TÜRK-İSLAM KÜLTÜR VE MEDENİYETİ - TURK'S AND ISLAMİC CİVİLİZATİOAN, FOUNDATİONS, ART,HİSTORİCAL ART, HİSTORY
BEKTAŞİ NUTKU
Türk Kültürünü Araştırma ve İnceleme Serisi :


BEKTAŞİ NUTKU

(KENDİNİ BİL Kİ, TANRIYI BİLESİN)


Rahmetli İlhami Teoman Güre'ye Babaerenlere Armağan

Sadi BAYRAM



Üzerinde yaşadığımız Anadolu toprağı çeşitli medeniyet ve kültürlere beşiklik yapmış,
Dört iklimi sinesinde barındıran, dağlarıyla ovalarıyla, nehirleriyle,
Antik medeniyetleriyle , Allah'ın elçilerini de barındırmış olan eşsiz bir ülke¦
Anadolu Türkler'in öz vatanı olup,
Tufandan sonra insanlığın ikinci atası sayılan Hz. Nuh'dan beri,
Hz.Nuh'un oğlu Yafes evladı olarak Güney-Doğu Anadolu'da yaşamışız .
Orta Asya'ya gidip dört bin yıl da orada at koşturduktan sonra ikinci defa
Cennetin sembolü olan Anadolu'ya milâdi bin kırk yıllarından önce geri gelmişiz¦
Önce din bilginleri vakıflar kurmuş, kendini halka tanıtmış;
Daha sonra da Bizans adı ile anılan Doğu Roma toprakları olan
Anadolu'yu tekrar ele geçirmişiz¦
Ancak ikinci defa gelişimizden bu yana Anadolu'da çeşitli medeniyetler yaşamış,
Onları anane ve kültürleri geleneklerle nesilden nesile aktarılmıştır.
Henüz Türkler Müslüman dinini kabul etmeden önce,
Arabistan Yarımadasında,
Hz Ali taraftarları ile Muaviye taraftarı olan Emeviler iktidar mücadelesine girmişler,
Hiç benimsenmediği halde islâmiyete siyasallaşma, politika karışmış,
Dostluklar, kardeşlikler maalesef zaafa uğramış,
Haksızlıklar olmuş, asıl anlamı;
Allah'a yaklaşılan doğru yol olan târikâtlar doğmuş,
Birlik ve beraberlikte derin ve onulmaz çatlaklar oluşmuş,
Bu sebeple de ilim ve fende tutuculuklar, bağnazlıklar ortaya çıkmış,
Zaman içinde Sünni- Şii çatışması ortaya çıkmıştır.
İşte Anadolu Selçukluları zamanında,
Anadolu Moğol boyunduruğu altındayken,
Horasan'dan Anadolu'ya gelen Hace Bektaş Veli , bir orta yol aramış,
Şamanlıktan gelen bazı gelenekleri de Müslümanlığın içine alarak,
Yeni bir orta yol, yeni bir târikat, yani Allah'a giden bir yol çizmiş,
Bugün ingilizce dili , globalleşen ekonomik dünyada nasıl hâkimse,
O dönemin ilmi dilleri olan Farsça, Arapça konuşan
Saray gelenekleri ve bürokrasi dışındaki kırsal alan halkı,
Hace Bektaş Veli ve fikirlerini beğenerek bağrında yeşertmiş,
Türkçe konuşan Anadolu halkını da Hace Bektaş Veli bağrında toplamıştır.
Bu yazımızdaki başlıca amaç;
Vulgarize olarak karınca-kaderince, o dönem Anadolu'yu tanımak,
Bu arada da Viyana kapılarını bize açan ,
Türk kültür ve medeniyetinin ayrılmaz bir parçası olan
Bektaşiliği araştırıp -öğrenebildiğimiz kadarıyla,
Elimizden, dilimizden geldiğince araştırmak, tanımak, tanıtmaktır.
Eskilerin tabiri ile vallah-ü âlem bissevab,
Allâh, Eyvâllâh, Hu Dost¦

Men arafa nefsehu fa-kad arafa rabbahu, hadisinin bugünkü anlamı;
Kendini bilirsen kâinatın yaratıcısı Ulu Tanrı'yı da bilirsin.
Kendine bakarsan da Ulu Tanrıyı görürsün,
Tanrıyı, Rabbiyi, yaratıcıyı, evreni düşünürsen yine kendini, özünü bulursun.
Zira; Tanrı, kendini görmek istemesiyle, kendi tezahürü olarak,
İnsanı yarattı.
İnsan Tanrı'nın bir parçası, bir zerresidir.
Zerre, kimine göre bir damla, kimine göre mikroskopla zor görülebilen bir atom,
Kimine göre de koca bir dağ, tepe¦
Lakad halaknâ el-insane fi ahseni takvim , anlamı;
Biz insanı gerçekten en mükemmel şekilde yarattık,
Fe-kâne kâbe kavseyni ev ednâ ; bugünkü anlamı,
Allah iki yaydan da çok az uzakta, hatta belki daha yakındır,
Ve- anhu akrab ileyhi min habl el-varid , yani,
Biz ona kendi şah damarından daha yakınız.
Kısaca Hallac-ı Mansur'un dediği gibi '' Enel Hakk ''
Madem ki insanı Tanrı yarattı,
O halde biz O'nun bir zerresi, parçası, kopyasıyız..
Herkesin duyuş, deyiş, görüşüne göre değişebilen bir ölçü birimi,
Kabının genişliği kadar olayları algılayabilen, anlayan kişi,
Bazı ilim adamları buna reenkarnasyon diyor¦

Ey kardeşlerim,
Ey aziz dostlarım,
Ey hemşehrilerim,
Ey cânlarım,
Ey erenler,
Dünyanın çeşitli ırklardan meydana gelen mümtaz milletleri,
Sizlere, yüzyıllarca önce de tekrarlanan
Ancak her ne hikmetse Anadolu halkı tarafından tutulmayan bu fakirin vasiyetidir :
Hayat boyu, beşikten mezara okuyunuz, okutunuz,
İlim Çin'de de olsa gidiniz ..
O dönemdeki ulaşım güçlükleri dikkate alındığında, konunun ehemmiyeti
Daha iyi anlaşılacaktır.
Araştırınız , araştırmaktan da bıkmayınız-usanmayınız !
Korkmayınız,
İslâm dini beyin ve mantık dinidir .
Hayat boyu hakikati ve doğruları arayınız, arayan bulur,
Dünyadaki bütün keşif ve icatlar,
Araştırma-inceleme ve hayâllerle gerçekleşmiştir.
Niçin hep keşif ve icatlar hep Avrupa ve Amerika'da olmaktadır?
Çünkü herkes elindeki imkanlarla yetinmiyor,
Bir hırka bir lokma demiyor,
Daha iyi, daha güzel, daha verimli, daha kolayı bulmaya,
Hakikatin sırlarını deşifre etmeye ömür ve servetlerini harcıyorlar,
Muvaffak da oluyorlar, bizim neyimiz eksik ?
Bilimin işi görmek ve anlamaktır, olanı arar,
Ahlâkınsa yönetmektir, olması gerekeni arar,
Bilgin, bir bilim adamı olarak kendini yalnız anlama işine verir,
Kurallar koyma kaygusuna düşmez,
Bilim adamı, kötüden nefret etmez, ancak ona acır,
Açıkgözlülüğün alkışlandığı,
Dürüstlüğün de enayilik sayıldığı çevrelerde sözünüz yere düşmesin,
Bizler daima ilmen büyüdükçe, mânen küçülmesini de bilen insanlar olmalıyız.
Gurur ve kibri bir tarafa atarak şevkle insanlık uğruna çalışmalıyız.
O insan ki, beşeriyete daima faydalı olan ve yeni keşif ve icatlarla,
Yine insanlığa yararlı olanlardır..
Peygamberimiz Hz. Muhammed bir hadisinde;
İnsanların en hayırlısı, insanlığa yararlı olandır, demiştir.
Bir çok müfessirler bunu vakıf kurma olarak yorumlamaktadırlar.
Dolayısıyla insanlık yararına-hizmetine bin yıldan beri Anadolu'da vakıflar kurulmaktadır.
Şehirler vakıflar yoluyla imâr ve ihyâ edilmektedir.
Sosyo-kültürel-ekonomik tesisler hep vakıf yoluyla hizmete devam etmektedirler,
Günümüzde de artık bu yol seçilmekte,
Bir çok hizmet, vakıf yolu ile yapılmakta,
Vakıf üniversiteler , hastaneler hızla çoğalmaktadır.
Yani her şey insanlarımızın yaşantısını kolaylaştırmak içindir.
O halde biz de kendimiz için bazı şeyler yapmamız gerekmektedir;
Kendi kendimizin sivri yanlarını törpülemek,
Komşu-akraba, diğer din ve ırklarla iyi niyetle huzur içinde yaşamak,
Geleceğe güvenle bakmak için elbirliği ile gayret etmeliyiz.
Bektaşilik de önce insanlığa ve canlıya değer ve önem verir.
İnsan O'nun için kutsaldır,
Aslında her insan onun için bir cami,
Her insan yüzü de mihraptır.
Mihrap da, o insanın mürşidinin yüzüdür.
Müridler için, mürşid bir nev'i kıbledir,
Kıble tam olarak, onun iki kaşı arasıdır,
Bu sebeple bazı Bektaşiler namaz kılmak yerine ,
Kişi mürşidini ziyaret eder ve bu ziyaret, niyazı da kapsar .
Bektaşilere göre ; namazın ezânı, çocuğun dünyaya gelişidir ,
Nasip alarak yola girme demektir,
Ezânsız namaz ise, ebedi âleme,
Sonsuz doğuya yeni bir doğum, yani ölümdür,
Bektaşiler kabını dinlendirmek, Hakk'a yürümek tabirini kullanırlar,
Siz hiçbir Bektaşi'nin dilendiğini gördünüz mü ?
Göremezsiniz, zira, Bektaşiler daima birbirlerine kol-kanat olurlar,
Yol kardeşleri birbirine kefil olurlar, desteklerler,
Kendi ekmeklerini kardeşleri, yoldaşları ile daima bölüşmesini bilirler,
Hz.Muhammed şöyle diyor:
Men kuntu mevlâhu fa Aliyy ma'nâhu ¦ yani;
Beni efendisi bilen, Ali'yi de ma'nâsı bilsin¦

Bektaşi tarikatında Kırklar Meclisi önemlidir ve
Başkanı Selman-ı Farisi'dir, daima otuz dokuz kişi ile toplanırlar,
Kırkıncı kişi sembolik olarak Selman-ı Farisi'dir..
Yönetime ait kararlar da bu Mecliste alınır.
Kırk budakla kırk çerağ uyandırılmıştır.
Hace Bektaş Veli Vilâyet-nâmesi'nde;
Akşehir'de bulunan Seyyit Mahmut Hayrani'nin
Bir arslana binerek ve yılanı elinde kamçı gibi kullanarak ,
Arkasında üç yüz dervişi ile gelişini anlatan bir bölüm mevcuttur.
Seyit Mahmut Hayrani'nin gelişi Hace Bektaş Veli'ye bildirildiğinde ;
O Canlıya binmiş gelir,
Biz de cansıza binelim, ona karşı varalım, der,
Kızılca Halvet yakınlarında bir kayaya seccadesini sererek üzerine biner,
Bazı kayıtlarda arslana binen ve yılanı kamçı olarak kullananın
Karaca Ahmed Sultan olduğu rivâyet edilir ki;
Hace Bektaş Veli, Karaca Ahmed Sultan'a,
Karaca'm , Karaca'm,
Bir yerde mekânın olsun, kırk yerde çerağın yansın demiştir,
Karaca Ahmed'in; İstanbul- Üsküdar, Aydın,
Manisa-Akhisar- Karaköy, Eşme Karaca Ahmed Köyü, Horoz Köyü,
Ankara-Polatlı Hacı Tuğrul Köyü, Afyon Karahisar'da
Makamları vardır,
Karaca Ahmet ulu Veli, akıllanır gelen deli diye ünlenen sultan,
Akıl hastalıklarına iyi geldiği, Anadolu folklorumuzda sıkça görülmektedir.
Hace Bektaş Veli Halifelerinden ; Seyyid Cemâleddin Altuntaş'ta,
Hz.Pir'in ibrikdârı Sarı İsmail Tavas'da,
Kolu Açık Hacim Sultan Uşak-Susuz'da;
Barak Baba Amasya'da bir müddet kalsa da Şam'da Hakk'a yürümüş,
Baba Resûl Beş karış Köyü,
Pir Âb Sultan Karaman,
Sultan Bahaeddin Atlaspûş, diğer adıyla Dost Hüdâ Tebriz,
Hz.Pir yanında süpürgecilik yapan Seyyid Recep Emre Dağı-Akçayır'da,
Sarı Kadı Ankara Karacadağ'da,
Menteş Baba Sandıklı Hüma Dağı'nda,
Ali Baba Akşehir'de, Mucur Seyidi Ankara'da,
Hızır Sâmit Tebriz'de,
Anadolu'nun gözcüsü Abdal Musa Sultan, Antalya- Elmalı
Kızıl Deli Sultan lâkaplı Seyyid Ali Sultan Dimetoka'da çerağ yakmıştır.
Hace Bektaş Veli'nin çağdaşları ise,
Hepimizin bildiği, Mevlânâ Celâleddn-i Rûmi,
Ahi Evran-ı Veli Mahmud Nasrüddin, Yunus Emre,
Aşık Paşa, Nureddin Cacabey, Baba İshak,
Baba İlyâs Horosani, oğlu Muhlis Paşa,
Taptuk Emre ilk akla gelen önemli isimlerdir.

Bektaşi tören kıyafetlerinde, folklorunda görülen,
Bele yedi defa sarılan, Hz. Ali'nin atı Düldül'ün koşum takımlarını simgeleyen
Cilbend, aynı zamanda yedileri de temsil eder.
Hz. Ali Düldül'e binmediğinde, damadı Kamber koşumlarını beline sarardı,
Babalar da dervişler de Hz. Ali'nin baş harfi 'ayn' şeklinde oyulmuş,
Haydariye adı verilen kolsuz ceket-yelek giyerler,
Sırt kaşıyıcısı, kırk birli tesbih, teber, nefir, keşkül ile Bektaşi kıyafeti tamamlanır..
Nefir eskiden tekkelerde yemek zamanını haber vermek için çalınır,
Çoğunlukla da boğa ve inek boynuzundan yapılır,
Teber çift taraflı balta şeklinde silâh olarak kullanılsa da,
Günümüzde artık süs unsurudur.
Palihenk denen Teslim Taşı,
Hacıbektaş Şehrinde çıkan bir taştan on iki köşeli ve
Köşeler daima ay şekline, içbükey olup, kuşağa takılır, simgesel semboldür,
Şiiler secde ederken alınlarını turba'lara koyarlar,
Buna parelel olarak ta Bektaşiler de palihenk taşını sembolik olarak taşırlar,
Perviz, semah, Türkmen halk oyunu ve yakarma, dört kapıya niyaz demektir,
Bektaşiler'in on iki parçalı özel sarığı,
On iki ışık huzmesi, on iki imam on iki ay arasındaki parelellik,
Hz. Ali'nin bir Bektaşi dervişi olarak kabul edildiğinin bir kanıtıdır .
Bektaşi tekkesinde meydanın yani dini toplantıların yapıldığı salonun baş köşesinde,
Taht-ı Muhammediye bulunur ve içinde dörtlü gruplar halinde on iki mum bulunur.
Hz. Muhammed : Ene medinet el-ilm ve Ali bâbuhâ, bugünkü dille;
Ben bilginin şehriyim ve Ali de onun kapısıdır, diyerek Hz. Ali'yi yüceltmiştir.
Hz. Muhammed Vedâ Haccından sonra Medine'ye dönerken yolda,
Gadiru Humm'da konaklar, burada yaptığı konuşmasında ;
Ahirete göçmekte hepinizden önde bulunuyorum,diyerek,
Hz. Ali'yi yanına çağırır, sağ tarafına alır ve elini tutup-yukarı kaldırarak,
Men küntü mevlâhu, fehaza ( Aliyyun ) mevlâhu, yani,
Ben kimin Mevlâsı isem, bu (Hz.Ali ) de onun mevlâsıdır,
Allah'ım ! Onu seveni sev; ona düşman olana düşman ol .
Hz.Pir Hace Bektaş Veli'nin, Sivas'tan sonra Amasya'ya gelmesi ve
Selçuklu Sultanı Sultan Mes'ud'un yaptırdığı Hânkâh-ı Mes'udiye Medresesi'nde
Baba İlyas ile görüşmesi manidar olup,
Daha sonra Baba İlyas'ın torunlarının oturduğu Yunt Çeşmesi,
Diğer bir adıyla Hacim Köyü olan Suluca Karahöyük'e yerleşmesi anlamlı olup,
Bu sebeple konumuza Şehzâdeler şehri Amasya'yı da dahil ettik¦
Seyyid Nured-din Alparslan er-Rufâi de
Şimdiki Amasya-Taşova-Alparslan beldesindeydi..
Savaşta O'nun hükmünü tartışmasız kabul eden,
Emir Kadı Burhaneddin de başka bir entrika peşindeydi..
Mevlânâ'nın çağdaşı, zamanın kutuplarından,
Bu satırların yazarının da dip dedesi
Samsun-Lâdik'te türbesi bulunan Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi
İle görüştü mü, bilmiyoruz, eldeki vilâyet-nâmelerde, cönklerde,
Tarihlerde, otobiyografi kayıtlarında henüz rastlayamadık,
Güneşten kopan nurlar Allah yolunda buluşurlar,
Her biri ayrı ayrı etrafına nur saçar,
Hepsi güneşten kopmuş,
Hepsi de birleşince aynı nur olmuş,
İşte vâhdete erişmek,
Hangi Pir'e niyaz etsen, hepsi Allah'a çıkar .
Ancak, şimdiki Kırşehir'de Anadolu Selçuklu esnafların Pir'i, Ahilerin Reisi,
Ahi Evran-ı Veli Nasrüd-din Mahmud ile görüşmüş, anlaşmış,
Birbirlerine destek olmuşlardır.¦
Anadolu'nun hürriyetine düşkün insanlarında oluşan ekonomik topluluğu
Ahiler, Selçuklular ve Osmanlılar'ın üç kıt'aya yayılmasında önemli
Babailer ve Ahiler'in Ser-Çeşmesi olarak,
Hz. Pir Hace Bektaş Veli kabul edilir,
Hepsi onun etrafında toplanmış,
Bektaşi topluluğunu meydana getirmişlerdir .
Ankara, Anadolu Selçukluları döneminde bir Ahi şehriydi,
Ahilik, zanaatkârda dürüstlük, mertlik, doğruluk, çalışkanlık,
Cömertliktir, ekonomistliktir, yardımlaşmadır, eline ,diline, beline bağlı olmaktır,
San'atta gösterdiği büyük hüner, incelik, ustalık kadar da kuvvetlidir, erdir, yiğittir,
Yiğitlik heves eylemektir, ahilik başlamak, şeyhlik tamam eylemektir,
Yiğitlik yola gitmeye niyet eylemektir, Ahilik yola girip gitmektir, şeyhlik menzile varmaktır,
Yiğitlik ana rahminde doğmaktır, Ahilik dünyada dirilmektir, şeyhlik imanla ölmektir;
Yiğitlik bir san'ata heves etmek, o sanata girmeye niyet eylemektir,
Ahilik başlamak, yani sanata girip çalışmaya koyulmaktır,
Şeyhlik menzile ermek, yani sanatta usta olup, müstakil bir işyeri açmağa hak kazanmaktır ,
Hakikat kapısından girebilmek,
Gerçeği kendi içinde tecrübe edebilmek için;
Şeriat, tarikât ve marifet kapılarından geçmek gerekir ki;
Bunlar evrenin dört elementini simgeler,
Şeriat su, tarikât hava, marifet ateş, hakikât ise kara topraktır,
Aynı zamanda bu insan hayatını da sembolize eder,
Doğar, su gibi yolumuzu ararız, hava ile soluk alır, oksijenle kanımızı temizleriz,
Marifetle bu yalan dünyada ekmek parasını kazanırız,
Yani ateşle, arslanla mücadele ederiz,
Hakikatle kapısı ile, topraktan geldik,
Bu dünyadaki görevimiz sona erince, yeni bir doğumla yine toprağa döneriz,
Tabiattaki bütün bitkiler, yediğimiz en güzel meyve ve sebzeler toprakta yetişmiyor mu ?
Küllü nefsin zaikat'ül mevt , her canlı mutlaka ölümü tadacaktır.
Dört kapı aynı zamanda hayatın gerçek yüzü ile de açıklanabilir,
Doğum, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık,
Neticede de kâmil insan sıfatına yaklaşmaya elden geldiğince,
Hayat boyu gayret ederiz.
Ham ervah, önce pişecek, sonra demi gelecek,
İşte o zaman sırra erecek ve sırrı sır edecek .
Cevizin dış kabuğu yeşildir, elimizi boyar,
Ceviz, olgunlaşınca kendiliğinden kabuk düşer,
Önümüze tahtamsı sert kabuğu çıkar onu da yiyemeyiz, kırar atarız,
Bu sefer cevizi ince sarı bir zar sardığını görürüz,
En sonunda ortaya yağlı, vücuda faydalı ceviz çıkar ki onu da lezzetle balla yeriz.
Badem de öyle değil mi ?
Yeşil kabuğu soyulur, sert kabuğu kırılır, vücuda faydalı bademi de yeriz.
Kestane de bunlara benzemez mi ?
Fakat Şeftaliyi bunlarla karşılaştıramayız¦
Yunus Emre çıktık erik dalına diye bir şiir söyler,
Erik dalında ceviz yer,
İşte sırrın sırrına erebilmek için belli sırları elde edip,
Cevizin özünü o zaman yiyebiliriz !...
Ham ervahtan, kendimizi törpüleyip, kâmil insan sıfatını kazandığımız zaman¦
Bu gök-kubbe altında birlik olup,
Bu sıfatlara erebilme yeteneği üzerinde elbirliği ile çalışalım.


Bektaşilikte dört kapı esasının yanında da
Onaltı itikad bulunmaktadır:
Bunlar sırasıyla :
Mertlik Nedir ? Piri gördüm mert oldum,
Zindelik nedir ? Piri gördüm kuvvet buldum,
Başta ne var ? Tac-ı Devlet,
Alnımda ne var ? Namaz-ı taat.
Kanımda ne var ? Feth-i kudret.
Gözümde ne var ? Nur-u velâyet,
Kulağımda ne var ? Banki Muhammed,
Burnumda ne var ? Rayiha-i Cennet,
Ağzımda ne var ? İman-ı şahâdet,
Göğsümde ne var ? Kur'an-ı Hikmet,
Elimde ne var ? Dest-i velâyet,
Belimde ne var ? Kemeri hidâyet,
Dizimde ne var ? Demi hizmet,
Ayağımda ne var ? Erkân-ı Meşâyih,
Ardımda ne var ? Ecel,
Önümde ne var? Kısmet.

Hace Bektaş'dan sonra Balım Sultan ,
Babalık usülünü ihdas etmiş,
Oniki imam, oniki Çerağ gibi inaçları anane haline getirmiş,
Meydan erenlerinin on iki postu şöyle özetlenebilir :

Baba, Horasan Postu ( Hace Bektaş Veli Makamı ),
Aşcı, Seyyid Ali Sultan ( Dimetoka'da medfun )
Ekmekçi, Balım Sultan ( Pir Evi'nde medfun ),
Nakip, Kaygusuz Sultan ( Mısır'da medfun ),
Atacı, Kanber Ali Sultan,
Meydancı, Sarı İsmail Sultan,
Türbedâr, Kara Donlu Can Baba Sultan,
Kilerci, Hacim Sultan,
Kahveci, Şeyh Şâzeli,
Kurbancı, İbrahim ( İbrahim Aleyhisselâm),
Ayakçı, Abdal Musa (Antalya'da medfun ),
Mihmandâr, Hızır Postu.

Hace Bektaş Veli Türbesindeki görevliler ise :
Tarikci,Ferraş,Hallak ( Berber), Zakir, Sofracı, İbrikdâr,
Sâki, Meydan Hizmetcisi, Gözcü, Pervâne, Çerağcı, Bevvâb'dır.

Hace Bektaş Dergâhı'nda babalar arasında
Birtakım derece ve rütbeler vardır ki sırasıyle;
Meydan Evi Babası, Kiler Evi Babası,
Aşevi Babası, Ekmek Evi Babası,
Mihman Evi Babası, At Evi Babası,
Kanbağı Babası, Dedebağı Babası,
Balım Sultan Evi Babası.

İki Bektaşi bir arada karşı karşıya gelince :

Kapıda ne üzre durursun?
İkrar üzerinde,
Kapı eşiğinden murad nedir ?
Kapı şerattır, İmam-ı Ali'den ibarettir.
Üstü Muhammed, iki kanadı Hasan ve Hüseyin'dir.
Pir ortasında nişan nedir ?
Teberrâ ve Tevellâ'dır .
Dolayısıyla da birbirlerini tanımış ve sınamış olurlar.
Bektaşiler bıyıklarını dudak altına kadar da uzatırlar,
Buna da mühür, derler,
Birbirleriyle karşılaştıkları zaman;
Sağ elini kalbinin üzerine koyarak,
Baş parmağını kaldırır,
Bu suretle boyun keserler,
Sağ elinin baş parmaklarını birbirine değdirirler,
Aynı zamanda öperler,
Birbirlerine '' Vakitler aşk olsun '' derler,
Karşı taraf ise '' Aşkın cemâl görsün '' diye cevap verirler.
Kapının eşiğine basmazlar.
Nikâhlarını Babalar kıyar,
Sofrada kaşık yüz üstü bırakılmaz.
Misafire hürmet edilir,
Musahiplik, yani eş tutmaya büyük önem verilir,
Bel kardeşi değil, yol kardeşidirler.
Hayat boyu birbirlerine daima destek olurlar.
Bektaşilerin kutlu kitabı '' Buyruk'tur ''
Bektaşilikte 6 rakkamı kutludur,
Bektaşiler altı köşeli bal peteğine sır derler,
Ebced hesabı ile Baba, altı rakamını simgeler,
Allâh, altmış altı, rakamını,
Lâle, hilâl, Adem, Havva da altmış altı rakamını sembolize eder.
Kur'an-ı Kerim 6666 âyettir,114 Sûrenin toplamı da 6 dır.
Allâh, dünyayı 6 günde yaratmış, yedinci günde dinlenmiştir.
Bektaşilikte diğer târikâtlar gibi seyr-i sülük,
Zikir ve evrâd yoktur,
Bunun yerine inabe, yani el tutmak, ikrâr âyini, âyin-i Cem vardır.
Bektaşiler Babagân ve Çelebiler kolu diye ikiye ayrılmıştır.
Çelebiler verâset kaygısındadırlar.
Anadolu Alevileri Çelebi koluna bağlanmıştır.
Bektaşiler ise Babağân koluna bağlıdır.

Yeniçerilerin söylediği Bektaşi Gülbankı da şöyledir :

Allah Allah illallâh !
Baş üryân, sine püryân, kılıç al kan,
Bu meydanda nice başlar keşilir,
Hiç olamaz soran. Eyvallâh !
Kahrımız kılıcımız düşmana ziyan,
Kulluğumuz Padişah'a âyan,
Üçler, yediler, kırklar,
Gülbânki Mühammed-i, keremallâhu Ali, nur-u Nebi,
Pirimiz , Hünkârımız Hacı Bektaş Veli,
Demine, devrânına hu diyelim huuu.

Sıra geldi Hace Bektaş Veli silsilesinine:

Dokuz yüz yıldır Anadolu'yu aydınlatanlardan bir er kişi,
Hz.Mevlânâ, Ahi Evran-ı Veli, yanına eklersin bir Hace Bektaş Veli,
Bu üçlü olur bir saç ayağı, arza sağlam oturur,
Gök-kubbedeki birlikten kuvvet doğar,
Kuvvetten birlik, dirlik, ebediyete kadar gönüllerde yaşam,
Kalp imanı sembolize eder, Tanrı'yı, Yaradanı simgeler,
Adem yüzünü öyle yarattı ki,
Eğer o'nu okursan Fazl-ı Yezdân adının çıktığını görürsün.
Eğer Allah'ı Adem dışında ararsan,
Ruhani bilgiden yoksunsun demektir ,
Merdivenköy Şah Kulu Sultan Bektaşi Tekkesi son post-nişini Hilmi Dede:

Tuttum aynayı yüzüme,
Ali Göründü gözüme,
Nazar eyledim özüme,
Ali göründü gözüme
.
Bu şiirle insan biçimi altında,
Ali adını alan Tanrı gerçeği vurgulanmaktadır .

İki turnam gelir başı cigalı,
Eğlen turnam eğlen Ali misin sen,
Birisi Muıhammed birisi Ali,
Eğlen turnam eğlen Ali misin sen,
Yoksa Hacı Bektaş Veli misin sen

Yüce Yaradan'ın sırrına erişebilmek için,
Kendi özümüze dönüp, gönül gözü ile bakmamız gerekir.
Bu yalan dünya, üç kıt'aya hâkim olan,
Altmış altı yıl saltanat süren,
Avrupa'yı titreten, Fransa Kralını vesayeti altına alan,
Mohaç Kahramanı, Macaristan Fatihi,
Kanuni Sultan Süleyman'a bile kalmamıştır,
Türkiye'nin en zenginlerinden, holding patronlarından,
Vehbi Koç da, Sakıp Sabancı da,
Üç metrelik kefenle bu dünyadan ayrıldılar,
Kefenin cebi yok ki öbür dünyaya götürsünler
Bu yalan dünyadaki zenginliklerini.
Bu dünyaya gelen daima gider,
Sen de hizmet et, sofra kur,
Himmet dilersen cömertlik et,
Yüce yaradan dan bir şey dilersen, öncelikle misafir ağırla,
Konuklara hizmet et, bundan da onur duy,
Kimseyi şeytan gibi cin fikirli görme, herkesi kendin gibi bil,
Kimseye haset etme, kimsenin tavuğuna kış deme,
Haset gelince bilgi gider,
Öfke gelince akıl gider,
Benlik gelirse, utanma gider,
Cimrilik gelirse, cömertlik gider, kısmet azalır,
Yaradan'ın verdiği rızık kesilir,
İnsanın gönül evinde tevazu-alçakgönüllülük olursa,
İnsanın gönül evinde gözü doymazlık ve hasislik ortadan kalkarsa,
İnsanın gönlünden gönül kirliliği, kin ve garez kalkınca,
İnsanın gönlünden hıyanet ve çekememezlik kalkarsa,
Sinirden, kötü sözlerle kalp kırmazsa,
Yaptığı hatalardan pişmanlık duyarsa,
Besmele çekip, Lâ ilâhe İllallâh ,
Diye gönül gözü ile ne söylerde,
Allah O'nun ne dûası varsa kabul eder¦

Hace Bektâş Veli'nin yazdığı eserlerine gelince ;
Makaalât adıyla bilinen eser,
Elli yıl önce Vilâyet-nâme adıyla yayımlanmıştır.
İnsanları dört kısımda inceler,
Birincisi abidler ki bunlar şeriat kavmidir,
İkincisi zahitler ki bunlar yol kişilerdir,
Üçüncüsü marifet ıssı olanlar ki, bunlar su gibi arı ve arıtıcıdır,
Dördüncüsü ise muhiblerdir.
Eserde ayrıca insanı yoldan azdıran şeytan'a ait bilgiler ile,
Kırk mâkam hakkında malumata ek olarak
Hz.Pir Hacı Bektaş Veli'nin hayatına ait hikâyeler vardır.
İkinci eseri ise iki sayfalık Şathiye'dir,
Dili öztürkçedir.
Üçüncü eseri Fevâid adıyla anılır,
Tasavvufi sözlerden oluşur,
Kalp mertebeleri, sülük halleri, bazı âyetlerin tefsiri,
Hz.Hoca Ahmed Yesevi ile konuşmalarına yer verilir.
Dördüncü eseri Makaalât-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniye,
Beşinci eseri Hurdenâme,
Altıncı eseri Fâtihâ Tefsiri,
Yedinci eseri ise Besmele Tefsiri,
Sekizinci eseri Üss-ül-Hakika,
Dokuzuncu eseri ise, anladığımız kadarıyla halen kayıp olup,
İstanbul “Beşiktaş, Sinan Paşa Camii yanında bulunan,
Neccarzâde adıyla bilinen dergâhta,
Evkâf Nazırı Kadıasker Ahmed Tevhid Efendi tarafından görülmüş,
Şeriat, târikât, hakikat, marifetten bahseder.

Hz. Pir Hace Bektaş Veli'nin traşı Şeyh Sincân'dan ,
Kısmeti Lokman Perende'den,
Sohbet nazarı Kutbed-din Haydâr'dan,
Biatı yine Lokman Perende'dendir.
Lokman Perende'nin Şeyhi Hace Ahmed Yesevi,
Ve o dahi Mûsâ-er-Rızâ'ya ulaşır¦

Tanrı, Cebrail, Peygamberler silsilesi¦,
Hz.Muhammed, Hz. Aliyul Veli,
Hz.Hasan'ıl Hüseyn,
Hz. Zeynel Abidin, Hz. Muhammed ebi Bakr,
Hz. İmam Cafer-i Sadık,
Hz. Musa-i Kâzım, İmam Ali Rıza,
Beyazıd-ı Bestami, Ebu Hasan Harakâni,
Horasanlı Ebu Muhammed Tusi,
Ebu Ali Fermidi, Yusuf'ul-Hemadani,
Hoca Ahmed Yesevi, Lokman Perende,
Ve Hace Bektaş Veli¦

Hoca Ahmed Yesevi müridlerinden,
Bir arpa ile biz nefsimizi körletiriz, diyerek,
Fatih Sultan Mehmed'in hayat boyu aylık maaşını reddeyleyen,
Çelebi Mehmed Medresesi Müderrislerinden,
Zeyniye Tarikâtı Şeyhi, Merzifon'lu mübârek komşum,
Hemşehrim Şeyh Abdurahim-i Rumi,
Hace Ahmed Yesevi ağzından şöyle sesleniyor,

Bir aşk kütüğü yaktık,
Diyar-ı Rum'a attık ,

Çin'den, Uygur'dan, Orta Asya'dan, Baykal Gölü'nden,
Şaman davulu çaldı, Altaylardan, Yesi'den,
Buhara, Semerkand, Fergana, Tebriz,
Konuşlandı Kırşehir-Suluca Karahöyük'de,
Ebcet hesabıyla 646 H./ 1248 de yalan dünyaya teşrif etti,
738 H./ 1337'de kalıbını dinlendirip ,
Yalan dünyadan ebedi âleme göç ettiği sanılmaktadır..
Şahin görünümlü beyaz donlu güvercin,
Bazen de ala geyik, zarif ceylan donuna girer,
Cümle insanları, geniş toleransıyla kucaklar,
Çalışma azmi ve dürüstlüğü, namusu ile disiplin sağlar,
Osmanlı bürokrasisi, Şiileri İmparatorluğun istikrarına yönelik iç tehdit olarak görmüş,
Bu baskının bir sonucu olarak da Alevi İslâmı, Bektaşi tarikâtına yaklaşmıştır.
Alevilik, alevi ana-babadan doğulur, yani sulbe dayalıdır ,
Kişinin istek ve arzu ile buluğ çağından sonra isterse Bektaşi olunabilir,
Bektaşilik Sersem Ali Sultan yönetiminde 977 H. /1569-70
Döneminde Osmanlı İmparatorluk genelinde bir dizi tekke ile
İdare edilen müstakil bir merkezi teşkilâta dönüşmüştür .
Merzifon Piri Baba Tekkesinde yetişen,
Bin sekiz yüz otuz dört yıllarında bir sene Dedebabalık mevkiine ulaşan,
El-hac İbrahim Dedebaba ,
Enel Hakk dedi, o sırada daha dedem doğmadığı için ben cahildim, anlamadım,
Tanrının Cemâli ile erkekliğin celâlini karıştırdım,
Sağ tarafının Celâl, solunun Cemal olduğunu anlayamadım,
Er kişi ile ham ervâhın farkını yeni yeni seçerken,
Dedi kabın dar, kabını genişletmek için büyük bir kepçe lazım,
Emrin başım üstüne, yeter ki siz anlatın vaktiniz varsa,
Bunca canlar, erenler medet bekler bizlerden,
Dedi sen Merzifonlusun, var git Piri Baba'ya
Yolda belki rastlarsın Osmancık'ta Koyun Baba'ya,
Eskişehir Seyit Gazi, Abdal Musa, Nesimi, Merdivenköy Şah Kulu,
Avşar Baba, Pir Dede, atla sen Balkanlar'a,
Kız ana Bulgaristan Eski Cuma bugünkü Tirgovişte şehrinde,
Hasköy'de Otman Baba, müridi Akyazılı Sultan Baba,
Razgrad'da İsperikh yakınında Demir Baba, Geyikli Baba,
Nova Zagora civarı Kalugerova yakınında Kıdemli Baba,
Budapeşte 'de Merzifonlu Piri Baba soyundan ,
Kanuni Sultan Süleyman Döneminden Buda sırtlarında Gül Baba,
Kucaklar sizi Viyana'dan Mançurya'ya,
Fazla uzaklara gitme, dostundur senin Gaziler Dergâhı Postnişini,
İlhami Teoman Güre Babaerenler, seni de pek sever,
Ankara'nın sembolü Bayrami temsilcisi diye,
Amasya Akdağ'ın Ladik eteklerinden milâdi bin üç yüz yirmilerde atılan üç kol,
Kadı-müderris, öğretim üyesi sıfatlarıyla, gelir Ankara,
Medine, Şam, Sofya, Kayseri, Konya, Eskişehir, İstanbul,
Tranbulusşam ve Hac yolunda Kahire el-Ezher,
Sülâlenin bütün büyük erkekler Hac vazifesini yerine getirir,
İçlerinde bu fakir kalemsiz kitapsız gezinir¦
Hepsinin vardır bir kitabı veya divanı,
Zamanında okunur Amasya Bayazıd Medresesi, Hızır Paşa Medresesi,
Yaz günleri Amasya-Çakallar'da ders verilir,
Beş öğrenciden fala talebe alınmaz, Merzifon da hiç yadsınmaz
Fatih Millet Kütüphanesi, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunur eserleri..¦
Amasya- Suluca da Akdağ eteklerinde hâlâ yaşar Hacı Bayram tren istasyonu,
Lâdik-Çarşamba- Ordu güneyinde Bayramlu Beyliği ,
Osmanlı Devleti'nde Bayramlu Kazası,
Beyhan Sultan Vafiyesini tasdik eden Haremeyn Müfettişi,
Yatar İstanbul Şehzâde Camii haziresinde (avlusunda) Abdurrahim Amasi
Kimi gezer Maden Mühendisi olarak Niğde Bolkarlar Dağları'nda
Ruslarla Doksan üç Savaşı daha başlamamışken¦
İşte tarihteki imzalarımızdan bazıları,
Iydızâde diye şiir yazarlar, Bedia diye isim koyarlar,
Sultan Üçüncü Ahmed'e Divânını sunarlar,
Bazen tarih, hendese, tıp, hukuk, gramer,
Bazen da biyografi kitabı yazarlar, İstanbul Millet Kütüphanesine ..
Bu satırların yazarının 43 sene önce aylık olarak yetmiş sekiz sayı
Yayımlanan Önasya Dergisi ise il halk kütüphanelerinde¦
Büyük Türk şairi Yunus Emre'nin dediği gibi;

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsin ya, bu nice okumaktır.

Biz tâlib-i ilimler, aşk kitabını okuruz,
Çalap müderris bize, aşk hod medresedir .

Kim dervişlik ister ise, diyem ana gitmek gerek,
Şerbeti elden bırakıp ağuyu nûş itmek gerek ,

Dünyadan gönlünü çeke, eli ile arpa eke,
Ununa yarı kül döke, güneşte kurutmak gerek.

Ne ilmim var ne takatim, ne gücüm var ne takatim,
Meğer senin inayetin, kıla yüzüm ak Çalabım,

Dört kitab'ın ma'nisin okudum ezber ettim,
Aşk'a gelince gördüm bir uzun hece imiş.

Hatâi ise Kırklar Meydanı'nı şöyle tanıtır :

Vardım Kırklar Meydanına gel beri hey can dediler,
İzzet ile selâm verdim geç otur hey can dediler,

Kırklar yerinde durdular yerlerinden yer verdiler
Meydana sofra verdiler lokmaya sun can dediler,

Kırkların gönlü uludur mü'minler kalbin eridir,
Gelişin kanden beridir söyle hey can dediler,

Kalk sema'da bile oyna silinsün pâk olsun ayna,
Kırk yıl kazanda kayna dahi çeksin can dediler,

Düşme dünya kisvesine tâlib Hakk Hazreti'ne,
AB-ı Kevser şerbetine parmağını ban dediler,

Gördüğünü gözün ile beyân etme sözün ile,
Bir gececik bizim ile olasın mihman dediler,

Şâh Hatâyi'm nedir bu halin Hakk'a şükret kaldır elin,
Kese-gör gıybetten dilin olasın sultan dediler .

Ben diplomamı Dr.Mazhar Osman'dan aldım diyen,
Aziz büyüğümüz rahmetli Prof.Dr. Sami Gür'ün sohbetlerinde bahsederdi,
Sitayişle Cevat Naki Akkerman'dan,
Yaşı, doksan civarındaydı, rahatsız olur zannettik,
Tıp doktorları sık sık ziyaretine giderlerdi,
O zaman da gençtik, demek ki cahilmişiz, arayıp- sormayı akledemedik,
Doğuştan yüzbaşı olan ve bir türlü binbaşılığa terfi edemeyen bir dostum
Rahmetli Akkerman'ı kalıbını dinlendirmeden önce ziyaret etmiş,
İrşad almış, her zaman rahmet ve minnetle konu ederdi.
Fırsatlar her zaman ayağa gelmez, arayıp bulmak lâzım¦
Nasıl¦

Nasip almağa geldim ey Ulu Hünkâr,
Kapından boş çevirme, size yakışmaz, bizleri de yanına al,
Belki günahkârız, yüzümüz kara, ancak alnımız açık, koyma bizi dara¦
Kutuplar her yoldan el alır, bir hırka giyerlermiş,
Biz kim, kutup kim, ancak biz dört mevsim gibiyiz,
Her çiçekten bal almağa çalışırız,
Bayrami, Rufâi, Kadiri, Nakşi, Melâmi,
Bir de bunu da görelim, öğrenelim Yâ Hace Bektaşi Veli,
Bilginin çoğunun zararı olmaz, kâmil insan yolunda,
Bilginin zekâtı, başkalarını da bilgisi kadar aydınlatmaktır,
Mum dibine ışık vermez derlerse de, inanma,
Işığımız projektör değil ama, iki yüz kadar yazımız var,
Arılar bal yapmak için çiçekten çiçeğe uçarak konarlar,
Hepsinden hakiki bir öz alarak uçar, yuvalara konarlar,
Bu da Anadolu'nun, Balkanlar'ın bulunmaz bir nadide çiçeği,
Bu çiçeklerle Selçuklu'dan genişledik koca bir İmparatorluğa,
Yeşil Bursa'dan kalktık gittik taa Viyana varoşlarına,
Önce yolu açtı pirlerimiz, öncü birliklerimiz, dervişan grubu,
Sonra arkasından büyük, kuvvetli, azametli bir ordu,
Papaz cübbesi görmektense Osmanlı sarığına talibiz,
Gelin, bize de hürriyetimizi verin, diyen çeşitli halklarla asırlarca birlikteyiz,
Osmanlı potasında birleştiğimizi zannettik, yüzyıllarca içimizi yaralar,
Eflak- Buğdan, Macaristan, Bulgaristan, Bosna-Hersek, Makedonya,
Yunanistan, Arnavutluk, Sırbistan,
Bugün hepsi ayrı bir devlet oldu,
Beş yüz yıl Osmanlı hakimiyetinde yaşadılar,
Ancak dillerini ve dinlerini unutmadılar,
İşte Osmanlının toleransı, hoşgörüsü,
Eğer kılıçtan geçirseydi bütün milleti, bugün kalır mıydı ?
Yunan'ı, Bulgar'ı, Hırvat'ı, Makedon'u, Sırp'ı, Macar'ı, Romen'i,
Asırlarca Ermeni'si, Rum'u, Musevi'si, Kürt'ü, Laz'ı, Çerkez'i, Boşnak'ı,
Birlikte huzur içinde kültürlerimizi yaşattık,
Havra, Sinagog, Kilise, Cami medrese hepsi bir arada,
Hepsi tanrının evidir, çayır-çimen bütün dünya¦
İngiliz, Amerikan, Fransız , Alman Rus ajanlarının kışkırtması ile yaralar kaşındı,
Ekonomi mehter yürüyüşüne katıldı,
Derdim bu değil, kimsenin ayıbını yüze vurmamak,
Ancak bazılarının 88 yıldır sindiremediği,
Uluslar arası alanda kaşıdığı bir konuyu sadece hatırlatmak,
Daldan dala atlamak bize yakışmaz, özü, sözü doğru insan olmak,

Derdim Pir'den nasip almak,
Kâmil insan olma yolunda karınca-kaderince bir adım atmak,
Gelin canlar bir olalım, diri olalım,
Elbirliği ile bu Cennet vatanı kalkındıralım ki ,
Hep beraber mes'ut ve müreffeh bir hayat sürelim.

İKRAR ÂYİNİ- NASİP ALMA TÖRENİ

Bektaşiliğe girme törenine ikrar âyini denilmektedir.
Yöreye göre el alma merasimi de denilmektedir.
Bektaşiliğe girenlerin mutlaka bir rehberi bulunur.
Talip, durumunu kendi gözüne kestirdiği bir yakınına duruma açar,
Rehber, tâlibin durumuna Baba'ya aktarır,
Gerekli tahkikatlar yapılır, uygun görüldüğünde,
Talib tarafından Pir evine bir kurban gönderilir,
Pir evinden rehber aracılığı ile ikrar ayin günü bildirilir.
İkâr günü, Bektaşi Babası Meydancıya,
Gerekli hazırlıkların yapılması talimatını verir,
Meydancı Eyvallah erenler deyip,
Meydanı temizler, gerekli tören eşyasını yerlerine koyar,
Taht-ı Muhammedi veya Selman-ı Pâk denilen kürsünün
Üç basamağına üçer mum dokuz mum diker,
Kırkbudak üzerinde bulunan kırk mumu tamamlar,
Rehber, çırak taşı ile Meydan taşını temizler ve
Bir maşrapa bal şerbeti koyar,
Ocak önündeki buhurdanlığa da öd ağacı koyar.
Taht-ı Muhammed'in önüne serilmiş yedi post vardır.
Sağ taraftakine Hz.Muhammed Postu,
Sol taraftakine Hz. Ali Postu denir.
Ocağın alt yanında Horasan Postu,
Onun yanında Aşcı Baba Postu bulunur.
Diğer üç post da onun yanındadır.
Kızıl eşik veya Niyaz taşı yahut da Mürüvvet taşı temizlenir.
Meydancı Baba bu hizmetleri gördükten sonra,
Meydan Kapısının dışına bir leğen, bir ıbrık ve bir havlu koyar.
Mumları yakar ve Babaya hizmetlerin görüldüğünü arz eder,
Baba, Eyvallah erenler deyerek, odasından çıkar ve
Kırklar Meydanına gelir.
Niyaz Taşı önünde diz çökerek,
İki elini yere koyarak uzatır ve yere kapanır,
Bu niyazdan sonra ayağa kalkarak postlara ilerler,
Dört posta ayak niyazı eder,
Baba erenlerden sonra sırasına göre Aşcı Baba,
Diğer post büyükleri niyazda bulunur.
Daha sonra canlar içeri aynı usülde girerler.
En sonunda Talip içeri girip Niyaz taşının önünde niyazda bulunur.
Baba, talibe yer gösterir, o da diz çöker,
Baba bütün Canlara:
Canlar, akşamlar hayrola !
Hazır bulunanlar hep birlikte boyun keserler,
Meydancı Baba buhurdanlıktaki ödü yakar,
Kur'an'dan ilk sure olan Fatiha ile üç İhlâs Surelerini okur,
Hz. Muhammed, Hz. Ali,Hz.Fatıma'ya ve on iki imama
Salâvat getirilir.
Baba , Huuu, diyerek ayağa kalkar, Canlarda kalkarlar,
Baba erenler, şöyle hitap eder:
Allâh, Allâh, yüzüm yerde, özüm dârda, erenler huzurunda,
Hakk Muhammed Ali Divânında, canım kurban,
Tenim tercüman, bu hâkirden gücenmiş,
İncinmiş Can kardeşler varsa gelip söylesin,
Hakkı olan gelsin hakkını alsın,
Zira bu Meydan Muhammed Ali Meydanıdır,
Huuu dost ! der ve
Hacı Bektaş Veli postunda iki rekât namaz kılar,
Talibi adıyla çağırır ve der ki :
Sen bu tarikâta ve On iki İmam katarına,
Muhammed ve Hz.Hunkâr Hacı Bektaş-ı Veli yoluna,
Girmek murat edersin.
Fakat bizim yolumuz gayet güçtür ve melâmet yoludur.
Demirden bir yaydır,
Son pişmanlık para etmez.
Kelime kelime, döne döne,
Gelenin malı, dönenin canı !
Buna ne dersin ?

Talip, hepsine razıyım !

Bu soru üç defa tekrar edilir ve talip razı olursa;
Rehberliğe kimi istersin ?
Talip, seçtiği rehberin ismini söyler.
Baba rehbere dönerek,
Şu can seni rehberliğe niyaz eder,
Var ona Tanrı rızası için rehberlik eyle,
Rehber de , Eyvallâh !, der baş keser, şöyle seslenir :
Allâh, Allâh, günâhlarım, mücrimim, Şah Hasan,
Suçuma muterifim, hata kıldım, suçumu affeyle.
Kutb-u âlem Hacı Bektaş Veli hakkı içün,
Ağırtmış, incitmiş, gücenmiş can kardeşi varsa sohbet meydanında,
Yüz yerde, özüm dârda hakkı olan can kardeş varsa,
Hakkını talep etsin !
Erenler yoluna teslim olmak rızadır,
Ya elimden, ya dilimden, her ne geldi ise elim dilim kesmek revâdır.
Allâh, Allâh erenler ! Hu dost !
Baba ise :
Ey erenler, canlar, kardeşler, dile gelsin ve gelip hakkını alsın !
Herkes boyun keser,

Bu arada rehber Tığbendini kuşanır,
Baba rehbere:
Şu canın çerağını uyandır !
Rehber, canın çerağını uyandırmak için,
Tahtın üzerindeki mumlardan birini alıp kandilini yakar,
Ve Çerağ taşına niyaz ederek şu beyitleri okur :
Allâh,Allâh, çün çerağı fahri uyardın, o Hüdâ'nın aşkına,
Seyd'ül-Kevneyn Hatem'ül-enbiyanın aşkına,
Hem Hatice Fatma Hayrünisa'nın aşkına,
Çarda masum paki Ali abanın aşkına,
Hazret-i Hükâr'ın Kutb-u evliyânın aşkına,
Haşrederek yansun, yakılsun, billâh anun âşkına.

Pür cemâldir, andan Allâh eyvallâh erenler,
Erenler çerağımız Ruşen oldu. Hizmetimizi icra eyledik.
Hakk'a hayırlarımızı niyaz ederim.

Baba daha sonra bir gülbank çeker :
Allâh, Allâh çerağı Ruşen,
Fahr-i dervişan, zuhur-u iman abdalan,
Nur-u Nebi, Kerm-i Ali,
Pirim Hünkârım Hacı Bektaş Veli,
Evliyanın çerağı ebed ola ! Akşamlar hayrola !
Hayırlar feth ola, münkir, münafık mat ola,
Gerçekler demine hu diyelim huuuu !

Rehber geri çekilir ve elindeki mumu yerine koyarak geri geri çekilir.
Baba, rehbere hitaben; Haydi var, bu yeni cana rehberlik edip,
Farz ve sünnetleri ve müctehit imamlar kavilleri üzere abdestini aldırt !
Rehber, talibin elinden ve yakasından tutarak,
Buyrun erenler ! diyerek meydan kapısından dışarı çıkarır.

ABDEST ALMA MERASİMİ

Talip, ellerini iki defa yıkar, ellerinin suyu ile ayaklarını mesh eder, elerlini yıkarken:
Ey Talib ! Ezelden bu ana gelinceye kadar,
Cenab-ı Hakk'ın nehy etttği şeylere el sürdün ise,
Artık hepsinden temizlendin. Bu Allah'ın farzıdır.
Daha sonra ağzına iki defa su verir ve:
Ezelden bu vakte gelinceye kadar ağzından çıkan
Kötü sözler ve küfürler ve hata olan şeylerden affedildin.
Bu bir peygamber sünnetidir.
Burnuna su verdikten sonra:
Bezm-i Elest gününden bu güne gelinceye kadar,
Men olunan çirkin kokuları almıştın.
Onları da def ettin. Bu dahi sünnettir.
Yüzünü üç defa yıkarken :
Ezelden bu saate gelinceye kadar,
Ne kadar hayasızlık vaki oldu ise, cümlesinden beri oldun!
Bu Allâh'ın farz-ı ayınıdır.
Kollarını dirseklerine kadar yıkarken ;
İşte bu dahi küçük yaştan beri,
Harama kollarını soktunsa cümlesi temizlenmiştir. Bu da farzdır.
Talip, başını mesh ederken;
Baş büyüktür. Gövdeyi taşıyıcıdır, Bilip arayıcıdır,
İşlediğin bütün günah ve kabahatlerden artık pâk oldun, Bu da farzdır.
Ayaklarını mesh ederken;
Günah işlemeye gittiğin yerlerde yürüdün ise,
Artık cümlesinden temizlendin¦ Bu dahi farzdır.
Bundan sonra talibin eline bir havlu verilir ve rehberi ona der ki;
Bütün kabahatlerini bu havlu ile sildin attın !

Rehber, talibin serpuşunu alarak, Meydan evine girip,
Serpuşu Babanın postu önüne koyar.
Baba da talibin boynuna takılacak olan Tığbendi rehbere teslim eder,
Tığbend, nezir edilen koyunun yününden örülmüş bir kuşaktır,
Üzerine kurbanın kanı sürülmüştür.
Rehber Tıgı bendi alarak Meydan Kapısından dışarı çıkar,
Talibin başı açık, yalın ayak ederek, Tıgı bendi boynuna takar ve ;
Bismişah ! Muhammed kemâl-i pürcemâl,
Hüseyin Ali'ye selâlavt !, diyerek,
Talibi Meydan kapısından sağ ayağı ile sokar.
Rehber talibin sağ tarafından sol elini mühürleyip,
Sağ eliyle de tığbendi tututar.
Talib de sağ elini mühürleyip sol eliyle rehberin sağ elini tuttuktan sonra,
Niyaz Taşı önünde beraberce diz çökerek niyaz ederler.
Ayağa kalktıkları zaman bir adım ilerleyerek, rehber söz alır:
Selâmün aleyküm şeriat erenleri !,
Bir adım daha atar,
Selâmün aleyküm ya hakikat erenleri !
Bir adım daha atar ve Selâmün aleyküm tarikât erenleri !,
Bir adım daha atar ve Selâmün aleyküm ya marifet erenleri,
Diyerek Bektaşiliğin en önemli dört kapısına selâm verir,
Daha sonra rehber :
Allâh, Allâh erenlerim ! Huzur erenlerimize yüzümüz üzere sürünerek geldik,
Bu can on iki İmam katarına, Muhammed Ali ve Hz. Pir yoluna intisap murat eder,
Bir koç kuzulu kurbanımız var.
Erenlerimize niyaza geldik.
Kurbanımızı kabul edip Pir yoluna kabul ederler mi ?

Baba söz alır ve:
Ey Canlar ! Erenler ! kardeşler !
Bu meydanda olan can yüzü üzere sürüne geldi. Niyaz eder ki,
On iki İmam efendilerimizin katarına, Muhammed , Ali, ve Hz.Pirin doğru yoluna taliptir.
Can ve başını âl-i evlât uğruna fedâ edip bir koç kuzulu kurbandır.
Bu yola girmek için niyaz eder. Ne dersiniz ?
Bu canı kardeşliğe kabul eder misiniz?
Hazır bulunanlar hep bir ağızdan kabul ettiklerini söylediklerine; Baba,
Talibi getir !
Rehber talibi Babanın önüne getirip teslim eder.
Rehber talibin sol tarafına geçer ve bir dizi üzerine çöküp bir elini talibin,
Sol omzuna koyup ve bir elini kendi dizi üzerine koyarak durur.
Bu arada talibin üzerine beyaz bir örtü serilir .
Baba yeşil torba içindeki üç boğumlu alaca değneği eline alır,
Talibin sırtına üç defa vurarak,
Eline, beline, diline,
Gelme, gelme, dönme, dönme,
Gelenin malı, gidenin canı ! der.
Daha sonra Baba, talibin sağ kulağına
İmam Caferi Mezhebi usülüne göre bir telkinde bulunur.
Baba, talibin sağ eliyle sağ elinden tutar,
Talib de Babanın sol eliyle sağ eteğini tutar,
Telkin tamam olunca beraberce salavat-ı şerife okurlar.
Baba , On iki İmamın şan ve şerefini anlatır, över,
Bu zatların imametlerini tasdik ettirmek için üç defa,
İmametlerini ikrar ediyor musun ? der,
Talib de ikrar ediyorum, deyince tıgbendini bırakır.
Baba, şimdi rehberinle beraber cümle kardeşlerine niyaz eyle, der,
Baba , talibin sağ elinden tutarak rehberine teslim eder.
Meydan kapısı önüne gelirler.
Meydan Kapısı eşiğine niyaz ederler, Rehber;
Buna kapı derler. Bu makama da Dar'ül-eman derler,
Bu erenler kapısıdır, Bu kapıdan girenler geri dönmezler,
Burası maksada erişilen yerdir,
Sonra Hz. Pir postu yanında bulunan niyaz taşına gelerek niyazda bulunurlar.
Rehber; Bu makama Bab-ı Mürüvvet derler,
Bu meydan içinde erenlerin cemâli müşahade olunur.
Erenlerin niyazının kabul olunduğu yerdir.
Pir postu önüne gelerek :
Buna pir postu derler. Hz.Pir Efendimiz Hacı Bektaş Veli,
Bunu Horasan'dan getirip bu mahalle sermiştir.
Meramın ne ise burada erişilen makamdır.
Tahtın sol tarafında buluna posta gelirler, rehber :
Buna ilim postu derler. Bütün müşküller burada hallolunur.
Şeriatın,hakikatin,marifetin, tarikâtin kapısıdır.
Dünya ve ahirette kurtuluş burada olur.
Sıra Kırkbudağa niyaza gelir. Rehber :
Buna çerağ derler, Bu çerağ Nur-u Muhammed Ali'dir.
Bütün canlar bunun nuruyla ve cemaliyle müşerref olurlar,
Tanrı'ya erişilen makamdır.
Meydan Taşına niyaza gelirler ve rehber yine :
Buna Meydan taşı derler.Hz.Pir Efendimizin meydan celladı diye tayin
Buyurdukları elinde kılıçla duran Hacim Sultan makamıdır.
Burada terbiyesiz, edepsiz ve erkânsız olanları,
Yalancılık ve yolsuzluk edenleri terbiye edip, yola getirilecek makamdır.
Daha sonra ocağa niyaz edilir.
Buna Köre derler,burada çiğ olan nesneler pişirilir,
Hakk'ın nimeti burada pişirilip, Tanrı dostları yiyip şükrederler,
Bütün insanların faydalandığı mahaldir.
Burada Aşcı Postuna niyaz edilir. Yine rehber :
Buna Aşcı Postu derler, Burada Baba çiğleri pişirir, yolsuzları yola getirir.
Tahtın sağ tarafında bulunan Ahmet Muhtar Postuna sıra gelir ve niyaz ederler:
Buna da Ahmet Muhtar Postu derler,
Bütün ulûm-u evvelin ve ahirin bunun yüzü suyu hürmetine halk olunup,
Hidayete erdiren budur.
Âlem-i Kâinatın icadı budur.
Cümlenin atası ve anası budur.
Sıra Taht-ı Muhammediye'ye gelir. Rehber :
Bu, Taht-ı Muhammedi ve Selman-ı Pâk kürsüsüdür.
Cenab-ı Hakk'ın emriyle Selman-ı Pâk marifetiyle Hz. Muhammde için kurulan
Resul minberidir.
Rehber ve talib, buradan geri çekilirler ve Meydan ortasına gelirler.
Buna meydan derler. Bu meydan Muhammed Ali, İmam Hüseyin,
Ve Hünkâr hacı Bektaş Veli Meydanı ve Erenler Meydanıdır.
Herkes, dünyevi ve uhrevi muratlarına ve gayelerine
Bu meydanda erip feyziâb olurlar.
Daha sonra rehber şu ikrar parçasını okur :

Mezhebim Hakk Caferi'dir. Gayriler batıldır.
Pirim üstadım Hacı Bektaş kutb-u evliyâ,
Sevdiğim on iki imam, ben guruhu Nacidenim,
Yetmiş iki fırkadan oldum beri, dahi cûdâ,
Hakk diyip bel bağladım ikrar edip erenlere,
Mürşidim oldu Muhammed Mustafa, rehberim hem Murtaza

Rehber Babaya hitaben:
Allâh, Allâh, Erenler kurbanımızı kabul buyrunuz. Muradımızı veriniz,
Merasiminize nail ettiniz, Hakk hayırlı ede..
Rehber Meydan Taşı üzerinde bulunan maşrapayı alır ve meydanda,
Bismişah ! Kerbelâda şehit İmam Hüseyin ruhuna, Yezid'e lânet, deyince;
Baba, Gerçekler demine huuu ! der.
Rehber, maşrapadaki şerbetten bir bardak Babaya ve sonra da diğer canlara dağıtır.
Rehberde istediği kadar bu şerbetten içer.
Baba gülbank çeker !
Allâh, Allâh, cümle hizmetin kabul ola ! Muradın hasıl ola!
Hakk yardımcın ola ! Muhammed Ali yaverin ola!
Hünkâr Hacı Bektaş Veli destiğirin ola ! Menzilin pâk ola!
Günahların affola ! Kısmetin gani ola!
Üçler, Yediler, Kırklar, hazır ve gaip bütün erenler gözcün ola!
Gerçekler demine huuu ! diyelim huuu
Rehberi maşrapayı Meydan Taşına koyup, postuna oturur.
Baba uzun bir dua okur, sonu şöyle sona erer:
Anadolu gözcüsü Abdal Musa Sultan, Rumeli Gözcüsü Seyyid Ali Sultan,
Arabistan Gözcüsü Kaygusuz Sultan, Sarı Saltuk Sultan, Balım Sultan,
Akyazılı Sultan efendilerimiz, bütün peygamberler, Nebiler, evliyâlar,
Horasan Pirleri, Türkistan severleri, Hoca Ahmed Yesevi,
Ve cümle dem erenleri, cümle piran destegirlerimiz ola!..
Ve yardımcılarımız ve yaverlerimiz püştü penahımız ve gözcülerimiz ola!...
Allâh Erenler, Allâh Erenler, Allâh Erenler, üçler, yediler, kırklar,
Ve üç yüz binler, Nur-u Nebi, keremşah-ı merdân esedullah,
Kutb'ul-arifin Ali pirimiz, gavs'ul-vaslin, Hz. Hünkâr hacı Bektaş Veli demine,
Demi piran, muhibbi Bacıyan, ser Resulullah, Kerem ali Veliyullah,
Mürvet-i enbiyâullah, inayet-ü evliyaullah. Yuf münkire, Lânet Yezid'e,
Tabiin ve tevabiin Yezid ve al evlâdına, münkir münafikuna,
Lânetullah-i aleyhi ecmain,. Bi- hürmet-i şahmerdan, şir-i yezdan Ali
Ve bi keremi şah Kerbelâ İmam Hüseyin Veli ve
Bi hürmet-i Şah Hünkâr Hacı Bektaş Veli ve cümle evliya,
Gerçekler demine huu diyeli huuu !...

İkrâr merasimi son erdikten sonra, Baba'nın emriyle,
Aşcıbaba, talibin dergâha adadığı koçu getirir.
Hayvan Meydanda durur, Koçtan bir işaret beklenir,
Eğer Koç Meydanda pislerse uğur sayılır,
Biraz sonra koç kurban edilir, canlar da dinlenir¦
Sofra hazırlanır, bütüb canlara ikrâr ziyafeti çekilir.
Baba sofranın başında olup, kıdem sırasına göre diğer erenler otururlar,
Talib artık muhib olmuştur ve de sofrada hizmette bulunur.
Baba sofra duası yapar, Daha sonra aşcı baba da:
Allâh ! Allâh! İmamların ruh-u revânı şad ola !
Kızıl Veli Seyyid Ali Sultan bile mezid ola,
Aşık ve sadıklara şfa-i mahz olup nur ola,
Cümlemizin fahr-i mezid ola !
Lânet bir can Yezidan, Rahmet bir can-ı şehidan pürcemâl¦
Yeni talip, leğen ve ıbrık getirp, Babanın elerlini yıkamasına yardımcı olur,
Kahveler içilir, herkes dağılırken Baba, talibe:
Allâh erenler ikrarında sabit kadem eylesin, diye tebrik eder,
Bu suretle ikrar merasimi sona ermiş olur.
Talip, ertesi gün de Baba'ya hediyeler getirip, potun altına bırakır.
Ayrıca, rehberine, Aşcı Babaya, Aşcı nakibine,
Kahveci Babaya da hediyeler vererek gönüllerini kazanır.
Onbeş günde bir dergâha gelerek mürşidinden feyz almaya çalışır.
Edep ve erkân semalarını zamanla öğrenir, sonra âyin-i cem'e katılır.
İkrar âyini gizlidir.
Yabancılara, ağzı karalara anlatılması yasaktır.
Yeni canlara derler ki;
Sakın ha bu sırları verme,
Bektaşiler ser verir, sır vermezler¦

BİR BAŞKA NASİP ALMA RİTÜELİ

Ritüel gereği, muhip namzetine, nasip alma töreni öncesi,
Hazırlık olarak nasıl ki hac ibâdetinde,
İhramdan çıktıktan sonra traş olunur,
Bektaşiler de, Ahiler de önce traş olarak fazlalıklarını atarlar,
Ondan sonra da şerbet olarak bir tuzlu su içer ki, içenin içi yanar,
Kendisini bilen, O'nun yaratıcısı ulu Tanrıyı da bilir,
Bu talibe dargın ve küskün olan can var mıdır ?
Eyvallah !,
Ezelden ebede ezan sesi kulağımızda çınlar durur,
On iki mum önünde abdest tazelenir ,
Bu yol Muhammed Ali yoludur,
Kılıçtan keskin ince bir yoldur,
Bir elinde kibrit bir elinde mum,
Bismişah Allah Allah nasurun minallah,
Beşrin mü'min Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali,
Pirim Hünkârım Hace Bektaş Veli Dergâhına bağlı belim,
Bismişah Allah Allah Muhammed Ali'den doğup,
Şems-i ulemâ bu fakiri de zerresine alalım,
Destur Allah, Eyvallah !

Çırağı rüsan fahri dervişan dem Alişan
Kürşadı meydan ber cemâli Muhammed Mustafa,
Allahümme salli âla Muhammed,
Kemali İmam Hasan Şah Hüseyn dedi ve on iki mumu yaktı,
Çün çırağı uyardık ol Hüdâ'nın aşkına,
Ol cihanı serveri Muhammed Mustafa aşkına,
Sakiy'ül Kevser Aliyül Murtaza'nın aşkına,
Hem Hatice, hem Fatıma'tüz-Zehra hayâl-i nisanın aşkına,
Arşa tâk yapıp yoldan ol billâh aşkına,
Yetmiş iki bin şehid-i şühedanın,
Pirim, hünkârım Hace Bektaş-i Veli aşkına,
Cemali Muhammed, kemali Hasan el Şah Hüseyn,
Çırakların aydın, Meydanların kürşad olsun,
Niyet ettim, Yâ Rabbi, senin rızan için Ehl-i Beyt aşkına bu abdesttir,
Ömür boyu abdestin oldu, sakın ola ki bozma,
Euzübillahimineşşeytanirrahim, Bismillahirrahmanirrahim,
Niyet ettim abdest almaya ,
Bu canı bu yola lâyık kıl,
Ey Allah'ım, Kur'an okumak, sana zikir ve şükür etmem için bana yardım et !
Yâ Râb, bana cennet kokusunu duyur, cehennem kokusunu duyurma,
Allah'ım yüzlerin kimi ak, kimi kara olduğu günde yüzümü ak eyle !
Yâ Râbbi, Amel Defterimi solumdan ve arkamdan verme, sağımdan ver,
Yâ Râbbi, başımı arş-ı âlanın gölgesinde gölgelendir,
Yâ Râbbi, beni sözü dinlenen iyi kullarından eyle,
Yâ Râbbi, ayağımı kıldan ince, kılıçtan keskin
Sır'at köprüsünden geçerken kaydırma,
Yâ Râbbi, Kur'an okumak sana, zikir ve şükretmek sana
Olan ibadetimi güzelleştirmek için bu fakire de, hazır olan canlara da yardım et,
Talip; Meydan evi girişinin kapısına getirilir ve kapı eşiği önünde talip eğilir .

Gözcü Baba kontrolünde Meclis hazırlanır,
Dedebaba veya Halife Baba içeri girer,
Akşamlar hayrola, hayırlar feth ola, akıbetleriniz hayrola,
Cemallere aşk ola, mihmanlara aşk ola, aşk meydan erlerine¦ diye gülbank çeker,

Aşık sazını aldı, üç boğumundan ,
Allah, Muhammed, ve Ali diyerek üç defa öptü,

Açıldı Meydan, Arşi Bahman,
Defoldu şeytan, göründü Süphan,
Süphanıma huuu,
Yezdanıma huuu,

Sofu meydanına ikrar verenler,
Meydanı görüp aşkla girenler,
Meydanda gönlün yere serenler,
Haktır Bilenler, gerçek erenler,
Süphanlarıma huuuu¦

Sağ dizi yerde, sol eli göğsünde bir hemşire,

Aşıkların eminine,
Erenlerin demine,
Yürekleri coşturan,
Uçmak sazın gemine, diyerek kadehi uzattı,
Sazendeler ve meclistekilerin tamamı demlendi,

Pervaz başlasın,
Dört kapı selamlandı ve semâh başladı,
On dakika sürdükten sonra baş keserek ocağa yaklaştılar,
Aşk olsun aşıklara,
Pervazınız meşk olsun, Miracınız Hakk olsun,

Miracı mü'minin haktır,
Meydanı bilmez ahmaktır,
Gönül sırrın bilenlere,
Gönülde, gökte uçmaktır.

Süslenmiş bir kurban salona girer, çıkar,

Semah yapan her erkek, sağındaki bacıya,
Miraçta Cemal gördüm, aşk olsun imanım, diye teşekkür eder,
Sofra kurulur, yemekler yenilir, kahveler içilir,

Allah Allah Bismişah,
Ayin-i Cem erenleri, miraç gördük didâr gördük, nur, iman gördük,
Oturan, duran, gönlünü pâk tutan,
Kimsenin ayıbını görmeyen, söylemeyen,
Ber murad ola, Huuu gerçeğe huuu ..

Ey oğul, bu aldığın abdest tarikat abdesidir,
Bu abdest dışkılarla değil, ahlâksızlıklarla bozulur,
Bu abdest insan hayatta bir kere aldırılır,
Bu abdest senin takipçindir,
Nerede bozarsan yüz karan ve namusun ve şerefin olur,
İnsan başkası için ne düşünürse, başkasına ne yaparsa karşılığını görür,
(İkrar kurbanı koyunun yünü kırpılıp, ip haline getirilirken,
Tığbent ve takke dedenin yanına koyulur, Cemden yetki istenir, Eyvâllah derlerse ,
Madem eminsiniz canlarım, o halde niyaz ediniz,
Talibe kefil var mı ? Var !
Tığbent okunarak rehberine verilir.
Rehber de talibib boynuna asar),
Allahü ekber Allahu ekber lâ ilâhe illâllâhü vallahü ekber,
Allahü ekber velillâhü ilhamd,
Ey Erenler, bu fakir size bir kuzulu kurban getirdi,
Eyvallah, bu talibler yolumuza, vatanımıza, milletimize, insanlığa hayırlı olsun,
Ey Erenler ben size kuzulu bir kurban getirdim,
Eyvallah,
Bismişah Allah Allah, delil-i Cebrail, tekbiri Halil-ü kurban İsmail,
Allahü ekber Allahu ekber lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber,
Allahü ekber velillâhü ilhamd,
Ya Allah, ya Muhammed, Ya Ali,
Takke başımıza konmuş, Tığbend belimize bağlanmıştır artık,
Bu bağlanmak eline, diline, beline sahip ol anlamında olup, hayatta bir defa yapılır.
İnsan, insanı ihya eder,
Allah'ın izni ile ışık ve doğru yolu mürşit sayesinde bulunacağına inanırız,
Çünkü her şeyi biz fakir insanlardan örf ve âdetlerden öğreniriz,
Tecrübelerinden istifade ederiz,
Niyaz edilen, niyaza lâyık olsun,
Öncelikle Dedeye, sonra Babaya,
Daha sonra gözcü ve on iki posta niyazdan sonra,
Ortaya ve rehbere niyaz yerine getirilir ve
Bak evlat, bu yolun yolcusu oldun,
Bu yola ve kendine sahip ol !,
Bu yolun dostuna dost, düşmanına iyi örnek ol !
Seni senden aldım, yine sana verdim,
Son pişmanlık fayda etmez,
İnsan ne bulursa yolundan bulur,
Çok çalışacaksın,
Kimseye kendini acındırmayacaksın,
Yoksa halk arasında, insanlar arsında sayılmaz, sevilmezsin,
Allah yanında, kul yanında değerin olmaz,
Gittiğin yolun da sana faydası olmaz !
Mürşidin ve rehberin sözlerine dikkat et,
Bu nasihatları kabul ediyor musun ?
Eyvallah, Eyvallah, Eyvallah !
Dargın ve küskün olan var mı ?
Dardan geçme, yıl geçimi yapılır.

El ve ayak bağlanır,
Elim erde, yüzüm yerde, gönlüm darda,
Erenlerin dar mahsusunda,
Hakk yolunda, Muhammed Ali divânında,

Canım kurban, malım tercüman,
Bu fakirden ağrınmış incinmiş can varsa dile gelsin !
Eyvallah !
Böylece yeni can yerini ve bölüğünü bulmuş olur¦

Ey Oğul can; Ey Erenler !
Konuya yabancı olanlara ,
Hace Bektaş Veli târikatına ait bazı özdeyişler sunacağım,
Bilenler, bilmeyenlere açıklar, sırlarına vâkıf olurlar¦

Eline, diline, beline sahip ol ,
Aşına, işine, eşine sahip ol,
Gönlün, elin, sofran açık olsun,
Her şeyin anahtarını kendi özünde ara,
Her ne ararsan kendinde ara,
Kendini bilen, Tanrısını da bilir,
Marifet ehlinin ilk makâmı edeptir,
Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme,
Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutma,
Hiçbir milleti ve insanı ayıplama,
İnsanın cemâli, sözünün güzelliğidir,
Bir yolu karanlık görüyorsan, bil ki perde gözündedir, yolda değil.
Hayatın boyunca ayıpları örtücü ol,
Kimsenin ayıbını görmeyen cana aşk olsun, sen de ona benze,
Sırrı sır edene aşk olsun, erenlerin gönlünde taht kurmaya çalış,
En küçüğümüz, her zaman en büyüğümüzdür,
İncinsen de kimseyi incitme,
Kelâm Hak'tır. Hak'tan geldik, Hakka yönelelim,
Hakkın varlığından başka hiçbir şey bu kâinatta kalıcı değildir.
Hâlden hâl'e geçiş hep O'na'dır.
El ele, el Hak'ka,
Dervişin sözünden, Babanın gözünden sakınmak gerek,
Bir saatlik tefekkür, yetmiş yıllık ibadetten hayırlıdır.
Ciğerinde duman olmayanın yüreğinde ateş olmaz,
Eskiyi terk cahile, ölüm, Ârife ise doğumdur..
Gündüz şevk ile dünya işine, gece aşk ile ahiret işine,
Yapacağın her iyiliği makbule geçecek şekilde yap,
Tövbenin tövbesi olmaz.
Nasip, verilene karşı alandır., lûtuf, hissene düşmeyendir.
Arif olup ta vermeyen cahildir,
İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu,
Gelme gelme, dönme dönme,
Gelenin malı, dönenin canı,
Mertebe ve makam yoktur, dostu gönlünden başka,
Yol ile giden yorulmaz,
Mü'min, mü'minin aynasıdır,
Her yokun yerine geçecek bir var, sende vardır.
Ara, mutlaka bulursun,
Malımız muhayyerdir, istenmediği anda geri alırız.
Dervişlik olaydı Tâç ile hırka, biz de alırdık otuza kırka,

Dört türlü cömertlik vardır :
Mal cömertliği zenginlere mahsustur,
Ten cömertliği gazilere mahsustur,
Gönül cömertliği ariflere mahsustur,
Cân cömertliği aşıklara mahsustur.

İnsana candan aziz bir şey olmadığı gibi
Cenâb-ı Hakk'a da kuldan yakın bir şey yoktur.
Yakın, Allah'ta yok olmak, ve Allah'la bekâ bulmak halidir.
Tasavvuf ve afiyet bir araya gelmezler,
Tasavvuf Tanrı'dan ayrı nesneden bezgin, küskün olmak, mâsivâ'dan çözülmektir.
Gerçek derviş hiç kimsenin üzüntüsünden sıkılmaz ve kırılmaz.
Civânmert oldur ki, kırılmaya değer kimseyi bile kırmaz.
Fakirlik her yoklukta sâkin olmak, ve her varlıkta elde olanı dağıtmaktır.
Mürvet; dost kardeşlerinin kusurlarını görmemezlikten, bilmemezlikten gelmektir.
Tasavvuf; kafanda ne varsa bırakır, elinde ne varsa verir,
Ve bir kuyuya düşen ne yaparsa, onu yaparsın.
Güneşe karşı ışık,
Görmeyen bir göze karşı güzel yüz,
Çorak tarlaya karşı güzel bir yağmur,
Karnı tok olana karşı nefis yemek,
Ahmak adama karşı doğru söze yazık olur¦
Ayağa kalkarsan hizmet kastıyla kalk,
Eğer konuşacak olursan hikmetle konuş,
Oturacağın zaman hürmetle otur¦
İnsanın değeri taşıdığı vicdanının ağırlığı ile ölçülür.
Düşünce karanlığına karşı ışık tutanlara ne mutlu,
Arifler hem arıdır, hem de arıtıcı¦
İbadetin yeri başka, işin yeri de başkadır.
Biz, dile ve söze bakmaz, içe ve hâle bakarız.

Ene medinet el-ilm ve Ali bâbuhâ- Ben Bilginin şerhiyim, Ali de onun kapısı.
( Onun için bütün Tahtacılar ve tüm Alevi tarikâtlerinde eşiğe saygı mevcuttur,
Muhammed'in tahtı karşısında bir teslim taşı bulunur,
Her dini ayin başlangıcında,ayine katılanlar bu taşa niyaz ederler )
Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zü'l-Fikâr; Hz. Ali gibi Kahraman, Zü'l-Fikâr gibi kılıç yoktur.
Hüseyni taçın on iki bölümü, on iki imamın adları sembolize edilir.
Hz. Ali altundu, Fatma da gümüş; ben altunla gümüşün oğluyum,
Babam güneş, annem aydı, ben güneşle ayın oğluyum¦.
Hz. Ali, Hace Bektaş Veli 'de zuhur eden Tanrısal ışığın kaynağıdır.
Yâ Hazret-i Hace Bektaş-ı Veli kaddese Allâhu sırruhü,
Ey mübârek Hace Bektaş Hazretleri, Allah yolunu mukaddes eylesin.

Ey canlar, Ey Erenler !

Meydan görmemiş bir kişi
Halife Baba izni olmaksızın Meclise alınmaz,
Bektaşiliğe girmek isteyen kişinin adı Talib,
Talibe önce birkaç kez gelme gelme, dönme dönme diye vazgeçirilmeye çalışılır,
Yapacağı masraf ta tazmin edilmesi garantisi verilir,
Zarara uğraması önlenir,
Kayıt ücreti iadesi gibi, eğer aday yoluna devam etmek istiyorsa;
Talibin adı artık Muhib, yani sevenler, Bektaşiliğe gönül verenlerdir,
Sofrada tuz, su, ekmek,
Peymanede dem,
Dem görelim de hep beraber içelim,
Aşk olsun canlarda hep bereber yiyelim,
Seni senden aldık, yine seni sana teslim ettik,
Diyerek kendi kendini eğitmesi,
Riyazata, yani düşünmeye dalması ,
Kabını genişletmek için çalışması, ilmini arttırması,
Benliğinden arınması,
O'na ulaşmak için, ölmeden önce ölme şuûru kazanması,
O'nunla olması, Hakk'a ermesi, Hakk ile Hakk olması,
Hakk'tan Halka inmesi, böylece de olgunluğa erişmesi,
Bu yolda varacağı menzil ise dervişlik olup,
Derviş olan vücudunu vakfeyler Bektaşiliğe,
Dünyanın boş heveslerini terk eyler, buna derler Tarik-i Dünya,
İkiyüzlülüğü terk eder, derler buna Tarik-i Riya,
Vesveseyi terk eyler, derler buna Tarik-i Vesvese,
Debdebeyi terk eyler, derler buna Tarik-i yümn,
Şek ve şüpheyi terk eyler, derler buna da Tarik-i Şek derler..

NASİP ALMA MEYDANI

Usül-ü erkanınca adaya abdest aldırıldıktan sonra,

Halife Baba toplantıyı açar, bir parça okunur,
Daha sonra kapıda beş kişilik bir kafile görünür.
Önde yaşlıca rehber biri, ardında bir erkek ve bir kadın,
Onların ardında, erkeğin arkasında kadın,
Kadının arkasında bir erkek bulunur,
İkinci sıradaki kadın ve erkeğin gözleri bağlı,
Boyunlarından ayakların kadar beyaz çarşafla sarılı,
Boyunlarından birer yün kuşak geçirilerek düğümlenmiş,
Kadının boynundaki kuşağın bir ucu önündeki erkek,
Erkeğin kuşağının ucu kadında,
Her ikisininki ise öndeki kişi tutar.
Kafile dört kapıyı selamladıktan sonra, dört adım ilerler,
Meydan ortasında dururlar,

Şahi'den bir nefes okunur,

Kurbanlar tığlanıp gülbank çekildi,
Gaflet uykusundan uyana geldim,
Dört kapı sancağı anda dikildi,
Can-baş fedâ edip kurbana geldim,

Evvel eşiğine koydum başımı,
Aldılar içeri döktüm yaşımı,
Erenler yolunda gör savaşımı,
Üryan, püryan olup, Meydana geldim.

Ol demde uyandı bâtın çırağı,
Rehberim boynuma bend etti bağı,
Dört adım ileri attım ayağı,
Koç kurban dediler, imana geldim.

Dört kapıdan selâm verip aldılar,
Pirim huzuruna yeyip geldiler,
El ele Hakka olsun dediler,
Henüz masum olup, Meydana geldim.

Yüzüm yerde, gözüm Darda durmuşum,
Muhammed Ali'ye ikrar vermişim,
Sakahüm şerbetin anda görmüşüm,
İçip kana kana mestane geldim.

Rehber:
Allah Allah ,Eyvallah
Muhammed Ali aşkına,
Pirim hacı hünkâr divanında,
Dara durmağa canlar geldi,
Erenler meydanında özleri darda, gözleri niyazda
Iydi-zâde S. Bayram Efendi yola geldi,
Kaygudan kurtuldu, Ak cennete geldi,
Hakk erenlerin, gerçeğe huuu
Yuf münkire, lânet Yezide¦ gülbank çekilir,
Baba:
Ey talipler ne gördünüz? Ne yaptınız ?
Er gördük meydana geldik,
Işık, nur istiyor musunuz ?
Gözlerinizin bağını çözelim mi ?
Nur istiyoruz, nur, nur¦
O halde, döktüğünüz varsa doldurun,
Ağlattığınız varsa güldürün,
Yıktığınız varsa yapın,
Erenler Meydanında Hakk yolundasınız,
Gelen dönmez, döneni görmez,
Hû gerçeğe, lânet münkire¦

Hû gerçeğe, lânet Münkire¦
Bilerek bilmeyerek, isteyerek istemeyerek,
İncittiğimiz, gönüllerini kırdığımız, haksızlık ettiğimiz varsa,
Bizi yargılamalarını dileriz..
Biz herkesten hoşnutuz,
Allah, Eyvallah, biz geçtik,
Hakk erenler de geçsin,

Ey bu erenler Meydanının mü'minleri,
Bu canlar Muhammed Al'nin divanında nasip alacaklar,
Bu canlardan hoşnut musunuz ?
Bunları nasıl bilirsiniz ?
Pirimiz yâr olsun, Hakk divanından yüz çevrilmesin, iyi biliriz¦

Rehber adayları Halife Baba önüne, getirerek diz çöktürür,
Halife Baba adayın kulağına:
Elinize, dilinize, belinize sahip olacağına and içiyor musunuz ?
And içiyoruz !
Yalan söylerseniz gözlerinizin nuru, tenlerinizin odu sönsün mü ?
Sönsün
Adaylar kaldırılarak meydanın ortasına getirilir,
Süslenmiş İki koç meydanın ortasına getirilerek üç defa dolaştırılarak götürülür,
Ocağın sağ yanındaki çerağ,
Halife Baba'nın sağ yanında oturan biri tarafından yakılır,
Kapının sağında duran üç mum da bu çerağla yakılır,
Adaylar tekrar Halife baba önüne getirilerek diz çöktürülür ve,
Elini kadının elinin üstüne koyar, onun üstüne sağdıcın, en üste de halife babanın eli konar,
Allah'ın eli onlar üstündedir ayeti okunur.
Biat ayeti okunur,

Mürşidin Muhammed, rehberi Ali,
Bildiğine ayrılma, yolundan dönme, dönen gelmez, gelen dönmez,
Pirin Hacı Bektaş-ı Veli, gerçeğe huuuu¦
Gençlerin gözlerinin bağı çözülür, şerbet ikram edilir,
Üç boğmaklı değnek yeşil çuhadan çıkarılır,
Allah, Muhammed, Ali diye her boğmağından öpülür,
Sağdıçlar yüzükoyun yatarlar, Halife baba da üç boğmaklı değnekle
Allah, Muhammed, Ali diyerek üç defa dokunur,
Sonra değneği göğüs hizasında yatay olarak tutar,
Adaylar bunun altından geçerek biat etmiş olurlar,

Allah, Eyvallah, Hu Dost¦
Vallah-u âlem bissevab¦


Tisan (Aphrodisias )-Yeşilovacık- Silifke, 16 Ağustos 2008,





Yayınlandığı Yer: Sadi Bayram Web Sitesi ,16.08.2008
Yazar :
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Kur'an Ve Bilgisayar-computer Ilişkisi
  • Amasya Uluslararası Alimler Sempozyumu Ardından
  • ?Îdî-zâde -Âkif-zâde Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Sultan ıı. Bayezıd?ın Hattatı, Amasyalı şeyh Hamdullah Kur'an-ı Kerim'i Ve Bir Hâtıra
  • ?Îdî-zâde (- âkif-zâde) Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Osmanlı Döneminde Latin Harflerine Geçiş çalışmaları
  • Mühr-ü Süleyman Ve Türk Kültürü
  • Izgü Mescid
  • Taceddin Sultan Ve Evradı
  • çift Başlı Kartal
  • Türk Kültüründe ölüm
  • Bâki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedâdır
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Bosna- Hersek Ve Balkanlarda Vakıf Kültür Izleri
    (seminer Konu?mas? )
  • Ahlat Vakıfları
  • Selçuklu Kervansaraylarının Turizme Açılması
  • Hasan Paşa'nın Vakfı, şeyhülislÂm Ankaravi Mehmed Emin Efendi Vakfiyesi, Ve Ankara Sulu Han HikÂyesi
  • Yemen Fatihi Gazi Sinan Paşa Vakfiyeleri, Tezyinatı Ve Türk Süsleme Sanatındaki Yeri
  • Yakın Tarihimizde Merzifon, Merzifon Anatolian Koleji
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Türk Hat, Yazı-resim, Cilt Ve Tezhip Sanatı Ile Ilgili
  • Vakıflar Dergisi Makaleler Fihristi ( 27. Sayıya Kadar )
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Sultan ıı. Mahmud'un Vakfiyelerindeki Tezyinat
  • Maniheizm Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkında Yönetmelik
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Türk'ün Yolu Nereye Gidiyor
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Osmanlı Devleti Hakkında Bir Kronoloji Denemesi
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphrodosıas'ı ( Tisan )
  • Anadolu Turk - ıslam Sanatında Bazı Yapılar Ve Kronolojıye Aıt Katalog Denemesı...
  • Türk Kültüründe ölüm !
  • Büyük Türk Düşünürü Hacı Bayram-ı Veli Ve Akkoyunlu Uzun Hasan'ın Ankara Hacı Bayram Türbesi'ne Vakfettiği H
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Anadolu'da Ilk RufÂiler Ve Hz.zeynel Abidin Ali Er-rufÂi El-abdali El-kayserani Soyuna Ait Bir Deneme Anad
  • Osmanlı Döneminde 1899 -1920 Yıllarında Istanbul Camilerinden çalınan çiniler
  • Peygamberler şehri Tarsus Ve Tarsus'da Bir özbek Vakfı
  • Başkent Ankara'nın Ihtiyacı Olan Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak ?
  • Ankara Ulus Semtinde Türk Vakıf Araştırma Merkezi'nde 15.11.1998 Tarihinde Hali Sergisi Açılış Konuşması
  • Prof.dr. Albert Gabriel'e Ait Bazı Belgeler
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ahilik Ve çıraklık Eğitim Ve öğretim Vakfı
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Cumhuriyet'in Derinliklerinden Hatıralar : Eski Ankaralılardan Dostum Sayın Nurettin Daş Ile
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphorodisias'ı ( Tisan Yapı Kooperatifi )-anatolıan : The Cradle Of Cı
  • Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve
  • Bektaşi Nutku (kendini Bil Ki, Tanrıyı Bilesin)
  • Kültürümüzde Hoşgörü
  • Fatih Sultan Mehmed'in Eyüp Sultan Külliyesi Vakfiyesi
  • Hicaz Demiryolları Ve Vakıflar
  • Mostar Köprüsü Restorasyonu Hakkında Ilk ön Rapor
  • Atatürkün Vakıflar Hakkındaki Konuşmalrı
  • Selçuk-name
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Konyadaki Esk; Eserler Hakkında Atatürkün Başbakan Ismet Inönüye Telgrafı
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ord.prof.dr. Ahmed Süheyl ünver
  • Türk Kültürü Ve Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak Için
  • Istanbul'un Fethine Kadar Beylik Dönemi Vakfiyeleri
  • Kıbrıs, Gürcistan, şirvan Fatihi Lala Mustafa Paşa'nın 1563 Tarihli Vakfiyesi
  • Vakıf Arazilere Ve Gayrimenkullerine Tecavüz Ve Düşündürdükleri
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasından Sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması Ile
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan 1783-1810 Tarihleri Arasında Işlem Görmüş Bir Mühür Tatbik Deft
  • Türk Kültürünün Temeli Vakıflardır
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Eyüp Sultan Türbesi'nde 1919-1920 Tarihlerinde Yapılan
  • Merzifonlu Hacıbayramoğlu Maden Mühendisi Mehmed Akif Efendi
  • Selçuklu Tarihi, Selçuk Adı
  • Cumhuriyet Dönemi Kültür çınarlarından : Mahmut Akok
  • Mardin Vakıfları,imam Zeynel Abidin'in 1158 M. Tarihli, Ve
  • Tarihte Türk Adı Ne Zaman Ortaya çıktı ?
  • Sahib Ata Fahrü'd-din Ali'nin Konya Imaret Ve Sivas Gökmedrese Vakfiyeleri
  • Phil.dr.hamit Zübeyr Koşay
  • Bulgarlar'ın Antik Başkenti Bulgar şehrindeki Islam Dönemi Mimari Eserlere Ait Panorama
  • Taşınır Kültür Varlıklarımızın Korunması Ve Yasa Dışı Trafiğinin önlenmesi
  • Ragıp Efendi'nin 1913-1922 Yılları Sibirya Ve Türkistan
  • Istanbul Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde Bulunan Tılsımlı Iki Gömlek Ve Kültürümüzdeki Yeri
  • Niksar Vakıflarına Genel Bir Bakış
  • Gazi Yahya Paşa'nın 1506 Tarihli Vakfiyesi
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Kanuni Sultan Süleyman'ın Oğlu şehzade Mehmed'in 1548 Tarihli Vakfiyesi, Hududnamesi Ve Türk Sanatındaki Yeri
  • Merzifon Ulu Camisinin Yeri Ve Merzifon'da Türk Islam Eserleri
  • Merzifon, çelebi Sultan Mehmed Vakfı üzerine Bazı Belgeler
  • Hayat Ağacı, Kültürümüzdeki Yeri, önemi Ve Mitlerin Ardındaki Gerçek
  • Türk Kültürünün Izleri üzerinde Araştırmalar: Etrüskler'in Ilk Vatanı Anadolu Mu? : Truva Savaşı Ve Etrüskler
  • Yıldız çini Fabrikasına Ait Birkaç Vesika
  • Selçuklu Vakfiyeleri üzerine Bazı Düşünceler
  • Xıv. Asırda Tezhiblenmiş Beylik Dönemine Ait üç Kur'an Cüzü
  • Baki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedadır
  • Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. Yıldönümü Münasebetiyle: Sultan ı.mahmud'un Orjinal Iki Vakfiyesi
  • ııı. Selim'in Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve Türk Süsleme Sanatına Batı Sanatının Tesirleri
  • Osmanlı Dönemi Bazı Vakfiyelerin Hayır şartlarından Damlalar !
  • Bektaşilik Ve Masonluk
  • Minyatürle Ilgili Seçilmiş Bibliyografya
  • Kaynaklara Göre Güney-doğu Anadolu'da Ptoto- ön Türkler
  • çelebi Mehmed Vakfı Arazisi üzerine Kurulan Merzifon Anatolian Koleji Ve Hastaneye Ait Bilgiler
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Safranbolulu Izzet Mehmet Paşa Vakfiyesi Ve Kütüphanesine Ait Tezyinatlı Iki Kur'an-ı Kerim
  • Istanbul Depremleri Ve Mimar Koca Sinan'ın Bilinmeyen Bazı Teknikleri
  • Merzifon'da Bilinmeyen Br Türbe '' Künbet Hatun ''
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkındaki Yönetmelik
  • Bitlis Vakıfları Ve Vakıf Eski Eserleri
  • Vakıf Eski Eserlerin Yeni Koruma Politikası
  • Sultan ııı.osman Vakfiyesi, Tezyinatı, Cilt Sanatı Ve Türk Kültüründeki Yeri
  • The Deed Of Foundatıon Of Sultan Osman The Thırd, ıts Embellıshments, Bındıng And ıts Place ın Turkısh Culture
  • Hacı Bektaş-ı Veli, Merzifon'da Piri Baba, Budapeşte'de Gül Baba Ve Bazı Bektaşi Vakıfları
  • Nurbanu ( Atik ) Valide Sultan'ın Istanbul-üsküdar'da 1582 Tarihinde Tesis Ettirdiği Vakfiyesi
  • Girit Defterdarı Rıdvanzade Hacı Mehmed Efendi Oğlu Ali Efendi'nin 1748 Tarihli Vakfiyesi Ve Tezyinatı
  • Bir çınarın Ardından... Yılmaz önge Dostumuz Hakkında Kısa Anekdotlar...
  • Beyhan Sultan Vakfiyeleri Ve Tezyinatları
  • Beypazarı Vakıflarına Genel Bir Bakış Ve Beypazarı Sadr-ı Azam Nasuh Paşa Hanı
  • Türk Kültürü Ve Biz
  • Bulgaristan'da Bulunan Osmanlı Vakıflarıdan Bir Demet
  • Bulgaristan'da Müftü Yardımcısı Yetiştiren Bir Vakıf Kuruluşu: Nüvvap
  • Ladik Ve Seyyid Ahmed-i Kebir Er-rıfai Hazretleri
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Halı Müzesi'nde
  • Balkanlar Ve Kosova Facıası
  • Cumhuriyet'in Kuruluşunun 90. Yılında Başkent Ankara:
  • Istanbul Fethinin 555. Ayasofya'nın Müze Olmasının 74. Yıldönümü Vesilesiyle:
  • Atatürk'ün Vakıflarla Ilgili Sözleri
  • 893 H / 1488 M. Tarihli Akkoyunlu Yakub Han Vakfiyesi
  • Komünizmin Sembolü Lenin Yıkıldı, Sıra Bizans'ı Dize Getiren Fatih Sultan Mehmed'e Mi Geldi ?
  • Afganistan Tarihine Kısa Bir Bakış Ve Türk Subaylar Eskden Olduğu Gibi Milenyumda Da Afganistan Ordusunun EğitimÄ
  • Ayaş Vakfiyeleri üzerine Bir Deneme
  • Hacı Bayram-ı Veli Ve Tarıhe Bağlılık
  • Amasya-taşova- Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Alparslan Er- Rufâi'nin 655 H./1257 Tarihli Arapça Vakfiyesi Tercümesi Ve
  • Birgi Ulu Camii Içşn 1327 M. Tarihinde Yazılan Kur'an
  • Ankara'da Roma Anıtı- Res Gestae
  • A N " Akhi " Genealogical Tree
  • Milenyum Ruyası: Osmanlı Devleti'nin 700 Kuruluş Yıldönümü Ve Düşündürdükleri üzerine Bir Deneme
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Kendinden Desenli üzeri Yazılı Iki Kumaş
  • Kur'anda Yol Gösterici Ayetler
  • Osmanlıda Resi Ilk Müze Adı Ne Zaman Ortaya çıktı?
  • Amasya Vakıflarına Toplu Bakış
  • Izmir Bahri Baba Eski Musevi Mezarlığı
  • Anadolu'da Xııı. Yüzyıl Başlarında Bir Rufâi Zaviyesi
  • Glazed Tles Stolen From ıstanbul Mosques Between 1899-1920 Ottoman Period
  • Sultan ıı. Abdulhamid'in 1888 Tarihli Vakfiyesi Tezyinatı Ve Osmanlı Imparatorluğunda Ilk Toplu Konut Projesi
  • Tokat Vakıfları
  • şehirciliğe Katkısı Olan Kadınlar: Istanbul _üsküdar- Toptaşı, Nûrbânû ( Atik Valide ) Sultan Külliyesi
  • Türk Hâkimiyeti Döneminde Merzifon Mezarlıkları
  • Anadolu'da Xııı.y�zyıl B�r Rufa� Zav�yes�
  • Hayatını Vakıflara Vakfeden Y.mimar -mühendis Prof.dr. M. ılmaz önge
  • Başbakan Ismet Inönü'nün Cami,mescit Ve Diğer Vakıf Eski Eserlerin Korunmasıyla Ilgii Bütün Bakanlıklara Ve Genel Müdürlüklere G
  • EvkÂf-ı IslÂmiye Müzesi'nin Kuruluşu Ve Yönetmeliği
  • Giresun Ili Vakıflarına Toplu Bir Bakış
  • Türk-islam Yapılarında Kronoloji Denemesi
  • Merzifon Tarihinden Yapraklar
  • Momumentum Ancyranum-res Gestae- Ankara Yazıtı-augustus'un Yaptı?ı ??ler
  • Bayramlu Beyliği (hacıemiroğulları )
  • Osmanlı Devletinde Vakıflar Ve Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakfiyeleri
  • Kur'an Ve ılım
  • Kur'anda Yol Gosterici Ayetler
  • Kur'an'ı Kerimdeki Cinle Ilgili Ayetlerin Tamamı
  • Kur'an-ı Kerim'ın Arapca ındırılmesı ıle ılgılı Ayetler
  • Xıı-xııı.yüzyıl Türk Hamamları
  • Tanrı Ve Yazğı
  • Balkanlar Ve Kosova Faciası
  • Amasyalı Meşhur Eski Devirdeki Tarihçiler
  • Başkent Ankaranın Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak
  • Anadolunun Gobegınde 1229 Tarıhlı Tascı Ustalarının Dantel Gıbı ısledıgı Dıvrıgı Ulu Camı Ve Darussıfası
  • Merkez Efendının Mursıdı Merzıfonlu Sunbul Sınan
  • Merzıfonlu Tarıhcı ısmaıl Hamı Danısment
  • Amasyalı Tarıh Ve Cografyacılar
  • Milli Kütüphane'nin Dire?i Dr. Müjgan Cunbur 85 Ya??nda
  • Bektasılık Ve Tasavvuf
  • Alev?lerde Nas?p Alma Tören?
  • Asker? Kat?p Hafız ?brah?m Ethem Efend?’nin Eyüp Sultan Türbes?ne A?t Nukut Vakf?yeler? - Türkiye Vak?flar Bank.özelle?tir
  • Tar?kat-ı Rufaî ( Anonim )
  • Türk Tezh?p San'atına Genel B?r Bakı?
  • Sultanahmet Halı Müzes? Ve Vakıflar
  • Tokat Vakıfları
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  •