırap duyan kişilerin lehine Haçlı Seferine girmeye hazırlandığını Hükümetin söylemeyeceğini umarım.
Mr.T.G.Bowle : Eğer böyle bir memleket dünyadaki bütün ülkeler için bir istinaf mahkemesi teşkil ediyorsa, biz bu işe Türkiye'den değil, herhangi bir şekilde muhakeme edilmeksizin insanların büyük bir vahşete uğradığı Rusya'dan başlamalıyız. İngiltere'nin Ermenilerle ilgili mecburiyeti çok küçük bir kısım olup Berlin Muahedesi'ni imza eden devletlerle bu mecburiyeti paylaşmış bulunmaktadır. Kuşkusuz Ermenistan da ciddi bir durum vardır. Zira burada bir vilâyet kurulana kadar İstanbul'a karşı atılacak müteakip adımı Rusya atar ve Ermenilerin zararına durumu istismar eder. Özellikle sadece Ermeni tarafından olarak İngiliz Hükümeti'nin Türk Mahkemelerine müdahalesi hakkını reddederim. Türkiye mükemmel değildir, Türkler ağırbaşlılıkla iftiralara göğüs germişlerdir. Neticede biz Ermenilerin, Bulgarların, Rusların, Gladstone'cuların etrafını yutmuş ve hiçbir zaman Türk tarafını tutmamışızdır. Bu itibarla Türkler'in imkânsız işkencelerine dair sürekli ortaya atılan bu vahşi vakalar işitildiği zaman hemen hüküm vermemeliyiz. Zira kıymet vermedikleri bir halk adına yapılan sürekli demarşları Türkler işittiği zaman sabırları tükenmektedir. Şöyle bir atasözü vardır. Bir Rum'u aldatmak için iki Yahudi gerektir. Bir Ermeni'yi aldatmak için üç Rum gerekir. İnanıyorum ki bundan evvelki Hükümette olduğu gibi bu Hükümet de sınırlı olan görevinin taşmıştır. Hükümetlerin yabancı memleketlerin adli işlerine müdahale etmeyeceğini, ya da eğer müdahaleden geri durmayacaklarsa buna acilen ihtiyaç duyulan memleketten başlayacaklarını umarım.
Mr.Bryce : Sayın konuşmacının kritik noktayı kaçırdığını sanıyorum. 1878'de Rusya'nın yaptığı Muahede de Türkler Ermeni vilâyetlerinde reform yapmayı yükümleniyorlardı, böylece Doğu Hıristiyanlarının korumacılığı Ruslar'a bırakılmış oluyordu. Bu Muahedeye karşı İngiltere sesini yükseltti. Bunun neticesi olarak Berlin Kongresi yapıldı. Bu Kongrede Ayastefanos Muahedesi bir kenara bırakıldı ve Doğu Hıristiyanlarının korumacılığı muahedeyi imzalayan devletlere geçti. Bu itibarla İngiltere Hükümeti Berlin Muahedesiyle bir mükellefiyet altına girdi, bu diğer devletler için de aynı idi. Fakat onlar için moral bakımından birinci derecede müstesna bir işti. Bu mükellefiyet evvelki Hükümetin de uyguladığı bir görevdi. Eşkıya Musa Bey olayında, İstanbul sabık İngiliz sefiri en şiddetli demarşı yaptı. Bu defa da Hükümetin yaptığı bundan başka bir şey değildir. İngiltere Hükümeti iki kişi hakkında adaletin sağlanmaması üzerine Osmanlı Hükümeti'nin dikkatini çekmiş ve şimdi bunlar serbest bırakılmış, bunlar da şimdi Osmanlı adliyesinde takip edilen metodun yanlışlığı üzerinde duruyorlar. Bu Türk İmparatorluğu çıkarları için büyük ve vahim bir olaydır ve netice itibarıyla Doğu'nun tüm barışını ilgilendirir.
Osmanlı İmparatorluğunu çökertme konusu sadece Ermenilerin başkaldırmasıyla kalmıyor, Atina Komitesi de sosyalist ve yıkıcı akımları Anadolu'ya taşımaya başlıyor. İşte bu meseleyle ilgili olarak Ankara Valisi Abidin Paşa , dönemin Başbakanı olan Sadrazam Cevat Paşa'ya 3 Mayıs 1893 tarihinde yazdığı mektupta ; Türkiye'ye gizlice girdiğinde yakalanan Nihilist ve Sosyalist Ruştuni, İstinaf Savcısı huzurunda İngiliz Konsolosu'nun yaptığı görüşmede Konsolos :
- Maksadınız ne olacaktır ? sorusuna,
-Osmanlı Devleti aleyhine olacaktır, cevabını almakta İngiliz konsolosu, tekrar sorar:
- Peki Osmanlı Devleti'nden ne fenalık gördün sualine Ruştuni :
-Ben hiç fenalık görmedim, fakat; Osmanlı Devleti aleyhinde bulunmak için '' Atina Komitesinden para aldım '' şeklindeki cevabın, konsolos tarafından İstanbul Sefareti'ne bildirildiği, Konsolosun dün Parlemento Üyesi Sir Richard'dan gönderilen telgrafın Ermenilerden biri tarafından sahte imza ile çekilmiş olması mümkün olduğundan cevap verilemeyeceğinin beyan edildiği belirtilmektedir.
Londra Büyükelçimiz Rüstem Paşa, Hariciye Nazırı Sait Paşa'ya gönderdiği 5 Mayıs 1893 tarih ve 17164/ 167 sayılı yazısında ise, özetle , Tomaiyan'ın bir isim benzerliğinden tutuklanmış, dolayısıyla bir hata yapılmış olması yolunda Dışişleri Bakanlığına bir telgraf gönderen Avam Kamarası üyesi Sir Richard'a verdiğiniz bilgilere uyarak, adaletin yanılmadığı ve isim hatası yapılmadığı kendisine açıkca anlatılmış, Sir Richard'da çok güvendiği bir hanımın kendisine bu bilgiyi verdiğini, Avam Kamarası'nda bu yanılgısını düzelteceğini ümit ettiğini belirtmiştir.
Bütün bunlara rağmen Rüstem Paşa, Londra'nın nabzını tutarak öğrendiği her bilgiyi İstanbul'a anında bildirmeye gayret eder. Londra Büyükelçimiz Rüstem Paşa, 5 Mayıs 1893 tarihinde Hariciye Nazırı Sait Paşa'ya gönderdiği 17165 / 168 sayılı yazısında özetle : Amerikan misyonerlerinden biri olan Merzifon Koleji Müdürü Mr. Herrick'in hasta olarak Londra'da bulunduğu, Tomaiyan'ın tekrar hizmete gönderildiğinin doğru olamadığını, bu şahsın masum olduğu ve bu fikrin Parlemento üyeleri arasında ve gazetelerde yaygın olduğunu ileri sürmüştür.
Londra Büyükelçimiz Rüstem Paşa'nın Hariciye Nazırı Sait Paşa'ya 18 Ocak 1894 tarihinde yazdığı konuyla ilgili özel mektup şöyledir :
Dini yazılar yazan Presbitarian Gazetesinde Kayseri ve Merzifon olaylarıyla ilgili Ankara Mahkemelerini ele alan ve Merzifon Koleji idarecilerinden Amerikalı bir rahip tarafından gönderildiği sanılan '' Ermenistan ve Ermeniler '' başlıklı imzasız bir yazı ile 40 yıl Kayseri'de yaşamış olan Misyoner Dr. Farnsworth'un inançlarını dile getirdiği, Farnsworth'un yazısında:
Ermeni olaylarının dini olmayıp, siyasi amaçlardan oluştuğu, sorumluların İhtilalci Ermeni Komitelerinden olduğu, Merzifon Kolejinde bir çok Ermeni İhtilalci Komitecilerinin barındırıldığı, bu meyanda Rus asıllı nihilistlerden Levon'un uzun süre Kolejde gizlendiği sırada güvenlik kuvvetleriyle giriştiği silâhlı çatışmada öldüğü, daima olay çıkaran Ermenilerin hiçbir yerde çoğunluğa sahip olmadıkları, bu nedenle Ermenilere ayrı bir millet olarak değil, bir azınlık olarak bakılabileceğinin ileri sürüldüğü,
İlişik 4 sayfa 7 sütunluk uzun yazıda yukarıda zikredilen ilginç noktalardan başka aşağıdaki hususlara da dikkati çekmektedir.
1.İnsanlar bazı şeylere inanırlar ve bunun için canlarını dahi sakınmazlar. Ermeniler de bağımsız bir devlet olmak için Sultan'a karşı hareketle O'nun otoritesini kırarak onun yerini Rusya'nın almasını isterler.
2.Bu gayeye ulaşmak için kullanacakları vasıta bakımından aralarında farklılık vardır. Bazıları Ruslar'ın, bazıları da İngiltere'nin direkt müdahalelerini isterler, bazıları da kılıcı elerline almayı arzu ederler.
3.Bu üç görüş sahipleri de kendi içlerinde bölünmüşlerdir. Buna rağmen hareketlerinin genel karakteri ihtilâldir. Mevcut otoriteyi gerekirse silâh kuvvetiyle devirmek,
4.Hedef bağımsız Ermenistan'dır. Ama o coğrafi bile değil, sadece tarihi bir terimdir. Ermenistan mevcut değildir. Onun toprağı asırlarca evvel kuvvetli komşuları tarafından taksim edilmiştir. Sadece coğrafyacılar onun hayâleten sınırlarını çizerler. Bu kadar uzun süre ismi dünya haritalarından silinen bir memleket nasıl olurda hayata döner ? Sadece toprağı değil halkı da yoktur. Ermenilerin 2-3 milyon olduğu söyleniyor, bunların belki 2/3'ü Osmanlı ülkesindedir . Fakat bunlar bütün İmparatorluğa dağılmış vaziyettedirler. Bugün 10 mil karelik bir köy toprağında bile halkı Ermeni olan yer yoktur. En çok bulundukları beş vilâyette dahi Müslümanlara oranla 1/3'dir. Bu bölgeye Hıristiyan bir vali tayin etmek, çoğunluğu azınlığa vermek demektir.
5.Bu durumda bağımsız bir Ermenistan akıllıların değil, milliyetçilerin doktriner rüyâsıdır. İşte bugünkü hareketin karakteri budur. Meseleyi Hıristiyanlar zülüm yapıyor şeklinde sunmak gülünçtür. Türkler'in Ermenilerden nefret ettiklerini söylemek aynı derecede gülünçtür. Kamu hizmetindeki Ermenileri bakın .
6.Ermeniler arasında Hıristiyanlığın üç bölümü vardır.
7.Hıristiyanlığın başlangıcından beri milleti dini olarak kabul edilen ve Rus Ortodoks Rum kilisesinden dini bakımından pek az farklı olan Ermeni eski kilisesi,
8.Romen Katolik Ermeniler olup XV. Asırdan beri mevcut olup Papalığın birinci dereceden üstünlüğünü kabul ederler.
9.Ermeni Evanjelik Protestanlar, ki bunlar ABD misyonerlerinin mahsülüdür.
10.Bunlardan birincilerinin lideri Rus toprağında Eçmiyazin'de oturup ( Katogikos) Rusya taraftarıdır.
11.Diğer ikisi her ne kafar duygularında vatanperver iseler de çoğu sakin ve işleriyle meşguldürler.
12.Zülüm gören Hıristiyanlar ekseriyetle Ermeni eski kilisesine mensup olanlardır.
13.Protestan ve Katolikler Sultan tarafından nadiren cezalandırılanlardır.
14.Hıristiyan Ermeniler dendiği zaman din ve politik bakımdan Rusya'ya bağlı olanlar kastedilmektedir.
15.Amerikan Misyoner Heyetinden Dr. Fransworth'un bir New York gazetesinde 6 Ocak 1894 sabahı olayların nasıl başladığı, pankartların nasıl her yerde aynı anda asıldıkları ayrıntılarıyle anlatılmıştır.
16.Ermenilerin kalabalık oldukları Merzifon'da bir misyoner istasyonu açılmıştır. 1886'da bu Anadolu kolejine dönüştü. Kayayan ve Tomayan 1893 Şubatına kadar buarad öğretmenlik yaptılar.
17.İsmini gizleyen bir zat gazeteye Merzifon olaylarının iç yüzünü içeren aşağıdaki hususları bildirmiştir:

18.20 Eylül'de umutsuz kanlı saldırı Merzifon'da ihtilâlcileri silip-süpürmüştür. İhtilali hazırlayan, teşvik eden Rus nihilistlerden Leon'dur. Kanun kaçağıdır.
19.Anadolu'ya şamil teşkilât kurmuş, olay patlak vermiş,
20.Merzifon çetelerinin temizlenmesi sekiz ay sürmüş, Leon Hükümet kuvvetleriyle yapılan çatışmada aldığı yara ile ölmüştür.
21.Bu hareket dini değil, politikti.
22.Meselenin hal tarzı, Ermenilerin Kürtlerden korunmaları, iyi bir idareye kavuşturulmalarıdır. Otonomi, bağımsızlık abesle uğraşmaktır.
23.Osmanlı Hükümetine diplomatik tazyikle bir şey yaptırmak pek az sonuç verir.
24.Batı kendi metodu üzerinde ısrar etmeli, Sultanı serbest bırakmalı, o kendi metoduyla meseleyi çözmelidir. Demir eldiven kullanıldığı zaman Batı karşı çıkmakta, kadife eldiven kullanıldığı zaman işler istenildiği kadar etkin olmamaktadır.
Londra Büyükelçimiz Rüstem Paşa'dan Padişah'ın Mabeyn Kâtibi Süreye Paşa'ya gönderilen 7 Temmuz 1893 tarihli yazıda şöyle denilmektedir .
Manchester'deki Ermenilerin faaliyetlerini tetkik için polis müdürünün de yardımıyla özel olarak tutulan Müfettiş Ernest Richard'ın meseleyi, kendisini bir Amerikan gazetecisi gibi tanıtarak tahkik ettiği,

Vardığı neticeye göre; Manchester'de bulunan Ermenilerin çoğu Türkiye ile ticari alış-verişlerde bulundukları için Londra'daki İngiliz-Ermeni Derneği'ne benzer bir komite kurmaktan sakınarak bunlara mali yardım yapmayı yeğlemişlerdir. Bunların mensup oldukları ticari firmaların listesi ilişiktir. Bunların arasında Manchester Ermeni Kilisesi Papazı Baroniyan Parlemento azasını teşvik ve tahrik etmek ve Osmanlı Devleti aleyhinde makaleler neşretmek ve bir takım toplantıları düzenlettirmekten geri kalmazken, Andressian isminde bir diğer müfsit de Manchester Guardian'ı yazılarıyla Ermenilerin sesi haline getirmektedir.
Müfettiş Mr. Richard, ticari firma sahipleri ya da temsilcileriyle ve bu iki müfsitle de görüşmüştür. Ticari firma sahiplerinin sempatileri komitelerce olmakla beraber, menfaatlerini hesaba katarak afişe olmak istememişler, ama bu iki müfsit, sözde ABD muhabiri Mr. Richard'a oldukça uzun beyanatta bulunmuşlardır.
Bunların söylediklerine göre; Türkiye'nin en çok korktuğu gayri memnun azınlığın Rusya tarafından kandırılarak, bunların bulundukları yerlerin istilâsıdır.
İngiltere'nin korkusu da Fırat Vadisi'ni kapatan sarp Ermenistan kalesinin Rusların eline geçerek Akdeniz ve Hindistan yolunun açılmasıdır.
İstanbul'da Sultan sinirli, Nazırlar ölüm tehdidi altındadırlar. Türkiye için en iyi güvenlik Ermenistan'da adil ve etkin bir idare tesisidir. Rusya'ya katılarak kaybolmak istemiyorlar. Türkiye'de Sultan'ın sadık uyruğu olarak kalmak ve Kürt ve Çerkesler'in saldırısından korunarak, medeniyetten faydalanarak yaşamak istemektedirler. Ayestafanos Muahedesinin 16. maddesini, Berlin Antlaşmasının 61. maddesiyle yükümlenen İngiltere, bu idareyi kurdurmak mecburiyetindedir.
4 Temmuz 1893 tarihinde Mabeyn Başkâtibi Süreyya Paşa, Londra Büyükelçisi Rüstem Paşa'ya gönderdiği notta :
Merzifon Koleji Profesörlerinden Tomayan ve Kayayan ihtilâlci entrikalar çevirmekten suçlu bulunmalarına rağmen, İngiliz Hükümeti ve kamuoyunu gücendirmemek için bir daha geri gelmemek üzere yurt dışına sürülecekleri, Hidiv'in muhriplerle eskort edilmesine gelince, bu projeden vazgeçilmesi, bunun devletin hükümranlığına aykırı olduğu, aksi halde münasip bir karşı muamelede bulunmaya mecbur kalınacağı bildirilmesi, yazılıdır.
Küçük Ermenistan İhtilâl Komitesinin Başkanı Prof. Garabet Tomayan ( Thoumaian) ile sekreteri Toros Efendi oğlu Ohannes Kayayan olup adı geçenler Amerikan okullarında görevlidirler ve Protestan Papaz Mardiros ile birlikte çevrede konferanslar verip, taraftar topluyorlardı . Tomayan'ın İhtilal Komitesi kurduğu, Sivas Amerika Birleşik Devletleri Konsolos Vekilinin Merzifon'daki Konsolosluk yetkilisine 11.08.1893 tarihli mektubu ile de ispatlanmıştır .
Merzifon Amerikan Koleji yetkililerinin de işin içinde oldukları tespit edilmiş , afiş ve broşürlerin kolejde basıldıkları anlaşılmış, delillerin ortadan kaldırılması amacıyla belgelerin kolejde yanması sırasında binalarda hasar olmuş, bu sebeple Amerika'ya tazminat ödenmiş, tazminatlarla okulun güçlenmesi sağlanmış, Amerikan baskısı ile okulun kapatılması yerine izinsiz açılan okula resmi izin verilmesi bu şekilde de denetlemenin mümkün olacağı kanaatiyle ŞÃ»ra-i Devlet ve Meclis-i Mahsus-u Vükelâ'da uzun müzakerelerden sonra 1894 yılında izin ve buna ait ferman çıkarılır .
Sadrazam Cevat Paşa'dan Mabeyn Başkitâbetine,
3 Ocak 1894 No : 1557
Merzifon'daki Amerikan Kolejine ruhsat verilmesi konusu Meclis-i Mahsus-u Vükelâ'ca incelendiği ve buradan yetişenler arasında Ermeni fesadına karışmış kimselerin bulunmasına rağmen, Amerikan misyonerleri tarafından açılan bu kolejin 30 seneden beri faaliyet gösteregelmiş olması göz önüne alınarak, bundan böyle tedrisat programlarının, okutulacak kitapların ve öğretmenlerin Osmanlı idaresince tasvibi şartıyla çalışmasına izin verilmesine karar verilmiştir.
Amasya Mutasarrıflığına
Merzifon Kaymakamlığı Taraf-ı Vâlâsına,
İkinci nüshası:
Allah, dinin hâmisi, yüce Peygamberimizin Halifesi Padişahımız efendimiz hazretlerini dünya durdukça tahtında şan ve azametiyle daim kılsın., Amin. Padişah hazretlerinin cümle teba-i şahanesi, onun zafere ulaştıran kanadı altında sığınarak asırlardan beri birbirleriyle müsavat içinde kardeş gibi kaynaşmış olarak yaşamakta olduğu halde şu birkaç yıldan beri Ermeni cemaati hoş görülmiyen iğfallere kapılmışlardır. Evvelâ şuraya buraya yaftalar asarak necip İslôm Milletine, ve hilôfeti-i kübra-yı Osmaniye'ye ve hususiyle zôt-i Hazret-i Padişahi aleyhine bir takım neşriyat ve isnatlarla fesatlar çıkarmaya cür'et ve gitgide şu zamana kadar her çeşit mel'anet ihdasiyle her taraftan Hükumet-i seniyeyi işgal ve !slôm ahaliyi birer türlü izrar ve heyecana düşürdükçe her birerlerimiz hikmet-i hükumeti karşı beyanatta bulunmak cür'etini kulluk âdabına aykırı bilerek ve her hususta kanuni icraatla bunların te'dibini hükûmetten bekliyerek sabır ve sükut edilmekte ve her an iyi geçinip muaşeret yolundan ayrılmıyarak eskiden beri olduğu gibi huzur ve emniyetin korunmasına çalışılmakta idi. Hôl böyle iken bu Rumi ayın üçüncü cuma günü (16 Kasım 1895) öğle vakti islôm cemaati Cuma namazını eda etmek üzere camilere toplanacağı sırada bir taraftan özel casuslar ve bir taraftan da kiliseden çekilen çanlarla vuku bulan işmar ve işaret üzerine Ermeniler acele ile dükkânlarını kapatarak telaşla çarşı ve sokak aralarından savuşup evlerine girmişlerdir. Tamam câmilerde namaza başlandığında Paşa Camiine yakın Canpik oğlu aralığında Hacı Rahat (Camii-cedit) Mahallesi Emrullah'ın onulmaz surette yaralanarak öldürüldüğü ve yine bu camiin kapısı merdivenlerinden camiye girmekte olan Ardahanlı İsmail Ustayı, adını bilmeyip ancak komite etrafından olduğunu, şeklinden anladığı bir Ermeninin keskin bir aletle yaralayıp merdivenden aşağı atarak kaçtığı ve Câmit Camii-Şerifi civarında Tosun oğlu Veli adındaki şahıs, Sütcü Mahallesindeki çeşmeden (Câmit Ceşmesi) abdest alıp camiye gitmekte olduğu esnada üzerine saldırıp rovelverle sol bacağından yaralıyarak bağırmaya başladığı ve bir takımı da islôm kılığına girerek «Hey müslümanlar, komiteler camileri basıyorlar '' diye sokak aralarında bağırıp mahallelere kaçtıkları ve yüksek olan evlerden Hükûmet Konağı ve askeri kışla ile Camii Şerif ve Kaza Kadısı evi üzerine kurşun attıkları halk arasında yayılarak zaten korku ve heyecanda bulunan Müslümanların bir kat daha korku ve telaşı artarak camilerden çıkılmıştır. O gün, Cuma olduğundan köylülerin de şehirde bulunması nedeniyle bu galeyan arasında bazı Ermenilerle çarpışma olmuş, genişlemeye yüz tutmuş olan çarpışma, Hükûmet-i Seniye ve Asakir-i Şahane tarafından Ermeni semt ve mahalleleri korunarak ilerisine meydan verilmediği sırada artık halk dayanamayarak çarşı pazarda yağmacılığa cür'et etmiş ve her taraftan ihtilalci fiillere cesaret eden Ermeniler tarafından birçok Müslüman yaralanarak bu yüzden karışıklığın çıkmasına kendileri sebebiyet vermişlerdir. Bununla beraber) Saye-i muvaffakiyet-vaye-i Hazret-i Padişahide Hükumet-i Seniyece alınan hakimane tedbirlerle âsayişin korunmasına çalışılarak mücadele yasaklanmıştır. Merzifon'un Yedikır mevkiine Ermeni eşkiyalarının geldikleri işitildiğinden daha önce takip edilmeleri için maiyetiyle beraber sevk edilen süvari Musa Onbaşı'nın o gün kasabaya gelmesi sırasında yol üzerinde olan ve içinde ünlü Ermeni Manastırı bulunan Kör Köyüne (yolüstü köyüne) geldiğinde katil kasdiyle Manastırın ve evlerin üzerinden süvarilere silah atılıp, daha sonra da Manastır kapısından çıkarak hücuma başladıklarında karşılıklı çarpışma ile birkaç Ermeni'nin, vurulduğu ve takip edilen eşkiyadan beş erin Manastıra sığındığı anlaşılmıştır. Şimdiye kadar şekavet ve mel'anet fikirleri insaniyet alemini hayret ve dehşette bıraktığı müsbet ve muhakkak olan Ermeni Fesat Komitelerinin her tarafta olduğu gibi, ilçemizde bile can'a kıyma, yangın çıkarma, yol kesme gibi haince hareketleri çoğaldığı ve şiddetlendiği ve ez-cümle İslôm Milletinin envaı meşakkat ve masraflarla yeniden inşasına muvaffak olduğu büyük Rüşdiye Mektebi binasının içerisindeki bekçisiyle birlikte yakılması ve yangın etrafa yayılarak yalnız İslâmlara ait bir çok değerli Han, Ev, Dükkân, Cami ve Medrese gibi büyük yapıların yok edilmesi, sahiplerini sefil ve perişan bıraktığı herkesçe bilinen bir gerçek iken ehli islam tarafından yine de yüz yüze ilişik edilmediği hal de şimdi de bu (kulluk) ve tabiiyyet hilôfı karışıklığa kendileri sebebiyet vermişlerdir. Daha en çok garip olan şurası ki, birkaç gün önce silah altına alınmış Asâkiri Şahane'nin Gümüşhacıköy ilçesinde Merzifon Taburuna gönderildi-ğini ertesi gün Hacıköy sokaklarına ve mahallelere dağıttıkları halk tarafından görüle pusulalarda '' Budala müslümanlar, niçin askere gidiyorsunuz, birkaç güne kadar mahv'olacaksınız.. '' gibi cümlelerle daha bazı ifadeler kullandıkları halk arasında buhran ve heyecanı doğurmuş ve bununla beraber müslüman halk evini, çoluk- çocuğunu bırakarak dinimiz gereği Cuma Namazı için camiIere gidip olayın başlangıcında cami kapıları ve mahalleler arasında görülen İslôm yaralılarının bağırması ve başkaca meydana gelen olaylarla beraber o gün ayni şekilde Amasya'da ve haber alındığına göre daha diğer yerlerde bile işlenişi, bunların hep birlikte çevirdikleri entrika ve planları sonucu olduğunu ispata gerek yoktur. Bununla beraber, onların tasmim ve teşebbüsleri üzerine iki taraftan bir çok şahısların öldürülmesi, belgeli ve kanıtı ortada iken, Allah'a hamd ve minnet Hükubet-i Seniye Asakir-i Şahanesinin gayretleriyle Ermeniler ve özellikle yabancıların bulundukları mevkiler korunarak, toplanan halk dağıtılmış ve susturulmuştur. Yağmacılık konusuna gelince: İslôm Milleti camiIerde iken gafletten böyle bir olay çıkarılarak öldürüleceklerini anlamalarına ve Hükumet-i Seniyenin ise mücadelenin devamına meydan vermemesine karşılık ayaklanmanın teskini maksadiyle. zaten şuraya buraya taşınmış olup ta kısmen dükkânlarında kalmış olan eşya ve malın yağma edilmiş olduğu anlaşılmış ve bunlar yüzünden bir takım Müslüman halkın dükkanlarının da harap ve ziyana uğradığı görülmüştür. Bu anarşi ve olayların oluşuna, şu suretle kendilerinin sebebiyet verdiği daha önce Hükûmetçe tutulan soruşturma evrakı sonucu ile belgelidir ve müsbettir. Bunların fesat ve mel'anet yoluna cür'etlerinden beri olay yarattıkları büyük cürümleri çoğalıp uygulandıkça büyük Osmanlı Hükumetini korkuttuk görünümünü vererek kulluk ve bağlılık adabına aykırı fesat ve asayiş bozucu hareketlerini artırarak (kan dökülmedikce idare istiklâli kazanılmaz, bizim saadet bulacak günlerimiz ihtilal hareketiyle olur) diye bir müddetten beri devam eden söylentilerine kendi milletlerinden bile uygun görülmeyen bir takım Türk dostu ve Hükûmete bağlı bulunan çaresiz kalmışları komite kararlarıyle sokak aralarında ve kilise kapısı önünde acımasızca öldürdükleri açık seçik belli iken bir taraftan da bu gibi olaylara başlıca neden oldukları herkesce bilinen bir keyfiyet idüğünden böylece hâl ve gerçeğin arzına cür'et eyleriz.
Ol babda Emrü-Ferman Hazret-ü Padişah'ındır... 8 Teşrinisani 1311 ( R./20 Kasım 1895).
İmzalar
İdare Azasından Nakib'ül Eşraf Dede zâde Hilmi ( İzgin )
Eşraftan Sarnaipzâde Mustafa Asım (Sarıbilgin )
Eşraftan Dedezâde Hasan Galip ( Güngör ),
Eşraftan Kerimzâde Osman Nuri ( Özgen )
Eşraftan Hocazâde Akif( İzgin )
Eşraftan Aşirefendizâde Mehmet Şevşet ( İzgin )
Eşraftan Hocazâde Mustafa Rifat ( İzgin )
Eşraftan Saadettinzâde Ömer Hakkı ( Yenigün )
Eşraftan Sadibeyzâde Mustafa Sami ( Taşan )
Eşraftan Kulzâde Ali Rıza
Eşraftan Haznedarzâde Ömer Fevzi (Haznedaroğlu)
Eşraftan Dedezâde Ahmet Lütfi ( Güngör )
Seyyid Ahmetzâde Yunus Sabri ( Sirel )
Ulemâdan Bababurunzâde Hasan Şevki (Yetkiner)
Ulemâdan Kurtzâde Mehmet Tahir ( Kurt )
Eşraftan Haznedarzâde İsmail ( Hazneci )
Eşraftan Şişlizâde Ebubekir ( Şişli )
Cününzâde İsmail ( Gürel )
Hocazâde Mehmet Aşir ( İzgin )
Hacıbayramzâde Abdülmecit ( Bayram)
Gresham
Sekreter
Washington
Marsovan Koleji Eski Başkanı olan Dr. Georges F. Herrick, Marsovan Kolejinde öğrencilerin Türkler tarafından katledilmesi ile ilgili olarak 28 Aralık tarihli "World" adlı yayın organında çıkan Diogene Manasse raporunun yalan olduğunu ve öğrencilerin Kolej dahilinde her zaman korunduğunu ve güvenlik altında olduğunu bana yazılı olarak bildirdi. Uygun görülmeyen bu şahıs 1893 yılında Kolejden atılmıştı. Türk askerleri, başkaldıran Ermenilere karşı Marsovan kolejini korudular.
(imza) Perrell
Amerika Birleşik Devletleri Massachusetts Eyaleti Senatosunca 1894 yılında Kolej onaylanır , 9 Rebi'ul evvel 1312 yani 1894 yılında Bab-ı Ali tarafından okulun açılmasıyla ilgili ferman da çıkmış olduğundan 1899'da Amerikan Mektebi resmi olarak tanınmış oldu.
Dr.George Edward White hatıratında öğretim iznini veriliş törenini şöyle anlatır : '' 14 Nisan 1899 Sultan II. Abdühamit'in bir fermanı kolejin bir balkonundan okundu ve gerekli fomalitelerle Başkan Tracy'e teslim edildi. Şehrin idarecisi, bir çok askerle birlikte şehrin askeri birliğinin kumandanı, bir çok resmi görevli, din adamı ve dost oradaydı. Kolej adına Prof. Hagobian cevabi bir konuşma yaptı. Dr. Riggs Türkçe dua etti. Askerler '' Padişahım çok yaşa '' diye bağırdılar. Böylece Anadolu Koleji, Türk Hükümetince, var olma ve başvuran talebelere eğitme hakkına sahip kılındı'' der.
İzinden sonra, İsviçre'den getirilen saat kuleye monte edilir, bir öğretim üyesinin gönderdiği Türkiye'de ilk defa Telsiz Telgraf kurulur, Arkeoloji kulübü de kurulur, Pedagoji eğitimi alan Boston otoritelerince de kabul edilen BA ( İşletme Lisansı ) derecesinde tedrisat yapılır

Yatılı okulun Müdürlüğüne 1893'de Frances C.Gage getirilir. 1898'de Müdürlük Charlotte A. Wiliard'a geçer. 1896 yılında Amerikalı 176 misyoner, bunların yanında 869 mahalli yardımcılarıyla Osmanlı topraklarına dağılmışlardır .
1898-1899 öğretim yılında 151 Ermeni, 55 Rum'dan meydana gelen öğrenci kadrosu, 55 farklı köyden ve 11 farklı şehirden gelmiştir. Merzifon başta olmak üzere, Amasya, Tokat, Çarşamba, Çorum, Samsun, Ünye gibi şehirlerdir . Okulun idamesi için yerli halktan 1.000 lira, öğrencilerden 6.586 dolar, faaliyetlerden toplanan paralarla bütçe 32.327 dolara ulaşmıştı.
Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Elçiliği , Amerikan vatandaşı ve Merzifon Anatolian Kolejinde görevli Hamparsoun'un eşi Yester Soolokjian'a vize verilmesi için 29.07.1902'de Osmanlı Dişişleri Bakanlığına başvurur:
No. 149
Amerika Birleşik Devletler Elçiliği İstanbul 29 Temmuz 1902
SÖZLÜ NOT:
No. 91 VII
736 902
Amerika Birleşik Devletleri Elçiliği, Amerika Birleşik Devletleri Vatandaşı Hamparsoun Soolookjian'ın eşi olan Bayan Yester Soolokjiyan'a izin verilip Marsovan'dan Amerika'daki eşinin yanına gitmesini sağlamak üzere yetkili makamlara gerekli talimatları vermesini İmparatorluk Dış İşler Bakanlığından rica etme şerefine sahiptir.
İMPARATORLUK DlŞİŞLER BAKANLIĞINA
1908 Meşrutiyet'in ilânı ile sona eren 12 sene boyunca Kolejde her sene yaklaşık 75 yeni öğrenci olmak üzere 893 talebe girdi.Ortalama devam 250 civarındaydı. Bunların dörtte üçü Türk İmparatorluğunun eyaletlerinin yarısını temsil eden yatılı öğrenciler, yabancı memleketlerden de öğrenciler vardı. O yıl, 149 mezun verdik .
Bu arada Rumlar da boş durmazlar. 1908 yılında Müdafa-i Meşruta Cemiyeti bütün Anadolu'yu içine alan silahlı teşkilatlarıyla eyleme geçmişlerdir. Merzifon Pontus Klübü Başkanının Samsun Teceddüt ve İhya Cemiyetine yazdığı 15 Kasım 1908 tarihli mektupta emellerini açıkça şöyle belirtirler :
'' Birbirimize elimizi uzatalım, bu uğurda birleşelim uyuşalım. Etrafta nur saçıcı ateşli bir doğuşa pek şiddetli ihtiyaç duyuyoruz. Bu büyük amaca varmak için kuvvetlerimizi birleştirerek yılmadan çalışalım. İşte uygun zaman doğuyor. Dikkat¦ tehlikenin korkunç sadâsı dünyanın bir kenarından diğer kenarına yankılar yapıyor. Zulüm, vahşet.. çılgın bir hal alıyor kardeşler. Yunanlılık ölmez ve sönmez. Gidelim düşmanı ( Türkleri ) öldürünceye kadar kuvvetlerimizle hücum ederek ve hepimiz bir ağız olarak ''Yaşa Yunan , Yaşa Kurtuluş '' diye haykıralım. Muhabbetle selâm ederiz. '' 2 Kasım 1908.
Genel Sekreter Dernek Başkanı
Mima oğlu Papa Doplos
Merzifon'da şehir akropolünde birbirine kuş uçuşu 500 m. Mesafede 3 kilise vardır. Biri en yüksekte olup, İçkalenin kuzey-batı tarafında, beden duvarlarının büyük bir kısmı yıkılmış, 1955 yıllarında duvarlarının bir kısmında tahrip edilmiş fresk bulunup, 1960-70'lı yıllarda harabe halinde idi ve İrfan İlkokulu arkasındaydı. Polonyalı Simeon, 1616-1618 yılları arasında Küdüs dönüşü Merzifon'a da uğramış ve söz konusu kilisenin adının Surp Asduadzadzin olarak zikremektedir . Bu kilisenin adı G.White'nin eserinde St.Barbara olarak geçer. Rum Aya Barbara kilisesidir. Eski Doğan Sineması da eski bir kilisedir. Ermenilere ait olmalıdır (?). 1980'li yıllara kadar şehrin en büyük ve iyi sineması olarak hizmet vermiştir ve zannedersem 1999 yılında Türkiye Diyanet Vakfına tahsisli iken, konferans salonu olarak kullanılırken yandı. Diğeri ise, yine Yokuşbaşı semtinde 1965'lere kadar Ortaokul olan binanın karşısında , 1957 yılında Belediyece restore edlip Şan Sineması olarak Belediye tarafından kiralanıyordu. Daha sonra ses akustiği fazla olduğundan, çınlamayı da kesemediklerinden sinema kapandı. Eskiden etrafı açıkken şimdi maalesef etrafı evlerle çevrilmiştir.
24 Receb 1327 H./ 11.08.1909 tarihinde Rum Aya Barbara Kilisesinin yenilenmesi için Bab-ı Ali'den Rumlar'ın müracaatları üzerine ferman çıkmıştır . Buna karşılık Ermeniler de boş durmamış, 07 Zilhicce 1330 H./ 17.11.1912 tarihinde Protestan kilisesinin harap olması sebebiyle yeniden inşasına Osmanlı Hükümeti tarafından ruhsat verilmiştir . İnşaat ruhsat tarihlerine bakarak, St.Barbara kilisesi yeniden inşa edilmeyerek başka kilise yapılmış olup, söz konusu kiliselerin eski Doğan ve Şan sinemaları olduğunu söyleyebiliriz.
04 Recep1331 H./09.06.1313 tarihinde Bab-ı Ali tarafından Sivas Valiliğine yazılan yazıda; Merzifon De la Soumisition Rahiplerinin Gureba Hastahanesinin hangi tarihte, ne surette inşa edildiği, ruhsatlarının bulunup-bulunmadığı hakkında ki soruya cevap verilmesi istenmektedir .
1913 Yılında 11 Ermeni, 10 Amerikalı, 9 Rum, 1 Rus, 1 İsviçreli olmak üzere, 32 öğretmen; 160 Ermeni, 200 Rum, 40 Rus, 25 Türk olmak üzere 425 öğrenci eğitimdedir. İlk iki yıl hazırlık olmak üzere Kolejde 6 yıllık bir öğretim uygulanmaktadır.
Ruslar Doğu Anadolu'ya girmiş, Osmanlı topraklarında bulunan Ermeniler ise, deaha önceleri silahlandıkları için vatanını müdafaa eden Osmanlı Ordusunu iki ateş arasında bırakmış, Rus ordularına klavuzluk yapmışlardır. Yurt içinde önceki tarihlerde çeşitli il ve ilçelerde isyanlar çıkaran bu kişilere karşı Osmanlı İçişleri Bakanlığı, yani eski adıyla Dahiliye Nezareti bu komitelere daha fazla müsamaha edilemeyeceğini belirterek, 24 Nisan 1915 tarihinde tedbir almaya başlamıştır.
Ermeni Taşnak, Hıncak Komitelerinin vilâyetlerdeki şubelerinin kapatılması, şubelerde bulunan evrakların imha edilmesine fırsat verilmeden ele geçirilmesi, komite başkan ve üyeleri ile, mahir Ermenilerin tutuklanması, vilâyet içinde bulunmaları sakıncalı görülenlerin ise, vilâyet veya sancak içinde başka yerlere gönderilerek birleşmelerine fırsat verilmemesi, icap eden yerlerde silâh aranması, bu işlerin iyi niyetle yapılması, evrak ve belgeler incelendikten sonra gerekli kimselerin Divan-ı Harbe gönderilmesi ve bütün bu icraata sadece komite teşebbüslerine karşı olduğundan, Müslüman ve Ermeni halk arasında bir çatışmaya sebep olacak bir şekil verilmemesine önemle dikkat edilmesi Valilerden istenmiştir. Yapılan araştırmalar neticesinde 2345 kişi devlet aleyhinde bulundukları gerekçesiyle tutuklanmışlardır .
Dahiliye Nezareti daha sonra bir kanun teklifi hazırlayarak konuyu 26 Mayıs 1915'de Bakanlar Kurulunda görüşmüş, 27 mayıs 1915'te Padişah Mehmed Reşad , Sadrazam Said Halim Paşa ve Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından imzalanarak ''Tehcir Kanunu '' meriyete konulmuştur. Görülüyor ki söz konusu kanunda Ermenilerin adı bile yoktur. Kanun şöyledir :
1.Vakt-i seferde ordu, kolordu, fırka kumandanları ve bunların vekilleri ve müstakil mevki kumandanları ahali tarafından herhangi bir surette evamir-i hükümete ve müdafa-i memlekete ve muhafazaüi asayişe müteallik icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silâhla tecavüz ve mukavemet görürlerse der-akab kuvva-yı askeriye ile en şiddetli surette tedibat yapmaya ve tecavüz ve mukavemeti esasından imha etmeye me'zun ve mecburdurlar.
2.Ordu, Müstakil Kolordu, ve fırka kumandanları icabat-ı askeriyeye mebni ve casusluk ve hiyanetleri hissettikleri kura ve kasaba ahalisini münferiden veya müctemien diğer mahallerle sevk ve iskân ettirebilirler.
3.İş bu kanun tarih-i neşrinden muteberdir.
4.İş bu kanunun mer'iyyet-i ahkâmına Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı memurdur.
Meclis-i Umuminin içtimaında kanuniyeti teklif olunmak üzere iş bu layiha-i kanuniyetin muvakkaten mevki-i mer'iyyete vazını ve kavanin-i devlete ilâvesini irade eyledim.
1918 yılı Temmuz ayında kurulan Ermenistan Devleti'nin ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'n ( Hovannez Katchaznouni) 17 Haziran 1923'de Bükreş'teki Parti Konferansı Raporu, Kaynak Yayınları tarafından 11 Kasım 2005 tarihinde yayımlanmıştır .
Birinci Dünya Savaşının hemen başında, 1914'de Ermeni Milli Bürosu'nun Çar II. Nikola'ya gönderdiği bildiride şu cümleler bulunmaktadır: '' Türkiye'yle savaş müjdesi bütün Ermeni halkını coşturmaktadır. Bütün ülkelerden Ermeniler, şanlı Rus ordularında yer almak ve Rus silâhının başarısına kanıyla hizmet edebilmek için acele etmektedir. Yüce Tanrıya düşmana karşı zafer kazanmak için dua ediyoruz. Yeni şanlı Rus silahı olmak ve Rusya'nın Doğu'daki tarihsel görevini yerine getirebilmek vatan borcumuz olmaktadır. Kalbimiz bu istekle yanmaktadır.
'' Rus bayrağı İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında özgürce dalgalanacaktır.
'' Sizin iradeniz, yüce devletlim, Türkiye'nin boyunduruğu altındaki halklara özgürlük verecektir .
Bugünkü savaşın ilk günlerinden beri Rusya Ermenileri, Rusya'da ve Türkiye'de savaşa katılmayı beklemektedir. Bu durum savaşın sonunda Ermeni meselesinin yeniden gündeme alınması ve kesin şekilde çözümlenmesi umudunu doğurmaktadır. Dolayısıyla Ermeniler, yaklaşan olaylara katılmaktan geri duramaz, bundan ötürü savaşta en ateşli biçimde yerlerini almalıdırlar .
Bilindiği gibi, Rus Hükümeti savaşın başında Türk Ermenilerini silâhlandırmak ve savaş sırasında ülke içinde ayaklanma çıkarmak için hazır hale getirmek amacıyla hazırlık gideri olarak 242.900 Ruble verdi. Gönüllü birliklerimiz Türk Ordusunun savunma hattını yarıp, ayaklananlarla birleşerek cephe ve cephe gerisinde anarşi yaratmak ve bununla birlikte Rus Ordularının geçişini ve Türk Ermenistanı'nı ele geçirmesini sağlamak zorunda .
Taşnaksutyun'un yayın organı Orizon Gazetesi 1912 yılı 196 sayısında Türkler'e meydan okumakta, 31 Ekim 1914 tarihli 243. sayısında, Ermeniler aktifsavaşa davet edilirken, Çarlık Rusyası'nın zaferinin Ermenilerin de zaferi olacağını belirtmektedir.
1938 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü'nün yayın organı İstroriçeskie Zapiski Dergisi'nın 2. sayısında, bir Taşnak subayının 1920 yılında Beyazıt-Vaaram Bölgesinde yazdığı rapordan öğrendiğimize göre : '' Basar-Geçar'daki Türk nüfusu ayırt etmeden imha ettim. Bazen kurşunlara yazık olmasın dersin ya. Bu köpeklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları toplayıp kuyuların içine tıkmak ve bir daha dünyada bulunmamaları için yukarıdan ağır kayalarla ezmek. Ben de öyle yaptım. Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları topladım, benim tarafımdan atıldıkları kuyuların içinde kayalarla ezerek hepsinin hayatına son verdim '' demektedir.
Ermenistan Başbakanı Ovanes Kaçaznuni Raporunda hatalarını mini özetle şöyle sıralar :
¢ Savaştan önce ve savaş koşullarında Rus Çarlığı'na kayıtsız şartsız bağlandık.
¢ Emperyalistlerin önümüze koyduğu 'denizden denize Ermenistan' gibi hayali bir amacın peşine düştük.
¢ Silahlı gönüllü birlikleri oluşturmamız hataydı.
¢ Terör eylemlerimiz batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti.
¢ Karşılıklı Müslüman ve Ermeni kırımları oldu.
¢ Güç dengesi Türklerin lehineydi, macera yaptık.
¢ 1915 yılı yazında ve güzünde uygulanan tehcir (zorla göç ettirme) Avrupalı diplomatların bize söz verdiği bağımsız Ermenistan hayalimizi suya düşürdü. Türkiye ne yaptığını çok iyi biliyordu. Bugün pişmanlık duyması için hiçbir neden yok.
¢ Sevr Antlaşması gözlerimizi kör etmişti. Türklerin anlaşma önerilerini reddederek vahim hata işledik. Sevr yerine, Türklerle anlaşsaydık çok şey kazanırdık.
¢ İngilizler karşılıklı katliamları kışkırttı.
¢ Müslüman bölgelerinde düzeni sağlayacak idari önlemler alamadık, silaha sarılmak zorunda kaldık, ordular gönderdik, yıktık ve katliamlar gerçekleştirdik.
¢ Türkler savunma güdüsüyle hareket ettiler. Övünülecek hiçbir işimiz yok. Kendi dışımızda suçlu aramayalım.
¢ Evet, intihar etmeyi öneriyorum. Taşnak Partisi'nin artık yapacağı hiçbir şey yok. Partiyi dağıtalım. Bu kararı almazsak, bizi yıkım ve şerefsizlik bekliyor."
Bütün bu dokümanlara karşılık Amerika Birleşik Devletleri 1914 yılı sonlarında Amerikalıların Osmanlı İdaresini sıkıştırmaları, Amerika'daki Ermeni Cemaatinin propagandasına sert şekilde cevaplayan Elçisini sınır dışı eder. Bu gün de Amerika sıkıştığında 24 Nisan Ermeni soy kırımı tasarısını konusunu gündeme getirmiyorlar mı ? 2005 yılında Amerika Büyükelçisinin ani Ankara'dan Washington'a tayininin nedenlerin ana konularından biri de bu değil mi ?
İşte Neveser'den iktibas ettiğimiz konunun hikâyesi :
Washington Büyükelçimiz Alfred Ahmet Rüstem Bey ve Amerika : Osmanlı'nın Washington Büyükelçisi Alfred Ahmet Rüstem Bey'in, 24 Haziran 1914'te görevine başlar başlamaz göz attığı Amerikan gazeteleri, Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiğini sövlüyor; Türklere ağır sövgüler yağdırıyor; Amerikan Başkanından Türk karasularına Amerikan gemileri göndermesini istiyorlardı. Bu yayınların kaynağında I. Dünya Savaşına giren İngiltere ile Fransa'nın Amerika'yı kendi yanlarında savaşa çekme isteğinin yattığını anlayan Büyükelçi Alfred Ahmet Rüstem Bey, 8 Eylül 1914 günlü "Evening Star" gazetesinde yayımlanan demecinde; "İngiltere ve Fransa'nın Türkiye'de Hıristiyanlara katliam yapıldığı yalanını Amerikan kamuoyunun önüne serdiklerini ve bu yalanı bahane ederek Türk limanlarına Amerikan Savaş gemileri gönderilmesini istediklerini" söylüyor ; Ermenilerin Hıristiyan oldukları için değil, isyan ettikleri için, Fransa, İngiltere ve Rusya'nın desteğiyle ayaklanarak Osmanlı Devletini zayıflatmak istedikleri için cezalandırıldığını belirtiyor; "böylesi bir silahlı ayaklanma karşısında kalsalardı Fransa İngiltere ve Rusya acaba ne yaparlardı? Masum bir ırka karşı dünyanın gözleri önünde 20 tasarlanmış soykırım gerçekleştirmiş olan o Rusya , acaba ne yapardı? Ya Fransa ve İngiltere ? Ülkelerinin özgürlüğü için dövüşen Cezayirlileri tıkıp sonra dumanla boğmuş olan Fransa, Sipahi İsyanı'nda yakaladığı Hintlileri top namlularının ağzına bağlayıp sonra o topları ateşleyen İngiltere, aynı tahrikler karşısında kalsalardı acaba ne yaparlardı? "diyor; Amerikalıların Filipinleri işgal ederken yerli halka uyguladıkları "Water cure" denen su işkenceleriyle, Amerika'da her gün işlenen "zencileri linç etme" suçlarını anımsatıyor; " Varsayalım ki Amerika'daki zencilerin, Amerika Birleşik Devletlerinin işgal edilmesini kolaylaştırmak için Japonlarla gizlice anlaşmış oldukları ortaya çıkarıldı. Acaba o zencilerin kaçı hayatta bırakılırdı?" diye soruyordu.
Ahmet Rüstem Bey'in bu demeçlerine öfkelenen Amerikan Başkanı Wilson 10 Eylül 1914 günü Dışişleri Bakanına gönderdiği yazıda "Türk Büyükelçisi sınırı aşmıştır." Diyor, sözlerini geri alıp özür dilememesi durumunda Amerika'dan çıkartılması gerektiğini bildiriyordu. Dışişleri Bakanı Bryn 11 Eylül 1914 günü Rüstem Bey'den Evening Star'da yayımlanan sözlerini geri almasını istiyor,buna karşılık Ahmet Rüstem Bey Amerika Dışişleri Bakanına gönderdiği 12 Eylül 1914 günlü cevabi yazısında sözlerini geri almayacağını belirterek şöyle diyordu:
"Türkiye yıllardan beri Amerikan basının düzenli saldırılarına hedef olmaktadır. Bu saldırılar sık sık en ağır dille Türkiye'nin bütün duygularını incitmektedir.Türklerin dinine, milliyetine, geleneklerine, göreneklerine, gelmişine geçmişine sövülmüş, bütün kötülüklerin bataklığı Türkiye imiş gibi gösterilmiştir. Geçmişte Türkiye'de görülen ve benim gibi bütün diğer Osmanlı aydınlarını da üzen bazı aşırılıklar, diğer ulusların yaşamında da benzerleri görülmesine karşın, yalnızca Türkiye'ye karşı bitmez tükenmez şiddetli bir saldırı teması olarak kullanıla gelmektedir. Basının bu tutumu Amerikan kamuoyunu Türklere karşı zehirlemekte o kadar ileri gitmiştir ki Türk soyunun her üyesi Amerika'da ancak "iğrenç" nitelemesiyle anılır olmuştur Benim Amerikan saldırısına karşı ülkemi savunduğum apaçıktır. Savunmam ABD'nin de kınanacak birtakım özürleri olduğunu göstermek biçiminde olmuşsa bu, Amerikan basınını daha insaflı davranmaya ikna etmenin başka bir yolu bulunmadığına inandığımdandır. Diplomatik kuralları aşmış olabilirim fakat insanlığın çıkarı şekle feda edilemez. Ben Türkiye'ye Amerika Birleşik Devletlerine ve sonuçta bütün bir insanlığa karşı erdemsel görevimi yerine getirmiş olduğuma inanıyorum."
Bu yanıtından sonra Amerika Birleşik Devletlerince "istenmeyen adam" diye damgalanan Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, 9 Ekim'de Sait Halim Paşa'ya çektiği telgrafta, "aynı gün İtalyan vapuru ile New York'tan yola çıkacağını, 18 Ekimde Napoli'de 25 Ekimde de İstanbul'da olacağını bildiriyor," ve ekliyordu: "25 Ekim 1914 tarihine dek benden haber alamayacak olursanız , akıbetim (öldürülüp öldürülmediğim) hakkında araştırma yapınız.
1914'te Amerikan basınında Ermeni soykırımcılığıyla suçlanan Türklerin böyle bir suç işlemediklerini en yüksek sesle haykırdığı için ölüm tehditleri altında Amerika'dan ayrılan Osmanlı Devletinin Washington Büyükelçisi Ahmet Rüstem Bey, ilk adı Alfred de Bilinski olan bir Polonyalıydı. Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemalin yanında yer alan ve Birinci Mecliste milletvekili olan Ahmet Rüstem Bey, Ermeni soykırımı suçlamalarına karşı 1918'de Bern'de Fransızca olarak yayınladığı "La guerre mondiale et la question Armenienne"(Cihan Harbi ve Türk Ermeni Meselesi) adlı kitabının önsözünde şöyle diyordu: "Ermeni meselesinde dünya kamuoyuna karşı Türkiye'yi savunmayı amaçlayan bu kitabı yazarken , her şeyden önce doğduğum, pek çok iyiliğini ve nimetlerini gördüğüm bu ülkeye bağlılık duygularını sürdürmeyi düşündüm¦
Bu ülkenin ve Türk halkının onurunu korumak için iki kez düelloda bile dövüştüm ve Türk-Yunan Savaşına gönüllü olarak katıldım. Bu kitabı yazarken beni harekete geçiren itici gücün, yalnız ve yalnız ülkeme olan sevgim ve saygım olduğunu söylemek istiyorum."
Bugün "canım batılılar öyle söylüyorsa öyledir, demek ki Ermeni soykırımı yapmışız kabul edelim, ne var bunda özür dileyelim olsun bitsin" diyen birtakım Türk kökenli mankurtların sayısının hızla çoğaldığını gördükçe, Türkleri aşağılayanları düelloya davet edecek denli gözü pek bir Türk sever olan Polonya kökenli Ahmet Rüstem Bey'in gömütünde doğrulup "bre namussuzlar! Siz ne biçim Türksünüz !" diye haykırdığını düşlüyorum.
George W. White; 1919 sonlarında merakını yenemeyerek, sorar. 1914 yılı Temmuz ayında Kafkas Cephesi'ne Rus ve Ermenilerle savaşa giden Merzifonlu 3.800 Türk askerinden ne kadarının geri döndüğünü samimi olduğu bir Merzifonlu'ya sorar. Aldığı cevap, sadece 6 kişidir. Bu da gösteriyor ki, Merzifon'dan giden 3.794 asker şehit olmuştur. Ayrıca harpten evvel, Amerikan çocukları, bir günlük gezilerde dağ etekleri ve yaylalarda en az 500 deve sayarlardı. Tehcir esnasında En az 900 deveyle yola çıkan bir kafilenin ( Halep- Şam ) sınıra 36 deveyle vardığını duymuştuk .
Merzifon Amerikan Kolejlin yatılı yıllık bedeli 18 lira olup, 79,20 dolar etmekteydi .
1919 yılında Merzifon şehrinin nüfusu 35.000'e yükselir. Anadolu'da hiç gazete çıkmaz iken Merzifon'da 2 gazete yayınlanır. O tarihte Merzifon'un 3 genel kütüphanesi, Bir kız bir erkek Amerikan Koleji, Bir Fransız Koleji, Bir Ermeni İdadisi, 1 Türk Rüştiyesi, 4 Medrese ile eğitim veren bir irfan yuvası idi. Kolej kütüphanesinde 10.000 civarında kitap ile, 7000 civarında botanik-zooloji malzemesine sahip müzesi vardı .
1920'de kaydedilen öğrenci sayısı 218, Kızlar Okulunda 400 vardı. 40 dönümlük bir arazide; İngiliz stili, o devirde kaloriferli, taban karoları İtalya'dan getirilmiş 40 binası mevcut olup, çocuk bahçesi, Sağırlar için bir okul, erkek ve kızlar için birer lise, Üniversite seviyesi program gören bir İlâhiyat Fakültesi, büyük bir Hastanesi, 2000 yetim için bir yetimhaneyi sinesinde barındırır Merzifon Anatolian Koleji Kampüsü.
10 .05.1916 tarihinde Birinci Dünya Savaşı esnasında binanın güvenliliği ve yaralıların tedavisi için Kolej Binasına Hükümet el koyar, Amerikalı yetkililer de İstanbul'a zorla gönderilir. 2.000-4.000 arası hasta kolejde barınır, İki ay sonra Talat Paşa'dan izin alan misyonerler, Merzifon'a dönerler ve çiçek, tifo gibi hastalıktan ölen askerlerle karşılaşırlar, okullar tatil edildiği için de bu arada da Kolejin ilerisi için planlama ile uğraşırlar. Kolejde artık sinema ve rasathane de bulunmaktadır.
Mondros Mütarekesinden sonra, 2 Nisan 1919 tarihinde okulda temizlik başlar ve 1 Ekim 1919'da Anadolu Koleji tekrar faaliyete geçer. 70 Ermeni, 70 Rum, 1 Rus, 7 Türk'ten oluşan öğrenciler öğrenime başlarlar.
Merzifon 9 Mart 1919'da İngilizler tarafından işgal edilir. Amerikan Koleji'nin etkisi de otomatik olarak artar. Hatta Yakın Doğu yardım Heyetinin Üyesi ve Kolejin Amerikalı elemanlarından Dr. Ernest Pye ve savaş sırasında el konulan Kolejde kalan Getchell, Merzifon'u işgal eden İngiliz birliklerin subay sayısı yetersizliği sebebiyle idareyi de ele almışlardır . 1919 Haziran ayında 80 kişilik İngiliz birliklerinin Merzifon'dan çekilmesi kararına karşı çıkan George White, İstanbul'a gider ve çekilme kararını iptal ettirir .
Sivas'ta yayımlanan İdare-i Milliye Gazetesi'nin 28.9.1919 tarih ve 4 sayılı nüshasında '' İngilizler Merzifon'daki işgal kuvvetlerini tekmil ağırlıklarıyla birlikte Samsun'a alarak orasını tahliye eylemişlerdir '' konulu yazıdan işgalin sona erdiğini anlıyoruz . Diğer taraftan Merzifon Hükümet Binası önündeki yüksek bayrak direğine tırmanarak İngiliz Bayrağını 12 yaşındaki yaştaki haşarı amcam Hacıbayramoğlu Ekrem (Bayram) indirmiş , İngiliz Bayrağı 24 saat direkte kalamamış, halk da tepki gösterdiğinden Hükümet Binası önüne İngiliz Bayrağı bir daha çekilememiş, İngiliz Birliklerinin Karargâhı Anatolian Kolejline nakledilerek, birlikler Kolejden idare edilmeye başlanmıştır.
Merzifon'daki Amerikan Koleji Müdürünün Frederick Goodell'e yazdığı bir mektupta ''.. Hıristiyanlığın en büyük ve en güçlü rakibinin İslâmiyet olduğu gibi Türkiye'de en kuvvetli İslâm Devleti'dir. Gerekirse sonucu elde etmek için 500 yıl dayanacağız '' ifadesi Ermeni çetelerine neden destek verdiklerini de açıklamaktadır.
Kolejde görevli Türk Öğretmen Mehmet Zeki Ketani Efendi 12 Şubat 1921 akşamı Türk Öğrencilerin kurduğu Osmanlı Edebiyat Klübü toplantısından evine giderken kolej yakınında vurulması ve cesedinin Kolej yakınlarında bulunması,

Merzifon Amerikan Kolejinde bulunan silâhlar

okulda bazı gizli geçitlerin olması ve silah saklanması ihbarı üzerine Amasya Merkez Komutanı Nureddin Paşa, Erkan-ı Harbiye-i Umumi Riyasetine ( Genel Kurmay Başkanlığına ) 12.02.1337 ( 1921 ) tarihinde şu telgrafı gönderir :
Merzifon Amerikan Hastanesi ve Kolejinde yer altı gizli yollar ve depoların varlığı, otomobillerle getirilen top-tüfek ve bomba gibi silah ve cephane ile bazı silâhlı Hıristiyanların mezkur yerde korunup, gizlendiği ve hastane heyetenin taşan Dağı'nda bulunan Hıristiyan köyleri ile gizli ilişkilerinin bulunduğu, birbuçuk sene mezkür hastanede bulunduktan sonra 2,5 ay evvel çıkan ve halen Amasya İslâm Şefkât Yurdunda bulunan bir İslâm kadını tarafından ihbar edildiğinden, engel silâh aranması ile bu meyanda mezkür müessesenin de aranması emri 5. Fırka Kumandanlığı ile Amasya Mutasarrıflığına verilmiş, iş bu aranmanın yapılması sırasında, memurlar tarafından Amerikalılara karşı hakaret teşkil edecek bir muameleden sakınılarak, Hükümetimizin Amerika ile iyi ilişkide bulunmak arzusunun göz önünde bulundurulması tavsiye edilmiştir. Genel Arama 16 Şubat 1337'de başlanacaktır .
Merkez Kumandanı Nureddin
Konu Bakanlar Kurulunda görüşülür ve Amerika Birleşik Devletleri Mümessili Amiral Biristol'e bilgi verilerek 16 .02.1921 günü Cemil Cahit Paşa Komutasında, Merzifon Anadolu Kolejinde arama yapılır.
Arama yapıldıktan sonra 16.02.1337 ( 1921 M. ) tarihinde:
Genel Kurmay Başkanlığına şu telgraf gönderilir: Amasya, 16.2.1337 ( 1921 M.)
1.Bugün 16.2.1337'de Merzifon Amerikan Hastanesi ve Koleji, 5. Fırka Kumandanı hazır olduğu halde arattırılmıştır. Silâh ve cephane bulunamamış ise de Kolej içinde 1904'den beri kurulu Pontus Klubü namıyla Klüp meydana çıkmış, tüzüğü, mühürleri, Yunan Bayrakları, Pontus Arması ve gizli evrak elde edilmiştir.
2.Klübün Rum Başkanı ile yöneticilerinin tevkifi, klübün kapatılması, Amerikalıların yalnız ifadeleri ile yetinilmiştir.
3.Mezkür kolejde Türkçe hocası Zeki Efendi'nin 2 gece evvel kolej civarında öldürülmüştür. Pontus elebaşlarının tevkifine başlanması üzerine merhum Zeki Efendi'nin ihbarda bulunduğu sanılarak Rumlar tarafından öldürüldüğü görülmektedir.
4.Rum ve Ermeni gençlerinin Avrupa'ya kaçırılması hususunda Kolej Müdür ve Samsun Amerikan Temsilcisi arasında ceryan eden yazışmalar da bulunmuştur.
Geniş bilgi bilâhare¦
Merkez Kumandanı Nureddin.
Yetimhanede bulunan 290 Rum ve Ermeni öğrenci için bekar üç kişi alıkonulur . 22 Mart 1921 Salı günü Amerikalı 29 Misyoner ve yardımcıları 2 kamyon ve 6 küçük at arabası eşliğinde Merzifon Anadolu Koleji kampüsünü terk ederek, Samsun Yolu ile sınır dışı edilir. Bu şekilde kapatılan Anadolu Koleji, Daha sonra Selanik'te faaliyetine başlar, halen faaliyetlerini en geniş biçimde sürdürmektedir .
Yabancı okulların kapatılmasıyla ilgili bir soruya Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk'ün Fransız Muhabiri Maurice Perrot'a 29 Ekim 1923'de verdiği bir demeçte şöyle demektedir :
'' ¦Fransız mektepleri Türk milletine büyük hizmetler etmiştir. Biz, hepimiz Fransa'nın hars menbaından içtik. Ben bile çocukken bir müddet Fransız Mektebine gittim. Fakat, bazen ecnebi mekteplerinin vazife hudutlarını geçtiğini, rolerinden çıktıklarını, gayri fenni propaganda gayeleri takip ettiklerini ve bunun için Türk olmayan unsurlarına istinat ettiklerini gördük.
Bu ittihamı derhal kaydettim.
Bu şikâyet, belki bazı ecnebi mektepler için varit olabilir. Merzifon'daki Amerikan Mektebini kapattığımız için size bir diyeceğim yoktur. Fakat, Türkiye'de bir Fransız mektebine karşı gerek siyasi, gerek dini herhangi bir propaganda istinad edildiğini bilmiyorum¦..
İkinci ecnebi düşmanlığı noktasına gelince: Şu bilinsin ki, biz ecnebilere karşı harhangi hasmahane his beslemediğimiz gibi, onlarla samimane münasebatta bulunmak arzusundayız. Türkler bütün medeni milletlerinin dostlarıdır. Ecnebiler memleketimize gelsinler; bize zarar vermemek, hürriyetlerimize müşkilat irasına çalışmamak şartıyla burada daima hüsn-ü kabul göreceklerdir¦. Biz daima şarktan garba doğru yürüdük¦ vücutlarımız şarkta ise, fikirlerimiz garba doğru müteveccih kalmıştır ''.
Merzifon Amerikan Koleji binaları, uzun yıllar Milli Savunma Bakanlığı tarafından Kullanılmıştır. Hastane binası, 50 Yataklı Hava Hastanesi olarak kullanılmış, diğer binalar çocuklukta hafızamda kaldığı kadarı ile 1954' lerde Topçu Alayı ve Astsubay Hazırlama Okulu, Piyade Taburu olarak kullanılmış, 1980'lerde Belediyeye devredilmiş, daha sonra bir kısım binalar restore edilerek Cumhuriyetimizin Kurucusu büyük Önder aziz Atatürk'ün doğum gününden ve Samsun'a ayak basış tarihinden adını alan 19 Mayıs Üniversitesine bağlı Yüksek Okul olarak hizmete devam etmektedir. Kolejin Bazı binaları Merzifon Milli Eğitim Müdürlüğüne tahsis edildiğini duymuş bulunuyoruz. Burada iletişim lisesi açılması için bir teşebbüs de bulunmaktadır. Yani söz konusu binalar günümüzde yine eğitime hizmet vermekte, amacına uygun kullanılmaktadır. Belki 2005 Yılı sonunda kuruluş Kanunu çıkan Amasya Üniversitesi'nin bir fakültesinin burada açılması, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğüne de arsanın Çelebi Sultan Mehmed Han Vakfına ait olması hasebiyle gerekli tahsis kararının çıkarılması akla gelen ihtimaller arasındadır.
Cumhuriyetimizin kurucusu büyk önder Atatürk Merzifon'a hiç gelmemiş, 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ise '. Dünya Savaşı sırasında Kâzım Orbay ile birlikte 13 Ağustos 1940 yılında 8. Kolordu Komutanı Korgeneral A.R. Artunkal ile birlikleri ziyaret etmiş, dönüşğnde Korgnl. A.R.Artunkal 13 fotoğraflık bir albüm hediye etmiş olup, bunlar İsmet İnönü Vakfı Arşivinde bulunmaktadır. İki Fotoğraf ile birlikte vdaha sonra Merzifon Ticaret Odası Heyeti Ankarada kabüle dair 5 Şubat 1951 de de birer resmi bulunmaktadır. 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar1950 Seçimlerinden önce gelmiş, Başbakanlardan Adnan Menderes, İçişleri bakanı Namık Gedik ve daha bir çok bakan, Süleyman Demirel, Merzifon'u müteaddit defalar ziyaret etmiştir.
Bâb ı Âli
Dâhiliye Nezâreti
Emniyyet i Umûmiyye Müdiriyyeti
Umûmi:
Husûsi: 69
Ecânib Şubesi
Mahrem
Hâriciye Nezâret i Celilesi Cânib i Âlisine
Ma'rûz ı çâker i kemineleridir ki
İzmit'de tütün ticâretiyle müştagil iken casuslukla maznûnniyyetine mebni oradan teb'id ve el-yevm İstanbul'da ihtiyâr ı ikâmet eden Amerika tebe'asından John Tornrek eşya ve hânesini muhâfazalarına terkettiği Ermeni kadınlarının bir hafta zarfında âher mahalle nakli mukarrer bulunmuş olmağla mezkûr hâne ve eşyasını taht ı muhâfazaya aldırması lâzım geleceğinin Amerika Sefâreti'ne inbâ buyurulması bâbında emr ü fermân hazret i veliyyü'l-emrindir.
Fi 13 Zi'l-ka'de sene [1]333 Fi 9 Eylül sene [1]331
Dâhiliye Nâzırı
Tal'at
İngiltere Parlamentosu üyelerinden 160 kişi tarafından Padişah'a gönderilen rica mektubunun tercümesi
İngiltere Parlamentosu üyelerinden aşağıda imzaları bulunan bizler Padişah'tan aşağıdaki hususu rica etmek cüretinde bulunuyoruz. Rahip Tomayan ve Kayayan ile Merzifon Mektebi öğrencilerinden bazılarının idam cezasına mahkum olduklarını üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Adı geçen mahkumların durumlarını hoşgörü ile değerlendirerek haklarında merhametle davranmanızı ve kendilerinin affınıza mazhar olmalarını rica ederiz. [17 Şubat 1893]
Bâb-ı Âli
Daire i Umûr ı Dahiliye
Mektubi Kalemi
Sivas Vilayeti'nden Dahiliye Nezâreti'ne gönderilen telgraf sureti
Cevap: 9 Şubat 1893. Merzifon'da Protestan Mektebi yanındaki Malko'nun evinin yanmasına yol açan sebeplerin araştırılmasına çalışılmaktadır. Osmanlı tebaasından olan ve yanan binada ayda 1 lira ücretle bekçilik yapan Nişan'ın yapılan sorgusunda, "alevlerin görülmesiyle "yangın var!" diyerek yüksek sesle bağırdığını, bu sırada mektebin marangozu olup avlu içinde oturan Osmanlı tebaasından Kazaros adındaki kişinin oda penceresinden: "Ben biliyorum, sesini kes! Bundan asla sana zarar gelmez. Karışma, varsın yansın!.." demesi üzerine susmaya mecbur kaldığını, yangının baş-langıcında mektepte bulunan tulumbanın hemen kullanılması halinde yangının bastırıl-ması mümkün iken tulumbaya el dahi süremediklerini, hükümetten gelen polis ve jandarmalara bir süre kapının açılmadığını, yangın sona erdiğinde ise polislerin birçok kişi ile birlikte bina avlusunun iç ve dış taraflarında incelemelerde bulunmalarına rağmen karda hiçbir ize rastlanmadığını" ifade etmiştir.
Marangozun da sorguya çekilmek üzere polis tarafından çağırıldığı, ancak okul müdürü ve Amerika misyonerlerinden Herricks tarafından salıverildiği, hükümetin yapacağı araştırma ve incelemelerin Nişan'ın olaylar hakkındaki ifadelerini kuvvetlendireceği ve bu yangının içeriden yaptırıldığının şüphesiz olduğu bu kez Zabtiye Kumandanlığı'ndan gelen telgrafta bildirilmiştir.
Mektep Müdürü Herricks'in Kazaros'u salıvermediği hususu 5 ve 8 Şubat 1893 tarihli iki ayrı telgrafımla arz olunmuştur. Bu mektepte bulunan Syclo style Matbaası'nın henüz mahalli hükümete teslim edilmediği, Sivas'taki Protestan Mektebi'nde iki senedir mimograf adı verilen bir çeşit baskı aletinin bulunduğunun anlaşılması üzerine bunun Amerika misyoneri olan mektep müdüründen talep edildiği halde getirilmediği ve Protestan Mektebi'nde öğretmen olup evinin aranmasına lüzum görünen bir Ermenin de mektep içinde kalmakta olduğu mahalli mutasarrıflıktan bildirilmiştir. Bütün bu sebepler dolayısıyla vilayet dahilinde bulunan Protestan mekteplerinin idarelerine karşı bazen bir derece zor kullanmak gerekli görülmektedir. Bu konuda yapılacak muamelenin bir an önce bildirilmesi istirham olunur.
16 Şubat 1893
Halil
Bâb-ı Âli
Daire i Umûr ı Dahiliye
Mektubi Kalemi
Sivas Vilayeti'nden Dahiliye Nezâreti'ne gönderilen telgrafın sureti
2 Şubat 1893 tarihli telgrafımın bir paragrafında malum saçmalıklardan dolayı tutuklanan Osmanlı Devleti tebaasından ve Protestan Mektebi öğretmenlerinden Tomayan Karabet'in eşinin sözde hastane için yardım toplamak üzere İngiltere ve Fransa'da dolaşmakta olduğu bildirilmişti.
Lucy adlı bu kadının 1 Ocak 1893 tarih ve 79 numara ile İngiltere'nin Bristol şehrinden Karabet'e Fransızca ve ayrıntılı olarak gönderdiği mektup posta ile Merzifon'a gelirken ele geçirilmiştir. Mektupta: "Bu hastane konusunda İsviçre'nin genel düşüncesine dair sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Birçok kişi benim başarımı görünce olumlu bir tavır gösterdi. Gerek İsviçre'de gerekse İngiltere'de çok sayıda kişi takdirde karşıladı. Bu hususta ailemin ne dediğine gelince; bir yandan alkışlamaktan geri durmuyorlarsa da doğrusu böyle büyük şeyleri anlamaya muktedir değiller. Şimdiye kadar 2.900 İngiliz lirası yardım topladım. Hastane hakkında bilgi verilmesi lazımdır. Son mektubunuzda niçin bilgi vermediniz? Bir şey olmasından korkuyorum. Meraktayım. Rica ederim, bilgilendirin ki İngiltere ahalisine açıklayayım. Sana soracağım daha çok şey var. Son mektuplarınızda hastaneye ve hastanenin gelişmesine dair bir şey söylemiyorsunuz. Sizin bu suskunluğunuz beni endişelendiriyor. Belki sene başında hastane için 100 lira göndermemi arzu edersiniz. Fiyatlar hakkında bir fikir edinmek için eğer uygun görürseniz hesapların sağlam bir kopyasını göndermenizi rica ediyorum. Koleradan kendinizi koruyacağınızı umuyorum. Nasturiler ve Marunilere dair bir şey yazabilir misiniz? Bana Nasturilerle Ermenilerin mezhebinin aynı olup olmadığını soruyorlar. İngiltere'de Aberdeen piskoposuyla görüştüm. Kadim Ermeni Kilisesi'ni övdü. Bir miting tertibinden bahsettiğimde her şeyden önce amacımızın bu Kadim Kilise ile aynı olup olmadığını bilmek istediğini belirtti. Kadim Kilise'de de çalıştığımızı, amacımızın Protestanlık olmadığını, hayattaki Hıristiyanlara da böyle bir uygulama yapıl-mayacağını ve hepsinin iyiliği için geldiğimi söyledim." şeklinde rumuzlarla dolu bir takım bölümler yer almaktadır. Ayrıca söz konusu mektupta, Lucy'nin İngiltere ve İsviçre'de bazı cemiyetlerde konuşmalar yaptığı, yanında binlerce yazılı evrak bulunduğu halde seyahat etmekte olduğu ve eşi Tomayan'dan 86 numaraya kadar mektup aldığı yazılıdır.
Ele geçirilen bu mektup üzerine Tomayan sorgulandığında gerçekleri gizleyerek haberleşmenin hastaneyle ilgili olduğunu, eşinden aldığı mektupları yaktığını ve eşine yazdığı mektupları kopya etmediğini söylemiştir. Eşinin topladığı paralarla sarf ettiği gayretin Tomayan'ın çabalarındaki gibi Ermeni fesatçıları için olduğu açıkça ortadadır. Osmanlı elçiliği aracılığıyla Lucy'nin evrakı ele geçirildiği takdirde fesatçılara dair bir hayli bilgi elde edilecektir. Bu konuda gereğinin yapılması emrinize bağlıdır. Lucy'nin mektubunda yazılı olan adres şu şekildedir:
Bayan Wethered
Ferneliff Syndalls Park
Clevedon, Bristol, England
17 Şubat 1893
Halil
Bâb-ı Âli
Daire i Sadâret
Âmedi i Divan ı Hümâyûn
2090
Merzifon ve Kayseri hadiseleri gibi Avrupa'da kamuoyunu kışkırtmaktan çıkar sağlayan kişilerce bahane edilebilecek bazı olaylar meydana geldiğinde ortalığı yatıştırmak ve işlerin büyümesini engellemek için devlet görevlisi bir memur veya birkaç kişiden oluşan bir komisyon tarafından araştırma yapılmasının en güzel yol olduğuna dair Lord Rosebery'nin ifadelerini içeren ve Hariciye Nezâreti'nin yazısıyla gönderilen Londra Büyükelçiliği'ne ait resmi yazının tercümesi Padişah'ın görüşlerine sunulmak üzere takdim edilmiştir. 19 Nisan 1893
Sadrazam ve Yâver i Ekrem
Cevad
Bâb-ı Âli
Daire i Hariciye
Mektubi Kalemi
Adet: 263
Sadâret Yüksek Makamı'na
Merzifon ve Kayseri hadiseleri gibi Avrupa'da kamuoyunu kışkırtmaktan çıkar sağlayan kişilerce bahane edilebilecek bazı olaylar meydana geldiğinde ortalığı yatıştırmak ve işlerin büyümesini engellemek için devlet görevlilerinden bir memur veya birkaç kişiden oluşan bir komisyon tarafından araştırma yapılmasının en güzel yol olduğuna dair Lord Rosebery'nin ifadelerini içeren Londra Büyükelçiliği'nin 13 Nisan 1893 tarih ve 124 numaralı resmi yazısının tercümesi ekte takdim edilmiştir. 19 Nisan 1893
Hariciye Nâzırı
Said
Bâb-ı Âli
Daire i Hariciye
Mektubi Kalemi
Londra Büyükelçiliği'nden Hariciye Nezâreti'ne gelen 13 Nisan 1893 tarih ve 124 numaralı telgrafın tercümesi
Lord Rosebery ile sık sık yaptığımız sohbetlerden birinde dostça bir üslupla bazı meseleler konuşulduğu sırada lord son olarak siz değerli nâzırıma arz etmiş olduğum düşüncesini bir kez daha yinelemiştir.
Lord Rosebery'e göre Merzifon ve Kayseri hadiseleri gibi Avrupa'da kamuoyunu kışkırtmaktan çıkar sağlayan kişilerce bahane edilebilecek bazı olaylar meydana geldiği zaman, ortalığı yatıştırmak ve bu işlerin büyümesini engellemek için tutulacak en güzel yol, olay hakkında araştırma yaparak hükümete bir rapor sunmak üzere o bölgeye devlet adamlarından bir görevli veya birkaç kişiden oluşan bir komisyonun gönderilmesidir.
Lordun görüşüne göre bu şekildeki bir hareket tarzı, Osmanlı Hükümeti'nin o iş ile ilgilendiğini gösterecek, ayrıca İngiltere Hükümeti de "araştırma yapıldığı" haberine dayanarak parlamentoda konuyla ilgili bir takım sorular sorulmasını önleyebilecektir.
Lord Rosebery, sözü edilen komisyonlara seçilenlerin inanılır ve güvenilir kişiler olmaları durumunda olayların dedikoduya yol açmasının engelleneceğini ve gerek İngiliz Parlamentosu'nda gerekse basında yer alabilecek polemiklerin önlenebilip sınırlanabileceği kanaatindedir.
Lordun bu görüşlerini iletmekle yetiniyorum. Gereğinin yapılması nezâretinizin yüksek görüşlerine bağlıdır. Arz olunur.
Bâb-ı Âli
Daire i Hariciye
Mektubi Kalemi
Adet: 270
Sadâret Yüksek Makamı'na
Merzifon, Yozgat ve Kayseri olaylarıyla Sömbeki konusuna dair bazı bilgilerle ilgili olarak kendisine çekilen telgrafın içeriğini Lord Rosebery'ye ilettiğine ve lordun bundan dolayı teşekkür etmekle birlikte gerektiğinde İngiliz Parlamentosu'nda bu konuya ilişkin sorulacak sorulara Dışişleri Bakanlığı'nın cevap hazırlayabilmesi için bilgileri yazılı olarak istemesi üzerine söz konusu telgrafın özetini lorda verdiğine dair Londra büyükelçisinden alınan 13 Nisan 1893 tarihli yazının tercümesi ekte sunulmuştur. 21 Nisan 1893
Hariciye Nâzırı
Said
Bâb-ı Âli
Nezâret i Umûr ı Hariciye
Tercüme Odası
Londra Büyükelçiliği'nden Hariciye Nezâreti'ne gelen 13 Nisan 1893 tarih ve 130 numaralı telgrafın tercümesi
Merzifon, Yozgat ve Kayseri olaylarıyla Sömbeki meselesine dair bazı bilgileri içeren, nezâretinizin 9 Nisan tarihli telgrafını alıp talimatlarınıza uygun olarak bu telgrafta belirtilen hususları Lord Rosebery'ye ilettim. Lord bu bilgilerden dolayı bana teşekkür etti. Ancak gerektiğinde İngiliz Parlamentosu'nda konuyla ilgili sorulacak sorulara Dışişleri Bakanlığı'nın vereceği cevapları hazırlayabilmek için bu bilgileri yazılı olarak kendisine bildirmemi rica etti. Bu arzuya uygun olarak telgrafınızın içeriğini ihtiva eden bir belgeyi özel bir yazıya ek olarak kendisine göndermeyi görev bildim.
Bâb ı Âli
Daire i Sadâret
Amedi i Divan-ı Hümâyûn
2266
Merzifon meselesinden dolayı yargılanmak üzere tutuklu olarak Ankara'ya gönderilmiş olan Karabet Tomayan ve Kayayan adlı kişiler hakkında İngiltere Avam Kamarası üyelerinden bazıları tarafından bir süredir İngiltere, Amerika ve Almanya Büyükelçilikleri ile Hariciye Nezâreti'ne müracaatta bulunulmaktadır. Söz konusu nezâret ve elçiliklere, bahsedilen kişilerin tam bir adalet ve hakkaniyetle yargılanacakları cevabı verilmiştir. Buna rağmen Tomayan'ın Londra'da bulunan eşinin kışkırtması sonucu olarak Avam Kamarası üyelerinin Padişah'ın yardım ve merhametini istediklerine ilişkin telgrafların tercümesi nezâret yazısı ile beraber takdim edilmiştir.
Ankara Vilâyeti'nden bugün gelen ve sureti ekte bulunan telgrafta "Ankara'ya gelmiş olan Erzurum İngiliz konsolosu, Ankara konsolosu ile beraber valiliğe giderek Tomayan'ın eşinin Alman imparatorunun papazı Hoffman'ın kızı olduğunu, İngiliz ileri gelenleri ile Avrupa basınından birçoğunu tanıdığını, asıl suçlunun firar eden Artin Tomayan olup haklarında Osmanlı Hükümeti'nin yardımının beklenmekte bulunduğunun ifade edilmesi üzerine konunun tam bir adaletle görüleceği cevabının verildiği" yer almaktadır. Aynı vilayetten dün gelen diğer bir telgrafta da "Tomayan'ın yaptığı müracaata göre affedilmesi veya kendisi gibi yargılananlara kıyasla adli mahkeme tarafından yargılanmamasına karar verilmesi" bildirilmektedir. Ancak bu kişilerin yargılanmadan affedilmelerinin yabancıların nüfuzu olarak görülüp benzerlerine kötü örnek sayılacağından ötürü bu durumun uygun olmayacağı ve yargılanmaları gerektiği" cevap olarak bildirilmiştir. Bu kişinin birkaç gün içinde yargılanmasının tamamlanarak ondan sonra affedilmesi daha uygun görünmektedir. Bu konuda ne şekilde emir verilir ise ona göre hareket edilecektir. 6 Mayıs 1893
Sadrazam ve Yâver i Ekrem
Cevad
Bâb ı Ali
Hariciye Nezâreti
Mektubi Kalemi
Adet: 424
Sadâret Yüksek Makamı'na
İngiltere Parlamentosu'nda Tomayan hakkında yöneltilen bir soruya cevap olarak Dışişleri müsteşarının ne tarzda konuştuğuna ilişkin Londra Büyükelçiliği'nden gelen ve Tomayan'ın Harutyun Tomayan adlı bir kaçak yerine tutuklandığına ilişkin parlamento üyelerinden Sir Richard Temple tarafından nezârete gönderilen telgrafların tercümeleri 29 Nisan ve 1 Mayıs 1893 tarihli yazı ile takdim edilmiştir. Büyükelçiliğe bu konuda bir kez daha ne tarzda tavsiyelerde bulunulduğu ayrıca yazılmıştır. Lord Rosebery'ye bu tav-siyeler çerçevesinde durum baştan sona tebliğ edilmiş ve Richard Temple'a da işin hangi durumda olduğu anlatılmıştır.
Büyükelçiden cevap olarak alınan 5 Mayıs 1893 tarih ve 168 numaralı yazıda, Merzifon Mektebi müdürü olan ve Londra'da hasta bulunan Amerika misyonerlerinden Herricks'in okul müdürlerinin Tomayan'a ruhsat verdikleri haberinin doğru olmadığı iddiasında bulunduğu, ısrarla Tomayan'ın masumiyetine inandığı ve bu fikri parlamento üyeleri arasında ve gazetelerde yaymaya çalıştığı belirtilmiştir. Tomayan'ın suçlu olmadığını ileri sürerek hakkında Padişah'ın şefkat ve merhametini göstermesi isteğinin ve bu durumdan Padişah'ın da haberdar edilmesi ifadelerinin yer aldığı telgraf ile Richard Temple ve diğerlerinin Tomayan ile arkadaşlarının suçsuz olduğunu gösteren Merzifon'daki Amerika Mektebi Müdürü Herricks tarafından Londra'dan çekilen 4 ve 6 Mayıs 1893 tarihli iki ayrı telgrafın tercümesi de ekte sunulmuştur. Tutukluların bir an önce yargılanmaları uygun olacağından gereğinin yapılması tarafınıza bırakılmıştır. 6 Mayıs 1893
Hariciye Nâzırı
Said
Bâb ı Âli
Hariciye Nezâreti
Tercüme Odası
Londra Büyükelçiliği'nden Hariciye Nezâreti'ne gelen 5 Mayıs 1893 tarih ve 168 numaralı yazının tercümesi
Nezâretinizin 46, 52 ve 53 numaralı üç ayrı telgrafı alınmıştır.
Birinci telgrafı alır almaz içindekileri Lord Rosebery'ye bildirmiştim. İkinci telgraf geldiğinde konu ile alâkalı olarak Rosebery ile tekrar görüştüm. Bu telgrafların içeriğini Sir Richard Temple'a da bildirip işin hangi durumda bulunduğunu anlattım. Diğer taraftan aldığım bilgilere göre, Merzifon Mektebi müdürü olup burada hasta bulunan Amerika misyonerlerinden Herricks, mektep müdürlerinin Tomayan'a izin verdikleri haberinin doğru olmayıp Tomayan'ın masumluğuna inandığını ısrarla iddia etmektedir. Ayrıca o, bu fikri parlamento üyeleri ile gazeteler arasında yaymaya çalışmaktadır.
Bâb ı Âli
Hariciye Nezâreti
Tercüme Odası
Richard Temple ve diğer parlamento üyelerinin imzasıyla Londra'dan Hariciye Nezâreti'ne gelen 4 Mayıs 1893 tarihli telgrafın tercümesi
Aşağıdaki dilekçemizin Padişah'a arz edilip bildirilmesini rica ederiz. Kusur ve kabahati olmayan tutuklu Tomayan hakkında Padişah'ın şefkat ve merhametini isteme cüretinde bulunuyoruz.
Bâb ı Ali
Hariciye Nezâreti
Tercüme Odası
Herricks imzasıyla Londra'dan Hariciye Nezâreti'ne gelen 6 Mayıs 1893 tarihli telgrafın tercümesi
Richard Temple Ankara mahkumları hakkındaki görüşlerimi telgrafla bildirmemi rica etti. Arkadaşlarım ve ben Tomayan ile Kayayan'ın suçsuz olduğu kanaatindeyiz.
Bâb ı Âli
Daire i Sadâret
Telgraf Odası
Ankara Vilâyeti'nden Sadâret'e gönderilen telgraf
Trenle Ankara'ya gelen Erzurum İngiliz Konsolosu sayın Graves, dün de Ankara İngiliz konsolosu ile birlikte beni ziyaret etmişlerdir. Konuşma sırasında, Merzifon'dan gönderilen Karabet Tomayan'ın eşinin Alman imparatorunun papazı olan Pasteur Hoffman'ın kızı olduğunu, Hoffman'ın Tomayan'ın kurtulması için özel olarak İstanbul'a gelip Almanya ve İngiltere Büyükelçilikleri'ne müracaatta bulunduğunu, Tomayan'ın eşinin İngiltere ileri gelenlerini ve Avrupa basınından birçok kişiyi tanıdığını, asıl suçlunun kaçak olan Artin Tomayan olduğu işitildiğinden Karabet Tomayan hakkında Osmanlı Hükümeti'nin merhametinin beklendiğini söylemiştir. Kendilerine konunun adaletli bir şekilde çözümleneceği cevabı verilmiştir. Konsolosun ifadesinden anlaşıldığı üzere dört beş gün daha Ankara'da kalıp ondan sonra Sivas yoluyla Erzurum'a gideceği bilgilerinize arz olunur. 6 Mayıs 1893 Ankara Valisi
Abidin
Hariciye Nezâreti'ne
Merzifon Amerika Mektebi Başöğretmeni Doktor Herricks, Lord Rosebery'den yazılı olarak bir mülâkat istemiştir. Ancak lord kendisiyle görüşmekten kaçınmış ve Herricks'i bildireceği herhangi bir şey var ise ya müsteşara ya da yardımcılarına başvurması gerektiği yönünde uyardığı haber alınmıştır. Bu konuya dair Londra büyükelçisi paşa tarafından gönderilen yazının tercümesinin ekiyle gelen 29 Mayıs 1893 tarih ve 652 sayılı cevabi yazınız tarafımdan incelenmiştir.
Söz konusu mektep öğretmeninin Amerikalı olduğu halde Lord Rosebery ile mülâkat talebi ve İngiltere'nin nüfuzlu kişilerinin Tomayan işinde mahkemelere müdahale etmelerine sebep olacak derecedeki girişimleri dikkat çekici bulunmuştur. Bu sebeple adı geçenin susturulması için Amerika Büyükelçiliği'ne gerekli tebligatta bulunulması için çaba sarf etmeniz dileğiyle. 13 Haziran 1893
Dâhiliye Nezâreti
Emniyet i Umûmiyye Müdüriyyeti
5 Ağustos 331 ( R./18.08.1915 M.)
Bağçecik'de Amerikalı Read (?)
Ermeni Katoliklerin ve Protestanların gönderilmemesi emrolunmuştur. Mu'allimlerinizin avdetini me'mûl ederiz.
Peet
İzmit'de Amerikalı Karze(?)
Bağçecik mektebimizin mu'allimlerinden Zalyan, Dragobyan ve Yakobyan efendilere söyleyiniz ki Ermeni Katolik ve Protestanlarının yerlerinde kalmaları için Dâhiliye Nezâretinden lâzım olan evâmir Ağustos 3 tarihiyle vilâyetlere tebliğ olunmuştur.
Peet
Talas'da Amerikalı Venikeat(?)
Ermeni Katoliklerin ve Protestanların gönderilmemesi emrolunmuştur
Peet
Bursa'da Amerikalı Madmuazel Alede(?)
Ermeni Katoliklerin ve Protestanların gönderilmemesi emrolunmuştur
Peet
Bâb ı Âli
Hariciye Nezâreti 17 Ağustos sene 331 ( R./30.08.1915 M.)
Umûr ı Siyâsiyye Müdüriyyet i Umûmiyyesi 1192-70491
Mühimme Kalemi
Hülâsa: Bible house'da Amerika Misyoner Hey'eti Veznedarı Mister Peet'ın telgrafları .
Dâhiliye Nezâret i Celilesine
Bible House'da Amerika Misyoner Hey'eti Veznedarı Mister Peet adındaki şahıs tarafından Ermeni katolik ve protestanları hakkında ba'zı mahallere keşide edilmek üzre postahâneye tevdi' olunan telgrafnâmelerin sûretleri gönderildiği ve merkûmun umûr ı dâhiliye i hükûmete müdâhalesi münâsib olamıyacağından tekerrürü hâlinde hakkında icâb eden mu'âmele ifâ olunmak üzre kendisine ihtârât ı lâzime icrâ ettirilmesi 11 Ağustos sene 331 tarihli ve Emniyet i Umûmiyye Müdüriyyeti'nin 5231 numarasını muhtevi tezkire i devletlerinde izbâr buyuruluyor.
Doğrudan doğruya hal ve tesviyesi Hükûmet i Seniyye'nin hakk ı sarihi olan bu kabil işler için esbâb ı siyâsiyye i mahsûsa olmadıkça alâkadar sefâretlerin tavsit edilmesi hemân dâ'imâ haksız i'tirâzât ile münâkaşâta sebep vermekte ve ba'zen o işlerin Hükûmet i Seniyye'nin marzisine gayr i muvâfık sûrette intâcına mü'eddi olduğuna ve hiçbir sıfat ve salâhiyet i resmiyeyi hâ'iz olmayan Mister Peet'ın o yolda keşide etmek istediği telgrafnâmelerin hâl i harbde ve idâre i örfiye ile sansür usûlünün mer'i olduğu bir zamanda tevkifi Hükûmet i Seniyye'nin nasıl gayr i kâbil i i'tirâz hakkı ise buna müretteb mu'âmelenin ifâsı da öylece hakkı bulunduğuna binâ'en ona göre hareket edilmesi iktizâ eder. Binâ'en alâ zâlik Mister Peet'a sefâret vâsıtasıyla icrâ-yı iş'âr buyurulan ihtâr ve inzârın vazifedâr me'mûrin i Osmâniyyece doğrudan doğruya ifâ ettirilmesine himmet buyurulması mütemennâdır.
Dâhiliye Nezâreti
Emniyet i Umûmiyye Müdüriyyeti Fi 5 Ağustos sene 331 ( R./18.081915 M.)
Mezifon'da Amerikalı Hidâyet
Ermeni Katoliklerin ve Protestanların gönderilmemesi emrolunmuştur.
Peet
Sivas'da Amerikalı Klark
Ermeni Katoliklerin ve Protestanların gönderilmemesi emrolunmuştur.
Peet
Harput'da Amerikalı Doktor Atkinsin
15 Ağustos 915 telgrafınızla hastahâne emlâkından vergi almak için eşyâ satmak sûretiyle tahsili hakkında me'mûrin i mahalliye tarafından tazyik edilmekte olduğunuz anlaşılmış. Halbûki mezkûr hastahânede bi'l-cümle masârıfı Amerikan Salib i Ahmeri tarafından tesviye olunarak asâkir i şâhâne tedâvi edilmekte ve ihtiyâr edilen masârıf ise taleb edilen vergi miktârından daha ziyâde olduğundan bunlardan vergi taleb olunmaması hakkında hükûmet i merkeziye ile sefâretimiz ve bizim meyânelerimizde i'tilâf husûle gelmiştir. Eger me'mûrin i mahalliye
Bâb Âli
Daire i Sadâret
Âmedi i Divan ı Hümâyûn
2977
Bu defa da Londra'da Protestan kiliseleri murahhasalarının düzenlediği bir toplantı yapılmıştır. Merzifon Amerikan Okulu müdürü ile İstanbul'daki Bible House misyonerlerinden biri bu toplantıda hazır bulunmuşlardır. Toplantıda Ankara'da bazı Ermenilerin mahkum edilmeleri ile ilgili konuşmalar yapıldıktan sonra söz konusu mahkumların tahliyelerinin sağlanması için bir komite kurulması, parlamento üyelerinden Albert'in başkan seçilmesi ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Rosebery'ye müracaat edilmesine karar verilmiştir. Ayrıca Londra'daki Ermenilerden hiçbirinin toplantıda bulunmadığı Kitapçı Artin Nalbantyan tarafından yazılı olarak bildirilmiştir. Geçenlerde özel olarak tebliğ edilen Padişah emri uyarınca Artin Nalbantyan ödüllendirilmiştir. Arz olunur.
9 Temmuz 1893
Sadrazam ve Yâver i Ekrem
Cevad
Bâb ı Âli
Daire i Hariciye
Mektubi Kalemi
1190
Sadâret'e
Arz
Ermeni mahkumlarının sözde uğradıkları işkencelere dair Daily News gazetesinin Reuter Ajansı'ndan alarak en son yayınlamış olduğu telgrafın bir özel muhabir yahut İstanbul ya da Londra'da oturan bir Ermeni tarafından gönderilmiş olduğu yapılan inceleme sonucu anlaşılmıştır. Osmanlı Hükümeti hakkında gerçeğe aykırı ve iftiralardan ibaret bir takım haberler yayınlamaya aracı olunmasından dolayı duyulan üzüntü belirtilerek bundan dolayı bir tekzip yazısı yayınlatılması talebinde bulunulduğuna dair Reuter Ajansı'na yollanan mektubun kopyasının gönderildiğini ve bu konudaki ifadeleri içeren Londra Büyükelçiliği'nden alınan 25 Temmuz 1893 tarih ve 297 numaralı yazı ile eklerinin tercümeleri ekte sunulmuştur. Burada tarih ve numarası gösterilen yazının kopyası Matbuat ı Ecnebiye Kalemince gerekli işlem yapılmak üzere Dahiliye Nezâreti'ne tebliğ edilmiştir.
Arz olunur. 7 Ağustos 1893
Hariciye Nâzırı
Said
Bâb ı Âli
Nezâret i Umûr ı Hariciye
Tercüme Odası
Londra Büyükelçiliği'nden Hâriciye Nezâreti'ne gelen 25 Temmuz 1893 tarih ve 297 numaralı yazının tercümesi
Güya Ermeni mahkumlarının uğradıkları işkencelere dair Daily News gazetesinin Reuter Ajansı'ndan alıp yayınladığı telgrafa dair 24 Temmuz 1893 tarih ve 293 numaralı yazıma ek olmak üzere şunları arz ediyorum: Bu konuda yaptırdığım inceleme ve araştırmaya göre bu telgraf her ne kadar görünüşe göre Viyana'dan gelmiş ise de durumdan anlaşıldığı üzere Reuter Ajansı'nın Viyana'daki muhabiri tarafından değil de bir özel muhabir ve muhtemelen İstanbul veya Londra'da oturan bir Ermeni tarafından gönderilmiş gibi görünmektedir. Gerçekte Reuter Ajansı dağıttığı haberlerin kaynağını genellikle müşterilerine bildirmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Kadrolu muhabirlerinden gelen haberler özel kaynaklardan aldığı haberlerin yazılı bulunduğu kâğıtlardan farklı bir kağıda yazılmaktadır. Bundan başka özel kaynaklardan aldığı haberleri içeren telgraflara "özel istihbarat" işareti konulmaktadır.
Bu telgraf da özel bir telgraf olup muhtemelen bu sebepten dolayı Daily News gazetesi dışındaki Londra gazeteleri tarafından yazılıp yayınlanmamıştır. Bu telgraf şirketinin Osmanlı Hükümeti hakkında gerçeğe aykırı ve iftiralardan ibaret bir takım haberleri yayınlamaya aracı olmasından dolayı duyulan üzüntüyü bildirmek için kopyası ekte olan mektubu bu şirket idaresine göndererek bir tekzip yayınlanmasını istediğimi, ayrıca bu gibi bu iftiraları yalanlamak için diğer tedbirlere de başvurduğumu arz ederim.
Ek mektubun tercümesi
Merzifon ve Kayseri'de çıkan ihtilâl hareketlerine karışan Ermeni mahkumların vahşice bir takım işkencelere uğradıklarına dair şirketiniz tarafından verilen haberi Daily News gazetesinin 24 Temmuz 1893 tarihli dünkü sayısında büyük bir üzüntü ile okudum. Şirketin bu bilgiyi nereden aldığını bilemiyorum. Ancak şunu da bildirmeye mecburum ki, Londra'daki Ermeni Komitesi'nin bundan 15 gün önce aşağı yukarı bu manada yayınlattığı bir takım haberleri bağlı bulunduğum hükümetin görüşüne sunmuştum. Aldığım cevapta bu haberin tamamen uydurma olduğu bildirilmiş ve bunu kesin olarak tekzip etmeme izin verilmişti. Padişah tarafından affedildikten sonra Londra'ya gelen iki Ermeni'nin tavırları da Osmanlı Hükümeti'nin iddiasının doğruluğunu tamamen destekle-mektedir. Bu iki Ermeni'yi gören bazı kişilerin ifadelerine göre kendileri tamamen sağlık ve afiyette olup hallerinden kötü hapishane şartlarında işkenceye uğradıkları anlaşılmamaktadır. Bu sebeple şirketinizin Osmanlı Hükümeti'ne karşı bir takım uydurma ve iftira dolu haberleri yayınlamaya aracı olmasından dolayı üzüntülerimi bildiriyor, bağlı olduğum devletten aldığım emir uyarınca bu iftiraların tekzibini rica ediyorum. Bu vesileyle sevgilerimi sunarım.
Bâb ı Âli
Dâhiliye Nezâreti
Emniyet i Umûmiyye Müdüriyeti
Husûsi:
Sivas Vilâyetine
C[evâb-ı] 22 Temmuz sene [1]331. Amerika konsolosunun Merzifon'a gelerek Ermeniler hakkında tahkikâtta bulunmasının ehemmiyeti yoktur.
Fi 24 Temmuz sene 331 (R./06.08.1915 M.)
Nâzır , İmza
Bâb ı Âli
Dâhiliye Nezâreti
Emniyyet i Umûmiyye Müdiriyyeti
Umûmi:
Husûsi: 5214
Şifre
Sivas Vilâyetine
Samsun Amerika konsolosu tarafından Amerika Sefâreti'ne keşide olunub sansürce tevkif edilen telgraf-nâmede Merzifon Koleji'nde bulunan Ermenilerin ibkâ olunmak için Kaymakâm, Jandarma Kumandanı ve Belediyye'ye evvelce ikiyüz yetmiş beş lira verdikleri ve kaymakâmın şimdi bunları sevke başlayarak kendilerinden iki ya üçyüz lira daha istediği iş'âr olunuyor. Seri'an tahkikât icrâsıyla neticesinin iş'ârı.
Fi 10 Ağustos sene 331 (R./23.08.1915 M.)
Nâzır
Bâb-ı Âli
Dâhiliye Nezâreti
Emniyet-i Umûmiyye Müdüriyeti
Husûsi: 87
Şifre
Sivas Vilâyetine
Merzifon Kazâsında mukim Kiremitciyan nâmında bir Ermeni'nin muzır ve şüpheli eşhâsdan olduğu beyne'l-ahâli söylenildiği halde merkûmun kazâ kaymakamı ile birlikte ve sûret-i lâübâliyânede dolaşıp gezmekte bulunduğu mevsûkan bildiriliyor. Seri'an tahkikât-ı lâzime icrâsıyla merkûmun ahvâl ve harekâtı ve kaymakam ile temas ve münâsebeti hakkında ma'lûmât i'tâsı.
Fi 8 Eylül sene 1332 ( R./21.09.1916 M.)
Nâzır
İmzâ
Dâhiliye Nezâreti
Kalem i Mahsûs Müdiriyyeti Târih 8 Haziran, sene 335 (R./08.06.1919 M.)
Sadâret i Uzmâya Tezkire
Merzifon'da bulunan İngilizlerin ba'zı teşebbüsâtına dâ'ir Sivas Vilâyeti Vekâleti'nden alınan fi 5 ve 7 Haziran, sene[13]35 târihli iki şifre telgraf nâmenin sûretleri leffen takdim i huzûr ı sâmi i Sadâret penâhileri kılınmış olmağla, ol bâbda.
Bâb ı Âli
Dâhiliye Nezâreti Tarih: 7 Temmuz sene 35 ( R./07.07.1919 M.)
Şifre Kalemi
Mahreci: Sivas
Şifre telgrafnâme
Posta ile gelmiştir.
Merzifon'a vürûd eden sekiz arabanın kâmilen yükleri ma'rûz sandıklar olup üzerlerinde otomatik Amerika markaları olmakla berâber arabaların muhtelif fâsılalarla kasabaya dâhil olmakta idüğü ve ma'a hâzâ arabalar geldiği sırada müsellah Hind askerinin güzergâha taksim olmaları bunların esliha olduğuna kanâ'at hâsıl ettiği ve şimdiye kadar vürûd eden esliha ile Rum ve Ermenilerin teslih edilmekte olduğu ve Patrikhâneden gönderilen iki Ermeninin mesâ'il i siyâsiyye ile iştiğâl eylemekte oldukları bu hallerin dâ'i i şüphe olduğu Merzifon Kaymakamlığı'nın iş'ârına atfen Amasya Mutasarrıflığı'ndan iş'âr ve hayât ı memleket ile alâkadar bulunan bu mes'elede ne gibi tedâbir ittihâzı lâzımgeleceğinin nezâret i celilelerinden istizânı ilâve edilmişdir. Bu mes'ele şâyân ı nazar olup konferânsda vilâyât ı şarkıyye ahvâli müzâkere edilirken Rum ve Ermenilerin uygunsuz ahvâle ve kıtâle ve âsâyişi ihlâle teşebbüs edecekleri istidlâl olunmakta ve muntazam teşkilâta mâlik olan çetelerin ikâ' edeceği tahribâtın önü alınmak veyâ lede'l hâce mukâbele etmek lâzimeden görülerek mülhakâta da bazı mütâla'ât beyân olunmuş ise de bugibi hâdise i melhûza için ittihâz olunacak tedâbirin emr ü irâdesini selâmet i umûmiyye nâmına ehemmiyetle istirhâm eylerim. Fermân
Fi 9Haziran sene [13]35
Vâli Vekili Kâdı
Hasbi
Bâb ı Âli
Dâhiliye Nezâreti
Şifre Kalemi
Mahreci: Sivas
Tarih:23 Temmuz sene 35 ( R./23.07.1919 M.)
Şifre telgrafnâme
C[evâb ı] 9Temmuz sene [13]35. Merzifon'a gelen sandıklarda esliha bulunduğu ve bunun Hristiyanlara tevzi' edildiği mukaddemâ Beşinci Kafkas Fırkası Kumandanlığı'ndan bildirilmesi üzerine bunun ne sûretle tebeyyün ettiği istifsâr olunmuş ise de cevâb alınamadığı ve ma'a hâzâ kumandan ı mûmâ ileyhle bi'l müzâkere mahallinde sûret i hafiyyede tahkiki berâ yı ta'kib o havâliye giden livâ jandarma kumandanına tebliğ edildiğinden avdetinde vereceği rapor üzerine i'tâ yı ma'lûmât olunacağı Amasya Mutasarrıflığı'ndan bildirilmekle ma'rûzdur.
Fi 20 Temmuz sene 35( R./20.07.1919 M.)
Sivas Valisi
Reşid
Amasya Jandarma Taburu Kumandanlığı'nın fi 24 Temmuz sene [13]35 Tarihli Raporu Suretidi r.
19.7.35 (R./ 03.07.1919 M.) ve 1233 numaralı emirnâmeleriyle merbûtu bulunan Beşinci Kafkas Fırkası Kumandanlığı'nın fi 5 Haziran sene 35 ve 3864 numaralı tezkireleri muhteviyâtının derece i mukâreneti hakkında Merzifon ve Gümüşhacıköyünde icrâ kılınan tahkikât neticesi zirde ma'rûzdur.
1 Amerika ve İngizler cephâne, tüfenk, makineli tüfenk ve iki toparlak getirmişlerdir. Bizzat makineli tüfenk açık olarak görülmüşdür. Fakat şimdiye kadar hiçbir şahsa bir tüfenk verildiğine dâ'ir bir ma'lûmât dermiyân olunamamakda ve yalnız şimdilik icâbında tevzi' ve isti'mâl olunmak üzre hıfzedilmekte olduğu kanâ'at ı kat'iyye mevcutdur.
2 Amerika ve İngilizler açıkdan açığa Ermeni ve Rumları tesâhub ve himâye etmektedirler. Karaköyde bir öksüz yurdu te'sis olunmak ve bu sûretle haftada bir defa otomobil ile mezkûr mahalle gidilmektedir. Otomobilde Şaki Vangel'in ba'zen bir ve ba'zende iki birâderi de bulunmakda "isimleri Aleko, Yanko" ve ekseriyâ Aleksi de mezkûr vâsıta ile azimet ve avdet etmektedir. Başda reji me'murlarından Aleksi olmak üzre Aleko, Yanko kolejin vâsıta i icrâ'ât ve ilkâ'âtıdır.
3 Halen Merzifon'da üçyüz kadar Bo'er efrâdı ve üç zâbit mevcut olduğu ve henüz kendisini göstermeyen sınıf ı harbe mensûb birde binbaşı kolejde bulunmaktadır. Fırsat düşdükce gelip giden otomobillerle efrâdın adedi tezyid olunmakta bulunduğundan tabura ifrâğ olunacağı zannolunmaktadır.
4 Mukaddemâ Develü jandarma bölüğü kumandanı olup ya ihrâç veyâhud tekâ'üd edilmiş olan ve kürd cinsinden bulunan Yüzbaşı Hüseyin Fikri Efendi isminde bir zâbit ma'a â'ile otuz lira kadar ma'aşla kolejde bulunmakda ve âilesini de Kayseri'den getirderek kolej tarafında tedârik edilmiş bir hânede ikâmet etmektedir. Bu zâbit hâriçle temâs etmeyip kolejin kapısı yanındaki odada gündüzleri ikâmet etmektedir.
5 Tebdilen gelen İngiliz efrâdı geldikleri zaman çarşıya dağılarak sarhoş olmuşlar; ve sokaklarda mest i lâ ya'kıl sûretde dolaşmaktadır. Bunun önü alınmak üzre kolejden bir İngiliz zâbiti hükûmete mürâca'at ederek müskirât satan dükkanlara bu efrâda bir daha müskirât füruht edilmemesi hakkında emir verilmesini taleb etmiş ve bu sırada kendileri hakkında ahâlinin efkârı ne yolda olduğunu su'âl ederek başlıca emelllerinin cins ve mezheb tefrik edilmeksizin refâh ve sa'âdet i umûmiyyenin te'mini olduğunu söylemişdir.
6 Birkaç gün mukaddem Ermenilerin Mesrob Mektebi'nin resm i küşâdında mukaddemâ Abranosyan'in(?) direktörü olup şimdilik boşda bulunan Sandorisyan Setrak irâd ı nutuk ederek artık hükûmât ı mü'telifenin himâyesiyle terakki ve te'âli ve ma'ârifi ihyâ edeceklerini zulüm vei'tisâfdan lehü'l hamd kurtulduklarını zikr i ityân etmiş ve mukâbeleten Amerika Koleji'nde bulunupda mebde i harbde sevk olunan kolej talebelerinden Vayt nutuk söylemiş ve müte'âkiben kolejde tercüman vazifesini gören ve aynı zamanda kâtip vazifesinde bulunan Keşişyan Tatyos ve Rum milletinden protestan kilisesinin vâ'izi bulunan Pavisidis dahi nutukla mukâbelede bulunmuştur. İşte bâlâdaki mesrûdâtdan ve takınmış oldukları evzâ' ı harekâtdan anlaşıldığına nazaran kolej hakiki bir Amerika müstemlekesi vaziyetini almış ve bu meyânda Ermeni ve Rumları Türk Milleti'nin nazar ı hırs ve gazabını celbedecek sûretde iltizamkârâne himâye ve sahâbet eylediği tezâhür etmiş bulunduğunun arzıyla işbu rapor tanzimen arz ve takdim kılındı. Fermân.
Aslına mutâbıkdır.
Mühür
Sivas Vilâyeti
Mektûbi Kalemi
Aded
113225/638
Mahrem
Dâhiliye Nezâret i Celilesine
Devletlü Efendim Hazretleri
20 Temmuz [1]335 şifre telgrafnâme i âcizâneme zeyldir. Amerikalılarla İngilizler tarafından Merzifon'a esliha getirildiği ve bunların Rum ve Ermenilere tevzi' edildiği hakkında evvelce makâm ı vilâyetden nezâret i celilelerine vâki' olan iş'âr mâhiyetinin tahkiki zımnında Merzifon'a azimet ve avdet eden Amasya jandarma tabur kumandanı tarafından bi'l i'tâ mutasarrıflıkdan gönderilen rapor sûreti manzûr ı devletleri buyurulmak üzre leffen arz ve takdim kılınmışdır. Mündericâtına nazaran Rum ve Ermenilere silah tevzi'i keyfiyeti mertebe i sübûta vâsıl olamadığı ve ancak hristiyanların ecnebiler tarafından pek ziyâde iltizâm ve himâye edildiği anlaşılmış olmakla ol bâbda emr ü fermân hazret i men lehü'l emrindir.
Fi 3 Ağustos sene 335( R./ 03.08.1919 M.)
Sivas Valisi
Mühür
Telgrafnâme
Târih:10 Teşrin i Sâni 327 (R./23.11.1911 M.)
Mahreci: Sivas
Numara:33038
Dâhiliye Nezâret i Celilesine
Merzifon kazâsı Ermeni katolik rahibi ile cemâ'âtinden ba'zıları arasında muhtelefun fih mesâ'il hakkında münâferet ve ziddiyet hâsıl olarak bu sûret asâyiş i mahalliye te'sirinden hâli kalmayacağı gibi ileride bir fenâlık zuhûruda kaviyyen melhûz bulunduğundan beynlerindeki ihtilâfın halli için Patrikhâne'den bir me'mûrun sür'at i i'zâmı ve müşevvik oldukları anlaşılan ba'zı eşhâs hakkında olunacak mu'âmelenin inbâsı tahrirâtla ve dünkü gün muhâlifler cânibinden râhib efendi katolik kilisesinden çıkarılmış ve tarafdarlarıda yek diğerine karşı tecâvüzât ı lisâniyyede bulunmuşlarsada bir gûnâ fenâlığa meydân verilmeyerek rahib i mûmâ ileyhin kiliseye i'zâm ve icrâ yı âyin ettirildiği ve bir müddetten beri devam eden ihtilâfın bir fenâlık intâc etmesi melhûz iduğu kazâ i mezbûr kaymakâmlığının iş'ârına atfen bu gün telgrafla Amasya Mutasarrıflığı'ndan izbâr olunmuş ve asâyiş i mahalliyi ihlâle tasaddi edenler hakkında mu'âmele i kânûniyye ifâsıyla bu yüzden bir gûnâ uygunsuzluğa meydan verilmemesi ehemmiyetle mezkûr mutasarrıflığa tebliğ edildiği gibi taleb olunan me'mûrun acilen i'zâm ettirilmesi dahi Adliye ve Mezâhib Nezâret i Celilesine yazılmış olduğu beray ı ma'lûmât ma'rûzdur.
Fi 10 Teşrin i Sâni 327(R./23.11.1911 M.)
Sivas Vâli Vekili Naib
Musa Kazım
Dâhiliye Nezâreti
Muhâberât ı Umûmiyye Dâ'iresi
Şu'be:4
Evrâk Numarası: 708
Târih i Tesvid: 13 Teşrin i Sâni sene 327 (26.11.1911 M.)
Hulâsa:Merzifon'da mütehaddis ihtilâfın halli için Ermeni Patrikhânesi'nden bir me'mûrun sür'at i i'zâmına dâ'ir .
Adliye ve Mezâhib Nezâret i Celilesine
Merzifon kazâsı Ermeni katolik rahibi ile cemâ'atinden ba'zıları arasında tahaddüs eden asâyiş i mahalliye sû' i tesirden hâli kalmayan ihtilâfın halli için nezâret i celilelerine yazıldığı üzere Patrikhâne'den bir me'mûrun sür'at i i'zâmı lüzûmuna dâ'ir Sivas Vilâyeti'nden alınan telgrafnâme leffen savb ı âlilerine gönderilmekle ehemmiyet i mündericâtına nazarân tesri' i muktezâsı ve neticesinin inbâsı menût ı himem i âliye i nezâret penâhileridir.

Adliye ve Mezâhib Nezâreti
Mezâhib Müdiriyeti
13 Teşrin i Sâni sene 327 (26.11.1911 M.) târihinde Sivas Vilâyeti'ne yazılan telgrafnâme sûretidir
C(evâb ı) 10 Teşrin i Sâni sene [1]327 Merzifon'da Ermeni katolik papasıyla cemâ'atten ba'zıları beynindeki ihtilâfın tesviyesi için şu sırada Patrikhâne'nin tavsiti mümkün olamayacağından ya papas tebdil edilmek veyahûd beynleri te'lif olunmak üzere Sivas Murahhasahâne'sine ihtârât i mü'essire icrâsı ve neticesine değin hükümet i mahalliyecede icâb ı hâl ve mevki'e göre her iki tarafın tahdid i hareketlerine â'id tedâbirin bi'l ittihâz devam ı sükûn ve intizâmın te'mini lâzımdır.
Adliye ve Mezâhib Nezâreti
Mezâhib Müdiriyeti
Aded:375
Dâhiliye Nezâret i Celilesine
Devletlü Efendim Hazretleri
Merzifon Kazâsı Ermeni katolik rahibi ile cemâ'at ı mezkûreden ba'zıları arasında tahaddüs ederek asâyiş i mahalliye sû' i te'sirden hâli kalmayan ihtilâfın halli için nezâret i âciziyye yazıldığı üzere Patrikhâne'den bir me'mûrun sür'at i i'zâmı lüzûmuna dâ'ir Sivas Vilâyeti'nden alınan telgrafnâmenin leffiyle tesri' i muktezâsı hakkında Muhâberât ı Umûmiye Dâ'iresi Dördüncü Şu'besi'nden muharrer 14 Teşrin i Sâni sene [1]327 târihli ve dört yüz bir numaralı tezkire i aliyye i nezâret penâhileriyle melfûfu mütâla'a güzâr ı âcizi olmuş ve Ermeni katolik patriki efendinin Roma'da bulunub Patrikhâne'de resmen hitâb edilecek bir me'mûr i ruhanide olmadığından ihtilâf ı mezkûrun Sivas Murahhasahânesi'nce ya papas tebdil veyahûd beynleri te'lif olunmakla tesviyesi lüzûmuna mebni sûreti melfûf mezkûrun i'âdesiyle ma'ân ve matviyyen savb ı âlilerine irsâl kılınan telgrâfnâme ile evvelce vilâyet i müşârun ileyhâya tebligât ı lâzime i cevâbiyye ifâ kılınmışdır. Ol bâbda emr ü fermân hazret i men lehü'l emrindir.
Fi 17 Zi'l hicce sene [1]329 ve fi 26 Teşrin i Sâni [1]327 (R./09.12.1811 M.)
Adliye ve Mezâhib Nâzırı nâmına Müsteşâr
İmza


Merzifon, Künbet Hatun Rölöve ve plânı Prof..Dr. Orhan Cezmi Tuncer tarafından çizlmiştir.


Yayınlandığı Yer: Tarihte Merzifon 2012 ,2012
Yazar : Sadi Bayram
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Kur'an Ve Bilgisayar-computer Ilişkisi
  • Amasya Uluslararası Alimler Sempozyumu Ardından
  • ?Îdî-zâde -Âkif-zâde Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Sultan ıı. Bayezıd?ın Hattatı, Amasyalı şeyh Hamdullah Kur'an-ı Kerim'i Ve Bir Hâtıra
  • ?Îdî-zâde (- âkif-zâde) Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Osmanlı Döneminde Latin Harflerine Geçiş çalışmaları
  • Mühr-ü Süleyman Ve Türk Kültürü
  • Izgü Mescid
  • Taceddin Sultan Ve Evradı
  • çift Başlı Kartal
  • Türk Kültüründe ölüm
  • Bâki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedâdır
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Bosna- Hersek Ve Balkanlarda Vakıf Kültür Izleri
    (seminer Konu?mas? )
  • Ahlat Vakıfları
  • Selçuklu Kervansaraylarının Turizme Açılması
  • Hasan Paşa'nın Vakfı, şeyhülislÂm Ankaravi Mehmed Emin Efendi Vakfiyesi, Ve Ankara Sulu Han HikÂyesi
  • Yemen Fatihi Gazi Sinan Paşa Vakfiyeleri, Tezyinatı Ve Türk Süsleme Sanatındaki Yeri
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Türk Hat, Yazı-resim, Cilt Ve Tezhip Sanatı Ile Ilgili
  • Vakıflar Dergisi Makaleler Fihristi ( 27. Sayıya Kadar )
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Sultan ıı. Mahmud'un Vakfiyelerindeki Tezyinat
  • Maniheizm Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkında Yönetmelik
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Türk'ün Yolu Nereye Gidiyor
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Osmanlı Devleti Hakkında Bir Kronoloji Denemesi
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphrodosıas'ı ( Tisan )
  • Anadolu Turk - ıslam Sanatında Bazı Yapılar Ve Kronolojıye Aıt Katalog Denemesı...
  • Türk Kültüründe ölüm !
  • Büyük Türk Düşünürü Hacı Bayram-ı Veli Ve Akkoyunlu Uzun Hasan'ın Ankara Hacı Bayram Türbesi'ne Vakfettiği H
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Anadolu'da Ilk RufÂiler Ve Hz.zeynel Abidin Ali Er-rufÂi El-abdali El-kayserani Soyuna Ait Bir Deneme Anad
  • Osmanlı Döneminde 1899 -1920 Yıllarında Istanbul Camilerinden çalınan çiniler
  • Peygamberler şehri Tarsus Ve Tarsus'da Bir özbek Vakfı
  • Başkent Ankara'nın Ihtiyacı Olan Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak ?
  • Ankara Ulus Semtinde Türk Vakıf Araştırma Merkezi'nde 15.11.1998 Tarihinde Hali Sergisi Açılış Konuşması
  • Prof.dr. Albert Gabriel'e Ait Bazı Belgeler
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ahilik Ve çıraklık Eğitim Ve öğretim Vakfı
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Cumhuriyet'in Derinliklerinden Hatıralar : Eski Ankaralılardan Dostum Sayın Nurettin Daş Ile
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphorodisias'ı ( Tisan Yapı Kooperatifi )-anatolıan : The Cradle Of Cı
  • Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve
  • Bektaşi Nutku (kendini Bil Ki, Tanrıyı Bilesin)
  • Kültürümüzde Hoşgörü
  • Fatih Sultan Mehmed'in Eyüp Sultan Külliyesi Vakfiyesi
  • Hicaz Demiryolları Ve Vakıflar
  • Mostar Köprüsü Restorasyonu Hakkında Ilk ön Rapor
  • Atatürkün Vakıflar Hakkındaki Konuşmalrı
  • Selçuk-name
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Konyadaki Esk; Eserler Hakkında Atatürkün Başbakan Ismet Inönüye Telgrafı
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ord.prof.dr. Ahmed Süheyl ünver
  • Türk Kültürü Ve Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak Için
  • Istanbul'un Fethine Kadar Beylik Dönemi Vakfiyeleri
  • Kıbrıs, Gürcistan, şirvan Fatihi Lala Mustafa Paşa'nın 1563 Tarihli Vakfiyesi
  • Vakıf Arazilere Ve Gayrimenkullerine Tecavüz Ve Düşündürdükleri
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasından Sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması Ile
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan 1783-1810 Tarihleri Arasında Işlem Görmüş Bir Mühür Tatbik Deft
  • Türk Kültürünün Temeli Vakıflardır
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Eyüp Sultan Türbesi'nde 1919-1920 Tarihlerinde Yapılan
  • Merzifonlu Hacıbayramoğlu Maden Mühendisi Mehmed Akif Efendi
  • Selçuklu Tarihi, Selçuk Adı
  • Cumhuriyet Dönemi Kültür çınarlarından : Mahmut Akok
  • Mardin Vakıfları,imam Zeynel Abidin'in 1158 M. Tarihli, Ve
  • Tarihte Türk Adı Ne Zaman Ortaya çıktı ?
  • Sahib Ata Fahrü'd-din Ali'nin Konya Imaret Ve Sivas Gökmedrese Vakfiyeleri
  • Phil.dr.hamit Zübeyr Koşay
  • Bulgarlar'ın Antik Başkenti Bulgar şehrindeki Islam Dönemi Mimari Eserlere Ait Panorama
  • Taşınır Kültür Varlıklarımızın Korunması Ve Yasa Dışı Trafiğinin önlenmesi
  • Ragıp Efendi'nin 1913-1922 Yılları Sibirya Ve Türkistan
  • Istanbul Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde Bulunan Tılsımlı Iki Gömlek Ve Kültürümüzdeki Yeri
  • Niksar Vakıflarına Genel Bir Bakış
  • Gazi Yahya Paşa'nın 1506 Tarihli Vakfiyesi
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Kanuni Sultan Süleyman'ın Oğlu şehzade Mehmed'in 1548 Tarihli Vakfiyesi, Hududnamesi Ve Türk Sanatındaki Yeri
  • Merzifon Ulu Camisinin Yeri Ve Merzifon'da Türk Islam Eserleri
  • Merzifon, çelebi Sultan Mehmed Vakfı üzerine Bazı Belgeler
  • Hayat Ağacı, Kültürümüzdeki Yeri, önemi Ve Mitlerin Ardındaki Gerçek
  • Türk Kültürünün Izleri üzerinde Araştırmalar: Etrüskler'in Ilk Vatanı Anadolu Mu? : Truva Savaşı Ve Etrüskler
  • Yıldız çini Fabrikasına Ait Birkaç Vesika
  • Selçuklu Vakfiyeleri üzerine Bazı Düşünceler
  • Xıv. Asırda Tezhiblenmiş Beylik Dönemine Ait üç Kur'an Cüzü
  • Baki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedadır
  • Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. Yıldönümü Münasebetiyle: Sultan ı.mahmud'un Orjinal Iki Vakfiyesi
  • ııı. Selim'in Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve Türk Süsleme Sanatına Batı Sanatının Tesirleri
  • Osmanlı Dönemi Bazı Vakfiyelerin Hayır şartlarından Damlalar !
  • Bektaşilik Ve Masonluk
  • Minyatürle Ilgili Seçilmiş Bibliyografya
  • Kaynaklara Göre Güney-doğu Anadolu'da Ptoto- ön Türkler
  • çelebi Mehmed Vakfı Arazisi üzerine Kurulan Merzifon Anatolian Koleji Ve Hastaneye Ait Bilgiler
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Safranbolulu Izzet Mehmet Paşa Vakfiyesi Ve Kütüphanesine Ait Tezyinatlı Iki Kur'an-ı Kerim
  • Istanbul Depremleri Ve Mimar Koca Sinan'ın Bilinmeyen Bazı Teknikleri
  • Merzifon'da Bilinmeyen Br Türbe '' Künbet Hatun ''
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkındaki Yönetmelik
  • Bitlis Vakıfları Ve Vakıf Eski Eserleri
  • Vakıf Eski Eserlerin Yeni Koruma Politikası
  • Sultan ııı.osman Vakfiyesi, Tezyinatı, Cilt Sanatı Ve Türk Kültüründeki Yeri
  • The Deed Of Foundatıon Of Sultan Osman The Thırd, ıts Embellıshments, Bındıng And ıts Place ın Turkısh Culture
  • Hacı Bektaş-ı Veli, Merzifon'da Piri Baba, Budapeşte'de Gül Baba Ve Bazı Bektaşi Vakıfları
  • Nurbanu ( Atik ) Valide Sultan'ın Istanbul-üsküdar'da 1582 Tarihinde Tesis Ettirdiği Vakfiyesi
  • Girit Defterdarı Rıdvanzade Hacı Mehmed Efendi Oğlu Ali Efendi'nin 1748 Tarihli Vakfiyesi Ve Tezyinatı
  • Bir çınarın Ardından... Yılmaz önge Dostumuz Hakkında Kısa Anekdotlar...
  • Beyhan Sultan Vakfiyeleri Ve Tezyinatları
  • Beypazarı Vakıflarına Genel Bir Bakış Ve Beypazarı Sadr-ı Azam Nasuh Paşa Hanı
  • Türk Kültürü Ve Biz
  • Bulgaristan'da Bulunan Osmanlı Vakıflarıdan Bir Demet
  • Bulgaristan'da Müftü Yardımcısı Yetiştiren Bir Vakıf Kuruluşu: Nüvvap
  • Ladik Ve Seyyid Ahmed-i Kebir Er-rıfai Hazretleri
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Halı Müzesi'nde
  • Bektaşi Nutku
  • Balkanlar Ve Kosova Facıası
  • Cumhuriyet'in Kuruluşunun 90. Yılında Başkent Ankara:
  • Istanbul Fethinin 555. Ayasofya'nın Müze Olmasının 74. Yıldönümü Vesilesiyle:
  • Atatürk'ün Vakıflarla Ilgili Sözleri
  • 893 H / 1488 M. Tarihli Akkoyunlu Yakub Han Vakfiyesi
  • Komünizmin Sembolü Lenin Yıkıldı, Sıra Bizans'ı Dize Getiren Fatih Sultan Mehmed'e Mi Geldi ?
  • Afganistan Tarihine Kısa Bir Bakış Ve Türk Subaylar Eskden Olduğu Gibi Milenyumda Da Afganistan Ordusunun EğitimÄ
  • Ayaş Vakfiyeleri üzerine Bir Deneme
  • Hacı Bayram-ı Veli Ve Tarıhe Bağlılık
  • Amasya-taşova- Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Alparslan Er- Rufâi'nin 655 H./1257 Tarihli Arapça Vakfiyesi Tercümesi Ve
  • Birgi Ulu Camii Içşn 1327 M. Tarihinde Yazılan Kur'an
  • Ankara'da Roma Anıtı- Res Gestae
  • A N " Akhi " Genealogical Tree
  • Milenyum Ruyası: Osmanlı Devleti'nin 700 Kuruluş Yıldönümü Ve Düşündürdükleri üzerine Bir Deneme
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Kendinden Desenli üzeri Yazılı Iki Kumaş
  • Kur'anda Yol Gösterici Ayetler
  • Osmanlıda Resi Ilk Müze Adı Ne Zaman Ortaya çıktı?
  • Amasya Vakıflarına Toplu Bakış
  • Izmir Bahri Baba Eski Musevi Mezarlığı
  • Anadolu'da Xııı. Yüzyıl Başlarında Bir Rufâi Zaviyesi
  • Glazed Tles Stolen From ıstanbul Mosques Between 1899-1920 Ottoman Period
  • Sultan ıı. Abdulhamid'in 1888 Tarihli Vakfiyesi Tezyinatı Ve Osmanlı Imparatorluğunda Ilk Toplu Konut Projesi
  • Tokat Vakıfları
  • şehirciliğe Katkısı Olan Kadınlar: Istanbul _üsküdar- Toptaşı, Nûrbânû ( Atik Valide ) Sultan Külliyesi
  • Türk Hâkimiyeti Döneminde Merzifon Mezarlıkları
  • Anadolu'da Xııı.y�zyıl B�r Rufa� Zav�yes�
  • Hayatını Vakıflara Vakfeden Y.mimar -mühendis Prof.dr. M. ılmaz önge
  • Başbakan Ismet Inönü'nün Cami,mescit Ve Diğer Vakıf Eski Eserlerin Korunmasıyla Ilgii Bütün Bakanlıklara Ve Genel Müdürlüklere G
  • EvkÂf-ı IslÂmiye Müzesi'nin Kuruluşu Ve Yönetmeliği
  • Giresun Ili Vakıflarına Toplu Bir Bakış
  • Türk-islam Yapılarında Kronoloji Denemesi
  • Merzifon Tarihinden Yapraklar
  • Momumentum Ancyranum-res Gestae- Ankara Yazıtı-augustus'un Yaptı?ı ??ler
  • Bayramlu Beyliği (hacıemiroğulları )
  • Osmanlı Devletinde Vakıflar Ve Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakfiyeleri
  • Kur'an Ve ılım
  • Kur'anda Yol Gosterici Ayetler
  • Kur'an'ı Kerimdeki Cinle Ilgili Ayetlerin Tamamı
  • Kur'an-ı Kerim'ın Arapca ındırılmesı ıle ılgılı Ayetler
  • Xıı-xııı.yüzyıl Türk Hamamları
  • Tanrı Ve Yazğı
  • Balkanlar Ve Kosova Faciası
  • Amasyalı Meşhur Eski Devirdeki Tarihçiler
  • Başkent Ankaranın Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak
  • Anadolunun Gobegınde 1229 Tarıhlı Tascı Ustalarının Dantel Gıbı ısledıgı Dıvrıgı Ulu Camı Ve Darussıfası
  • Merkez Efendının Mursıdı Merzıfonlu Sunbul Sınan
  • Merzıfonlu Tarıhcı ısmaıl Hamı Danısment
  • Amasyalı Tarıh Ve Cografyacılar
  • Milli Kütüphane'nin Dire?i Dr. Müjgan Cunbur 85 Ya??nda
  • Bektasılık Ve Tasavvuf
  • Alev?lerde Nas?p Alma Tören?
  • Asker? Kat?p Hafız ?brah?m Ethem Efend?’nin Eyüp Sultan Türbes?ne A?t Nukut Vakf?yeler? - Türkiye Vak?flar Bank.özelle?tir
  • Tar?kat-ı Rufaî ( Anonim )
  • Türk Tezh?p San'atına Genel B?r Bakı?
  • Sultanahmet Halı Müzes? Ve Vakıflar
  • Tokat Vakıfları
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  •