AHİLİK - AKHİ
Ahi Şerafettin





AHİ ŞERAFEDDİN



( OYUN )
2 PERDE
7 TABLO







Yazan
Sadi BAYRAM




Ankara
1988
O Y U N C U L A R :
BAŞ RÖL : Ahibaşı Şeyh Şerafeddin Efendi ;
[ Yaşlı,Ankara'daki bütün Ahiler'in şeyhi ve başi, sanatkâr, modern ve din ilimlerinde üstad, felsefeye düşkün, adâletli, şiir ve musiki sever, dirayetli, alçak gönüllü. ]


BAKKAL SÜLEYMAN EFENDİ :
[ Orta yaşlı, şiire ve güzel sanatlara meraklı, ahi,dürüst ticaret yapan Ankara bakkalı ]
YAHYA EFENDİ :
[ Orta yaşlı, hattat, şiire meraklı, kütüphanesi zengin, çok okuyan, ücretsiz hat ders veren, gönlü zengin, cömert bir ahi. ]
MUAMMER USTA :
[ Yaşlı, kundura ustasi. Evli,dürüst, çevresindekileri seven ve sayan, iyi eleman yetiştiren, zeneatkâr, ahi.]
KALFA KAMİL :
[ Kunduracı Muammer Usta'nın kalfası, 20-23 yaşlarında, bekâr, mesleğinde iyi yetişmiş, zeneatkâr, usta namzeti, Ahi Dergâhı müdâvimi.]
YİĞİTBAŞI :
[ 40 yaşlarında, dinamik, zeneatkâr,herkes tarafından sevilen ve sayılan, mert, eğlenceyi seven, ağzi laf yapan, kunduracı sınıfının genel sekreteri mahiyetinde gorevi bulunan kişi. Ahi Yiğitbaşısı ]
F İ G Ü R A N L A R :
HACI SALİM EFENDİ :
[ Yaşlı, kendi halinde, bir ahi. Fütüvvet ilmini iyi bilir.]
HACI İHSAN EFENDİ: [ Yaşlı, din ve fütüvvet ilminin)
erbabı, herkes tarafindan sevilen ve sayılan, sohbet ehli. ahi kişi.]
HAFIZ YUSUF EFENDİ: [ 50 Yaşlarında, Hafız, Ahi Şerafeddin Camisi imami. Herkes tarafından sevilen, açik görüşlü, aydın din adamı. Aynı zamanda ahi.]
HÜSAMEDDIN ÇELEBİ: [ Adından da anlaşılacağı gibi, mevlevi, ahi, orta yaşlı, nüktedan, felsefeci. Ankara'nın sevilip-sayılan kişisi]
AŞIK öMER : [ Saz şairi, 35 yaşlarında, pala bıyıklı, ahi. Ahiler arasinda sevilen kişi]
AHİBAŞI MUSA EFENDİ: [ Bakkal Esnafının Yiğitbaşısı. 70 yaşlarında, ancak dinamik, Sözü-sohbeti dinlenir, esnafın çok sevdiği kişi. Ayni zamanda din bilgini.]
USTALAR : REŞAT USTA : ŞADİ USTA, HADİ USTA
BAKKAL ÇIRAĞI YAŞAR :
[ 13 yaşlarında, şiir ve güzel sanatlara meraklı, genc. Bakkal Süleyman Efendi'nin çirağı]
YAMAK HURŞİT : [Kunduraci Muammer Ustanın yamağı, 10 yaşlarında, çekingen.]
BAKKAL CEVAT- BAKKAL FEHMI.
DİLENCİ [ Orta yaşlı, üstü-başı perişan, bacağı aksak, bastonu ile yürür .]
1. MÜŞTERİ,
2. MÜŞTERİ,
1. YOL ARKADAŞI [ 25 yaşlarında delikanlı ]

2. YOL ARKADAŞI [ 25 yaşlarında delikanlı ]

HATÇE ANA
[ Yaşlı hanim. Muziğe meraklı, ud çalar, sohbet ehli ]
NESLİHAN SULTAN :
[ Genç, 25 yaşlarında, kanı kaynayan, evli kadın , otoriter, varlıklı]
FAZİLET HANIM:
[ Kültürlü, 30 yaşlarında, mani ve bilmeceleri iyi bilen Ankaralı hanım ]
GÜLSEREN :
[ Hafiz Yusuf Efendi'nin kızı, 18 yaşlarında, içine kapanık, utangaç, evliliği özleyen genç kız ]
HAFIZ YUSUF EFENDİ'NİN EŞİ KEZBAN TEYZE:
[ Orta yaşlı, muziğe meraklı, dul hanim ]
NURDAN
[ 22 yaşlarında, genç kız ]
ELİF KIZ
[ 17 yaşında genç kız ]
DERĞAH KULU
[ 20 yaşlarında, delikanlı, büyüklere saygılı, ahi.] KAHVECİ ÇIRAĞI:[ 18 yaşlarında, dinamik, nüktedan delikanlı, ahi.] ŞAİR AKİF,
ZAPTİYE,
BİR ADAM,
SARAÇ CELAL
[ 40 Yaşlarında, yaşından genç gösteren, ahi.] DÜLGER NECATİ USTA: [ 35 yaşlarında, bir ahi ]
KUNDURACI İSMAİL USTA : [ 30 yaşlarında, tecrübesiz, acele iş yapan, kalitesiz mal üretip -satan ahi]
DAVULCU
Not : Şed merasimi, materyalinde Sayıdeğer dostumuz, Refik Soykut'un " İnsan Bilmi, Ahilik , Ankara, 1980 ' adli eserinden ,Ahi Soykut'un özel musaadesi ile geniş şekilde yararlanılmıştır.]



1.PERDE
1.TABLO ARASTA, DUA KUBBESİ

D E K O R : Ahi şehri olan Ankara'da bir arasta. Sabahın alaca karanlığı, Ahibaşı Musa Efendi ve esnaf, sabah namazından çıkmış, Arasta'nın " Duâ Kubbesi" önündedirler. Esnaf bir arada toplanmış, halka vaziyetinde olup Ahibaşı Musa Efendi ortadadir. Dükkânların kepengi henüz açilmamıştır. Tan yeri yavaş yavaş ağarmaktadır.
[ Aşir-i Şerif ile 3 Ayetlik Ve'l Asr Suresi " Ve'l asri inne'l
-insane le-fi husrin ille'l-llezine amenu ve amilu's-salihati ve tevasav bi'l-hakkı ve tavesav bi's-sabr " ) okunduktan sonra : ]
- Ahibaşı Musa Efendi - Ey Cemaât, sanatınızı ilerletin, yükseltin. Birbirinizle kardeş sevgisi ve saygısı ile bağlanın. Yolsuz işlere, haksız hırslara sapmayın. İnsanlığınızı ve müslümanlığınızı unutmayın. Gönül üzmeden, canlıya ceza vermeden, cemaati terk etmeden kaçının. Sehâ ve kerem sahibi olun. Muhtaçları ayırd etmeksizin hizmet ve yardim ehli olun.

Ey Cemaati Müslimin; Kur'an-ı Kerim'in Rahman Suresi 9. âyet'inde şöyle buyrulmaktadır : Tartıyı doğru yapın, eksik tartmayin !.. Mutaffirun Suresi 1- 3. âyetlerinde ise; İnsanlardan kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan ; iade ederken , veya, ölçüp tartarak geri verdiklerinde, eksik tartan kimselerin kıyamet gününde vay haline !... Kıyâmet günü nasıl hesap vereceklerini bu dünyada iken iyi düşünmeleri gerekeceği, ısrarla belirtilmektedir.

Ey Cemaati Müslimin ! Tavcılık yapılmayacak. Kefilsiz mal satılmayacak, mal kapatılmayacak. Kantar-terazi, arşın-metre, doğru kullanılacak. Sakat mal satılmayacak. Hile yapanlar , fahiş fiatla mal satanlar cezalandırılacak, gerekirse papucu dama atilacak !... Hepimiz elhamdülillah, Kur'an ehli, fütüvvet yolcusu, Ahileriz. Evvela igneyi kendimize batıracağız ki acısını anlayalım, başkasına da çuvaldızı batırmayalım. Müslim, gayrimüslim, bunlara uyacak... Ümmet-i Muhammed'e hayırlı ve uğurlu işler ola... Kısmetiniz bol ola, Hızır Aleyhisselam ekmek kapınıza uğraya..
İlk siftâh uğruna aşk ola ! Allah rızası için El Fatiha ...
[ Esnaf, Hep bir ağızdan Fatiha Suresini okuyup, amin derler. Her ahi, besmele ile Allah'ın adını anarak dükkânlarnın kepengini açarak, sabah temizliğine başlarlar.
Her esnaf kendi kapısı önünü temizler. Camlar silinir. Mallarını dükkân önünde sergilerler (teşhir ederler). Bu sırada derinden bir ney taksimi işitilir. (Fon muziği ). Yan yana üç bakkal Süleyman, Cevat, Fehmi Efendiler dükkânlarını tanzim etmektedirler. Bu sırada yavas yavas halk işine gitmektedir. Arasta ortasından geçerek kendi işlerine giden ve yolda birbirlerine rastlayan halk birkaç adım kala, gördüğü kimselere ve esnafa selâm verir, birbirlerine karsilikli hayırlı işler dilerler. 4 figüran geçer, birbirleriyle ve esnafla selamlaşırlar.]

- Hacı Salim Efendi - Selâmün Aleyküm Süleyman Efendi,
Sabah-ı Şerif-iniz hayrola, Hayırlı ve uğurlu pazarlar ola !
[ Hacı Salim Efendi, selâm verirken sağ elini kalbine götürür ve hafifce başını ve belini eğer. Süleyman Efendi de aynı hareketle karşılık verir]
- Bakkal Süleyman Efendi - Ve aleyküm selâm, Hacı Salim Efendi, hayırlı ve uğurlu işler. Gününüz aydın, işleriniz düzgün,
kısmetiniz bol, gönlünüz şen olsun !
[ Biraz sonra dükkâna müşteri gelir ]
- Müşteri - Selâmün aleyküm, bir okka pirinç, yarım okka şeker verebilir misiniz ?
- Bakkal Süleyman Efendi - Aleyküm selâm efendim. Hayhay, başüstüne. İstediğiniz siparişleri hazırlayayım.
[ Siparişleri terazide hassas olarak tartarak onları küçük bez torbalara koyar ve teslim eder. ]
- Müşteri - Borcumuz ne kadar ?
- Bakkal Süleyman Efendi - 10 kuruş Efendim.
- Müşteri - Buyrun Efendim.
- Bakkal Süleyman Efendi - Siftahı sizden, bereketi Allah'tan. Her zaman bekleriz efendim. Afiyetle yiyiniz. Güle güle !..
[ Bakkal Süleyman Efendi, musteriden parayı aldıktan sonra sakalına sürer, parayı çekmeceye atar, madeni para sesi gelir. İlk müşteri çıktıktan birkaç dakika sonra da ikinci müşteri kapıdan içeri girer.]

- II. Müşteri - Bir okka tuz, bir makara iplik, kırmızı renkli nakış ipliği ve bir paket tütün verir misiniz ?
- Bakkal Süleyman Efendi - Bugün ben siftahımı yaptım. Müsaade ederseniz komşularım da siftah yapsın efendim. Olur mu, canım Efendim ?
- II. Müşteri - Iyi fikir efendim. Herkes sizin gibi düşünürse bu dünya ne guzel olur. Allah sizden razı olsun. Ahilik güzel sey !.. Komşusunu
düşünmek güzel şey. Keşke hepimiz yapabilsek, ne iyi olur...
[ II.Müşteri dükkândan çıkarak yandaki komşu dükkâna girer. Bu sırada Hattat Yahya Efendi sahnede gözükür. Süleyman Efendi'nin dükkânına doğru yürür]
- Yahya Efendi - Selamün aleykum Mirim.
- Bakkal Süleyman Efendi - Aleyküm selâm, Yahya Efendi kardeşim. Hoş geldiniz, sefâlar getirdiniz, haneye saadet ihsan ettiniz ..


[ Birbirlerinin ellerini öpmek isterler. Önce Süleyman Efendi, Yahya Efendi'nin elini öper. Yahya Efendi de Süleyman Efendi'nin elini öpmeye çalışır. Bu esnada Süleyman Efendi, Estağfurullah , diyerek elini çeker ]
- Bakkal Süleyman Efendi - Hocam, sizi ne zaman görsem, hemen aklıma, Beşiktaşlı âlim, fazıl, şair , Şeyhülislâm Yahya Efendi gelir. O ne olgun bir insan. Trabzon'da doğan, Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın süt kardeşi, can dostu, Dergâh sahibi...
Afedersiniz hocam, sizi birden görünce sohbete daldik. Ne emredersiniz. Bir sabah kahvesine ne buyurursunuz. Buyrun oturun lütfen Mirim. Gönül ne kahve ister, ne kahve hane, gönül sohbete bir dost ister, kahve bahane.
Oğlum Yaşar, çabuk iki orta kahve kap gel, kendine de ıhlamur almayı unutma, hastasın, öksürüyorsun.
- Yahya Efendi - Zahmet etme, Mirim.
- Bakkal Süleyman Efendi - Estağfurullah üstadım. Saye-i alinizle biz de biraz sohbet edelim de, gönül pasımız açılsın.
Nerede kalmıştık mirim. Beşiktaşlı Yahya Efendi'den söz ediyorduk. Şeyhülislâm Yahya Efendi hakkinda dün Evkaf Kâtibi Atıf Efendi'den ne öğrendim, bilir misiniz ?

- Yahya Efendi - Hayir, Mirim. Nereden bileyim ? Anlatın da biz de öğrenelim , yeni bir şiirini mi buldunuz ? Merak ettim doğrusu Mirim !..
- Bakkal Süleyman Efendi - Tabi merak edersin üstadım, bizim için, Ankaralılar için, hemşerilerimiz için çok önemli.

- Yahya Efendi - Allah, Allah !... Çabuk söyle de öğrenelim Mirim !..

-Bakkal Süleyman Efendi - Evkaf Kâtibi Atif Efendi, vakfiyeleri incelerken, Yahya Efendi ve babasi Zekeriya Efendi'nin vakfiyelerini ana kutuklere gecerken tesadüfen bulmuş, okumuş. Zekeriya Efendi, Ankaralı imiş ve Bayramzâdeler denmiş. Kökleri Amasya'dan Ankara'ya gelmişler. Soylari da Amasya'da meşhur Iydizâdelere ve Recep Çelebi sülâlasine dahilmiş. Soy kütüleri, Sultan Orhan Gazi Devri'nde yaşayan Ladik'de medfun Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir'e dayanırmış. Haci Bayram-ı Veli sülâlesi'nde de Celebiler yok mu ? Ne kadar sevindim bilemezsiniz. Bakiniz bir mısrasında şöyle diyor
-Yahya Efendi :
Neler çeker bu gönül, söylesem şikâyet olur.

- Yahya Efendi - Cok sevindim, Mirim ! Demek hemşerimizmiş Şeyhülislâm Yahya Efendi. Tarih ve edebiyata yeni arastirma getirenlerden, bu millete hizmet edenlerden, Allah razi olsun... Şeyhülislâm Yahya Efendi, Tam ve mütekâmil bir insandir. Beşiktaş'daki O Dergâhta, Ali Osman'da olmayan, nadide bir kütüphane vardir ki, derler ki, Saray'a da oradan kitap gidermiş. Minyatürlü, tıp, matematik, hendese, astronomi , astroloji, edebiyat ( bediiyat ), divânlar. Her türlü kitaplar bulunur muş kütüphanesinde. Şeyhülislâm Yahya Efendi, sabahlara kadar kitap okurmuş. Biz yapamıyoruz mirim. Ayda bir divânı, bir mecmuayı zar-zor okuyoruz. Kaliteli mürekkep yapmak bir dert. Kağıt aharlamak, terbiye etmek ayrı bir iş. Nesih yazarsınız, sülüs isterler, nestalik yazarsınız, kırma derler. Mum ışığında kiminin gözleri görmez, neredeyse celi sülüs istemeye kalkarlar. Bilmezler ki, Celi sülüs, camilerdeki levhalar içindir. Dervişin fikri ne ise, zikri de o dur, hemen kendi dertlerimle sizi giriftar eyledim. Yahya Efendi'den söz ediyorduk.
Mirim; bir de Taşlicalı Yahya Bey vardir ki, divân sahibidir.

Bakiniz ne diyor :
Ya Hakkı sev, ya halikı gafil-i cihan
Aşık odur ki, aşık-ı Perverdigâr ola.
Bu beyit şu mânâya geliyor, Mirim. Açıklayayım müsaade buyrulursa. Sizler elbet bilisiniz de Çirak Yaşar kardeşim de öğrensin.
Ey Dünya'dan habersiz olan ! Ya Tanri'yi, ya yaratanı sev; gerçek aşık, Tanrı'ya aşık olandır.

Yavuz Sultan Selim zamanında Yeniceri Ocağında yetişen Taşlicalı Yahya Bey, Kanuni Sultan Süleyman zamanında ünlü olmuş, birçok sefere Padişah ile katılmış, gazi olmuş ve 94 yaşında 1582 yılında, Sultan III. Murad devrinde vefat etmiştir.
Halka-i zikre nigin olan güzin-i evliya
Aleme hükm itmeğe mühr-i Süleyman istemez.
Bunun mânâsı ise, şöyle : Zikir halkasının başı olan evliyalar seçkini, âleme hükmetmek için Hz.Süleyman'ın mührünü istemez.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın hocası, Aksemseddin Hazretlerinin Halep'de oda arkadaşı, Merzifonlu, Seyh Abdurrahim-i Rumi 1424'de bakiniz ne diyor :
İbtida kıldık kitâbe, fazlı bismillah ile,

Zikrolsun hem dahi, tevhid-i zatullah ile
Tövbe Yarâb, hata yoluna gittiklerime,
Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime.



[ Kahveci çırağı, kahveleri ve ıhlamuru getirir. Onlerine koyar, kahveler yavaş yavaş içilir ]
Hemşehrimiz, pirimiz, üstadımız, gönüller sultanı Hacı Bayram-ı Veli ne diyor, Mirim :

Bilmek istersen canı

Can içinde ara canı Geç canından bul onu
Sen seni bil. Sen seni !
Bayram özünü bildi. Bileni anda buldu.

Bulan o kendü oldu,
Sen seni bil, sen seni !
- Bakkal Süleyman Efendi - Kendini bilmek , ne güzel, ne oturaklı, ne mânâlı bir söz... Kendini bilen kişi, kâmil insan değil mi hocam... Kendini bilen kişi, başkalarına kötülük edebilir mi ? Ağzından kötü söz çıkar mı ? Kendini bilen, küçüğüne-büyüğüne el kaldırabilir mi? Hacı Bayram-ı Veli, büyük bir filozof bir insan . İki kelime ile kitaplara sığamıyacak bilgileri bize anlatıyor, düşündürüyor , düşünmeye zorluyor ! .. Bizler maalasef bunlardan ders alamıyoruz hocam. Kişi,
kendini bilmek kadar irfan olamaz, diyor bir şair.
- Yahya Efendi - Alemler Sultanı Mevlana Celâleddin-i Rumi'de ne diyor :

Gel cana can ver, amana iman,
Gel, vuslatı hasretinden güç olan,
Dillerde senin adın gönüllerde sen,

Umutsuzlara umut, caresizlere care sen
Ey yılları yıllara ulayıp aşan,
Ey nesilerden nesillere ulaşan
Bir kerre değil asla bin kerre gel, Yine de gel, yine gel, yine gel .
Bir başka şiirinde ise;
Bu denizde ne ölmek var bize
Bu denizde ne gam, ne dert, ne keder.
Bu deniz alabildiğine muhabbet
Bu deniz iyilikten, cömertlikten ibaret
Bir baska rubâisinde ise, şöyle diyor Mevlâna Hazretleri :
Dünyada da ahirette de mevcut tek odur

Her yerdeki, her yöndeki mabud tek o dur
Bağ, bahçe, çicek, guneş ve gök hepsi yalan
Her sözde ve mânâdaki maksud tek o dur.
- Bakkal Süleyman Efendi - Maksud'u aramak üzere biz de kapınıza geldik hocam, Siz de bizi çevirmeyin !... Bizlere feyz verin !..
- Yahya Efendi - Ne haddime Mirim. Ben kim, feyz vermek kim. Biraz önce Yahya Efendi'nin hemşerimiz olduğunu zat-ı alinizden biz öğrenmedik mi? Hacı Bayram-ı Veli, ne demişti Mirim; Sen kendini bil, Sen seni.. Ben işlerinize mani olmayayım . Sizleri daha fazla mesgul etmeyeyim. Yine gelirim. Hadi bana eyvallah Mirim.
- Bakkal Süleyman Efendi -Bizleri nurlandırdın üstadım, her zaman bekleriz. Şeref verirsiniz. Bizler de zat-ı alilerin ellerini öpmeye , feyz almak için hane-i saadetlerinde rahatsiz ederiz efendim.
- Yahya Efendi - Bizim ne haddimize Mirim. Ama her zaman fakirhanede bekleriz, sizin gibi edebiyata meraklilara, kitap okumak isteyenlere kütüphanem amâdedir. Her zaman emrinizdeyim, Mirim.
[ Selamlaşirlar. Hattat Yahya Efendi dükkândan çıkar.]
- Çırak Yaşar - Ne güzel konuştunuz, usta. Sizler konuştukca, ben de birşeyler öğreniyorum ustacığım.
- Bakkal Süleyman - Aferin !.Öğrenmene sevindim. Hoşuna giderse sen de Yahya Efendi'den okumak için kitap alabilirsin . Hüsn-ü Hat (güzel yazi) dersi istersen, Yahya Efendi'den reca ederim.

- Çırak Yaşar - Usta !.. İslâmiyette resim niye yasak, hattatlar niye resim yapmıyor da, yazıları resim gibi çiziyorlar ?.

- Bakkal Süleyman Efendi - İslamiyetten önceki milletler, hep putlara, heykellere, resimlere tapıyorlardi. Bunu önlemek için Peygamberimiz resim yapmayi, insan sureti yapmayi yasaklamiştir. Kur'an-i Kerim'de resim yapmayı yasaklıyan âyet yoktur. Hat sanatimiz da bir resimdir. Ressamlar, hünerlerini tezyini tablolarla, güzel levhalar yaparak ortaya koyuyorlar evlâdım !..
-
Çırak Yaşar - Anladım ustam ! Babam da sever Mevlâna

Hazretlerini. Sık sık söyler, aklımda kaldığı gibi okuyum mu Usta !
- Bakkal Süleyman Efendi - Söyle bakalim, sanatsever evladım !
- Çırak Yasar - Gel gel, yine gel,
Ne olursan ol yine de gel,
İster putperest, ister mecusi ol , yine de gel, Bizim kapımız, ümitsizlik kapısı değildir,
- Bakkal Süleyman Efendi - Aferin, güzel, bugün bu kadar gevezelik yeter. Hadi şimdi sen git, benim kuşluk yemeğimi, yengenden al getir bakayım..
[ Çırak Yaşar dükkândan çıkar, ışıklar söner ]
BİRİNCİ TABLO SONU



İKİNCİ TABLO
AYAKKABICI MUAMMER USTA'NIN DÜKKANI
D E K O R : Mekân; Muamer Usta'nin kundura imalâthanesi, tamir ve satış yeri. Ayakkabı levazımatı, deriler, köseleler, örs, çekiç, ağaç tokmak (çekiç), bal mumlu iplik, ayakkabı kalıpları, eğe, pense, törpü, deri makası, iskarpelâ, ıspartula, tutkal gibi aletler dükkânda bulunmaktadır. Sandalet, mes, terlik, kunduralar vitrinde ve raflarda dizili, bir kismi ise, yer yokluğundan, bağcıklari ile tavana asılı sallanmaktadır. Dükkân personeli; Muammer Usta, Kalfa Kâmil, Yamak Hurşit. Her biri ellerindeki işi ile mesgul olmaktadırlar.]
[ Muammer Usta bir ara yerinden doğrulur, Yamak Hursit'e hitaben]
- Muammer Usta - Belim ağrıdı.. Oğlum Hurşit, getir bakayım şu yaptığın kundura topuğunu.
[ Hurşit yerinden kalkarak ustasının yanına gider ve yaptığı ayakkabı
topuğunu gösterir. ]
- Yamak Hurşit - Buyur Usta. Nasıl olmuş ?
[ Muammer Usta, Ayakkabının topuğunu evirir - çevirir ]
- Muammer Usta - Olmamış, sök bunu. Daha dikkatli ol. Yaparken kalfana danış. Danışmaktan kimseye zarar gelmemiş ki.
Halbuki dün, ne güzel yapmıştın.
- Kalfa Kâmil - Usta, affedersiniz, ben ikaz etmeliydim Hurşit kardeşimi.

- Yamak Hurşit - Bir daha bozuk yapmam usta, idare eder zannettim. Bundan sonra daha çok dikkat ederim. Çivileri ezmiştim, üzerine taban astarı konunca, gözükmez, kapanır zannettim.

- Muammer Usta - Çivi izi astarla kapanır da evladim, kalite düşer. Muammer Usta'nn dükkânından kalitesiz mal çıkmaz. Bilmez misin ? Ben papucumu dama attırmam. Üç kuruş az kazanırım, emeğimi esirgemem... Kalitesiz mal üretmem. Ah ! Evladim !.Ben bu ustalığı yolda bulmadim evladim.
-
- Bu zanaatte, nasıl yetişirsen öyle gidersin. Bak Kâmil Kalfa'nın yaptığı işlere. Benden ders almiyorsan, Ondan al. Şair Ziya Paşa ne demiş :

Ayinesi iştir kişinin,lafa bakılmaz.

Şahsın görünür rütbe-i aklın eserinde.
[ Kâmil Kalfa, yerinden kalkarak ustasına yaklaşır, elindeki ayakkabıyı ustasina uzatarak ]

- Kâmil Kalfa -Buyur Usta, bitirdim. Nasıl olmuş.
[ Muammer Usta ayakkabıyı eline alır, her tarafına bakar. Ağır ağır tane tane konuşur ]
- Muammer Usta - Aferin ! eline sağlık. İyi olmuş. Fakat,
[ Ayakkabıların yan piyantalarını göstererek ]
- Muammer Usta - Şurayı biraz daha zımparala, incelt, ondan sonra boyayarak cilâla.

- Kalfa Kamil - Olur ustacığım. Hemen yapıyım.
[ Kamil Kalfa, Usta'nin elinden ayakkabıları alır, yerine geçerek oturur. Ayakkabının yan kenarlarını zımparalamaya başlar. ]
- Kahveci Çırağı - Tavşan kanı çaylar geldi. Yok mu içen ?
- Muammer Usta - Üç çay bırak evladım.
[ Kahveci Çırağı, Muammer Usta'ya, Kâmil Kalfa'ya, Yamak Hurşit'e birer çay bırakır. Usta'nın yanındaki tahtaya cebinden çıkardığı tebeşirle üç çizik daha atar. Bu sırada çaylara şeker atılıp, karıştırılır, yavaş yavaş çayları içerler, bir yandan da çalışırlar. Bu arada dükkâna, Hafız Yusuf Efendi, karısı ve kızı girerler. Hanımlar çarşaf giymiştir. Yüzleri feracelidir. ]
- Hafiz Yusuf Efendi - Esselâmün aleyküm Muammer Usta, kolay gelsin.

- Muammer Usta - Ve Aleyküm selâm Hafız Efendi.( gülerek ) Kolaysa başına gelsin !.. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, der.
[ Hafız Yusuf Efendi ile Muammer Usta gülüşürler ]
- Hafiz Yusuf Efendi - Bizim Köroğlu ile kerimeye birer terlik ile ayakkabı bakacaktık da Muammer Usta.
- Muammer Usta - Emriniz olur Hafız Efendi. Kâmil, evladim ! Raftan şu terlikleri ve vitrindeki geçen hafta yaptığın ayakkabıları çıkar bakayım Hemşireye, Hanim kızımıza. Bak, biz emaneti teslim edince Hoca Efendi'nin önüne geleceğiz. Son yolculuğumuza bizi O uğurlayacak, O, yolcu edecek. Ona göre seç, sonra arkamızdan bir şey demesin ...
- Kalfa Kâmil - Ustam, sizi Hafız Efendi'ye evvel Allah mahcup etmeyiz, inşallah. Bütün ayakkabılarimiz sağlam ve mükemmeldir. Evvel Allah Ahi'yiz.

Bak Yenge, hemşire, hangisini beğenirsiniz. Kahverengi mi, siyah mi, yoksa şu taba mı güzel ? Siz, rengini-şeklini beğenin. Seçeriz. Yenge, kaç numara ? Hemşiremizinki kaç numara ?

- Hafız Yusuf Efendi - Oğlum, Yenğeninki 38 numara, Kerimeninki 36 numara.

-Muammer Usta - Gel şöyle Hafız Efendi. Kâmil oğlum, onlara beğendiklerini verir. Parasını da siz verirsiniz. Olur, biter. Hele otur bakalım.
-
[ Hafız Yusuf Efendi, Muammer ustanın yanına, taburemsi hasır iskemleye oturur. Gülerek.]

- Hafız Yusuf Efendi - Para vermesek olmaz mi Muammer Usta !
- Muammer Usta - Olur. olur, canın sağ olsun Hafız Efendi. Yeter ki Hemşirelerimiz beğensinler. Çay alayım mı Hafız Efendi ?
- Hafız Yusuf Efendi - Allah razı olsun. Kesene bereket. Teşekkür ederiz. Bizimkiler içmez, ben de içmem. Mideme dokunuyor ! Artık yaşlandık.
[ Bu sırada Kâmil Kalfa, Hafız Efendi'nin eşine ve kızına çeşitli ayakkabıları giydirir, çikarır, bir kısmı sıkar, onları değiştirir. Anne kız kendi aralarında fısıltı ile konuşurlar. Nihayet neşenirler. Hafız Efendi'nin eşi, Kocasına seslenir. ]
- Hafız Efendi'nin Eşi - Efendi ! Tamam. Bunları beğendik.
- Hafız Yusuf Efendi - Borcumuz ne kadar Muammer Usta ?
- Muammer Usta - 120 kuruş ver, yeter Hafiz Efendi.

[ Hafız Yusuf Efendi el işlemeli, iğne oyası para keseseni kuşağının arasından çıkarır ve paraları sayarak Muammer Usta'ya uzatır , keseyi kuşağının arasına sıkıştırır.]
- Hafiz Yusuf Efendi - Buyur Ahi..
- Muammer Usta - Allah bereket versin. Güle güle giyinsinler.
[ Muammer Usta parayı alır, çekmecesine atar. Bu sırada, madeni para sesi duyulur. Kâmil Kalfa, ayakkabıları paketler, Hafız Efendi'ye uzatır. ]
-Hafız Yusuf Efendi - Hadi Allah'a ısmarladık, hayırlı alış -verişler.
-
[ Hafız Yusuf Efendi , eşi ve kızı dükkândan çıkarlar ]
- Muammer Usta - Oğlum Hurşit. Müşteri yanında niye don yağı gibi duruyorsun. Kâmill abine niye yardım etmedin ?

- Yamak Hurşit - Utandım Usta ! Hafız Yusuf Efendi'nin kızı Gülseren ablayı , annem abime istemişti. Vermediler. Annemle Hafız Efendi'nin karısı münakaşa etmişler. Birden bire onları görünce utandım.


- Muammer Usta - Evladım ! Bizler neyiz ? Ahi değil miyiz ? Hepimiz , birbirimizle kardeşiz. Namusluyuz. Dürüstüz. Bu Angara şehrinde hep beraber yaşıyoruz. Küslük olmaz ! Gözümüz, dilimiz, belimiz bağlı ! Elimiz. soframız, gönlümüz açık. Herkesle konuşup, görüşüp, anlaşacağız . Peygamber Efendimiz ne demiş ? Üç günden fazla küslük, mü'minliğe sıgmaz !.

Ahi demek ; kimseye yan gözle bakmayan, düşenin dostu olan, küs tutmayan, namuslu, iş - güç sahibi, iyi ve kaliteli mal üretip satan, teraziyi tartarken kılı kırk yaran, dürüst, sözüne güvenilir, borcuna sadık, birbirine yardım eden, güreş tutan, cirit oynayan iyi kılıç kullanan, civanmert, fütüvvet ehli delikanlıdır.

Bizler, Kâmil Usta ! Ha, bak dilim sürctü. Kâmil Kalfa yerine Kamil Usta dedim. Bende akıl bırakmadın be oğlum Hurşit...
Kâmil'in de artik şed bağlama zamanı geldi. Sözden söze geçtik. Kâmil`in ustalııni müjdeledik... Oldu mu şimdi ? Halbuki baklavasını yiyecektik Kâmil Efendi Oğlumun ?
Haydi, kahveleri ısmarla, oğlum Kâmil Efendi. Evvelsi akşam, üstadımız Ahibaşi Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi ve diğer meslektaşlarla görüşük. Benim gibi onlarda seni severler, Kâmil Efendi oğlum. İsini de benim gibi takdir ederler. Gecen hafta yaptığın ayakkabıları götürdüm, gösterdim. Artik, Kâmil'in şed bağlama zamanı geldi. Olgunlaştı, mesleğin püf noktalarını öğrendi, dedim. Geçen hafta da Yiğitbaşi ekmek kapımıza uğramıştı ya ! O, seni kontrol içindi.
Bir ay sonra, şed kuşanabilirsin oğlum, evlâdım Kâmil Efendi. Hep beraber, yeni, boş bir dükkân arayalım, bulalım, Kalfa Kâmil de Usta olsun, kendi işinin patronu olsun. Adı gibi, kendi de kâmil olsun. Zenaatının sahibi, Ahiliğin kerameti üzerine olsun. Adımızı
hayırla yâd etsin !
[ Kalfa Kâmil yerinden kalkar, Usta'sinin elini öper, Muammer Usta, Kâmil'in sırtını sıvazlar. Alnından öper. ]
- Kalfa Kâmil - Allah razı olsun, yüzünüzü kara çıkarmam ustam !... Siz benim velinimetimsiniz. Şki cihanda aziz olasınız ! Tuttuğunuz altun olsun !
[ Kalfa Kâmil yerine geçer, Hurşit'e işaret eder, Hurşit kahveleri söylemeye gider. Sesi gelir. İki orta, bir çay, Muammer Usta'ya ]

- Muammer Usta - Kâmil Evladım, artık Hurşit'i de Dergâh`a götürme vakti galiba geldi.. Sen ne dersin Kâmil..? Babası ile görüştüm. Ahi Meclisi ile görüştük. Kurul`dan Hurşit için izin istedim. Yamakliktan çıraklığa geçsin diye.. Kahya'dan destur çıktı.
-
Yetkiyi bana verdi.. Hâlâ düşünmekteyim. Sen ne dersin.?
- Kâmil Kalfa - Üç seneden beri çalışıyor Ustam. Huyu iyi, işten de yavaş yavaş anlıyor. Pişecek elbette. Ne demişler büyüklerimiz : Hamdım, piştim, yandım, Elhamdülillah. O da Dergâha gider ve pişer Ustacığım. Ben Dergâhtan çok şey ögrendim. Hayat mektebi orası. Hayatın felsefesini orada öğrenecek, burada tatbik edecek, Olgunlaşacak. Muafıktır derim. Çırak olarak Dergâha devama
başlasın, derim. Takdir sizlerin, Ahibaşının, Esnaf Kurulu`nun..
[ Bir sessizlik. Bu arada Yamak Hurşit içeri girer .]
- Muammer Usta - Bu gün iki mujdeyi birden verelim. Evladim Hurşit, hazırlan, Cuma akşamı Dergâha, Ahi Zaviyesine, Kâmil Efendi Oğlumla sen, birlikte gideceğiz !
Hadi, sen de delikanlı, yiğit, zenaatkâr bir ahi olacaksın. Bundan sonra ahlâkına, hal ve hareketine daha iyi dikkat et. Affetmem ha.. Cömert ol, elin açık olsun, zihnin berrâk olsun, büyüklerinin konuşmasını iyi dinle, uyuklama, her an, her kardeşin seni imtihan edebilir. Sofra adabına göre otur, büyükler konuşurken sakın sözlerini kesme. Söz gümüş ise, sukût altundur, dusturunu takip et !. Dinleye dinleye öğreneceksin. Olgunluğa erişince, konuşursun.Zamanı gelince, onu biz sana söyleriz. Gayret senden, destek, öğretmek bizden, takdir, bereket Allah'tan.

[ Ayakta duran Yamak Hurşit, önce Ustasının sonra kalfasının elini öper, şaşırmıstır, hiç birşey söyleyemeden yerine gider, heyecanlıdır, elleri titrer, işiyle mesğul olmaya çalısır. Kendi kendine konuşur:
- Dün gece, rüyâmda Şeyh Efendi'yi boştan yere görmemişim, O bana, müjdeyi vermiş de ben anlamamışım, ne aptalım ?

- Kalfa Kâmil - Hayrola Hurşit, kendi kendine ne konuşursun !
- Yamak Hurşit - Dün gece rüyâmda, Şeyh Efendi'yi görmüştüm de Kâmil Abi, Anama anlatmıstım, o da bana, bugün müjdeli bir haber var, tâlihin açılacak evlâdım demişti, yalan çıkmadi , Kâmil Abi.
[ Kâmil Kalfa, ustasi Muammer Usta'ya hitaben ]
- Kalfa Kâmil - Ben gerekli eğitimi yaptırmaya, rehberi olmaya gayret ederim Ustam. Allah razı olsun ! Yüzümüzü kara çıkarmaz Hurşit.
- Muammer Usta - Elbette. Benim vekilim kim ? Tabiiki sen Kâmil Efendi oğlum. Hurşit'i eğitmek, benden çok sana yakışır.

[ Gülüşürler, Kahveci Çıraği gelir, kahveleri ve çayı bırakır. Çaylara daha şeker atılmadan, kahveci çırağı çıkar çıkmaz, bir dilenci kapıda gözükür. ]

- Dilenci - Allah rızası için bir sadaka ! Allah rızası için bir sadaka ! Allah rızası için bir sadaka !
[ Muammer Usta derhal yerinden kalkar, bir miktar parayı dilencinin avcuna sıkıştırır. Ayaklarına bakar. Dilencinin ayakkabıları yırtık ve çok eskidir.]

- Muammer Usta - Kâmil evladım, bana karşıdaki 42 numara siyah ayakkabıyı verir misin ?
[ Kâmil fişek gibi yerinden kalkarak, söz konusu ayakkabıyı getirir. Usta, bizzat kendisi ayakkabıyı dilenciye giydirir.]
- Muammer Usta - Haydi, Ahi Zaviyesine git. Orada da karnını doyururlar. Bir daha dilenme.. Gücün yettiği kadar çalış ve kazan. Kazandığını da ye ! Hadi Güle güle, Allah işini rast getirsin !
- Dilenci - Allah sizlerden razı olsun. Tuttuğunuz altun olsun. Allah rızkınızı arttırsın. İki cihanda aziz etsin. Ölmüşlerinize rahmet etsin. Allah sizi çocuklarınıza, torunlarınıza bağıslasin !
[ Dilenci dükkândan çıkar. Çırak Hurşit, kalfasina hitaben alçak sesle ]
- Çırak Hurşit - Usta, dilenciye en güzel ayakkabıyı verdi.
- Kalfa Kâmil - Malin 40'da biri zekâttır Hurşit kardeşim. Ahi, cömert olur, yardimsever olur. Burnu büyük olmaz, herkesi de küçük görmez. Sen, sen ol, düşküne yardım et. Düşeni kaldır. Senden daha fakir, sakat birini görürsen mutlaka elinden geldiği kadar yardım et... Çalışırsan Allah, sana daha fazlasını verir. Artık kalfalığa bir adım daha yaklaştın. Üç sene sonra Allah nasip ederse kalfasın.
- Muammer Usta - Hacı Salim Efendi'nin kunduraları bitmişti, Kâmil ! Evladım. Onları sar da Hurşit ile gönderiver Hacı Salim Efendi'ye. Titizdir, Salim Efendi. Bir an evvel gönderelim de, sipariş yerine ulaşsın.
[ Kamil Kalfa, çalıştığı taburenin üzerinden kalkarak, ayakkabilari vitrinden alir, siler, paketler ve ]

- Kâmil Kalfa - Hurşit, şunları Hacı Salim Efendi'ye bir koşu götürüver. Bahşişini de alırsın, iyi olur.. Haydi göreyim seni ...

- Yamak Hurşit - Olur Ustam ! Gideyim..
-
[ Ayakkabı paketini Hurşit alır ve dükkândan dışarı çıkar, ışıklar söner. ]
2. TABLO SONU





3. TABLO

AKŞAMLARI ERKEKLER ZAVİYEDE İKEN, KADINLAR DA KENDİ ARALARINDA EĞLENİYORLAR
D E K O R : Akşam yemeğinden sonra, erkekler Ahi Zaviyesi'ne gitmişlerdir. Komsu hanımlar da Hatce Ana'nın evinin salonunda toplanmışlardir. Salon zemini halı döşelidir. Yerde, yer yer minderler konmuştur. Sahneye parelel boydan boya sedir vardır. Sedirde kilim ve halı serilidir. Salon mum ve kandillerle aydınlatılmıştır. Hanımlar mahalli kıyafet giymiş olup, evde erkekler olmadığı için, feraceleri yoktur, minder ve sedirde, rahat otururlar.
[ Hanımlar kendi aralarında konusup, eğlenmektedirler .]
-Neslihan Sultan - Hatçe Ana, iyiki, bizim erleri Dergâhta topluyor Şeyh Efendi de, Dergâhtan gelince kuzu gibi oluyor. Sakin, sessiz. Eğer yorgun olup da gidemezse, ateş fıçısı gibi, barut gibi oluyor Efendi.
-Hatçe Ana - Neslihan Sultan Kızım, Dergâh bir mektepdir. Usul,erkân oradan öğrenilir. İlim-irfanı olanlar hep oradadır. Para almadan her isteyeni eğitiyorlar. Bundan güzel şey var mı bu dünyada. Hz.Muhammed, ilim Çin'de olsa gidiniz, beşikten mezara ilim öğreniniz demiyor mu ...

- Neslihan Sultan - Hatce Ana, Sarraf Recep Efendi'nin kızı Fadime bir guzel bindallı dikmiş ki. Bi güzel, bi güzel ki, sorma gitsin. Mor kadife üzerine altın-gümüş sirma ile desenlerini bir ince işlemiş ki, sorma gitsin.
- Hatce Ana - Kiz, Neslihan Sultan ! Fadime'nin anası Ayse bacının kendisi de terzidir. Anasına çekmiştir kızı da. Babası da sarraf ya, altın ve gümüş sırmaların iyisini bulmuştur. Un, şeker yağ varsa, elbet helva yapılır, benim güzel kızım.
- Neslihan Sultan - Dülger Muzaffer Efendi'nin karısı Salise Hanım da, kızı Elif'e üç etek dikmiş, her tarafını da sırma ile işlemiş. Abisi Murat'ın düğünü için dikmiş. Yakışmış da Elif'e.
- Hatce Ana - Kız Gülseren, bana bir şerbet getirsene.
[ Gülseren yerinden kalkar, şerbet getirmeye çıkar, elinde vişne şerbeti kasesi ile döner, Hatce uzatır. Hatce Ana uzatılan şerbeti kana kana içer .]
- Hatce Ana - Yanmışim, berhüdâr olasın evladım. Gel yanıma otur.
[ Gülseren boş bardağı bırakır, gelip Hatce Ananın yanına oturur. Fısıltı şeklinde konuşurlar. Diğer
kadınlar kendi aralarında konuşmaktadırlar.]
- Hatce Ana -Kız Gülseren, seni ben evereceğim. Bak, Muammer Usta'nın iyi bir kalfası varmış. Yakında ustalığa namzetmiş. Muammer Usta'nın hanimi bana söyledi. Bir münasibini bulsak da, Kâmil Kalfa'yı baş-göz etsek diye. Ne dersin ?
[ Gülseren , mahcup, başını önüne eğer, yüzü kızarır, susar ]
- Hatce Ana -Niye susuyorsun kız ?
- Gülseren - Ben bilmem, anam bilir.

- Neslihan Sultan - Kizlar, Terzi Kemal'in bir kalfasi varmis ki, çok yakışıklıymış. Tiğ gibi delikanlıymış. Sanati da çok iyiymiş. Bizim Efendi'ye bir elbise dikti ki, hokka gibi oturdu. Bekârmış Efendi söyledi.
[ Kızlar kıkırdarlar ]
- Hatce Ana - Fazilet Hanim kizim, sen mani bilirsin, bilmece bilirsin, kızlara sor bakalim, hangisi biliyor. Bilemeyene ceza vereceğiz. tamam mı ? Hadi bakalim, güzel kızım, söyle !.

- Fazilet Hanım - Şimdi bilmeceleri soruyorum bakalım, bilemeyenler mani söyleyecek. Böylece ben de maniden kurtulacağım. Tamam mı ?
- Sarıdır safran gibi, okunur Kur'an gibi, ya bunu
bileceksin, ya bu gece öleceksin ? Söyle bakalım Nurdan ?
- Nurdan - Onu bilmeyecek ne var, Altın Altın !
- Fazilet Hanim - Tamam bildin, biz de maniyi kaçırdık. Şimdi bakalım Kezban Teyze nasıl bilecek. Soruyorum. İyi dinle Kezban Teyze.
- Ben bu gün bir nesne gördüm, fiske vurulursa fırlanır, bir yanı zar, bir yani gül, bir yani billurlanır, Hak Tealâ emrederse, o bir kerre canlanır ?

[ Kezban teyze düşünür, düşünür, kızlar fısıldaşır. ]

- Kezban Teyze - Bilemiyorum cezama raziyim. Fazilet hanım ver bakalım cevabı ?

- Fazilet Hanim - Yumurta teyzeciğim, yumurta. Şimdi söyle bakalım bizim maniyi.

- Kezban Teyze - Bu derede dut bitti, Tuna yolunu tuttu, Tuna'ya giden yarim,
Gitti beni unuttu .

- Fazilet Hanim - Bir zayıf deve yağından ölmüş, Ne yerde ölmüş, ne gökte ölmüş,
Sabahtan ölmüş, Ah Şam'a yakın mış?

söyle bakalım Neslihan Hanım Sultan ?

- Neslihan Sultan - Bana da ne zor bilmeceyi sordun Fazilet

Hanım. Bilemeyeceğim, söyleyim de manini, sen de ver cevabını.
Duymadım kelâmını,
Bilmedim meramımı.
Turnalar geçip gitti,

Alamadım selâmını.
-Fazilet Hanım - Şimdi bilmecenin cevabına geçiyorum. Bilen varsa söylesin
bakalım. O zaman ben bir mani söyleyeceğim .

[ Kimseden çıt çikmaz. Herkes birbirine sorar. Sessizlik ... ]
- Fazilet Hanım - Bir zayıf deveye yağ yüklemişler, yağın ağırlığından ölmüş. Ne yerde ölmüş, ne gökte ölmüş, köprünün üzerinde ölmüş. Sabahtan ölmüş, Ah, Şam şehri yakınında ölmüş.

- Kezban Teyze - Fazilet Hanım, senin bilmecelerin de ne zor muş !.. Hadi şimdi herkes ikişer atasözü söyleyecek !. Şimdi ben sıramı aha savıyorum :
- Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
- Yalnız yiyen, sofrasını kendi kaldırır.

- Hatce Ana - Ben de sıramı savayım da, gençlerin ne hali varsa, görsünler bakalım :

- Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu güzeldir.
- Rüyâ, boş gezenlerin sermayesidir.

- Neslihan Sultan - Sıra bana mi geldi ayol ? Söyleyeyim de olsun, bitsin.
- Sabır meserretin, acele nedametin anahtarıdır.
- Sabır acıdır, meyvası tatlıdır. Hadi,iki atasözü de cabası da cabası:
- Sağlık varlıktan yeğdir,
- Sahipsiz tahtayı el alır, el almazsa yel alır.
- Fazilet Hanım - Eh, sıra bize gelmiş :
- Fakir eline bakarsa, sen kesene bak .
- Fukaranın çocuğu, zenginin atı, kıymetli olur.
- Fukaranın cebi boş, kalbi doludur.
- Gülseren - Gelen , gidene rahmet okutur.
Gammaz olmazsa, tilki pazarda gezer.
- Nurdan - Bağ dua değil, çapa ister.
Bakma ile usta olunsa, köpeklerin kasap olması lazım.
- Kezban Teyze - Ne oturuyorsunuz kızlar, kalkın oynayın. Oynayın da ruhumuz biraz ferahlasin !
-
[ Kezban Teyze ayağa kalkar, derinden ud peşrevi sesi gelir. Hatce Ana'nın eline ud tutuştururlar. Gülseren'in eline def verirler. Neslihan Sultan'ında eline zil tutuştururlar. Neslihan'ı ve diğer kızları zorla salonun ortasına sürüklerler. Neslihan gönülsüzdür. Kendini naza çeker. Muzik başlar . Ankara Misketini oynarlar. Daha sonra Neslihan aşka gelir ve Çifte Telli oynamaya, daha sonra Mevlâna oynamaya başlar. Oyuna göre uygun muzik sesi verilir. Bol alkış alır.
Hatçe Ana, udu ile bir taksim geçer, daha sonra Itri'den güzel bir Klâsik Türk Muziği hem çalar, hem söyler, Bazı kızlar da koroya katılırlar. Hatçe Ana, bol alkış alır. ]
Segâh Yürük Semai

Tuti-i mû'cize-guyem, ne desem lâf değil;

Cerh ile söylesemem, âyinesi sâf değil.
" Ehl-i dildir " diyemem sinesi sâf olmayana,

Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil.

- Neslihan Sultan - Ne güzel çaldın- söyledin Hatce Ana, Kimden öğrendin ud çalmayı ?

- Hatçe Ana - Rahmetli dedem çocukken öğretmişti. Güzel çalardı rahmetli. Bende heveslendim, işte ondan kaldi yadiğâr. Herkesin bir hüneri olmalı, derdi rahmetli..
-
[ ışıklar söner, perde kapanır ]
3. TABLO SONU
A R A











4. TABLO : AHİ ZAVİYESİ
D E K O R : Salon halı ve kilimle kaplanmıştır. Yer yer minderler de vardır. Salonun ortasında, baş köşe boştur. Sağında ve solunda meslek kollarinin Ahi başları, yani yiğitbaşları oturmuş bulunmaktadır.Onların yanında ise, sırası ile gelen ustalar, kalfalar (bağdaş kurmuş) ve olğunlaşma yolunu tutmuş çıraklar, diz çökerek (genelde kapıya yakın) otururlar. Misafirleri bir yiğitbaı karşılar ve oturtturur. Her gelen usta, diğerleriyle selamlaşır.( Sağ ellerini, parmaklar açık şekilde gögüslerine-kalplerine götürürler, hafifce eğilirler ). Hal-hatir sorarlar. Kalfa ve çıraklar ise, orada bulunan ustaların ellerini öperler.
2 kalfa, 2 çırak ayakta, hizmet için ellerini bağlamis, başları önüne eğik beklemektedirler. Arada bir su, şerbet, ayran isteyen büyüklere, maşrapalarla kalaylı bakır bardakları doldurarak, sessizce servis yaparlar. Cemaatin tamamı mahalli kıyafet giymiştir. Başlarında; derece ve mülki erkan rütbelerine göre, kavuk, sarik, bazilarinda sikke, külâh veya takke vardır. Bellerinde Ankara tiftiğinden yapılmış kuşak ve kuşağa sokulmuş hançer bulunmaktadır. Bir kısmı ayaklarına mes, bir kısmı el örgüsü yün çorap giymişlerdir.
[ Salona son olarak Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi gelir. Şeyh Efendi salona girdiğinde, herkes ayağa kalkar. Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi post üzerine serilmiş olan üç katlı minder üzerine oturur. Usta sınıfı ile tek tek selamlaşır ve hal-hatır sorar. ]
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Ahi kardeşlerim.. Bu akşam bir kerre daha can sağlığı ile beraber olduğumuz için Tanrı'ya şükrediyorum. Allah'a binlerce şükür, son aylarda felaket haberlerinden uzak olduk. Dükkân kapatma, papucu dama atma gibi yüz kızartıcı olaylar karşımıza çıkmadı. Bu da, sizlerin, mesleğinizi bihakkın yaptığınızı, toplumdan dışlanmadığınızı ve dürüst, mert, namuslu çalıştığınızı göstermektedir. Bu sıralarda Yardım Sandığımızın durumu da iyidir. Kardeşlerim sağ olsunlar
kazançlarından bir kısmını muntazaman gönderiyorlar, bizde bu sayede rahatlikla yardımları sizlerin adına yapmaya gayret gösteriyoruz.
Demirci Mustafa Efendi'yi, 5 gün önce ebedi yolculuğuna uğurladık. Dul hemşiremiz ve 7 yetim yavruyu, bizlere emanet olarak bırakıp gitmiştir Demirci Mustafa Efendi. Yardim Sandığından gerekli işler yapılmıştır. Süleyman Efendi, siz rahmetlinin komşususunuz. Siz Muammer Usta, Dul hemşiremiz ve yetimlerimiz, akrabanızdır. Her zaman durumlarını bizzat bana veya Yiğitbaşı'ya ileteceksiniz
.
Gereği her neyse yapılacaktır.
[Bu arada isimleri geçen Süleyman Efendi ile Muammer Usta ayağa kalkar ve sağ ellerini kalplerine götürerek selâm ve emre itaat i şareti verirler ]
- Bakkal Süleyman Efendi - Muammer Usta- Emirleriniz başımızın üstüne Şeyh Hazretleri. Demirci Mustafa Efendi ailesi ile yakından ilgileneceğiz. Bir Ahi olarak da, bu zaten hepimizin görevi. Ancak, aileye bizler daha yakın olduğumuz için, çok daha yakindan İlgileneceğimizden emin bulunmanızı istirham ederiz.
[ diyerek yerlerine otururlar ]

-Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Allah başka acı- keder göstermesin. Demirci Mustafa Efendiyi rahmetle anıyoruz. Demirci Mustafa Efendi, geçmişlerimiz ve Ümmet-i Muhammed için el Fatiha.
-
[ Herkes ellerini göge açarak, içinden sesizce fatiha okurlar, ellerini yüzlerine sürerler, sakalı olan sakalını sıvazlar. ]
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Aziz ve muhterem kardeşlerim !
Hepinizin yakından bilip, bizzat tatbik ettiğiniz 6 esasımızı toplantılarda hatırlatmak adettendir. Çünki, her söylenişte, altı esasımızdan yeni mânâlar çıkarabilirsiniz. Zira, bir felsefedir bu esaslar. Felsefeler, ana fikirler aynı kalmak şartı ile, zaman ve mekâna göre tefsir de edilebilir. Ayrica yine bir hatırlatma olur ki, yanlış bir iş yapmayasınız, kulaklarınızda küpe bulunsun diye.

Hatırlatmalarımızın bir gayesi daha vardır ki, telkin... Telkinin önemi de büyüktür. Hacı Bayram-ı Veli'nin talebesi, müridi Akşemseddin Hazretleri, Fatih Sultan Mehmed Han, daha bir yaşında iken, kendisine mürebbiye, öğretmen, felsefeci olarak, II.Sultan Murad Han'ın isteği ile Edirne'ye gelmiş ve Haci Bayram-ı Veli Hazretleri'nin telkini ile, Hz. Muhammed Mustafa salli aleyhi Veselim'in işaret ettiğgi fethi mübin'i, bu sayede Sultan Mehmed Han, daha 21 yaşında iken gerçekleştirmiştir. Zira, Akşemseddin Hazretleri, O'na her an, Istanbul'u feth edeceğini müjdelemiş, ona göre çalışmasını düzenlemesini 20 sene telkin etmiştir. O telkine göre Fatih Sultan Mehmed, gerekli hazırlıkları kafasında kurmuş ve Fethi mübini gerçekleştirmiştir.

Gençlerimiz kusura bakmasinlar. Bizler, bu sebeble daima 6 esasımızı toplantılarımızda belirtir, uyulmasını da talep ederiz. Gelelim 6 esasimiza :
1. Esas,elini açık tut,
2. Esas, sofranı açık tut,

3. Esas, kapını açık tut,
4. Esas, gözünü bağlı tut,
5. Esas, dilini bağlı tut,
6. Esas, belini bağlı tut.

Ahiliğin anayasası olan Fütüvvet ile Fütüvvet'in esaslarını da sen söyle Hacı İhsan Efendi !.
- Hacı İhsan Efendi Şeyhim, üstadım, zat-ı devletleri varken bizlere söz düşmez, ama emrettiniz, Ahi kardeşlerime dilimin döndüğü, gücümün yettiği kadar, sıkmadan, açık dille, kısaca arz-ı malûmat edeyim. Yanlış söylediğimiz olursa, gençlerin aklında belki yanlış kalabilir. Düzeltilmesi, talebimizdir !. Sürcü lisan edersek Affola !
Aziz kardeşlerim,
Abbasi Halifesi Harun el-Reşit Bağdad'da bulunan sarayını korumak üzere, bir grup Türkmen'i Bağdad yakınlarında kurdurduğu Samarra şehrine yerleştirir. Dolayısı ile buraya yerleşen Türkmenler. örf ve detlerinide buraya getirerek , sanki Türkmenistan'da yaşıyorlarmış gibi hayatlarını devam ettirirler. Orta Asya'daki Türkmenistan'dan atalarımızın Abbasiler'e getirdiği, Ahiliğin Anayasasi olan Fütüvvet, Selçuklu Türkleri vasıtasiyla Anadolu'ya girmiş ve 1172 1262 yıllarında, Anadolu'nun göbeği olan Kirşehir'de Nasreddin Mahmud Ahi Evren-ı Veli zamanında sosyal bir muessese haline gelen Ahilik, köklerini bütün Osmanlı İmparatorluğu'na yaymıştır.

Osman Gazi, Osman Gazi'nin Kayınpederi Şeyh Edebali, Sultan Murad-ı Hüdâvendigâr da Ahi olup, Kanuni Sultan Süleyman Han, şed yani peştamal kuşanmışlardır. Bu sebeble Osmanlı Padişahlarının hemen hemen hepsinin bir mesleği, bir zenaati vardir. Meselâ Kanuni Sultan Süleyman iyi bir kuyumcudur. Osman Gazi dülgerdir, Sultan II. Mahmud ile Abdülmecid Han hattattır, Sultan II. Abdülhamid marangozdur...

Muhterem kardeşlerim,
Ahiliğin Anayasasi fütüvvetnâmelerdir.

Kâinattaki bütün varlıkları seven , yardımsever insanların, dürüst ticari ahlâklı zanaatkarların, dayanışma içinde kurdukları ahiliğin ve onun anayasasi fütüvvetnâmelerin milli ve manevi unsurlarını, şöyle sıralamak mümkündür, zannediyorum :

Cömertlik, başkalarını sevmek, dostlarla iyi geçinmek, başkalarına yardım etmek, kendinden önce başkalarını düşünmek, başkalarına saygı göstermek, şefkat, Allah için sevmek, doğru sözlü olmak, başkalarından önce kendini düzeltmek, misafirperverlik, dostlarının sevincine katılmak, yapılan iyiliklere karşılık beklememek, tövbe etmek, sadaka vermek, Allah'in yasaklarına saygı göstermek, Allah'a yönelmek, ibadet etmek, alimlerle sohbete bulunmak, ilimde marifet aramak, nefsi hesaba çekmek, duada edep, zikir, dostlarına ögüt vermek, büyüklerinin sözlerini dinlemek, gelmeyenin ardına düşmeme, tamahtan sakınmak, dostlarının rahatını kendi rahatına tercih etmek, kimseyi azarlamamak, dostlarının cefasına katlanmak, malını dostlarına harcamak, istenmeden iyilik etmek, gazaptan sakınmak, içi dışı bir olmak, başkalarını iyi kendini hatalı görmek, yaptığı iyiliği söylememek.


- Ahi Şerafeddin Efendi - İhsan Efendi yoruldu, sen devam et, Hacı Salim Efendi !

- Hacı Salim Efendi- Dostlarının dedikodusu yapılmasına mani olmak, dostlarını istemeğe mecbur etmemek, hizmette ayrım yapmamak, nimetleri erbabına vermek.
[ Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi, Kâmil Kalfa'ya işaret eder, sen devam et diye ]

- Kâmil Kalfa - Kulağı kötü sözlerden korumak, komşuluk hakkına riayet etmek, kötülügü affetmek, eli darda olan arkadaşına yardım etmek, güzel ahlaka sarılmak, ustasını herşeyin üstünde tutmak, nefsin arzularından kaçınmak, Allah'a karşı edepli olmak, Zengin-fakir, veli-kafir ayrırımı yapmadan müşterilere eşit davranmak.

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Güzel ! Kimler şed kuşanamaz Kâmil Efendi oğlum.

- Kamil Kalfa :

1.İman ehli olmayan kafirler.
2.Munafık olanlar.
3.Müneccimler, falcılar.
4.İçki içenler, ahlâka aykırı hareket edenler.

5.Satış işlerinde halka zarar veren dellâllar.
6.Yalan vaad eden sanatkarlar ve eksik arşın tutan culhalar
7Kalplerinde şefkat kalmayan ve işleri sadece kan dökmek olan kasaplar.
8.Yürekleri taş gibi olmuş cerrahlar, zira fütüvvet sefkat ve rahmetle bezenmiştir.
9.Avcılar.
10.Kurulu düzen dışı iş yapanlar.
11.Malları depo edip, kıtlık çıkaran madrabazlar, vurguncular, karaborsacılar.

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Ahi Hafız Yusuf Efendi, siz de Ve'l Asr Suresi nedir ?, Ahilikle ilgisi var mıdır ? Sure manasını ve açıklamasını ahi kardeşlerime bir kerre daha hatırlatır mısınız ?
- Ahi Hafiz Yusuf Efendi - İsabet buyurdunuz Şeyh Efendi. Bilindiği gibi ahi kardeşlerim ; imanı ilimle besleyen, çalışma ile şekillenen insanlık ilmine, Ahilik diyoruz. Ahi için vakit, nakittir. Ahiler zamanı iyi değerlendirir ve zamanlarını boşa geçirmezler. Zira, zaman, akıp giden nehirdir. O nehirden, kaç kova su alabilirsen, kârın o dur. Her Ahi'nin bilmesi gereken bir Suredir Ve'l Asr...

Mânâsi ise şöyledir : İkindi vaktine, çağlara, asırlara, yüzyıllara and olsun ki, insan, hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak inanıp, yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçekleri-hakikatleri tavsiye edenler, ve sabırlı olmayı tavsiye edenler, bunun dışındadırlar. Yani , muhterem kardeşlerim ;

Zamanı, asrı, çağı, boşa geçiren insan, kainatin sırlarını araştırmayan insan, uzayın derinliklerinde bulunan esrarı, hakikatleri aramayan, çalışmayan insan; dünü ile bugünü aynı olan insan, hiç şüphesiz zarardadır. Ancak; inanıp yararlı iş yapanlar, birşeyler üretenler, birbirlerine doğruyu, hakikati, gerçekleri tavsiye edenler ve sabırlı olmasını bilenler, hislerine kapılmayıp birden bire parlamayan insanlar, bunların dışındadır, denmek isteniyor. Çalışmak, çalışmak, boş-boşuna oturmamak... Aslı, esası bu...

Dinler de, Allah da, insanlık da bize bunu emrediyor. Gerçek Ahi, zamanını boşa geçirmeden çalışan, zamanını iyi kullanan, kaliteli, sağlam mal üreten, kimsenin hakkını kimseye yedirmeyen, dürüst, yiğit, civanmerd, iyi ahlak sahibi, hakikati daima arayan ve buldukca onu daima ifadeye cüret eden, sabırlı, iyi eğitim görmüş, çalışmanın eğitimle birlikte ilerleyeceğine inanmış, akıllı, Allah'ı, hakkı-hukuku iyi bilen, olgun insandır. Yani, insanı kâmildir. Peygamber Efendimiz, bir Hadisinde şunu söylemiştir ki, Ahiler'in kulaklarına küpe olması lazim !.. İlim adamının mürekkebi şehidin kanından üstündür. Bu hadis ilmin önemine verilen değeri göstermektedir. Baska bir Hadisde, ilim Çin'de de olsa gidiniz, ifadesi de bunu doğrulamaktadır.

Bir Ahi, akşam yatarken, bu gün ben ne iş yaptım, hata ve sevabım, kârım ve zararım nedir ? diye düşünmeli, nefsini muhasebeye çekmelidir. İnsanlar bu şekilde işlerinde başarılı olurlar. Dolayısıyla da yapmış olduğu hatalarınıı tekrarlamazlar. Tarih okumak da bunun için yararlı ve lüzumludur.

Dilimin döndüğü, gücümün yettiği kadar anlatmaya çalıştım. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır, kimse dinlemez derler, aziz ve muhterem kardeşlerim.

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi “ Allah Hafiz Yusuf Efendi'den razı olsun iyii anlattı. Reşat Usta ; Şed bağlama merasiminde peştamal neden beşe katlanır ? Siz hatırlatıverin kardeşlerimize.

-Reşat Usta - Emrin başim üstüne Şeyhim ! Ahi kardeşlerim, ustalığa geçiş töreni olan şed kuşatma merasiminde peştamalın uzun kısmı önce ikiye katlanır, sonra da beşe, zira beş rakkamı bizlere; beş vakit namazı, Amentü esaslarını, beş büyük fazileti ki onlar ; sevgi, acıma, bağışlama, cömertlik, fedâkarlıktır. Beş büyük peygamberi ve son olarak ta Hz. Muhammed ve dört halifeyi hatırlatmak için ; yani dünyevi ve uhrevi hayatta doğruları hatırlatmak için peştamal 5'e katlanır.
-
Daha sonra bu peştamal tekrar 3'e katlanır ki bu da :
Birincisi; akıl-hikmet, hakikat, ahlâk sistemi olan tarikât.
İkincisi; doğum, hayat-yaşama, ölüm.
Üçüncüsü ; cömertlik, yardım, sevgidir.
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Necati Usta, şed bağlama merasiminde bilirsiniz bazı şeyler bulunur, ahi kardeşlerime neler olduğunu ve mânâlarını bir hatırlatıver .
- Necati Usta - Merasimlerimizde; toprak, su, tuz, taş, terazi ve süpürge bulunması adettir. Bunların mânâlarını açıklamanın yararlı olacağına inaniyorum ki, genç çirak ve yeni kalfa kardeşlerim, düşünsünler, akılları ile yorumlasınlar; işlerinde de daha da başarılı olsunlar :

Toprak : Topraktan geldik, toprağa döneceğiz. Yediğimiz bütün yiyecekler topraktan çıkmakta, toprakta büyümekte, tekrar toprağa dönmektediler. Dünya'da hiçbir şey yoktan var olmuyor, ancak şekil değiştiriyor. Ateşi toprak söndürür, suyu toprak emer, toprak bütün kötülükleri, kokuları yutar, temizler, en kirli su bile toprak sayesinde berraklaşır. Çevre temizliğini sağlar. Toprak olamasydı bu dünyada yaşanabilir miydi ! Toprak olmasaydı, Adem ile Havva yaratılır mıydı !... Hepimiz topraktan yaratıldık, tekrar toprağa döneceğiz !... Toprak suya, kadın erkeğe, göz tabiata bakmaktan doymaz.

Su :Hayatın ilk adımı sudur. Su ile hayat bulunur. Yaşayışın ifadesidir. Vücudumuzun ve dünyamızın 3/4'ü sudur. Kirlilikten su ile temizleniriz. Hayatın, temizliğin, berraklığın-titizliğin, dürüstlüğün sembolüdür. Ateşi de su söndürür.

Tuz : Hayatın, tadı, cefası, sefasıdır. Azı ilaç, zindelik, çoğu zehirdir.
Taş : Zanaatkâr; namuslu, dürüst, iyi ve hızlı çalışırsa, taşı, altun yapabilir. Taş topraktan kazanç sağlayabilir. Bütün rızıklar taş ile toprak arasından çıkmıştır. Dağlarda ve taşlarda ne güzel ormanlar vardır. Yeşilin envâi çeşidi, taş ile toprak arasında değil mi ? Eski duvarcılar binalarını taş ile kurmadılar mı ? Binaların temeli taşdan yapılmaz mı ? Taş'la bina kurar, işini kurar. Yanlış, hatalı iş yaparsa, o taş, başına düşer, canının acımasına, ölümüne, mahvına sebep olur. Taşın sertliği insanın azmini , gücünü simgeler.

Süpürge : Maddenin ve ruhun temizliği anlaşılır ki; içte ve dışta temizliği sembolize eder.

Aslinda ayna da olması lâzim, benim düşünceme göre; Aynada kendini görürsün. Hz. Mevlâna da öyle demiyor mu !.. Başkasına ne edersen, bir gün sen de onu bulursun. Bir Ata sözümüz ise : Gülme komşuna, gelir başına, demiyor mu !...

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Necati Usta, bizim törenlerimizde ayna bulunmaz. Biz, pirlerimizden böyle öğrendik. Hacı Salim Efendi, fütüvvetin ne kadarı ögretilir kardeşlerimize, bacılarımıza.. Hemşirelerimize de lafımız yok mudur, bizim. Kardeşlerime biraz da siz onlardan bahsederseniz iyi olur..

-Hacı Salim Efendi - Şeyhimizin arzuları, bizim için daima bir emirdir. Kısaca arzedeyim efendim.
-
Aziz kardeşlerim; ahiliğin anayasası olan fütüvvetin gerekleri, arasında toplum hayatına dair bilgiler de vardir. Bu kaidelerin tamamı 740 adettir ki, her ustanın bilmesi lazımdır. Yamaklıktan çıraklığa geçenlere, bu kaidelerin 124'ünün öğretilmesi lazımdır. Çok gibi görünüyorsa da, bir çoğunu bu aksam sizlere, bazı kardeşlerim anlattı. Ben sadece şunları beliteyim ki, bir ahi, kötüyü görmez, kötüyü işitmez, kötüyü söylemez. Bir ahi, kötülükleri örtmede gece gibi olmalı. Hz. Mevlâna da böyle demiyor mu !

Bacılarımıza ve hemşirlerimize ise, şunu hatırlatmanın yerinde olacağını sanıyorum : İşine dikkatli ol, yani ailenin işlerini aksatma; Aşına dikkatli ol, yani yemeklerini iyi pişir; eşine dikkatli ol, kocana sahip olmayı öğren, derim.

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Bugün ahilikten epeyce bahsettik. Biraz da tarihden bahsetsek deriz, Hacı İhsan Efendi!.. Mesela Ankara'da Ahiler'in yaptırdığı kaç mescit vardir ?, hangi tarihlerde yapılmıştır ? Geçmişimize bakarsak, geleceği daha iyi görürüz, ne dersin Hacı İhsan Efendi ?

- Hacı İhsan Efendi - Şeyhimizin bu sualinden, Ankara sehrimizde, Ahiler tarafından bir hayir muessesesi daha kazandıralım, bir cami, bir imâret, fakirler için aş evi yapılmasını hissediyorum aziz kardeşlerim, aziz hemşerilerim, siz ne dersiniz ?

Ömürler kısa, zaman acımasız. El-ele, gönül-gönüle girdiğimizde; aşamayacağımız engel, yapamayacağımız hayrat yoktur. Yeter ki Allah, birlik ve beraberliğimizi bozmasın, sulh ve sukûn içinde yaşayalim.
Aziz kardeşlerim;
Bildiğiniz gibi Ankara'da Samanpazarı meydanında Arslanhane Camisi ve külliyesi bulunmaktadir ki, 1290 yillarinda, Sultan Keyhüsrev oğlu Sultan Mes'ud zamanında Ahi Hüsameddin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Yanında zaviyesi, imâreti vardır. Zaviye yanında arslan heykelleri bulunduğu için, halk arasında Arslanhane camisi diye ün yapmıştır. Hacı Bayram Camisi'nden önce, Angara Şehri'nin Ulu camisidir. Minberi, yine 1290 tarihinde Ebu Bekir oğlu marangoz Ahi Mehmed Usta tarafından yapılmıştır ki, minber korkuluğunda, oyma hatla:
" Kul suçludur, Allah bağışlayıcıdır. "

ibaresi bulunmaktadır. Caminin kuzey-doğusu'nda 1350 yılında yapılmış Ahi Şerafeddin Efendi'nin türbesi bulunmaktadir. Şeyhimiz'in adı da buradan neşet etmektedir.

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Hafız Yusuf Efendi, siz buranın imamısınız, Hacı İhsan Efendi'nin kaldığı yerden siz devam edin, camileri siz daha iyi bilirsiniz.
- Hafız Yusuf Efendi - Elbette Şeyhim. Ne de olsa hocayız, camileri iyi tanırız.
Aziz kardeşlerim. Ben, Ankara'da Ahi kardeşlerimizin yaptırdığı diğer camilerden bahsedeyim. Ahi Hüsameddin Efendi 1349 yılında Yeşil Ahi
Mescidi'ni yaptırmıştır.
Ahi Elvan Camisi, 1331 tarihlidir. 1391 yılında; Ahi Yakupoğlu, Ahi Çelebi, Ahi Suca, Ahi Melik, Ahi Ali, Ahi Şerafeddin ve Ahi Yakup Efendiler, Ahi Elvan Camisi'ni tamir ettirmişlerdir.Osmanlı Devleti'ni yıkılmaktan kurtaran ve derleyip-toplayan, ancak her nedense meşhur olmayan, Osmanlı Padişahlarının içinde tek Çelebi olan, Bursa Yeşil Türbede gömülü Çelebi Sultan Mehmed Han Hazretleri de 1413 yılında bu camiyi yine tamir ettirmiştir.
Ayrıca; Ahi Yakup Mahallesi'nde Ahi Yakup Mescidi de 1391 tarihlidir. Ahi Tura, Ahi Mamak, Ahi Mesgud, Angara'ya semt ve mahalle adı veren meşhur ulularımızdandır. Hacı Bayram -i Veli Camisi ve İmareti'ni de yine Angarali Ahi kardeşlerimiz inşa etmişlerdir.

Görelim Mevlam ne eyler,
Ne eylerse gözel eyler !..
Ulu Allah'dan, şehrimize, ahi kardeşlerimiz vasıtasıyla daha nice hayırlı eserler kazandırmasını, edep ve tevazu ile niyaz ederim !.
[ Hep bir ağızdan yüksek sesle amin sesleri ]
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Hepiniz güzel söylediniz. Benim unuttuklarımı da hatırlatmış oldunuz. Bu postta oturmak güzel de, sorumlulukları, vecibeleri oldukca ağır.. Bunları yerine getirmek gerekir. Elbette bunun için siz kardeşlerim bana yardımcı olacaksınız, oluyorsunuz da... Hüsameddin Çelebi neden susarsın ?

Hazreti Mevlâna'dan birkaç kelâm da sizden işitmek isteriz.
- Ahi Hüsameddin Çelebi - Müsaade ederseniz Şeyh Hazretleri, Hz. Mevlâna'dan bir misal arz etmek isterim Ahi kardeşlerim, bundan kendilerine, düşündükleri kadar ders alacaklardır, inşallah !...
- İnsan bir testi, çevresi de, kirli sular akan bir nehirdir. İrademiz ile, testimizin ağzini sıkıca kapatır isek, bu kirli sular içimize dolmaz. Böylece ağırlaşmadan suyun uzerinde yürür gideriz. Yani kirli suda yüzeriz, içimize kirlilik karışmaz.
Etrafimiz daima kirliliklerle doludur. Keramet, o testinin ağzını iyice kapatmakta. Oruçlu iken de böyle değilmiyiz. Yüce Rabbimin biz kulların yararlanması, yemesi için yarattığı, o zenğin yiyeceklere dokunmayız. İrademize gem vururuz. Nefsi firenleriz. Orucun da gayesi nefse, hakim olmak, 11 ay çalışan vücut makinasını bir ay dinlendirmek, bakıma almak, bu arada açların halini daha iyi anlamak değil mi ? Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri, eline. diline beline bağlı olacaksın, kapın, sofran, gönlün herkese açık olacak demiyor mu !..Nefsine hakim olabilen, dünyaya hakim olu Başaramayacağı iş yoktur. Azim ve gayret vardır.
Eğer, nefisle birlikte kalbinizde Tanrı'yı bulabilirseniz, kalp gözü ile gönül gözü açılırsa, kendiniz bir kâinat oluverirsiniz.
- Şeyh Ahi Şerafeddin - Ağzına sağlık Hüsameddin Çelebi kardeşim. Şair Akif Efendi kardeşim, sizden de birkac beyit isteriz, ne dersin ?
- Şair Akif Efendi - Kendimi meth etmek olur üstadım, müsaade buyurulursa, başka şairlerden, ince nükteli beyitler örnekler verelim de kardeşlerimize, Dergâh'ın öğretimine katkıda bulunmuş olalam !..
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Söz sizindir, Akif Efendi kardeşim,
nasıl münasip bulursanız ?
- Şair Akif Efendi - Şair Vasıf Efendi şöyle diyor :

Hep çektiğim kendi ceza-yı amelimdir,
bir başka mısrasında:
İtikadı olmayan. taklid eder her meşrebi. Şeyhülislâm Vasıf Efendi de şöyle der :

Ahir yine hak olur bu tenler,

Bilmem neye kibr eder edenler.
Şâir Nedim :
Muradın anlarız ol gamzenin, iz'anımız vardır, Belli, söz bilmeziz amma, biraz irfanımız vardır.
Ehl-i diliz, felekte belâmiz budur bizim,

Tuttuk reh-i savabı, hatamız budur bizim.
Leylâ Hanım :
İncitme sen ahbabını, incinmeyesin sen,
Bu âlem-i fanide zarafet budur işte.
Abdulhâk Molla :
Bu mesel ile bulunur düvel fevz-u felâh;
Hazir ol cenge, eğer ister isen sulh-u salah.
Sabri Efendi :
Adem bu bezm-i devr-i dilarâya bir gelir,
Bil kadr-i ömrünü, kişi dünyaya bir gelir.
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Sağolasın Şair Akif Efendi Kardeşim. Aşık Ömer kardeşim, sizin saz bir şey demiyor mu ? Hiç sesi çikmadi ? Söz gümüş ise sûkut altun diyor galiba !.. Uslu uslu dinliyor...
- Aşık Ömer - Sazım, zat-ı devletlülerinden ferman bekliyordu Şeyhim ! Ferman Padişahımız Efendimizin, dağlar, ovalar, derğahlar, Ahiler bizimdir !... Efendim.
[ Aşık Ömer sazı eline alır, akort eder, hem çalar, hem söyler. ]
Ahi Evran Dergâhından

Yunus Emre otağından Ariflere selâm sunduk ! Gercek Ahi yolcusunu
Nice menzil almış bulduk !.. *
İnanışla, yarar işle,

Hak'la sabır dileyişle,
Sevgi saygı bekleyişle
Bize gelen bizdendir.
Doğru yolda isabetle
Haddün bilüp nezaketle
İlm'u irfan faziletle
Bizi geçen bizlerdendir.
*
Sen bilim ile bilgin ol !

Bilim senin olmasa da..
Sen ver suyu susamışa,
Kaynak senin olmasada..
*
Ahi âlemde Ahi Evran idi

Kim kamu Ahilere Sultan idi
Padişah'ın hasekisi ol idi.
Kim kamu beğler katına kul idi


Ahi Evran kim Hak'ka ermiş idi Tanrı didarını görmüş idi.
Gönlünü avred oduna yakmazdı
Kimsenin ağzın yüzüne bakmadı.
Terbiyelerün teninde can idi

Ahiler beglere ol sultan idi.
Hem keramati var idi hem kerem
Hem fütüvvet, hem mürüvvet hem kadem
Her namazı Ka'be de kılur idi

Gerü gendü şehrine gelür idi
Gah maşrıkta kılur idi niyaz
Gah magrıb da idi ol ser-firaz
Sofra dökmeg ile hoş idi başı

Zerde birinç, ak birinc idi aşı

Sofraya halkı üşüren ol idi
El ile halva bişuren ol idi.
*



[ Şerbet gelir, Aşık Ömer şerbetten bir yudum içer ]

- Şeyh Ahi Şerefeddin Efendi - Sağ ol aşık, bizleri derin düşündürdün.
Kardeşlerim, bizim yolumuz, aklı- hikmet, yiğitlik, mertlik, namuslu ticaret.... Güzel, zevkli, iyi zenaat. Düsturumuz, şeriat, yolumuz tarikât. Pirimiz üstadimiz Nasreddin Mahmud Ahi Evren-i Veli Hazretleri... Bugünkü dersimiz, sohbetimiz, bu kadar...
Haydi şimdi biz çekilelim de, gençler kendi aralarında rahatca
eğlensinler..
-Yiğitbaşı - Gerekenler yapılsın ! ...
[ Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi, yaşlılarla ustalarla selamlaşır ve başta Ahi Şerafeddin Efendi salondan ayrılır. O'nu sırası ile diğer yaşlı ve yiğitbaşları takip eder. Salonda gençler kalır. Işıklar yavaş yavaş kararır , perde kapanir. ]

4. TABLO SONU




5 TABLO
MAHKEMELERE GİTMEK YOK, AHİLER KENDİ ARALARINDA GÖRÜRLER DAVAYI
D E K O R : Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi, Zaviyede odasındadır. Oturmuş bir elinde 99'luk tesbih çekmektedir. Önünde rahle vardir. Kur'an-ı Kerim açıktır.
[ Dergâh kullarından biri gelir ]
- Dergâh Muridi - Şeyh Efendi Hazretleri, Dülger Necati Efendi ile
Saraç Celal Efendi gelmişler. Bir itilâfları varmış. Huzura kabullerini dilerler..
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Buyursunlar.
[ Dülger Necati ile Sarac Celal, önce Şeyh Efendi'nin elini öperler, sonra, oturma izni çıkinca, gelir mindere otururlar. ]
- Şeyh Ahi Serafeddin Efendi - Oturun Kardeşlerim. Görüsmeyeli nasılsınız, işleriniz nasıl, zenaet iyi gidiyor mu Necati Usta ?

- Dülger Necati Usta - Hamdolsun Şeyhim, Elhamdülillah. Sizleri gördük daha iyi olduk.
- Şeyh Ahi Şerafeddin - Sen nasılsın Celal Usta, bu günlerde gözükmüyordun ?
- Sarac Celal Usta - Hamdolsun Şeyhim. İyi olmaya çalışıyoruz.
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - İyi değil misin ki öyle konuşuyorsun. İyi diyelim iyi olalim. 40 gün ne dersen öyle olursun Celal Usta... Kötü de olsan, iyi diyeceksin ki iyi olasın. Hey Yarabbi lutfunda hoş, keremin de hoş, acılar da insanlar içindir. Kötü olmazsa iyinin kadrini nasil biliriz. Anlat bakalim !..

- Sarac Celal Usta - Dülger Necati Usta'dan 4 ay önce Keçiören mevkiindeki tarlasını 50 altına almiştım. 40 altununu peşin ödedim. Kalanı bu ay verecektim. Necati Usta, kendi ektiği mahsülü geçen ay hasat etmiş. Şimdi geri kalan 10 altunu ister. Halbuki ben tarlayı satin aldım. Mahsül benimdir. 10 altunu, mahsülü bana geri verirse, hemen ödeyeceğim.

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Ne dersin Necati Usta ?
- Necati Usta - Doğrudur derim Şeyhim !. Ben Celal Usta'ya tarlayı sattım. 40 altunu da aldim. Ancak, mahsülü de topladığın zaman 10 altunu da isterim demiştim. Mahsulu topladım, şimdi 10 altunu istiyorum Şeyhim.
- Seyh Ahi Serafeddin Efendi - Peki, Celal Usta, paranın tamamını niye hemen vermedin. 10 altunu bu aya bıraktın.

- Celâl Usta - Elim dardı. Diğer tarlalardaki mahsülü hasat eder, satar, öderim diye düşündüm, Şeyhim.

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - O halde, konu aydinlandı. Tarlayı Necati Usta ektiğine göre, parasını da tam alamadığına göre, bu yılki mahsül Necati Usta'nındır. Celal Usta, 10 altunu Necati Usta'ya bir ay sonra ödeyecektir. Zira, Necati Usta, tarlayı satarken, tarlayı ben ektim, mahsül de benim dememiştir, Paranın son tahsilatı mahsül sonuna bırakıldığına göre, mahsül Necati Usta'nındır. Ancak, Necati Usta da geri kalan parasını, hatırlatmadığı için ceza olarak bir ay geç ödeyecektir. Dava bitmiştir. Helâlleşin bakalim. Kardeşsiniz siz !..

[ Hep beraber ayağa kalkarlar, önce Celal Usta ile Necati Usta birbirlerini öperler, sonra Şeyh Efendi'nin elini öperler, huzurdan elleri göbeklerinde bağlı arka arka giderek çıkarlar. Işıklar söner ]

5.TABLO SONU




6. TABLO
PAPUCU DAMA ATMA

D E K O R : Ayakkabıcı İsmail Usta, dükkânında yalnız çalışmaktadır. Dükkân dekorasyonu, Kunduracı Muammer Usta'nın ki gibidir. [ Biraz sonra, Yiğitbaşı, zaptiye, yaşlı iki ayakkabı Ustası olan Şadi ve Hadi Ustalar ile bir adam gelir. Adamın elinde bir çift ayakkabı vardır.]
- Yiğitbaşı - Selâmün aleyküm İsmail Usta, kolay gelsin.
- İsmail Usta - Aleyküm selâm Ahi kardeşlerim.
[ Yiğitbaşı, adamın elindeki ayakkabıları alır ve İsmail Usta'ya uzatır .]

- Yiğitbaşı - İsmail Usta, bu ayakkabıları sen mi yapıp bu efendiye sattın ?
-
[ İsmail Usta, ayakabıları alır, inceler, adama bakar ]
- İsmail Usta - Ayakkabılari ben sattim, benim imâlatımdır.
- Yiğitbaşı - Bir yağmurda neden dikişleri hemen sökülmüştür, İsmail Usta ?

- İsmail Usta - Dikiş ipleri mumlanmamıştır, dikiş kanalları da iyi yapılmamış, onun için açılmış, Yiğitbaşı !....

- Yiğitbaşı - Sizi daha önce de ikaz etmiştik İsmail Usta !... Yanına çırak al, kalfa al, bu şekilde kendi işin biraz hafiflemiş, kontrole, hataları bulmaya imkân, zaman bulasın demiştik. Yapmadın. Hızlı, seri imâlat yapayim diyorsun ama, şişirme iş çıkıyor, İsmail Usta !...
- İsmail Usta - Ancak geçinip-gidiyoruz Yiğitbaşım !.. İmâlat
hatası olmuş, defolu mal satmışım, itrazım yok, değiştireyim !.. Veya, parasını geri ödeyeyim.
- Yiğitbaşı - Bu Efendi seni şikâyet etti ! Bu adama hemen yeni bir
ayakkabı verin !..
[ İsmail Usta, vitrinden hemen bir ayakkabı alır, inceler, değiştirir. Zira o ayakkabı da defoludur. Tekrar seçer. Sağlamlığına kanaat ettikten sonra, adama uzatır. ]
- İsmail Usta - Buyur Efendi. Bir de sen bak !..
[ Adam ayakkabıları alır, bu sefer oda inceler, begenir, giyer bakar. ]
- Adam - İyi güzel
[ Adamın elinden ayakkabiları, yaşli ve tecrübeli ustalardan Şadi ve Hadi Ustalar alır, inceler, alâ, derler. Bunun uzerine ;]

- Yiğitbaşı - Senin işin tamam Efendi, sen gidebilirsin, sira bizim işimize geldi...

[ Adam ayakkabıları elinde, dükkândan çıkar, gider. Heyet bu sırada bekler ]
- Yiğitbaşı - İsmail Usta; Bildiğin gibi daha önce seni, bir kaç defa hatalı imâlattan dolayı, gerek Derğâhta, gerekse ekmek kapın olan burada, bu heyetle ikaz etmiş ve Ahi şeref sözüne sadık kalman istenmişti. Bu dördüncü oldu. İnsan bir kerre hata yapar, aynı hataları belki iki kerre, dikkatinden kaçabilir. Olmaz ya !...
Şeyh Efendi'nin, Meclis'in Kararı. Şimdi ver bakalım o hatal ayakkabıyı. Papucun dama atılacak !...

[ İsmail Usta, elleri titreyerek, üzgün, özür diliyerek, hatalı ayakkabiyi uzatır, Yiğitbaşı papuçları alır, dükkanın üzerindeki kiremitliğe fırlatır, atar... devamla :]

- Yiğitbaşı - Sana ders olmadı, bari başkalarına ders olsun... Gelip de senden hatalı mal almasınlar.
- İsmail Usta - Karar Ahi kardeşlerimindir. Ben artık bu ellerde duramam, kimsenin yüzüne de bakamam. Zaten bu durumda bakacak yüzüm de kalmadı, terki diyar eylerim !...

[ Yiğitbaşı, zaptiye, Şadi ve Hadi Ustalar , dükkândan çıkar gider. İsmail Usta, dükkânını toplamaya başlamıştır. Sıra kararın ayrıca sesli duyurulmasına gelir. Perde kapanır. Perde arasından Davulcu çıkar . Davulu, gümbüdü gümbüdü vurarak şöyle seslenir :]

- Davulcu - Duyduk, duymadık demeyin !... ( gümbüdü gümbüdü- davlul sesi ) Kunduracı İsmail Usta'nın papucu dama atıldı!... Meslekten men edildi !.., Duyduk duymadık demeyin !... Gümbüdü-gümbüdü dan dan dan ...

[ Davulcu, tekrar perdenin arkasına çekilir ve perde kapanmiş, 6.tablo sona ermiş olur ]
6. TABLO SONU




7. TABLO
AHİLİKTE ŞED KUŞANMA, USTALIĞA GEÇİŞ TÖRENİ

D E K O R : Salon halı ve kilimlerle döşenmiştir. Orta kısımda ve yanlarda
yerlere minderler konmuştur. Orta kısım yanında, Şeyh Efendi seccadesi, sağında, hediyeleri koymak uzere bir kürsü bulundurulur. Kürsü üzerinde bir terazi, bir tas içinde su, bir tas içinde toprak, bir tas içinde tuz ve bir taş - ufak kaya parçası bulunur. Ancak kürsü yüksek değildir. Seyircilerin görmesi için eğimli konur. Kürsünün bir kısmı da daha sonra gelecek hediyeler için boş birakilmiştir. Salon kandil ve mumlarla aydinlatilmaktadir. Oyunun
3. bölümünde olduğu gibi misafirler gelir. Yiğitbaşi onları yerlerine oturtturur. Meslek kol başlari olan Yiğitbaşlar, İhtiyar ustalar, ustalar, kalfalar ve çıraklar töreni seyretmek amacıyla gelmişlerdir.

Usta namzeti olan Kâmil Kalfa yanında, 4 kişi daha vardır. Yiğitbaşına yardımcı olacakları gibi, usta namzeti'nin şahitlik, kefillik, şefaatcilik, ricacılık ve benzeri işleri yapmak üzere usta namzetini yalnız bırakmazlar ve kapı dışında kalfa ile beraberlerdir.
[ Şeyh, Ahi Şerafeddin Efendi sahneye girdiği zaman, herkes ayağa
kalkar, ayakta herkesle Şeyh Efendi selâmlaşır. Hoş geldiniz der, Şeyh Efendi, Salonun tam ortasında, kendisi için ayrılan kürsü yanındaki üç katlı mindere oturur. Önünde Ankara tiftik keçisi postu serilidir. Şeyh Efendi oturunca, Ahilerin tamamı, kimi diz kıvırarak (çirak ve kalfalar), kimi bağdaş kurup (ustalar) otururlar. Yiğitbaşı ayaktadır. 4 can yoldaşı ise, kapı kenarında, usta namzedi Kâmil Efendi ile Ustası Muammer Efendi beklemektedirler. Heyecan son haddine varmıştır.
Herşeyin tamam olduğunu Yiğitbaı, Şeyh Efendi'nin kulağına fısıldar, bunun üzerine, Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi, Hafiz Yusuf Efendi'ye işaret eder, Hafız Yusuf Efendi Aşr-i Şerif ( 3 ayetlik kısa, Ahilikle ilgili Vel' Asr Suresini) okur.
Bismillahirrahmanirrâhim,
Ve'l - `asri,inne'l - insane le-fi husrin, ille'l-lezine amenu ve amilu's- salihati ve tevasav bi'l hakkı ve tevasav bi's- sabr.

Sahnedeki bütün oyuncular, edeple dinlerler. Aşr-i Şerif tamamlanınca, Yiğitbaşı üç adım atarak, ortaya çıkar ( buna usta adımı denir ), sağ elini kalbi üstüne koyarak, başını eğer. ]
- Yiğitbaşı - Esselâmü aleyküm ya Pir'ân, ya ehl-ül fütüvve ve rahmetullahi ve berekâtuhi Seyyid-i saadat Şeyh ve nakib-i fütüvvetdâran ve muhibban-ı hanedan !...

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Ve aleyküm selâm ve rahmetullahi ve
berakatihi .
[ Yiğitbaşı dört yöne ( Güney-kuzey, Doğu-batı) ayrıca selâm verir, şöyleki : ]
- Yiğitbaşı - Esselamün aleyküm ya ehli şeriat ! [döner ] Esselamün
aleyküm ya ehli tarikât ! [ döner ] Esselamün aleyküm ya ehli hakikat ! [ döner ] Esselamün aleyküm ya ehli marifet !
[ Yiğitbaşı tören sebebini Meclis'e sunar ]
- Yiğitbaşı -Hâl şudur ki, kunduracı esnafımızdan bir mü'min kardeşimiz uzun zamandır Muammer Usta hizmetinde durmuş; şartları yerine getirmiş, hizmetini hora geçirmiş, ustasının rızasını almıştır. Muammer Usta dahi, üstadlık hakkını yerine getirip, bu gün siz azizlerin ve ihtiyarlarin rızası ile huzuru şerefinizle, bu kalfasına destur vermek ister !..
Ta kim ; helâl kazançla meşgul ola, ustasının çerağını uyara !..
Bu şartla kim Hak-teâlanın ibâdetini yerine getire ve şeriata ve tarikata muhalif amel kılmayıp ve emrinize itaatli ve bağlı ola ! Ve dahi kabul kıldı ve kendisine vacip kıldı. Kim bu şeraiti ile kalfasini sizlere getire, huzurunuzda kıyam göstere... Bu sadıkın hakkında ne buyurur sunuz ? ... Ya şimdi hemen söyleyin, veya kıyamete kadar susun !.. Arkasından konuşmayın !

[ Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi, etrafına bakar, bütün ustalar başı ile onaylama işareti verince, Yiğitbaşı'ya dönerek ]

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Alâ ! Münasip, dâvet edin gelsinler !...
[ Fon muziği olarak, hafif ney ve kudüm sesleri gelmektedir. Yiğitbaşı, sol eline bir tas su, sağ elinde bir süpürge alir. Yeb yeb edep, diyerek, sağa-sola bakmadan, birer adım, birer adım ilerliyerek, Şeyh Efendi'nin Ankara tiftik keçisi postunun ucuna kadar yaklaşır. Sol dizini yere koyar, sağ dizini büker. Süpürgeyi sol koltuk altına yerleştirir. Sağ elini kalbine götürerek başını ve belini biraz bükerek Ahi Şeyhi'ne selâm verir. Yavasca kalkarak geri geri gider. Gederken de kapı ile Şeyh Efendi arasıda serili uzun yolluğa su serper ve süpürür gibi yapar. Kapı eşiğine gelince, tekrar ayakta sessizce Şeyh Efendi'ye selâm verir.

Birinci selâm, mahfil için izin alma ; geri çekilirken sulama süpürür gibi yapma, yol açma, ikinci selâm da, teşekkür etme mânâsına gelmektedir.

Daha sonra Yiğitbaşı, ikinci yolculuk için ; iki yol kardeşini yanına alır. Sağ yol kardeşi elinde bir tepsi, üzerinde Orta Sandığa Muammer Usta tarafından yapılan " Ustalığa Yükselme, Şükür Payı " ve Kalfa Kâmil Efendi'nin babasının Dergâha ( Esnaf Odası'na) bağışı olan birkaç parça bakır kap bulunmaktadır.

Diğer Sol yol kardeşi elindeki tepside ise, Kâmil Kalfa'nın ustası Muammer Efendiye, İhtiyar Heyeti'ne sunulacak, " Çorap - mendil-havlusabun-gülsuyu " gibi eşyalar, bir bohça içinde sarılı bulunmaktadır.

Yiğitbaşı önde, iki adım gerisinde, sağ ve sol yol kardeşleri , ellerinde tepsileri olduğu halde, birer adım- birer adım atarak Yiğitbaşı'nı takip ederler. Yiğitbaşı, " Yükselme şükür payını, önce Dergâh (Esnaf Odasi) Kâhyasına teslim eder. Bakır kapları ise, Şeyh Efendi yanındaki Kürsünün boş kısmına sıralar. Bohçayı ise, iki eline alarak, Şeyh Efendi önüne gelir ve sol dizini yere koyar. sağ dizini dik tutacak şekilde çömelir ve herkesin duyacağı şekilde, yüksek sesle :
Size tuhfe getirdik, biz bu can'ı
Hakir olur, fakirin armağanı...
diyerek, hediye bohçasını başının üstüne kaldırır, öper gibi yapar ve iki eliyle Şeyh Ahi Şerefeddin Efendi'nin önüne bırakır. Başı ile hediyeyi işaret ederek ( yani hediyeyi tapuluyarak ) geri çekilir. Kapı eşiğine gelinir.
Üçüncü yolculuk da, beş kişilik bir ekiple yapilir. Önde, sağ başta, Muammer Usta, sol başta Yiğitbaşı; iki adım geride Kâmil kalfa ; Kamil Kalfa'nın sağ ve sol gerisinde iki yol kardeşi yer almaktadırlar. Usta ve Yiğitbaşının elleri, göbekleri üzerinde, sol el altta sağ el onun üzerindedir. Kâmil Kalfanın ise; parmaklar iyice açılmış vaziyette, kollar çaprazlama, eller omuzlar üzerindedir.

Sağ yol kardeşi, sol elini Kalfa Kâmil'in sağ omzunda bulundururken, diğer elinde önceden dürülüp hazırlanmış peştamalı taşır. Sol yol kardeşinin sağ eli Kalfa Kâmil'in sol omzundadır, diğer eli ile tuttuğu tepside arkadaşı, Kalfa Kâmil'in el emeği olan bir çift ayakkabı bulunmaktadır.

Bu defaki yürüyüş tarzı değişiktir. Beş kişilik ekip Yiğitbaşı'ya uyar.
Yiğitbaşı ve diğerleri (yani ekip), sol adımlarını atar, sağ ayaklarını onun hizasına getirirler, sağ ayak baş parmaklarını, sol ayak başparmakları üzerine basacak şekilde bindirirler. Sonra yine sol adım atılır. Böylece Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi Seccadesi önüne kadar gelinir. Topluca baş eğerek selâm verilir.
( Burada sol adım hissiyatı-duygusallığı; sağ adım ise, aklı temsil etmektedir. Baş parmakların üst üste bindirilmesi ise; ' İnsanoğlunun genellikle bütün işlerine, hislerinin tesiri altındabaşladığı,ama
yetişip-olgunlaştıkca, aklını kullandığı, hislerine aklının yardım ettiği; iyiyi, güzeli, doğruyu, hayırlıyı bulabildiği " sembolik şekilde ifade edilmiştir.)
- Yiğitbaşı - Mefahiri mevcudâd, Hazret-i Fahr-i âlem Muhammed Mustafa'ya selâvat !..
[ Ekipteki 5 kişi hariç, diğer misafirler, topluca selâvat getirir. Allahümme salli alâ seyidina Muhammedin ve alâ alilihi ve sahbihi vesselim. Allahu ekber, Allahu ekber . La ilâhe illallahu Allahu ekber. Allahu ekber vel inna ilham ( topluca üç defa tekrarlanır ).
Daha sonra, yol kardeşleri dört adım geriye giderek diz çökerler. Yiğitbaşı ve Muammer Usta, iki adım geriye gelerek, Kalfa Kâmil'in en önde, yani Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi'nin tam karşısında bulunmasını sağlarlar (
Kalfa Kâmil hareket etmez ). Yiğitbaşı ve Muammer Usta'nın birer elleri Kalfa Kamil'in omzunda, diğer elleri göbeklerindedir.

Şeyh Ahi şerafeddin'in işareti ile Hafız Yusuf Efendi, bir Aşr-i Şerif okur :
Bismillahirrahmanirrâhim !
Kul e'uzu bi-Rabbi'l-Felâk. Min şerri ma halâk. Ve min şerri gasikûn izâ vekâb. Ve min şerri'n neffâsâti fi'l `ukad. Ve min şerri hasidin izâ hased.
[ Bu surede, başkalarının kazanç veye işlerine hased edilmemesi Allah tarafından emredilirken, inanan kulların, hased edenlerin şerrinden Tanrı'ya sığınıldığı açıklanmaktadır. Ahilik yolunda yürüyenlerin, bir yol gösterici âyet'i olduğu unutulmamalıdır. Bu bakımdan ahilik merasimlerinde, bu surenin de okunması gelenek haline gelmiştir. ]
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi “ Ey Yiğitbaşı ; icazetini almak istediğiniz kalfa evlâdımız, bu kişi midir ? Kimlerdendir , hangi meslektendir ?
- Yiğitbaşı “ Şeyh Efendi Hazretleri, Kâmil Kalfa evladınız, Hacı Bayram oğullarından, Iydizâde, merhum ve mağfur Kadri Efendi'nin oğludur. Kunduracı mesleindendir. Sekiz yıldan beri Alemdarzâde Muammer Usta'nın yanında yetişmiştir.
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi “ Mesleğinde ehliyeti sabit olmuş mudur ?
- Yiğitbaşı “ Biz öyle buluruz. İşlerinden bir numuneyi beraberinde getirdik.

-Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Pek alâ, pek güzel, ortaya getirilsin, üstadlarına da gösterilsin ?...
-
[ Yiğitbaşı, yol kardeşinin elindeki tepsiyi alir ( tepsi üzerinde Kâmil Kalfa'nın yaptığı bir çift ayakkabı bulunmaktadır ), önce Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi'ye sunar ]
[ Şeyh Efendi tepsi üzerindeki ayakkabıyı alıp inceler, daha sonra ]
-Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi “ Pek alâ, ellerine sağlık, Meclis'e gösterilsin !...

[ Tepsi üzerindeki ayakkabı, yaşlı birkaç ustaya daha gösterilir, Ustalar, ayakkabıyı incelerler. Daha sonra ustalar başi ile, imâlatın iyi olduğunu tasdik ettikten sonra , tepsi kürsü'ye konur. Yiğitbaşı eski yerini alir. Şeyh Efendi söze başlar. ]
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi “ Kâmil Efendi oğlumun davranışları, dünya işleri , insanlığı için ne dersin Yiğitbaşı ?
- Yiğitbaşı “ İyiliklerine şahitlik için yol kardeşleri huzurunuza çıkmişlardır. Ustası olan Muammer Efendi de hem şahittir hem de kefildir. Diğer yandan, biz de O'nu doğru yolda, yararlı işlerde, hakikatleri araştırırken izledik. Dergâhta, barihgâhta gördük, sorduk, soruşturduk. Kötü huyunu görmedik, iyilerini gördük ve duyduk. Desturlarınıza lâyık görürüz !..
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Pek alâ ! Ahiret işlerine ne dersin Yiğitbaşı !

- Yiğitbaşı “ Biz O'nu Hak yolunda, dininde , diyanetinde görürüz. Ama iç yüzünü Allah bilir. Biz insanların gönlünün-kalbinin içini bilemeyiz... Kalbin dar ve karanlık yollarını, aydınlığa çeviren Tanrıdır. Ancak ve ancak Allah bilir.
[ Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi, çevresine bakınır, eski ayakkabıcı ustalarından yaşlı, sakkalları ağarmış Şadi Efendi'ye bakar ve : ]
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi “ Şadi Efendi, Siz ne buyurur sunuz !
- Şadi Efendi “ Muammer Usta'nın yanına sık giderim. Bilursünüz. Kâmil Efendi oğlumu orada tanıdım. Yetimleri korur, öksüzleri doyurur, küçüklerini sever ve sayar, büyüklerine tazimde kusur etmez, sanatında kavi, sohbetinde edepli ve feylesofvâri, alçak gönüllü, paraya tamah etmez, zenginliğe yüz çevirmez, yiğitlikte de kusur etmez, attığını vurur, vurduğunu devirir, kılıcı keskin, iyi bıçak kullanan ve atan, düşenin dostudur, kardeşlerim. Yiğitbaşı'ya katılırım. Takdir ve tekdir, Şeyh Efendi Hazretlerinindir.
- Şeyh Ahi Şerafendin Efendi “ Aziz ve muhterem kardeşlerim, Ağalar,
Beyler, Ustalar, Kalfalar ; Alemdarzâde Muammer Usta'nın yetiştirdiği kunduracı kalfasi Kâmil Efendi oğlumla iligili olarak aleyhte söz isteyen, ustalığına, şed kuşanmasına mani bir hali olduğunu bilen, şimdi burada, hemen söylesin... Birinin bildiği bir şey olup ta eğer söylemez ise, iki cihanda elim yakasındadır... Söz Ahi Kardeşlerimindir !. Söz serbesttir !...
[ Derin bir sessizlik olur. Yaylı tambur ve ney sesi başlar .]
-Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Neden sessiz durursunuz. İs işten geçmeden söz söyleyecek yok mudur ?

[ Sessizlik, ney ve tambur sesi derinden derine devam eder. Şeyh Efendi çevresine bakar, herkes hayırlı olsun anlamında elini gögsüne götürerek, başlarını hafif eğerek selâm verirler. ]
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Ey Azizler, bu muridin gönlündeki isteğine ne buyurursunuz ? Ehl-i şedd olmasına, iş yeri açmasına, ustalar arasına girmesine mahal görür müsünüz ?...
- Misafirler - Mahaldir, mubârek olsun !...
[ Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi ayağa kalkar, seccadenin üst ucuna gelir, bunun üzerine bütün cemaat ayağa kalkarlar. Ellerini göbekleri üzerine kavuşturmuşlardır. ]
- Yiğitbaşı - Allah Allah, bir Allah.. Muinüs-settar , Haliku'l-leyli
ve'n-nehar Huuu !... Gelip-geçen bütün Nebiler aşkına Huuu !... Pirimiz Ustadımız Ahi Evren-i Veli aşkına ve gelip-geçen sanat erbabı ervahına aşk ile Huuu ! diyelim Huuu!..
[ Sahnede bulunanlar hep bir ağızdan Huuu Allah, Huu Allah, Huuu Allah Huu !... sesleri işitilir. Bu esnada, Muammer Usta, kendi yetiştirdiği Kalfası Kâmil Efendi'nin sağ dirseğinden tutarak ( destekleyerek ) Şeyh Efendi'nin önüne, seccadenin kenarına getirir. Muammer Usta'da Kalfa Kâmil'in sağ gerisinde kalır. Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi Kalfa Kâmil Efendi'ye son öğütlerini vermeye başlar. Ney ve tambur solosu ağır ve derinden tekrar devam eder. ]

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Ey Oğul !... Can ve gönül kulağı ile işit !...
[ Bu sırada Kalfa Kâmil, iki eli çaprazlama omzunun üstünde iken, bu esnada, baş parmakları ile iki kulağını, kulak memelerinden sıkıca tutar . Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi devamla..]

-Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Ustalığa destur istersin. Mesleğindeki ehliyetini, kendi işinle isbatladın. Yol kardeşlerin, Ustan seni övdüler. Dünya davranışlarında sana kefil oldular. Ahiret işlerinde de seni Hak yolunda yürür, dinini diyanetini bilir, dediler. Memnun , mütehassis ve mesrur olduk.. Yüce Mevlâmızdan cümle mü'min kulları ile birlikte seni de dünya ve ahiret nimetlerine kavuşturmasını niyaz eyleriz !..

- Ey oğul !..Sabur ol, hamul ol ! Mütevekkil ol !. Güzel ahlâktan. akl-ı selimden dışarı adım atmayasın !.. Nefsine ve şeytana uymayasın. Haramdan ve mekruhattan (iğrençlikten) perhiz edesin. Sünnetleri kocatmayasın. Elinle komadığını götürmeyesin. Kimsenin sanatina , meteliğine tamah etmeyesin. Kimsenin ehline ve iyaline ( çoluk-çocuğuna) hiyanet nazarı ile bakmayasın. Kimseye kibir ve buguz ( gizli duşmanlık) ve bugul (cimrilik) ve hased etmeyesin. Her kimin ayıbını görür isen örtesin... Gördüğün iyiliği unutma.. Sana fenalık edeni affet !..
- Dünyaya aşırı muhabbet göstermeyesin. Senden büyüğe varıp ona izzet, ikram edesin, hürmet ve hizmette bulunasın. Bir elinin kazancını, dünya ihtiyaçlarına; bir elinin kazancini ise, ahiretin için, sosyal yardım için fukaraya, ihtiyaç sahiplerine sarf edesin. Hayır işlerde, elinden geleni yapmakta kusur etmeyesin !...
- Ey Oğul !... Bu şeraiti kendine vacip kıldın mı ?
[ Kâmil Kalfa, başı ile işaret eder ve yüksek sesle : ]
- Kâmil Kalfa - Evet !..

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Pek alâ. Pek münasip, el bizden, Destur Allah'tan !... Haydi Allah mubârek eylesin !...
Şikeste gönlüme ilham irişti
Uyandı can gözü el-hamdu li'llah
[ diyerek, Şeyh Efendi bir adım geri çekilir. Kâmil Kalfa'da, kulak memelerini bırakarak, yavaş yavaş ellerini gögsüne indirir . Yiğitbaşı'nın işareti üzerine selevat getirilmeye başlanir.
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed'in ve alâ alihi ve'ssahbihi vessellim. ( devamli tekrarlanir ).

Selevat getirilirken, Muammer Usta, Kalfa Kâmil'in kalfalık Peştamalını kendi eliyle çıkarır, arkada bulunan yol kardeşine uzatır. Yol kardeşi alır. Yol kardeşi Ustalık Peştamalını Muammer Usta'ya uzatır. Muammer Usta da bunu Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi'ye sunar. Muammer Usta, Şeyh Efendi seccadesinin sağında bulunan kürsüden teraziyi alıp getirir. Şeyh Efendi ile Kalfa Kâmil arasında durur. Bu sırada Selavat-ı Şerife kesilir.
Şeyh Efendi, teraziyi işaretle sözlerine başlar...]
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Oğul ! Hak al , hak ver. Kimseye dediğinden eksik verme ki, Hak sübhane-hu Teala kazancına ve ömrüne bereket versin... Ve her ne zaman teraziyi eline alasın, ahiret terazisini anmak gereksin. Yakından bilesin. Kim helâle hesap ve şüpheliye itap ve harama azap olsa gerektir.

Ey Oğul ! Hayatta her zaman :

Hz. Ebubekir gibi cömert ol !
Hz. Ömer gibi adeletli ol !
Hz. Osman gibi, derleyici ol !
Hz.Ali gibi, misafirperver ol, cengâver ol ! Bileğin kuvvetli, kılıcın keskin olsun, Alah'u Teala sırtını yere getirmesin, cesaretin kavi, ticaretin sahavetli ve bereketli olsun.

Haydi Oğul !.. Ona gore dirlik işin gereksin... Haydi yurü Allah destgirin ola !...
[ diyerek Şeyh Efendi, Kâmil Efendi'nin sırtını üç defa sıvazlar. Muammer Usta, teraziyi aldığı kürsüye götürür, bırakır. Yiğitbaşı'nın işareti üzerine, misafirler tekrar tekbir getirmeye başlarlar. ]
Allah'u ekber !. Allah'u ekber. La ilahe illallahu Allah'u ekber. Allah'u ekber vel'inna ilham ( 3 defa tekrarlanır )

Şeyh Efendi; peştamalı açarak üç defa çırpar. Uzun iki kenardan tutarak, bir defa daha peştemalı çırpar, sağ el sabit, sol eldeki ucu Kalfa'nın başından geçirerek bel hizasına kadar indirir ve birinci düğümde:

" - Bismillahi Alet-tahkik velhamdü-lillahi al'et tevfik " , ikinci düğümde ;

" - Ya ! Hazret-i Cebrail ! ", üçüncü düğümde ;

" - Ya Hazret-i risaletpenah Muhammed Mustafa " der. ( Üç defa tekrarlanır, 3 defa tekrarlanmasındaki sebeb, Ahilikte üç kapının açık, üç kapının kapalı olduğunun sembolizması verilmeye çalışılır.

Helâlaşma başlar.

[ Yeni Usta Kâmil Efendi, Şeyh Efendi'nin elini öper, Şeyh Efendi de yeni ustanın alnından öper. Sıra, Muammer Usta'ya gelmiştir. Kâmil Efendi Usta'sının elini öpmeye yeltenir, Muammer Usta, çiceği burnunda yeni usta olan Kâmil Efendi'nin elini iki eliyle kavrar ve Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi'ye dönerek : ]

- Muammer Usta - Biz bunu aklımızın erdiği, gücümüzün yettiği kadarmükemmel yetiştirmeye çalıştık. Lütf'u ilâhi ve zat-ı devletlülerinin desteği ile muvaffak olduk. Bu günlere kavuştuk. Cenab-ı Hakk'a sosuz şükürler, hamd-ü senalar olsun. O'nun her halinden memnunuz. Mesleğimizi sürdürüp şereflendireceğine; vatanına, milletine yararlı, dinine, diyanetine bağlı olacağına inanıyoruz. Üstümüze geçmiş hakları varsa, huzurlarınızda kendisinden helallığımı istiyorum !...

[ Konuşma hak ve yetkisini yeni almış olan yeni Ustamız Kâmil Efendi, şöyle hitap eder : ]
- Kâmil Usta - Benim Ustamda hiç bir hakkım yoktur. Bana, velinimetlik yaptı... Ustamın bende hakkı olmalıdır. Allah Ustam'dan da , sizlerden de razı olsun !..
[ Bunun üzerine, Muammer Usta, kürsü üzerindeki taşı ve ustalık hediyesi olarak, Kâmil Efendi'nin çalıştiğı takımlari, ( örs-ayakkabı kalıbı v.b.) alır ve gelir : ]
- Muammer Usta - Taşı tut, altun olsun !.. Tuttuğun işlerde hayır göresin. Yoksulluk, sıkıntı çekmeyesin. Gelmiş, geçmişler, ustalar, pir'ler, erenler, şefaatcin olsun !.. Hakkım varsa, helâl-i hoş olsun!
[ Arkasından, hediyelik ustalık takımlarını da vererek : ]
- Muammer Usta - Bak Oğul ; alimlerin dediklerini, kahyaların
öğrettiklerini, benim sözlerimi tutmaz isen ; ana-baba, hoca-usta hakkına saygı göstermez isen, Tanrı buyruklarını dinlemez isen, şu parmaklarım , yarın ahirette boynunda olsun !..
[ diyerek Kâmil Usta'nin elini öpmesine izin verir. Daha sonra Muammer Usta'da Kâmil Usta'nin alnindan öper." Berhudar olasın " der. Kâmil Usta, Şeyh Efendi önune gelir. Şeyh Efendi, yanında bulunan kürsüdeki iki hediyeyi giderek alır, birini Muammer Usta'ya, diğerini geride duran Yiğitbaşı'ya verir. Alınlarından öperek kutlar. Kürsüdeki bakır kapları Yiğitbaşı'ya teslim eder. Yiğitbaşı, bir işretle, hizmet için bekleyen yol arkadaşlarına verir. Yol arkadaşları bakır kapları alarak dışarı çıkarlar. Ayrıca, yeni Usta Kâmil Efendi'nin yanına bıraktığı hediye yeni iş takımlari da yol ardadaşları tarafından dışarıya alınır. Bu arada, Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi; Muammer Usta ve Yiğitbaşı'yı; merâsimi, bundan sonra, yanında oturarak, takip etmeleri için davet eder. Yeni Usta Kamil Efendi, artık hareketlerinde serbesttir. Önce Şeyh Efendi'nin elini tekrar öper, Şeyh, Kâmil Usta'nın sırtını sıvazlar. Daha sonra, Yiğitbaşı'nın ve diğer ihtiyar ustaların ellerini öper. Kendini bekleyen arkadaşlarının yanına geçer ve oturur. Bu arada yine Klâsik Türk muziği, fon muziği olarak verilir.
- Yiğitbaşı - İlk siftah uğruna aşk ola !
[diye ayağa kalkarak bağırır ve Kâmil Usta'nın yapmış olduğu bazı ayakkabılar, Yol Kardeşleri tarafından getirilir ve açık arttırma ile satılır. Bu para Kâmil Usta'nın ilk sermayesidir. ]
[ Yeni usta olan Kâmil Usta, Yiğitbaşı' ya işaret eder, Yiğitbaşı, Kâmil Usta'nın yanına gelir çöker, kulağına birşeyler söyler. Yiğitbaşı da müsbet bir işaret eder, ancak, kalkar Şeyh Efendi'nin yanına gider. Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi'nin kulağına birşeyler fısıldar. O da, Muammer Usta'ya bakar, fısıldaşırlar, Muammer Usta müsbet işaret verir. Kâmil Usta, bu arada çok heyecanlıdır. Şeyh Ahi Şerafeddin :
- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Yeni Ustamız, Kâmil Efendi oğlum, bu gece için, birşeyler karalamış !.. Destur ister. Dinleyelim bakalım Kâmil Efendi Oğlumuzu, ne der !..
[ Fon muziği olarak yine ney sesi gelir. Kamil Usta, ayağa kalkar, Yeleğinin cebinden dörde katlanmış kağıt çıkarır ve başlar okumağa .]
Ustam, ustam, Ahi ustam,
Ben sizlerin hakkını nasıl ödem
Beni, meslekte yetiştiren ,
Bu günlere getiren,


Bu merasimi yaptıran,
Beni sanatıma bağlayan, Hayatımı nurlandıran,
Ustam ustam, Ahi ustam,
Ben senin hakkını nasıl ödem.

Binber münaccat etsem,
Senin hakjkını nasıl ödem.

Bu gece Şed bağladık,
Ustalar arasına katıldık,
Hayata yeniden doğduk,
Kardeşlik hayatına kavuştuk,

Dericilerin PiriEvren,
Toprakla insan arasında kalan,
Bizi sıcakla soğuktan koruyan,
Dikenden cefâdan koruyan

Kundurami kunduram,
Ustam ben senin hakkını nasıl öderim.

Derşleri tabaklayan,
Nasırlı elleri boyanan,
Kunduraya şekil veren,
Ayakkabıcı esnafı.

Kırşehir'de Ahi Evrân,
Gönüllerde Yunus Sultan,
Angara'da Hacı Bayram,
İstanbul'da Eyüp Sultan,

Konya'da Veled Sultan,
Hacıbektaş'da Balım Sultan,
Gönüllerde taht kursun.

Sevgi ile çıktık yola,
Selâm verdik sağa sola,
Kalbimiz temiz-pâk ola,
Hallac-ı Mansur yolumuz ola.

Göz görür, kalp zikreder,
İnsan nefsine gem vurulur,
Alış-verişin tadı bulunur,
Yemeğin lezzeti gelir.

Geçmişe bak ey genç ahim,
Selçuklulardan beri yediyüzyıl üç kıt'aya hükmettin,
Basra'dan Viyana varoşlarına kadar geniş topraklara hükmettin,
Üç kıt'aya yayılan verimli topraklarda sosyal adaleti tesis ettin,
Osmanlı Bayrağını Avrupa kıt'asına diktin,
Avrupa'ya insan haklarına daha Fatih zamanında sen öğrettin,

Geçmişe bak, geleceğe, yönel,
Batı tekniğine kendine kul-köle et !
Kâinatın sırlarını ısrarla keşfet,
Gelecek orada, istikbal orada, uzay yanıbaşında,

Dergâhlarda yetişen,gönüllerde pişen,
Ruhlarda yetişen, felsefeye erişen,
Ahi, Ahi kardeşim, Hep berâber helâllaşalım,
Gönüllerimiz olsun birlik, evlerimizde sağlık, esenlik.
Yiğitbaşı, Yiğitbaşı, canların can yoldaşı,
Sen bizi ettin Ahi, Dergâhın baş tacı, esnafımızın yoldaşı.

Şeyhim, Şeyhim, Ahi Şeyhim,
Ankara'da Ahi Şerafeddin,
Pirimiz, üstadımızsın,
Gönüllerin can dostusun.

Pir-i Pirân, Ahi Evrân,
Gel, koş, sen de uyan,
Kâmil, Hâk'dan gelen sesden,
Çalışkanlık, dostluk, akl-ı hikmetten,
Birlik, beraberlik isteyenlerden,
San'ata , zanaata el verenlerden,
Koşup aşka gelenlerden,

Lâdik, Hakale, Amasya, Merzifon Otağından,
Dergâhı âli izinden, Seyyid Küçek Ahmed-i Kebir bucağından,
Yunus'un ocağından, Mevlâna'nın şehrinden,
Hacı Bayram'a gelenlerden istediğimiz sevği ve kardeşlik...

Doğduk, büyüdük, çalıştık, yaşamaya uğraştık,
Zanaati, ekmeği, tuzu, biberi ,
Bu dünyada arkadaşlık,
Yani hayatı paylaştıkç

Gel, sen de katıl bize,
Dostluklar hepimize,
Selâm olsun bütün velilere,
Şükrolsun veren ellere...

- Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi - Can yoldaşlarım, aziz kardeşlerim !
Adı gibi kendisi de Kâmil olan, Kâmil Usta'mızdan güzel dizeler dinledik. Serbest şiirlerinde kafiye bakımından, estetik bakımından ufak defek bazı hatalar da olsa, çalısmış-çabalamış, ortaya bir hüner çıkarmıştır.Şiir yazmaya devam etmesini, daha çok çalışmasını isterim.
Hepimizin mesleklerimiz yanında, akşamlari oyalanacağımız, onunla dinleneceğimiz bir başka uğraşımız olmalı. Ahi için vakit nakittir, ömür kısadır. Dakikalar, saatler, günler , haftalar, aylar, yıllar birbirini kovalamaktadır. Hepimiz bu kubbede hoş bir seda bırakabilmek için, hayırla yâd edilmek için bir şeyler bırakmalıyız. Vakıf yapan, iyi bir binayi insanlık hayrına teberru eden ; yani insan hayrına ne bırakırsanız, hayır ve amel defterleriniz, mahşer gününe kadar kapanmaz.

Sözlerimi fazla uzatmıyacağım.

Bugün bir kardeşimiz daha aramıza usta olarak katıldı. Birlik ve bereberliğimiz, daha da kuvvetlendi. Ustalık zincirimizin altun halkalarına bir de Kâmil Efendi Oğlum katıldı. Mesleğinin sırlarını öğrendi. Cümlemize hayırlı ve uğurlu olsun, Allah'u Teala herkese bol ve hayırlı kazanclar ihsan etsin...

[ Hep bir agizdan yüksek sesle amin ! sesi gelir ]

Biz ihtiyarlar çekilelim de, gençler kendi aralarında eğlensinler Yiğitbaşı.

- Yiğitbaşı - Gereği yapılsın !..
[ Şeyh Ahi Şerafeddin Efendi ve yaşlılar çekilir. Çekilme sırasında herkes ayağa kalkar, ellerini gögüslerine götürerek karşılıklı selamlaşılır. Daha sonra Sazlı-sözlü, ğglence başlar. Ankara Misketi muzik eşliğinde oynanır. Halay çekilir.Aşık Ömer, bazı parçaları hem çalar, hem söyler. Karacaoğlan'dan da iki parça ile perde kapanır. ]
[ Perde kapanır ve oyun sona erer ]
14.1.1988
---------------------------------SON-----------------------------------

Yayınlandığı Yer: Sadi Bayram Web Sitesi ,14.01.1988
Yazar :
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • AhÎlik Müessesesinde Yönetim (genel Olarak)
  • An " Akhi" Genealigical Tree
  • Ahilik Ve Ahi Evran-ı Veli Vakfiyesi
  •