TÜRK-İSLAM KÜLTÜR VE MEDENİYETİ - TURK'S AND ISLAMİC CİVİLİZATİOAN, FOUNDATİONS, ART,HİSTORİCAL ART, HİSTORY
LADİK VE SEYYİD AHMED-İ KEBİR ER-RIFAİ HAZRETLERİ
LADİK ve SEYYİD AHMED-İ KEBİR ER-RIFAi HAZRETLERİ
Bu makale ; Lâdik ve Seyyid Ahmed-i Kebir er Rufai Hazretleri, Türk Dünyası Araştırmaları, S.74, Ekim 1991, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Renk Ofset, İstanbul 1991, s.139-156.'de yayımlanmıştır
Sadi BAYRAM
Türk kültür ve medeniyeti incelendiği zaman, kasabaların tarihlerinde dervişlerin önemli rolleri olduğu görülmektedir. şehirleşmeler ve iskân sahaları hep büyük zatlar etrafında vücut bulmuş, gelişmiştir. Aynı zamanda bir ekol kurmuşlar ; isimleri ve esaneleri asırlardan beri kulaktan kulağa birazda değişerek
günümüze ulaşmıştır.
Bunları derlemek ve gelecek nesillere bozulmadan, tahrif etmeden ve ulaştırmak bir Türk olarak hepimizin asli görevlerinden biridir. Ancak bunları derlerken birazda ayıklamak , doğruları bulmak , okuyucuyu yanlış yollara sevk etmemek gerekir. Tarihe sadık olarak yorumu okuyucuya bırakmakta ayrı bir prensiptir.
İşte bu yazı ile, Samsun ilimizin Lâdik kasabasının tarihini bir nebze olsun aydınlatmak, Beylik ve Osmanlı döneminin tarihi coğrafyası içinde, felsefe ve kültürünü yansıtmak ve Türk büyüklerini de tanımak ve Anadolu'da Rıfai - Rufai Tarikatının kurucusunu tesbit amacı ile bu yazıyı ikinci defa yeni kitabelerden alınan bilgilerle genişleterek, dipnotları ile zenginleştirerek kaleme almak istedik.(1)
Osmanlı İmparatorluğu zamanında Amasya'ya bağlı bulunan Ladik'in antik ismi Laodicea'dır. Ladik Gölü'nün adı ise, Stiphane olduğu kayıtlarda geçmektedir.
Tarihimizde üç adet Ladik kasabası bulunmaktadır ki, birincisi Konya'nın Ladik kasabası; ikincisi ,Van ilindeki Kör Ladik ; üçüncüsü ise, eskiden Amasya'ya , bugün Samsun ilimize bağlı Ladik.
Meşhur seyyahlarımızdan Evliya Çelebi, Seyyahatnamesi'nde Ladik'i özetle şöyle tasvir etmektedir ( 2 ) :
" Amasya Kayserlerinden [ Havik ] zatın yapısıdır [ kale]. ... Nice kimselerin eline geçtikten sonra Danişmendlilerden Melik Gazi gelip burayı fethetmiştir. Kumandanlarından Salman Han, " Sancağı kale üzerine dikmeyelim " der. Melik Gazi de " La ! Dik " der. Arapcada, La hayır demektir. Melik Gazi, Hayır sancağı kaleye dik manasında La Dik der. Bu konuşma sonucunda şehrin adı Ladik olarak kalır.(3)

"... Yıldırım Beyazıd, Amasya Kalesi'ni feth ettiği zaman; Ladik, savaşsız olarak Timurtaş Paşa'ya teslim olmuştur. Ahalisi zevk ehli ve iyi kimselerdir. Şehzade Beyazıd-ı Veli Amasya mutasarrıfı iken, her sene altı ay gelip bu kasabada avlanırdı. Bu yüzden şehirde güzel bir has bahçe yapıp bırakmıştır ki, hala bostan ustası, bostancı hademeleri, korucuları vardır. Çayır büyük Mirahor tarafından muhafaza olunur. Merhum Sultan Validesi Bülbül Hatun'un (4) Vakfı olup , ahalisi vergiden muaftır. Eyalet valisi tarafından bu şehre kimse gönderilip de karıştırılmaz.
" Üçyüz akçe payeli şerif kazadır. Kadısına senede altı kese has olur. Şeyhulislâm'ı( müftüsü), Nakibu'l eşrafı, bilginleri ve eşrafı vardır. Sipahi kethüda-yeri, Yeniçeri Serdarı, şehir Naib ve Muhtesibi, Kapan Emini, Gölcük Emini vardır.
" Kalesi şehrin güneyinde göklere uzanmış, dört köşe, köhne bina bir kaleciktir. İçinde eserleri, imâretleri yoktur.
" Şehir, onyedi mahalledir.Şehir mahalleleri; Velabey, Güllez, Yeni Cami,Tekke, Şehreküstü, Yarımca, Polat, Yahşi mahalleleridir. Kırkyedi mihrabı ( camisi- mescidi) vardır. Altısında Cum'a Namazı kılınır. Üçü, geçmiş sultanlar camiidir.

" Sultan Ahmed Camii, Davut Paşa Camii, Tekke Camii, Şehreküstü Camii, Güllez Camii meşhurlarıdır. 3.020 kadar kiremitli bağlı-bahçeli evi vardır. Yedi kadar tarikat ehli tekkesi vardır. Meşhurları Seyyid Ahmed-i Kebir Tekkesidir. Çarşı içinde Eski Hamam ile Yeni Cami mahallesinde Yeni Hamamı vardır.

" Yedi hanı vardır. Kapan Hanı, Halim Bey Hanı, Emin Hasanoğlu Hanı, Seyyid Ahmed Efendi-zade Ali Çelebi Hanı, Buğday Pazarı'nda Tenk Hanı meşhurlarıdır.

" Davut Paşa'nın çarşı içinde gayet mükemmel kargir bir bedesteni vardır ki caminin hayratıdır. Etrafında dörtyüz kadar dükkân vardır. Şehirde kırk kadar vezir ve Ayan sarayları vardır. Meşhurları; Osman Paşa Sarayı, İbrahim Bey Sarayı, Hacı Bey Sarayı, Hüseyin Bey Sarayı, Alaybeyi Sarayı, Mustafa Bey Sarayı..

"...19 kadar çocuk mektebi,İki imâreti vardır. Suyu ve havasının lâtif oluşu yüzünden güzelleri çoktur.. Büyükleri temiz kumaşlar ve samur kürk giyerler. Beyleri, paşaları, ikiyüzden fazla yüksek mansıb zaptetmiş kadı efendileri, büyük şeyhleri, iyi halli, halim-selim adamları vardır.

" Şehirde; Gürcü ve Türkistanlı iyi binici sipahiler, bilgi sahibi yaranı çoktur. Orta halli olanları, tüccar ve sanat ehlidir. Çuha, ferace ve kontuş giyip, çeşitli akça ve gökçe esvab giyerler. Kadınları kadife çakşır üzerine sarı çizme ve çuha ferace giyerek, beyaz yüz örtüsü tutunup, sivri diba takke giyerler ve edebli şekilde geçerler. Hamamdan, ziyafetlerden başka bir yere gitme ihtimali yoktur. Temiz ve iffetli kadınlardır. Sanat eserlerinden Akdağ'ın beyaz pamuk bezi, Acemlerin lefküri ve Musul bezinden daha ince olur.

" Yiyecek ve içeceklerinden Göksuyu armudu, Karaman armudu, Memecik ekmeği meşhurdur. Osmanlı ülkesinde Sapanca ekmeğinden sonra Ladik'in memecik ekmeği meşhurdur. Yaylak ve kışı fazla olduğundan; üzüm, kavun-karpuz, incir, zeytin nar gibi meyvaları olmaz. Ama; Akdağ balı adı ile meşhur bir çeşit saf balı olur ki, ne Girid balına benzer, ne de Adana Saykala balına... Bu bal gayet anberli ve kokulu olduğundan kutularla İstanbul büyüklerine hediye gider.

M e s i r e l e r i

" Ballıkaya suyunun başı, mesire bir yerdir. Şehrin kıblesindedir. Şehrin doğusunda Frenk Gözü demekle meşhur geniş bir pınar akar. Hüseyin Paşa, bu suyun üzerine gezinti yeri olmak üzere bir Havarnak Köşkü kondurmuştur. Bütün zevk sahipleri gidip sefa ederler. Temmuz ayında bu su o kadar soğuk olur ki, üç adet taşı sudan çıkaramazlar. Gerek ballısu, gerekse Frenkgözü şehrin içinden akarak , han, hamam, bahçe gibi yerleri sular, şehrin içinde nice nice un değirmenlerini döndürerek Ladik Gölü'ne dökülür.

" Gezinti yerlerinden biri de Akpınarbaşı'dır. Fakat bu su şehre girmeyip, dışarıdan akar ve tarla ve bağları sular. Bu suyun da başı, şehrin kuzeyindeki dağlardan gelir, göle akar. Kalenin batı tarafında Manastır denilen yerde bir gezinti yeri vardır. Çimenlik, ferahlık bir yerdir. Buradan akan suya Ramca Suyu derler. Marra Suyu'ndan lezzetli bir sudur. Bu sular, kale altında ikiye ayrılır. Bir bölüğü Hıdırlık Ziyareti'nde aşağı Kora Mahallesi içine akar. Bir kısmı da, sehir ayan ve eşrafının, hacıları karşılamak üzere çıktıkları Yalıdere Sultan ziyaret yeri mesiresinden, Kozlu bağlarından aşağıya akıp, Ladik Gölü'ne dökülür.


L a d i k I l ı c a s ı

" Ladik'e (yaya) birbuçuk saat uzaklıkta Hallez denilen köy, yüksek bir tepe üzerinde, bağlı-bahçeli Müslüman köyüdür. Bu köyün altından nice un değirmenlerini döndürdükten sonra Yeşilırmağa akar. Ladik dağları arkasında olduğu için, Ladik Gölü'ne karışmaz. Bu nehrin kenarında Hallez Ilıcası vardır. Kubbeli olup, kiraz mevsiminde bütün o havaliden araba araba binlerce adamlar gelip, bu ılıcada çimerek

( yıkanarak ) cüzzam ve alaca hastalığından kurtulurlar. Ilıcanın ayağı Hallez Suyuna akar.
"... Üç saat uzaklıkta...Ladik'in Koze'si çok faydalıdır. Çifte büyük kubbesi vardır. Kadınların ayrıca kubbeleri vardır. Erkekler ılıcasında ona on, göl gibi bir şafii havuzu vardır ki, ölü gönül görse, ebedi hayat bulur... Suyu o kadar sıcak değildir. Dört çevresinde beyaz mermerden olan arslan ağızlarından sular akarak büyük havuza girer. Ama küçük bir havuzu vardır ki, gayet sıcaktır. Adam, içine girmeğe tahammül edemez. Büyük havuzun dört çevresindeki taklar altında sekiz adet sanatlı kurnası vardır. Bu ılıcada " Kız gözü" diye meşhur, beyaz mermerden buz gibi bir su akar ki, içenler ebedi hayat bulurlar. Halbuki bu soğuk su ile sıcak suyun arası bir kulaç yerdir. Allah'ın acaip bir yaratılışıdır. İnnallahe ala küllü şey'in kadir.

L a d i k G ö l ü
' Ladik'in dogu tarafında, uzakta olmayan bir gölcüktür. Etrafı ancak bir günde devrolunur. Hayat suyudur. Onbir türlü balığı vardır ki, her birinin lezzetini ve hassalarını tavsilatı ile yazsak söz uzar. Turna balığı, Musa Sofrası kadar lezzetli ve kuvvet vericidir. Halicin ( Gölün) kenarı mamur köylerle donanmıştır. Dört çevresinde Zari, Sonsa ( Sonusa ),Koze, Zeytin dağlarından gelen 26 kadar suları alır. Gölün hiç bir tarafa ayağı yoktur. Ağız ağıza bir gölcüktür. Kenarında Boğaz Köyü, gayet latif ve mamur bir köydür. Otuz Köyü de bu gölcük kenarındadır. Bu köyden çıkan kaymak, hiç bir yerde yoktur. Küleğin içinde ( süt kabı) iki keçi oğlağı, kaymağın üzerine bassa, tırnakları kaymağa tesir etmez. Kaymağı bıçak ile keserler. Sakız gibi çiğnenir. Lezzetli ve kokuludur. Bu kaymağın benzeri meğer Erzurum'da Bingöl yaylasında buluna...

L a d i k 'in Z i y â r e t Y e r l e r i
" Şeyh Ahmed-i Kebir büyük tekkesinde gömülüdür. Şeyhülekber'den irşad alıp sonra birine halife olmuştur. Ulu Sultan'dır. Hâlâ herkesce ziyâret edilir. İkisi de Eski Cami'de gömülüdürler. Eski Cami de 852 ( 1448 M. ) senesinde onlar yaptırmışlardır.Orhan Gazi Şeyhlerindendir. Kale altında Şeyh Ya Davut Sultan; Kora mahallesinde, Yukarı Ziyâret Hıdırlık ; hacıları karşılamaya çıktıkları yerde Yalıdede ziyâreti vardır. Merhum Gazi Tayyar Mustafa Paşa da burada, bir büyük kubbede gömülüdür."

Yine Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde şu satırlara da rastlanmaktadır "... Şeyh Seyyid Ahmed Kebir Rufâi: Orhan (Gazi) şeyhlerindendir.Ulu sultandır. Amasya'nın Ladik şehrinde Ulu Camide gömülüdür. Vefat tarihi 752'dir.( 1351 M.)
" Şeyh Hasan Rifai: Orhan Gazi buna inanırdı.Şeyh Ahmed Kebir Rifai'nin amcası oğludur. Tokat'ta Sünbüllü Baba'ya yakın bir yerde gömülüdür" (5).
Amasya Tarihi'ni yazan Abdi-zade Hüseyin Hüsameddin (Abdi Yasar) ise, adı geçen eserinde Ladik hakkında şöyle demektedir:
"... Bu kasabanın içinde ve çevresinde oturan Türk aşiretlerinden Doğanlı oymağının Beyi Selvi Bey, Melik Ahmed Danişmend-i Gazi'nin damadıdır. Melik Ahmed Gazi'nin kızının adının İldük Hatun ve ondan
doğan Selvi Bey'in oğullarının adı da; Arslan Doğmuş ve Uluğ Beyler olduğu eskı vesikalardan anlaşılmaktadır. Niksar'da medfun olan Emir Bedreddin Şahenşah bin Arslan Doğmuş et-Toğani'nin mezar taşına ; Ladik'e bağlı Kızıloğlu ve Doğanlı gibi büyük köylere ve buralarda bulunan malikanelere dikkat edilirse, bu kasabanın adının İldük Hatun veya İldik Hatun şeklinde olduğu tahmin edilebilir."( 6 )
Hüseyin Hüsameddin'in 1911'de belirttiğine göre; "...Ladik'de 17 mahalle, 500 hane bulunmaktadır. Bunlardan, Bahş, Kova, Kilyas, Saray, Zaviye, Kızılsini ve Kösre eskiden beri mevcuttu. Kasaba yavaş yavaş genişliyerek, büyümüş; Camii Cedid, Harmanlar, Han Pınarı, Hacı Ali Pınarı, Şehreküstü, Sunullah Paşa, İskaniye, Namazgah, Taşlı Pınar ve Kilise mahalleleri ortaya çıkmıştır."
" Zaviye Mahallesi'nde bulunan camii şerif, kiliseden çevrilerek bir minare ilave edilmiştir. Camii Cedid Mahallesinde 891/( 1486)'da Vezirlerden Davut Paşa tarafından yaptırılan Camii şerif yıkılmaya yüz tutmuş olduğundan 1085/( 1674 )'de Sultan IV. Mehmed Han Hazretleri tarafından iki minare ilave edilerek yenilenmiştir. Bahşi Mahallesi'nde, Amasya Valisi Şehzade Sultan Ahmed'in annesi,( Sultan II. Beyazıd'ın eşi ) Bülbül Hatun tarafından 915 /(1509)'da Camii şerif, hamam (ve imaret) yaptırmış, vakıflarını tanzim etmiştir....
" Ladik'li Şeyhülislâm Mehmed Efendi 1112/1700 tarihinde Camii Cedid Mahallesi'nde oniki odalı bir medrese, gayet muntazam kargir bir cami, bedesten ve taşhan yaptırmış ; 1117/ 1705 senesinde, bu bedesten ve hanı, medrese ve Camii Şerif'i vakfetmiştir. Bahşi Mahallesindeki dokuz odalı ahşap medrese, Hızır Paşa tarafından yaptırılmış olup vakıfları vardır. Yakın zamanda, Zaviye Mahallesi'nde beş odalı bir medrese yapılmıştır.

" Bu dini yapılar ve ilim müesseselerinden başka, Mes'ud Bey, Sun'ullah Paşa, Polat Bey, Emir Ahmed Çelebi ve Hacı Yunus tarafından yaptırılmış birer mescid ve Camii şerif, bir Rüşdiye mektebi, bir ibtidai mektebi ve bir kız mektebi bulunmaktadır. 1323/(1905)'de Çerkes Karabey-zade Ömer Bey de Saray Mahallesi'nde güzel bir hamam inşa ettirmiştir. Ladik kasabasını, halkın ziyâret mahalli haline getiren, Rufâiyye Tekkesi kurucusu es-Seyyid es-Şeyh Ahmed Kebir-i Rufâi'nin türbesi pek meşhurdur. Türbenin vakıfları, imârethanesi ve tekkesi var idi. Kasaba yakınlarındaki Bali Baba Tekkesi de meşhur bir ziyâret yeridir.

" Bu kasabada, tarihte meşhur olan dört sülâle çıkmıştır. Bunlardan birincisi Danişmend ve Selçuklu emirlerinden Doğanlı Selvi Bey Sülalesidir. Bu sülaleden çıkmış emirlerin her biri çok meşhur idi. İkincisi Kubad Sülalesidir. Bu da Selçuklu sülâlesidir. Kubad Oğulları, Osmanlılar'da da meşhurdur. Üçüncüsü (sülale) Çelebi Sultan Mehmed Han Hazretleri'nin emirlerinden Yeni Bey adıyla anılan sülaledir. Yeni Bey Oğulları ekseriyetle emir oldukları için pek meşhur olmuşlardır. Dördüncüsü ( sülale) Seyyid Ahmed Kebir-i Rufai Hazretleri'nin sülâlesidir. Bu zatın oğulları ve torunları Anadolu ve Arabistan'da yayılıp çoğalmışlardır. Bu sülaleden de emir olanlar vardır.

" Sadrazam Tayyar Paşa, Yeni Bey Sülalesinden olup, Babası Mustafa Paşa vezirlerdendir. Tayyar Paşa'nın oğulları Mustafa Paşa, Ahmed Paşa ve Hüseyin Paşa'lar da Ladik kasabasından çıkmış vezirlerdendir. Bunlardan başka, Şeyhülislâm Mehmed Efendi ile Sultan'ın imami Ali Efendi, Hasan Efendi ve Emir Mustafa Efendiler Ladik Kasabasından çıkmış meşhurlardandır. Yeniçeri Ağası ve Vazirlerden olan Çalık Ahmed Paşa ise, bu kasabaya bağlı Saray nahiyesindendir....
" Ladik kasabası, Selçuklu Sultanı Mes'ud tarafından imâr edilerek yenılettirilmiş ; ideresini de Kızoğullarına vermiştir. Daha sonra Kubadoğulları'nın idaresinde kalan bu kasaba, bu sırada Amasya, Osmanlı saltanatının himayesine girince, Osmanlı beldesi haline gelmiştir. Osmanlılar zamanında Çelebi Sultan Mehmed ile Sultan II. Beyazıd-ı Veli ve bunların şehzadelerinin valilikleri sırasında yazlık saray, Ladik kasabasında bulunuyordu.

"...Ahmed Saray'da, Seyyid Ahmed Kebir-i Rufâi'nin evladından esSeyyid Zeynelabidin Rufâi'nin tekkesi ve kargir camii vardır.Ayrıca burada bir ibtida mektebi, Diyadin Köyü'nde, Zeyneddin Samud Baba tarafından yaptırılmış Samud Tekkesi ve Salur Köyü'nde Hacı Nebi Tekkesi bulunmaktadır.
SEYYİD AHMED-İ KEBİR EL-RUFAİ. Asıl Seyyid Ahmed Rufâi, 1118 senesinde Basra şehrinde dünyaya
gelmiş olup babası Seyyid Ali bin Yahya'dır. Seyyid Ahmed-i Kebir yedi yaşında iken babası vefat etmiştir. Dayısı Mensur Betaihi,Seyyid Ahmed'i büyük bir ihtimamla büyüterek , meşhur hocalardan ders aldırmış, iyi bir ilim tahsil ettirmiştir. Beni Rufae kabilesine mensup olduğu için Rıfai diye anılmıştır.(7)
Yedi yaşında Kuran-ı Kerim'i ezberleyen Seyyid Ahmed'de hocası Abdülmelik Harnuti şu vasiyetini bildirdi: " Ya Ahmed ! Başkalarına iltifat edip gezen, hedefine varamaz ve hakikate kavuşamaz. Şüpheden kurtulamayanın, dünyevi düşüncesinin , nefsi arzularının peşinde olanın; felâha, hidâyete kavuşması düşünülemez. Bir kimse, kendi kusurunu, noksanını bilmiyorsa, onun bütün zamanı da noksan geçer." Bunları hemen ezberleyen ve bir yıl bu usullere riayet eden Seyyid Ahmed, bir yıl sonra hocasını ziyârete gidip, nasihatleri istediğinde hocası " Hakiki alimleri, evliyayı tanıyamamak çok kötüdür. Tabibin hasta olması ne fena, akıllı kimsenin cahil kalması ne kötüdür " demiştir.

Seyyid Ahmed Rıfai, daha çocukken bir grup evliyanın yanından geçiyordu. Hepsi kendisine bakıyorlardı. Birisi " Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah, bu mubarek ağaç ( çocuk) büyümeye başladı" dedi. İkincisi " Biraz sonra dallanır"; Üçüncüsü " Kısa zamanda gölgesi etrafını doldurur "; Dördüncüsü " Çok geçmeden meyva verir ve ay gibi etrafa ışıklarını salar ";Beşincisi " Yakında,insanlar onun kerametlerini, fevkalade hallerini görürler. O insanların hacetlerini ( ihtiyaçlarını) istediği kimse olur " Altıncısı " Pek kısa zamanda şanı pek yücelir " ; Yedincisi " Onun talebeleri pek fazla olur" dediler.

Gavs-ül-Aktab mertebesine erişen Seyyid Ahmed-i Kebir Rıfai sülalesi soy ağacı literetürde şöyle belirtilir : Ahmed bin Sultan Ali bin Yahya bin Sabid bin Ebü'l-Fevaris Hazım Ali bin Ahmed Murteza bin Ali İşbili bin Rufae Hasan bin Mehdi bin Muhammed bin Hasen bin Ahmed Salih bin Musa bin İbrahim Murteza bin Musa Kazım bin Ca'fer-i Sadık bin Muhammed Bakır bin Ali Zeynel Abidin bin Hüseyn bin Ali bin Ebi Talib'dir. Anne tarafından nesebi Hz. Halid bin Zeyd Ebu Eyyub-elEnsari'ye dayanır. Kendisine " Ebü'l- Alemeyn" ( iki sancak sahibi) künyesi verilmiştir. Ayrıca kendisine " Ebü'l Abbas " da denir. Sebebi ise ; nesebinin Hz. Fatıma Validemiz sebebiyle Peygamber Efendimize ve " Mihmandar-ı Resulullah " olan Hz. Halid bin Zeyd'e dayanmasıdır.

O devrin islam alimleri Vasıt şehrine daha çok uğruyorlardı. Diğer dayısı Ebu Bekr el- Ensari el- Vasıti de bu şehirde idi. Bu sebebten dayısı O'nu Vasıt şehrine gönderdi. Aliyyül Kari Vasıti Hazretlerinden ve dayısından dersler aldı. Tasavvufta zamanın bir tanesi oldu. 23 Eylül 1182 tarihinde ebedi âleme göç etti.
Seyyid Ahmed er-Rifai'nin ilk eşi Hatice binti Ebu Bekir el-Vasıti en-Neccari'den iki kızı dünyaya gelmiş olup isimleri Fatma ve Zehra'dır. kızı Fatma'dan İbrahim el-A'zeb (öl.1212) ve ahmed el-Ahdar (öl.1247) adlı iki büyük sufi yetişmiştir. Diğer kızı Zeynep'den ise; iki kız, altı erkek torunu olmuştur. Bunlardan İzzeddin Ahmed es-Sayyâd ( öl.1271) Rıfaiyye tarikatı'nın Sayyâd kolunun kurucusudur. Seyyid Ahmed Rıfai'nin ilk eşi Hatice Hatun'un ölümünden sonra, Rabia Hatun ile evlenmiş ve Salih isminde biroğulları dünyaya gelmiş ise de, Salih evlenmeden vefat etmiştir.( 8 ) Dolayısıyla Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rıfai'nin erkek çocuğundan nesebi gelmediğini öğreniyoruz.

Rıfai Tarikatının kurucusu Seyyid Ahmed-i Kebir el-Rıfai'nin
büyük bir ihtimalle torunlarından veya halifelerinden-dervişlerinden veya müridlerinden es Seyyid Ahmed-i Kebir Rıfai, tarikatını yaymak amacı ile, o devrin ilim merkezlerinden biri Amasya'ya geldi. Tekke ve zaviyesini kurdu. Büyük bir topluluğu kendisine bağladı. O tarihlerde Amasya'da üç Ahmedi bulunmaktaydı.Bu sebebten bazı karışıklıklar vuku buldu ise de, şair, alim, fazıl, keramet ehli Seyyid Ahmed Kebir Rıfai bellidir. Bazı tarihciler, Bağdad- Vasıt şehri yakınlarındaki dedesinin türbesine gömülen, tarikatın kurucusu Seyyid Ahmed Kebir Rıfai'den konumuz olan Ladik'de medfun Seyyid Ahmed Kebir-i ayırmak için O'na Küçek ( küçük) Seyyid Ahmed Rıfai de demektedirler.
Ladik'te bulunan türbesi kapısı üzerindeki I.Abdülhâmid Devrindeki yenilene kitâbesine göre Irak'ta bulunan Seyyid Ahmed'in oğlu, Seyyid Ahmed Geylâni'nin neslinden olduğu anlaşılmaktadır. Aziz dostumuz,

M. Dursun Kaya tarafından okunan kitâbe metni aynen şöyledir:
Evliyâ-i tac-ü tahtın kutbi Şah Abdülhâmid

Kim ana olmak diler İskender-i Dar'a mürid
Hem anın baş Çuhadâr-ı Seyyid Abdullah Ağa Hazret-i Nuri Efendi zâde ol merd-i resid Gavs-ı Azam Şeyh Abdülkâdir-i dir nesli hem Seyyid Ahmed Hâle olmuştur nesebe ol hafid Şimdi anın türbesin himmetle tecdid eyledi Beyti mâmur oldu dersem de saf-ı nur-u Ahmed Hak Teâlâ hürömeti için ol veli... nin Hazret-i Şah-ı cihânın ömrünü kılsın mezid Hâle muhtac oldu mahza kali birle eyleme
Bu mücedded türbenin seridesin küfdesin ?
Dehina üryan-ı sevb kaale yaz tarihini
Seyyid Ahmed Hâle gel bu türbedir leys-i cedid

1045 H. ?/ 1635 M.
Ahmed Eflâki'nin Ariflerin Menkıbeleri adlı eserinde , Seyyid Ahmed Kuçek Rıfai hakkında şöyle bir hikâye yer almaktadır ( 9 ):

" H i k â y e - Yine naklonlunur ki : Abdal'ın ve Ahrar'ın özü, Seyyid Ahmed Kuçek Rufa'i ( Tanrı ruhunu rahatlandırsın) bir gün Amasya şehrinde, Çelebi hazretlerini ziyârete gelmişti. Aralarında hadsizhesapsız latifeler ve ilahi bilgiler anlatıldıktan sonra Seyyid Ahmed'e mensup olanlardan ( Ahmediyan- Ahmediler ) bir cemaat içeri girdi ve ellerinde büyük bir kabak olduğu halde okumağa başladılar ve sema'a katıldılar. Semada çok heyecanlar gösterip deliliklerde bulundular. Seyyid Ahmed, özür dileme makamında : " Ariflerin Sultanı ve sultanların Arifleri ma'zur görsün; Zira bizim deliler çok zamanlar böyle kabak sesiyle sema ederler" dedi. Çelebi hazretleri de" Çok güzel, dervişlerin yaptıkları bütün işler hoş görülür ve sevilir, fakat şurası gariptir ki, sizin müridler boş kabakla raksediyor, bizim dostlar ise, dolu kabakla sema yapıyorlar. Bu sema ile o sema arasında büyük bir fark var" buyurdu. Bunun üzerine Seyyid Ahmed, iyi bir at ve bir Mısır elbisesi hediye edip mürid oldu. Çelebi hazretleri de sırtındaki elbiseleri Seyyid Ahmed'e giydirdi, arkadaş ve kardeş oldular..."

Sultan Veled'in oğlu ve Mevlevi Tarikâtinin 4. Postnişini olan Ulu Arif Çelebi, yani Emir Arif-i Kebir; ömrünün büyük bir kısmını seyahatle geçirmiş,Larende ( Karaman),Beyşehir, Akşehir, Karahisar, Amasya, Niğde, Sivas,Tokat, Birgi,Denizli, Menteşe,Alaiye, Antalya, Bayburt, Erzurum,Irak, Tebriz gibi şehirleri dolaşmış, mevlevi Derğahları kurmuştur. Fütüvvet ehli olan Ulu Arif Çelebi, devrinin büyükleri ile iyi geçinmiş, fakat diğer tarikâtları gereğince hoş karşılamamıştır. Zira Mevlevi tarikatı yeni kurulmuş olup yayılma devresindedir. Ulu Arif Çelebi, 1320 tarihinde vefât etmiştir.

Yukarıda zikredilen hikayeden anlaşıldığına göre Seyyid Ahmed Kuçek Rıfai, Amasya'da Ulu Arif Çelebi ile görüştüğü kesin olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak Eflaki'nin zikrettiği gibi, Seyyid Ahmed Rıfai'nin, mevlevi tarikatına girdiği söylenemez. İki tarikat Pirinin birbirlerine karşı hoşgörü,tolerans ve muhabbetlerini,iki tarikatında, insanları olgunlaştırmak amacında olduklarını, ikisininde aynı amaca hizmet ettiklerini yansıtır. Bununla birlikte islâm tasavvufuna göre, kutup mertebesine erişen zatların, her tarıkatın mensubu olması gayet tabiidir. Seyyid Ahmed-i Kebir'in mevleviliği tanıdığı,kardeş tarikat olarak kabul ettiği manasını çıkarmak yerindedir.
Diğer taraftan,Seydi Tacüddin ibni Seydi Ahmed er-Rıfai'nin bir grup dervişi ile birlikte Konya'ya geldiği ve Celaleddin Karatay Medresesi'nde ateş, şiş ve gürzlerle bir gösteri yaptığı (10) , Mevlana'nın kızı Kira Hatun'un bu zikir şeklini çok beğendiği, Hz. Mevlana ile çağdaş olabileceği de ihtimaller arasındadır. Bu durumda , Tacüddin Seyyid Ahmed-i Kebir, hem Hz. Mevlâna Celâleddin-i Rumi ile hem de Hz.Mevlâna'nın torunu Ulu Arif Çelebi ile de görüşmüştür. O halde bu iki zatla çağdaştır. Yaklaşık 1250 ? - 1335 ? tarihleri arasında yaşadığı söylenebilir ?. Evliya Çelebi'ye göre Orhan Gazi devrinin ulularından olup 1351'de vefat etmiştir. Bize göre bu vefat tarihi biraz geçtir. Seyyid Ahmed-i Kebir'in oğullarının yaşadığı tarihtir. Evliya Çelebi burada Seyyid Ahmed-i Kebir'i , oğulları ile karıştırmıştır.

A. Gölpınarlı tarafından yayınlanan Vilâyetname'de Baba İlyas ile çağdaş olan Dede Garkın'ın Ahmed el-Rufâi le görüştüğü (11) belirtilirse de Baba İlyas'ın 1240'da idam edilmesi dolayısıyla bu görüşme mümkün görünemiştir. Zira; Rıfai tarikatının kurucusu Seyyid Ahmed Rufâi'nin 1182 de vafat etmiştir. Taceddin Ahmed Rıfai ise, daha geç bir tarihde Anadolu'ya geldiği söylenebilir.
İbn Batuta, XIII. yüzyılda Anadolu'ya yaptığı seyahatte de Küçek Seyyid Ahmed-i Rufâi ile karşılaştığını yazar. İbn Batuta, Mekke'ye gelerek hac vazifesini yaptıktan sonra Medine'ye gelir. Daha sonra Meşhed-i Ali'ye uğrar. Daha sonra Basra şehrine hareket eder. Yolu üzerindeki Vasıt şehrine gelir. Vasıt şehri Seyyid Ahmed-i Kebir erRufâi'nin tahsil yaptığı şehirdir. Burada, Seyyid Ahmed Rufâi'nin bizim kanaatimize göre torunu ve bizim konumuz olan Şeyh Küçük Ahmed er-Rufâi ile karşılaşmasını şöyle bildirir : " ... Vasıt'a vardığımızda, kafile ticaret için üç gün eğleşti. Bu müddet zarfında Vasıt'dan bir günlük mesafede bulunan Ümm-i Ubeyde adı ile bilinen köydeki veliyullah Ebu Abbas Ahmed Rifai Hazretlerinin kabrini ziyâret etmek istedim. Vasıt'ın ileri gelenlerinden ve fakihlerinden Şeyh Takıyüddin bin Abdulmuhsin Vasıti'den beni oraya götürmek üzere yanıma bir arkadaş katmasını rica ettim. Bu bölge halkından Benu Esed ileri gelenlerinden üç kişiyi refakatıme verdi ve beni kendi hayvanına bindirdi. Öğlen üzeri yola çıktım. O gece Benu Esed ileri gelenlerinden birinde misafir olduk. İkinci gün öğle vakti Rivak'a ulaştık. Burası büyük bir ribattır. İçinde binlerce derviş bulunur. ziyâretini niyet ettiğimiz veliyullah Ebu'l Abbas Ahmed-i Rufâi'nın torunu (hafidi) Şeyh Ahmed Küçek'in oraya gelişine tesadüf eyledik. Bu zat, Rum ülkesinden ( Anadolu'dan) ceddinin kabrini ziyâret maksadıyla gelmiş idi.Revak Meşihati (şeyhliği) ana müntehi oldu.İkindi namazı kılındıktan sonra tabl ve def çalınıb dervişler raksa başladılar. Akşam namazını müteakip, pirinç ekmeği, balık, süt ve hurmadan ibaret olan yemek getirildi. Halk yedikten sonra yatsıyı kıldılar. Şeyh ( Küçek ) Ahmed ( Rufâi) ceddinin seccadesine oturduğu halde dervişler zikr ve bundan sonra sema eylediler. Evvelce hazırlanmış olan yüklerle odun ateşe verildi. Dervişler raks ederek ateşin ortasına girdiler. Ateş tamamen sönünceye kadar kimi içinde yuvarlandı, kimi ateşi ağzına aldı.Bu cemaatin adeti böyledir. Taife-i Ahmediye ( Rufâiler) onunla tanınırlar. Bunlardan bazısı büyük bir yılanı alıp, başını dişleri ile sıkarak koparır ( 12 ).
İbn-i Batuta , seyahatnamesinde bugünkü Amasya ili Taşova ilçesindeki Sonusa'ya da uğramış ve özetle şu bilgileri vermiştir : "...Amasya yakınında Sonusa beldesi vardır ki, Ebu Abbas Ahmed Rıfa'i hazretlerinin evladı orada sakindir. Şeyh İzzeddin bu cümleden olup, el yevm revak şeyhi ve sahib i seccade-i Rıfa'i'dir. Biraderleri Şeyh Ali, Şeyh İbrahim ve Şeyh Yahya'dır. Bunların cümlesi, Şeyh küçük Ahmed bin Taceddin Rıfa'i'nin evladıdur. Küçük, sagir manasınadır. Bunların zaviyesine inerek diğerlerinin feyzü rüçhanlarını müşahade eyledik... (13 )
İsmet Parmaksızoğlu tercümesinde ise bu konu şu şekilde tercüme edilmiştir :"... Oradan Amasya'ya gittik.Burası da büyük bir ırmak kenarında, bağ ve bostanlarla kaplı, meyvelik ve ağaçlık güzel bir şehirdir. Irmak üzerine kurulan dolaplarla çekilen su, evleri, bostanları sular, cadde ve çarşıları geniştir. Buraya da Irak Sultanı hükmetmektedir. Tanrının velilerinden Ahmed Rıfa'i hazretlerinin çocukları burada oturmaktadırlar. Bu tarihlerde Postnışin ve tekkenin şeyhi İzzeddin olup, kardeşleri Şeyh Ali, Şeyh İbrahim ve Şeyh Yakub ile hepsi Taceddin-i Rifai'nin oğlu Şeyh Küçük Ahmed'in çocukları bulunmaktadırlar. Biz onların tekkesine inmiştik.Bu suretle her birinin birbirine olan üstünlük ve erdemlerini gözlerimizle izlemiş olduk. " (14).

İbn-i Batuta, eserinin diğer bir sayfasında da şu bilgiyi vermektedir : "... Sonra İzmir'e hareket ettik.Burası deniz kenarında büyük bir şehirdir.Fakat büyük bir kısmı haraptır. Kale şehrin üst kesiminde bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Orada Ahmediye (Rufâi) tarikatı şeyhlerinden faziletli Şeyh Yakub Kebir zaviyesine indik. Zaviyenin dışında ise Şeyh İzzeddin ibn-i Ahmed Rufâi ile karşılaştık. Şeyh Ahmed'in refakatinde büyük şeyhlerden zade-i Ahlatı ile mollalardan yüz derviş vardı. O beldenin emiri, bunlar için çadırlar kurdurmuş, Şeyh Yakub da ziyafet çekmişti.Ben de bu ziyafette hazır bulunarak onlar ile görüştüm." (15)
Ali'nin Genel- Ahbar adlı eserinden (16) anladığımıza göre; Seyyid Ahmed Kebir Rıfai, Anadolu'ya gelip.Amasya civarında yerleşmişlerdir. Büyük keramet göstererek sahib-i hal ünvanıyla şöhret bulmuştur.1004 H. 1595 M. senesinde , yazar Amasya'da Anadolu Hazinesi veznedarı yetkilisiyken Ladik kasabasına gelerek Seyyid Ahmed Rıfai'nin mezarını ziyâret etmiştir. Yazar; Şeyhin Vakfiyesi, mezarında yazılı belge ve menkıbelerden anladığına göre,Seyyid Ahmed-i Kebir, 63 yıl ömür sürmüş, 40 yıl seyahatle ve dünya işlerinden ayrılıp ilimle meşgul olmuştur. 23 yıllık evliliği vardır. Kendisinin yaptırdığı camide gömülüdür. Caminin vakfiyesi 752 H. / 1351 M. tarihlidir. Sultan Orhan zamanına denk gelmekte olup, ölüm tarihi bilinmemektedir. Ahmed Rıfai, Şeyh Ali'nin müridi iken keramet göstermiş , on yıl yalınayak yaya olarak yedi defa hacca gitmiştir. 40x40=1600 defa lafz-ı erbainin gizli ve açık manalarına ulaşarak okumuş, ömrü boyunca 1.000 kerre Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiştir. Kendisi Şeyh iken, Divani adlı müridinin keramet ve liyakatini anlayarak, kendi yerine halife yapmıştır.(17)

Prof.Dr. Ahmet Yaşar Ocak,Menakıb'ul-Kudsiya Fi Menasıb'ıl-Unsiya adlı makalesinde; Simdiye kadar Dede Garkın hakkında bütün bilinenler, Hacı Bektaş-ı Veli Vilayetnamesi'nde mevcut bir pasajdan ibaret olması itibarıyle, Menakıb'ul-Kudsiya'daki bu kısım, söz konusu şeyhin kimliğini biraz olsun aydınlatmaya yarayacak niteliktedir.Bu bölümde Dede Garkın'ın Seyyid Ahmed-i Kebir-i Rifa'i ile olan karşılaşmaları da nakledilmektedir " derken Baba İlyas'ın, Dede Garkın'ın halifesi olarak Amasya'ya yerleşmesine değinir. Dipnotunda da; çok az tanınan ve kimliği hakkında değişik rivayetler bulunan Seyyid Ahmed-i Kebir'in
bazı kaynaklarca İkinci Osmanlı Hükümdarı Sultan Orhan Beğ'in devrinde yaşamış olduğu kabul edilmektedir, demektedir.(18) İbni Batuta ile Ulu Arif Çelebi ; Şeyh seyyid Küçek Ahmed-i Rufâi'yi gödüğünü, görüştüğünü bildirdiğine göre, Ladik'de kabri bulunan Seyyid Ahmed Rufâi'nin Sultan Orhan Gazi devrinde yaşadığı kesinleşiyor.
Prof.Dr. İsmail Erünsal ile Prof.Dr. Ahmet Yaşar Ocak tarafından bir kitap halinde yayınlanan Elvan Çelebi'nin Menakıbu'l-Kudsiyye Fi Menasıbi'l-Ünsiyye adlı eserde (19) ise,daha geniş aşağıdaki bilgileri vermektedirler :
" Adı, Rifai tarikatının kurucusu olup Bağdad'da yaşamış ve 1182 tarihinde vefat etmiş bulunan Ebu'l-Abbas Ahmed b.Ali er-Rifai ile karıştırılan bu zatı, Elvan Çelebi Dede Garkın'a çağdaş göstarip onunla karıştırılmaktadır. 1595-96 yılında Amasya'da Rum Eyaleti Defterdarlığı'nda bulunan ve Ladik'deki Seyyid Ahmed-i Kebir-i Rifai'ye izafe olunan türbeyi ziyâret ettiğini ve burada onun vakfiyesini ve menakıbnamesini okuduğunu bildiren Mustafa Ali, bu zatın büyük bir veli olduğunu söylemektedir. Ona göre Seyyid, Orhan Gazi zamanında Horasan'dan Anadolu'ya gelmiş ve burada bir müddet yaşadıktan sonra 63 yaşında ölmüştür; vakfiyesi 752/1352 tarihini taşımaktadır. Evliya Çelebi ise, O'nun Orhan Gazi zamanında yaşadığını doğrulayarak 752/1351'de öldüğünü söylerken, bir başka yerinde de Muhyi'd-Din Arabi (öl.1241) halifesi olduğunu yazmak suretiyle çelişkiye düşer. Hüseyin Hüsameddin de, adeti olduğu üzere kaynak göstermeksizin Seyyid'in 713/1313 tarihinde Hicaz'dan Amasya'ya gelerek Hanikah-ı Mes'udiye'ye indiğini belirtir.
"Bu durumda ortaya çıkan sonuç, Seyyid Ahmed-i Kebir Rıfai'nin Orhan Gazi zamanında yaşadığıdır. Ne var ki, Elvan Çelebi'nin bizzat kendisinin 1352'lerde hayatta olduğu hatırlanırsa, çağdaşı olan bu meşhur zatı tanımamazlıktan gelerek, Dede Garkın'a çağdaş yapmasının izahı mümkün değildir. Bu durumda söylenecek olan, Mustafa Ali, Evliya Çelebi ve belki de onlara dayanan H. Hüsameddin'in kesinlikle yanılmış olduklarıdır. Üstelik zaman itibarıyle Elvan Çelebi'nin, adı geçenlerin hepsinden daha eski olduğu unutulmamalıdır. Nitekim Seyyid Ahmed-i Kebir-i Rifai'nin yaşadığı belirtilen devirde Anadolu'yu dolaşan ve bu arada Amasya'ya ve Ladik'e uğrayan ünlü seyyah İbn Batttu'da da, o sıralarda burada, Anadolu'daki bütün Rifailer'in şeyhi durumunda bulunan ve tarikatın kurucusu Ebu'l-Abbas Ahmed er-Rifai'nin soyundan gelme Şeyh İzzu'd-Din ve kardeşlerinin oturduğunu haber vermekte, Şeyh Ahmed Küçek bin Tacu'd-Din er-Rifai'nin evlatlarından sözetmektedir.
" A.Gölpınarlı Seyyid'in aslında, Amasya'da vaktiyle Ulu Arif Çelebi ile görüşen Seyyid Ahmed-i Küçek-i Rifai olması gerektiğini bildirmek suretiyle bizce gerçeğe yaklaşmaktadır. Çünkü İbn

Battuda'nın şahadetine bakılacak olursa, bu zat çok daha eski devirlerde yaşamış görünmekte, fakat sülalesi mensupları hala Ladik'te bulunmaktadır.Seyyah, işte bunlarla görüştüğünü nakletmektedir. Bu sebeble kanaatimizce Elvan Çelebi'nin Seyyid Ahmed-i Kebir-i Rifai adıyla zikrettiği ve Dede Garkın'la müşterek menkabesini anlattığı şahıs, büyük bir ihtimalle Seyyid Ahmed-i Küçek-i Rıfai olmalıdır. Zaten kebir lakabını müellifler, sırf bu zatla karışmaması için tarikatın kurucusu olan asıl Ahmed er-Rifai'ye, Küçek yani küçük lakabını da bu berikine ( Ladik'dekine) vermiş olmalıdırlar. Her halûkârda, Seyyid Ahmed Küçek'in, XIII. yüzyılda Anadolu'da Rifailiği temsil eden bir şeyh olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür " demektedirler Prof.Dr.İsmail Erünsal ile Prof.Dr. Ahmed Yaşar Ocak.
Elvan Çelebi'nin Menakıbu'l-Kudsiyye fi Manasıbi'l-Ünsiyye adlı eserinin 8a varağı arapca- farsca karışımı bir dilde, özetle şöyle

bir başlık bulunmakta ve arı türkçe aşağıdaki beyitler yer almaktadır :
" Seyyid Ahmed-i Kebir el-Rufâi ( Allah o'na rahmet eylesin ) kerametleri izhar etmesi; Arslana binmiş ve yılanı kamçı yapmıştır ve

şeyh ( Allah zikirlerini büyük etsin ) dıvara binmiş ve istikbale gitmiştir :
Hem dakı bir sema' ululardan

Rahmetu'llah ile tolulardan
Kim ne kudret kılur yine zahir Ol keramat ilmine kadir
Seyyidü'l-halk-hulk şeyh-i kebir Ol Rüfa'i ki gün gibi balkır
Mar-ı sengin elinde şir-i jiyan Üzre binmiş gelür ki kanı fülan
Şeyh ister ki göre göstere Halvetinden revan çıkar Dede
Eyeri hadime işaret ider
Kor dıvar üzre hadim ata gider
Ata binmez Dede dıvara binür Dıvar altında at gibi atulur
Dede Garkın karametin görür bir Bir dıvara biner yürir ol şir
Birbirine mukabil oldı bular
Yir ü gök toldı toptolu envar
Güni ta'rif kıla mı zerre

Bahr-ı ummana ne diye katre
Dil-ile dinlemek ol muhal-durur Dile ol ma'rifet hayal-durur
Himmetün hazır olsun iy sultan İy ki sunmış ata sana Sübhan
Devlet anun ki sana tuş oldı Dünyede ahiretde hoş oldı
Zahiri batını münevverdür Işkun-ıla müdam enverdür.

760 H/1358-59 M. senelerinde Çorum- Mecidözü /Elvan Çelebi'de Elvan Çelebi tarafından yazılan eserde yer alan Seyyid Ahmed-i Kebir Rufâi'nin, Orta Anadolu'da da ne kadar sevilip sayıldığını göstermesi de dikkate şayandır. Aynı zamanda,Kırşehirli ünlü tarihci Aşıkpaşa'nın oğlu Elvan Çelebi"nin ağzından Dede Garkın'ın Seyyid Ahmed-i Kebir erRufâi'den el aldığı , yani Rufâi tarikatına girdiğini anlıyoruz.XIII. yüzyıl Anadolusu, bu şekilde birlik ve baraberliği temsil etmişler, çok sonraları ise, ayrılık ve bozulmalar husule gelmiştir. Maveraünnehr"de intişar eden ne kadar tarikat varsa, tetkik edildiklerinde; esasda, özde ve nihai gayede bir farklılık olmadığı, ancak usulde bazı farklılıklar bulunmasına karşılık Türkler'in Anadolu'ya intikalinden sonra, usülden ziyade esasa ve hatta itikadi değişikliklere tesir eden bozulmaların daha çok o günün siyasi olaylarının güdümünde zuhur ettiği kanaatindeyim.

Bu satırların yazarının büyük dedesi(20), Haremeyn Evkaf Müfettişi Esseyyid Abdurahman bin İsmail Akifzade Amasyavi'nin 1221 H/ 1806 M. tarihinde ölümünden iki sene önce yazdığı, 1320 H/ 1902 M. tarihinde istinsah edilen,o devrin hocalarının oto-biyografısını veren ve halen İstanbul Millet Kütüphanesi arapca yazmalar arasında yer alan, Kitabu'l Mecmu Fil Meşhuri Ve'l Mesmu adlı eserin 40- 41. sayfalarında, ecdadı Bayram sülalesi hakkında bilgi verirken "..ceddi Akif Mustafa Efendi bin ebi Muhammed Bayram Efendi el Merzifoni mevliden ve'l Amasi... el-ledifi min nesli'ş şeyhi es-seyyid Ahmedi'l Kebir elma'rufi bı-sahibi hal tayyaballahu serahu ve ce'ale'l cennete misvahi el-medfun el nüzar bi-Ladik bi-kurbi Amasya ve hüve min sülaleti eşrafi'l-müntesibine ila Zeyne'l-Abidin veledi seyyidi Hüseyn es-şehid bi-Kerbela ve fi-sebili'l mevla gureti aynü'l-resul semareti Fatımetü'l Betül radiyallahu Ta'ala anhü... " ibareleri okunmaktadır. Bu eser arapca olduğundan ve tamamını tercüme ettiremediğimizden, bu sülaleye ait başka bilgiler ve 1050 -1211 H. ( 1640-1796 M.) tarihi arasında yaşamış alim ve filozofların, hocaların otobiyografisi bulunmaktadır.Tetkike şayandır.

Ayrıca, Amasya ili , eski Arguma, şimdiki Suluova ilçesi Yolpınar, eski adı ile Hakale/Hakla Köyü'nde devrin büyük alimlerinden Şeyh es-Seyyid Ahmed-i Küçek er-Rufâi'nin oğullarından, İbn Batuta'nın Amasya-Sonusa'da ( Uluköy) gördüğü Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi'nin Türbesi bulunmaktadır.(21)

O devirdeki Hakale Nahiyesinde, meşhur alimlerden Rufâi Şeyhi es-Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi Hazretleri 764 H/1362-63 M. yılında burada büyük bir tekke-zaviye , imaret, ziyafethane yaptırıp 771 H./ 1369-70 M. yılında da vakıflarını tanzim ettiğini H.Hüsameddin Amasya Tarihi adlı eserinde bildirmektedir.(22)

Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi türbesi moloz taştan inşa edilmiş olup, kıriptası ve ceviz ağacından yapılmış ahşap sandukası vardır. Sanduka sülüs yazı ve rumi motiflerle dekore edilmiştir. Sandukanın baş ucunda sülüs yazı ile, es-seyyid,es-şeyh Necneddin Yahya er-Rufâi rahimehullah ibaresi okunmaktadır. Ayak ucunda ise,yazı ile vefat tarihi olan 771 H./1369-70 M. okunmaktadır.Necmeddin Yahya Hazretlerinin yanında ikinci bir sanduka bulunmakta olup, burada oğlunun yattığı köylülerce söylenmektedir.

Amasya- Suluova Kaymakamlığı Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü kanalı ile , köyün eski imamı ve aynı köyden İlyas Hatipoğlu'ndan aldığımız bilğilere göre; Seyyid Yahya Hazretleri, Ladikde medfun Seyyid-i Ahmedi Kebir'in evladı olup, Peygamberimizin 19. göbek torunudur. Ulema ve şuaradan olup, asıl mesleği çilingirliktir. Rivayetlere göre, köy arazisini sulamak üzere Akdağ'dan su getirtmiştir. Zengin vakıf arazileri, aşhane, hamam maalesef satılmış olup, şahıslar elindedir. Çevre köyleri tarafından da sık sık ziyâret edilen türbe civarında bir ahşap bina vardır. Etrafı mezarlıktır. az uzağında yıkık hamam bulunmaktadır. Ayrıca köy'de medrese binası vardır.(23)
Ayrıca yine Yolpınar Köyü'nde; Kasım Bey 868 H/1463-64 M. tarihinde medrese, hamam; Muhyiddin Mehmed Çelebi 947 H./1540-41'de medrese ve hamam inşa ettirdiği sebebiyle, bu köyün XIV-XV.yüzyıllarda bir ilim merkezi olduğu söylenebilir. Bir medrese ve bir hamam, bugün ayaktadır.
Amasya ili Taşova ilçesi Alparslan ( Yolbaşı ) Köyü'nde Şeyh es-seyyid Nureddin Alparslan Hazretleri Türbesi ve tekkesi bulunduğunu öğrendik. Söz konusu köye henüz uğrama imkanımız olmadı.Vakıflar Genel Müdürlüğü Abide arşivinde rölöve projesi bulunan tekkenin bir külliye olması ihtimali mevcuttur. Minaresinin temeline rastlanmıştır. Çevrede kazı yapılacak olursa, külliyenin temellerine rastlanacaktır.Mahallinde yapılacak araştırmalarda, bu zatın da Seyyid Ahmed-i Kebir'in ahfadından olabileceği ihtimaller arasındadır.
Yukarıda etraflıca incelenen; Ladik'te kabri bulunan Seyyid Küçek Ahmed er-Rufâi; Rufâi tarikatının kurucusu, 1118 M. yılında doğup 1182
tarihinde vefat eden, Basra-Vasıt şehri yakınlarında Ümm-i Ubeyde Köyü'nde gömülü Seyyid Ahmed-i Kebir'in oğludur,torunudur ?. Sulben oğlu-torunu olabildiği gibi, ilmi terbiyeyi O 'ndan alıp halifesi de olma ihtimali mevcuttur. Anadolu'daki Rufâi tarikatının kurucusudur. Hazreti Mevlana, Ulu Arif Çelebi ve İbn-i Batuta ile görüştüğüne göre, 1270-1325 ? tarihleri arasında devrin ileri gelen alimleri arasında olup hayattadır. Evliya Çelebi,Orhan Gazi ülemalarından olduğunu belirterek, ölüm tarihini 1351 olarak zikreder. 63 yaşında vefât ettiğini, Silsilesinin Eyüp Sultan ve Halit bin Zeyd, Hz. Fatma dolayısıyla Peygamberimize dayandığını biliyoruz. Vakıfları olduğu kayıtlarla sabittir. Evlatlarından biri Amasya-Suluova-Yolpınar Köyü'nde yatmaktadır. Diğer evlatlarının nerede gömülü olduğu hakkında henüz kesin bilğilere ulaşamadık. Taşova- Sonusa beldesinde de herhangi bir ize rastlamadık. Amasya- Tokat civarında olabileceği gibi, Anadolu'nun herhangi bir yerinde de olabilirler. Amcazadesi Şeyh Seyyid Hasan Rifai, Tokat'ta Sünbüllü Baba yakınında gömülüdür.

Dolayısıyla, Şeyh es-seyyid Tacüddin Küçek Ahmed-i Kebir elRufâi,XIII-XIV. yüzyıl ile yakın tarihlerdeki yazmalara kadar girmiştir. Cumhuriyet döneminde, latin harflerine geçilirken bir çok yazma eserin yakılıp, toprağa gömüldüğü; son zamanlarda ise, yazmaların Avrupa ülkeleri müze kütüphane ve kolleksiyoncularına satıldığı dikkate alınırsa, ileri tarihlerde Ladik'de medfun Seyyid Ahmed-i Kebir Hazretleri hakkında geniş bilgilerin çıkacağı ümit edilmektedir. Henüz araştırmalarımızın başında bulunduğumuzu belirtmek yerinde olur.

V a k f i y e ve Diğer Belgeler
Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı Arşivi'nde yaptığımız incelemede Şeyh Seyyid Ahmed Kebir Rıfai'nin vakfiyesine rastlanılamamıştır. Ancak, şahsiyet kayıtlarında bazı bilgiler vardır.

3/1 esas, 217 numara ve 4.397 sırada " Nezaret-i Evkaf-ı Hümayun'a Mülhak Evkafdan Ladik mahallatından zaviye mahallesinde vaki Seyyid Ahmed Kebir Zaviyesi ve Mescid-i Şerif Vakfı. Tevliyeti:Abdulah oğlu Mustafa Efendi üzerinde görülüyor. 30 Mart 1304 / 1888 M. Zaptı: Zaptı tevliyet ve meşihat cihetlerinin bilumum tekke ve zaviyelerin ilga edildiği cihetle meşrutun lehi kalmayan cihetlerin tevcihine mahal ve imkan olmadığından, vakıf tahtı zapt ve idareye alına. 18 Kanunevvel 1341/ 1925.

Hazine 412 ( Hamis Asker 285) numaralı defterde ise:Mescidi Şerif der dahili zaviye-i an mahallat Ladik .Mütevelli Hafız Abdilahad bin Ahmed 1233/ 1818 M. Müezzin es-seyyid Osman efendi bin Hasan 1174 H./ 1760 M. tarihi kayıtlıdır. Tevliyet-i meşihatın son tarihi ise,
9 Rebiulevvel 1277 / 1861 M. dir.
490 numaralı Amasya muhasebe defteri 511 sayfasında ise; Vakfı
Zaviye-i Kutbü'l Arifin ve Gavsü'l Vasilin, es-Seyyid Şeyh Ahmed-i Kebir , der Kasaba-i Ladik. 1124 H/ 1712 M. tarihi tesbit edilmiştir.
218/101'de ve Amasya Muhasebe 307'de; Ladik Kazasında merhum Seyyid Vakkas Kaddese sırruhü'l-aziz evladına meşrute Merzifon ve Ladik kazalarında Marınca ve Yarımca ve İyne ve Karaca ve Derinöz kurra ve mezralarının tamam malikanesi vakfı kaydı bulunmaktadır.
218/1627 ile Amasya Muhasebe 307'de ; Ladik Kazası Zaviye Mahallesinde vaki Camii Şerif Vakfı (Atik Camii Şerif) ,

3/1 Esas-4400 Şahsiyet Defteri ile, 586 numaralı defterin 138 sayfa 128 sırasında Eshab-ı hayraddan Emir Ahmed Çelebi veresesinden Şeyh Taceddin ibni es-Seyyid Mustafa'nın Ladik Kazasında Tekke nam diğer Zaviye Mahallesinde Yukarı Mescid demekle maruf mescid-i şerifte imam olanlara meşrut 5.000 kuruşluk nukut rubu malikanesinden 24 sehimden 17 sehim vakfı , kaydı bulunmaktadır. 1028 H./1618 M. tarihlidir.

3/2 Esas- 2171 sırada ve Amasya Muhasebe 287'de, Merzifonabad kazasının semere-i Ladik nahiyesinde vakfı evladlık olmak üzere, Yunus
mülkünden Yalvar karyesinde nısf mülk, Mübeyyi-i Mustafa veled Hacı Mirza'nın mülkünden Bayat Karyesi malikanesinin iki rubu malikane mutasarrıflığı vakfı kaydı bulunmaktadır.
Ayrıca Şeyhülislam Mehmed Efendi Medresesi Vakfı 3/1-3.109 sırada şahsiyeti ve Küçük Evkaf Defteri 98'de kayıtlıdır.
Hızır Paşa Medresesi Vakfı. 218/718; Amasya Muhasebe
300'de kayıtlıdır.
Ahmed Saray Köyü Camii Vakfı, 3/1 Esas- 222/1286'de kayıtlıdır.
Ladik kazası Kabacagöz karyesinde es-Seyyid bini Seyyid Ali Camii Şerif Vakfı 3/1 Esas 217- 3.179 sırada ve Müceddet Evvel Defteri 1379 numarada kayıtlıdır. Seyyid kelimesinden Ahmed -i Kebir Rıfai'nın torunlarından olabileceği akla gelmektedir.
Şeyh Seyyid Ahmed-i Kebir Rıfai evladlarının şimdiki Amasya- Taşova-Uluköy, eski Sonusa'da ikamet ettiklerini,orada zaviyeleri olduğunu XIII. yüzyıl seyyahı İbn-i Bibi belirtmektedir. O halde şimdi Taşova'nın bir beldesi olan Sonusa'da da bazı kayıtlar olması gerekir. Ladik Belediye Başkanı Sayın Kadir Kanal ile birlikte gittiğimizde herhangi bir ipucu bulamadık.(24) Ancak, vakfiye defterleri üzerinde yaptığımız araştırmada; Sonusa kazasına vaki Pir Ahmed ve Yunus Elhak Zaviyesi mühimmatı içün Çukualan ve Çökerdik Karyelerinin tamam malikanesi vakfı; Sonusa Kazasına tabi Zeytavi karyesinde vaki merhum Seyyid Nureddin Zaviye- imaret ve Tekkesi vakfı; Sonusa kasabasına vaki Hızır Paşa Medresesi vakfı; Sonusa'da vaki Trak Medresesi Vakfı tarafımızdan tesbit edilmiştir.

Prof.Dr. Semavi Eyice Kapu Ağası Hüseyin Ağa'nın Kurşunlu Cami (25), medresesi ve hamamını yayınlamıştır. İsmail Hakkı Uzunçarşılı tarafından da yayınlanan kitabe metni aynen şöyledir.
1.[Kadbena haze'l-bina] sahibu'l-hayrat bani-i mebanii'l-meberrat Hüseyn Ağa ibn Abd...
2.['lMu'in eş-şehir] bi-Kapu Ağası fi'l-atabeti'l-aliyyeti li- Sultani'l-berreyn ve Hani'l-bahreyn ...
3.İ[bni]'s-Sultan es-Sultan Bayezıd bin Muhammed Han halled Allahu
Subhanehu...
4.[mülkehu ve Sulta]nehu fi eyyami devletihi min kurazeti cudihi ve ihsanıhi fi tarih sene 892 ,

Kitabe anlamını Prof.Dr. Semavi Eyice şöyle veriyor :
Bu binayı, denizler ve karalar Hakanı Sultan oğlu Sultan Bayezid bin Muhammed Han'ın, Allah mülkünü ebedi kılsın, yüce kapısında Kapu Ağası diye meşhur, hayırlı eserler sahibi Hüseyin Ağa bin Abdülmuin cömertlik ve ihsanın bir eseri olarak, Sultan'ın devrinde, 892 ( 14861487 ) yılında yaptırdı, Allah onu mağfiretine garketsin.
Bugün kitabenin baş kısmı kırık ve kayıptır. Yeni inşa edilen cami içinde bulunmakta olup, halk, yeni caminin duvarına monte edileceğini söylemektedir.
Amasya'da bulunan Şeyh Hüsameddin Türbesi'nde yatan Akdağı-zade es-şeyh Hüsameddin Efendi ile oğlu Muhyiddin Efendi'nin zikri geçen türbede yattığı ve Sonusa'lı olduğunu Amasya Tarihi yazarı Hüseyin Hüsameddin bildirmektedir (26). Muhyiddin Efendi'nin Hakale'de medresesi olduğu da dikkate alınırsa, Hüsameddin Efendi ile Muhyiddin

Efendi'nin Ladik'de medfun Seyyid Küçek Ahmed-i Kebir'in neslinden olabileceği akla gelmektedir ?. İlerideki araştırmalar, gerçekleri ortaya çıkaracaktır. İsim ve tarih benzerliğinden doğan yalışlarımız varsa , araştırıcı genç nesil mutlaka bunları düzeltecektir...

L a d i k'de B u l u n a n d i ğ e r V a k ı f l a r
Ladik'e ait kayıtlar tarandığında aşağıda belirtilen vakıf adları ile vakıf camilerin isimlerini de öğrenmek kabil olmaktadır:
Polat Camii,
Hızır Bey Medresesi,
Şeyhülislam Mehmed Efendi Medresesi,

Paşmakcı Mescd-i Şerifi,
Osman Bey Malikanesi Vakfı,
Yahşi Mahallesi, Hacı Ahmed Mescidi,
Destar-ı Davud Paşa, Gazi Sultan Mehmed Han Hz. Camii,
Zaviye Mahallesi, Atik Camii şerifi,
Ladik, Ayvalı Sokağı Mescidi( bu Sokak, muhacirler için teşkil edilmiştir )
Ladik Kazası,Polatlı karyesi Sultan Mustafa Han Camii,

Ladik, Şehreküstü Mahallesinde El-hac Yunus Camii,
Ladik Kazası'na tabi Kafkasya Muhacirleri için yeni inşa edilen Sovanlı Karyesinde Kara Mahmud Mescidi,
Kumluk Mescidi,
Lilanlu Mescidi,
Sunullah Paşa Vakfı,
Hacı Abdullah Mektebi Vakfı,

Emir Ahmed Mescidi Vakfı, Mes'ud Bey Mescidi Vakfı,
Sultan II. Beyazıd-ı veli'nin eşi Bülbül Hatun Vakfı.
----------------------------
1.Sadi Bayram,Samsun-Ladik ve Seyyid Ahmed-i Kebir Hazretleri, OndukuzMayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, S.5, Samsun,1990, s.11-22.
2. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Zuhuri Danışman Çevrisi, C.4, İstanbul,1972,s.87.
3. Abdi-zade Hüseyin Hüsameddin,Amasya Tarihi,C.1,Ankara, 1986, s.314.
4. M.Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1980, s.22.
5. Evliya Çelebi Seyahatnamesi,Zuhuri Danışman Çevrisi,İstanbul,1972, C.3, s.40.
6. Abdi-Zade Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, C.1,Ankara, 1986,s.316317.
7. İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi, C.6, s.83-102; C.7, s.261.
8.Mustafa Tahralı, Ahmed er-Rıfai,Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.2, İstanbul, 1989, s.128.
9. Ahmed Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri ( Tahsin Yazıcı tercümesi),C.2, Ankara, 1954, s.378-379.
10. A.g.e., s.716.
11. Menakı-ı Hacı Bektaş-ı Veli,Velayetname,( Neşreden Abdülbaki Gölpınarlı), Istanbul 1958, s.177.
12.İbn-i Batuta, Tuhfetü'n - nuzzar fi garaibi'l emsal ve Acaibi'l esfar,Seyahatname-i İbn-i Batuta Tercümesi.( Mütercim: Damad-ı Hazret-i Şehriyari Mehmed Şerif ), C.1,Matbaa-i Amire, İstanbul1333-1335, s.197.; İbni Batuta Seyahatnamesi,Mümin Çevik tercümesi, C.1-2, Üçdal neşriyat,İstanbul-1983, s.126 ; İbn-i Batuta, 1325 tarihinde Hac maksadıyla memleketi olan Tanca'dan ayrılmış ve Ekim 1349'da memleketine dönmüş,Beni Merin Hükümdarlarından Ebu İnan Faris b.Ebi'l Hassen'in arzusu üzerine gezi hatıraları Muhammed b.Cüzey el Kelbi tarafından yazılmıştır. Ancak notları, Hindistan'da Kul şehrinde soygun sırasında elden çıktığından, hafızada kalan bilğiler verilmiştir. Anadolu tarihi bakımından önemlidir.
13.İbn Batuta Seyahatnamesinden Seçmeler, ( Haz:İsmet Parmaksızoğlu), 1000 Temel Eser,Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul-1971, s.27.
14.İbni Batuta Seyahatnamesi, İstanbul-1333-35, s.327.; Mümin Çevik sadeleştirmesi, İstanbul-1983, s.204.
15.İbni Batuta Seyahatnamesi, İstanbul-1333-35, s.335-336.; Mümin Çevik sadeleştirmesi, İstanbul-1983, s.209.
16.Gelibolulu Mustafa Ali, Künh'ül-ahbar, İstanbul,1277, C.5,s.61-62 .
17.Eski kaynakları tarafıma lütfeden,yardımlarını gördüğüm, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi , Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Sayın Prof.Dr. Ahmet Yaşar Ocak'a burada teşekkürü zevkli bir borç bilirim.
18.Ahmet Yaşar Ocak, XIII ve XIV.Yüzyıllar Anadolu Türk Tarihi Bakımından Önemli Bir Kaynak:Menakıb'ul-Kudsiyya Fi Menakab'ılÜnsiya ,İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi Ord. Prof.Dr.İ.Hakkı Uzunçarşılı Hatıra Sayısı, S.32, Mart 1979, İstanbul,1979, s.96.
19.Elvan Çelebi,Menakıbu'l-Kudsıyye Fi Menasıbi'l-Ünsiyye -
Haz.İsmail Erünsal-A.Yaşar Ocak,İstanbul Üniversitesi Edebiuat
Fakültesi Yayınları No: 3223, İstanbul,1984,s.XLV-XLVII,
20.Amasya Tarihi yazarı Abdi-zade Hüseyin Hüsameddine göre bu sülalenin meşhurları şunlardır:Bayram Beyzade Melik Gazi adıyla tanınan Melikü'l Ümera İsmail Bey ( 819 H/1416 M.tarihinde vakıflarını tanzim etmiştir ) ; Kadı Sadreddin Receb Çelebi ( Ölümü 900 H./1495 M.) ; Kadı Sadreddin Recep Çelebi torunu Divan Katibi Sadi Efendi; Şeyhülislam Ankaralı Bayram-zade Zekeriya Efendi ( 1514-1593) ; oğlu Zekeriya-zade Şeyhülislam Yahya Efendi ( İstanbul-Beşiktaş'da Dergahı vardır. Hacı Bayram Sülalesinin Ankara kolundandır. 15531644 .Amasya Tarihi, s.262 ) ; Amasya Sultaniye Medresesi Müderrisi Merzifonlu Mustafa zade Idi(Iydi) Bayram Efendi (1033 H./1624 M.-Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde bulunan ve Sultan Ahmed'e ithaf edilen Divan-ı Bedia'nın şairi, 1688'de Trablus Şam Mollalığına tayin olup gider.Amasya, Recep Çelebi Türbesi'ne gömülmüştür.Sadreddin Recep Çelebi'nin torunudur. ( Amasya Tarişhi,eski türkçe s.199,yeni bas.s.160; s. 238,262); İydiefendizade Mustafa Akif Efendi (1717 İtanbul Köprülü Mehmed Paşa Darülhadis müderrisi,Amasya Ayas Ağa Müderrisi, Amasya Müftüsü ve Beyazıd Sultanisi Müderrisi,,1731 tekrar Amasya Müftüsü,1732 Hacca gitmesi,7 Mart 1759 vefatı.Şair ve müderris olup, Amasya Hatuniye Mahallesinde çeşmesi vardır. Amasya, Recep Çelebi mahallesinde mescid i şerif yaptırmıştır. Amasya Nasuh Baba Türbesi'nde gömülüdür s.173,176; Ölüm tarihine düşürülen beyit: Geldi yetmiş üçde emr-i irci'i,Makamat-ı Hariri tarzında Bedia ismli divanı vardır. Muksemül-fünun, Kasaidi Mimiyye ve Aynıyye isimli eserleri vardır. Bkz. Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifler, İstanbul, 1333, s.367) ; Mustafa Akif Efendi'nin kardeşi şair ve müderris Atıf
Ahmed Efendi ( Hızır Paşa Medresesi Müderrisi 1713,1727 vefatı;Iydızade Akif Mustafa Efendi'nin diğer kardeşi Iydızade Seyyid Abdurrahim,11.12.1719 Amasya Nakip Kaymakamı,Temmuz 1720 Zile Kadısı,1726 Amasya Nakip Kaymakamı, ve müftü,13.5.1735 Amasya Naibi,Kasım 1744 vefatı (C.4 Ek. s.9,25,29,57,74,) ;Iydızade Hafız Mehmed Efendi, Amasya Esnaf ve Bedesten Kethüdası olup Mayıs 1768'de Başayan oldu, Ocak 1769'da vefat etti; İydi zade Mustafa Akif Efendi'nin oğlu Kamil İsmail Efendi,Amasya Sultaniye Müderrisi ve Müftü 12.7.1769,1774 Hacca gitmesi ,1775 İstanbul'a gönderilmesi ( C.4 Ek. s.126,128) ; Kamil İsmail Efendi'nin kardeşi Seyyid Abdurrahim ; Es-Seyyid Abdurrahim Efendi 1223 H./1808 vefatı, İstanbul Şehzade Camii haziresinde gömülüdür. Amasya Müftüsü (18.10.1799), Haremeyn Evkaf Müfettişliği yapmış ve Sultan III. Mustafa'nın kızı Beyhan Sultan'ın vakfiyesini tasdik etmiştir. 7 adet tarih ve tasavvaufla ilğili yazma kitapları vardır. el-Mecmu' mine'l-Meşhud ve'l Mesmu adlı eserinin istinsah kopyası İstanbul Millet kütüphanesindedir.s.271 ;Şu'letü'l - Yakin, Unvanü'lMeşayih,Takribü'l-Mübteda, Sebilü's-Salikin,Mühimmat-ıSofiyye, Teracümü'l Meşayıh Ve'l-Ülema, Mir'atün Nazirin Fi Münebbihatü'tTahriri adlı eserleri vardır. Tarikat-ı Nakşibendi olduğu bir nüshası Yahya Efendi Kütüphanesinde mevcut Mir'atün Nazirin nihayetide mezkurdur. Mecellet'ül-Mehakim isminde fetvası vardır. Bkz.Bursalı Mehmed Tahir,Osmanlı Müellifler, İstanbul, Matbaa'yı Amire, 1333, s.374.) ; es-Seyyid Abdurrahim Efendi'nin oğlu , Amasya Bayazıd Medresesi müderrislerinden Molla İdi Efendi 1818, s. 239;. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Hacı Bayramoğlu Kadı Ahmed Efendi; Ömer Efendi, Lütfi Efendi,Hacı Reşit Efendi,Hacı Osman Efendi; Merzifon Müftüsü Hacı Bayramoğlu Hacı Salim (Bayram) Efendi,Hacı İhsan Bayram ( Rufâi şeyhi) .Merzifon'da Camid mahallesinde Eyyüp Çelebi Camii diye anılan Camii İyd'de bu sülâleye aittir (Bkz.S.Bayram,Merzifon Ulu Camii yeri ve Merzifon'daki eski eserler,Kültür ve Sanat, T.İş Bankası Yayınları,S.4, Ankara,1990, s.70 ).Bu sülâlenin Ankara kolundan, meşhur şeyhulislâm-şair Bayram-Zade Zekeriya Efendi ve oğlu Şeyhülislam, şair Yaya Efendi çıkmıştır. Yahya Efendi'nin İstanbul-Beşiktaş'da Dergâhı vardır.Kanuni Sultan Süleyman'ın süt kardeşidir.(Bkz. Amasya Tarihi, s.262.).
21.Türkiye'de Vakıf Abide ve Eski Eserler, C.1, İkinci baskı, Meteksan Matbaası, Ankara, 1983, s.328-333.
22.Abdi-zade Hüseyin Hüsameddin,Amasya Tarihi, Sadeleştirilmiş baskı, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, Ankara, 1986, s.281-285.
23.Bu bilğileri derleyen, fotoğraf göndermek lutfunda bulunan Amasya ili Suluova ilçesi Kaymakamı ve Halk Eğitim Merkezi Müdürüne,eski köy imamına ve İlyas Hatipoğlu'na teşekkür ederim.
24.Ladik Belediye Başkanı Sayın Kadir Kanal'a ilği ve yardımlarından dolayı teşekkür ederim.
25.Semavi Eyice,Kapu Ağası Hüseyin Ağa'nın Vakıfları,Edebiyat Fakültesi Araştırma dergisi Prof.Albert Louis Gabriel Armağanı Özel Sayısı,Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayını, Sevinç Matbaası, Ankara, 1978, s.167-169 ; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Türk Tarihi Vesikalarından :Kitâbeler, C.1, İstanbul,1927, s.82.; Albert Louis Gabriel,Monuments,s.118.
26. Abdi-Zade Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, C.1, Ankara, 1986, s.165.


Yayınlandığı Yer: Türk Dünyası Ara�tırmaları Dergisi, S.74, S.139-156. ,1991
Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Kur'an Ve Bilgisayar-computer Ilişkisi
  • Amasya Uluslararası Alimler Sempozyumu Ardından
  • ?Îdî-zâde -Âkif-zâde Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Sultan ıı. Bayezıd?ın Hattatı, Amasyalı şeyh Hamdullah Kur'an-ı Kerim'i Ve Bir Hâtıra
  • ?Îdî-zâde (- âkif-zâde) Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Osmanlı Döneminde Latin Harflerine Geçiş çalışmaları
  • Mühr-ü Süleyman Ve Türk Kültürü
  • Izgü Mescid
  • Taceddin Sultan Ve Evradı
  • çift Başlı Kartal
  • Türk Kültüründe ölüm
  • Bâki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedâdır
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Bosna- Hersek Ve Balkanlarda Vakıf Kültür Izleri
    (seminer Konu?mas? )
  • Ahlat Vakıfları
  • Selçuklu Kervansaraylarının Turizme Açılması
  • Hasan Paşa'nın Vakfı, şeyhülislÂm Ankaravi Mehmed Emin Efendi Vakfiyesi, Ve Ankara Sulu Han HikÂyesi
  • Yemen Fatihi Gazi Sinan Paşa Vakfiyeleri, Tezyinatı Ve Türk Süsleme Sanatındaki Yeri
  • Yakın Tarihimizde Merzifon, Merzifon Anatolian Koleji
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Türk Hat, Yazı-resim, Cilt Ve Tezhip Sanatı Ile Ilgili
  • Vakıflar Dergisi Makaleler Fihristi ( 27. Sayıya Kadar )
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Sultan ıı. Mahmud'un Vakfiyelerindeki Tezyinat
  • Maniheizm Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkında Yönetmelik
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Türk'ün Yolu Nereye Gidiyor
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Osmanlı Devleti Hakkında Bir Kronoloji Denemesi
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphrodosıas'ı ( Tisan )
  • Anadolu Turk - ıslam Sanatında Bazı Yapılar Ve Kronolojıye Aıt Katalog Denemesı...
  • Türk Kültüründe ölüm !
  • Büyük Türk Düşünürü Hacı Bayram-ı Veli Ve Akkoyunlu Uzun Hasan'ın Ankara Hacı Bayram Türbesi'ne Vakfettiği H
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Anadolu'da Ilk RufÂiler Ve Hz.zeynel Abidin Ali Er-rufÂi El-abdali El-kayserani Soyuna Ait Bir Deneme Anad
  • Osmanlı Döneminde 1899 -1920 Yıllarında Istanbul Camilerinden çalınan çiniler
  • Peygamberler şehri Tarsus Ve Tarsus'da Bir özbek Vakfı
  • Başkent Ankara'nın Ihtiyacı Olan Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak ?
  • Ankara Ulus Semtinde Türk Vakıf Araştırma Merkezi'nde 15.11.1998 Tarihinde Hali Sergisi Açılış Konuşması
  • Prof.dr. Albert Gabriel'e Ait Bazı Belgeler
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ahilik Ve çıraklık Eğitim Ve öğretim Vakfı
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Cumhuriyet'in Derinliklerinden Hatıralar : Eski Ankaralılardan Dostum Sayın Nurettin Daş Ile
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphorodisias'ı ( Tisan Yapı Kooperatifi )-anatolıan : The Cradle Of Cı
  • Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve
  • Bektaşi Nutku (kendini Bil Ki, Tanrıyı Bilesin)
  • Kültürümüzde Hoşgörü
  • Fatih Sultan Mehmed'in Eyüp Sultan Külliyesi Vakfiyesi
  • Hicaz Demiryolları Ve Vakıflar
  • Mostar Köprüsü Restorasyonu Hakkında Ilk ön Rapor
  • Atatürkün Vakıflar Hakkındaki Konuşmalrı
  • Selçuk-name
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Konyadaki Esk; Eserler Hakkında Atatürkün Başbakan Ismet Inönüye Telgrafı
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ord.prof.dr. Ahmed Süheyl ünver
  • Türk Kültürü Ve Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak Için
  • Istanbul'un Fethine Kadar Beylik Dönemi Vakfiyeleri
  • Kıbrıs, Gürcistan, şirvan Fatihi Lala Mustafa Paşa'nın 1563 Tarihli Vakfiyesi
  • Vakıf Arazilere Ve Gayrimenkullerine Tecavüz Ve Düşündürdükleri
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasından Sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması Ile
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan 1783-1810 Tarihleri Arasında Işlem Görmüş Bir Mühür Tatbik Deft
  • Türk Kültürünün Temeli Vakıflardır
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Eyüp Sultan Türbesi'nde 1919-1920 Tarihlerinde Yapılan
  • Merzifonlu Hacıbayramoğlu Maden Mühendisi Mehmed Akif Efendi
  • Selçuklu Tarihi, Selçuk Adı
  • Cumhuriyet Dönemi Kültür çınarlarından : Mahmut Akok
  • Mardin Vakıfları,imam Zeynel Abidin'in 1158 M. Tarihli, Ve
  • Tarihte Türk Adı Ne Zaman Ortaya çıktı ?
  • Sahib Ata Fahrü'd-din Ali'nin Konya Imaret Ve Sivas Gökmedrese Vakfiyeleri
  • Phil.dr.hamit Zübeyr Koşay
  • Bulgarlar'ın Antik Başkenti Bulgar şehrindeki Islam Dönemi Mimari Eserlere Ait Panorama
  • Taşınır Kültür Varlıklarımızın Korunması Ve Yasa Dışı Trafiğinin önlenmesi
  • Ragıp Efendi'nin 1913-1922 Yılları Sibirya Ve Türkistan
  • Istanbul Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde Bulunan Tılsımlı Iki Gömlek Ve Kültürümüzdeki Yeri
  • Niksar Vakıflarına Genel Bir Bakış
  • Gazi Yahya Paşa'nın 1506 Tarihli Vakfiyesi
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Kanuni Sultan Süleyman'ın Oğlu şehzade Mehmed'in 1548 Tarihli Vakfiyesi, Hududnamesi Ve Türk Sanatındaki Yeri
  • Merzifon Ulu Camisinin Yeri Ve Merzifon'da Türk Islam Eserleri
  • Merzifon, çelebi Sultan Mehmed Vakfı üzerine Bazı Belgeler
  • Hayat Ağacı, Kültürümüzdeki Yeri, önemi Ve Mitlerin Ardındaki Gerçek
  • Türk Kültürünün Izleri üzerinde Araştırmalar: Etrüskler'in Ilk Vatanı Anadolu Mu? : Truva Savaşı Ve Etrüskler
  • Yıldız çini Fabrikasına Ait Birkaç Vesika
  • Selçuklu Vakfiyeleri üzerine Bazı Düşünceler
  • Xıv. Asırda Tezhiblenmiş Beylik Dönemine Ait üç Kur'an Cüzü
  • Baki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedadır
  • Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. Yıldönümü Münasebetiyle: Sultan ı.mahmud'un Orjinal Iki Vakfiyesi
  • ııı. Selim'in Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve Türk Süsleme Sanatına Batı Sanatının Tesirleri
  • Osmanlı Dönemi Bazı Vakfiyelerin Hayır şartlarından Damlalar !
  • Bektaşilik Ve Masonluk
  • Minyatürle Ilgili Seçilmiş Bibliyografya
  • Kaynaklara Göre Güney-doğu Anadolu'da Ptoto- ön Türkler
  • çelebi Mehmed Vakfı Arazisi üzerine Kurulan Merzifon Anatolian Koleji Ve Hastaneye Ait Bilgiler
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Safranbolulu Izzet Mehmet Paşa Vakfiyesi Ve Kütüphanesine Ait Tezyinatlı Iki Kur'an-ı Kerim
  • Istanbul Depremleri Ve Mimar Koca Sinan'ın Bilinmeyen Bazı Teknikleri
  • Merzifon'da Bilinmeyen Br Türbe '' Künbet Hatun ''
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkındaki Yönetmelik
  • Bitlis Vakıfları Ve Vakıf Eski Eserleri
  • Vakıf Eski Eserlerin Yeni Koruma Politikası
  • Sultan ııı.osman Vakfiyesi, Tezyinatı, Cilt Sanatı Ve Türk Kültüründeki Yeri
  • The Deed Of Foundatıon Of Sultan Osman The Thırd, ıts Embellıshments, Bındıng And ıts Place ın Turkısh Culture
  • Hacı Bektaş-ı Veli, Merzifon'da Piri Baba, Budapeşte'de Gül Baba Ve Bazı Bektaşi Vakıfları
  • Nurbanu ( Atik ) Valide Sultan'ın Istanbul-üsküdar'da 1582 Tarihinde Tesis Ettirdiği Vakfiyesi
  • Girit Defterdarı Rıdvanzade Hacı Mehmed Efendi Oğlu Ali Efendi'nin 1748 Tarihli Vakfiyesi Ve Tezyinatı
  • Bir çınarın Ardından... Yılmaz önge Dostumuz Hakkında Kısa Anekdotlar...
  • Beyhan Sultan Vakfiyeleri Ve Tezyinatları
  • Beypazarı Vakıflarına Genel Bir Bakış Ve Beypazarı Sadr-ı Azam Nasuh Paşa Hanı
  • Türk Kültürü Ve Biz
  • Bulgaristan'da Bulunan Osmanlı Vakıflarıdan Bir Demet
  • Bulgaristan'da Müftü Yardımcısı Yetiştiren Bir Vakıf Kuruluşu: Nüvvap
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Halı Müzesi'nde
  • Bektaşi Nutku
  • Balkanlar Ve Kosova Facıası
  • Cumhuriyet'in Kuruluşunun 90. Yılında Başkent Ankara:
  • Istanbul Fethinin 555. Ayasofya'nın Müze Olmasının 74. Yıldönümü Vesilesiyle:
  • Atatürk'ün Vakıflarla Ilgili Sözleri
  • 893 H / 1488 M. Tarihli Akkoyunlu Yakub Han Vakfiyesi
  • Komünizmin Sembolü Lenin Yıkıldı, Sıra Bizans'ı Dize Getiren Fatih Sultan Mehmed'e Mi Geldi ?
  • Afganistan Tarihine Kısa Bir Bakış Ve Türk Subaylar Eskden Olduğu Gibi Milenyumda Da Afganistan Ordusunun EğitimÄ
  • Ayaş Vakfiyeleri üzerine Bir Deneme
  • Hacı Bayram-ı Veli Ve Tarıhe Bağlılık
  • Amasya-taşova- Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Alparslan Er- Rufâi'nin 655 H./1257 Tarihli Arapça Vakfiyesi Tercümesi Ve
  • Birgi Ulu Camii Içşn 1327 M. Tarihinde Yazılan Kur'an
  • Ankara'da Roma Anıtı- Res Gestae
  • A N " Akhi " Genealogical Tree
  • Milenyum Ruyası: Osmanlı Devleti'nin 700 Kuruluş Yıldönümü Ve Düşündürdükleri üzerine Bir Deneme
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Kendinden Desenli üzeri Yazılı Iki Kumaş
  • Kur'anda Yol Gösterici Ayetler
  • Osmanlıda Resi Ilk Müze Adı Ne Zaman Ortaya çıktı?
  • Amasya Vakıflarına Toplu Bakış
  • Izmir Bahri Baba Eski Musevi Mezarlığı
  • Anadolu'da Xııı. Yüzyıl Başlarında Bir Rufâi Zaviyesi
  • Glazed Tles Stolen From ıstanbul Mosques Between 1899-1920 Ottoman Period
  • Sultan ıı. Abdulhamid'in 1888 Tarihli Vakfiyesi Tezyinatı Ve Osmanlı Imparatorluğunda Ilk Toplu Konut Projesi
  • Tokat Vakıfları
  • şehirciliğe Katkısı Olan Kadınlar: Istanbul _üsküdar- Toptaşı, Nûrbânû ( Atik Valide ) Sultan Külliyesi
  • Türk Hâkimiyeti Döneminde Merzifon Mezarlıkları
  • Anadolu'da Xııı.y�zyıl B�r Rufa� Zav�yes�
  • Hayatını Vakıflara Vakfeden Y.mimar -mühendis Prof.dr. M. ılmaz önge
  • Başbakan Ismet Inönü'nün Cami,mescit Ve Diğer Vakıf Eski Eserlerin Korunmasıyla Ilgii Bütün Bakanlıklara Ve Genel Müdürlüklere G
  • EvkÂf-ı IslÂmiye Müzesi'nin Kuruluşu Ve Yönetmeliği
  • Giresun Ili Vakıflarına Toplu Bir Bakış
  • Türk-islam Yapılarında Kronoloji Denemesi
  • Merzifon Tarihinden Yapraklar
  • Momumentum Ancyranum-res Gestae- Ankara Yazıtı-augustus'un Yaptı?ı ??ler
  • Bayramlu Beyliği (hacıemiroğulları )
  • Osmanlı Devletinde Vakıflar Ve Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakfiyeleri
  • Kur'an Ve ılım
  • Kur'anda Yol Gosterici Ayetler
  • Kur'an'ı Kerimdeki Cinle Ilgili Ayetlerin Tamamı
  • Kur'an-ı Kerim'ın Arapca ındırılmesı ıle ılgılı Ayetler
  • Xıı-xııı.yüzyıl Türk Hamamları
  • Tanrı Ve Yazğı
  • Balkanlar Ve Kosova Faciası
  • Amasyalı Meşhur Eski Devirdeki Tarihçiler
  • Başkent Ankaranın Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak
  • Anadolunun Gobegınde 1229 Tarıhlı Tascı Ustalarının Dantel Gıbı ısledıgı Dıvrıgı Ulu Camı Ve Darussıfası
  • Merkez Efendının Mursıdı Merzıfonlu Sunbul Sınan
  • Merzıfonlu Tarıhcı ısmaıl Hamı Danısment
  • Amasyalı Tarıh Ve Cografyacılar
  • Milli Kütüphane'nin Dire?i Dr. Müjgan Cunbur 85 Ya??nda
  • Bektasılık Ve Tasavvuf
  • Alev?lerde Nas?p Alma Tören?
  • Asker? Kat?p Hafız ?brah?m Ethem Efend?’nin Eyüp Sultan Türbes?ne A?t Nukut Vakf?yeler? - Türkiye Vak?flar Bank.özelle?tir
  • Tar?kat-ı Rufaî ( Anonim )
  • Türk Tezh?p San'atına Genel B?r Bakı?
  • Sultanahmet Halı Müzes? Ve Vakıflar
  • Tokat Vakıfları
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  •