TÜRK-İSLAM KÜLTÜR VE MEDENİYETİ - TURK'S AND ISLAMİC CİVİLİZATİOAN, FOUNDATİONS, ART,HİSTORİCAL ART, HİSTORY
ANADOLU'da İLK RUFÂİLER Ve Hz.ZEYNEL ABİDİN ALİ ER-RUFÂİ el-ABDALİ el-KAYSERANİ SOYUNA AİT BİR DENEME ANAD

ANADOLU'da İLK RUFÂİLER Ve Hz.ZEYNEL ABİDİN ALİ ER-RUFÂİ el-ABDALİ el-KAYSERANİ SOYUNA AİT BİR DENEME Sadi BAYRAM
Özet :
Amacımız, Anadolu'da ilk Rufâiier, Nureddin Alparslan er-Rufâi, Küçek Seyyid Ahmed Er-Rufâi, Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi, Zeynelabidin el- Kayserâni dini silsile seceresi değil de neslinin seceresi yani soyu hakkında bir hipotez yürütmek ve Kayserili Zeynelabidin el-Kayserâni'nin kökünün, Medineli veya Kayserili olmadığı, Samsun-Lâdik Küçek Seyyid Ahmed Rufâi'nin soyundan geldiğini bulunabilen belgelerle ortaya koymak, bu arada da Ankara Hacettepe Taceddin Sultan'ın Taceddinoğulları ile bir ilgisi olabileceği düşüncesini ortaya atmaktır.


Anahtar kelimeler: Amasya, Merzifon, Kayseri, Vasıt, Lâdik, Sonusa, Ahmedsaray, Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi, Seyyid Ahmed-i Rufâi, Zeynelabidin el-Kayserani, , Hacıbayram, Rufâi, Kadı Burhaneddin, Alparslan er-Rufâi,



Rahmet ve minnetle her zaman andığım 1940-1970 yıllarına kadar liselerde tarih ders kitaplarını okuduğumuz tarihçi, rahle-i tedrisinde yetiştiğim, aziz dostum, sahibi olduğum Önasya Dergisi'nin de yazarı Enver Behnan Şapolyo ve yine 1965-1972 yılları arasında yayın hayatında olan, 78 sayısı aylık olarak neşredilen Önasya Mecmuası yazarlarından, feyz aldığımız Ordinaryüs Prof.Dr. Ahmed Süheyl Ünver üstadımız, '' bir yanlış, kırk doğru doğurur, onun için bulduklarınızı beklemeden fazla da yorum katmadan yayınlayın ki, gelecek nesillere bulduğunuz vesika hiç olmazsa aynen intikal etsin, '' derlerdi¦

Tarihçilerimiz, sosyal-tarihçilerimiz, san'at tarihçilerimiz buldukları belge ve bilgileri derhal yayınlamalıdırlar. Üzerinde yıllarca tartışıp, konuyu teyit eden başka belgeleri uzun süre beklememeli. İleride, yen bilgi ve belgelere ulaşıldığında da, hatalar tashih edilmelidir. Zira; hayat kısa, ömür su gibi akıp gitmekte, Allah'la kaç sene yaşayacağımıza dair elimizde bir mukavele bulunmamaktadır . Hataları acı tenkit etmeyelim. Bizim de yaptığımız hataları, bir başkası düzeltir, tashih eder, bundan da gocunmayalım, şeref duyalım. Bir meslektaşımızın makale yazmasına vesile etmiş oluruz¦
Neden böyle konuya girdim diye sorulacak olursa, asırlara meydan okuyarak hâlâ geçerli olan bir sözü , felsefe tarihinin aydınlıklarını yazan, büyük bilgin Sokrat : '' Kendini bil '' diyor¦
Anadolu Selçukluları Döneminde, Moğollar zamanında Anadolu'yu aydınlatan Mevlâna Celâleddn-i Rumi, Hacıbektaş-i Veli, Ahi Evran-ı Veli Nasrüd-din Mahmud, Yunus Emre, daha sonraları Hacıbayram-ı Veli gibi ünlü şahsiyetleri olup, bazı isimsiz kahramanlar da bulunmaktadır. Taceddinoğlulları, Iydizâde-Hacıbayramlar, Taşanoğulları, Amasya, Merzifon, Samsun, Çarşamba, Niksar, Tokat, Ordu yöresinin bazı kısımları için önemlidir.
Tarikât olarak Mevlevilik ve Nakşibendilik daha ortaya çıkmamışken Rufâi tarikatinin öncelikle Anadolu'ya yayıldığını görüyoruz.
Anadolu'da ilk Rufâiler kimlerdi? Bu sorudan yola çıkarak 1990 yılından beri karınca kaderince ilerleme gayreti içindeyiz. Ancak bir adım dahi ilerleyemediğimizi de belirtmek yerinde olur.

İkinci Pir-i Târikât Hz. Ahmed er-Rufâi Kuddise Sırruhu'l-Ali
(512 H./ 1118 M. - 22 Cemaziyelevvel 570 H./ 19.12. 1174 M.)

" Müşrünileyh hazretleri meşhur Rufai tarikatinin sahibidir. Ve dört Kutbun ikincisidir. Yüksek lâkapları Ebu'lAlemeyn, künyeleri Ebu'l-Abbas'tır. Silsile-i nesepleri (soyları) on dört vasıta ile İmam Musa Kâzım Hazretlerine ulaşır. 512 (H./ 1118 M.) tarihinde Basra Vilâyetinde Meşfek Sancağına bağlı Vasıt nahiyesinde Ümm-i Ubeyde, nam köyde şehâdet âlemine gelip Cennet-i Adn hesabınca 570 senesi Cemaziyel-evvelinin 22 inci Perşembe ( 19.12.1174 M.) günü dar-ı bakaya azmeyle-mişlerdir. Müddet-i ömürleri altmış bir senedir. Neseb-i şerifleri şu suretle şehidlerin Seyyidi İmam Hüseyin (R.A.)'e vasıl olur.
Seyyid Ahmed Rifa'i ibn Seyyid Ebu'l-Hasan Ali ibn. Seyyid Ahmed Yahya "ibn. Seyyid Sabit Ebu'l-Hâzim el-İşbili ibn. Seyyid Ali Hâzim ibn. Seyyid Ahmed ibn. Seyyid Ali ibn. Seyyid Ebu'l-Mekarim Rifa'e al-Hasan al-Mekki ibn. Seyyid el-Mehdi ibn. Seyyid Muhammed Ebu'l-Kasım ibn. Seyyid Hasan ibn. Seyyid Hüseyn ibn. Seyyid Ahmed ibn. Sey'yid Musa es-Sani ibn. Seyyid İbrahim al': Murtaza ibn. Seyyid İmam Musa el-Kâzım İbn. Seyyid İmam Ca'fer es-Sadık ibn. Seyyid İmam Muhammed Bakır ibn. Seyyid Ali ibn. Seyyid İmam Hüseyn ibn. Seyyidina İmam Ali ibn. Ebi Talib (Allah hepsinden razı olsun).

Pir-i müşarünileyh hazretleri usul-i zikir ve tarikati Aliy-yül-Kari al-Vasıti (Kds. Sr.) den almıştır. O da Ebu'l Fazı ibn. Kamih (Kds. Sr.) den, oda Ali A'cemi (Kds. Sr.) den, o da Ebubekr Şibli (Kds. Sr.) den, o da Seyyidüttaife Cüneyd-i Bağdadi (Kds. Sr.) den o da Seri as-Sakati (Kds. Sr.) den, o da Ma'ruf-i Kerhi (Kds. Sr.) den o da Dâvud et-Ta'i (Kds. Sr.) den o da Habib-i Acemi (Kds. Sr.) den, o da Hasan-i Basri (R.A.) den, o da Şâh-i Evliya İmam Ali (R.A.V.K.V.) den, o da Mahbub-i Rabbilâlemin, Sirru'l-Vücud ve Sahibu'l-Makami'l-Mahmud Seyyidunâ ve Nebiyyunâ Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz'den ahz-ü telâkki etmişlerdir. Bu fakir-i pürtaksir dahi tarikat-i aliyye-i Rufaiyye'ye dair usul-i zikir ve tariki Hacı Ahmed Babayi Sanamiri (Kds. Sr.) den ahz-ü telâkki ettim. O da Yusuf el-Vâni (Kds. Sr.) den ahz-ü telâkki etmiş olduğundan bu vasıta-i aliyye ile bağlılık, silsilemiz Pir-i Rufai'ye çıkar. Allah Tealâ sırlarını takdis etsin ve bizi feyizleriyle faydalandırsın.
Amin veselamün alel-murselin vel-hamdülillâhi rabbilâlemin."

Zeyl-i Şekâyık-i Atai 'ye Göre Tarikât-ı Rufâi
"Ebubekrü'ş-Şebli, Şeyh Mahmud Acemi, Şeyh Ali Rudbâri, Ebu Ali Gulâm bin Türkân, Ebu'l Fadl Kâmih Şeyh Ali Gâri, Seydi Ahmed bin Ebul Hasan Aliyyül Rufâi (Seyfüddin Aliyyül Rıfai hemşirezadesidir.), Mühezzibü'l-devletü'd-din Abdurrahim ibnü'r-Rufâi, Muhyiddin İbrahimü'l Azeb ibni Aliyyü'r-Rufâi, Şemsü'd-din Muhammed Abdurrahim er-Rufâi, Kudbe'd-din Ebul Hasan binü'l Rufâi (Şemsü'd-din'in biraderidir.). Necmü'd-din Ahmed bin Aliyyü'l-Rufâi, Şemsü'd-din Ahmed bin Muhammedü'r - Rufâi, Tacü'd-din Muhammed bin Ahmedü'r-Rıfai ( Şemsü'd-din Ahmed'in oğlu ve halifesidir) , Ali bin Muhammed bin Ahmedü'r-Rufâi merhum eş-Şeyh Aliyye'nin hattından menkuldür.(minel garaib).

Bu hakir bâlâda zikr olunan Silsile-i Rufâiyye'nin muahheri eş-Şeyh Ali bin Muhammed bin Ahmedü'r-Rufâi hizmetlerinin hattı şerif-i ile olan mecmuada Babartan Hindi'ye peyveste olan silsile-i bu vech üzre gördüm ki, zikr olunur lebs-i hırkatü'l tasavvuf şeyhuna ve seyyiduna ve Mevlânâ ve Kutbutuna eş-Şeyh el-Kâmilü'l-mükemmel kudvetü'l-ehlü'l tarikat vel hakikatü'l kaimü'l-billâhi'l hüccetü'l Hakk Aliyyü'l-halk İzzü'l-Hakk milletü'd-din Nasırü'l-İslâm ve'l müslimin varisü'l enbiya ve'l-mürselin Yusuf bin Muhammed kaddesallahü sırrehu min yedi'ş-şeyh el-Amil el-Kâmil el-muhakkik Kutbu'l Evliya cemâlü'l-milletü'din Hoca ihtiyarü'd-din el-hayrü'l-Horasani rahmetallahu vehüve lebise min yedi'ş-şeyhi'l alimi'l-amil el-Kâmil el muhakkik Muhammedü's-Suruvi rahmetallahü aliyye ve hüve lebise min yedi'ş-şeyhü'l-alimü'l kâşif kudvetü ashab-ı Resulullâh sallallâhü Teâla aleyhi vesellem ve bayıyyetehum Sâhûl bin Halidiyos mehadiyü'l-melakıb Balerten radiyallahu Teâla anhu ve hüve lebise min yedi'l-Mustafa el-Müctebâ'lmualla Muhammed bin Abdullah bin Abdulmuttalib bin Haşim bin Abd-i Menaf sallallahü Teâla aleyhi ve ala âlihi ve ezvacihi ve Hülefâi'l-Raşid'in Nefahatü'l-Üns Molla Cami'de vâsıl şame-i şuurdur ki Şeyh Rızaeddin Ali Lala Gaznevi Hindistan Seferin ölüb ebu'r-Rızaretinin radiyallahü teâla anhü sohbetine erişmişti ve Hazret-i Resül'ün sallallahü aleyhi vessellem emanetini ondan ahz edüb teşrifat zahire ve batınıyye ile müşerref olmuş idi. Nitekim, Şeyh Rükneddin Alaüddevlehu Semanani Kaddesü Sırrehhhu'l-aziz onu tashih buyurub demiştir. Sahabü's-Şeyh Rızaeddin Ali Lala Sahib-i Resulûllah sallallahü aleyhi vessellem aba el Rızareten ibni Nasr radiyallahü Teâla anhü faitah müşettamen emşat resulullahü sallallhü Teâla aleyhi vessellem ve Şeyh Rukneddin Alaüddevle buyururlar ki, Şeyh Rızaeddin Ali Lala ol (evvel?) şane-i saadet nişaneyi bir hırka dolayıp ve ol hırkayı bir kağıda sarup hattı mübâreke ile kağıda yazılmış haze'l-muşut min imdat-ı resulullahi sallallahü Teâla aleyhi vessellem ve salli alâ haze'l-zaif min sahib-i Resulullahi Sallallahü Teâla aleyhi vessellem ve haze'l-hırkat-ü ve salat min ebu'r-rızareten ala haze'l zaif ve yine Şeyh Rükneddin hattı mübareki ile yazmış ki şöyle derler ki: ol emanet Şeyh Rızaeddin Ali Lala içün idi. Kaddesallahü esrarühüm.
Tezkere-i Devletşah'da bu kıssa alelihtisar zikrolunduktan sonra mezkurdur ki, Babarten içün bazıları sohbet-i Hazret-i Resul-ü Ekrem Sallallahü Teâla aleyhi vessellem şerefi ile müşerref olmuştur derler. Ve bazı âher havariyyun-ı Hazret-i İsa Aleyhisselam'dan olmak üzere nakl ederler ve bindörtyüz yıl muammer olmuştur deyu haber verirler. Tarih-i Hicretten beşyüz sene mürurundan sonra intikal etmiştir. Belki akd-i sadise karibdir. İbn-i Hacer enbaü'l gumri fi enbail ömr ismi ile müsemma kitabında sahibu'l amus tercümesinde yazar ki, Şeyh Mecdûddin Firûzâbâdi ile cem oldu. Reten-i Hindi'nin vücudunu tasdik edüp İmam Zehebi'nin Mizanü'l-adl kitabında inkar ettiğini inkar ederdi.

Ve hikâyet eylediği Avvar seyahatimde, bir kuryeye dahil olub zürriyetinden bir kavim ile mülâki oldum. Tasdik üzre ittibak ve ittifak ederlerdi. Ol cihetten " Kitabü'l esbe fi tarihü'l-ashabe " nam kitabında zikrine tasrih ve senedi hadisin tashih eyledim. Keza zikr-i ibnü'l-Hacer ve'l-ilm indallahi'l-alimi'lhayr."

Bilindiği gibi Rufâi tarikatının kurucusu Irak-Bağdat-Vasıt'ta medfun bulunan Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi' Hz.leridir. 1182 M. yılında vefat etmiştir. Erkek evlâdından nesli yoktur. Kızlarından nesep gelmiştir.

Samsun-Lâdik'te medfun bulunan Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi ile tarikatın esas kurucusu Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi'yi ayırt etmek için Lâdik'te medfun olan ve bu satırların yazarının soyunun geldiği zât, Küçek Seyyid-i Ahmed-i Kebir er-Rufâi olarak tarihte anılagelmiştir.
Ariflerin Menkıbesinde şöyle anlatılır :
(60) H i k a y e : Yine naklolunur ki: Abdal'ın ve Ahrar'ın özü Seyyid Ahmed Kuçek-i Ruta'i (Tanrı ruhunu rahatlandırsın), bir gün Amasya şehrinde Çelebi hazretlerinin ziyaretine gelmişti. Aralarında hadsız hesapsız latifeler ve ilahi bilgiler anlatıldıktan sonra Seyyid Ahmed'e mensup olanlardan (Ahmediyan: Ahmediler) bir cemaat içeri girdi ve ellerinde büyük bir kabak olduğu halde okumağa başladı ve sema'a katıldılar. Semada çok heyecanlar gösterip deliliklerde bulundular. Seyyid Ahmed, özür dileme makamında: "Ariflerin sultanı ve sultanların Arifleri mazur görsün; zira bizim deliler çok zamanlar böyle kabak sesiyle sema ederler," dedi. Çelebi hazretleri de: "Çok güzel! Dervişlerin yaptıkları bütün işler hoş görülür ve sevilir, fakat şurası gariptir ki sizin müridler boş kabaklarla raksediyor, bizim dostlar ise dolu kabakla sema yapıyorlar. Bu sema ile o sema arasında büyük bir fark var," buyurdu. Bunun üzerine Seyyidi Ahmed, iyi bir at ve bir Mısır elbisesi hediye edip mürid oldu. Çelebi hazretleri de sırtındaki elbiseleri Seyyidi Ahmed'e giydirdi, arkadaş ve kardeş oldular, aralarında çok tuhaf aşk maceraları geçti.

Anadolu'da en erken Rufâi zaviyesinin, Samsun ili, Lâdik ilçesi'nde olduğunu belirtmiştik.

Menakıb'ül Arifin ve İbn-i Batuda'da adı geçen Küçek Seyyid-i Ahmed-i Kebir'in hayatta bulunduğu zaman 1250 ? -1325 ? tarihleri arasına koymuştuk ve Anadolu'daki ilk Rufâi şeyhi olabileceğini savunmuştuk. Daha sonra bulduğumuz bir belgede ise, Amasya-Taşova-Alparslan beldesinde Nureddin Alparslan er-Rufâi'nin 1257 tarihli vakfiyesinden, burada bir zaviye, hatta külliye olduğunu öğrendik .

Küçek Seyyid-i Ahmed-i Kebir er-Rufâi'nin evlatları olan Şeyh Ali, Şeyh İbrahim, Şeyh İzzeddin, Şeyh Yahya olduğunu , Küçek Seyyid-i Ahmed-i Kebir er-Rufâi'nin Bağdat-Vasıt'ta Şeyh'ül-ekber Seyyid'il Ahmed-i Kebir'in mezarında dûâ ederken gördüğünü İbn-i Batuta'dan öğreniyoruz.

Es-seyyid, es-Şeyh Necmeddin Yahya er-Rufâi Zaviyesi, Amasya eski Hakale, şimdiki Suluova İlçesi Yolpınar Köyü'nde olup, Necmeddin Yahya er-rufâi 771 H./ 1369-70 M. Tarihinde vefat etmiş olup, ahşap sandukası orijinal olup, baş ucunda adı, ayak ucu kitabesinde tarihi mevcut olup Peygamberimizin 19. göbek torunudur.

Diğer oğlu Şeyh Ali'nin Lâdik İlçesi yakınındaki Ahmet Saray Köyü'nde mezarı bulunduğu mahalli halk tarafından rivâyet edilmektedir. Şeyh İzzeddin'in Niksar- Sonusa, şimdiki Amasya-Taşova-Uluköy'de zaviyesinin bulunduğunu İbn-i Batuta ifade etmektedir. Şeyh İbrahim'in de Amasya'da Şeyh Hüsameddin Türbesi'nde yattığı tahmin ediliyor.

Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti'nde, Beylikler Döneminde Anadolu'da Rufâiliğin önemli bir rol oynadığı, tekke ve zaviyelerde halkı elden geldiği kadar, zaviyeye uğradığı kadar eğittiği ve aydınlattığı, bugünkü tabirle, açık öğretim kültür kurumu olarak hizmet ettiği sanılmaktadır.

Ali Rıza Karabulut'un Mevlânâ'nın Hocası Seyyid Burhaneddin Hz.leri ve Kayseri İlmiye Tarihinde Meşhur Mutasavvıflar adlı eserinde 1349-1414 tarihleri arasında yaşayan Zeynel Abidin Ali er-Rufâi el-Kayserani ünlü Rufâi şeyhlerinden olduğunu ve Küçek Syyid Ahmed-i Kebir ve oğlu Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi soyundan olduğu belirtilmektedir.

Aynı soydan Seyyid Hasan er-Rufâi 992 H./ 1584'de Tokatta bir cami yaptırmış olup, vefatından sonra bu camiye defnedilmiştir. Sayın Ali Rıza Karabulut diğer bir oğul Tâceddin Muhammed er-Rufâi'den bahsetmektedir.

Samsun-Vezirköprü, Çarşamba, Tirebolu, Giresun ve Ordu ilinin bir kısmı, Niksar, Bafra, yöresinde XIII.yüzyılda Taceddinoğulları hüküm sürmekteydi. Merzifon'da 825 H./ 1425 tarihli Taceddin İbrahim Paşa ( halk arasında Çukur Şadırvan Camii olarak anılır ) 1386'da Taceddin Bey'in ölümü üzerine Mahmud Bey saltanatın başına geçti. Kardeşi Alparslan ile taht mücadelesine girdi. Kadı Burhaneddin tarafından Alparslan öldürülüp, 1398'de Kadı Burhaneddin de ölünce, Sivas- Tokat Mahmud Bey'in eline geçti. Daha sonra Mahmud Bey Osmanlı Devleti'nin hizmetine girdi. Çelebi Mehmed'in oğlu Şehzâde Mustafa isyanında, onun tarafını tuttuğu için, Sultan II. Murad'ın adamları tarafından 1423'de öldürüldü.

Alp Arslan'ın İki oğlu olup Hüsameddin Hasan Bey de Çarşamba yöresinde Beyliğini sürdürdü. Vakıflar tesis etti. Diğer oğlu Hüsameddin Mehmed Yavuz'dur. 1428'de Yörgüç Paşa tarafından beyliğine son verildi, Hasan Bey Sultan II.Murad'ın yanına Edirne'ye gönderilerek Rumeli'den Sancak tevcih edildi.

Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı Vakıf Kayıtlar Arşivi'nde bulunan 484 numaralı defterin 137. sayfasında, Rebiülevvel sonları 725 H. / 10-16 Mart 1325 M. Tarihli vakfiyeye göre: Beyler Çelebi ibnü'l-merhum Çelebi Taceddin Mahmud bin el- Emirü'l-merhum Sarimü'd-Devleti ve'd-Din Ahmed tarafından Tokat'ta bulunan el-Hac el-Merhum Tâvâşi Hoca Said bin Sünbül tarafından inşa edilen Hangâh'a ait bir vakıf yapıldığı anlaşılıyor. Bu vakıf yoluyla da kendi sülâlesini tanımlıyor.

Seyyid Şemseddin Küçek Ahmed er-Rufâi'nin torunu Seyyid Ahmed Burhaneddin er-Rufâi de Kayseri'de ikâmet ediyordu ve o sıralarda etrafında bir mürid topluluğu bulunuyordu. Dolayısyla 800 H. / 1397 M. Tarihlerinde Kayseri'ye gelen Seyyid Zeynelâbidin Ali er-Rufâi kendini bu mürit topluluğunun içinde bulmuş, Seyyid Ahmed Burhaneddin Hz.lerinin kızı Şerife Fatma ile evlenerek Şeyhle daha yakın bir bağ kurmuş, Ahmed, Musa ve Eyüp adlı oğulları olmuştur.
"
Zeynelâbidin Ali er-Rufâi el- Kayserâni;750 H./ 1349 M. Tarihinde Medine'nin Mahallet'ün-Rasas'da doğmuş, annesi Şam'da medfun Seyyid İzzeddin Hasan er-Rufâi'nin kızı Şerife Sâ'di Hatundur. Babası ise; Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi'nin kızı Zeynep Hatun'un oğlu Seyyid Ahmed Şemseddin Efendi'dir. Medineliliği buradan gelmektedir. Yani doğum yerdir.

Kayseri'de İmam Sultan adı ile anılan Zeynelâbidin Ali er-Rufâi , önceleri Medineli lâkabı kullandıysa da sonradan Kayserani lâkabını kullanmış, 817 H. / 1414 M. Yılında Kayseri'de vefat etmiş ve o tarihlerde hizmet verdiği Rufâi tekkesi mezarlığına defnedilmiş , 127 yıl sonra 944 H./ 1537 tarihinde mezar üzerine, bugünkü yerde mütevazi bir türbe yapılmıştır. Sultan II. Abdülhâmid'in Anadolu'daki diğer şehirlerde bulunan, meselâ Ladik'deki Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi, Osman Gazi, Orhan Gazi, Hayme Ana Türbesi gibi diğer ecdadın türbelerinin bedeli Hazineden ve şahsi parasından karşılanmak üzere onarılmasını emretmiş, Ankara Valisi Abidin Paşa ve Kayseri Mutasarrıfı Mehmed Nâzım Paşa emri ile tarafından Türbe 7 Recep 1303 H. / 11.04.1886 tarihinde onarım görmüştür.
15.03.1950 tarihinde Kabrinden çıkarılarak Seyyid Burhaneddin Tirmizi'nin sandukası yanına gömülmüş, Türbe spor salonu olarak kullanılmış ise de, 1994 yılında eski türbesine nakli kubur yapılmıştır .

O tarihlerde Kayseri Kadısı olan ve Edirne Müftüsü ünvanıyla meşhur Mehmed Fevzi Efendi Türbe giriş kapısı üzerine manzum aşağıdaki kitâbeyi yazmıştır :

Hazretü'l-Gâzi Hamid Han, diyânet perverin
Mâlikü'l-Mülk, mülkünü ma'mur buyursun tâ kıyam,

Ömrünü, ikbâlini, hem şevket ü iclâlini
An-beân müzdâd ü mevhur ede hayyü lâ yenâm

Çün üstüne hep türbe-i sâdât ile mâbedleri,
Kıldı i'mârât ü tezyinât ile Dârü's-Selâm

İşte bak bu türbe-i pür zeyn, Zeynelâbidin
Emr u fermân-ı şerifi ile buldu hoş hitam,

Ola dâreynde muini hem şefii ol şehin,
Cedd-i pâki hazret-i dost-ı Hudâ hayru'l-Enâm.

Hâmeden dû katre düşdü Fevzi târih yazmaya,
Kabri Zeynelâbidin cennet gibi a'lâ makam

Kitâbenin bügünkü dille anlamını yine Ali Rıza karabulut'tan beyit beyit alalım :
Dinine ve diyânetine bağlı Gazi Abdülhâmid Han Hz.lerinin devletini, yüce Allah, kıyamete kadar devamlı kılsın.
Ulu Tanrı; onun ömrünü, padişahlığını, ululuğunu ve yüceliğini her zaman arttırıp çoğaltsın.
Çünkü o , büyük zâtların kabirleri üstüne türbeler ve ibâdet için camiler yaptırmakla memleketi süsledi, Bağdat'a ve Medine'ye benzetti

İşte Zeynelâbidin Türbesi de O'nun em-ü fermanıyle yapılıp süslendi ve çok güzel bir şekilde tamamlandı.

Zeynelâbidin'in büyük dedesi ve bütün insanların Efendisi olan Hz. Muhammed, dünya ve ahrette ve pâdişâhın yardımcısı ve şefaatcisi olsun.

Ey Fevzi ! Bu türbenin yapılışına tarih düşürmek için kaleminden iki damla mürekkep düşerek : '' Zeynelâbidin'in kabri cennet gibi yüce makamdır '' diye yazdı.
7 Recep 1303 H. /12 04.1886 M.

Doğu Anadolu'dan Batı Anadolu'ya kadar bir çok yerde yayılmış bulunan Rufâi tarikatı, Mevlevilik, Ahilikle birlikte, onlarla sürtüşmeyen, Hz. Mevlânâ'nın kızı Kira Hatun'un beğenisini kazanan, Hüsameddin Çelebi ile Küçek Seyyd Ahmed-i Kebir er-Rufâi birbirlerine hilât giydirilebilen önemli eğitim-öğretim dergâhlarıdır. Anadolu kültür tarihine önemli katkıları olmuştur.

Ancak bir konuya açıklık getirmemiz gerekmektedir.XII.-XVI.yüzyıllar arasında Anadolu'da tarikatların yayılışı hep el almak suretiyle ve konunun ehline verilmek suretiyle olmuştur. Şeyhler arasındaki bağ sadece ilmi olup, sulbi değildir. Ancak sulbi olanlar da yok değildir. İşin ehli, bilgisi ve görgüsü kifâyetli ise mesele yoktur.

XVII. asırdan itibaren sürekli enflasyon, batı etkisi, matbaanın icadı, torpilli tayinler yüzünden diğer kurumlar gibi zaviyeler de bozulmuş, dejenere olmuş, böylece bu kültür-eğitim kurumları cahillerin elinde kaldığı için de tarihin karanlıklarına gömülmüştür. Ahi sandıklarına, batılılarla yapılan ticaret ve kapitülasyonlar neticesi Ahi Birlikleri Loncalara dönüşmüş , loncalara da azınlıklar girmeye başlamıştır.

Es-sir diye bilinen el-Musavvan ve'l Cevherü'l-Meknun, el Hayriye Matbaası, Mısır, Rebiülahir 1309 / Ekim 1891 M. Tarihinde istinsah ( kopya ) eden Ahmed bin-i Abdullah el-Fakih el-Mekki tarafından 3 Muharrem 1309 / 09 Ağustos 1891 M. Tarihinde İstanbul'da istinsah edilen Dar'ül-Hilâfetü'l Uzma adlı Arapça dört bölümlük eserde:

1.1057 H./1647 tarihinde doğan Mevlânâ es-Seyyid Es'ad el-Medeni el-Hüseyni, Müfti Medinetü'l Hayrü'l-Enam tarafından kaleme alınan Ahmediye ( Rufâi ) tarikati anlatılır.

2.Mustafa Efendi Rüşti el-Dımışki ibn-i İsmail Efendi tarafından kaleme alınan '' Tarikatü'l-Es'adiye '' anlatılır.

3.Şeyh Muhammed Ebi el-Yemen, Müfti el-Halep tarafından '' El-Fecrü'l Tali fi Zikri Seyf '' ( Seyyid Ahmed-i Kebir er- Rufâi zikrinde okunan eserler ) ¦. Hastalığına iyi geldiği içün tetkik edilir ve okunur ?

4. Seyyid Abdülkadir bin Muhammed et-Taberi'nin Keşfi Nikâban Enab-ü Erbaatü'l Aktab ( Rufâi, Kâdiri, Bedevi tarikatleri anlatılır ).

Yukarıda belirtilen eserlerin I. Bölümleri bizi ilgilendirmekte olup, bu bölümün yazarının babası da Kayserilidir. Rufâi tarikatındandır. Şu bilgiler ayrıca yer almaktadır :

El-Hüseyini; 995 H./ 1587 M. Tarihinde Kayseri'de doğdu. 25 yaşında babası es-Seyyid Abdurrahman Sâ'di'nin ölümü üzerine tahsilini devam ettirmek amacıyla İstanbul'a gelip Üsküdâr'a yerleşir, 10 yıl okur. Hac için 1030 H./ 1620-21 M. Yılında Medine'ye gider ve İstanbul'a geri döner. 9 yıl daha İstanbul'da kaldıktan sonra Medine'ye hicret eder. Kadı Mehmed Bosnavi'nin kızı ile evlenir. Daha sonra da o devirde çok ( 4 ) hanımla evlenmek gelenek olduğundan Ben-i Meccace kavminden bir hanımla da evlenir. Orada dedesinin tarikat-i Ahmediye ( Rufâiyye ) yoluna girer. 1070 H. / 1659-60 yılında vefat eder.

Babası el-Hüseyni vefat ettiğinde yazarımız es-Seyyid Es'ad 13 yaşındadır. Yani 1057 H./1647 M. doğumludur. 1092 H./ 1681 M. yılında Medine Müftüsü olur. Haremeyn-i Şerifeyn'in Kadı ve Başmüftüsü Molla Muhammed Mekki'nin kızı ile evlenmiştir. Zeynelâbidin Ali'nin silsileye göre 4. göbek torunudur.

Taberi'ye göre : Zeynelâbidin Ali Kayseri'ye yerleştikten sonra amcası Seyyid Ahmed Burhaneddin el-Kayserani el-Basri'nin kızı Fatma ile evlenir. Seyyid Ahmed Burhaneddin; Seyyid (Küçek) Ahmed el-Kebir'in oğlu Şemdseddin Muhyiddin (Amasya'da medfundur) oğludur. İbn-i Batuda bu oğuldan bahsetmez, zira görmemiştir. Es'ad Efendi'nin belirttiğine göre, babasından ve hocalarından duyduğu kadarı ile Seyyid Burhaneddin Ahmed ile Zeynelabidin Ali er-Rufai el-Kayserani amcazâdelerdir. Diğer taraftan anne bir, baba ayrı olarak amcası tarafından dedesi olan Seyyid İzzeddin Hasan er-Rufâ'inin kardeşi, Seyyid Burhaneddin'in amcası, ve evlendiği Seyyid Burhaneddin'in kızı Fatma Hanım da amca kızıdır.

Esere göre Silsilesi :
Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi,
Seyyid Şemseddin Muhammed Kebir er-Rufâi,
Seyyid Şemseddin Ahmed er-Rufâi,
Seyyid Taceddin Mehmed er-Rufâi ( 707 H. / 1307 M ? )
Seyyid Küçek Ahmed-i Kebir er-Rufâi ( Lâdik'te medfun ), ?
Seyyid Şemseddin er-Rufâi,
Seyyid Muhyiddin er-Rufâi.

Zeynelâbdin Ali el-Kayserani'nin nesep silsilesi ise şöyledir :

1.İmâm Ali b. Ebi Tâlib. ( kv)
2.İmâm Hüseyn ( R.a.),
3.İmâm Zeynelâbidin Ali ( R.a),
4.İmâm Muhammedü'l-Bâkr ( R.a),
5.İmâm Caferi's-Sâdık ( R.a.),
6.İmâm Mûsâ Kâzım ( R.a),
7.Seyyid İbrahim el-Murtaza ( R.a),
8.Seyyid Mûsâ esüsâni ( R.a),
9.Seyyid Ahmedü'l-Kebir ( R.a),
10.Seyyid Hüseyn Abdurrahman ( R.a),
11.Seyydi Hasan ( R.a),
12 Seyyid Ebü'l-Kâsım Muhammed ( R.a),
13.Seyyid Mehdi (R.a.),
14.Seyyid Hasan (R.a.),
15.Seyyid Ali (R.a.),
16.Seyyid Ahmed (R.a.),
17.Seyyid Ali Hâzım (R.a.),
18.Seyyid Abdullâh el-Medeni (R.a.),
19.Seyyid Ahmed Ubeyd el-Medeni (R.a.),
20.Seyyid Selâmetü'l-Medeni (R.a.),
21.Seyyid Sâdü'l-Ekber el- Medeni (R.a.),
22.Seyyid Hâşim el-Ahmedi el*Rufâi (R.a.),
23.Seyyid Sâdrüddin Ali el_Rufâi(R.a.),
24.Seyyid Mahmud Nizâmüddin el-Rufâi (R.a.),
25.Seyyid Abdullah el-Kebir el-Rufâi (R.a.),
26.Seyyid Abdurrahman el-Rufâi (R.a.),
27.Seyyid Muhammed el-Rufâi (R.a.),
28 Seyyid Ahmed Şemsüddin el-Rufâi (R.a.),
29.Seyyid Zeynelâbidin Ali el-Rufâi el- Kayserani (R.a. ),

Zeynelâbidin er-Rufâi el Kayserâni'nin Tarikat Silsilesi ise :

1.Seyyid Ahmed el-Rufâi er-Şeyhü'l- Kebir ( Vefatı 578 H./ 1182 M.),
2.Seyyid Haşim el-Ahmedi er-Rufâi ( vefatı. 630 H./ 1232),
3.Seyyid Sadrü'd-din Ali er-Rufâi,
4.Seyyid Mahmûd Nizâmüddin er-Rufâi,
5.Seyyid Abdullah el-Kebir er-Rufâi,
6.Seyyid Abdurrahman er-Rufâi,
7.Seyyid Muhammed el-Bahrâni er-Rufâi ( vefatı. 747 H./1346 M.)
8.Seyyid Ahmed Şemsüd-din er-Rufâi ( Vefatı. 771 H./1369),
9.Seyyid Zeynelâbidin Ali er-Rufâi, el-Kayserâni ( Vefatı. 817 H./ 1414)

Seyyid Es'ad el-Medeni'ye göre; Zeynelâbidin el-Kayserâni'nin oğlu olup, Şerife Fatma hanımdan Seyyid Eyyüb er-Rufâi, Kayseri'de doğmuş ve yine Kayseri'de vefat etmiştir. Seyyid Eyyüb er-Rufâi'nin de Seyyid Ahmed er-Rufâi adlı oğlu olup , o da Kayser'de yaşamış ve yine ayni memlekette ebediyete intikal etmiştir. Seyyid Ahmed er-Rufâi'nin de oğlu Seyyid Abdurrahman Sâdi er-Rufâi, yine Kayseri'de doğmuş ve 1020 H. / 1611'de Kayseri'de vefat etmiş olup, Zeynelâbidin Ali er-Rufâi el-Kayserâni'nin torununun oğludur.

Üsküdârlı Seyyid Ebubekr Hilmi Efendi ise Seyyid Ahmed Sâdi er-Rufâi'nin oğlu olup 995 H./ 1587'de yine Kayseri'de doğmuş, Kayseri'de devrin meşhur İslâm alimlerinden İslâm Hukuku ( Arapça, sarf, nahiv, mantık, kelâm, ve fıkıh ) dersleri almış, 24 yaşına geldiğinde babası vefat etmiş, tahsilini tamamlamak için İstanbul- Üsküdâr'a yerleşmiş on yıl daha ilimini arttırarak 1030 H./1621 M.'de Hacca gitmiş, bir yıl Medine'de kaldıktan sonra İstanbul'a dönmüş, 1040 H. 1630 M. 'de Medine'ye hicret etmiş, Medine Kadısı Bosnalı Mehmed Efendi'nin kızı ile evlemiş, Seyyid Es'at el-Medeni ( 1050-1116 H./ 1640-1704 M.) bazı eserler üzerine haşiyeler ve takrizler yazmış, 1072 H.& 1661'de Medine'de ebediyete intikal ederek Cennetü'l-Bâki Mezarlığına defnedilmiştir.

Seyyid Es'ad El-Medeni, Medine'de 1640 yılında dünyaya gelmiş olup, Zeynelâbidin Ali er-Rufâi'nin torununun torunu olup, Medine Kadısı Mehmed Mekki Efendi'den ders almış, kızı ile de evlenerek damat olmuş, 1092 H./ 1681'de Medine Müftisi olmuştur. 1704'de vefat ederek Cennetü'l-Bâki Mezarlığına defnedilmiştir. El-Fetâve'l-Es'adiye adıyla Hanefi fıkhı; Müselsilü Es'ad el-Medeni adıyla, Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi'den yaşadığı döneme kadar Rufâi şeyhlerine ait biyografi ve menkıbelerden ibaret eser yazmış, 1309 H./ 1891'de Mısır'da basılmıştır. Risaletü'l-Hırka adlı tasavvufa ait sorulu-cevaplı bir risalesi de mevcut olup, Müselsilü Es'ad el-Medeni ile birlikte basılmıştır.

Medine-i Münevvere Müftüsü yazarımız Es'ad Efendi dedesinden itibaren şu silsileyi vermektedir: es-Seyyid Es'ad Efendi, babası Hüseyin Efendi, es-Seyyid Abdurrahman Sâ'di, es-Seyyid Ahmedi, es-Seyyid Eyüb ( kardeşi es-Said es-Seyyid Musa), Allâme es-Seyyid Zeynelâbidin Ali el-Medeni el-Kayserâni el-Abdâli el-Ahmedi, es-Seyyid Ahmed, el-Mamu'r-Rabbani es-Seyyid Muhammed el-Bahrâni, es-Seyyid Abdurrahman, es-Seyyid Ahmed-i Kebir, es_Seyyid Mahmud Nizâmeddin, es-Seyyid Sadrrüd-din Ali, es-Seyyid el-Kutb Ebi'l-Mekârim Haşim el-Ahmedi, Şeyhi'ş ŞÃ»yûh es-Seyyid Ahmed Eb'l-Abbas el-Rufâi el-Hüseyni el-Kabir.

Yazar ayrıca bir konuya daha işaret etmektedir . Bazı densizler Türk ırkından olan birisinin nesebinin nasıl olur da Ehl-i Beyt'e intisâb edilebilir ?, demektedirler. Onlar bilmeli ki; Ali mehnadan es-Şerif Zeyn'l-Abidin el-Kayserâni el-Medeni aslında Medineli olup 800 ( Hicri) senesinde hicret ederek Kayseriye gelmiştir. 817'de de Kayseri'de ölmüştür. Bu Ahmed Rufâi tarikâtının silsilesindendir ve nesebi Ehl-Beyt'e dayanır. Biz de o meşrepten gelmekteyiz. Benim pederim Üsküdâri diye şöhret bulması, orada yaşamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu da Ehl-i Beyt'e intisabımıza bir mani değildir'' demekte ise de babasının küçük yaşta Kayseri'den Üsküdâr'a hicret etmesi konusunu burada yansıtmaktadır. Yazarın burada tenakuza düştüğü akla gelmektedir.
Aslında intisâbın sulben değil de ilmen olduğu maalesef vurgulanmamıştır. Genelde bütün icâzetler hep Hz. Ali'ye veya Hz. Ebubekr Sıddık'a dayanmaktadır. İslâmi ilim onlardan neş'et etmiştir, diye kabûl edilir¦.
Zeynelâbidin Ali er-Rufâi el-Abdâli el-Kayserâni'nin sülâlesinin kökü; aslen Amasyalı olup, Amasya-Taşova-Alparslan Beldes'inde medfun es-Seyyid Nuredddin er-Rufâi, Samsun-Lâdik'te medfun es-Seyyid Küçek Ahmed-i Kebir er-Rufâi ve Amasya- Suluova- Yolpınar Köyü'nde medfun es-Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi ( ölümü 1359 M.) soyundan olup, Medine'de doğmuş, tahsilini tamamladıktan sonra Kayseri'ye yerleşmiş meşhur din ulularındandır.

Niksar Fatihi, Melik Gazi soyundan, Vezirköprü, Bafra, Çarşamba, Tirebolu, Giresun, Niksar, Lâdik, Suluova, Merzifon'da hüküm sürmüş olan Taceddinoğulları , Bayramoğulları , Emiroğulları¦ Merhum Mehmet Akif Ersoy tarafından İstiklâl Marşımızın yazıldığı mekân olan, Ankara-Hacettepe'de medfun Taceddin Sultan'ın ayni aileden gelme ihtimali bize kuvvetli bir tez olarak görünüyor. Gerçi Taceddin Sultan ve Evradı konulu makalemizde konuya bu kadar girememiş olduğumuzdan dolayı, soyu hakkında kesin bir hüküm verememiştik.

Bezm-ü Rezm'de Zeynelâbidin Ali'nin adı geçmez. Bilindiği gibi Aziz bin Erdeşir Esterebâdi tarafından 800 H. yılında yazılmıştır. Aynı yıl, Zeynelâbidin Ali Kayseri'ye geldiğinden, isminin söz konusu eserde geçmemesi tabiidir.

Diğer taraftan Seyyid Burhaneddin Kimdir ? sorusu akla geliyor. Mevlânâ Celâleddin-i Rumi'nin Hocası Seyyid Burhaneddin olması mümkün değildir.

Kanaatimize göre; ya büyük bir ihtimalle Kadı Burhaneddin Ahmed ( 1344-1398 ) olmalıdır? Ancak zayıf bir ihtimaldir. Zira; Devlet Başkanı, sohbete, ilme meraklı olmasına karşılık, içkiye de düşkündür. Akkoyunlu Topal Yülük Osman tarafından Sivas yakınlarında öldürüldüğü sebebiyle, o tarihlerdeki Arap kaynaklarında isminin bu şekilde geçmemesi, islâmiyete saygı yönünden normal sayılabilir. Veya Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi'nin torunu başka bir Seyyid Ahmed Burhaneddin aranmalıdır ?

Şadgeldi Paşa'nın oğlu Amasya hâkimi Emir Ahmed ile Kadı Burhaneddin Ahmed, karşı karşıya geldiği sırada '' zamanın imamı ve önderi, İslâm şeyhlerinin büyüklerinden , ( Bugünkü Amasya-Taşova- Alparslan Beldesi'nde Zaviyesi olan 655 H./ 1257 M. Tarihinde geniş vakıflar yapan ) Danişmend Vilâyeti'nin yöneticisi Şeyh Nureddin ( er-Rufâi)'nin oğlunu ( Alparslan ) iki tarafın arasını bulmak için aracı tayin etti ''
Kadı Burhaneddin Ahmed ise, şeyhin hatırını sayıp, itibâr göstererek ; '' Şeyhin görüşü sadakât ve doğruluktan kaynaklanmaktadır. Ne buyuruluyorsa kabul edilebilir ve yerine getirilebilir '' diyerek Nuraddin er-Rufâi'nin oğlu Alparslan'a olan saygısını açıkça ifade etmiştir. Seyyid Nureddin er-Rufâi, devrinin ileri gelen bir din büyüğü olduğu kadar, Kadı Burhaneddin'nin de akrabasıdır .
Sultan Osman ve Orhan Gazi zamanında yaşayan, Samsun-Lâdik yatan ( Bağdad-Vasıtlı Seyyid Ahmed-i Kebir için bu sıfat kullanıldığından bazı tarihi eserlerde ondan ayırmak için küçük anlamında "Küçek" lâkabı kullanılır- Hz.Mevlâna'nın oğlu Bahaeddin Veled ile Amasya'da görüşmüş, birbirlerine hilat giydirmişler, Konya'da Hz. Mevlâna huzurunda zikretmiş ve Mevlâna'nın Kızı Kira Hatun tarafından çok beğenilmiş olan ) es-Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi soyu, asırlar boyu devam etmiştir. Seyyid Ahmed-i Kebir'in bir oğlu da bugünkü Amasya- Suluova-Yolpınar Köyünde medfun bulunan Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâi ( vefatı 761 H./ 1360 M.)dir. Recep sülâlesi, Bayram-zâde sülâlesi, Şaban-zâde sülâlesi bu koldan ayrılmışlardır. Bayram-Zâde'nin bir kolu Merzifon, bir kolu Ankara, Çankırı ve İstanbul'da devam etmiştir.
Amasya'daki kol Iydi mahlası ile Divanı bulunan II. Bayazıd Medresesi Müderrisi Amasyalı Akif Mustafa Efendi :
Ebû Muhammed Bayram Efendi'nin oğlu olup, Merzifon'da doğmuş, Amasya'da yaşamıştır. Babası Muhammed Efendi'nin babası Abdullah Efendi, Kazâbâdi ve Kayserili Remzi Efendi gibi hocalardan ders almış, ülkeyi İran dahil doğusuyla “batısıyla, gezmiş, Mısır- Kahire'de de okumuş, zahiri ve garip ilimlerde bilgilidir. Ebu'l-İzzi'l-Acmi'den icâzet almıştır. Üç defa hacca gitmiştir. Vatanına dönünce Amasya Sultan Bayezıd Medresesine Müderrsi oldu. Daha sonra Müftülük görevine getirildi. Yaşının ilerlemesi nedeniyle emekliye sevk edildi. Şeyhülislâm Mustafa Efendi onu Süleymaniye Medresesi'ne göndererek, Süleymaniye Medresesine bağlı olmasını sağladı ( o dönemde Süleymaniye doktora seviyesinde öğretim veriyordu). Tıpta gerçek bir uzmandı. Evde merdiven iner-çıkar, bahçeye yürüyerek gider, yani spor yapar, dersleri bahçesinde verir, 5 öğrenciden fazla talebe almazdı.

Şehrin valisi, Cuma günleri onu ziyarete gelir, onu karşılar, ikramlarda bulunur ve elini öpmek ister ve şöyle derdi : '' Siz Sultan vekilisiniz, size itâat ve ta'zim gerek ''
Kerem ve cömertlik timsaliydi. Dinar de dirhemlerle dolu torbasını boynuna asar, fakirler ise onu bu haliyle tanır, beş vakit namaz zamanlarında onun gelmesini beklerlerdi. Camide torbada bulunan bütün dinar ve dirhemleri dağıtmış olarak çıkar, dirhem ve dinarları dağıtırken saymaz, eline ne geçerse ve torbasını tüketinceye kadar infak ederdi. Torbadaki paralar bitince, tüylü kürkü fakirlere atarak fakirlerin hücumundan evine kaçar, fakirler de kürkü eve getirilerdi. Az bir geliri olmasına rağmen her gün bunu yapmak âdetiydi.
Babasından kendisine bir çok kitap miras olarak kalmış, kendisi de Amasya hakkında epeyce kitap toplamış, Mısırdan kitaplar getirtmiştir. Söz konusu kitapların kenarlarına kırmızı mürekkeple ve talik hatla şerhler düşer, güzel talik hattı yazardı. Tıpta mahir, hendesede ( mühendislikte ) işlerinde ustaydı. Usul ve Furû ilimlerde deniz gibiydi. Manzum, mensur, Arapça, Farça, Türkçe kitap yazardı. Yine üç dilde şiirleri vardır. Şiirlerini bu dillerdeki belâgat ve letafet kaidelerine göre yazardı. Rum diyarında Arap edebiyatının ve özellikle arapça yazanların başında geliyordu. Arapça '' Mimiyye '' ve '' Ayniyye'' kâsidesiyle ''Makassimü'l-Fünûn'' adlı eseri vardır. Ürgüplü Ahmed Efendi'nin kendisinden rivâyetle bildirdiğine göre 1098 H./ 1686'da doğmuş, 21 Recep 1173 H./ 09.03.1760 Pazar günü vefat etmiştir.
Müderris Ahmed Efendi; Merzifonlu Ebû Muhammed Bayram Efendi'nin 3 ( Akif ve Atıf ) oğlundan biridir. Amasya Hızır Paşa Medresesi'nde müderrislik yapmıştır. Farça ve Türçe şiir yazardı. Ta'miye ilminde söz sahibiydi. Bu ilmi ondan Osman Efendi almıştır. O da bunu '' Lâmiri'nin Muamma '' adlı risâlesinin kenarında yazarak göstermiştir. 1139 H./ 1726 senesinde İstanbul'da vefat etmiştir.
Ebû Muhammed Bayram Efendi; Amasyalıdır. Merzifon'da yetişen ulemâ, evlâd ve nesillerden olan ve '' Iydi '' lâkabı ve mahlasıyla tanınan Mustafa Efendi'nin oğludur. Sivaslı Tefsiri Efendi'den ve diğerlerinden ders almıştır. Daha sonra Amasya Bayezıd Medresesi'ne Müderris olmuş ve müftülük yapmıştır. Mevleviyet Kadılığına kadar yükselerek Medine-i Münevvere, Trablus Şam, Sofya, Konya ve Kayseri'de kadılık yapmıştır. Konya'ya giderken Eskişehir'de 1121 H./ 1709 senesinde vefat etmiştir.
Muhammed Bayram Efendi, tasavvuf ve ehlini sever, edebiyat ve Farçayı iyi bilir, şer'i ilimlerle meşgul olur, faydalı kitapları toplar, bazen kendisi de kitap yazar, tashihini yapmayı sever, Amasya Kütüphanesindeki kitapları tashih eder, onların kapağına imza atması ile tanınır, fakirleri, hafızları ve maarif erbabını sever, fakir seyyahların yiyecek, giyecek, binek ihtiyaçlarını giderir, ilim adamlarının kıymetini bilir ve takdir ederdi. Bayezıd Medresesi Müderrisliği arz edildiğinde '' İnsanlar neden bu müderrisliği oğluna vermiyorsun da hocasına arzediyorsun '' dendiğinde, o '' Hayır ona vereceğim, o buna oğlumdan daha lâyıktır, hem ihtiyaç sahibidir '' diyerek ilme verdiği önemi göstermiştir.

Muhammed Bayram Efendi, dairesinin bütün işlerinde köle istihdamını, ziraat yapmak için, çiftçilik için arazi satın almayı sever, nadasa bırakılan araziden hoşlanmaz, vakıf malı olan araziyi ekip-biçmeyi sevmez, mahsulünü yemez, ve şöyle derdi : '' Allah bizi böyle şeylerle imtihan etmesin ve bizi bu türlü hiyânetlerden korusun. Zamanımızda bunları yapmayanları gördüğümüz gibi, vakıf malını Allah'tan korkmadan , hayasızca ve insafsızca yiyenleri de görmekteyiz. Ülke genelinde Allah'ın kullarına kayıtsız, şartsız kolay kıldığı bu vakıf mal ve araziler, insanlar tarafından yağmalanmış ve zorla alınmıştır. Akıllı, malının kıymetini bilen insan buna benzer vakıflara ne bir kuruş, ne bir dirhem, ne de bir karış toprak vakfetmez, bizzat kendisi aç ve açık yoksula veya akrabası olan yetime infâk eder ''.
Kitâbü'l-Mecmû Fi'l-Meşhudi ve'l Mesmu yazarı ve Sultan III. Mustafa'nın kızı, Sultan III.Selim'in kardeşi Beyhan Sultan Vakfiyesini de tasdik eden Evkâf Müfettişi Amasyalı Akif-Zâde Abdurrahim ( 1763-1815- İstanbul Şehzâde Camii Haziresine gömülüdür), kendi şeceresini şöyle veriyor: '' Ben Abdurrahim bin İsmail bin Mustafa Âkif el-Amasi bin Muhammed Bayram el Merzifoni, Amasyalı Akif Efendi'nin torunuyum. Anne tarafından nesebim Abdurrahim binti Fâtma'dır. Nuri Efendi el-Lâdiki olarak bilinir. Şeyh Seyyid Ahmed el-Kebir neslindendir ki, o hâl sahibidir. Amasya'daki Zeynel Abidin silsilesinden şerif sülâlesindendir .'' Hacı Bayram-Zâde İsmail Efendi, Amasya Kadısı Hacıbayramzâde Ahmed Efendi , kardeşi Hacıbayramzade Haşmet Efendi , kardeşi Hacı Bayram-Zâde Osman Efendi oğlu Hacıbayramoğlu Hacı Salim ( Bayram, 01.07.1864-15.10.1948), büyük kızı Taliye Urgancı ( 1899-1972), küçük kızı Salise Helvacı (1904-1950), evlenmeden vefat eden oğlu Mustafa Ekrem ( 16.03.1914 -12.05.1934) oğlu İhsan Bayram ( 01.07.1904-01.07.1982) ve bu satırların yazarının babası, babaanne tarafından da(Arslan) Halime Bayram, Sofu Sabri Bayram, Mustafa Bayram aynı sülâleye mensuptur . 1950-80'lerin ünlü sanatcısı, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumundan yetişmiş Türk halk türküsü ses sanatkârı, 2004 yılında ebediyete intikal eden Nezahat Bayram, Cevat Bayram'ın eşi olup, bu ailenin gelinidir.

Hacıbayramzâde Yusuf Sıdkı ( Sıdkı Hoca ) Abdülmecid Efendi'nin 1868'de doğan oğludur. Müderris Hoca Bekir Efendi'den okumuş, İstanbul'da Ümmüveled Medresesi'nde tahsilini tamamlayarak icâzet almış, Havza'da Müftülük görevini ifâ etmiş, Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Havza'ya geldiğinde, 13.Haziran 1919'da, halka hitap ederek Milli mücadelenin başlamasına ön-ayak olmuştur. Gotthard Jaschke'nin Belleten'deki yazısından bir pragrafa göz atalım: "
İcadiye Camii önünde tekbir ve tehlillerle de yeni bir gösteriye halk iltihak ediyordu. Ulemadan Hacı Bayramzâde Sıdkı Efendi müessir ve beliğ bir ifâdesiyle uzun bir hitâbede bulundu. Meseretli, heyecanlı göz yaşları arasında dinlenen bu hazin sadâlar, coşkun kalplerden çıkan medit hıçkırıklarla birleşiyor bâsübâdelmevt sırrı tecelli ediyordu. Bütün bu hareketlerden çıkan netice şu idi:" Türk ölmemiş ve ölmeyecek" İşte Anadolu inkılâbı millisinin ilk temeli Havza'da bu suretle atıldı."
Hacıbayramzâde Sıdkı Hoca, hazırcevap, hoş sohbet bir kişiliği vardır. 01.09.1957'de emekli olmuştur. İstiklâl Savaşı'nda şehir düşen oğlunun acısıyla ilgili yazdığı şiir aşağıdadır:
Mevt-i kablel-ecelin savlet-i kahharesine,
Yine verdik yakayı sadme-i gaddaresine
Uğradık biz dahi bir tane oğul kaptırdık
Milletin uğradığı tâze ciğer yâresine
Acırım millet-i mazlumeye her devlette
Karşı yok dinimizin hikmet-i cebbâresine,
Anladım gûy-i selâmette nasibim yoktur
Feleğin kaydolalı defter-i avânesine
Minnet etmem yine ben dehr-i denat gühere
Sarf-ı himmet ederim merdum-ü biçâresine
Zalime Cennet olup, âdile zından olmuş
Telli kurşun dokuma ta fem-i hunhâresine
Mal ile candan olub çıktık âbâ sırtından
Elvedâ Devletimin dürre-i şehvâresine
Serkâre geçerek bir süre hinzir-ü yehut
Dânemiz yetmedi anbarımızın faresine
Yüz güler, terbiyedendir, içimiz kan ağlar
Terk kıldostunu hâl-i dil fevvâresine
Sıdkıyâ olmasa Belvâyı umumi bu hâl
Nasıl insan dayanır böyle ciğer pâresine.

Amasya Gökmedrese Mahallesi'nde Yörgüç Paşa Camiinin (külliyesi) doğusunda Osmanlı Emirlerinden Bayram Bey-zâde Melik Gazi Bey ünvanı ile anılan melikü'l ümerâ İsmail Bey tarafından 819 H. 1416 M. Tarihinde bir zaviye yapılarak vakıfları tanzim edilmiş ve mütevelliği evladına bırakılmış, 1245 H./1829 'da Tekke Şeyhi ve mütevellisi Sünbül Mehmed Efendi tarafından yanına bir mescid yaptırılmıştır. Tekke daha sonra Sünbül Tekkesi diye meşhur olmuştur .
Amasya Hatuniye Mahallesinde Iydİ-zâde Akif Mustafa Efendi'nin Çeşmesi bulunmaktadır .
Recep Sülâlesi: 900 H./1495 M. Tarihlerinde vefât eden meşhur kadılardan Amasyalı Sadreddin Recep Çelebi soyundan gelenlere denir. Bu sülâleden Bayram-zâde ve Şaban-zâde kolları çıkmıştır. Bayram-zâde kolu, Ankara ve İstanbul'da; Şaban-zâde kolu da Amasya ve İstanbul'da yeni şubelere ayrılmıştır. Bu sülâleden, Zekeriyya Efendi, Yahya Efendi gibi iki seyhülislâm; Hasan Efendi ve Şeyh Mahmud-ı Şifai gibi iki kazasker çıkmıştır .
Recep Çelebi Türbesi Amasya Hacı İlyas Mahallesi'nde soşe yol üzerinde Şehzâdegân Türbesi'nin sırasında, bahçe içinde, dört tarafı taştan, ortası toprak kabirdir. Taş kabir sahibinin, büyük şeyhlerden İbrahim bin Ali el-Eşca' olduğu yazılıdır. Bunun yanında Mahalleye adını veren Sadreddin Receb Çelebi ve torunu, meşhur âlimlerden el-Hâc Bayram Efendi'nin medfun bulunduğu, incelemeler netice sinde anlaşılmıştır .
Fazileti ile meşhur kişilerden İydi-zâde Mustafa Akif Efendi, Ok Meydanına giden yolun kıble tarafında, bağların önündeki çevrim mezarlığının doğu tarafında hususi bir yerde, Bayazıd Camii imamı, meşhur vaiz es-Şeyh Nasuh Baba Türbesindedir .
Amasyalı Edip ve şairler arasında Iydi, Atif, Akif Said Efendiler de anılır. Allâme olarak Akif Mustafa Efendi zikredilir. Fıkıh ilminde Bayram-zâde Hasan Efendi sayılır .
Sultan Bâyezid emriyle 1496 yılında yapılan Külliyede yer alan Bâyezid Medresesi ( Medrese-i Sultaniye adıyla meşhur olmuştur) Müderrisliği daima Amasya Müftülerine tahsis edilmiştir. Amasya Müftüsü ve Merzifonlu Mustafa Efendi-zâde İydi Bayram Efendi de Sultaniye Müderrisi olarak ayrıca tayin edilmiştir. Fakat 1033 H./1624 M. Tarihinden sonra birkaç defa daha müderrislik, müftülükten ayrılmıştı.
1099 H./1688 M. Tarihinde Sultaniye Müderrisi olan İydi Efendi Trablusşam mollası olunca yerine¦ 1113 H./1701 M. de büyük âlimlerden Çorumlu Ahmed Efendi, onun akabinde Mütevelli-zâde Mustafa Akif Efendi, bunun 1173 H./ 1760'da vefatıyla yerine oğlu İsmail Efendi öğretime devam etmiş, İsmail Efendi'nin 1191 H./1777 M. de vefatıyla fuzalâdan es-Seyyid Osman Efendi, 1221 H./1806'da Fazli-zâde es- Seyyid Hafız Ahmed Efendi Müderris olmuşlardır. Hafız Ahmed Efendi'nin bir sene sonra vefatı üzerine, Akif-zâde Molla İydi tedrise mutasarrıf olmuştur. Molla İydi Efendi'nin pederi (Evkaf Mütefttişi-Beyhan Sultan Vakfiyesini tasdik eden- 7 adet kitabı olan) es-Seyyid Abdurrahim Efendi'nin 1233 H./ 1818 M. Vefat etmesi üzerine mutasarrıflık görevi elinden alınarak yerine hattat Katip-zâde es-Seyyid Kemal Efendi getirilmiştir .

Sonuç olarak; genelde bütün ip uçlarını birleştirerek, Anadolu'da Moğol istilâsı ve ondan sonra Beylik Döneminde Rufâi târikatı, XIII. Yüzyıl Anadolu insanının aydınlatılmasında ruhânice bir rol almış, Türk Rufâi şeyhleri Anadolumuzun dört bir yanında tekke ve zâviyeler kurmuş, fakir-kimsesizler yolcuları doyurmuş, fikren aç olanları sohbetlerle felsefi açıdan eğitmiş, Ahi kültürünü benimsemişler, devlet büyükleri tarafından da korunmuş ve taltif edilmişlerdir.

12.03.1997 tarihinde Kayseri Erciyes Üniversitesi Tarih bölümünün Nisan 1997'de tertiplediği Sempozyumda kısa bir bildiri olarak sunulan bu tebliğ, genişletilerek ilâveler yapılmıştır. Dolayısıyla bu makale ile Seyyid Zeynelâbidin Ali er-Rufâi el- Abdâlani el-Kayserâni'nin soyu ve dolayısıyla torunlarından es-Seyyid Abdurrahman Sâ'di oğlu Seyyid Hüseyin el-Üsküdâri er-Rufâi ile onun oğlu Seyyid Es'ad er-Rufâi'yi de bir nebze tanımış olduk. Kayserili meşhur din adamlarından olduğunu öğrendik. Küçek SeyyidAhmed-i Kebir soyunu XX. yüzyıl ilk çeyreğine kadar getirmiş olduk.

Ankara- Çukurambar, 01.04.2016


KAYNAKLAR:

Ahmed Eflâki, Ariflerin Menkıbeleri, ( Tahsin Yazıcı Tercümesi), C.2, Ankara 1954,
Amasyalı Akif-Zâde Abdurrahim, Kitâbü'l-Mecmû Fi'l-Meşhudi ve'l Mesmu, ( Arapçadan çev.Doç.Dr.Hikmet Özdemir ), İstanbul 1998.
Aydın, Remzi;" Kayseri'de II. Abdulhamid Han Döneminde İnşa Edilmiş İki Yapı: Zeynel Abidin ve Seyyid Burhaneddini - Two Buildings That Constructed During II.Abdulham,d Han Era: Seynel Abidin And Seyyid Burhaneddin Tombs ", Zeitschrift für die Welt der Türken, Journal of World of Turks Vol.3, No.3, 2011.
Aziz bin Erdeşir Esterabâdi, Bezm u Rezm, ( Tercüme.Prof.Dr.Mürsel Öztürk), Kültür Bakanlığı Yayınları, Anakara 1990.
Bakır,Mustafa; "Kadı Burhaneddin Ahmed'in İlmi ve Hukuki Yönü", XIII. Ve XIV. Yüzyıllarda Kayseri'de Bilim ve Din Sempozyumu, Erciyes Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi 30-31 Mayıs 1996, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları,
Bayram, Sadi; "Anadolu'da İlk Rufâiler ve Hz.Zeynelabidin Ali er-Rufâi el-Abdali el-Kayserani Soyu Hakkında Hipotezler", I. Kayseri Tarih Sempozyumu Bildirileri, 11-12 Nisan 1996, Kayseri ve Yöresi Tarih Araştırmaları Merkezi Yayınları, Kayseri 1997, s.27-34.
Bayram, Sadi; Lâdik Seyyid-i Ahmed-i Kebir, 19 Mayıs Eğitim Fakültesi Dergisi, 1990,
Bayram, Sadi;" Ladik ve Seyid-i Ahmed-i Kebir er-Rufâi Hazretleri", Türk Dünyası Araştırmaları, S.74, Renk Ofset, İstanbul 1991,
Bayram, Sadi;" Amasya-Taşova-Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Veli er-Rufâi'nin 1257 Tarihli Arapça Vakfiyesi Tercümesiyle 997H./1588 M. Tarihli Seyyid Fettah Veli Silsile-namesi ", Vakıflar Dergisi, S. 23, Ankara 1994.
Bayram, Sadi; Türkler'de Esnaf Teşkilatı : Ahilik ve Loncalar, Milli Kültür, Kültür Bakanlığı Yayınları, C.I, S. 7, Ongunkardeşler Matbaası, Ankara Temmuz 1977.
Bayram,Sadi; "Beyhan Sultan Vakfiyeleri,Tezyinatları ve Türk Tezhip Sanatındaki Yeri ",XI.Türk Tarih Kongresi, Ankara, 5-9 Eylül 1990, Kongreye Sunulan Bildiriler, Ankara 1994,C.III, s.1133. Bayram,Sadi; "Taceddin Sultan ve Evradı", Türk Dünyası Tarih Dergisi, S.87, Mart 1994, Başak Ofset Matbaası İstanbul 1994. ;
Bayram, Sadi; Yakın Tarihimizde Merzifon, Amerikan Anatolian Koleji ve Belgelerle Ermeni Ayaklanmaları, Önder Matbaacılık, Ankara 2012.
Erken, Sabih; Türkiye'de Vakıf Abide ve Eski Eserler, C.I, Ankara 1970.
Gotthard Jaschke; Havza'da Mustafa Kemal Paşa, Belleten, C.XLVI, S. 182, Nisan 1982, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
Hacı Muharrem Hilmi Efendi; Kadiri Yolu Sâliklerinin Zikir Makamları ve Zâkirlere Hediye, ( Notlarla Yay. Süleyman Ateş), Ankara 1976, s.51-52.
Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, 1330, C.I,s.164,246; (Ali Yılmaz-Mehmet Akkus Tercümesi), Ankara 1986.
İbn-i Batuta Seyahatnâmesinden Seçmeler, (Haz. İsmet Parmaksızoğlu), 1000 Temel Eser, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1971,
Karabulut, Ali Rıza; Mevlânâ'nın Hocası Seyyid Burhaneddin Hazretleri ve Kayseri İlmiye Tarihinde Meşhur Mutasavvıflar, Sistem Ofset Ankara 1994, İkinci baskı,
Mustafa Rüştü Efendi, er-Ravzatü'n-Nediyye fi Terâcim-i Silsileti's - Sülâleti't-Tahiratil-Es'adiyye adlı Rufâi Menekıb-Nâmesi
Oğuz, Mevlüt; "Taceddin Oğulları", Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih “Coğrafya Fakültesi Dergisi , C. VI, S.5, Kasım-Aralık 1948, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,
Osman Fevzi Olcay, Amasya Şehri, (Sadeleştirenler: Harun Küççük- Kurtuluş Altunbaş), Amasya Belediyesi Yayınları, İkinci Baskı, 2014.
Saim Savaş, "Tokat'ta Sümbül Zaviyesi ", Vakıflar Dergisi, S. XXIV, Tisamat Matbaası, Ankara 1994.
Seyyid Es'ad El-Medeni, Müselsilü Es'ad El-Medeni, Bulak-Mısır 1309.
Terceme-i Hadaigul Hakaik fi Tekmiletiş-Şekaik. Atai Efendi, 1268, İstanbul, s.66-67. (Zeyl-i Şekaik-i Atai).
Yurdakul,Erol; " Amasya- Yolpınar (Hakale-Kağla-Kağala) Köyünde Bulunan İslâmi Yapılar ", Vakıflar Dergisi, S.XXIV, Ankara 1994.
Yurdakul, Erol; "Taceddin İbrahim Paşa'nın Vakıfları ile Vakfın Merzifon'da İnşa Ettirdiği Hana Bitişik Mescidinde Yaptırılan Restorasyon Çalışmaları ", VIII. Türk Tarih Kongresi, 11-15 Ekim Ankara 1976
Yücel, Yaşar; Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar C.II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991.



















Resimler :


Samsun-Lâdik Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir Türbesi girişi, altta çeşmesi ve kitâbesi





Türbe girişindeki çeşmede bulunan kitâbe.


Hazreti Abdulhamit Han'ın Hami-i Devletin
Su gibi ez birle ¦¦tadır. Yümnü ile cam-ı cem iç
Penah-i âlem gibi tabi nail-i hay hayrattır.
Şerbet-i evsâf hayratını anın her dem iç
Etti saka çeşme-i hubbü'l-vatan bu beldeyi
Menba-i ¦..ile yine namın Hürrem iç.
Emrun tecritahtihe'l-enhari yarınım gam değil
Ayn-ı ab-ı cennet olmuştur misal-ı adem iç
Sahib-i hayratın ma-i ömrünü ibra edüb
Evvelinde besmeleyem ahirini kıl içem iç


Türbe haziresindeki çeşmede bulunan kitâbe.



Benim anın başçuhadarı Seyyid Abdullah Ağa
Gül gibi Nuri Efendizadeden gül-i şems iç
Hasbeten lillâh kıldı şimdi bu ab-ı revân
Efdalu'l-a'mal sakyu ilmam ana maksem iç
Eyledi bu çeşmesarı vakıf ebna-i sebil
Teşne-i leb germe saladır hem vudu ile hem iç
Zulmet-i eyadi-i dolaşma ey sekender su be su
Lezzet-i ma'ü'l-hayat oldu bu suda¦¦..kırık)
Zemistana bir hac daha besmele-i mebhuse tarihini.
¦¦¦Ağa ¦¦¦¦





Lâdik Seyyid Ahmed-i Kebir er-rufâi Türbe girişinde, kapı üzerindeki kitâbe.
Türbe kapısı


Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir Er-Rufâi'nin Ladik'te bulunan türbesi kapısı üzerindeki I.Abdülhâmid Devrindeki yenilene kitâbesine göre Irak'ta bulunan Seyyid Ahmed'in oğlu, Seyyid Ahmed Geylâni'nin neslinden olduğu anlaşılmaktadır. Aziz dostumuz rahmetli M. Dursun Kaya tarafından okunan kitâbe metni aynen şöyledir:

Evliyâ-i tac-ü tahtın kutbi Şah Abdülhâmid
Kim ana olmak diler İskender-i Dar'a mürid
Hem anın baş Çuhadâr-ı Seyyid Abdullah
Ağa Hazret-i Nuri Efendi zâde ol merd-i resid
Gavs-ı Azam Şeyh Abdülkâdir-i dir nesli hem
Seyyid Ahmed Hâle olmuştur nesebe ol hafid
Şimdi anın türbesin himmetle tecdid eyledi
Beyti mâmur oldu dersem de saf-ı nur-u
Ahmed Hak Teâlâ hürmeti için ol veli... nin
Hazret-i Şah-ı cihânın ömrünü kılsın mezid
Hâle muhtac oldu mahza kali birle eyleme
Bu mücedded türbenin seridesin küfdesin ?
Dehina üryan-ı sevb kaale yaz tarihini
Seyyid





Sultan II. Abdulhamid tarafından onartılan Seyyid Ahmed-i Kebir Türbesi ve hazire.


Türbe içindeki sandukaların genel görünüşü.



Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi haziresinden görünümler


Hazireden bir başka görünüş.



Küçek Seyyid Ahmed-i Kebir er-Rufâi'nin oğlu Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâİ'nin Amasya Hakale ( Yolpınar ) Köyü'ndeki Türbesinde Amasya Müzesi'ne getirilen ahşap sandukasından bir görünüş.



Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâİ'nin Amasya Hakale ( Yolpınar ) Köyü'ndeki Türbesinde Amasya Müzesi'ne getirilen ahşap sandukası




Kayseri Saat Kulesi, Atatürk Anıtı,Kalesi, Selçuklu Dönemi eseri Huand Hatun Külliyesi ve arkasında Zeynelabidin er-Rufâi el-Kayserani Türbesi kubbesi görülmekte. ( Ali Kılcı'dan )


Kayseri, Zeynelabidin er-Rufâi el Kayserani Türbesi genel görünüş.

Zeynelabidin er-Rufâi el- Kayserani Türbesi'nden bir görünüş.



Zeynelabidin er-Rufâi el-Kayserani Türbesi girişi ve kapı üzerindeki üzerindeki kitâbe.

Zeynelabidin er-Rufâi el- Kayserani Türbesi girişi ve kapı üzerindeki üzerindeki kitâbeden detay.
Zeynelabidin er-Rufâi Türbesi pencereleri üzerindeki sahte kemer ve içindeki beyitten bir detay
Zeynelabidin er-Rufâi Türbesi pencereleri üzerindeki sahte kemer ve içindeki beyitten bir detay.



Türbe içindeki Zeynelabidin er-Rufâi sandukası.

Kayseri Zeynelabidin er-Rufâi Türbesi kubbesini tutan kemerlerdeki kalemişleri
Kayseri Zeynelabidin er-Rufâi Türbesi kubbesini tutan kemerlerdeki kalemişleri

Merzifon 828 H./ 1425 M. tarihli Taceddin Paşa ( Çukur Şadırvan ) Camii

Ankara, Hacettepe Taceddin Sultan Camii

İstiklâl Marşı'nın Mehmet Âkif tarafından yazıldığı Ankara, Hacettepe Taceddin Sultan Dergâhı.
DİPNOT :
Kayseri Erciyes Üniversitesi Tarih bölümü tarafından düzenlenen Tarih İçinde Kayseri Sempozyumunda bildiri olarak sunulmuş, Sadi Bayram;" Anadolu'da İlk Rufâiler ve Hz.Zeynelabidin Ali er-Rufâi el-Abdali el-Kayserani Soyu Hakkında Hipotezler", I. Kayseri Tarih Sempozyumu Bildirileri, 11-12 Nisan 1996, Kayseri ve Yöresi Tarih Araştırmaları Merkezi Yayınları, Kayseri 1997, s.27-34. Bildiri metni tarafımızdan tekrar genişletilmiştir.
Genç nesil bilmez. 1960'lı yıllara kadar akademik Profesör unvanından sonra Ordinaryüs unvanı vardı.1960'dan sonra kaldırıldı, kanuni olarak eskiden alınanlar da ömür boyu geçerli kılındı.
2009 yılının başında ebediyete intikal eden, 1966 yılından beri tanıdığım, Selçuklu Dönemi Ulu Camileri en iyi bilen Prof.Dr. Halûk Karamağaralı'ya 1980-1990 yılları arasında '' Hoca, şu aklındakileri kitapta, makalede topla, Allahla andın yok, bildiklerini mezara götürme '' diye çok söyledim. Bir kelime için 10 yıl beklediğini de bilirim. Çok titizdi. Haksız olmayı çok isterdim ama, zaman bizi haklı çıkardı. Bu vesile ile Prof.Dr.Halûk Karamağaralı ve eşi Prof.Dr. Beyhan Karamağaralı'yı rahmetle anıyorum.
Hacı Muharrem Hilmi Efendi; ( Notlarla Yay. Süleyman Ateş), Kadiri Yolu Sâliklerinin Zikir Makamları ve Zâkirlere Hediye, Ankara 1976, s.51-52.
Terceme-i Hadaigul Hakaik fi Tekmiletiş-Şekaik. Atai Efendi, 1268, İstanbul, s.66-67. (Zeyl-i Şekaik-i Atai)

Büyük şahsiyetler için gömülü yerine medfun tabiri kullanılması o kişiye karşı saygıya delâlet eder.
Ahmed Eflâki, Ariflerin Menkıbeleri, ( Tahsin Yazıcı Tercümesi), C.2, Ankara 1954, s.378-379.Hürriyet Yayınları, İstanbul 1973, C.II. s. 287. ; Amasyalı Akif-Zâde Abdurrahim, Kitâbü'l-Mecmû Fi'l-Meşhudi ve'l Mesmu, ( Arapçadan çev.Doç.Dr.Hikmet Özdemir ), İstanbul 1998, s.76-81,82-83,389-391.
Ahmet Eflâki, age. C.II, s.287
Sadi Bayram, Lâdik Seyyid-i Ahmed-i Kebir, 19 Mayıs Eğitim Fakültesi Dergisi, 1990, Daha sonra konu genişletilerek Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, S.74, Ekim 1991, s. 139-156.
Sadi Bayram;" Amasya-Taşova-Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Veli er-Rufâi'nin 1257 Tarihli Arapça Vakfiyesi Tercümesiyle 997H./1588 M. Tarihli Seyyid Fettah Veli Silsile-namesi ", Vakıflar Dergisi, S. 23, Ankara 1994, s.31-74.; Erol Yurdakul, " Amasya- Yolpınar (Hakale-Kağla-Kağala) Köyünde Bulunan İslâmi Yapılar ", Vakıflar Dergisi, S.XXIV, Ankara 1994, s.178-180, 184-186.
İbn-i Batuta Seyahatnâmesinden Seçmeler, Haz. İsmet Parmaksızoğlu, 1000 Temel Eser, MEB. Yayınları, İstanbul 1971, s. 27.
İbn-i Batuta; Seyahatname, ( Çev. Mümin Çevik ), C.I-II, İstanbul 1983, s.126.
Sabih Erken, Türkiye'de Vakıf Abide ve Eski Eserler, C.I, Ankara 1970, s.; Sadi Bayram, Amasya-Taşova ¦ age.. s.56-57; Erol Yurdakul, age. s. 178-179.
Kadı Burhaneddin Ahmed için bkz.: Aziz bin Erdeşir Esterabâdi, Bezm u Rezm, ( Tercüme.Prof.Dr.Mürsel Öztürk), Kültür Bakanlığı Yayınları, Anakara 1990.; Prof.Dr. Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar C.II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991, s.23-223. ( Kadı Burhaneddin Ahmed ve Devleti anlatılır)-Resume De L'histoire Du Qadı Burhaneddin, s.225-244.; Prof.Dr. Ali Alparslan, Kadı Burhaneddin Divânı'ndan Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1978.; Prof.Dr. Mustafa Bakır, Kadı Burhaneddin Ahmed'in İlmi ve Hukuki Yönü, XIII. Ve XIV. Yüzyıllarda Kayseri'de Bilim ve Din Sempozyumu, Erciyes Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi 30-31 Mayıs 1996, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları,s.144-152. Sayın Prof.Dr. Bakır'ın söz konusu makalesinden öğrendiğimize göre özet olarak hayatının başlangıcına göz atarsak : Kadı Burhaneddin Ahmed, Kayseri'de birkaç göbek kadılık yapmış bir aileden 745 H./1345 M. senesinde dünyaya gelir. Annesi iki yaşında vefat ettiği için babası ilgilenir ve 4 yaşında eğitime başlar. 12 yaşında Nahiv, Lügat, Mantık, Hesap,Aruz gibi ilimler görür, siyakât yazısı öğrenir. Arapça ve Farsça divanlar okur. Daha sonra babası ile Şam'a gider, ok atmak, kılıç kullanmak, ata binme gibi sporla da uğraşır. 1358'de 14 yaşında iken Mısır'a gider. Fıkıh, Usul-ü Fıkıh, Feraiz, Hadis, Tefsir, Heyet, Tıp dersleri okur, Dört mezhep üzerinde fikirlerini derinleştirir. Tekrar Şam'a gelerek Kutbiddin Razi'den Keşşaf Haşiyesi, Metali Şerhi, Miftah ve Pezvedi gibi kitapları okumuş, 19 yaşında babası ile hac görevini ifa etmiş, hac dönüşünde babasını kaybetmiş, Haleb'e gelerek burada inzivaya çekilmiş, 766 H./ 1365 yılında 21 yaşında Kayseri'ye Kadı olmuştur. Ertane Beyliğinin iç karşıklığı sırasında kendisinden yardım istenir, bu yardım karşılığında 1378'de Vezir rütbesini elde eder. 1380'de naib olur. 1381'de Kendisini hükümdar ilân eder. 800 H. 1398 yılında Akkoyunlu Kara Yülük Osman tarafından Sivas'ta öldürülür.
Ali Rıza Karabulut; Mevlânâ'nın Hocası Seyyid Burhaneddin Hazretleri ve Kayseri İlmiye Tarihinde Meşhur Mutasavvıflar, Sistem Ofset Ankara 1994, İkinci baskı, s., 194-212.
Çukur Şadırvan (Taceddin İbrahim Paşa) Camii: Şadırvan karşısında bulunan çeşmesi 828 H./1425 M. tarihli olduğuna göre, camiin de hiç olmazsa aynı tarihlere konulabileceği düşünülmektedir. 1939 depreminde, minaresi şerefeye kadar yıkılıp, camiye de hasar verdiği sebebiyle 1970 yıllarına kadar kapalı kalmış, 1975 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü restoratörlerinden rahmetli Erol Yurdakul tarafından restore edilerek, eski haline kavuşturulmuştur. Camiin doğusunda, camiye bitişik bulunan kesme taştan inşa edilmiş Taceddin İbrahim Paşa'ya ait Deve Hanı da 1939 ve 1943 depreminde büyük zarar görmüş olup1949 yıllarında harabe halinde idi. 1970'li yıllarda Belediyece istimlâk edilerek Taceddin Camisi'nin etrafı açılmış ve sebze hali yapılmıştır. Babaannemin babasının evinin de Deve Hanı'nın karşısında olduğunu annem söyledi.

Çarşamba Hasan Bey'in cami vakfı 827H./1424 tarihli olup Emir-i Kebir Hüsamüddevletü veddin Hasan Bey bin el merhum Alparslan Bey ibn'ül emir el mağfur Tacüddin, olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Müceddet Anadolu Defteri s. 215'de bilgi vardır. Çarşamba'ya gidip resim çekersek ayrı bir makale konusu olarak düşünüyoruz.
Saim Savaş, "Tokat'ta Sümbül Zaviyesi ", Vakıflar Dergisi, S. XXIV, Tisamat Matbaası, Ankara 1994, s.200-201.
Mustafa Aksu;" Kayseri Vakıfları", Cumhuriyet'in 75. Yılı-XVI. Vakıf Haftası Armağanı, Kayseri 1998,s.52. 1544 tarihli Boyacıoğlu Üstad Abdi Vakfiyesi'nde Zeynelâbidin er-Rufâi adı geçmekte olduğu zikredilmektedir.
Ali Rıza Karabulut, age. s.198-199
Türbesi hakkında Mehmet Çayırdağ; Kayseri Tarihi Araştırmaları, Kayseri 2001, s.338-240. Ayrıca , Kayseri Büyükşehir Belediyesi'nin yayınladığı, Kayseri Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri CD'si s.463-466'ya bakılabilir. Zannederim bu Cd'nin hazırlanmasında meslektaşım ve bir zamanlar aynı kurumda birlikte çalıştığımız arkadaşımız Kayserili Mehmet Çayırdağ'ın rolü büyüktür.
Türbenin mimarisi için bkz: Remzi Aydın" Kayseri'de II. Abdulhamid Han Döneminde İnşa Edilmiş İki Yapı: Zeynel Abidin ve Seyyid Burhaneddini - Two Buildings That Constructed During II.Abdulham,d Han Era: Seynel Abidin And Seyyid Burhaneddin Tombs ",Zeitschrift für die Welt der Türken,Journal of World of Turks Vol.3, No.3, 2011.pp..287-309.
Sadi Bayram; "Türkler'de Esnaf Teşkilatı : Ahilik ve Loncalar ", Milli Kültür, Kültür Bakanlığı Yayınları, C.I, S. 7, Ongunkardeşler Matbaası, Ankara Temmuz 1977, s. 52.
Seyyid Es'ad el-Medeni, Müselsil, s.1-2.; Mustafa Rüştü Efendi, er-Ravzatü'n-Nediyye fi Terâcim-i Silsileti's - Sülâleti't-Tahiratil-Es'adiyye adlı Rufâi Menekıb-Nâmesi; Ali Rıza Karabulut, A.g.e. s.200.
Ali Rıza Karabulut, A.g.e.s.204; Seyyid Es'ad el-Medeni, Müselsil.( Silsiletü'r-Rufâiyye adlı Rufâi Menakıb-Nâmesi) S. 1-3; Kayseri Râşid Efendi Kütüphanesi No:21.177.
Seyyid Es'ad El-Medeni, Müselsilü Es'ad El-Medeni, Bulak-Mısır 1309, S.6
Mevlüt Oğuz; "Taceddin Oğulları", Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih “Coğrafya Fakültesi Dergisi , C. VI, S.5, Kasım-Aralık 1948, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, s.470-487.; Mehmet Bilgin; "Türkmen Beylikleri ve İskân Hareketleri", Giresun Tarihi Sempozyumu 24-25 Mayıs 1966, Bildiriler, s. 83-88; Elizabeth A. Zachariadou "Trebizond and Turks (1352-1402)", 'Î'ρχεϊον Πόντου, "Black Sea",Birmingham, 18-20 Mart 1978, Atina 1979, pp. 333-358.; Elizabeth A. Zachariadou " Trabzon ve Türkler", Çeviren Myrat Keçiş, (OTAM) Ankara Ünversitesi Osmanlı Araştırmaları, S.27, 2007 Ankara, s. 228-229; Mehmet Öz; XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı, Türk Tarih Kurumu .Türkiye'nin Sosyal ve Kültürel Tarihi Projesi, Ankara 1999, s.18,-24.; Prof.Dr.Faruk Sumer, "Tirebolu Tarihi", Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınları, İstanbul 1992, s.42-44.
Erol Yurdakul; "Taceddin İbrahim Paşa'nın Vakıfları ile Vakfın Merzifon'da İnşa Ettirdiği Hana Bitişik Mescidinde Yaptırılan Restorasyon Çalışmaları ", VIII. Türk Tarih Kongresi, 11-15 Ekim Ankara 1976,Taceddin İbrahim Paşa'nın Merzifon'da Çukur şadırvan Camii, Hanı, Vezirköprü'de Kurşunlu Camii ( 1494 M.) Amasya'da 1326 tarihli Gümüşlü Ahmed Paşa tarafından 1415 depreminde onarıldığı için onun adını alan camii, Taceddin İbrahim Paşa bin Hacıbey tarafından yaptırılan Çorum Paşa Hamamı , Zile Taceddin İbrahim Paşa Belediye Hamamı ( Osman Eravşar; Tokat Tarihi Su Yapıları ( hamamlar), Arkeoloji-Sanat Yayınları, Konya 2004, s.151); Sadi Bayram, Amasya Vakıflarına Genel Bakış, Ankara 2003 adlı bildirisinde " Taceddin İbrahim Paşa bin Sofu Mustafa'nın 20.04.1498 tarihli vakfiyesi vardır "
Hacı Emiroğulları-Bayramlu Beyliği için Bkz:.Mehmet Bilgin, age..s. 88-94, .Mehmet Öz; age., s. 24, 25,27,29,36.; Faruk Sumer, age .s. 36, 45.. ; Sadi Bayram;Yakın Tarihimizde Merzifon, Amerikan Anatolian Koleji ve Belgelerle Ermeni Ayaklanmaları, Önder Matbaacılık, Ankara 2012, s. 61-65.
Sadi Bayram, "Taceddin Sultan ve Evradı", Türk Dünyası Tarih Dergisi, S.87, Mart 1994, Başak Ofset Matbaası İstanbul 1994, s.45-53.Bizden sonra Dr.Nazif Öztürk konu üzerinde yoğunlaşmıştır. Dr.Nazif Öztürk; "Taceddin Sultan'dan Mehmet Akif'e ", Mehmet Akif Dönemi ve Çevresi Sempozyumu, Ankara 27 Aralık 2008, Türkiye Yazarlar Birliği- İlim Yayma Cemiyeti, Ankara 2009, s.212-229.; Daha sonra Prof.Dr.Mustafa Aşkar konuya eğilmiştir. Mustafa Aşkar, "İstiklâl Marşı'nın Yazıldığı mekân olarak Ankara'da Celveti Dergâhı ve Taceddin Sultan ", Üsküdar Sempozyumu III. Aziz Mahmud Hüdayi Uluslararası Sempozyumu Bildirileri, 20-22 Mayıs 2005, 2006, Cilt.II, s.195-217.
Es'ad Efendi'nin belirttiğine göre, babasından ve hocalarından duyduğu kadarı ile Seyyid Burhaneddin Ahmed ile Zeynelabidin Ali er-Rufai el-Kayserani amcazâdelerdir. Diğer taraftan anne bir, baba ayrı olarak amcası tarafından dedesi olan Seyyid İzzeddin Hasan er-Rufâi'nin kardeşi, Seyyid Burhaneddin'in amcası, ve evlendiği Seyyid Burhaneddin'in kızı Fatma Hanım da amca kızıdır.
Ahmed Eflâki, Ariflerin Menkıbeleri,( Tahsin Yazucı Tercümesi), C.2, Ankara 1954, s.378-379.
Erol Yurdakul,Amasya- Yolpınar (Hakale-Kağla-Kağala) Köyünde Bulunan İslâmi Yapılar, Vakıflar Dergisi, S.XXIV, Ankara 1994, s.178-180, 184-186.
Amasyalı Akif-Zâde Abdurrahim, Kitâbü'l-Mecmû Fi'l-Meşhudi ve'l Mesmu, (Arapçadan çev.Doç.Dr. Hikmet Özdemir ), İstanbul 1998, s.76-83. Bu makalenin yazarı da aynı soydan gelmektedir.
Bayram ailesi ile ilgili bkz. Osman Fevzi Olcay, Amasya Şehri, (Sadeleştirenler: Harun Küççük- Kurtuluş Altunbaş), Amasya Belediyesi Yayınları, İkinci Baskı, 2014, s.56,58,64,68,84-85.
Abdi-Zâde Hüseyin Hüsameddin, A.g.e.s.271
Sadi Bayram, "Beyhan Sultan Vakfiyeleri,Tezyinatları ve Türk Tezhip Sanatındaki Yeri ",XI.Türk Tarih Kongresi, Ankara, 5-9 Eylül 1990, Kongreye Sunulan Bildiriler, Ankara 1994,C.III, s.1133,, Levha.310.,Res.13
Amasyalı Akif-Zâde Abdurrahim, age. s.389-390.
Amasyalı Dişci rahmetli Atıf Bayramoğlu'nun babası, rahmetli Dişci Es'at Bayramoğlu'nun, milli güreşci rahmetli Nabi Bayramoğlu'nun ,Yalçın Bayramoğlu'nun dedesidir.
Haşmet Efendi'nin üç oğlu vardı. Reşat Bayram ( Konya Müzesi Müdürü Yusuf Akyurt, Merzifon tarihi eserleri için Reşat Bayram'dan bilgi almıştır), Merzifon Nüfus Müdürü rahmetli Suat Bayram, Suluova Tahrirat Müdürlüğünden emekli rahmetli Cevat Bayram
Sadi Bayram," Ladik ve Seyid-i Ahmed-i Kebir er-Rufâi Hazretleri", Türk Dünyası Araştırmaları, S.74, Renk Ofset, İstanbul 1991,s.155-156. Bkz. Dipnot.20.; Sadi Bayram, "Seyyid Nureddin Alparslan er-Rufâi'nin 1257 Tarihli Vakfiyesi", Vakıflar Dergisi, S.23, Ankara 1994, s.34, 57.
Aziz Taşan; Merzifon Şairleri, Önasya Mecmuası, S.2, Ajans-Türk Matbaası Ankara, Ekim 1965, s.20-21.
Gotthard Jaschke; Havza'da Mustafa Kemal Paşa, Belleten, C.XLVI, S. 182, Nisan 1982, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, s.352.
Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, 1330, C.I,s.164,246; (Ali Yılmaz-Mehmet Akkus Tercümesi), Ankara 1986, s.133, 199.
Hüseyin Hüsameddin, age., , s.109.
Hüseyin Hüsameddin, age. s.262.
Hüseyin Hüsameddin, age. s.160-161.
Hüseyin Hüsameddin, age., s.173.
Hüseyin Hüsameddin, age.. s.178
Hüseyin Hüsameddin, age.s.238-239.

Yayınlandığı Yer: WEB SITESI ,23.03.2009
Yazar : SADI BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Kur'an Ve Bilgisayar-computer Ilişkisi
  • Amasya Uluslararası Alimler Sempozyumu Ardından
  • ?Îdî-zâde -Âkif-zâde Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Sultan ıı. Bayezıd?ın Hattatı, Amasyalı şeyh Hamdullah Kur'an-ı Kerim'i Ve Bir Hâtıra
  • ?Îdî-zâde (- âkif-zâde) Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Osmanlı Döneminde Latin Harflerine Geçiş çalışmaları
  • Mühr-ü Süleyman Ve Türk Kültürü
  • Izgü Mescid
  • Taceddin Sultan Ve Evradı
  • çift Başlı Kartal
  • Türk Kültüründe ölüm
  • Bâki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedâdır
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Bosna- Hersek Ve Balkanlarda Vakıf Kültür Izleri
    (seminer Konu?mas? )
  • Ahlat Vakıfları
  • Selçuklu Kervansaraylarının Turizme Açılması
  • Hasan Paşa'nın Vakfı, şeyhülislÂm Ankaravi Mehmed Emin Efendi Vakfiyesi, Ve Ankara Sulu Han HikÂyesi
  • Yemen Fatihi Gazi Sinan Paşa Vakfiyeleri, Tezyinatı Ve Türk Süsleme Sanatındaki Yeri
  • Yakın Tarihimizde Merzifon, Merzifon Anatolian Koleji
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Türk Hat, Yazı-resim, Cilt Ve Tezhip Sanatı Ile Ilgili
  • Vakıflar Dergisi Makaleler Fihristi ( 27. Sayıya Kadar )
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Sultan ıı. Mahmud'un Vakfiyelerindeki Tezyinat
  • Maniheizm Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkında Yönetmelik
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Türk'ün Yolu Nereye Gidiyor
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Osmanlı Devleti Hakkında Bir Kronoloji Denemesi
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphrodosıas'ı ( Tisan )
  • Anadolu Turk - ıslam Sanatında Bazı Yapılar Ve Kronolojıye Aıt Katalog Denemesı...
  • Türk Kültüründe ölüm !
  • Büyük Türk Düşünürü Hacı Bayram-ı Veli Ve Akkoyunlu Uzun Hasan'ın Ankara Hacı Bayram Türbesi'ne Vakfettiği H
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Osmanlı Döneminde 1899 -1920 Yıllarında Istanbul Camilerinden çalınan çiniler
  • Peygamberler şehri Tarsus Ve Tarsus'da Bir özbek Vakfı
  • Başkent Ankara'nın Ihtiyacı Olan Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak ?
  • Ankara Ulus Semtinde Türk Vakıf Araştırma Merkezi'nde 15.11.1998 Tarihinde Hali Sergisi Açılış Konuşması
  • Prof.dr. Albert Gabriel'e Ait Bazı Belgeler
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ahilik Ve çıraklık Eğitim Ve öğretim Vakfı
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Cumhuriyet'in Derinliklerinden Hatıralar : Eski Ankaralılardan Dostum Sayın Nurettin Daş Ile
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphorodisias'ı ( Tisan Yapı Kooperatifi )-anatolıan : The Cradle Of Cı
  • Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve
  • Bektaşi Nutku (kendini Bil Ki, Tanrıyı Bilesin)
  • Kültürümüzde Hoşgörü
  • Fatih Sultan Mehmed'in Eyüp Sultan Külliyesi Vakfiyesi
  • Hicaz Demiryolları Ve Vakıflar
  • Mostar Köprüsü Restorasyonu Hakkında Ilk ön Rapor
  • Atatürkün Vakıflar Hakkındaki Konuşmalrı
  • Selçuk-name
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Konyadaki Esk; Eserler Hakkında Atatürkün Başbakan Ismet Inönüye Telgrafı
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ord.prof.dr. Ahmed Süheyl ünver
  • Türk Kültürü Ve Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak Için
  • Istanbul'un Fethine Kadar Beylik Dönemi Vakfiyeleri
  • Kıbrıs, Gürcistan, şirvan Fatihi Lala Mustafa Paşa'nın 1563 Tarihli Vakfiyesi
  • Vakıf Arazilere Ve Gayrimenkullerine Tecavüz Ve Düşündürdükleri
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasından Sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması Ile
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan 1783-1810 Tarihleri Arasında Işlem Görmüş Bir Mühür Tatbik Deft
  • Türk Kültürünün Temeli Vakıflardır
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Eyüp Sultan Türbesi'nde 1919-1920 Tarihlerinde Yapılan
  • Merzifonlu Hacıbayramoğlu Maden Mühendisi Mehmed Akif Efendi
  • Selçuklu Tarihi, Selçuk Adı
  • Cumhuriyet Dönemi Kültür çınarlarından : Mahmut Akok
  • Mardin Vakıfları,imam Zeynel Abidin'in 1158 M. Tarihli, Ve
  • Tarihte Türk Adı Ne Zaman Ortaya çıktı ?
  • Sahib Ata Fahrü'd-din Ali'nin Konya Imaret Ve Sivas Gökmedrese Vakfiyeleri
  • Phil.dr.hamit Zübeyr Koşay
  • Bulgarlar'ın Antik Başkenti Bulgar şehrindeki Islam Dönemi Mimari Eserlere Ait Panorama
  • Taşınır Kültür Varlıklarımızın Korunması Ve Yasa Dışı Trafiğinin önlenmesi
  • Ragıp Efendi'nin 1913-1922 Yılları Sibirya Ve Türkistan
  • Istanbul Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde Bulunan Tılsımlı Iki Gömlek Ve Kültürümüzdeki Yeri
  • Niksar Vakıflarına Genel Bir Bakış
  • Gazi Yahya Paşa'nın 1506 Tarihli Vakfiyesi
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Kanuni Sultan Süleyman'ın Oğlu şehzade Mehmed'in 1548 Tarihli Vakfiyesi, Hududnamesi Ve Türk Sanatındaki Yeri
  • Merzifon Ulu Camisinin Yeri Ve Merzifon'da Türk Islam Eserleri
  • Merzifon, çelebi Sultan Mehmed Vakfı üzerine Bazı Belgeler
  • Hayat Ağacı, Kültürümüzdeki Yeri, önemi Ve Mitlerin Ardındaki Gerçek
  • Türk Kültürünün Izleri üzerinde Araştırmalar: Etrüskler'in Ilk Vatanı Anadolu Mu? : Truva Savaşı Ve Etrüskler
  • Yıldız çini Fabrikasına Ait Birkaç Vesika
  • Selçuklu Vakfiyeleri üzerine Bazı Düşünceler
  • Xıv. Asırda Tezhiblenmiş Beylik Dönemine Ait üç Kur'an Cüzü
  • Baki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedadır
  • Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. Yıldönümü Münasebetiyle: Sultan ı.mahmud'un Orjinal Iki Vakfiyesi
  • ııı. Selim'in Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve Türk Süsleme Sanatına Batı Sanatının Tesirleri
  • Osmanlı Dönemi Bazı Vakfiyelerin Hayır şartlarından Damlalar !
  • Bektaşilik Ve Masonluk
  • Minyatürle Ilgili Seçilmiş Bibliyografya
  • Kaynaklara Göre Güney-doğu Anadolu'da Ptoto- ön Türkler
  • çelebi Mehmed Vakfı Arazisi üzerine Kurulan Merzifon Anatolian Koleji Ve Hastaneye Ait Bilgiler
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Safranbolulu Izzet Mehmet Paşa Vakfiyesi Ve Kütüphanesine Ait Tezyinatlı Iki Kur'an-ı Kerim
  • Istanbul Depremleri Ve Mimar Koca Sinan'ın Bilinmeyen Bazı Teknikleri
  • Merzifon'da Bilinmeyen Br Türbe '' Künbet Hatun ''
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkındaki Yönetmelik
  • Bitlis Vakıfları Ve Vakıf Eski Eserleri
  • Vakıf Eski Eserlerin Yeni Koruma Politikası
  • Sultan ııı.osman Vakfiyesi, Tezyinatı, Cilt Sanatı Ve Türk Kültüründeki Yeri
  • The Deed Of Foundatıon Of Sultan Osman The Thırd, ıts Embellıshments, Bındıng And ıts Place ın Turkısh Culture
  • Hacı Bektaş-ı Veli, Merzifon'da Piri Baba, Budapeşte'de Gül Baba Ve Bazı Bektaşi Vakıfları
  • Nurbanu ( Atik ) Valide Sultan'ın Istanbul-üsküdar'da 1582 Tarihinde Tesis Ettirdiği Vakfiyesi
  • Girit Defterdarı Rıdvanzade Hacı Mehmed Efendi Oğlu Ali Efendi'nin 1748 Tarihli Vakfiyesi Ve Tezyinatı
  • Bir çınarın Ardından... Yılmaz önge Dostumuz Hakkında Kısa Anekdotlar...
  • Beyhan Sultan Vakfiyeleri Ve Tezyinatları
  • Beypazarı Vakıflarına Genel Bir Bakış Ve Beypazarı Sadr-ı Azam Nasuh Paşa Hanı
  • Türk Kültürü Ve Biz
  • Bulgaristan'da Bulunan Osmanlı Vakıflarıdan Bir Demet
  • Bulgaristan'da Müftü Yardımcısı Yetiştiren Bir Vakıf Kuruluşu: Nüvvap
  • Ladik Ve Seyyid Ahmed-i Kebir Er-rıfai Hazretleri
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Halı Müzesi'nde
  • Bektaşi Nutku
  • Balkanlar Ve Kosova Facıası
  • Cumhuriyet'in Kuruluşunun 90. Yılında Başkent Ankara:
  • Istanbul Fethinin 555. Ayasofya'nın Müze Olmasının 74. Yıldönümü Vesilesiyle:
  • Atatürk'ün Vakıflarla Ilgili Sözleri
  • 893 H / 1488 M. Tarihli Akkoyunlu Yakub Han Vakfiyesi
  • Komünizmin Sembolü Lenin Yıkıldı, Sıra Bizans'ı Dize Getiren Fatih Sultan Mehmed'e Mi Geldi ?
  • Afganistan Tarihine Kısa Bir Bakış Ve Türk Subaylar Eskden Olduğu Gibi Milenyumda Da Afganistan Ordusunun EğitimÄ
  • Ayaş Vakfiyeleri üzerine Bir Deneme
  • Hacı Bayram-ı Veli Ve Tarıhe Bağlılık
  • Amasya-taşova- Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Alparslan Er- Rufâi'nin 655 H./1257 Tarihli Arapça Vakfiyesi Tercümesi Ve
  • Birgi Ulu Camii Içşn 1327 M. Tarihinde Yazılan Kur'an
  • Ankara'da Roma Anıtı- Res Gestae
  • A N " Akhi " Genealogical Tree
  • Milenyum Ruyası: Osmanlı Devleti'nin 700 Kuruluş Yıldönümü Ve Düşündürdükleri üzerine Bir Deneme
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Kendinden Desenli üzeri Yazılı Iki Kumaş
  • Kur'anda Yol Gösterici Ayetler
  • Osmanlıda Resi Ilk Müze Adı Ne Zaman Ortaya çıktı?
  • Amasya Vakıflarına Toplu Bakış
  • Izmir Bahri Baba Eski Musevi Mezarlığı
  • Anadolu'da Xııı. Yüzyıl Başlarında Bir Rufâi Zaviyesi
  • Glazed Tles Stolen From ıstanbul Mosques Between 1899-1920 Ottoman Period
  • Sultan ıı. Abdulhamid'in 1888 Tarihli Vakfiyesi Tezyinatı Ve Osmanlı Imparatorluğunda Ilk Toplu Konut Projesi
  • Tokat Vakıfları
  • şehirciliğe Katkısı Olan Kadınlar: Istanbul _üsküdar- Toptaşı, Nûrbânû ( Atik Valide ) Sultan Külliyesi
  • Türk Hâkimiyeti Döneminde Merzifon Mezarlıkları
  • Anadolu'da Xııı.y�zyıl B�r Rufa� Zav�yes�
  • Hayatını Vakıflara Vakfeden Y.mimar -mühendis Prof.dr. M. ılmaz önge
  • Başbakan Ismet Inönü'nün Cami,mescit Ve Diğer Vakıf Eski Eserlerin Korunmasıyla Ilgii Bütün Bakanlıklara Ve Genel Müdürlüklere G
  • EvkÂf-ı IslÂmiye Müzesi'nin Kuruluşu Ve Yönetmeliği
  • Giresun Ili Vakıflarına Toplu Bir Bakış
  • Türk-islam Yapılarında Kronoloji Denemesi
  • Merzifon Tarihinden Yapraklar
  • Momumentum Ancyranum-res Gestae- Ankara Yazıtı-augustus'un Yaptı?ı ??ler
  • Bayramlu Beyliği (hacıemiroğulları )
  • Osmanlı Devletinde Vakıflar Ve Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakfiyeleri
  • Kur'an Ve ılım
  • Kur'anda Yol Gosterici Ayetler
  • Kur'an'ı Kerimdeki Cinle Ilgili Ayetlerin Tamamı
  • Kur'an-ı Kerim'ın Arapca ındırılmesı ıle ılgılı Ayetler
  • Xıı-xııı.yüzyıl Türk Hamamları
  • Tanrı Ve Yazğı
  • Balkanlar Ve Kosova Faciası
  • Amasyalı Meşhur Eski Devirdeki Tarihçiler
  • Başkent Ankaranın Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak
  • Anadolunun Gobegınde 1229 Tarıhlı Tascı Ustalarının Dantel Gıbı ısledıgı Dıvrıgı Ulu Camı Ve Darussıfası
  • Merkez Efendının Mursıdı Merzıfonlu Sunbul Sınan
  • Merzıfonlu Tarıhcı ısmaıl Hamı Danısment
  • Amasyalı Tarıh Ve Cografyacılar
  • Milli Kütüphane'nin Dire?i Dr. Müjgan Cunbur 85 Ya??nda
  • Bektasılık Ve Tasavvuf
  • Alev?lerde Nas?p Alma Tören?
  • Asker? Kat?p Hafız ?brah?m Ethem Efend?’nin Eyüp Sultan Türbes?ne A?t Nukut Vakf?yeler? - Türkiye Vak?flar Bank.özelle?tir
  • Tar?kat-ı Rufaî ( Anonim )
  • Türk Tezh?p San'atına Genel B?r Bakı?
  • Sultanahmet Halı Müzes? Ve Vakıflar
  • Tokat Vakıfları
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  •