TÜRK-İSLAM KÜLTÜR VE MEDENİYETİ - TURK'S AND ISLAMİC CİVİLİZATİOAN, FOUNDATİONS, ART,HİSTORİCAL ART, HİSTORY
Amasya-Taşova- Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Alparslan er- Rufâi'nin 655 H./1257 tarihli Arapça vakfiyesi Tercümesi ve

AMASYA-TAŞOVA- ALPARSLAN BELDESİ
SEYYİD NUREDDİN ALPARSLAN ER-RUFAİ'NİN 655 H./1257 TARİHLİ
ARAPÇA VAKFİYESİ TERCÜMESİ ile
996 H./ 1588 M. TARİHLİ SİLSİLE-NAMESİ

Vakıflar Dergisi, S.23, Ankara 1994, s. 31-74'de yayımlanmıştır.

Sadi BAYRAM

Anadolu Selçukluları Dönemine ait Vakfiyelerin mevcudu çok kısıtlı olup, o devirden günümüze ulaşanlar, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde kayıtlı olup, takriben 70-75 adet civarındadır. Bunun da sebebi; Selçuklu ve Erken Osmanlı Döneminde, yani beylik Devrinde Evkaf Nezareti olmadığı için, herhangi bir merkezde bu vakfiyeler toplanmıyordu. Haremeyn Evkaf Müfettişliği tesis edildikten sonra, bunların muhasebe kayıtları Hazine'de derlenmeye başlamıştır.

Anadolu, 1071 tarihinde Türkler tarafından feth edilince, feth eden komutanlara, gazilere, velilere, toprakların büyük bir kısmı verilmiş, söz konusu Devlet büyükleri de bu arazilerin çoğunu milletin istifadesine sunarak vakıflar yapmışlardır.
Anadolu'nun şehirleşmesi, hep vakıflar yoluyla yapılmış, kamu hizmetleri de vakıf yolu ile yürütülmüş, zenginin malından mali durumu yetersiz kişiler de faydalanmıştır. Elbetteki bunda, Hz. Muhammed'in " komşusu açken, tok yatan, bizden değildir " hadis-i şerifinin de payı oldukça büyüktür. Ayrıca hayır ve hasenat duygusu, Allah'ın rızasını kazanmak endişesinin de rolü büyüktür.
Diğer taraftan, Anadolu'yu mânen aydınlatan, birlik ve beraberliğe kavuşmasını sağlayan gönül mimarları, bugünkü tabirle birer halk üniversitesi açarak, toplumu mânen eğitmişler , olgunluk kazandırma yollarını göstererek, beşeriyeti doğru yola , Allah yoluna sokmağa çalışmışlar, insan-ı kâmil toplum yetiştirmek istemişlerdir. Bunlar arasında Hoca Ahmed Yesevi Hazretlerinin (1) Anadolu'ya gönderdiği müridler kervanı arasında bir çok bilginler bulunmaktaydı. Mevlânâ Celâleddin-i Rumi(2), Hacı Bektaş-ı Veli (3), Ahi Evran Nasreddin-i Veli (4), Yunus Emre (5), Hacı Bayram-ı Veli (6) gibi ünlüler; Anadolu'nun bağrında çiçek açmış, meyvalarını vermiş, toplumun manevi huzurunu sağlamışlardır. Günümüzde ise, tesirleri hâlâ devam etmektedir. Zeyneddin Hafi (7) şöyle diyor :
Bir aşk kütüğün yaktık,
Diyar-ı Rum'a attık.
XIII. Yüzyılın ikinci yarısı, Anadolu'nun siyasi bakımdan karışıklık devri olup, Anadolu Mogol hâkimiyeti altında bulunmaktadır. Muiniddin Pervane Süleyman (8), Sahip Ata Fahrüddin Ali (9) gibi vezirler işbaşında olup, Anadolu birliği parçalanmak üzeredir.
İşta bu sıralarda; 1257 tarihinde, bugünkü Amasya ili Taşova (10) ilçesi, Alpaslan beldesinde, eski ismi ile Zedvi (11) Köyü'nde, Efendiler Efendisi, Kemâliyeli, ihtiyar (12), Rufâi tarikâtına mensup, Ebubekir oğlu, Mehmed oğlu, Sarı oğlu, Seyyid Nureddin Alparslan bir zaviye yaptırarak, zaviyenin yaşaması için de 655 yılının Ramazan Ayı ortalarında, yani Eylül 1257 tarihinde büyük bir vakıf tesis etmiştir.
Seyyid Nureddin Alparslan er-Rufâi'nin vakfiyesi ile Silsile-nâmesi ,devrin ilim dili olan arapça olarak kaleme alınmıştır. Vakfiye , Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde mevcut değildir. Ancak; İlk kaydı Amasya Muhasebe adlı 490 numaralı defterin 392. sayfa 196. sırasında yazılı olup siykât yazısı şöyle belirtilmiştir : Vakf-ı Seyyid Nureddin der karye-i Zeytuva tabi kazai Sonisa. şeklindedir.
İlk kaydedilen mütevelliler, es-Seyyid Mehmed ve es-Seyyid Musa'dır. İlk berat tarihi 27 Zilkade 1105 H. / 11 Temmuz 1694 M.dir. 25 Rebiulevvel 1143'de ( 28 Ekim 1730 ) evladı vakıftan Seyyid Ömer ve Mustafa Halife mütevelli tayin edilmişlerdir. Onların ölümü
ile tevliyet, es-Seyid Mehmed, es-Seyyid Mustafa, es-Seyyid Ahmed ve es-Seyyid Hasan ( Abdulhalim Halifenin oğlları ), tevcih tarihi 21 Cemaziyel evvel 1241'dir ( 21 Aralık 1825 ). Daha sonra, Osman Efendi 'ye 3 Muharrem 1295 ( 23 Aralık 1876) tarihinde tevcih edilmiştir. İlk Mezraadar , es-Seyyid Hasan Halife'dir. Beratı, 29 Zilkade 1225'dirn ( 25 Aralık 1810 ). Onun ölümü ile, oğlu Alaâddin'e 24 Zilhicce 1289 ( 22 Aralık 1872 ) tarihinde görev verilmiştir.
Hitâbet ciheti ise; 3 Zilkade 1248 ( 15 Mart 1835 ) tarihli, berât sahibi es-Seyyid Osman Halife ilk hatiptir. Onun ölümü ile bu görev 18 Safer 1276 ( 8 Eylül 1859 )'da Seyyid Mustafa'ya, verildi. Onun ölümünden sonra, oğlu Osman'a 17 Şevval 1317 ( 6 Şubat 1900 ) tarihinde verilmiştir. ( Bkz. Defter 217 , 3/1 esas, sıra no: 4508 )
Aynı defterde, 23 Safer 1276 ( 13 Eylül 1859 )'da Seyyid Mustafa Hafız Efendi'nin müezzinlik görevini üstlendiği kayıtlıdır. Müezzinlik görevi 16 Zilkade 1305 ( 13 Temmuz 1888 )'de oğlu Salih'e tevcih olunmuştur.
Aynı defterde tesbit edilen bilgilere göre ; Şeyhlik makamına, Dağistani ulemesından İsmail Efendi 22 Recep 1290 ( 6 Eylül 1873 ) tarihinde atanmıştır. Bu görev 17 Cemaziyel evvel 1319 ( 10 Ağustos 1901 ) tarihinde adı geçenin ölümü üzerine, oğlu da bulunmadığından, meşihatlık görevi İbrahim Efendi'ye tevcih edilmiştir.
217 numaralı ( 3/1) şahsiyet defteri 4507-8 sırada; yukarıda bahsettiğimiz ,vakfiye yerine geçen şahsiyet kaydı mevcuttur. Vakfiye fihristlerinde, Sonusa kazasına tabi Zeytavi karyesinde Seyyid Nureddin Zaviye ve İmâret ve Tekke vakfı, olarak adı geçmektedir.
Vakfiyenin aslı; eski Cılkıdır Köyü, şimdiki Taşova'nın
Cılkıdır Mahallesinde oturan Remzi Saçlı adlı şahsın elinde olup, Alparslan Belediye Başkanı Sayın Muttalip Öztürk tarafından, tercüme edilmek üzere, fotokopisi Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı'na getirilmiştir. Yıllardan beri bu konularla ilğimi ve merakımı bilen mesai arkadaşlarım, vakfiyeyi bana gösterdiler. Üzerinde çalışmak bizlere kısmet oldu.
Dolayısıyla, biz de, bu şekilde Selçuklu Dönemine ait bir vakfiyeden haberdar olduk. 1257 tarihindeki bir kısım köy isimlerini öğrendik. 1071 yılında feth edilen Anadolu'da, 186 yıl içinde 69 köy isimlerinde ancak birkaç adet azınlık ismi kalması, Anadolu'nun Türkleşmesi ve toponomi hakkında bize yeterli bilgileri ulaştırmaktadır. İçişleri Bakanlığı tarafından köy isimlerinin sık değiştirilmesi , bizi fazlasıyla meşgul etti. Bazı isimler üzerinde ise,netice almak mümkün olmadı. Bunu gelecek araştırmacılara bırakıyoruz.
Ayrıca Rufâi tarikatının kısa sürede Anadolu'da yayıldığını, taraftar bulduğunu, mânevi alanda susamışlığı göstermesi açısından da vakfiye ve silsile,dikkate şayandır.
Anadolu'daki ilk Rufâi Şeyhi olarak bildiğimiz Küçük Seyyid-i
Ahmed-i Kebir hakkında yeterli bir yayın yoktu. 1990 ve daha sonra bilgi ve belgelerle genişletilmiş olarak 1991 yılında , Samsun ili Lâdik ilçesi'nde medfun bulunan , Hz. Mevlânâ ile görüşen, bir müddet Amasya'da oturan ve Hüsamettin Çelebi ile Amasya'da görüşen, Sultan Orhan Gazi Devri ulemâsından, Kutbü'l Arifin ve Gavsü'l Vasilin Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi hakkındaki iki araştırmayı ilim âlemine sunmuştuk.(13) İkinci yazımızda da, atıfta bulunarak (14) Seyyid Nureddin Alparslan'ın yapılacak araştırmalar sonucunda bir irtibatı olabileceğini ileri sürmüştük !.
Bu yazı ile, Seyyid Nureddin Alparslan'ın, Küçek Seyyidi Ahmed-i Kebir ile ya çağdaş olabileceği veya, ondan önce olma ihtimali, aşağıda tercümesini sunduğumuz vakfiye ile kesin olarak ortaya çıkmaktadır. Kanaatimize göre, öncedir. Şimdiki bilğilerimize göre, Anadolu'daki ilk Rufâi Şeyhi'dir. Zira, Seyyid Nureddin Alparslan'ın vakfiyesi 1257 tarihlidir. Yani, o tarihte olgun, çevresi olan, dini otorite bulunan, geniş mülk sahibi bir zattır. Seyyid Ahmed er-Rufâi ise, o tarihte, en erken , delikanlı çağında olması gerekir, zannediyoruz. Zira Evliya Çelebi'ye göre 63 yaşında 752 H./ 1351 ? tarihinde vefat etmiştir.(15) Tahminlerimize göre 1250-1335 ? tarihleri arasında yaşayabileceği yazarak , önceki yazımızda, henüz araştırmalarımızın başında olduğumuzu da belirtmiştik. İleride bulunabilecek bilgi ve belgelerle konunun daha çok aydınlatılabileceğini söylemiştik. Aşağıda verilen vakfiye bu tahminimizi doğrulamaktadır.
Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi, silsilesi Peygamberimiz'e dayanmaktadır.(16) Seyyid Nureddin Alparslan soyu da ileriki sayfalarda inceleyeceğimiz gibi, Hz. Peygambere dayanmaktadır. O halde, bu akrabalık, sulbi yoldan değil, artık ilmi yoldan olabileceğini, şimdilik devrin modası olduğu kanaatini taşıyoruz.(17) Osmanlı İmparatorluğu Dönemi icazetnâme metinleri (18) incelendiği takdirde, bu gerçekleri daha iyi görüyoruz. Fakat, icazetnâmelerde, ilim öğrenme yolu Hz. Peygamber'e dayanmakla birlikte, seyyidlik vasfı ve ünvanının hiç bir zaman verilmediği de unutulmamalıdır. Ancak, şunu da hemen belirtmek gerekir ki, Nakibü'l Eşraflık müessesesi, kolay kolay seyyidlik pâyesi veremez. Araştırmaların
Derinleştirilmesi gerekir. İleriki tarihlerde Lâdik'de medfun Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi'nin var olduğunu bildiğimiz, ancak nerede bulunduğunu bilemediğimiz vakfiyesi veya onunla ilğili diğer belgeler ele geçtiğinde, Seyyid Nureddin Alparslan gibi, konu daha çok aydınlığa kavuşacaktır.
Seyyid Nureddin Alparslan er-Rufâi'nin dedesinin babası olan Kemâliyeli Ebubekir er-Rufâi'nin Anadolu'daki ilk Rufâi Şeyhi olduğu söylenebilir. Zira; Bağdad civarında, Vasıt şehrinde medfun olan ve 1182 tarihinde ebediyete
intikal eden, Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi; Ebubekir er-Rufâi ile çağdaş olabileceği gibi O'nun Anadolu'ya gönderilmiş öğrencisi veya halifesi olma ihtimali yüksek görünmektedir.
Bu durumda; Samsun-Lâdik'te medfun olan Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir, Rufâilik Şeyhliği icâzetini, Seyyid Nureddin Alşparslan 'dan mı almıştır, yoksa Vasıt şehrin medfun bulunan tarikatın ilk piri Seyyid Ahmed Rufâi'den mi ? Bunu bilemiyoruz. İbn-i Batuda, Anadolulu Şeyh Ahmed-i Rufâi'yi ilk defa Vasıt şehrinde ceddinin mezarı başında ve onun seccadesinde duâ ederken görmüş ve ikindi namazından sonra yapılan Rufâi ayinini seyretmiştir.(19)
Şekâyık-ı Numaniye'ye göre Bağdad- Vasıd'da medfun Seyyid Ahmed-i Kebir er- Rufâi'nin silsilesi aşağıdaki şekildedir :
TARİKAT-I RUFAi
Ebubekrü'ş-Şebli, Şeyh Mahmud Acemi, Şeyh Ali Rudbâri, Ebu Ali Gulâm bin Türkân, Ebu'l Fadl Kâmih Şeyh Ali Gâri, Seydi Ahmed bin Ebul Hasan Aliyyül Rufai (Seyfüddin Aliyyül Rıfai hemşirezadesidir.),
Mühezzibü'l-devletü'd-din Abdurrahim ibnü'r-Rıfai, Muhyiddin İbrahimü'l Azeb ibni Aliyyü'r-Rıfai, Şemsü'd-din Muhammed Abdurrahim er-Rıfai, Kudbe'd-din Ebul Hasan binü'l Rıfai (Şemsü'd-din'in biraderidir.). Necmü'd-din Ahmed bin Aliyyü'l-Rıfai, Şemsü'd-din Ahmed bin Muhammedü'r - Rıfai, Tacü'd-din Muhammed bin Ahmedü'r-Rıfai ( Şemsü'd-din Ahmed'in oğlu ve halifesidir) , Ali bin Muhammed bin Ahmedü'r-Rıfai merhum eşşeyh Aliyye'nin hattından menkuldür.(minel garaib).
Bu hakir bâlâda zikr olunan silsile-i Rıfaiyyenin muahheri eş-Şeyh Ali bin Muhammed bin Ahmedü'r-Rıfai hizmetlerinin hattı şerif-i ile olan mecmuada Babartan Hindi'ye peyveste olan silsile-i bu vech üzre gördüm ki, zikr olunur lebs-i hırkatü'l tasavvuf şeyhuna ve seyyiduna ve mevlânâ ve kutbutuna eş-Şeyh el-Kâmilü'l-mükemmel kudvetü'l-ehlü'l tarikat vel hakikatü'l kaimü'l-billâhi'l hüccetü'l Hakk Aliyyü'l-halk İzzü'l-Hakk milletü'd-din Nasırü'l-İslâm ve'l müslimin varisü'l enbiya ve'l-mürselin Yusuf bin Muhammed kaddesallahü sırrehu min yedi'ş-şeyh el-Amil el-Kâmil el-muhakkik Kutbu'l Evliya cemâlü'l-milletü'din Hoca ihtiyarü'd-din el-hayrü'l-Horasani rahmetallahu vehüve lebise min yedi'ş-şeyhi'l alimi'l-amil el-Kamil el muhakkik Muhammedü's-Suruvi rahmetallahü aliyye ve hüve lebise min yedi'ş-şeyhü'l-alimü'l kâşif kudvetü ashab-ı Resulullah sallallahü Teâla aleyhi vesellem ve bayıyyetehum Sâhûl bin Halidiyos mehadiyü'l-melakıb Balerten radiyallahu Teâla anhu ve hüve lebise min yedi'l-Mustafa el-Müctebâ'lmualla Muhammed bin Abdullah bin Abdulmuttalib bin Haşim bin abd-i Menaf sallallahü Teâla aleyhi ve ala âlihi ve ezvacihi ve hülefai'lRaşidin (Nefahatü'l-Üns Molla Cami'de vâsıl şame-i şuurdur ki Şeyh Rızaeddin Ali Lala Gaznevi Hindistan Seferin ölüb ebu'r-Rızaretinin radiyallahü teâla anhü sohbetine erişmişti ve Hazret-i Resül'ün sallallahüğ aleyhi vessellem emanetini ondan ahz edüb teşrifat zahire ve batınıyye ile müşerref olmuş idi.
Nitekim, Şeyh Rükneddin Alaüddevlehu Semanani Kaddesü Sırrehhhu'l aziz onu tashih buyurub demiştir. Sahabü's-Şeyh Rızaeddin Ali Lala Sahib-i Resulûllah sallallahü aleyhi vessellem aba el Rızareten ibni Nasr radiyallahü Teâla anhü faitah müşettamen emşat resulullahiii sallallhü Teâla aleyhi vessellem ve Şeyh Rukneddin Alaüddevle buyururlar ki, Şeyh Rızaeddin Ali Lala ol ( evvel?) şane-i saadet nişaneyi bir hırka dolayıp ve ol hırkayı bir kağıda sarup hatt-ı mübareke ile kağıda yazılmış haze'l-muşut min imşat-ı resulullahi sallallahü Teâla aleyhi vessellem ve salli ala haze'l-zaif min sahib-i Resulullahi Sallallahü Teâla aleyhi vessellem ve haze'l-hırkatü ve salat min ebu'r-rızareten ala haze'l zaif ve yine Şeyh Rükneddin hattı mübareki ile yazmış ki şöyle derler ki: ol emanet Şeyh Rızaeddin Ali Lala içün idi. Kaddesallahü esrarühüm. Tezkere-i Devletşah'da bu kıssa alelihtisar zikrolunduktan sonra mezkurdur ki, Babarten içün bazıları sohbet-i Hazret-i Resul-ü Ekrem Sallallahü Teâla aleyhi vessellem şerefi ile müşerref olmuştur derler. Ve bazı âher havariyyun-ı Hazret-i İsa Aleyhisselam'dan olmak üzere nakl ederler ve bindörtyüz yıl muammer olmuştur deyu haber verirler. Tarih-i Hicretten beşyüz sene mürurundan sonra intikal etmiştir. Belki akd-i sadise karibdir. İbn-i Hacer enbaü'l gumri fi enbail ömr ismi ile müsemma kitabında sahibu'l amus tercümesinde yazar ki, Şeyh Mecdûddin Firûzâbâdi ile cem oldu. Reten-i Hindi'nin vücudunu tasdik edüp İmam Zehebi'nin Mizanü'l-adl kitabında inkar ettiğini inkar ederdi. Ve hikayet eylediği Avvar seyahatimde, bir kuryeye dahil olub zürriyetinden bir kavim ile mülâki oldum. Tasdik üzre ittibak ve ittifak ederlerdi. Ol cihetten " Kitabü'l esbe fi tarihü'l-ashabe " nam kitabında zikrine tasrih ve senedi hadisin tashih eyledim. Keza zikr-i ibnü'l-Hacer ve'l-ilm indallahi'l-alimi'l-hayr.(20)
Hacı Muharrem Hilmi Efendi'ye göre ise şöyledir :
Müşarünileyh hazretleri meşhur Rifai tarikatının sahibidir. Ve dört kutbun ikincisidir.Yüksek lakapları Ebu'l Alemeyn, künyeleri Ebu'l Abbas'tır. Silsile-i nesepleri ondört vasıta ile İmam Musa Kâzım Hazretlerine ulaşır. 512 tarihinde Basra Vilâyetinde Meşfek Sancağı'na bağlı Vasıt Nahiyesi'nde Ümm-i Ubeyde nam köyde şahadet âlemine gelip Cennat-i Adn hesabınca 570 senesi Cemaziyelevvelin 22 inci Perşembe günü dar-ı bekâya azmeylemişlerdir. Müddet-i ömürleri altmışbir senedir. Neseb-i şerifleri şu suretle Şehitlerin Seyyidi İmam Hüseyin (R.A.)e vasıl olur :
Seyyid Ahmed Rifa'i ibn. Seyyid Ebu'l-Hasan Ali ibn.Seyyid Ahmed Yahya ibn. Seyyid Sabit Ebu'l-Hâzim el-İşbili ibn. Seyyid Ali Hâzım ibn. Seyyid Ahmed ibn. Seyyid Ali ibn. Seyyid Ebu'l-Mekârim Rifâe alHasan al-Mekki ibn. Seyyid Mehdi ibn. Seyyid Muhammed Ebu'l-Kasım ibn. eyyid Hasan ibn Seyyid Hüseyn ibn. Seyyid Ahmed ibn. Seyyid Musa esSâni ibn. Seyyid İbrahim el-Murtaza ibn. Seyyid İmam Musa el-Kâzım ibn. Seyyid İmam Ca'fer es-Sadık ibn. Seyyid İmam Muhammed Bakr ibn. Seyyid Ali ibn. Seyyid İmam Hüseyin ibn. Seyyid İmam ali ibn. Eb Talib ( Allah hepsinden razı olsun ).
Pir-i müşarünileyh hazretleri usul-i zikr ve tarikati Aliy-yül- Kari el-Vasıti (Kds.Sr)'den almıştır. O da Ebu'l-Fazl ibn. Kâmih (Kds.Sr.)'den, o da Ali A'cemi ( Kds.Sr.)'den, O da Ebubekr Şibli( Kds.Sr.)'den, O da Seyyidüttaife Cüneyd-i Bağdadi (Kds.Sr.)'den, O da Seri as-Sakati (Kds.Sr.)'den, O da Ma'ruf-i Kerhi ( Kds.Sr.)'den, O da Davûd et-Tâ'i ( Kds.Sr.)'den, O da Habib-i Acemi ( Kds.Sr.)'den, O da Hasan-ı Basri ( R.A.)'den, O da Şâh-ı Evliyâ İmam Ali (R.A.V.K.V.)'den, O da Mahbub-i Rabbilâlemin, Sirru'l-Vücud ve Sâhibu'l-Mahmud Seyyiduna ve Nebiyyuna Muhammed Mustafa ( S.A.V.) Efendimizden ahz-ü telâkki etmişlerdir. Bu fakir-i pürtaksir dahi tarikat-i aliyye-i Rifâiyye'ye dair usul-i zikir ve tariki Hacı Ahmed Baba-yi Sanamiri ( Kds.Sr.)'den akz-ü telâkki ettim . O da Yusuf elVâni ( Kds.Sr.)'den ahz-ü telâkki etmiş olduğundan bu vasıta-i aliyye ile bağlılık silsilemiz Pir-i Rifâi'ye çıkar. Allah Teâlâ sırlarını takdis etsin ve bizi feyizleriyle faydalandırsın. Amin ve selâmün alel murselin vel-Hamdülillâhi Rabbilalemin.(21)
Feyzaldığım aziz dostum, rahmetli Enver Behnan Şapolyo'nun Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi adlı eserinde de Rufâi tarikatı silsilesi bulunmaktadır (22). İleriki yıllarda yapılacak araştırmalarda , Anadolu'dakidiğer Rufâi şeyhleri hakkında yeni bilgilerin ortaya çıkacağı unutulmamalıdır.
Sırası gelmişken tekke ve zaviyeler hakkında kısa bir özetleme yapmak istiyorum :
Tekke ve zâviyeler;geçmiş asırların bir halk üniversiteleri durumundadır. Bu müessese; halkın edebiyat, musiki, ahlâk, nefis terbiyesi, nefse gem vurma, kötülüklerden korunma, yani mânevi temizlik, spor gibi sosyo-kültürel dallarda öğretim yapıldığı gibi; dini terbiye, iyi insan olma, kâmil yani olgun insanlık ufkunu açan günümüzün açık öğretim kurumlarıdır.
Bir çok divan şâiri, halk şâiri, edebiyatcılar, güzel sanatlarla meşgul olan o günlerin yazarı olan hattatlar, müzehhipler, neyzenler, bu ocaklardan yetişmişler, feyz almışlardır.
Geçmiş asırların ulaşım ve haberleşme güçlüğü yanında, telekominikasyonun, matbu, sesli, görüntülü yayının olmadığı devirlerde; tekke ve zâviyeler yolu ile edebi hikâyeler, maddi ve mânevi ilimler, müderrislerle birlikre dervişler, halk şâirleri, meddahlar kanalı ile Anadolu- Rumeli - Şam- Hicaz- Yemen-Trablusgarb'e kadar kısa sürede yayılıyordu. Yani, Orta Asya'dan Macaristan ovalarına, Kırım'dan, Basra ve Yemene kadar geniş bir imparatorluk toprağına yayılıyordu.
Geçmiş yüzyılların birer milli kültür merkezleri durumunda olan tekke-zaviyeler, gelip-geçen yolcuların daimi bir kültür sarayı idi. Bu sarayda üstelik; ücretsiz yemekve yatacak yer de buylunuyordu. Yani;
gönül pınarları engin, ziyafet sofraları leziz, istirahat imkânları ikâmet ettikleri evlerinden lükstü. İnsan aklına hemen, bir atasözümüz geliyor. Bedava sirke baldan tatlıdır.
Osmanlı İmparatorluğu; merkezi idareyi terk edip, yetki ve sorumluluğu taşraya yaymış, onların siyasi, sosyo-kültürel ve dini terbiyesi için de tekke ve zâviyeleri maddi-mânevi desteklemiş, daima şeyhlere ihsanlarda bulunulmuş, vakıflar yolu ile de imkânlar sağlanmıştır.
Bu şekilde toplumundaha iyi kontrolünü elde etmişlerdir. Yani otokontrol, sağlanmıştır. O devirlerde şeyhin sözünden kimse dışarı çıkamaz, arzuları emir telâkki olunurdu.
Bununla birlikte XVII. yüzyıl ve bilhassa XVIII-XIX. yüzyıllarda, ekonomik şartlar bozulup,ucuz Amerika altını Avrupa'ya akınca , enflasyon süratle ilerledi. Dolayısıyla şeyhlik makamına yapılan tayinlerde usulsüzlükler ve torpil müessesesi çalışınca, üst düzeyde bir yakını olmak, şeyhlik makamına tayine kâfi gelince, diğer şeyhler tembelliğe alıştılar, taassup gün geçtikce arttı, gelirler kurudu ve müessese dejenere oldu. Ve nihayet 1926 yılında, fonksiyonunu çok önceden yitirmiş bulunan müessese, ömrünü tamamladı. Tarihin karanlık sayfalarına gömüldü.
Şimdi, tarihin karanlıklarından bazı sayfaları bir mum ışığı ile aydınlatabilmek amacı ile, Seyyid Nureddin Alparslan Zaviyesi vakfına dönelim :
Vakfiye metninden elde ettiğimiz bilgiler (23) :1. Vakfiye; mahkeme, yani kadı-hâkim tarafından tescil edilmiş olup sahih-doğru ve geçerlidir. Ayrıca Evkaf müfettişi Memuru Kadı İbrahim;Niksar Kadısı, Meragalı Sermak oğlu Mehmed; Evkâf Müfettişi Musa oğlu el-Hac Kemâl; Sonusa Kadısı el-hac Behram Ahmed vakfiyenin geçerliliğini onaylayarak, vakfiye suretinin aslına uygun olduğunu tasdik etmişlerdir.Ayrıca şahitlerinin de Sonusa Kadısı Mevlânâ Fahrüddin ve Nureddin oğlu Mevlânâ Elvan, Abdullah oğlu Seyh Mehmed, hattatın Niksar Kadısı İbrahim oğlu Mehmed olduğunu anlıyoruz. Ancak; suret çıkarılırken herhangi bir tarih konmadığından, suretin hangi tarihte çıkarıldığı ve yukarıda saydığımız kişilerin hangi tarihte adıgeçen yerlerde görevli olduklarını bilemiyoruz.
2. Vakfiyenin her sayfasının üst kısmında, iki yanda; vaslı sahih ve doğru yazdı, ibareleri vardır. Sayfaların alt kısmında, sağda ve solda ise; vaslı sahih ve müsecceldir, ibareleri bulunmaktadır. Bugün noterlerin her sayfayı mühürlediği gibi bir tasdiktir.
3. Yer isimleri (Toponomi) :
Mahruse-i Felanbil Kal'ası= Havalan Kale= Hüvelankale= Çalkaya ;
Niksar (Cabaira-Diapolis-Noecesaria) ; Zedvi Köyü=Zeytuva=Zuday= Yolbaşı= Alparslan Beldesi; Seyyid Nureddin Alparslan Zaviyesi ve imâreti ; Melek Köyü=Melik ? ; Büyük Nehir (Tozanlu=Yeşilırmak); Haddadi=Çaydibi (1950 yıllarına kadar aynı isimde); Sonicsa = Sonusa= Uluköy Beldesi ( antik, Annesi ); Karakapak; Çatalan ;Beyrun (Birum ?); Manavrı; Kızri (Kazeri ?) ; Sarualan; Kaşkaya ; Sûri; Tekaloza= Tekelüze=İkizce=Gürsu.; Mermun Nehri = ( ihtimal, Destek Deresi ?) ; İspatlo ; Gökdere ; Sepetlü (bugün aynı isimde ); Boraboy = Borabay= Gölbeyli (Amasya= Taşova-Destek bucağı ) ; Akdağ ( halen aynı ismde ); Cıvıntı ; Baş Baraklu = Aşağı Baraklu ? ( Yukarı Baraklı,Baraklı Yaylası,Taşova-Tekke Bucağındadır.) ; Nahislu ( Nahsiblü ? ); Hallaçlu ; Nureddinlu ; Alaca Kilise ; Gündos ; Kilise ; Çamurcuk Mezrası ; Tasini=Tasna=Yaylasaray köyü ( Taşova-Tekke Bucağı ) ; Balaki ; Bağalu Dağı ; Tarıtma ; Kalikale = Kalekale=Kaleköy=Dörtyol (Taşova-Tekke Bucağı ) ; İlcuk Mezrası= (Ilıcaköy ? olabilir ) ; Eyüyapa ? ( Erbaa ilçesi eski Hayati , yeni Doğanyurt Bucağı Eryaba Köyü olabilir ?); Bes Badi ; Çender ; Ahurcuk =Ahurköy= Tosunlar Köyü ( Tokat-Erbaa Merkez Bucağı ) ; Aydak ; Efkisal ; Fonun Hisarı( Amasya şehrinin Çakallar mevkiinin kuzey batı sırtları ? ); Gölcügez; Serçelü ; Çardeğin ; Fakıh ; Yotaş= Yornus=Çakırsu ( Taşova-Esençay Bucağı ?) ; Kışlak Alaâddin (Erbaa'nın güney-doğusunda Alaaddin=Aladon= Bölücek Köyü ? ) ; Irâk? Ayrak ?; Kuruçay ; Orahta Mezrası ( Özrihte? ) ; Serhor ; Yeben ; Emadi ; Gavsan ; İggebe ; Kenûsi; Kine ; Kösre ; Ayangil ; Raan ( Reayan ?, Ayan ?.Erbaa'da bugün Çevresu adıyla bilinen Ravak Köyü vardır. Eski haritalarda -1950'lerde, Revak Köyü adı ile bilinmektedir.) ; Baladan ; Bedyani ; Maarız Dağı = Heriz Dağı= Güvendik Köyü ( Taşova Merkez Bucağı ) ; Tarimne ; Yornus =Çakırsu ( 1950'lerde aynı adla anılıyor . Taşova-Esençay Bucağı ); Yavtaş ; Frankhisarı ; Serkis ; Azenis ( Ajanis ) ; Panbuközü= Ormanözü (Amasya-Suluca) ; Karaöyük ; Sonmalık ; Taylık ; Kanlukaya ; Kızık=Kızseki? ; Yenişehir Kal'ası ; Karakuş Kal'ası ;

4. Ölçü çeşitleri ve ücretler :

Arazi kiraların mukavelesinin en çok üç yıla kadar ( üç yıldan az )olması şartı vardır. Kiralar her sene mahsül zamanı ve peşin olarak tahsil edilmesi hükme bağlanmıştır.
Ölçü birimi olarak men kullanılmakta olup 18 litre alabilecek
büyüklüktedir. Her ekmeğin ağırlık birimi ise, 150 dirhemdir.
Fırıncıya ; yıllık 10 ölçek buğday,bir ölçek atılmış pamuk, beher gün yemek, ekmek, günde 1 dirhem ücret verilmektedir. Oduncuya, her yıl 10 ölçek buğday, bir ölçek pamuk, her gün yemek, ekmek ve 2 dirhem ücret verilmektedir. Yemek servisi yapan nakip adlı görevliye ; yıllık 5 ölçek buğday , 1 ölçek atılmış pamuk, günde 1 dirhem ücret ve öğle -akşam 2 çanak yemek verilmektedir.
Zaviye ve imareti silip-süpüreb görevliye yıllık 8 ölçek buğday, 1 ölçek pamuk, günlük 2 çanak yemek ve 4 ekmek verilmektedir.
Tahsildar ve kâtiplik yapan personele ; yıllık 15 ölçek buğday, 2 dirhem ; İmama, yıllık 12 ölçek buğday, 2 ölçek pamuk, günlük 2 dirmem ; müezzine, yıllık 5 ölçek buğday, 1 ölçek pamuk,yemek- ekmek; verilmektedir.
Şeyh Efendiye, yıllık gelirin dörtte birinin verilmesi vakfiye şartıdır.
5. Şahit isimlerinden dikkat çekenler ise şunlardır : Abdullah
oğlu Torumtay. Bilindiği gibi Torumtay (24) ailesinin Amasya'da büyük hizmetleri olup, Gökmedrese'yi 1267 tarihinde yaptırmışlardır. Cami ve türbesi vardır.Seyfettin Turumtay'ın vakfiyesi İsmet Kayaoğlu tarafından yayınlanmış olup , 1280'de vefat etmiştir. Keçeci zade ve Kaya Paşa sülalesi bu soydan çıkmıştır. Arslan Toğmuş ise ; Melik Danişmend Gazi'nin damadı Selvi Bey'in oğulları olması büyük ihtimaller arasındadır.(25) Ancak vakfiyede açıkca Sünç oğlu Arslan Toğmuş ibaresinden Arslan Toğmuş'un babasının Selvi Bey olmadığını sarahatle anlıyoruz. Kaan Aytoğmuş; Emir Arslan ; Orta Asya Türk isim geleneğini devam ettiren isimler arasında zikredilebilir.
996 H/1588 M. tarihli Silsile-nâmenin (26) tetkikinde ise, devrin modasına uygun olarak; soy Hz. Muhammed'e dayanmakta ve bundan da hareketle Hz. Adem âleyhiselâm'a çıkılmaktadır (Bkz. 17 numaralı dipnot). Ali oğlu Mehmed oğlu Ali oğlu Seyyid Ebu'l-Hasan şeceresine uygun olduğu belirtilerek, Zirvetü'l-Hasan adıyla bilinen nesep
bilgini Hasan oğlu kasım oğlu nesep bilgini Seyyid Şemseddin şeceresine de mutabık olduğu sarahatle belirtilmiştir. Ayrıca şecerenin Seyyid Muhammed Meşan'dan alındığı da açıklanmıştır.
Silsile Nakibü'l eşraf huzurunda yazılmış, diğer Nakibü'l-Eşraf tarafından da tasdik edilmiştir. Ayrıca iki şahitlede konu pekiştirilmiştir.
Silsile-nâme Bağdadlı el-Hac Muhammed oğlu el-Hac Mansur tarafından yazılmış olup , eserin hattatı da kendi ismini açıklamıştır.
16 göbek soyu verilen şecerede; Seyyid Nureddin Veli adı Vali olarak yazılmış, Alparslan lâkabı kullanılmamıştır. 1257 ? tarihiden 1771 tarihine kadar silsile devam etmiş, daha sonra Seyyid el- Hac Mustafa Kâmil Efendi ile son bulmuştur. Mustafa Kâmil Efendi'den 5 daire çıkmasına rağmen, isimnleri yazılmamış ve boş bırakılmıştır. Buradan da Mustafa Kâmil Efendi'nin çocukları doğmadan eserin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, Seyyid Nureddin Alparslan'ın 9. göbek torunu Seyyid İbrahim'dir. Taşabad (27) kazası Tenye karyesi Ravak adlı köyde, kayıtlara göre, Şeyh Seyyid İbrahim Zaviyesi bulunmaktadır (28). Dolayısı ile adı geçen zaviyenin de Seyyid Nureddin soyuna ait olması akla gelmektedir (?).
Tapu ve Kadostra Genel Müdürlüğü Arşivinde yaptığımız
araştırmada, 982 H/1574 M. tarihli Sivas Tahrir Defteri No.12, varak 65 b'de 216 numaralı köy olarak geçen" Karye-i Arus, Tabi-i Felanbil, Mâlikâne vakfı, Zaviye-i Şeyh Nuredddin." denmektedir. Mâlikânesi tamamen vakfedilmiş, Divani ise, tımar verilmiştir.
Sivas Defteri No 12. de 38 b varağında 105 numaralı köy olarak geçen; " Karye-i Musalu, tabi-i Taşabâd, iki baştan Vakfı Zaviye-i Seyyid Nureddin " ismi geçmektedir.
Başbakanlık Arşiv'i araştırıldığında, daha başka bilgilerin de gün yüzüne çıkacağı tabiidir. Biz, bir an önce belgeleri ilim alemine sunmayı düşündüğümüzden, zaman darlığı sebebiyle diğer araştırmalara imkanımız olmadı.
-----------------
1. Fuat Köpülü; Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara üniversitesi Basımevi, İkinci baskı Ankara 1966. s.7-153.
2. Mevlâna Celâleddin-i Rumi için Bkz.;Türk Vakıf Medeniyetinde Hz. Mevlânâ ve Mevlevihânelerin Yeri Semineri, 2-3 Aralık 1991, Ankara, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1992, ( basılıyor ); Milletlerarası Mevlânâ Seminerleri bildirileri, Konya; Güldeste, Konya Turizm Derneği Yayınları;
3. Hacıbektaş-ı Veli; Velâyetnâme, ( Neşreden Abdülbâki Gölpınarlı), İstanbul, 1958.
4. Ahi Evran-ı Veli için Bkz.; Sadi Bayram ; Bir Ahi Şeceresi, Comite International D'Etudes Pre-Ottomanes et Ottomanes VIII.Symposium, The University of Minnesota, August 14-19, 1988, Bildiriler. ; Neşet Çağatay; Bir Türk Kurumu Olan Ahilik Teşkilâtı, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Yayınları, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1974.
5. Yunus Emre ; Türk Vakıf Medeniyeti Çerçevesinde Yunus Emre ve Dönemi Semineri, Ankara 4-5 Aralık 1990, VIII. Vakıf Haftası Kitabı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ongun Kardeşler Matbaası, Ankara, 1991 , s.21-134. ; Yunus Divanları; Turk Yurdu
Yunus Emre Özel Sayısı;
6. Hacı Bayram-ı Veli için Bkz: Türk Vakıf Medeniyeti Çerçevesinde Hacı Bayram-ı Veli ve Dönemi Semineri, 1-7 Aralık 1986, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Elif Matbaacılık, Ankara,1987, s.9-225.; I.Hacı Bayram-ı Veli Sempozyumu, 8-9 Mart 1990, Ankara, Ankara Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, Türk Hava Kurumu Basımevi İşletmeciliği, Ankara 1991, s.5-143.
7. Sadi Bayram; Hacı Bayram-ı Veli ve Tarihe Bağlılık, I.Hacı Bayram
Sempozyumu, Ankara 1991, s.35.
8. Nejat Kaymaz ; Pervane Mu'inü'd-din Süleyman, Ankara, 1970.; Kerimü'd-din Mahmud Aksarayi ; Müsamerat-al Ahbar,( Çeviren: F.N.uzluk-M.Nuri Gençosman), Ankara, 1943; M.Ferit-M.Mesut, Selçuklu Veziri Sahip Ata ve Oğullarının Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1934.
9. Sadi Bayram- Ahmed Karabacak ; Sahip Ata Fahreddin Ali'nin Konya İmâret ve Sivas Gökmedrese Vakfiyeleri, Vakıflar Dergisi, S.XIII, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1981, s.31-70 ; Sadi Bayram, Merzifon Ulu Camisinin Yeri: Merzifon'da Türk-İslâm Eserleri, Kültür ve Sanat, S.5, T.İş Bankası Yayınları, Ajans-Türk Matnaası, Mart 1990, s.69-77.
10. Taşova=Yemişenbükü.
11. Zedvi=Zeytuva=Zuday= Yolbaşı= Alparslan.
12. İhtiyar = saygın, yaşlı , yüce anlamında.
13. Sadi Bayram; Samsun-Lâdik Seyyid Ahmed-i Kebir, Samsun Ondukuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Dergisi S.2, Samsun 1990, s. Sadi Bayram; Ladik ve Seyyid Ahmedi Kebir er-Rufai Hazretleri, Türk Dünyası Araştırmaları, S.74, Renk Ofset, İstanbul, 1991, s. 139-156
14. S.Bayram, Ladik ve Seyyid Ahmedi Kebir er-Rufai Hazretleri, Türk Dünyası Araştırmalar Dergisi, S.74, Renk Ofset, İstanbul 1991, s.151-153.
15. Evliye Çelebi Seyahatnâmesi, ( Zuhuri Danışman çevrisi ),İstanbul, 1972, C.3, s.40.
16.Mustafa Tahralı; Ahmed er-Rufâi, maddesi,İslam Ansiklopedisi, C.II, İstanbul 1989, s.128 ; Hacı Muharrem Hilmi Efendi; Kadiri Yolu Sâliklerinin Zikir Makamları, (Neşre Hazırlayan:Süleyman Ateş ), Pars Matbaası, Ankara, 1976, s.51-52. ; S.Bayram; Ladik ve Seyyid-i Ahmedi Kebir er-Rufai Hazretleri, Türk Dünyası Araştırmaları,S.74, Renk Ofset,İstanbul, 1991, s.144.
17.Sadi Bayram; Musavvir İstanbullu Hüseyin tarafından Minyatürleri Yapılan ve Halen Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Muhafaza Edilen Silsile-nâme, Vakıflar Dergisi, S.XIII, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1981, s.253-338.; Lütfullah Ahmed, Hayatı Hazreti Muhammed, 3.Baskı, Kader Matbaası, Dersaaded ( İstanbul ) 1331, s.319-320 ; Abdülvahab Enneccar, Kısasü'l Enbiya, Darü'l-Hayr Matbaası, Beyrut 1990, s.25-512; Sadi Bayram; Ankara Etnoğrafya Müzesi'ndeki Madalyonlu Silsile-nâmede Doğu Anadolu ve Batı Asya, VIII. Türk Tarih Kongresi, Bildiriler,Ankara 1981, C.II, s.645-657., lev.331-353. ; Sadi Bayram; İrlanda-Dublin, Chester Beatty Library'de Minyatürlü Bir Osmanlı Tarihi ( Zübdetü't-Tevarih ), Kültür ve Sanat, T, İş Bankası Yayınları, Ajans-Türk Matbaası, Ankara 1991, S.12, Aralık 1991, s.63-68.; Sadi Bayram, The 1598 Zübdetü't-Tevarih At The Chester Beatty Library in Irland, Image, S.44, Desen
Matbaası, Ankara 1991, s. 3-8.; Sadi Bayram, Medallioned Genealogies, Image, S.30, Desen Matbaası, Ankara 1990, s. 11-15.
18. Hüseyin Atay ;Fatih-Süleymaniye Medreseleri Ders Programları ve İcâzet-nâmeler, Vakıflar Dergisi, S. XIII, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1981, s. 188-206.
19. Sadi Bayram; Lâdik ve Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi Hazretleri, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi,S.74, Renk Ofset, İstanbul 1991, s.147. İbn-i Batuda;Tuhfetü'n-nuzzar fi garaibi'l emsal ve Acaibi'l esfar, Seyyahatnâme-i İbn-i Batuda Tercümesi ( Mütercim, Damad-ı Hazret-i Şehriyâri Mehmed Şerif, C.I, Matbaa-i Amire, 1333-1335, s.197; İbn-i Batuda Seyahatnamesi, (Mümin Çevik Tercümesi), C.1-2, Üçdal Neşriyat,İstanbul 1983, s.126.
20. Atai Efendi; Terceme-i Hadaigul Hakaik fi Tekmiletiş-Şekaik, 1268, İstanbul, s.66-67, (Zeyl-i Şekaik-i Atai ).
21. Hacı Muharrem Hilmi Efendi; Kadiri Yolu Sâliklerinin Zikir Makamları, (Neşre Hazırlayan:Süleyman Ateş ),Pars Matbaası, Ankara, 1976, s.51-52.
22. Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi,İstanbul 1964, s.449-450.; İstanbul'da bulunan eski Rufâi Tekkeleri, s. 464-465.
23. Vakfiye, Arapca mütercimi Sayın Ali Çakır tarafından tercüme edilmiş, Sayın Adnan Tüzen tarafından yer yer kontrol etmiş, tarafımdan redakte edilmiştir. Adı geçenlere teşekkürü, zevkli bir borç bilirim .
24. Seyfeddin Turumtay; Alaeddin Keykubad'ın Mirahorluğunu yaptıktan sonra sivrilerek, Amasya Kalesi dizdarı olmuş (1237-1246), Selçuklu taht kavgalarında taraf tutmuş ve esir olmuş, serbest bırakılmış
ve önemli görevlere gelmiştir. Şahit olarak adı geçen Abdullah oğlu Turumtay'ın, Seyfeddin Torumtay ile ilgisini bilemiyoruz. Akrabası olabileceği ihtimali üzerinde durulması gerekir. Seyfeddin Turumtay için Bkz. Nejat Kaymaz, Pervâne Mu'inüd-din Süleyman, Ankara, 1970, s.47,51,54,56,75,143,150; Abdi-Zade Hüseyin Hüsameddin; (Sadeleştiren:Ali Yılmaz-Mehmet Akkuş), Amasya Tarihi, C.1, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, Ankara, 1986, s.164-166; Türkiye'de Vakıf Abideler ve Eski eserler, C.1, İlaveli ikinci baskı, Ankara, 1983, s.205; İsmet Kayaoğlu, Turumtay Vakfiyesi, Vakıflar Dergisi, S. XII, Mars Matbaası Ankara 1978, s.91-112. 665 H./1266 tarihli Turumtay vakfiyesinde adı geçen Ahurcuk köyünü Sayın İsmet Kayaoğlu da bulamamıştır. s.105. 1257 tarihli Nureddin Alparslan er-Rufâi vakfiyesinde de Ahurcuk Köyü adı geçmektedir. 9 yıl içinde aynı köyün bir başka vakfa bağlanması mantıki değildir.Ayrı köyler olabilir mi ? Samsun- Erbaa ilçesi kuzey -batısında olan şimdiki Tosunlar = Ahurköy, olma ihtimali çok yüksektir.
25. Abdi-Zade Hüseyin Hüsameddin;( Sadeleştiren:Ali Yılmaz-Mehmet Akkuş), Amasya Tarihi, C.1, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, Ankara, 1986, s.314 ; Emir-i âhur Fahrü'd-Din Arslan Doğmuş'la da bir ilgisi yoktur.
26. Silsile-nâme; Arapca mütercimleri Sayın Ali Çakır-Abdülbâki Pektaş tarafından tercüme edilmiştir. Her ikisine de teşekkürü, yerine getirilmesi zevkli bir borç bilirim.
27. Taşova.
28. Vakıflar Arşivi, 3/1 esas, 1702 numaralı kayıt. Sivas Muhasebe, 280.
29.El-Hadid Suresi, LVII/18. âyet .

30.Ali İmran Suresi III/30. âyet. 31. Fatr Suresi, XXXV/29. âyet. 32.Nahl Suresi XVI/96. âyet. 33.Abese Suresi LXXX/36. âyet. 34.Şuara Suresi XXVI/88-89. âyetler. 35.Men, ölçü birimi, 18 litre 36.Zeytinyağı.
37.Muvakkitlik ve müezzinlik yapan personel. 38.Mü'minin Suresi XL/52. âyet.

39.İbrahim Suresi XIV/48. âyet
AMASYA-TAŞOVA-ALPARSLAN BELDESİ
SEYYİD NUREDDİN ALPARSLAN ER-RUFAİ'NİN 655 H./1257 M. TARİHLİ
ARAPÇA VAKFİYESİ TERCÜMESİ


Vakfiyenin başında bulunan tasdikler :
Onun anlamını bulduğum zaman onu kabul ettim.... Rum memleketlerinde vakıflar Müfettiş Memuru Hayrettin oğlu Kadı İbrahim. Allah ikisini de af eylesin. Mühür.( okunamadı)
Vâkıfın ikrarıyla ona eklenenin hepsinin muhteviyatı nezdimde sabit ve sahih olduğundan dolayı vakfiyenin sıhhatine ve yürürlüğe girmesine ( tanfiz) hükm edip imza ettim. Onu yazan ve satırlayan (kâtip) yüce Mahruse-i Niksar'da Meragalı Hanefi mezhebinden Kadı Sermak oğlu Mehmed.
Muhteviyatı şer'i yolla sabit olup, açığa çıktığı zaman O'nu imzalayıp yürürlüğe koydum... onda yazıldığı üzere ve ben Gani olan Allah'a muhtaç Rum milletinde emir sahibi olan Evkâf Müfettişi Musa oğlu El-hac Kemâl . Allah onu muzaffer eylesin.
Daha önce vakfiyedekini şer'i kavime ve sırat-ı müstakime muvafık ve uyğun bulduktan sonra onu imzaladım. Ve bağışlanan acizânem Seyyidi Nureddin Evkâflarında Müfettiş memuru Sonica ( Sonusa ) Kadısı el-hac Behram Ahmed. Emir sahibi ile Zeytuva'daki Zaviyede meşhur kabrini, Allah'u Teâlâ nurlandırsın.
İmza şahitleri :
Sonusa Kadısı Mevlânâ Fahrüd-din ve Nured-din oğlu Mevlânâ Elvan. İkisine de Allah rahmet etsin.
Aslına sadık ve mutabık olarak bu şer'i vakfiyenin suretinden mülk ve kadir ( maliki-l Kadire muhtaç ) Sonusa Kadısı Abdullah oğlu acizanem Şeyh Mehmed nakletti.
Bu sureti aslından ziyade ve noksansız olarak Melik-i Kâdir olan Allah'a muhtaç acizanem Niksar Kadısı İbrahim oğlu Mehmed. Onu yazdı ve Allah'u Teâlâ her ikisini de affetsin. Mühür.( okunamadı)
Bismillâhirrâhmanirrâhim, O en iyi yardımcıdır.
Hamd; bulutların ağlamasıyla yer yüzünü yeşerten Allah'a mahsustur. Kerâmet nakışıylarıyle islâm ehlinin mallarını, hududları ile tezyin etti. Allah'u Teâlâ istikâmet makamına ve sünnetlerine, kullarından has zevâtları hidâye eyledi. Dârı makamda ( cennette ) sevap çeşitlerini hayır erbabına iâde edecektir. Allah'ın birliğine ve ondan başka ilâh ve ortağı olmadığına dair şehadet ederiz. Zorluklar pazarında meşekkatlere tahammül eden nefsi emmareye de şehadet ederim. Tüm kâinata gönderilen Allah'ın kulu ve Resûlu Muhammed'e şehadet ederiz ki, O rûz-i mahşerde şefaat sahibidir. Öyleki , selâat ve selâm O'nun üzerine ve ehline, din-i islam muzaffer bulan ve liderlik kısımlarına haiz olan ashablarının üzerine olsun.
Sözün özüne gelelim :
Allah'u Teâlâ Nefsi Emmare'ye galip gelen gaddar dünya, dünyadan zahitlik ile Resulü Ekrem'in yolunu tutan Allah'u Teala'nın güçlü ipine yapışan mücahade( çalışma) ile müşahadeye ( gören ) ve mütevessil ( gönderilen ) olan inat yollarını terk eden keşif ve tahkika malik olan Allah'ın teyid ve Tevfiki ile Şeyh İmamı-ı Rabbaniye ilham etti.
Efendilerin efendisi, ihtiyar, Kemahlı, Rufai, Ebubekir oğlu Mehmed oğlu Sarı oğlu seyyidi Seyyidi Nureddin Alparslan ; Devamlı olarak üzerine yağan Allah'ın nimetlerini gördü, dolayısıyla hayır ve ihsan erbabına uymayı istedi ve iyilik eserlerinin zaman sahifelerinde kalmasını murad etti.
Çünkü; kişinin eceli geldiği vakit ameli kesilir, ancak, amelinin devam etmesi sahih hadisle variddir. İşte o Resulü Ekremden imam mesnedlerinde rivâyet olundu. Resulü Ekrem Efendimiz buyurdu ki;" Bir insan öldüğünde amelinin sevâbı kesilir, Defter-i Amâli kapanır,
yalnız :
1. Sadaka-i cariyesi ( çeşme, köprü,hastahane, cami, mektep
yaptırmak,
ağaç dikmek, vb... );
2. İlmi bir eseri,
3. Kendisine dûa eder hayırlı bir evlâdı olan kimsenin defter-i
amâli kapanmaz." ( Böyle amme menfaatine ait eserleri bâki kaldıkca, sevabı da devam eder ) .
Bunun gereği olarak, saf niyetle , Allah yolunda vakıf yaptı.
Tam ve kusursuz olarak ve din, züht, yakin, mürüvvet, dünya veb ahiretten daha fazla nasibini almak için Allah'u Teâlâ nimetlerini andı.
Onu şükr-ü senâ ve daha fazla hayır amâl ile takyid ( kayd-tescil) edip, Allah'ın bahşettiği malları hayır kapılarının en önemlisine, ki o , sadaka-i maziye ve bakiye-i hayr fani dünya için sarf etti. Ve bununla adaleti icra eden mürselin ( peygamberler ) ve Hülafa-i Raşidin ve Eimme-i Mehdiyin seyyidine tabi olarak vuku edecek ahiret gününe fani âlemde azık hazırlamak üzere kalıcı hayır devamlı ihsan ve sadaka-i madiye ( geçerli sadaka) en önemli hayır yollarından ki, Allah'ı Teâlâ'nın bahşettiği bazı malları sarf etti. Allah'ü Teâlânın azabından uzaklaşarak öyleki, bu amelinin sevabını umarak ve Allah'u Teâlânın devamlı ve ebedi rızasını kazanmak amacı ile talep ederek Kur'an-ı Kerim'de bulunan ve aşağıda belirtilen şu âyetler örnek edinildi (29) :
" Hiç şüphe yok ki, erkek ve kadın sadaka verenler ve Allah'a güzel bir ödünç verenler (onun yolunda mal sarfedenler ) için mükâfatları katlanır ve kendilerine cömertce bir ecir vardır."
Rûzi mahşerde, onun azık olması için günahını silip, hasennatını katlamak ve üzerine mağfiretini indirmek ve üzerinden yağdırma arzu ederek ; yine (30) " O gün herkes ( dünyada) hayır namına ne yaptı ise, hazır bulacak " ve (31) " Gerçekten Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve
aşikâr Hâk yolunda sarf edenler asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler " meâlinden sonra ,insanlar sadakasının gölgesinde gölgelenir .
Yine bir Hadis-i Şerif'de varid olduğu gibi " Senin için hiç bir mülk yoktur. Ancak, faydalandığın ve giyip eskittiğin ve sadaka vererdiğin müstesnadır " ve bunu âyet-i kerime de güçlendirmektedir (32):
" Sizin yanınızdaki tükenir. Allah katındaki ise, bakidir tükenmez." ve daha bundan başka âyet ve haber ve eserlerinde de vakıf ve sadaka-i cariye hakkında da olduğu gibi seri bir şekilde hesap ve acı hesabından korkutarak Allah'u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor (33) : " işte o günde onlardan kişi kardeşinden , annesinden , babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. " ve (34)

" O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar. Ancak, Allah'a temiz bir kalp ile varan başka !... "
Surla çevrilmiş Felanbil Kal'ası yanında , tahrib ve helâkten himâye edilen yüce ve ikbal sahibi olan Niksar'a tabi Zedvi Köyü dışında adıgeçen vâkıfın bereketli öz, ve halis malı ile yapılan Zaviye'nin hepsini vakfettim. Ki O'na bitişik çeşitli evler ve bahçelerle ona bağlı ve onunla ilgili olan eşyalarla olan bütün eklentileri, türlerinden ve bu zaviyeyi erkekler ve kadınların hepsine ve özellikle gelip -gidenlere vakfeyledim.
Beş vakit namazları edâ, halvetlere riayet, itaât ve ibâdet vazifeleriyle meşgul olan bütün müslüman erkek ve kadınlar oraya girebilirler. Ve istirahat edebilmeleri uzanmaları için gerekli bütün yerler, birinde abdest bozma ( tuvalet ), serinleme, susuzluğunu giderme, ve su içilmesi gibi ve her türlü istifade gibi ve oradan geçip sofalarda oturmak ve orada gidip-gelmek,ayakkabılarını çıkarmak için koridordan istifade etmek , yanıbaşında yapılan ahıra hayvanlarını bağlamalarından istifade ederek, ve önünde yapılan hamamdan istifade edilerek, belirtilen şartlar üzerine ebedi vakıf olup, öyle ki, her ne şekil ve surette olursa olsun, ne mülk, ne miras, ne hibe, ne de satılması câiz değildir.
Ta ki, yeri ve üzerindeki mahlûkata varis oluncaya değin , ki o varislerin en hayırlısıdır, ve adı geçen vâkıf zikr olunan malı ve mülkü bu vakfiyenin çıkışına kadar hiç bir fert tarafından müdahale olunmaya.
Zedvi Köyü'nün hepsi, ve köye tabi mezraalar , hududu Melek Köyü arazisi, ve Büyük Nehir ( Yeşilırmak ) ve Haddadi ve Sonica ( SonusaUluköy ) ve Karakabak ve Çatalan arazisine, Beyrun ve Manavrı arazisi hududuna ve Kızri ( Kazri ? ) ve Sarualan ? Köyü arazisi hududuna ve Kaşkaya'ya ve Sûri ve Felanbil Köyü arazisi hududuna bütün Felanbil ve Tekaloza Köylerinin hududlarıyla son bulur.
Felanbil ve Tekaloza'nın hududları bitişik olarak adı geçen Zedvi Köyü arazisi hududuna ve Mermuk Nehrine ve İspatlo Köyü arazisi hududuna ve Gökdere'de son bulur. Bütün Sepetlü Köyü'nün hududu Felanbil Köyü arazi hududuna ve Borabay Köyü arazisi hududuna Haddadi Köyü arazisi hududuna ve Gökdere'de son bulur.
Bütün Köy ; Borabay hududuna bitişik Haddadi Köyü arazisi hududu ile sınırlı ve Akdağ ve Cıvıntı ve Sepetlü arazi hududuyla sınırlıdır. Ve bütün Melek Köyü'nün sınırı Büyük Nehre ve Sonica ( Sonusa -Uluköy) Köyü arazisi hududuna ve Zedvi Köyü arazisi hududunda biter.
Ve bütün Köy, Baş Baraklu Köyü bitişiğiyle Nahislu ve Halaçlu ve Nureddinlu ve Alaca Kilise köyleriyle ve hududları bitişik olarak Göndüz Köyü arazisi hududuna ve Kilise Köyü ve Büyük Nehir ve Çamurcuk Mezraası arazisi hududuna ve Tasni Köyü arazisi hududuyla son bulur.

Ve bütün Köy; Tasni Köyü ve hududu Baraklu Köyü ve Büyük Nehre ve Balaki Köyü arazisi hududuyla son bulur.
Ve bütün Köy ; Balaki Köyü ve hududu Bağalu Dağına ve Tartma Köyü arazisi hududuna ve Kalikala arazisi hududuna ve İlcuk Mezraasıyle son bulur.
Ve bütün Köy ; Ayuyapak Köyü'nün hududu, Bes Badi Köyü arazi
hududuna ve Çender Köyü arazi hududuna ve Ahurcuk Köyü arazisi hududuna ve Aydak Köyü arazisi hududuna ve Efkisal Köyü arazi hududunda son bulur.
Ve bütün Köy ; Fonun Hisari(?] ve bunun sınırı Gölcügez ve Efkisal Köyü arazi hududuna ve Serçelu Köyü arazisi hududuna ve Çardeğin Köyü arazisi hududuna ve Fakih Köyü arazi hududuna ve Potaş Köyü arazisi hududunda son bulur.
Ve bütün Köy; Kışlak Alâeddin hududu, Apdek (?) Köyü hududuna ve Kuru Çay Köyü arazisi hududuna ve Orahkta (?) mezraa arazisi hududuna ve Büyük Nehirle son bulur.
Ve bütün Köy; Serhor Köyü'nün hududu Yebin (?)Köyü arazisi hududuna ve Amadi Köyü ve Büyük Nehre ve Gavsan Köyü arazisi hududunda son bulur.
Ve bütün Köy ; Gavsan'ın hududu İfgebe (?) Köyü ve Serhor Köyü arazi hududuna ve Amadi Köyü arazisi ile son bulur.

Ve bütün Köy ; Kenûsi Köyü'nün hududu Büyük Nehre ve Amadi Köyü'nün arazi hududuna ve Kine Köyü arazisi hududuna ve Kösre Köyü arazisi hududuna ve Ayangili Köyü arazisi hududuna ve Raan (?) Köyü arazisi ile son bulur.
Ve bütün Köy; Balaban Köyü ve ona tabi ve bunun hududu Begalu Dağı'na Bedyani Köyü arazisi hududuna ve Maariz Dağı'na ve Büyük Nehre ve Kalı Kala Köyü arazisi hududuna ve Tarimne Köyü arazisi hududuna ve Yornus Köyü arazisi hududunda son bulur.
Ve bütün Köy; Yavtaş Köyü ve bunun hududu Frenkhisari Köyü hududuna ve Sekis Köyü hududuna ve Azenis Köyü arazisi hududunda son bulur.
Ve bütün Köy ;Panbuközü ve Karabük nahiyesi Köylerinin hepsinin hududu bitişik olarak Sonmalık Köyü arazisi hudduna ve Büyük Nehre ve Taylık ( Taplık ? ) Köyü razisi hududuna ve Kanlukabak ( Kanlukayak ?) ve Akdağ ve Kızılk'da ? son bulur.
Bu kasabaların hepsi, tahrip ve yok olmaktan korunan , Niksar'a tabi kasabalardandır.
Bazıları Yenişehir Kal'asına tabi ve bazıları Felanbil Kalesi'ne tabi ve bazıları Karakuş Kalesi'ne tabidir.
Adıgeçen Vâkıf, bu köyleri vakfetmiş olup; Allah'u Teâlâ, O'nu muvaffak eylesin, hayır yollarını müesser eylesin.Bütün adıgeçip sınırları belirtilen köylerden , mezralardan, ve buna mensup olup da onlardan sayılan yerlerin bahçeleri, değirmenleri, katları ( evleri ), meskenleri, yerleri, kuleleri, kaleleri, kanalları, gözleri ( su menbaları ), ağaçları, kuyu ve nehirleri, harmanları, köprüleri, bahçeleri, gölcükleri, havuzları, mer'aları, çölleri, imar edilen yerleri, tepeleri, dağları, binaları, ve koyun ağılları, Mahasin-i hammam (?), ve çöplükler,ve erkeklerin toplandığı yerler (mecabi errica ), öküzlerin toplandığı yer ( ve mealifil-bugur ve siran ), çocukların oynadığı yer, kadınların ağladığı yerler, ve diğer gerekli şeyler, bunlara ek olan yerlerin yakın olsun-
veya uzak olsun eski ve yeni bütün buraya girip-çıkan hakların hepsi,yönlerinin sona erdiği vakıf yerlerdendir. Ve adıgeçen yerler, Zaviye menfaatlerine aittir.
Vâkıfın şartları :
Mütevelli her zaman, güzel, çalışmasının eserlerini ve vakfedilen malların her tür istismarını ve menfaatinin korunup elde edilmesini sağlar; dilerse misli ile rayiç bedel üzerinden -kandırılmaksızınkiraya verir. Mütevelli, her yıl gelirlerinin toplamını düzenli bir şekilde açıklar. Mütevelli, vakfın menfaatlerini göz önünde bulundurarak, özendirme amacı ile kira artışı veya indirilişinde, yetkilidir. Kiraya mukavelesinde zaman tayini şart olup, üç seneden az olması lazımdır. Her yıl kiranın ödenmesi şarttır. İmaretin ihtiyacına göre, mahsul zamanda kira ödemesi başlar. Elde edilen gelirin fazlası vakfedilen Zaviye'nin imaretine harcanır. Ki o, tamirinde, imarında kullanılır. Yıkık-harap kısımlar onarılır. Bütün durumlarda, ehlinin ( külliyenin ) mâmûr olması için kullanılır.
Ve yine bundan kalan miktarla; her gün etden dört ölçek (35) ve bir ölçek pirinç ve buğdaydan iki ölçek satın alınmalıdır. Akşam ve sabah, zaviyede oturanlar ve zaviyeye gelip-gidenlere, hademelere ve komşulara pişirilip dağıtılır. Şayet, gelenlerin sayısı çoğalırsa, ki o miktar kifayet etmezse etin, pirincin miktarı arttırılır. Ve gelenlerin durumlarına göre eklenir. Ve ondan meşâyihlara ( sedatlara) ve öğrencilere ve müslüman fakirlere diledikleri kadar sadaka verilir.
Her gün adıgeçen zaviyede yeter derecede ekmek yapılır. Her çanak için yüzelli dirhem miktarında bir ekmek verilir. Ve yine her sene mahsulüden, yemekleri pişiren adama; on ölçek buğday ve bir ölçek atılmış pamuk ve her gün rayiç meskûk bir dirhem ile yemekten iki çanak ve ekmek öğlen ve akşam için verile.
Her sene; ondan on ölçek buğday, ekmek yapan adama , ve atılmış pamuktan bir ölçek ile her gün meskûk bir dirhem ve yemekten iki çanak öğle ve akşam ekmekle birlikte verile.
Zaviyede odun getiren kişiye her sene sekiz ölçek buğday, her gün iki çanak yemek ve ekmek ve meskûk bir dirhem verile.
Her yıl yayğı yayan ve zaviyeyi, misafir odalarını, sofaları süpüren kişiye sekiz ölçek buğday ve her gün öğle ve akşam yemekten iki çanak ile ekmek ve yılda bir defa bir ölçek atılmış pamuk verile.
Ve her sene; yemek yiyenlere, yemek dağıtan nakip adlı görevliye beş ölçek buğday, bir ölçek altılmış pamuk, ve her gün meskûk bir dirhem, öğle ve akşam iki çanak yemek ile ekmek verile.
Mahsulleri toplayıp yazan ve satan kâtibe; ve vakıf durumlarına bakan ve düzenleyen kişiye her yıl, onbeş ölçek buğday ve her gün mesûk iki dirhem verile.
Ve elde edilen gelirlerden ; yağ, bal, gelip-gidenlere mübârek gecelerde ve bayramlarda ihtiyaç miktarı kadar satın alına.
Gelirlerden kandil için zeyt (36), ihtiyaç oldukca satın alına.
Her sene, zaviyede beş vakit namazı hazır olan cemaati müslimine, edâ için salih bir kişinin imamlık yapıp, imametinde farz, sünnet ve müstehap olanlara riayet ederek, müslüman fakıhlarından istifade ve anlaşıldığı gibi, oniki ölçek buğday, atılmış iki ölçek pamuk, ve her gün meskûk iki dirhem verile.
Ve yine, her sene beş ölçek buğday, ve bir ölçek atılmış pamuk, ve iki çanak yemekle iki ekmek farz namazlarının vakitlerini bilen ve
bildiren salih kişiye , ki o zaviyenin en yüksek yerinde beş vakit namaz için gündüz ve gece ezan okuyana (37) verile.
Vakfın levâzımatı :
Kullanılması gereken aletlerden kazan, tencere, ve çanak, sofra tası, kaşık, bardak, süpürge, sofra örtüsü, desti, ıbrık gibi eşyaların, zaviyede kalanlara lâzım oldukca kullanmaları için , ihtiyaç olduca , ihtiyaç miktarı kadar satınalınması,
Vakfiyede önerilen miktarlar fazla geldiğinde, israf edilmemesi,
Tevliyet ve Meşihat Yönü :
Zikr edilen meşihat ve tevliyet cihetine mütevelli; muhtaç olan vâkıfın akrabalarına ve ütekasına, evladlarına, sarf oluna. Şayet, onlardan artarsa, fukara-i müslimine ve miskinlerine, yetimlerine, dullarına, borçlulara, kölelerin hürrriyete kavuşturulmalarına ve daha başka ihsan yollarına sarf edile, ve gelecek sene vakıf bütçesine herhangi bir miktar aktarılmaması,
Bu vakfiyenin emrini üstlenen ,tevliyeti deruhte eden kişinin; vakfedilen mahsülden alması, kullanması helâldir. Ki O, tevliyet şartını yerine getirmeye dönük çalışmaları yeterli derecede ciddiyetle yapacaktır, uygulayacaktır.
Meşihatı üstlenen Şeyh Efendi'ye, yıllık gelirin(?) dörtte birinin verilmesi,
Vakfedilen zaviye ne zaman harap olursa; öncelikle mütevelli, bütün mahsüllerin gelirini zaviyenin aslının imarına sarfederek, diğer konulara masraf yapamaması, şayet zaviyenin imari ve ıslahı mümkün olmadığı takdirde; mütevelli her yıl bütün vakıfın malını imaretin sadakasından sonra, vâkıfın önerdiği beşte biri ve dörtte biri mütevelliye ve şeyhe ve fukara-i müsliminin menfaatine Allah'u Teâlâ, ki O varislerin en hayırlısıdır, dünya ve üzerindeki insanlar varis oluncaya kadar sarf oluna.
Allah'u Teâlâ; adı geçen vâkıfın bütün yazdığı adı geçen cihetlere şerh ve şart edildiği üzere, doğru ve dini hükümlere uygun olarak vakf ve habs edip bu vakfı kurdu. Gerektirdiği aslını içeren ve engellerden arınmış olarak; dünya durdukça satılamaz, hibe edilemez, rehin verilemez, miras edilemez, yok olunamaz, kayp olunamaz, her ne şekil ve sebebdeb dolayı muhalefet edilemez. Aksine, ebedi olarak, dünya kaldıkca şartlarına uyulması gerekir. Şartları değiştirilemez.
Bu vakfiyenin açıklanan şekli ve şartları üzere ; hükümdarlar ve kadılar, hâkimler, baştakiler ve sondakiler, asıllara ve vekillere tabi olan ve diğer akıl sahiplerine giren, Allah ve ahiret gününe inanan mü'minlerin, bu vakfın sebeblerini inkitaya uğratılmaları , değiştirilmesi, aslâ câiz değildir, helâl değildir.
Kim aslını bozup, faydasının kesilmesine teşebbüs ederse; şartla da olsa, Allah'ın ve lânet edenlerin lâneti , bütün insanların ve meleklerin lâneti O'nun üzerine olsun. Allah'u Teâlâ O'nun ne farz ne nafile ne fidye ne de tövbesini kabul etsin .
Bu sadaka ( vakfiye ) sahipleri, adil, hâkim huzurunda yargılanacaklar. Ki Kur'an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır (38) : O gün zalimlere özür dilemeleri fayda vermeyecektir. Onlara lânet vardır. Ve onlara yurdun (cehennem) kötüsü vardır . Hatırla ki (39), o gün yer başka yere, gökler de başka göklere çevrilecek ve insanlar tek ve Kahhar Allah'ın huzuruna çıkacaklardır .
İnşallah, Allah'u Teâlâ, vâkıfı en iyi mükâfatıyla mükâfatlandırsın. Ve bütün bu vakfiyenin tevliyetini ve meşihatını ve
şartların icra edilmesini adı geçen mahsüllerin yerlerine harcanmasını ve ondan çıkan emirlerin yerine getirilmesini hayatta bulunduğu müddetce kendisine şart etmiştir. Vefatından sonra, bütün bunların tevliyeti şartların yerine getirilmesi akıl ve dindarlık yönünce en rüşt olan evladın evladı evladı evladına , nesilden sonra, nesline, karından sonraki karına, sonundan sonraki sonuna, erkek çocuklarınadır. Şayet, Allah korusun bunlar, son bulurlarsa, aynen yukarıdaki gibi kız çocuklarınadır. Şayet yine; zürriyeti ne neslinin kesileceği ve münkariz olacağı anlaşılırsa, o vakit bütün bunların tevliyeti ve meşihatı, açıklanan üzere azatlı köle ve onların çoçukları içindir.
Şayet, bunlar da münkariz olurlarsa, adı geçen şehirde ki, kadı (hâkim ) tevliyeti üstlenir. Açıklanan şart üzere, bu vakfiyeyi icra etmek için ahali arasında vukubulan anlaşamamazlığı çözen, sulhe kavuşturan kadı ( hâkim ) tevliyeti ( vakfın idaresini) üstlenir.
Eğer, adıgeçen bu şehirden kendi zürriyeti ( Alparslan
Beldesi, Niksar ve Niksar'a tabi kasabalardan ) boşalırsa, vakfın bütün gelirleri fakir ve miskinlere sarf olunmalı. Bu vakfiyede icra edilenlerin doğru olduğuna ve fesadında kavgaya götürüldüğü takdirde, hükümleri icra eden ehli islâm hâkim huzurunda yargılanması ve onun içtihad ve mezhebi ve itikadı bütün, bunların hepsinin sahih ( doğru ) ve lüzümlu olduğuna dair hükümdür.
Bu vakfiyeyi ihtilâf ve hilâf yerinden çıkarıp, ebedi vakıf olarak vakfedip, gereğince vâkıfın hükümlerini yerine getirdi. Ve vakfiyeyi vakıf babında isbat edip, meşhur hükümlerden kabul edildi. Vâkıf, bizzat bütün söylediği cümlelere, huzurumda şahitlik etti . Bu vakfiyenin evvelinden sonuna kadar ona eklenen, ve izafe edilen (kadı tarafından eklenen ) hükümlere de sözlü olarak ve şer'an da şahitlik etti. Ve Allah'u Teâlâ'nın şahitliği yeterdir.
Ki O Allah; kulları yargılayan ve daha sonra bütün Melâikeleri,
Peygamberleri, evliyaları mükâfatlandırandır. Vakfiyenin sonunda adları geçen şahitleri de mükafatladıracağı umulur... ve hamd öncesinde ve sonrasında Allah'a mahsustur. Ve Allah herhese yeter ve yargılayıcıdır. Ve O ne güzel yardımcıdır. Sâlat ve selâm gizli ve aşikâr peygamberimizin üzerine olsun.
655'de ( Eylül 1257 M. ) mübârek Ramazan ayının ortalarında yazma
ve şahitlik işleri gerçekleşti .
Şahitler :
Adıgeçen vâkıf bütün gördüğüne şehâdet eder.
Ali oğlu Süleyman
Allah, akibetini iyi etsin .
Ona şahitlik ediyoruz,
Mevlânâ Osman oğlu Ömer Mevlânâ Bahaedddin .
Ona şahitlik ediyoruz,
Hüseyin oğlu Ali.
Ona şahitlik ediyoruz,
Abdülaziz oğlu Yusuf.... Mevlânâ Sinan .
Ondakine şahitlik ederiz ,
İsa oğlu Mahmud Mevlânâ Bedreddin.
Ona şahitlik ederiz,

Abdullah oğlu Torumtay.
Ona şahitlik ederiz, Sivaslı İbrahim oğlu Ali .


Ondakine şahitlik ederiz, Sünç oğlu Arslan Toğmuş
Ondakine şahitlik ederiz,
Kaan Aytoğmuş oğlu Emir Arslan.
Ondakine şahitlik ederiz,
Mehmed oğlu Mevlânâ Sadreddin Sadr .
Ondakine şahitlik ederiz,
Yayınlandığı Yer: Vakıflar Dergisi S.23, sahife 31-74. ,1994
Yazar :
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Kur'an Ve Bilgisayar-computer Ilişkisi
  • Amasya Uluslararası Alimler Sempozyumu Ardından
  • ?Îdî-zâde -Âkif-zâde Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Sultan ıı. Bayezıd?ın Hattatı, Amasyalı şeyh Hamdullah Kur'an-ı Kerim'i Ve Bir Hâtıra
  • ?Îdî-zâde (- âkif-zâde) Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Osmanlı Döneminde Latin Harflerine Geçiş çalışmaları
  • Mühr-ü Süleyman Ve Türk Kültürü
  • Izgü Mescid
  • Taceddin Sultan Ve Evradı
  • çift Başlı Kartal
  • Türk Kültüründe ölüm
  • Bâki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedâdır
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Bosna- Hersek Ve Balkanlarda Vakıf Kültür Izleri
    (seminer Konu?mas? )
  • Ahlat Vakıfları
  • Selçuklu Kervansaraylarının Turizme Açılması
  • Hasan Paşa'nın Vakfı, şeyhülislÂm Ankaravi Mehmed Emin Efendi Vakfiyesi, Ve Ankara Sulu Han HikÂyesi
  • Yemen Fatihi Gazi Sinan Paşa Vakfiyeleri, Tezyinatı Ve Türk Süsleme Sanatındaki Yeri
  • Yakın Tarihimizde Merzifon, Merzifon Anatolian Koleji
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Türk Hat, Yazı-resim, Cilt Ve Tezhip Sanatı Ile Ilgili
  • Vakıflar Dergisi Makaleler Fihristi ( 27. Sayıya Kadar )
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Sultan ıı. Mahmud'un Vakfiyelerindeki Tezyinat
  • Maniheizm Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkında Yönetmelik
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Türk'ün Yolu Nereye Gidiyor
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Osmanlı Devleti Hakkında Bir Kronoloji Denemesi
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphrodosıas'ı ( Tisan )
  • Anadolu Turk - ıslam Sanatında Bazı Yapılar Ve Kronolojıye Aıt Katalog Denemesı...
  • Türk Kültüründe ölüm !
  • Büyük Türk Düşünürü Hacı Bayram-ı Veli Ve Akkoyunlu Uzun Hasan'ın Ankara Hacı Bayram Türbesi'ne Vakfettiği H
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Anadolu'da Ilk RufÂiler Ve Hz.zeynel Abidin Ali Er-rufÂi El-abdali El-kayserani Soyuna Ait Bir Deneme Anad
  • Osmanlı Döneminde 1899 -1920 Yıllarında Istanbul Camilerinden çalınan çiniler
  • Peygamberler şehri Tarsus Ve Tarsus'da Bir özbek Vakfı
  • Başkent Ankara'nın Ihtiyacı Olan Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak ?
  • Ankara Ulus Semtinde Türk Vakıf Araştırma Merkezi'nde 15.11.1998 Tarihinde Hali Sergisi Açılış Konuşması
  • Prof.dr. Albert Gabriel'e Ait Bazı Belgeler
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ahilik Ve çıraklık Eğitim Ve öğretim Vakfı
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Cumhuriyet'in Derinliklerinden Hatıralar : Eski Ankaralılardan Dostum Sayın Nurettin Daş Ile
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphorodisias'ı ( Tisan Yapı Kooperatifi )-anatolıan : The Cradle Of Cı
  • Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve
  • Bektaşi Nutku (kendini Bil Ki, Tanrıyı Bilesin)
  • Kültürümüzde Hoşgörü
  • Fatih Sultan Mehmed'in Eyüp Sultan Külliyesi Vakfiyesi
  • Hicaz Demiryolları Ve Vakıflar
  • Mostar Köprüsü Restorasyonu Hakkında Ilk ön Rapor
  • Atatürkün Vakıflar Hakkındaki Konuşmalrı
  • Selçuk-name
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Konyadaki Esk; Eserler Hakkında Atatürkün Başbakan Ismet Inönüye Telgrafı
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ord.prof.dr. Ahmed Süheyl ünver
  • Türk Kültürü Ve Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak Için
  • Istanbul'un Fethine Kadar Beylik Dönemi Vakfiyeleri
  • Kıbrıs, Gürcistan, şirvan Fatihi Lala Mustafa Paşa'nın 1563 Tarihli Vakfiyesi
  • Vakıf Arazilere Ve Gayrimenkullerine Tecavüz Ve Düşündürdükleri
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasından Sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması Ile
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan 1783-1810 Tarihleri Arasında Işlem Görmüş Bir Mühür Tatbik Deft
  • Türk Kültürünün Temeli Vakıflardır
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Eyüp Sultan Türbesi'nde 1919-1920 Tarihlerinde Yapılan
  • Merzifonlu Hacıbayramoğlu Maden Mühendisi Mehmed Akif Efendi
  • Selçuklu Tarihi, Selçuk Adı
  • Cumhuriyet Dönemi Kültür çınarlarından : Mahmut Akok
  • Mardin Vakıfları,imam Zeynel Abidin'in 1158 M. Tarihli, Ve
  • Tarihte Türk Adı Ne Zaman Ortaya çıktı ?
  • Sahib Ata Fahrü'd-din Ali'nin Konya Imaret Ve Sivas Gökmedrese Vakfiyeleri
  • Phil.dr.hamit Zübeyr Koşay
  • Bulgarlar'ın Antik Başkenti Bulgar şehrindeki Islam Dönemi Mimari Eserlere Ait Panorama
  • Taşınır Kültür Varlıklarımızın Korunması Ve Yasa Dışı Trafiğinin önlenmesi
  • Ragıp Efendi'nin 1913-1922 Yılları Sibirya Ve Türkistan
  • Istanbul Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde Bulunan Tılsımlı Iki Gömlek Ve Kültürümüzdeki Yeri
  • Niksar Vakıflarına Genel Bir Bakış
  • Gazi Yahya Paşa'nın 1506 Tarihli Vakfiyesi
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Kanuni Sultan Süleyman'ın Oğlu şehzade Mehmed'in 1548 Tarihli Vakfiyesi, Hududnamesi Ve Türk Sanatındaki Yeri
  • Merzifon Ulu Camisinin Yeri Ve Merzifon'da Türk Islam Eserleri
  • Merzifon, çelebi Sultan Mehmed Vakfı üzerine Bazı Belgeler
  • Hayat Ağacı, Kültürümüzdeki Yeri, önemi Ve Mitlerin Ardındaki Gerçek
  • Türk Kültürünün Izleri üzerinde Araştırmalar: Etrüskler'in Ilk Vatanı Anadolu Mu? : Truva Savaşı Ve Etrüskler
  • Yıldız çini Fabrikasına Ait Birkaç Vesika
  • Selçuklu Vakfiyeleri üzerine Bazı Düşünceler
  • Xıv. Asırda Tezhiblenmiş Beylik Dönemine Ait üç Kur'an Cüzü
  • Baki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedadır
  • Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. Yıldönümü Münasebetiyle: Sultan ı.mahmud'un Orjinal Iki Vakfiyesi
  • ııı. Selim'in Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve Türk Süsleme Sanatına Batı Sanatının Tesirleri
  • Osmanlı Dönemi Bazı Vakfiyelerin Hayır şartlarından Damlalar !
  • Bektaşilik Ve Masonluk
  • Minyatürle Ilgili Seçilmiş Bibliyografya
  • Kaynaklara Göre Güney-doğu Anadolu'da Ptoto- ön Türkler
  • çelebi Mehmed Vakfı Arazisi üzerine Kurulan Merzifon Anatolian Koleji Ve Hastaneye Ait Bilgiler
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Safranbolulu Izzet Mehmet Paşa Vakfiyesi Ve Kütüphanesine Ait Tezyinatlı Iki Kur'an-ı Kerim
  • Istanbul Depremleri Ve Mimar Koca Sinan'ın Bilinmeyen Bazı Teknikleri
  • Merzifon'da Bilinmeyen Br Türbe '' Künbet Hatun ''
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkındaki Yönetmelik
  • Bitlis Vakıfları Ve Vakıf Eski Eserleri
  • Vakıf Eski Eserlerin Yeni Koruma Politikası
  • Sultan ııı.osman Vakfiyesi, Tezyinatı, Cilt Sanatı Ve Türk Kültüründeki Yeri
  • The Deed Of Foundatıon Of Sultan Osman The Thırd, ıts Embellıshments, Bındıng And ıts Place ın Turkısh Culture
  • Hacı Bektaş-ı Veli, Merzifon'da Piri Baba, Budapeşte'de Gül Baba Ve Bazı Bektaşi Vakıfları
  • Nurbanu ( Atik ) Valide Sultan'ın Istanbul-üsküdar'da 1582 Tarihinde Tesis Ettirdiği Vakfiyesi
  • Girit Defterdarı Rıdvanzade Hacı Mehmed Efendi Oğlu Ali Efendi'nin 1748 Tarihli Vakfiyesi Ve Tezyinatı
  • Bir çınarın Ardından... Yılmaz önge Dostumuz Hakkında Kısa Anekdotlar...
  • Beyhan Sultan Vakfiyeleri Ve Tezyinatları
  • Beypazarı Vakıflarına Genel Bir Bakış Ve Beypazarı Sadr-ı Azam Nasuh Paşa Hanı
  • Türk Kültürü Ve Biz
  • Bulgaristan'da Bulunan Osmanlı Vakıflarıdan Bir Demet
  • Bulgaristan'da Müftü Yardımcısı Yetiştiren Bir Vakıf Kuruluşu: Nüvvap
  • Ladik Ve Seyyid Ahmed-i Kebir Er-rıfai Hazretleri
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Halı Müzesi'nde
  • Bektaşi Nutku
  • Balkanlar Ve Kosova Facıası
  • Cumhuriyet'in Kuruluşunun 90. Yılında Başkent Ankara:
  • Istanbul Fethinin 555. Ayasofya'nın Müze Olmasının 74. Yıldönümü Vesilesiyle:
  • Atatürk'ün Vakıflarla Ilgili Sözleri
  • 893 H / 1488 M. Tarihli Akkoyunlu Yakub Han Vakfiyesi
  • Komünizmin Sembolü Lenin Yıkıldı, Sıra Bizans'ı Dize Getiren Fatih Sultan Mehmed'e Mi Geldi ?
  • Afganistan Tarihine Kısa Bir Bakış Ve Türk Subaylar Eskden Olduğu Gibi Milenyumda Da Afganistan Ordusunun EğitimÄ
  • Ayaş Vakfiyeleri üzerine Bir Deneme
  • Hacı Bayram-ı Veli Ve Tarıhe Bağlılık
  • Birgi Ulu Camii Içşn 1327 M. Tarihinde Yazılan Kur'an
  • Ankara'da Roma Anıtı- Res Gestae
  • A N " Akhi " Genealogical Tree
  • Milenyum Ruyası: Osmanlı Devleti'nin 700 Kuruluş Yıldönümü Ve Düşündürdükleri üzerine Bir Deneme
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Kendinden Desenli üzeri Yazılı Iki Kumaş
  • Kur'anda Yol Gösterici Ayetler
  • Osmanlıda Resi Ilk Müze Adı Ne Zaman Ortaya çıktı?
  • Amasya Vakıflarına Toplu Bakış
  • Izmir Bahri Baba Eski Musevi Mezarlığı
  • Anadolu'da Xııı. Yüzyıl Başlarında Bir Rufâi Zaviyesi
  • Glazed Tles Stolen From ıstanbul Mosques Between 1899-1920 Ottoman Period
  • Sultan ıı. Abdulhamid'in 1888 Tarihli Vakfiyesi Tezyinatı Ve Osmanlı Imparatorluğunda Ilk Toplu Konut Projesi
  • Tokat Vakıfları
  • şehirciliğe Katkısı Olan Kadınlar: Istanbul _üsküdar- Toptaşı, Nûrbânû ( Atik Valide ) Sultan Külliyesi
  • Türk Hâkimiyeti Döneminde Merzifon Mezarlıkları
  • Anadolu'da Xııı.y�zyıl B�r Rufa� Zav�yes�
  • Hayatını Vakıflara Vakfeden Y.mimar -mühendis Prof.dr. M. ılmaz önge
  • Başbakan Ismet Inönü'nün Cami,mescit Ve Diğer Vakıf Eski Eserlerin Korunmasıyla Ilgii Bütün Bakanlıklara Ve Genel Müdürlüklere G
  • EvkÂf-ı IslÂmiye Müzesi'nin Kuruluşu Ve Yönetmeliği
  • Giresun Ili Vakıflarına Toplu Bir Bakış
  • Türk-islam Yapılarında Kronoloji Denemesi
  • Merzifon Tarihinden Yapraklar
  • Momumentum Ancyranum-res Gestae- Ankara Yazıtı-augustus'un Yaptı?ı ??ler
  • Bayramlu Beyliği (hacıemiroğulları )
  • Osmanlı Devletinde Vakıflar Ve Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakfiyeleri
  • Kur'an Ve ılım
  • Kur'anda Yol Gosterici Ayetler
  • Kur'an'ı Kerimdeki Cinle Ilgili Ayetlerin Tamamı
  • Kur'an-ı Kerim'ın Arapca ındırılmesı ıle ılgılı Ayetler
  • Xıı-xııı.yüzyıl Türk Hamamları
  • Tanrı Ve Yazğı
  • Balkanlar Ve Kosova Faciası
  • Amasyalı Meşhur Eski Devirdeki Tarihçiler
  • Başkent Ankaranın Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak
  • Anadolunun Gobegınde 1229 Tarıhlı Tascı Ustalarının Dantel Gıbı ısledıgı Dıvrıgı Ulu Camı Ve Darussıfası
  • Merkez Efendının Mursıdı Merzıfonlu Sunbul Sınan
  • Merzıfonlu Tarıhcı ısmaıl Hamı Danısment
  • Amasyalı Tarıh Ve Cografyacılar
  • Milli Kütüphane'nin Dire?i Dr. Müjgan Cunbur 85 Ya??nda
  • Bektasılık Ve Tasavvuf
  • Alev?lerde Nas?p Alma Tören?
  • Asker? Kat?p Hafız ?brah?m Ethem Efend?’nin Eyüp Sultan Türbes?ne A?t Nukut Vakf?yeler? - Türkiye Vak?flar Bank.özelle?tir
  • Tar?kat-ı Rufaî ( Anonim )
  • Türk Tezh?p San'atına Genel B?r Bakı?
  • Sultanahmet Halı Müzes? Ve Vakıflar
  • Tokat Vakıfları
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  •