SİİRİMSİ BİR KİTAP - THE POETRY BOOK
O'NUN ARDINDAN ( KAYSERİ )
O'NUN ARDINDAN

KAYSERİ, ORTA ÇAĞ KAZILARI SEMPOZYUM DAVETİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Prof. Dr. Zafer Bayburtluoğlu'nun Aziz Hatırasına,

Sadi BAYRAM

Yurdumuzdaki zekiliğin sembolü, tüccarlar şehri,
Erciyes'in eteğine yaslanmış canım Kayseri,
Ağustos ayında bile başı dumanlı,
Kış sporları merkezi, sanayinin kalbi, canım Kayseri,

Yaz-kış başı dumanlı Erciyes,
Ancak yaz aylarında feth edilir Erciyes,
Dağcılık Federasyonu Başkanı, tıp adamı,
Aziz dostumuz Prof.Dr.Abdülmecit Doğru,
Bir yaz akşamı, arkadaşlarıyla birlikte yuttu Erciyes'in Şeytan Deresi,
Erciyes'in Doğu Zirvesinde, Hörgüç Kaya civarında çığ düşmesiyle ,
Dağcılık Federasyonu eski başkanını yedi Erciyes 1990 yılında ¦

Proto Türkler bildirisini hazırlarken,
Yardım istemiştim İbn-i Sina Hastahanesi'nde kendisinden,
Bana Ağrı Dağının sekiz slaytını lütfetti, işi bitince çabuk geri getir dedi,
Türkçü idi, kökleri Azerbaycanlı Abdülkerim Doğru'nun,
Hazreti Nuh'un babası Azer soyundan geliyoruz derdi,
Bu vatana hizmet etti, rakımı yüksek vadilerde Erciyes zirvesinde ruhunu teslim etti.

Anadolu Selçuklular'ın önemli kenti,
Sahabiye, Hunat, Hacı Kılıç, Lâleli,
Yoğunburç, Kazancı, Kale içi,
Üçkünbetler, künbet mimarisinin numunesi.

Mahperi Hatun önce çinili hamamı yaptırdı, insanların beden temizliği için,
Yanı başında meşhur medresesini yaptırdı beyin temizliği için,
İkisinin ortasına yaptı bir ulu cami ruhumuzun temizliği için,
Cuma günleri halk Kayseri olaylarını toplanarak görüşsün,
Bütün zeki Kayserililere minberinden hoca hitap etsin, ,
Anlayana sivri sinek saz olur, anlamayana davul ile zurna az olur, derler.

Hunat karşısında yatıyor Zeynel Abidin Ali el-Kayserani,
Bir taraftan Eyüp Sultan soyundan, diğer taraftan Hz. Ali,
İki sancak hamili, ceddi Lâdikli Küçük Seyyid Ahmed el-Rufâi,
II. Abdülhamid Han tamir ettirdi, onun yüce kabrini.

Kale içi ile Hunat arasında yalnız kalmış o yüce âli.
Dönüyor kendi çevresinde, aydınlatıyor hepimizi,
Çalışmak İbadettir, alın teridir, dürüstlüktür, alçak gönüllülüktür,
Alimin mürrekebi, şehidin kanından üstündür.

Melik Mehmet Gazi tarafından 1134-1143 tarihinde inşa edilen Ulu Cami,
858 yıldan beri Kayserililerin temizliyor ruhlarını,
Ahşap sütunları yılların verdiği yorgunluğa rağmen taşıyor gök-kubbeyi,
Anadolu'nun bilinen en eski camileri, saray, çarşı kompleksi.
XIII. Asırda Kayseri'de yedi camide kılınırdı Cuma Namazı,
Hunat, Külük, Han Camii, Kayseri'nin incisi,
1243'te Moğollar Sivas Kapısı'ndan Kayseri'ye girdi,
Kadı Burhaneddin de aynı yolları takip etti.
Akkoyunlu Kara Yülük Osman O'nu Sivas'ta öldürdü.

Bakırcılar Çarşısı'ndaki Muiniddin Pervane Süleyman Medresesi,
Zaman Moğollar Dönemi, ilk Müderrisi Kudbeddin Şirazi, ,
Açılışına iştirak etti,
Sultan Veled, III.Keyhüsrev ile Emir Alâeddin Kayser.

1267 yılında III. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında,
Es-Sahip Ali ibnül Hasan tarafından inşa edilen Sahabiye Medresesi,
Sahip Ali tarafından yaptırıldı, pozitif ilimler için,
1584 tarihinde vakfın geliri 5.626 akçe idi,
Bütün gelir müderris ve talebelere sarfedilirdi,
Vakfiyedeki hayır şartları yerine getirilirdi.

1205 yılında Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılan Medrese,
Şifahiye olarak anılırdı Çifte Medrese,
Sultanın kardeşi Gevher Nesibe Sultan gayretiyle,
İlk tıp medresesi kuruldu Kayseri'de.

Bugün Erciyes Üniversitesi Rektörlüğüne tahsisli medrese,
Tıp tarihi sergileniyor, her gün dize dize,
Kayseri halısı nerede, niçin sergilenmiyor,
Güpgüpoğlu Konağı dört gözle eski halıları bekliyor.

Vakıflar Bölge Müdürü Mehmet Çayırdağ yıllarca çalıştı bu mekânı müze yapmak için,
Yapılan projeyi Kurul beğenmediği için,
Yeniden yapıldı projeler, Çifte Medresenin Avlusunu çelik ayakla camla kapatmak için,
Bu arada Zafer Erzurum'dan Kayseri'ye tayin oldu, hemen de Kurul Başkanı oldu,

Kurul Başkanı Zafer Bayburtluoğlu'dan yardım istedik gök kafes için,
Kurul onayladı gök kafesi, Çifte Medrese üstünü camla kapatmak için,
Doksanlı yılların başında altmış milyar ödenek gerekti,
Bulamadık ödeneği, yaz çabuk geçti,
Anadolu Kaplanlarına yazdık isminizi verelim, sponsorluk için,
Cevap gelmedi, sonunda para yok, kaldı ileri senelere,
Genel Müdürler değişti, Bölge Müdürleri değişti, senelerce,
Müze açmak için kadro, personel ve güvenlik ön plânda,
Dört yılda zar-zor temin edebildim müze güvenlik görevlilerini,
Tayinleri, Devlet Memurluğu Sınavına takıldı yıllarca.

Vakıflar Genel Müdürlüğü bir gün bu tarihi şehirde müze açacak,
Kayserinin eşsiz halılarını bu mekânda teşhir edecek,
Bina, ödenek, bütçe durumu inşallah rafa kalkacak,
Ninelerimizin el emeği, göz nuru, kültür mirası gözler önüne serilecek.
Acaba olur mu, görebilir miyim, diye düşünenler de utanacak!
Çifte Medrese ileri yıllarda bir gün Halı-Kilim Müzesi olacak¦.
Kayserililer de bunu görecek, gezecek, daha iyi halı dokuyarak hizmet üretecek.

Bir yanda darüşşifa, bir yanda asrın ilmi okunurken,
Erciyes eteklerindeki yaylalarda otağ kurulurken,
Öğrenciler yaz aylarında Hisarcık'ta ders çalışırken,
Toylar yapılır Kirazlı Yayla eteklerinde¦..
Erciyes'in güney tarafı Sultan Sazlığı,
Doğan, şahin, çulluk, turna, yaban kazı,
Selçukluların kuş cennetidir, bu sulak mıntıka.

İzzeddin Keykâvus zamanında
Eb'ul-Kasım İbn-i Ali el-Tusi tarafından,
1249 yılında kuruldu Ali Tusi Medresesi,
Halk arasında bilinir adı Hacı Kılıç,
İki kapısı olan medresenin, bir de imâreti vardır,
Evliya Çelebi döneminin Debbağhanesi yakınındadır.

Lâle Medresesi, Hunat Hatun Medresesi, Melik Mehmed Gazi Medresesi,
1193 tarihli Hoca Hasan Medresesi, 1339 tarihli Köşk Medresesi,
Nasrıyye Medresesi, ilim öğretir, meraklı öğrencilere
O dönemlerin bugünkü birer modern fakültesi

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi'nin Hocası,
Yatıyor Kayseri'de onun bin hatırası,
Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesi,
O'nun ilâhi aşka yönelişi,
Hamdım, piştim, yandım elhamdülillâh,
Yücelerin yücesinden aldığını bütün milletlere sunuyor,
Amerika'dan Almanya'dan Fransa'dan, İtalya'dan, Konya'ya gidenler,
Mevlâna yolu ile hepsi alıyor feyzi, Kayseri'de yatan Seyyid Burhaneddin Ocağından,


1273 yılında doğan ve Hocası Kadı Sıraceddin el-Urmevi olan,
Kadı Sıraceddin'den Kayseri'de bizzat ders alan,
Muhiddin-i Arabi ve çağdaşlarından etkilenen,
Etik ve aşkı en güzel şekilde yorumlayan,
11 Mart 1350 yılında İznik'te vefat eden,
Kayserili Davut, metafiziği aşmış, evreni inceliyor,

Varlıklar, Ceberût, Melekût, Mülk, Kâmil insan âlemi,
O uğraşmıştır evrenin her zerresiyle,
Bütün bu hadiselerin seyri ise, enerji âlemi,
Atomu o da kendinden önceki düşünürler gibi biliyordu,
Ancak adını bir türlü koyamıyordu,
Enerji ve enerji değişimi ile değişen fiziği daha onüçüncü asırda söyledi.
Tabiatın esası ve temel prensibi enerjidir, dedi,
Tabiat, ışık verici ve yakıcı özelliğe sahip olan genel toplam enerjidir.
Biri, İstanbul Nur-u Osmaniye Kütüphanesi 2687 numarada,
Diğeri Pirinceton Üniversitesi Carrett Collection 731 numarada,
Kayserili Davud'un, eserleri kayıtlıdır.
" Hayat Suyunu incelemek ve Karanlıkların Gizliliklerini Açığa Çıkarmaktır ",
Onun anlamı, nesih hatla yazılmış bu kopya nüsha,
İstiyorsan, ara, bul aslını, keşfin derinliklerine dal,
Kayserili Davut, tabiatın esrarını ararken,
Ebedi hayatının karanlık, gizli sırlarını keşfetmeye çalışırken,
Yedi katlı göğün bütün sırlarına erişmek için gece-gündüz çalışırken,
Evrenin sırlarını kitaplarında bir bir açıklarken,
Bir taraftan da bizim çözemediğimiz Ab-ı Hayat Suyunu inceliyor,
Gılgameş destanlarında, dragonun ağzında giden ebedi hayat otu
Hayat ağacında belirlenmiş, ebedi cennet yolu,
Sivas Gökmedrese, Erzurum Çifte Minareli Medrese portalinin iki yanında,
Remzediyor hayatı, cenneti, gökyüzünün çift başlı kartalı konmuş dalına,
Bülbüller artık figân etmiyor, herkes gidiyor cennet yoluna,

Anadolu'nun halısına bak, kilimine bak,
Her tarafta görüyorsun Hayat ağacını senbollerle,
Sumerlerde, Hititlerde, Mısır'da, Emevilerde, Abbasilerde,
Anadolu Selçuklularında, Osmanlıda, günümüz Türkiye'sinde,

Finlandiya'da çam, yılbaşında noel ağacı,
Kışın karda bulabilir misin başka yeşil ağacı,
Ancak, kış mevsiminde yaprak dökmeyen çam,
Ebedi saadete götürüyor bizi yüzlerce çam,
Siz Kayseri'de bilmez misiniz, Hunat Hatun Camisinden kalkan bir cenaze,
Cenaze önünde giden bir dal parçasına takılmış onlarca elma,
Türklerle akraba bir kavim, aynı gelenek Macarlarda da var,
Ebedi hayat tartışmasıdır bu senbollerle,
Anlayan anlar, Davud-u'l Kayseri bile daha on dördüncü asırda anlamış,
Yirmi birinci yüzyılda bak, nelerle uğraşılmış!¦.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Kayseri denince hemen akla O gelir,
361 parça Türk mimarisi ile mimarlık tarihine imazasını atan dahi,
Üç padişaha uzun yıllar hizmet etmiş, Mimar Koca Sinan'dır O'nun adı,
Şehzade çıraklık, Süleymaniye kalfalık dönemi eseridir O'nun,
Edirne Selimiye Külliyesi ise ustalık devri eseri onun,

Kayseri-Ağırnas'da dünyaya gelen büyük dahi,
Mimarlığımızı dünya kültür miraslarına kabul ettiren dahi,
Medrese, imaret, han, hamam, darüşşifa, bedesten, arasta, cami,
Köprü, suyolu, çeşme, şadırvan, selsebil,
Hepsi yüzyıllardan beri ayakta duruyor,
72 millete kültürümüzü yansıtıyor,
Taşı inceden inceye işlemiş, sütunların işciliğine bir bak,
Her taşda bir taşcı işareti, titizliğe bak,
Kim o taşı işlemiş hemen ustası onu bilir,
Hatası varsa da suratına bildirir.
Hatır gönül yok, sadece işini iyi bilir,
Bu sebeple duruyorlar ayakta binlerce vakıf eser,
99 Yıllık ömrü içine; 84 cami, 51 mescit, 57 medrese,
7 dar'ül-kurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 dar'üşşifa,
5 sukemeri, 8 köprü, 18 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 46 hamamı sığdırdı.
Biz ise ne yaptık, kibrit kutusu gibi, betonarme taklit binalar,
Kocatepe'ye ve Türkmenistan'a da Sultan Ahmet'in beton kopyalarını inşa ettik¦

*
Bugün masamda bir mektup buldum, derinlere daldım,
Sinema şeridi gibi gözümün önünden geçti, Koca bir hayat.
Daha dün aziz kardeşim Prof. Dr. Aydın İnal Erciyes Üniversitesinin Rektörü idi,
Mithatpaşa Caddesindeki muayenehanesi ve yerine dikilen koca on katlı bir iş hanı,
Heidelberg Üniversitesi'nden mezun, o meşhur tıp adamı,
Kansere yenilmemek için,
Attı kendini bir göle, bir daha çıkmamak üzere 1988 baharında,
Yüzmeyi iyi bilirdi, gölde boğulmak onun işi değildi, belki bir kaza,
Makam , mevki, zenginlik, hepsi birer el kiri,
Uyanışlı Kardeşleri hep onun güler yüzünü, mütevaziliğini, dostluğunu anar,
Kayseri'nin, Erciyes Üniversitesinin bende çok hatırası var,

Birden unuttum mektubu, daldım derinlere,
İmza, garibime gitti, zira bir hafta önce onu göndermiştik ebediyete!
Erciyes Üniversitesi adını güzel bir kadirşinaslıkla unutmamış,
Yıllardır yaptığı Dekanlık görevini hatırlamış,
Ortaçağ Semineri için Erciyes Üniversitesinden bildiri daveti aldım,
Bir taraftan 28 yıllık arkadaşım, meslektaşım, iş arkadaşım,
Vakıflar Genel Müdürlüğünde birlikte oturduğumuz oda arkadaşım,
Bu davete nasıl icabet etmem.

1963 Yılında mezun oldum Kayseri Lisesinden,
Ekmeğini yedim, suyunu içtim iki sene,
Ceylâl Bayar'ın Kayseri Cezaevine nakledildiğini gördüm
Eski eserlerini dolaştım, Talas ve Erciyes'e çıktım, Uçak Fabrikasını gezdim,
Seyyid Zeynel Abidin Ali el-Kayserâni soyundan geldim,
Lisede Yunus'un neyini dinledim, Ateşoğlu ile sohbet ettim,
Muavindi o sıralar Ateşoğlu, Kütahya Lisesinden uğurlu geldim, müdür oldu,
Ziya Gökalp veziceleri sayesinde milletvekili oldu.
Lise karşısında kubbeli bir kilise binası vardı ki, cemaati kalmamış, metruk,
Binayı ayakta tutmak için 1960'dan beri boks antreman sahası olarak kullanıldı yıllarca.
Şimdi ne oldu bilmem, hangi fonksiyon verildi , o binaya.
* * *
Bir tarafta can dostum, kardeşim Prof. Dr. M. Zafer Bayburtluoğlu,
Diğer yanda Kayseri'de Orta Çağ Kazıları Sempozyumu,
Kayseri, Sivas, Tokat, Yozgat, Çorum, Kırşehir,
Niğde, Nevşehir illerinin Kültür ve Tabiat Varlıkları,
Kurul Başkanı idi, Prof. Dr. Zafer Bayburtluoğlu,
O bölgede hangi eski eserlere bir çivi çakılsa, O'ndan sorulurdu,
O bölgenin bütün eski eserlerini çok iyi bilirdi, ustasını, taşcı işaretlerini arardı,
Vakıf eski eserlere bakışı, daha da farklıydı,
Yetişdiği Vakıfları bir türlü unutamamıştı, unutamazdı,
Sayın Bayburtluoğlu, her zaman yardıma koşardı,
Vefatından bir hafta önce konuşmuştuk kendisiyle telefonda,
Selçuklu eserlerini yazdım, 170 binanın kataloğunu yaptım,
Bitiriyorum bu Selçukluyu, iki ay zamanım kaldı, başka işe bakmıyorum,
Kurtuldum artık Dekanlıktan, sekiz yıl yaptığım yeter,
Biraz da ilim yapalım, ilme bu hasret biter, demişti, meslektaşım.

Aradan bir hafta geçti, Ege Üniversitesi Gönül Öney Seminerine katılmadı,
Ramazan ayı başlarında, 19 Kasım 2001, günlerden Pazartesi,
Bugün keyfim yok, rahatsızım demiş eşi Levent Kardeşime,
15.30 Master derslerine gelememiş Zafer,
Prof. Dr. Kerim Türkmen öğrencileri evlerine göndermiş,
Üniversite Kampüsündeki lojmanda evde Zafer'in kalbi tutmuş,
Tıp Fakültesi 100 metre uzağında olmasına rağmen, elden birşey gelmemiş,
Hakkın rahmetine kavuşmuş saat 18.00 sularında Zafer,
Salı günü kendi restore ettiği camide kılındı namazı,
Çarşamba günü Kocatepe Camisine getirdiler mübârek Naaşı,
Cenaze Namazını müteakiben götürdük Karşıyakaya Mezarlığına,
Soğuk bir kış günü, helâlleştik, vedâ ettik, bıraktık kabrine,
Beş numaralı Kapı meydanına çok yakın bir yerde,
Kabri yol kenarı, ziyaret kolay, herkese yüksekten bakıyor,
Tepenin zirvesinde, ilmi ile mütenasip bir yerde duruyor,
Bir saat içinde unutuverdik her şeyi,
56 yıllık ömür, bir namazlık saltanat¦
Hayat bu mu, ömür bu mu, yıllar bu kadar kısa mı, biz mi asiyiz¦


Biraz Zafer'den bahsedeyim sizlere,
Şebinkarahisar'da Otuz Ağustos 1945'te doğdu,
Babası hâkimdi, Ankara'da avukat oldu,
Kurtuluş Lisesinin, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünün,
Çalışkan öğrencisi
Prof. Dr. Oluş Arık'tan aldı tezini,
Kayseri eserlerini inceledi, derken mezun olup 1969'ta Vakıflara girdi,
Anadolu Selçuklu Devri Büyük Programlı Yapılarda Önyüz Düzeni,
Konulu doktora tezi ile ilmi payesini aldı,
Prof:Dr.Yılmaz Önge, Prof. Dr. Orhan Cezmi Tuncer, Güler Bilecen, Nermin Beşbaş, Hikmet Denizli,
Bu satırların yazarı, onunla oda arkadaşı,
Eski Eser Tescil Uzmanı idi görevi,
1977'de Erzurum, Atatürk Üniversitesi'ne gitti,
Sanat Tarihini orada yerleştirdi, yüzlerce öğrenci yetiştirdi,
" Anadolu Selçuklu Dönemi, Sanatçıları, Yazıt ve Yapıtları ",
Adlı eser ile, 1982 yılında Doçentlik pâyesini aldı,
1989 Yılında Profesör oldu Zafer Bayburtluoğlu,
Erzurum'dan 1993'te terfian Kayseri'ye geldi,
Erciyes Üniversitesinde Güzel Sanatlar Fakültesi Kurucu Dekanı oldu,
Heykel yaptı, Azerbaycan'dan heykeltraş getirdi,
Restorasyon yaptı, camiler onardı,
Lala Muslihiddin Camii minberini polyesterle onardı,
Sergiler, seminerler, konferanslar düzenlerdi,
Elinden her iş gelirdi, bir grafiker gibi bana da bir kaç kitap kapağı çizdi,
1974'te Silsilenâme üzerinde çalışırken yardım da etti.
Yıllarca irtibatımızı hiç koparmadık,
Hazırladığı her seminere davet etti, üstelik programlarında da
Doktor payesini şahsen verdi, "Neden ? " dediğimde de, yazılarına bir bak dedi¦
Kayseri Mimar Sinan Haftalarında,
1987 yılında hazırladığım Seksen Parçalık " Mimar Sinan Eserleri Fotoğraf Sergisi"ni,
Muhtelif tarihlerde üç defa Erciyes Üniversitesi
Sabancı Kültür Sitesi Sergi Salonunda Sergiledi.

İnsancıldı, samimiydi, kin gütmezdi, biraz alkolü severdi,
Ondan da kurtuldu, mukadderat, ama Azraile yenildi!¦..
Daha yapacağı çok iş vardı, belki emekli olup Ankara'ya yerleşecekti,
Yazıları ile etrafını daha çok nurlandıracaktı.
Olmadı, olamadı, istediğini daha yapamadı,
Anadolu Selçuklularına noktayı koyamadı.

*
Hayır, hayır,
O'nun Sanat Yazıları ile tarihe imzasını yetiştirdiği Asistanları attı,
Doç. Dr. Mustafa Denktaş, Yrd. Doç. Dr. Yıldıray Özbek, yazıları topladı.
Kayseri Belediyesi kuşe kağıdına basarak 664 sayfa yayınladı,
İçinde okkalı yazılarla, yüzlerce çizim, fotoğraf neşredildi,
Türk Sanatı ile uğraşanlar, Türkoloji mensuplarının istifade edeceği eser,
Bin Yıllık Anadolu medeniyetimizin kavalından çıkan tatlı nağmeler,
Şömizin ön kapağındaki dragon, cildin iç kapağındaki çift başlı kartal,
Bu hınzırlık benimdir dedi, kitaptaki tek müdahalem,
O çekmişti diaları, vermişti Denktaş'a,
Editörler Mustafa Denktaş ile Yıldıray Özbek,
Kayseri Büyük Şehir Belediyesine büyük örnek,
Cenazesinde de aynı duyarlığı gösterdiler, aynı insanlar,
Hocalarını bir an bile yalnız bırakmadılar,
Son görevlerini de çok iyi yaptılar,
Belki biz üzüntümüzden, ne yaptığımızı bilemedik,
O genç iki delikanlı, bize yaşlandığımızı öğrettiler.
Her öğretim görevlisine böyle asistanlar versin yüce Yaratan,
İlim öğrenmek ve yaymak için de bu insanları başımızdan eksik etmesin Yaratan,
Ne öğretirsen geriden hep onlar seni anar kütüphane raflarında,
Makalelerin, kitaplarınla yaşatır seni insanlar,
Geride ne Bölüm Başkanlığı kalır ne Dekanlık,
Selçuklularda cephe düzeni, Selçuklu taşçı ustaları, mimarlar,
Bu konuda çalışanlar hep Zafer Bayburtluoğlu'nu anarlar,
Ömrü vefa etseydi, Prof.Dr.Metin Sözen'in önerisiyle,
Anadolu'nun ilk camileri olan,
Divriği Kale Camiinin restorasyonunu üstlenecekti Prof.Dr.Bayburtluoğlu,
Portal geçmelerinin düzenini 1973'te çözmüştü,


Hey hat ! İnsanlar olgunlaştıkça vereceği eserler,
Kabre onunla gidiyor, otuz iki yıllık tecrübe,
Prof.Dr.Halûk Karamağaralı' ya da senelerce dedim,
Selçuklu Ulu Camilerini, sizden iyi bilen yok,
Ancak yayınlanmış bir kaç makaleden öte bir şey yok,
Mezara mı gidecek o muhteşem bilgiler,
Zekâtın nerede, öğrencilerin nerede, hatıra kitabın nerdeyse mahkemede,
Basılacak, basılacak, Diyanet Vakfı ille de bir gün basacak,
Mehmet İbrahimi hep peşinden koşacak,
Emekli bir idi, iki oldu Karamağaralıların,
Belki artık, yayınla araları iyi olur neşriyatın,
Evde yapacak iş kalmadı, biraz da yazalım,
Bir kelimeyi yerinde kullanmak için on yıl düşünmeyelim.
Böyle kitap yazılmaz, yazılsa da ancak olur makale,
Beynindeki bilgileri döküver kağıda,
Onlar bize kâfi, alacağım dersi o kelimelerden alırız
Kimseyi yanlış kelime kullandı diye yüzüne vurmayız,
Yeter ki yazınızı, bir kullanan olsun,
Ebediyete intikal edince, dolayısıyla rahmet okunur,
İşte size misal, Doçentliğinizde talebe idi Zafer Bayburtluoğlu,
Yazdı, yazdırdı, işini bitirdi, ebediyete intikal etti.
*
Bin yıllık medeniyetimizde, Anadolu'muz için yazılacak çok konular var,
Türklük şuûru yavaş yavaş kayboluyor,
Ne idim, ne oldum, ne olacağım derken,
Ecel geliyor,
Sen bu dünyada neler yaptın ey Ademoğlu ! diye sorduklarında melekler,
İşte kalıcı şu kitapları yazarak gelecek nesillere miras bıraktım ,derler,
Bu fani dünyada ne Fatih olduk, ne bir Sinan, ne de Kelük bin Abdullah,
Modern mimariyi ettik rezil.

Bu topraklarda bütün ırklar hep beraber yaşıyoruz,
Osmanlıdan yansımaları çok iyi anlıyoruz,
Yansıma var da hem de çok,
Anlayan kaç tane, içimizde mimar yok,
Bu eserler hepimizin kültür mirası,
Bizim değil bütün insanlığın armağanı,
El birliği ile onları koruyup, yaşatacağız,
Gelecek nesillere olduğu gibi miras bırakacağız,
Birlik beraberlik içinde bütün insanlar,
Edirne'den Kars'a, Sinop'tan Taşucu'na el ele verelim insanlar,

Yunuslar bir tarafta, Hünkâr Hacıbektaş-ı Veli yanı başında,
Mevlânâ Celâleddin-i Rumi, bir yanda Hacıbayram-ı Veli
Sesleniyor Türkmenlere kıl çadırlardan şimdi,
Gelin dostlar bir olalım, diri olalım,
Mert, dürüst, kâmil insan olalım,
Sakirtler taş yonarlar, yonup yonup üstada sunarlar,
Birbirimizin sivri taraflarını yonarak birleşelim ana fikirlerde,
Birlikten kuvvet doğar, ekonomi düzelir, halkın refahı sağlanır,
Yine, her şeyden üstün olan bu cennet vatan kazanır¦




Ankara, 31 Aralık 2001

















Yayınlandığı Yer: Sadi Bayram Web Com.Ankara ,31.12.2001
Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Amasya Uluslararası Alimler Sempozyumu Ardından
  • Benim De Hayallerim Vardı !
  • Hoş Geldin Sayın Hussein Barack Obama,
  • Kendini Bil Oğul 1
  • Canım Merzifon
  • Bush Ve Kerry Mücadelsinde ırak
  • Avrupa Birliği Ve Türkiye
  • Hayat Bu Kardeşim
  • Tarih Ve Günümüz Türkiyesi'nden Damlalar
  • Tarihten Gereken Dersleri Aldık Mı ?
  • Aziz Ve Muhterem Dostum Yolun Nereye ?
  • Bektaşi Nutku ( Kendini Bil Ki Tanrıyı Bilesin ! )
  • Vefa Arıyorum Gözlerim Kapalı !
  • Milenyum RüyÂsı:
  • Talih Ve Tarih
  •