SİLSİLENAMELER - GENEALOGY
İRLANDA-DUBLİN, CHESTER BEATTY LİBRARY'de BULUNAN 1598 Tarihli Zübtedü't- Tevarih
İRLANDA-DUBLİN, CHESTER BEATTY LİBRARY'de BULUNAN
1598 TARİH MADALYONLU MİNYATÜRLÜ ZÜBDETÜ'T-TEVARİH

Grafiker Ldt..Şrk. tarafından kitap haline getirilmiş olup sponsor beklemekte

Sadi BAYRAM
Duygu ve düşüncelerin çizgi, hareket, renk ve tonlarla kâğıt, bez, mukavva, ağaç vs. yüzeyler üzerine kalem ve boyayla ifade edilme sanatı olan resim; canlı cansız bir nesneyi tuvale, duvara veya bir kâğıda görsel olarak aktarmak olarak da yorumlanabilir. Portre ise bir kimsenin yağlı boya, suluboya, karakalem vb. bir yolla yapılmış resmidir, bir kişinin yüz ifadesinin yansıtıldığı eserdir ve bu sanatı icra eden kişiye portre ressamı, bu sanata da portre ressamlığı denir. Bir diğer bakış açısı ile geçmiş zamanın şahsiyetlerinin görselliğini gelecek zamanlara aktarmak olarak da vasıflandırılabilir. Portrede ana gaye kişinin o andaki içinde bulunduğu ruhsal durumu mimikleri ve duruşu ile yansıtmaktır. Portre ressamının başarısı bu ruh halinin ne derece mükemmel yansıtılabildiği ile yakinen ilgilidir. Bu konu şüphesiz ki yapılacak resmin tuval, fresk, kâğıt ve benzerlerinin kalitesi, kullanılan boya, bir uzmanlık ve el mahareti de gerektirmektedir. Rönesans'ın hümanist düşüncesi, insana yönelmesi ve onu ilgi odağına yerleştirmesi Avrupa'da daha çok talep gördüğünden portre ressamlığı da burada gelişme imkânı bulmuştur. Asilzadelik tutku ve düşüncesi, Batı'da olduğu gibi, Doğu'da da Orta Çağ'dan beri çoğu kişilerin konusunu oluşturmuştur. Batının müstesna salonlarını kral-kraliçe, baron-barones, kont-kontes gibi aile büyüklerinin portreleri süslemiştir. Ressamlar kişilerin iyi niyetini kötüye kullanarak yararlanmak istemişler, şöhret düşkünü asilzadelerin atalarının, akrabalarının resimlerini yaparak, şahsi çalışma alanlarını genişletmek imkânı bulmuşlardır. İslâmiyet'te resme yaklaşım farklıdır. İslam'da resmi yasaklayan bir âyet olmamakla birlikte hadis vardır. Putperestlikten tek tanrıya geçişte, resim ve heykele tapılmaması için Hz. Muhammed, Müslümanlıkta resmi yasaklamış, yazı istifini resme uygulayan hattatlar bugünkü tabirle sürrealist resimler yapmışlardır. Ancak buradaki ince ayrım İslâmiyet'in yasak ettiği şeyin resim yapılması değil, bu resimlerin put haline getirilerek tapınılması ve Allah ile bir tutulması olduğudur. Şunu da belirtmek gerekir ki saraylarda ve Müslüman aristokrasisinde geleneksel minyatürler suretiyle resim arzularından da uzak kalınmamıştır. Doğu dünyasında emir-sultan, padişah, kral ve derebeyler, beyler, meşhur ağalar felsefelerine göre geçmişlerini, ziyadesiyle kahramanlara ve din büyüklerine bağlama ihtiyacını duymuşlardır. İslâmiyet'in kabulünden sonra; İslâmiyet'teki geleneksel resim yasaklarını dikkate alarak, şair meddah folklorik tarihçiler kanalı ile padişah-sultan, emir-bey gibi devrin önde gelen idarecilerinin soylarını, ya bir kahramana veya bir din büyüğüne bağlamayı âdet haline getirmeye çok uğraşmışlardır. Bu şekliyle sanatçıların aldıkları ihsanın, önemli oranda arttığı zannedilmektedir. Bahse konu şahısların bundan dolayı, mevkilerinin ve çevresindeki üstünlüklerinin ve baskınlıklarının önemli ölçüde arttığı da varsayımlar arasındadır. Devrin saygın idarecilerine kendilerinden önceki cihan tarihinin özetlerini, onların anlayabileceği açıklıkta ve seviyede anlatma veya yazma alışkanlıkları da yerleşik düzene geçer geçmez başlamış ve yüzyıllarca devam etmiştir. Fatih Sultan Mehmed' in babası Sultan II. Murad'a takdim edilen 824, 835, 843 H./ 1421, 1431-32, 1439-40 M. tarihli takvimler bunlardan birkaçıdır . Sultan III. Murad zamanında yazılan Tevârih-i Cedid-i Mir'ât-ı Cihân, bunlardan sayılabilir . Önceki yüzyıllarda başlayan şifahi tarihi yazıp, padişahlara verme ve bu tarihlerden padişah ve vezirlerin ders alması geleneğinin, Orta Asya, Abbasiler, Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları'nda ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine kadar devam ettiğini zannediyoruz. Zira taş baskılı silsile-nâmeler, Nakibü'l-eşraflar tarafından verilen ber'atlar, seyyidlik unvanları, bunların birer delilidir. Osmanlı toplumu, Hz. Muhammed soyundan gelenlerin; yani, seyyidlerin soyağaçlarını Nakibu'l eşraf adı verilen bir makam tarafından tutulmasını emretmiş, yakın tarihlere kadar bu müessese devam etmiştir. Dolayısıyla her önüne gelenin seyyidlik vasfını alması bir nebze önlenmiştir. Soyağaçlarının ekserisi rulo şeklinde ve kırmızı-siyah mürekkeple yazılmıştır.
Eserde; Hz. İdris ve melek, İranlı Cemşid, sağda insanlığın ikinci atası sayılan Hz. Nuh, Hz. Nuh'un oğulları Yafes, Ham ve Sam; Hz. Hûd, Hz. Salih, Persab, Hz. Hızır ve Hz. İlyas , Azer, Erzu oğlu Harun, Hz. İsmail, Hz. Halil, Feridun neslinden Hoşenk, Hz. İshak, Hz. Yakub, Menuçehr, Mısır Sultanı Yusuf Ruşen, Hz. Eyyub, Hz. Yusuf; Zaloğlu Rüstem, Hz. Beşir, Hz. Zülküfil, Hz. Yuşâ Nebi, Keykâvus, Hz. Harun, Hz. Musa, Hz.Leys, Hz. Şuayb, Hz. İlyas, Hz. Elyesa Nebi, Hz. Aziz, Hz. Danyal Nebi, Hz. İsmail, Hz. Davud, Hz. Süleyman, İskender Zülkarneyn, Hz.Zekeriyya, Hz. İsa, Hz. Yahya, Enuşurevan-ı Adil, Abdülmuttalib, Hz. Muhammedi, Hz.Ömer, Hz. Osman, Hz. Ebubekr, Hz. Ali, Hz.Hüseyin, Hz. Hasan, İmam-ı Âzâm Ebu Hanife, Ebu Müslim Horanani, İmam Şafi, Melik Büveyh Deylemi, Enuşirevan Ahmed Adil, Ebu Mansur el-Deylemi, Halife Harun el-Reşid, Me'mun Halife, Sultan Mahmud Gaznevi, Bilteğin ( Biltekin ), Abbasi Halifesi Mu'tezzibillâh, Behram Şah Gaznevi, Abbasi Halifesi el-Muktedibillâh, Sultan Sencer, Melikşah Ebu'l-feth, Abbasi Halifesi El-Müstencidbillâh, Cengiz Han, Abbasi Halifesi El-Mu'stansırbillâh, Abbasi Halifesi Mu'tasımbillâh, Cengiz Han oğlu Kaan Han, Mengü Kaan, Hülâgü Han, Gazan Mahmud, Mehmed Hüdâbende, Sultan Orhan Gazi, Murad-ı Hüdâvendiğâr, Yıldırım Bayezıd ve Çelebi Mehmed, Sultan II. Murad,Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezıd ,Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Sultan Süleyman Han,Sultan III. Selim, Sultan III. Murad ve III. Mehmed'e ait 82 minyatür yer almaktadır . XVI. asırda ise bu moda oldukça yaygın olup, belli bir kısmı da tezhipli ve madalyonlu minyatürler halindedir . Bu yazma eserler Zübdetü't-Tevârih, Subhatu'l-Ahbar veya Silsile-nâme adıyla da anılmaktadırlar. Söz konusu minyatür portreli eserler; Bağdad, İstanbul, Edirne, Kazvin, Konya'da yapılarak, ekoller ve atölyeler de kurulmuştur. Mevlevi Dergâhları'nda bu çalışmalara destek olunmuştur. Bu cümleden olarak Bağdad ekolüne ait bir Zübdetü't Tevârih, İrlanda'nın Dublin şehrinde Chester Beatty Kütüphanesi'nde T. 423 numara ile muhafaza edilmektedir. Eser, Şevval 1006 H./ Mayıs 1598 M. tarihlidir . Hattatı, Bağdad'da ikamet eden Isfahanlı Ebu Talib'dir. Yazma üç kısımdan ibarettir. Ketebe, birinci kısmın sonundadır.

I.Kısım: Birçok Zübdetü't Tevârihler de olduğu gibi, Yusuf bin Abdülhadi tarafından Arapça olarak kaleme alınmış olup, Hz. Muhammed ve ashabına ait biyografik bilgilere haizdir. 1 a varağı boştur.
1 b - 2 a varakları karşılıklı zahriye sayfası olup, tezyinatı XVI. asırdan çok XVII. asır özelliklerini tam olarak yansıtır. Kartuşlar cetvel dışına taşar. Üst, alt ve yanlarda da kartuş ilâveleri vardır.
İki sayfalık Arapça metin bulunan her sayfada 12 satır mevcut olup Elhamdülillâhillezi kelimesiyle başlar ve aşağıdaki anlamı veren metin bulunur:
"Allah'a hamdolsun ki; en iyi yarattığı bütün halkından Hazret-i Resul-ü Ekrem nuri vücudu ilâhiden ve gizli emniyetli yarattığı en iyi mahlûkattır. Fazlasıyla verdiği nimet ve yardımlar şÃ»kûr hamdi hak etmiştir.
Şahadet ederim ki; Allah'tan başka ilâh yoktur, saltanatında ve mülkünde tekdir ki, iyiliği ile ve yardımı ile yarattıklarını kendine sevirdirmiştir. Vaad olunan Cennetine yaklaştırmıştır. Haznelenen ateşten uzak tutmuştur. Ve yine şahadet ederim ki; Hz. Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir ve sevgilisi ve arkadaşıdır. Allah'ın salât ve selâmı üstüne ve ehline ve arkadaşlarına ve eşlerine ve emniyet içinde yaşayan ümmetine çok selâm olsun.
Sonra, ateşe atılan ve sırtında bol ve büyük günahları ile tanınan kulu Abdülhadi oğlu Yusuf sözlerine dayanılarak hazırlandı . Kardeşlerden bir kardeş ve tanıdıklarından bir sevgili ve yücelerden biri bu Nebevi şecere ve parlayan inciyi tanıtan ve gösteren cevherlerden bir cevher ve incilerin en pahalısı, düşünceleri ihya eder ve yanındaki beyinler durur ve bazıları Racım kıssasını aldırış etmeyip hafife alır ise, Baracım kavmi gibi kaybeder. Peygamberlerin ahvalinde ve buyruklarını bir çıkar için değiştirmeyip ve iyi emirlerine itaat ve rızalarını alıp ve onlardan istenileni yerine getirip, tamamlayıp ve vasfına şereflendirip rızıklarını paylaştırmada hızlandırıp ve beş safhada belirlenmiştir. Birincisi; hizmet görenler ve kullarını ihtiva eder. İkincisi; komutan ve askerlerini, Üçüncüsü; silâh ve malzemelerini, Dördüncüsü; askerleri ve bineklerini, Beşincisi Peygamberlerin siret , yani hayatını ve ondan olan cevher ve lâyık görülen inciler anlatılır. Metin oldukça ağdalı olup, ekseriyeti Allah'a ve Hz. Muhammed'e methiye ile yapılmış bir giriştir. Eski çağlardan XIX. yüzyılın sonuna kadar; devlet büyükleri, Padişah, Hz. Muhammed ve Allah'ın şefkatine sığınmak için bu tür yakarış ve övücü cümlelerden müteşekkil iki sahifelik başlangıç-konuya giriş yazılması, âdeti bulunmaktadır . 2 b - 3 a varakları; Hz. Peygamberimizin soy ağacı olup, Hz. Muhammed'in babası Abdullah, dedesi Abdülmuttalib'den, Ka'b'a kadar getirilir. 3b- 4a varakları, Hz. Muhammed'in hanımlarının sülâlesi soy ağacıdır. Ancak burada bir yanlış ciltlenmeden olsa gerekir, Meymune , Havle , Sevde binti Zem'a ile
başlar. Reyhâne , 3b varağında yer alır. 4a varağında; Cuveyriye , Safiyye , Zeynep , Mariye'nin soyu bulunmaktadır. 4 b varağında; Hz. Muhammed'in ilk eşi, Hz.Hatice Validemiz, Hz.Aişe , Ümmü'l Habibe ve Esma Hanım'ın şeceresi bulunur. 5 a varağında; yine Hz. Muhammed'in eşlerinden, Hafsa , Ümmü'l Seleme , Zeyneb, diğer adıyla Ümmü'l Mesakin'in isim ve soyları yer alır. 5 b varağı evlâd-ı Nebi olup ; el-Kasım , Tahir, et-Tayyib, İbrahim , Zeynep , Rukiyye , Ümmü Gülsüm , Fatıma'nın soy ağacı bulunur.
6 a varağında, Hz. Muhammed'in birlikte gerdeğe girmemiş hanımlarının soyları vardır.
6 b -7a varağı Ashab-ı Nebi sayfası olup; Hz. Ebubekr, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Zübeyr, Hz. Sadid, Hz. Saad, Hz. Ebu Ubeyde, Hz. Abdurrahman'ın soyları vardır.
7 b - varağı Peygamberimizin amcaoğulları; 8 a varağı, Hz. Muhammed'in kız çocuklarının evlatlarının soyu yer almaktadır.
8 b-9 a varaklarında Hz. Muhammed'in amcalarının soyu bulunmaktadır.
9 b varağı Peygamberimizin halaları; 10 a varağı Peygamberimizin halalarının çocuklarının soyu bulunur.
10 b varağı, Hz. Peygamberimizin babası ve dedesi ismi bulunur. Tezyinatlıdır.
11 a varağında; Hz. Muhammed'in cariyelerinin soyu bulunur.
11 b varağı köleleri; 12 a varağı binekleri ( develeri ) ve yemek kapları, kullandığı eşyalar hakkında bilgi vardır.
12 b varağı; kâtipleri, silâhdarları, emirleri yer alır.
13 a varağı 4 x 4 = 16 kareye ayrılmış olup her kare içinde; Peygamberimizin işçileri, vezirleri, hâkimleri, hazine eminleri, polis görevini üstlenen korumaları, develerini güden çobanları, silâhdarları yer alır. Aynı varağın altında 7 satır halinde, Hz. Muhammed zamanında meydana gelen hadiseler özetle anlatılır.
13 b varağı 13 x 12 kare çapraz cetvellidir. Burada Peygamberimizin amcaları, kızları, torunları, komutanları, ümeralar, kâtipler, Peygamber Efendimizin doğumundan vefatına kadar geçen çarpışmalar, fütühatlar vak'alar, kısa ve öz olarak yazılmıştır.
14 a varağı 9 x 9 kareye ayrılmış, altında ise, birer kare azaltılarak toplam 113 kare elde edilmiştir. Sağdan sola çapraz biçimde siyah mürekkeple yazılmış metin; soldan sağa (çapraz, sağdan sola okunmak üzere ) kırmızı mürekkeple metinler yazılmış ve yukarıda sözünü ettiğimiz karelere siyah-kırmızı metinler tek kareye gelecek tarzda, hizaları da bozulmamak kaydıyla oturmuştur. Aynı şekil, Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan Zübdetü't Tevârihlerde de bulunmaktadır . Yukarıda şeklini izah etmeye çalıştığımız cetvelde sırası ile ; Hz. Muhammed , Hz. Ebubekr, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan, Muaviye , Yezid bin Muaviye, Muaviye bin Yezid, Abdullah bin Zübeyr, Mervan bin Hakim, Abdülmelik Mervan, Abdülmelikoğlu..., Süleyman bin Abdülmelik, Ömer bin Abdülaziz'in ömür, hilâfet, vefat, gasıl, kefin, defin gibi kronolojik bilgileri, güzel bir mizanpaj tekniği ile okuyucuya sunulmaktadır. Son karelerin sağında ve solundaki dairelerde; hattat adı, şehir ve Allah onu affetsin, ibaresi vardır. Dairelerin yanındaki zemini koyulaştırılmış kısımda ise, Şevval 1006 tarihi Arapça yazı ile verilmiştir. II. Kısım: 14 b varağında başlar. Diğer eserlerde olduğu gibi dünya tarihi kısa olarak anlatılır. Osmanlıca yazılmıştır. 14 b varağı yine yaldız bir akroterle vakfiye tarzı tezyin edilmiş olup altında 8 satır metin bulunmaktadır. Kısa dünya tarihini anlatan metin 17 a varağına kadar devam eder. Ancak metin bitmemekte olduğu ve devam ettiği kelimelerden anlaşılmakta olup metnin devamı boş sayfa olduğu halde yazılmaması, eserin eksikliğini ortaya koymaktadır. Her sahifede 17 satır bulunur. 16 a varağı altın yaldızlı cetveli diğer sayfalardan biraz küçüktür, ancak yine 17 satır sıkıştırılmıştır. Metin Sipas ale'l-ıtlak ve sitayiş ol Bari Halâyık ibaresi ile başlar ve Vakıflar nüshasında olduğu gibi bir buçuk sayfa 3-4 kelime değişiklikle aynen devam eder, daha sonra özetlenerek değişir ve Sultan III. Murad oğlu Sultan Mehmed'in adı geçer ve devam eder. Hattat, genelde ( b ) yerine devamlı (p) harfi kullanmıştır. Dolayısıyla Azeri olması veya fars tesirinde olduğu kabul edilebilir? İhtimaller arasındadır. II. Kısmın Lâtin harflerine çevrisi şöyledir: Sipas ale'l-ıtlak ve sitayiş ol Bâri Halâyık , Hakim-i kadim hazretlerine olsun ki; vücûd-i âlem, bel âlem-i vücûdanın bahr-i vucûdundan bir katredir ve şuhud-i nur-u zuhur anın zuhûr-i şuhudundan bir lemhadır bir mübdi'dir ki, bir kelime-i kün ile bunca bin kelimat-ı hakayık zât-ı ümmü'l-kitabdan levh-i fıtra üzere tasvir buyurdu. Vücûd-i insan kelime-i câmia ve hem sahife-i kâmile kulûb-i âlem nüshasından intihap edüp lâtif düzdi ki, içinde suver-i cümle maâni ve kelimât-ı seb u'lmesâni tecrid buyurdu bir muhteri'dir ki mahz-ı istifâ ve hulus-i ictibayla Hazret-i Adem-i safi aleyhis-selâm mecmuasından güzin-i kulûp " hammertu tiynete âdeme bi-yedi erbâine sabahen " mucib-i üzre dest-i kudret ve pürkârâdet birle dâire i vücud safha-i şuhûd-i âlem üzre zer'etti. " Ve Lekad kerremnâ ben-i âdeme ve hamelnahüm fi'l-berri ve'l-bahri... " muktezasınca livay-ı kerâmet-i ben-i âdem bir - mefârik-i ehl-i âlem üzre fer'etti, ana hil'at-ı suretle " innallâhe teâlâ halaka âdeme âlâ surettihi " hil'atın geydirüp ve tuğray-ı ğarrayı " lekad halaknel-insâne fi ahsen-i takvim " (unvân-ı menşur tıynet eyledi vasiyet-i hilâfet-i " İnni câilün fi'l-erzi halifeteh vefkı üzre arsa-i gabrâdan mele i a'lâya eriştirdi ve anun zat-i zürriyatından enbiya ve evliyay-i fazılve ni'met ve mezid-i kerâmet ile mahsus ve mükerrem kılûp kenef i ismetde ve hücre-iriâyette perviş kıldı ve cümle enbiyadan seyyidil-mürselin ve hatimin-nebiyyin Hazret-i Muhammed Mustafa sallâl-lâhü aleyh-i ve âlihi vesellem güzin kıldı ve batı ebed tahta-i nisba yâd edüp tâc-ı mahbûb ser saadetine nihad etti. Salavat-ı zekiyat-ı na'ma'dûd ve tahiyyat ve vâfiyat-ı nâ mahdûd ilâ yevmil'l-mev'ud evvel nûr-i pâk sahib-i makam-ı idrak subhâneke mâ arafnâke ve ki'le-fi şanihi " levlâke lema halektul - eflâke kail-i kavil künt-ü nebiyyen ve kenzi hazain-i künt-ü kenzen mahfiyya rehnümay-i akvam-ı sübül ve Pişvay-i ve ma Muhammed'ün illâ rasûlün kad halet min kablihir-rüsûlü serdefter sahife enbiya ve fihrist-i ceride evliya ve hurşidfelek i asfiyâ ve merkez i dâire i asfiya Hazret i Muhammed Mustafa Sallallâhü aleyh-i ve selâme ve âli müctebâ ve eshab-ı mukteda ve hulefâ-i mühtedâ üzerine olsun ki cümle enbiyaya pişva ve zümre-i evliyaya rehnümadır emma ba'dü er tevlûd-i kavaid-i mahamid-i ilâhi ve tesis-i mebani dûrdur . Selef-i penahi sultan berhaka ve burhan mutlak-ı hasıl-ı kevn-i ve mekân sahip Kur'an zaman fahr-i Ali Osman es-sultan ibn es-sultan ibn es-sultan ibn es-sultan Mehmed Han ibn-i Sultan Murad Han hamise evvel Sultan girdun Cenab-ı etnap serâdekat izzet ve kamaran-i vesrapert felek-i asay-ı sahib-i Kur'an-i bavted devamdır. Arsa-i eyyam müekket ve muhallet müebbed-i bad ve kavaid-i saltanat ve esas-ı devlet bir basit memleket ve eftab-i inayet Padişah-ı esfasık mahtemah-i bir sersururan memâlik-i namütenahi taban ve derhaşan-ı bedal-i yevmu mübasül adem-i ya rızakul ibad. Nüsharaçon tam kırdımun gübdettarih-i nam kırdım. Min ağazbiyan berkerd-i Adem peygambere salavatullah-i nam kırdım min ağazbiyan berkerd-i Adem Peygamber'e salavatullah-i aleyhi derunundan beru ta hatem-i Resul-ü Muhammmed Mustafa Resulullah-i aleyhi vesellem vilâdetine diğer ehl-i acem eder ki, altı bin on üç yıldır, bazıları derler ki, beş bin dokuz yüz yıldır ve bazı eshab-ı hesap eder ki ebced i hurufun adedi mikdarınca der ki beş bin dokuz yüz doksan beş yıldır. Emma Yahudiler türabından şöyle nakil ederler ki, Hz. Âdem Aleyhisselâm zamanından ta evvel zamana değin ki, Hz. Resulullah ( Sallallahü aleyhi vessellem) Mekke'den Medineye'ye hicret etti. Beşbin kırküç yıldır. Ve Nasar-i İncil'den rivâyet ederler ki , Hz. Âdem Aleyhisselâm zamanından ta Resulullah Hazretleri (Sallallahü aleyhi vessellem ) zuhuruna değin beş bin yüz yetmiş iki yıldır. Amma kavl-ü ibn-i Abbas ( Radiyallahü Anh ) böyledir ki Adem safiyullah vaktinden ta Hz. Nuh Aleyhisselâm tevafukuna değin iki bin iki yüz elli altı yıldır. Ve Ondan Hz. İbrahim Aleyhiselâm mevlûduna değin bin yetmiş dokuz yıldır. Ve ondan ta Hz. Süleyman Nebi zamanına değin ki, Beytü'l Mekdis ( Küdüs ) bina etmiş idi. Beş yüz otuz altı yıldır. Ve ondan ta Hz. Musa Aleyhisselâm zamanına değin beş yüz altmış beş yıldır. Ve Ondan berû Hz. İskender Yecuce ve Mecûce Sedd-i yaptığı zamana değin yedi yüz onyedi yıldır . Ve ondan berû Hz. İsa Ruhullah mevlûduna değin üç yüz altmış dokuz yıldır, ve ondan beru ta Hz. Muhammed Mustafa ( Sallallahü aleyhi vesellem ) ve aleyhim ecmain dûne değin dört yüz otuz dört yıldır. Bu takdirce Adem aleyhisselâm devrinden Hz. Resulullah ( Sallallahü aleyhi vesellem ) devrine değin beş bin dokuz yüz elli altı yıldır . bu irade ihtilaf çoktur. Amma Seyyid Nimetullah Hazreti'nden rivayet olundu ki, Hicret-i Nebeviyye'den dokuz yüz doksanıncı yılında dûr kamer nihayet bulup dûr duhul hakimdir. Ve evvel-i tarihte vücüde gelen evladın on sekiz yıldan sonra vücuda gelen eşrat pahte yetişe denmiştür. Yıllar Kameri hisaplamıyladır, yoksa Şemsiyye dummiyle hisaplamıyladır malûm değildir. Netekim, Eshab-ı Kehf Kıssasından haber verir. " Velebisû fi kehfihim sinine vezdad-ü tis'a " Bu âyet-i Kerime nüzulünden sonra Yehud ve Nasara mübahişe düşüp dediler; üç yüz yıldan biz bilmemiş ve kitaplarımızda yoktur, deyû biz Hâk Teâlâ celle ve Alâ buyurdu ki, kul Allah-u âlem " Bima lebisû ğaybessemavat-i ve'l ard-i " , bazıları tevil ederlerki, üç yüz yıl şemsiye oldu ve dokuz yıl dahinın üzerine ziyade oldu ve şühuri Kameriyye hesab-ı üzerine üç yüz dokuz yıl oldu. Zira ki herhelde sene-i Şemsiyyenin ve sene i Kameriyye'den on gün karib tafavüt-u olur. Bu takdirce üç yüz Şemsiyye olur ve üç yüz dokuz yıl ve iki ayca ve on dokuz gün olur. Sene-i Kameriyye beş bin kadar teksir-i kelâmdan ğaraz şöyle malûm oluna ki; mahfiyat hazain-i ilâhiyye beşdirler. Elim variddır ki ana matlah olmak hiç efridanun eline verilmiş değildir. İş bu âyet-i hâkime ile ki içine Yunus ilmi zikir olunur " İnnnallah'e indehu ilmussaati ve yünezzilül ğeyse ve yâlemû ma fil erham ve ma tedri nefsun mazteksibu ğaden ve ma tedri nefsun bi eyyi arzın temut. İnnallah'e alimün habir " âyet-i kerimenin maanisi zahiri mazmun mahalisi budur ki beş nesnenin nun ilmine hiç nefis yol bulmak müyesser değildir. Evvel kıyam saat ikinci navakidde yağmur yağar, üçüncü ana rahmindeki oğul mudur, ya kız mıdır? Dördüncü herkesi yarınki gün ne amel işleyesi gerekirdir ?, Beşinci herkesi ne vakdın ölesi gerek ve ne yerde defin olası gerekirdir ? İş bu beş nesneye Allah-ü Tealâdan celle ve alâdan gayri hiç kisven ıttıla i yoktur. " Vel ilm'üindellah " ve dahi malûm evvelâ ki Cihan-ı Padişahlarunun esnaf-ı eskidirleridir. Biri sınıfı cahiliyedir, biri sınıfı İslâmi'dir, amma evvelki sınıfı cahiliyedir, onlar Hz. Resulullah ( Sallallahü aleyhi vesellem ) derununda evvel dünyaya gelmişlerdir. Ve onlarda bir tabakadır. Evvel Pişdadiyan , ikinci Kebiseyaban, üçüncü Eşkanyan, dördüncü Sasanyan ve bunlar yetmiş iki tezer dört bin yüz seksen bir yıl ve kaç ay dahi Padişahlık etmiştir. Bu dört tabaka Keyumert ( Keyumers ) neslindendir. Bunların iptidası Kayumers ve intihase Yezdücürdür ki ahır mülk Acemdur ve Hz. Resulullah ( Sallallahü aleyhi vesellem ) derune değin ekseriyye selatin diyar-ı Acem'e ve Enbiya diyar-ı Arab'a gelmiştir. Amma onlar ki ne ? sınıfına İslâmidir. Hz. Resulullah ( Sallallahü aleyhi vesellem ) den sonra dünyaya gelmişlerdir, onlar dahi birinci tabakadır. Evvelû tabaka Beni Ummiyye'dir ki, Cihar-ı yâr Rıdvanullah Teâla aleyhim ecmain hilâfetinden sonra dünyaya beğlik onlara müyesser oldı. Ve bunlar on üç tezir bir kıyas yüz yıl mıkdarı beğlik ettiler. İkinci tabaka Abbasiyan derki Beni Ümeyye'den sonra hilafet onlara mukarrar oldu. Onlar otuz yedi tenzir beş yüz yirmi üç yıldan ve on bir ay ve bedgül hilâfet sürdüler. Üçüncü tabaka Samaniyan der ki onlar dokuz tene idi ve yüz altı yıl beğlik eylediler. Tabaka-i Al-i Büveyh dördüncü der ki, onlar on altı tenzir ve temamı ehl-i âlem iki yüz otuz yedi yıl beğlik eylediler. Beşinci tabaka Beni Sebuktekin derki, onlar on bir tenzir ve yüz yetmiş iki yıl ve beş ay miktarı beğlik eylediler. Altıncı tabaka Harezmiyan der ki, onlar dokuz tezir ve yüz yetmiş iki.... 17 b varağında çeşitli milletlerin tabakaları anlatılır. 1.Tabaka Emeviler; 2.tabaka Abbasiler; 3.tabaka Samaniler; 4.tabaka Ali Büveyhoğulları; 5.tabaka Sebuktekin; 6.tabaka Harezm'dir . Yüz yetmiş iki kelimesi ile varak sona erer. 23 b varağında metnin devamına benzer bilgiler de bulunmaktadır. 18 a varağı tamamen boştur. Her hangi bir yazı, şekil ve tezyinat yoktur.
III. kısım ise: Madalyon içinde 87 minyatür bulunmakta, minyatür kenarlarında, peygamberler, sülâleler ve şahıslar hakkında çok kısa notlar yazılmıştır. Padişah ve hükümdarların çocuklarının isimleri de, birer zemini beyaz daire içine konmuştur.
18 b- varağında, diğer eserlerde olduğu gibi Hz. Âdem ve Havva minyatürleri olması gerekirken yoktur. Kayıp mı yoksa yapılmadı mı, bunu eseri bizzat göremediğimiz için bilemiyoruz . Eserin madalyonlu minyatür kısmı 19 a varağından başlar ve 29 a varağına kadar devam eder. 29 a varağında, Osmanlı Padişah'ı Sultan III. Mehmed ile sona ermektedir.
19 a varağında: Nesli Keyumers, nesli Şit ve Kâbil nesli devam etmektedir. Hz. İdris, elinde kitap, yazı yazarken, melekle birlikte tasvir edilmiştir. Etrafındaki notta ise, Hz. İdris'in ilk gömlek ve kaftanı diktiği, ilkyazının onun zamanında icat edildiği yazılmıştır. Bilindiği gibi ahi geleneklerine göre Hz. İdris terzilerin de piridir. Altta, solda Cemşid, sağda, Hz. Nuh gemisiyle minyatürü yapılmıştır.
19 b varağında: üstte, Hz. Nuh'un oğulları Yafes , Ham ve Sam ; altta, Hz. Hud , Hz. Salih devesi ile görülmektedir. Hz. Hud neslini; Sam, oğlu Ebu ( Kesiler? ) Mahmud, oğlu Erfeşed, oğlu Seddar, oğlu Şalh, oğlu Hz. Hud olarak gösterilmektedir.
20 a varağında: Solda, Keyumers neslinden Persab; Altta ortada Hz. Hızır ve Hz. İlyas birlikte; altta solda Azer , sağda, Ezru oğlu Harun kitapları ile tasvir edilmiştir.
20 b varağında: Hz. İsmail , sağda Hz. Halil ; Ortada Feridun nesli Hoşenk evladı; altta solda Hz.İshak , sağda, Hz. Yakup görülmektedir. Ayrıca şu not vardır: " Bu Afrâzyâb Meliki Türki idi. Mecmu Türkistan ve maşrık halkı ve Maveraünnehr bunun elinde idi. Ve Persab askeri vardı. Şöyle ki; adedin bilmezdi. Leşker çeküb Menuçehr üzerine geldi ve 7 yıl Menuçehr'i muhasara etti. Ahır, sulh ettiler. Bir pehlivanı vardı. İri idiş ordu arşı Demavent taifi üzerinde hafezâr bir ok indi, ol attığı ok bir kör kuşun kanadına dokunup ol iklime kerkes açub Devamend ve Taberistan'u geçub Ceyhun kenarına düştü, ol diyarı cümle Afrâzyâb zaptetti. Vallahu âlem bissevab ve ileyhil mercen ve'l ma'ab." İshak Peygamber minyatürü yanında şu not var. İshak Peygamber dua etti ki, oğulları çok ola, pes ol sebebden oğlanları çok olub ol diyarı tutdılar, sığmayub bir oğlu Rum diyarına vardı, onun nesline Ben-i Asgar derler ki aharı huruc ansız gerek.
21 a varağında: Üstte, solda Menuçehr, sağda Mısır Sultanı Yusuf Ruşen; ortada, Hz. Eyyub ve Hz. Yusuf ; solda Zaloğlu Rüstem , Hz. Beşir (nesli bitiyor); altta solda, Hz. Zülkifl , sağda, Hz. Yûşâ Nebi minyatürleri yer almakta, yanlarındaki notta ise, ikisinin de nesli munkati oldu deniyor.
Zaloğlu Rüstem , miğferinin üzerinde realist bir pars başı ve elindeki gürz ucunda keçi başı, çok güzel tasvir edilmiştir.
21 b varağında: Soldan sağa, Keykavus, Hz. Harun, Hz. Musa (ejder bastonlu);
altta, Hz. Leys, Hz. Şuayıb ( yaşlı olarak tasvir edilmiş); altında, Hz. İlyas, altında Hz. Elyesa el-Nebi, altında Hz. Aziz (başına hâle konmamış), altında solda Danyal Nebi, sağda Hz. İsmail Peygamber'in minyatürleri yer almaktadır.
22 a varağında: Hz. Davud Nebi, altında Hz. Süleyman , altında İskender
Zülkarneyn , altında Hz. Zekeriya , altıda solda Hz. İsa Aleyhisselâm, sağda Hz. Yahya minyatürlerine yer verilmektedir.
22 b varağında: Sol kenarda, Enuşirevan-ı Adil ; ortada üstte Hz. Muhammed'in babası Abdülmuttalip; altında Hz. Muhammed nikaplı olarak minyatürlenmiştir. Hz. Muhammed'in altında dört halife minyatürleri yer alır, soldan sağa, Hz. Ömer , Hz. Osman , Hz. Ebubekr ve Hz. Ali .
23 a varağında: solda Hz. Hüseyin , sağda Hz. Hasan minyatürleri yapılmış olup başlarına da peygamberlerde olduğu gibi hâle konmuştur. Altta ise, İmam-ı Azam Ebu Hanife , Eba Müslim Radiyallahu an ve İmam Şafi
minyatürleri yer almaktadır. Eba Müslim yanındaki notta da; Eba Müslim Radiyallahu an, memleketi Mervaniler elinden alıp Abbasilere verdi. Ahır Halife Mansur hile ile katledüp...
23 b varağında: Solda Melik Büveyh Deylemi ; ortada altta Enuşirevân Ahmed Adil ( altındaki soy isimleri ise şöyle: Ebu Hasan, Nuh, Abdülmelik, Şedid, Ebul Hars Mansur isimleri mevcuttur.); Sağda üstte Ebu Mansur el-Deylemi, altta Halife Harun Reşid , onun altında Me'mun Halife minyatürleri yer almaktadır. Bu sayfada ayrıca üç dikdörtgen çerçeve içinde Abbasiler, Samanoğulları ve Büveyhoğulları hakkında bilgi bulunmaktadır: Tabaka-i Abbasiyan oğulları otuz yedi sene 523 yıl hilâfet sürdüler. Ol dest ki Hz. Resulün Sallallahü aleyhi vesellem Ahmed Fahri Seyyidina mübârek başın yardılar. Hz. Abbas, elin alıp galdırdı. Resulullah, ona dûa edüp dedi ki; " Refeallahü gadrake Ya Habib" ve bir gün dahi, Hz. Resul Abbas'dan sordu ki, sen mi ferkisden mi? Abbas dedi ki," Ya Resulullah, sen mil ve sen ben ya mesgu" dedi. Resulullah Hazretleri bu söze cûş gelüp bâreke fi cemâlike" deyu dûa etti. Tez Resulün dûası bir kandile silsile hilâfet sürdüler ve Abbasi neslinden ol hilâfet eden Ebu'l Abbas Seffa dedi ki, şehr-i Zü'lkâde'nin on beşinde sene 131 (H./ 06.07.749 M.). Mace vakte olsun bu daireler Ebu Abbas Saffa evlâdın ve beyan eder. Tabaka-i Samanyan, bunlar dokuz tanedir, 106 yıl beylik sürdüler. Bunlardan ol tahta culûs eden İsmailoğlu Ahmed Adil idi ve İsmail'in dört oğlu var idi. Ahmed ve Nuh ve Yahya ve İlyas. Ve bunlar Irak'tan Horasan'a geldiler. Mû'tazıdbillâh Halife Buhara ve Maverâünnehr'i ve her yıl (?) Horasan'ı... verdi bu tarih sene 280 ( H./893/894 M.). Tabaka-i Ali Yuya ( Yüye ?- Büveyh ), bunlar 16 tanedir. 237 yıl hu...( hüküm ?) sürdüler. bunların emeli kaplan Padişahı oğullarından idi. Nesilleri, Günsüm (?) asrına çıkar ki hümeyı restsel etmiş, bunların iptida tahta geçmedik Yûya idi. Yevm-i ahar mübârek bir adem Zilkade şehrin on beşi gününde vaki olmuştur. İşbu tarih sene 320 ( H./.17.11.932 M.). 24 a varağında: Solda Sultan Mahmud Gaznevi , ortada Bilge Tiğin , sağda El Mû'tezzibillâh minyatürleri bulunmaktadır. Altta, solda Behram Şah Gaznevi , sağda El- Muktedibillâh minyatürleri görülüyor.
24 b varağında: Üstte ortada Sultan Sencer ; altta, solda Melik Şah Ebulfeth ; sağda, El-Müstencidbillâh minyatürü yer alıyor.
Minyatürlerin üzerinde bulunan iki parça notta şu bilgiler bulunmaktadır:
Tabaka-i Harezmiyan bunlar dokuz tanedir. 172 yıl ve on beş ay beylik sürdüler ve Hevkâkeyn ve müstekeyni hep oğulları Sultan Sencer havaslarından idi. Sultan Sencer bu Havarizmi bekleyen virdi ve çünkü vefat etti. Pek oğlu otuz Havarizmi yine ona verdi ve Havarizm Şah edâ etti. İş bu tarih sene 391 (H./ 1001 M.). Tabaka-i Sebuktekin; bunlar, cümle 11 tanedir. 172 yıl beş ay beylik sürdüler ve Sebuktekin Mevâli Samanyân der amir-i Nuh Samani ani Horasan'a gönderdi. Emiran-ı Horasan ki anı olmuştular dilde ( ?) çün Samanyan Devleti zaif oldu. Mahmud Sebuktekin Abdülmelik bin Nuh ile muharebe edüp muzaffer oldu ve Padişahlar kendine bu kararar oldu ve dar ı hilâfetten teşrif ve ahdi nam ile saltanat kıldı, sene 387 ( H./ 997M.). 25 a varağında: Solda altta Cengiz Han Minyatürü görülüyor. Sağ kenarda üstte, Abbasi sülâlesi devam ediyor ve El-Mustansırbillâh minyatürü, altında El-Mutasımbillâh minyatürü yer alıyor.
25 b varağında: Avusturya National Bibliothek'de bulunan Silsile-nâme ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'ndeki Silsile-nâme'nin 31. sayfası, Topkapı Sarayı Müzesi H.1324, H.1591, H.1624, A.3110 ve rahmetli üstadımız, Ord. Prof. Dr. Ahmed Süheyl Ünver'de bulunan silsile-nâme ile büyük benzerlikler gösterir. Sayfa kalıpları hemen hemen aynıdır. Bu sayfada; Kaan Ögeday bin Cengiz Han ; altında Mengü Kaan bin Tûluy Han bin Cengiz Han; onun altında Hülâgü Han bin Tuluy Han bin Cengiz Han'ın minyatürleri yer almaktadır. 26 a varağı: Bu sayfanın üst ortasında Masal Padişahı Gazan Mahmud'un minyatürü yer alır. Yanındaki notta ise, Gazan Mahmud Padişah idi. Cengiz Han neslinden... ol İslâm ... buldu. Mekke ve Medine... Fırat'tan bir nehir çıkarub... adına mensuptur. Osman Gazi Diyar-ı Rum'da zuhur edüb, Sultan Alaeddin Keykubad'tan sonra padişah oldu. 699 H./1299 M. Gazan Mahmud'un altında ise; Sultan Mehmed Hüdâbene'nin minyatürü yer alır. Yanında bulunan notta ise: Yerine oğlu Ebu Said Han culûs etti. Ondan sonra Cengiz Han ( neslinde ) müstakil padişah kalmadı. Herkes bir tarafın padişahı oldu. Nesli Cengiz Han temam oldu. Irak-ı Arapta Sultan Ahmed yerine Sultan Hüseyin yerine culûs etti. 26 b varağı: Diğer silsile-nâmelerde olduğu gibi burada da Osmanlı Devleti'nin kuruluşu anlatılır. Başında, Nuh oğlu Yafes Neslidir bu daire, diye de not düşülmüştür. Sol kenardaki sayfanın altına kadar inen metinden sonra sağ kenarda Kızılboğa Han ; Kaya Alp Han'ın isimleri görülür. Minyatürlerine rastlanmaz. Bu sayfanın tamamı metindir. 27 a varağı: Sayfanın üst, sol yan kenarları ince; alt kenarı sayfanın 1/3'ünü kaplayacak biçimde bantla ayrılmış ve bu alanın içinde kalan kısmına, 25 b varağının devamı olan Osmanlı Devleti'nin kuruluş metini yerleştirilmiştir.
Sol kenar bandının en üst noktasında; yarım daire içinde, Hz. Nuh Nebi oğlu Yafes evlâdı ashabından Şuayıb Han evlâdı beyan etti, ibaresinden çıkan çizgi altında daire içinde Kaya Alp oğlu Süleyman, onun altındaki daire içinde, Süleyman oğlu Ertuğrul isimleri görülmekte, sayfanın altında ortada ise, Sultan Osman Gazi 'nin minyatürü yer almaktadır. Bandlı kısım yaldız hatâilerle tezyin edilmiştir. Bu sayfada yer alan metin ise aynen şöyledir:"... ve evvel esnada Tatar askeri dahi gelüb Sultan Alâeddin dahi Osman Gazi'yi kendi yerine kaim-i makâm etti. Ve küffar canibine gazaya gönderdi, kendisi varıp Tatar'ı def eyledi . Bu canibinden dahi Osman Han Gazi nice kal'alar feth eyleyip nice mal ve ganimet birle ahbar-ı beşaret Sultan Alâeddin'e gönderdi. Sultan Alâeddin dahi Osman Gazi'ye tabl ve alem verdi ve ol anda Osman Han Gazi varub Bilecik Kal'ası'nı feth edib aldı ve ol esnada Selçuklular'ın tenezül edip her vilâyette onlardan kimse kalmadı. Lâ ceseme Osman Han Gazi, hempazunu saltanat olup asar-ı devlet ve azametinde hüveyda olup, ayanı memleket ana muti oldu ve fermanberdâr oldular. Devlet ve saltanat berkarar kaldı. Ve ruzberuz, saat be saat, der tariki bud ve hüt ve başet badelyevm inşallahi teâlâ bahet bud. Osman Han Gazi aliyülrahman atası Sultan Ertuğrul yerine culûs etti. Bu tarihte 680 . Badehu huruc edüb Bilecik ve aynı gün hisarların feth etti. Bu tarih de 699 ve otuz dokuz yıl saltanad sürdü ve 82 yıl ömür sürdü, badehu vefat etti. İşbu tarih de 720 Rahmetullahü aleyhi esteinu ecmain " 27 b varağı : Üstten itibaren aşağıya doğru, Sultan Orhan Gazi , Hazret-i Sultan Murad Han , Hazret-i Sultan Yıldırım Han ve en altta Hz. Sultan Muhammed Han (Çelebi Mehmed )'ın minyatürleri görülmektedir. Diğer silsile-nâmelerde de bu şemaya uyulmuştur. Kalıplar hemen hemen aynıdır. Sultan Orhan Gazi yanındaki notta; rahmetullahi aleyhe tahta culûs kıldı sene 720 . Badehu olreyân memleketi tevabirle feth edüb işbu tarihde sene 725 . badehu, İznik hisarını feth etti iş bu tarih sene 731 . Badehu, Karesi vilâyeti'ni feth etti. İşbu tarih 735 . Badehu, Gelibolu'yu feth etti, işbu tarih 748 . Sultan I. Murad Han yanındaki notta; badehu 45 yıl ömür sürdü ibaresi vardır. Ayrıca şu notlar da minyatür etrafına yazılmıştır " Hz. Sultan Murad Han Gazi tahta culûs kıldı ve Edirne feth edüp işbu bar neticede sene 781 badehu, Yafa (?) vilâyetini feth etti. İşbu tarihte sene 782 . Badehu, Kütahya ve Germiyan vilâyetini, Hamid şehrini, Yenişehir'i feth etti. İşbu tarihte sene 783 , badehu, Serez ve Mezra (?) karye feth oldu. İşbu tarih sene 787 . Badehu otuz yıl saltanat etti ve 65 yıl ömür sürdü ve şehâdet müyesser oldu. Rahmetullâhi aleyh. Yıldırım Bayezıd minyatürü etrafında ise " Hz. Sultan Yıldırım Han tahta culûs etti, işbu tarihte sene 791 . Badehu, Manisa ve Aydın ve Saruhan vilâyetini fethetti. İşbu tarihte sene 792 . Badehu, Konya, Kayseri ve Sivas feth oldu, işbu tarihte sene 797 . Badehu 4 yıl saltanat sürdü, 45 yıl ömür sürdü. Rahmetullâhi aleyh . Sultan Çelebi Mehmed minyatürü etrafındaki notta " Hz. Sultan Mehmed Gazi Rahmetullâhi aleyh culûs etti bu tarihte sene 812 . Badehu, nice gazalar etti 8 yıl saltanat sürdü ve 40 yıl ömür sürdü. Rahmetullahi aleyh. 28 a varağı: Bu sayfada, alt alta, üç Osmanlı Padişahı minyatürlerine yer verilmiştir. Hz. Sultan Murad Han , Hz. Sultan Muhammed (Mehmet) Han Gazi ve Sultan Beyazıd . Diğer eserlerin kalıbına bu şema, aynen uymaktadır. Sultan Murad minyatürü etrafındaki notta:" Hz. Sultan Murad Han Gazi tahta culûs etti. Bu tarihte sene 821 , badehu Vilâyet-i Rum'u feth etti sene 825 , badehu ... feth oldu sene 825 . Badehu Caplik (?)... Vilâyeti feth oldu sene 831 . Badehu Laz Vilâyeti feth oldu sene 832 , badehu Selânik şehri divan vilâyeti feth oldu sene 833 . Badehu Akşehri feth etti sene 839 ... İskenderiyye feth eyledikte irili... (ufaklı?) kal'alar feht oldu. Sabıkta memâlik-i mahruse ol kadar ilhâk edüb tarihin 886 (? 855 olması gerekli) yılda vefat oldu. Rahmetullâhi aleyh 30 yıl padişahlık sürdü. Vallahi âlem ve ahkemu.
Fatih Sultan Mehmed minyatürü yanındaki notta ise : " Hz. Sultan Mehmed Han Gazi tahta culûs etti sene 855 . Badehu, Konstantaniyye'yi feth etti sene 857 . Badehu Uzun Hasan'a hücum etti, muzaffer ve mansur oldu sene. 858 Badehu Mora vilâyetini feth etti sene 863 , badehu, Sundura(?) ve Ke... illeri feth etti bu tarihte sene 867 . Badehu Trabzon feth oldu sene 868 ve Bosna feth oldu bu tarihte 875 ve Kefe feth etti. Bu tarihte sene 880 . Badehu 52 yıl ömür sürdü... saltanat etti bu tarihte sene 908 . Sultan Bayezıd-ı Veli yanındaki notta: ya halini batın yâ Hâk idi. Tabakallahü heraehu. Tahta culûs kıldı, sene 907 . Sultan Bayezıd 32 yıl saltanat sürdü. Badehu vefat etti. Bu tarihte sene... Sultan Bayezıd Han muaddelât ve insâfla memlü iste derûni safi olub hemsini tahrir 2b b varağı: Bu sayfada diğer eserlerde de olduğu gibi Yavuz Sultan Selim ile Kanuni Sultan Süleyman minyatürlerine yer verilmiştir. Kalıp tamamen aynıdır. Yavuz Sultan Selim Han minyatürü etrafındaki notta : " Sultan Selim Han aleyhi rahmetü ve'l-gufran ber mucebil selâmün gavlen min rabbü'l-rahim. Ezeli ezelde tuğra-i Padişah'ı nam-ı kâryemi merkum ve nakraz olmuştu. Ve kendü vücudundan cevher-i cüret ve kemal-i kudret mişahede edüp meşrık-ı iclâlden bihasedil selâmün hiye hattâ metlail fecr-i çünsubhi sadık tuluğ edüb ena'nü tasarruf edüb der yebzud-u memâlik bi muktezayı Allahü yebsudurızka ve men yeşaü gabzehu meşiyet ta'viz olunub şerefu imtiyazla mümtaz oldu. Badehu, ol esnada diyar-ı Acem'de Şeyh Erdebil evlâdından Şah İsmail nam tarih-i hattan tenezzül edüp küfr ve ilhad-ı zahit olup zülm ve inatla tagrib-i ibadla ve takrir-i bilâd ettikten sonra çokluk halk delâlete düştükdete Hz. Şehriyâr-ı Asker işmar ile üzerine hücum edüb ol tu'fan... yüz oldu. Bu tarihte sene 921 badehu, Mısır ve Şam'ı feth etti. Sene 920 , 8 yıl selhiziyâde ( kolaylıkla) saltanat sürdü. Kanuni Sultan Süleyman Han minyatürü etrafında ise şu not kaydedilmiş : " Sultan Süleyman Han tahta culûs kıldı bu tarihte sene 926 . Badehu, Belgrad'ı feth etti, sene 931 . Badehu Buğdan'ı feth etti. Kralı şehir oldu sene 932 . Badehu Bağdad'a sefer kıldı bu tarihte sene 941 ve feth kıldı 941 (?), Badehu İbrahim Paşa ile ( mnr )...sefer kıldı bu tarihte sene 933 ve badehu, Kıbrıs'ı feth etti sene 939 . Badehu Selman Paşa canib-i Artukâbad sene 937 . Bâdehu gine Budin'e sefer kıldı sene 938 . Badehu Estergon'a sefer kıldı sene 938 badehu enhas ile Tebriz canibine sefer kıldı sene 955 . Badehu Nahcivan'ı feth etti. Bu tarih de 961 . Badehu, Sultan Selim ile Sultan Bayezıd muharebesi oldu sene 962. Badehu, Sigetvar'ı feth kıldı sene 972 ve 47 yıldan fazla Padişah'lık sürdü ve 74 yıl ömür sürdü . Rahmetullahi aleyhi rahmeten vasıeten. Eserin son varağı olan 29 a varağı: Sultan Selim Han; Sultan III. Murad ve Sultan III. Mehmed'in minyatürlerine yer verilmiştir. Sultan II. Selim minyatürü etrafındaki not ise şöyle : " Sultan Selim Han tahta culûs etti. Zudes Kal'asını Sencer zamanında işbu tarihte sene 974 Rebiulevvel dokuz şembe ( perşembe ) Mahmiye-i Konstantaniyye Saray-ı Amire'ye dahil olup erkân-ı saadet şukufdâr gazasında olmağın ılgar saniye-i mezbure Rebiülahırın on birinci günü Belgrad'da ve tahtı Osmani culûs etti. O tarihte sene 983 ve sinni şerif-i 44 yaşdı . Ber şehr-i yar-ı adil imiş ve zamanında şerif-i Mekke gabail-i Arab-ı mülük tavaibi ashab-ı erbab-ı selatin Hind ve Çin ve Şah-ı İran zemeni ve hükmü Kürdistan ve gazal sair-i Firengistan ve babari Abdullah Han Özbek ve Çerkes ve Kürdistan Padişahları ve cem'i padişahlar İslâm ve küfre itaat ve inkiyad edüb... ve elçileri gelüb idhar-ı ubudiyed eylediler ve Basra ve Bağdad yanında Cezayir ve şarkta ibni ülyan üzerine asker gönderip muşti ve münkad kılıp ve Cezire-i Kıbrıs aslı diyar-ı mübazengibar iki yenileyüp (?) ve imay-ı teshirinin nazârgâhında hali kılıb anda iki yıl saltanat sürdü. Rahmetullahi aleyh sene 982 . Sultan III. Murad minyatürü etrafındaki not : " Tarih-i culûs-u Sultan Murad Han Gazi Ramazan-ı mübârek sene isneyn ve semane tis'a mie (982), tarih-i vefat-ı Sultan Murad Han Gazi rahmetullahi aleyh, fi sene selâse ve elf.(1.003). Eser, genel olarak Türk tezhip san'atının orijinal bir numunesidir. XVI. asrın, hatta XVI. asrın bütün özelliklerini taşır. Zeminler, yer yer serpme yaldızla hatailerle bezenmiştir. Hz. İdris, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşu ve Osmanlı Padişah'larını yer aldığı varakların zeminlerine hatai konması, Osmanlılar'a verilen önemi göstermektedir. Minyatür olarak, Bağdad ekolü üslûbunu yansıtır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde olan H.1324 , H.1591, H.1624, A.3110 numaralı eserlerle büyük bir farkı yoktur. Hemen hemen sanatçıların kalıpları dahi aynıdır. Türk minyatür portre sanatını da göstermesi açısından ilgi çekicidir. Resim sanatı açısından, daha geç tarihli olan İstanbuli Hüseyin'in eseri çok daha realisttir. Cemşid'in elinde şarap kâsesi tutturulmuştur. Böylece şarabın Cemşid tarafından icad edildiği sembolize edilmiştir. Hz.İdris'in elinde kağıt, önünde kalemlik vardır. Melek, Hz.İdris'e yazı öğretmektedir. Bu da ilk yazının Hz. İdris devrinde Mezopotamya'da ortaya çıktığını bize yansıtmaktadır. Dolayısyla minyatürlerle bazı olaylar da anlatılmak istenmiştir. Sayfanın zemini hatailerle tezyin edilmiştir.
Türk neslinin ürediği, Hz. Nuh'un oğlu Yafes, Orta Asya tipli resmedilmiştir. Başında tek tuğ vardır. Ham, esmer tenli gösterilmiş, Sam' ise Arap tipi verilmiştir. Hz. Hud'un uçuşan atkısı, Ad kavminin fırtına ile yok edilmesini sembolize eder.
Keyumers neslinden Porseb, başında miğferi ve tacı ile zenci tipli resmedilmiştir. Tac, geriye dönmüş koçboynuzu ile ejderi remzeder. Beline sarılı beyaz kuşağı kanlı olup, kuşakta hançeri görülmektedir. Aynı sahifedeki Hz. Hızır ile İlyas, Türk hikâye tipindeki Hızır-İlyas buluşmasını yansıtır. Hz. Hızır yaşlı, piri fani şeklinde resmedilmiştir. Hz. Harun, elinde kitapla gösterilmiştir. Azer ise, taçlı ve sarıklıdır.
20 b varağındaki Feridun veya Afrazyab , bir kısım tarihçiler tarafından Türk ırkından Alp Er Tunga olarak tanımlanan efsanevi kahraman; bir elinde gürzü, bir elinde hançeri, başında miğferi ve tuğu ile cengâverliği temsil etmektedir. Aynı varakta bulunan Hz. İshak genç, Hz. Yakub beyaz sakallı ve yaşlı olarak tasvir edilmiştir. 21 a varağındaki Menuçehr, Orta Asya tipli; Yusuf Ruşen İran tipli; Hz. Eyyub, folklorumuzda olduğu gibi yarı çıplak ve üzeri yaralı ve başı üzeri hâleli resmedilmiştir. Aynı sayfadaki Zaloğlu Rüstem, mızrağı bayraklı (flâmalı), miğferi beyaz benekli panter başlı, belinde meşin okluk ve kılıcımsı büyük kama, elinde boynuzlu keçi başı görüntüsü verilen gürzü ile muharip asker görüntüsü ile tasvir edilmiştir. Bu sayfada bulunan Hz. Zülküfl yaşlı, Hz. Yûşa Nebi elinde kitapla tasvir edilmiştir. 8 madalyon içinde minyatür bulunan sayfa oldukça kalabalık olmasına rağmen, yapılan kompozisyonla, gözü yormayacak biçimde realize edilmiştir. 20 b varağındaki Keykâvus, şişman, tacı tuğlu, beli kemerli, kemerinde hançer bulunur, bakışları oldukça serttir. Hz. Harun, başı haleli, elbise kolları uzun olduğundan elleri gizlenmiş, zavallı biri gibi tasvir edilmiştir. Hz. Musa ise, bastonu ejder biçimi verilerek Firavun ile olan konuşmasıyla birlikte olağanüstü gücü, mucizeleri sembolize edilmiş, diğer silsile-nâmelerde olduğu gibi resmedilmiştir. Hz. Şuayb, yaşlı bir pir-i fani; Hz. Leys, arkasına bakan saf yüzlü orta yaşlı havası verilerek resmedilmiştir. Hz. İlyas, bu sayfada yalnız olarak tekrar verilmiş, burada orta yaşlı kahverengi sakallı olarak tasvir edilmiştir. Elyesa Nebi, önünde rahle ve kitapla dururken; Danyal Nebi, elinde kâğıt okur vaziyette, İsmail peygamber ise elinde kitapla kır sakallı olarak gösterilmiştir. 22 a varağında; Hz. Davud, belinde kılıçlı; Hz. Süleyman oturur tarzda; İskender Zülkarneyn başı kavuklu ve iki tuğlu minyatür tarzı resmedilmiştir. Hz. Zekeriyya yaşlı ve zayıf, önündeki rahlede kitaplar ile; Hz. Yahya, genç, elinde kitapla; Hz. İsa Aleyhisselam elinde kitapla ve çocuk yaşta tasvir edilmişlerdir. 22 b varağında; Enuşurevan-ı Adil, Orta Asya tipli, miğferi tek tuğlu olarak resmedilmiştir. Yanda kalmaktadır. Bu sayfanın merkezi, yüzü nikapla örtülü Hz. Muhammed, üstte dedesi Abdülmuttalib, altta Hz. Ömer ve Hz. Osman, Hz, Ebubekr ve Hz. Ali karşılıklı gösterilmiş, Hz. Ömer ve Hz. Ali kılıçsız biçimde resmedilmiştir. 23 a varağında Eba Müslim Horasani, Kırgız tipli yapılmıştır. 23 b varağında Melik Büveyh Deylemi Hind tipli, kaftanlı ve başı sorguçlu; Abbasi Halifelerinin tamamı ise siyah kıyafet ve siyah sarıkla renklendirilmiş, Hz. Ali ve çocuklarının yasını hâlâ tutar gibi siyah kıyafet rengi özellikle kullanılmıştır. 24 a varağında bulunan Sultan Mahmud Gaznevi, yeşil elbise ile ve Orta Asya tipli; Biltekin Hindli; Behramşah genç yaşta tasvir edilmişlerdir. 24 b varağındaki Sultan Sencer, yine Orta Asyalı, tacı tek tuğlu; Melik Şah Ebu'l-Feth, genç yaşta, başında beyaz tuğ ve kuş görüntüsünde minyatürü yapılmıştır.
25 a varağındaki Cengiz Han'ın kavuğu özenli, şaşalı, tek tuğlu, Moğol tipli;
25 b varağındaki Kaan bin Oktay, Tuli Han yine Moğol tipli; Hülâgü biraz Abbasiler'e benzer tarzda; Gazan Mahmud ve Sultan Mehmed Hüdabende Orta Asya tipli resmedilmişlerdir. Daha sonraki sayfalarda gelen Osmanlı padişahları; diğer Zübdetü't Tevârihler ve Silsile-nâmelerde ve batılı ressamların yaptıkları portrelere benzer. Fatih Sultan Mehmed, hep gül koklarkenki hâli gibi tasvir edilir, elinde gül yoktur. Yavuz ve Kanuni Sultan Süleyman nerede görünse, hemen tanınır.
Genel olarak üzerinde durduğumuz Zübdetü't Tevârih'in minyatürleri, bazı farklılıklarda, Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan benzer eserlerden büyük bir farkı yoktur.
19a, 20a, 21a, 22a, 24a, 25a, 26b, 27a, 28a varaklarının altın yaldızlı çerçevesi dışında, tahminimize göre bir tamir münasebetiyle kalınlı-inceli 2-3 çerçeve daha yapılmış, böylece söz konusu sayfaların daha çok ortaya çıkması temin edilmiştir.
Eseri dili; I.kısım Arapça, diğer kısımlar ise, Osmanlıcadır.
İrlanda'nın Dublin şehrinde Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan Zübdetü't Tevârih; yurt dışında Türk kültür tarihini ve san'atını yansıtması, Türklerde resim san'atı yok diyenlere bir cevap teşkil etmesi bakımından, tanıtılması gerekli bir kültür varlığımızdır.















Slaytlar:
1.İrlanda, Dublin'de bulunan Zübdetü'l Tevârih adlı eserin 1 b - 2 a varakları ( zahriye sayfası )
2.Eserin ilk bölümünden, 2 b - 3 a varakları.
3. 3 b - 4 a varağı

4. 4 b - 5 a varağı
5. 5 b - 6 a varağı
6. 6 b - 7 a varağı
7. Zübdetü't Tevârih'in 7 b - 8 a varağı. Hz. Muhammed'in amcaoğulları ve kız çocuklarının torunlarının soy ağacı.
8. 8 b- 9 a varağı
9. Zübdetü't Tevârih'in 9 b - 10 a varağı. Hz. Muhammed'in halaları ve hala çocuklarının soy ağacı.
10. 10 b - 11 a varağı,

11. 11 b - 12 a varağı,
12. 12 b - 13 a varağı,
13. 13b-14a varakları, eserin tarihi ve hattatı, sol sayfa altında bulunmakta olup, Milâdi Nisan 1598 tarihlidir.
14. Zübdetü'l Tevârih'in 14 b-15 a varağı tezyinatı XVI. asır özelliklerini yansıtır. (2. Bölümün başı, dünya tarihinin özeti verilir.)
15. 15 b - 16 a varağı, Dünya tarihi devam eder.
16. 16 b - 17 a, Dünya tarihi devam eder
17. 17 b metin devam eder.
18 a varağı boş.
18 b varağı; Hz. Âdem ve Havva, Habil Kabil olması gerekirken galiba boş veya kaybolmuştur.
19 a varağı; Yazıyı icat ettiğine inanılan Hz. İdris ve melek, altta solda şarabı icat eden İranlı Cemşid, sağda insanlığın ikinci atası sayılan ve Tufan efsanesinin kahramanı Hz. Nuh Aleyhisselâm görülmektedir.
19. 19 b varağı; Hz. Nuh'un oğulları Yafes, Ham ve Sam; sağda Hz. Salih Aleyhisselâm meşhur devesiyle birlikte, altta Hz. Hûd Aleyhisselâm görülmektedir.

20. 20 a varağı; Sol üstte Persab, altta ortada Hz. Hızır ve Hz. İlyas birlikte, sol altta Azer, sağda Erzu oğlu Harun görülmektedir.
21. 20 b varağı, Üstte solda, Hz. İsmail, sağda Hz. Halil, sol altta ortada Feridun neslinden Hoşenk, altta solda Hz. İshak, sağda Hz. Yakub minyatürü görülüyor.
22. 21 a varağı: solda Menuçehr, sağda Mısır Sultanı Yusuf Ruşen, ortada sağda Hz. Eyyub, sağda Hz. Yusuf; altta solda boğa başlı gürzü ile Zaloğlu Rüstem, karşısında Hz. Beşir, sağda Hz. Zülküfil, en altta solda Hz. Yuşâ Nebi minyatürleri görülüyor.
23. 21 b varağı; Sol başta üstte sırasıyla Keykâvus, Hz. Harun, ejder bastonlu Hz. Musa, altta yine sırasıyla Hz.Leys, Hz. Şuayb, Hz. İlyas, Hz. Elyesa Nebi, Hz. Aziz, Hz. Danyal Nebi, sağda kitaplı Hz. İsmail Nebi yer almaktadır.
24. 22 a varağı: Yukarıdan aşağıya Hz. Davud, Hz. Süleyman, İskender-i Zülkarneyn, Hz.Zekeriyya, solda Hz. İsa ve sağda Hz. Yahya minyatürleri ve soyları görülmekte.
25. 22 b varağı: Enuşurevân-ı Adil, ortada üstte Hz. Muhammed'in dedesi Abdülmuttalib, yüzü nikâp ile örtülü Hz.Muhammed Mustafa Aleyhisselâm, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, ve Hz. Ali yer almakta.

26. 23 a varağı, Solda Hz. Hüseyin, sağda Hz. Hasan, altta İmam-ı Âzâm Ebu Hanife, Ebu Müslim Horasani, ve İmam Şafi minyatürleri yer almaktadır.
27. 23 b varağı; Solda Melik Büveyh Deylemi, altta ortada Enuşirevan Ahmed Adil, sağ üstte Ebu Mansur el-Deylemi, altta Halife Harun el-Reşid, ve onun altında Me'mun Halife yer almaktadır. 28. 24 a varağı; Yukarıda solda Sultan Mahmud Gaznevi, ortada Bilteğin ( Biltekin ), sağda Abbasi Halifesi Mu'tezzibillâh, altta solda Behram Şah Gaznevi, sağda Abbasi Halifesi el-Muktedirbillâh minyatürleri yer almaktadır.
29. 24 b varağı: Sultan Sencer, Melikşah Ebu'l-feth, ve Abbasi Halifelerinden El-Müstencidbillâh minyatürü görülüyor.
30. 25 a. varağı; Sol altta Cengiz Han, sağ kenar ortada- üstte Abbasi Halifesi El-Mu'stansırbillâh ve altında yine Abbasi Halifesi Mu'tasımbillâh minyatürü görülmektedir.
31. 25 b varağı; Cengiz Han oğlu Kaan Han, altta Mengü Kaan, onun altında Hülâgü Han minyatürleri yer almaktadır.
32. 26 a varağı; Osmanlı Devleti'nin kuruluşu metin halinde anlatılmaktadır (Yanlış cilt tamiri yapıldığı için bir sahife önde anlatılmıştır).
33. 26 b varağı; Gazan Mahmud ve altında Sultan Mehmed Hüdâbende'nin minyatürü görülüyor.
34. 27 a varağı; Osmanlı Devleti'nin kuruluşu ve Osman Gazi'nin minyatürü.
35. 27 b varağı; Sultan Orhan Gazi, Murad-ı Hüdâvendiğâr, Yıldırım Beyazıd ve Çelebi Mehmed'in minyatürleri.
36. 28 a varağı. Sultan II. Murad, Fatih Sultan Mehmed, II. Beyazıd minyatürleri görülüyor..
37. 28 b varağı; Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Sultan Süleyman Han minyatürleri görülmektedir.,
38. Eserin son sayfası, 29 a varağı. Sultan III. Selim, Sultan III. Murad ve III. Mehmed minyatürleri yer almaktadır.


İNGİLİZCE TERCÜME İÇİN ÖZET:
THE 1598 ZÜBDETÜ'T-TEVARİH
AT THE CHESTER BEATTY LİBRARY IN IRELAND
Sadi BAYRAM

İslâmiyet'te resmi yasaklayan bir âyet yoktur. İrlanda, Dublin Chester Beatty Library'de bulunan, Nisan 1598 tarihli Zübdetü't-Tevârih adlı eser, madalyon içinde sunulan portre san'atımız için, minyatür sanatı için önemlidir. Türklerde resim sanatı yok diyenlere ayrı bir cevaptır.
Zübdetü't-Tevârih adı verilen eserler, ağızdan ağza anlatılan şifahi dünya tarihinin 3-5 sayfaya sığabilen kısa bir özetidir.
Bu özetle birlikte Hz. Muhammed ve akrabaları, yakınları, önemli kumandanları, eşleri, kullandığı eşyaları hakkında biyografik Arapça çok kısa bilgiler okuyucuya sunulur.
Bunlardan sonra, soy ağacı şeklinde, madalyon içinde minyatürlere yer verilir. Minyatürler; Hz. Âdem ve Havva'dan başlayarak, Kur'an-ı Kerim'de bahsedilen 28 peygambere sırası ile yer verilir. Daha sonra, Dört Halife, imamlar, Emevi-Abbasi Halifeleri tarih sahnesinde yerlerini alırlar. Bunlardan sonra Orta Doğu; Batı Asya; Orta Asya Hükümdarları ile, Küçük Asya ve Balkanlar'da İmparatorluk kuran Osmanlılar'a yer verilir ve eserin yapılığı tarihe kadar hüküm süren padişahların portreleri görülür.
Dublin'de bulunan 1598 tarihli eser, Chester Beatty Library'de T.423 numarada kayıtlı olup, üç kısımdam ibarettir. 1b-2a varağı zahriye sayfası olup, devrin üslûbunu yansıtır. 2b varağından 14a varağına kadar Hz. Muhammed ve dostları hakkında çok kısa biyografik bilgiler vardır.
II. kısım; 14b-17a varaklarında olup, başta yine güzel tezhipli bir zahriyeden sonra kısa dünya tarihine yer verilir. Eksiktir.
17b varağın 28 a varağına kadar olan III. kısımda; terzilerin piri İdris Peygamber'den başlayarak Osmanlı Padişahı III. Mehmed'e kadar olan önemli şahsiyetlerin soy ağacı ve portre şeklindeki 87 adet minyatürlerine yer verilir.
Eserin I. kısmı Yusuf bin Abdülhadi tarafından yazılmış ve Bağdad'da oturan Isfahanlı Ebu Talip tarafından hattı yazılmıştır. Dili Arapçadır.
Dublin'de bulunan Zübdetü't-Tevârih'in benzer kopyaları arasında; İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi'nde H.1324,H.1591,H.1624, A.3110 numaralı eserleri saymak mümkündür. Daha geç tarihliler arasında Silsile-nâme adı ile, Musavvir Hüseyin tarafından 1682 tarihinde yapılan Silsile-nâme, Avusturya National Bibliotheq Cod. Af.50, 17 numaralı eserler, Ankara Etnografya Müzesi 8457 numaralı eseri saymak mümkündür.
Aslı yurt dışına gitmiş eserlerden biri olan; minyatür sanatı ve soy ağacı yönünden, şihahi tarihin günümüze naklinin bir örneği yönünden önemli unic ve incelenmesi gereken Türk kültür tarihine ait el yazması, tek nüsha bir eserdir.

DİPNOT :
Atsız, Osmanlı Tarihine Ait Takvimler, I,İstanbul, 1961, 123 s.
Osman,Tevârih-i Cedid-i Mir'ât-ı Cihân,(Çevirip düzenleyen: Atsız), İstanbul, 1961, 84 s.
Nakibu'l eşraf: Nesl-i pâk-i necib (Hz. Peygamber'in nesli)' ten gelmiş bulunan seyyid ve şeriflerin islerine bakmak, neseplerini kayd ve zapt etmek, doğum ve ölümlerini deftere geçirmek, onları adi bir sanata girmekten ve fena hallerde bulunmaktan alıkoymak, haklarını korumak, sülâleden olan kadınların dengi olmayanlarla evlenmelerine mani olmak gibi hususları ihtiva eden nakibü'l-eşrafın bizzat kendisi de Hz. Peygamberin soyundan gelenlerden tayin edilirdi.

Sadi Bayram, Musavvir Hüseyin Tarafından Minyatürleri yapılan Silsile-nâme, Vakıflar Dergisi, S.13, Ankara, 1981, s.253-338.; Sadi Bayram, Medallioned Genealogies, İmage, S.30, Ankara,1990, s.11-15; Sadi Bayram, Ankara Etnografya Müzesi'ndeki Madalyonlu Silsile-nâme'de Doğu Anadolu ve Batı Asya, VII, Türk Tarih Kongresi, C.II, Ankara, 1981, s.645-655; Günsel Renda, Topkapı Sarayı Müzesi'inde H.1321 no.lu Silsilename'nin Minyatürleri, Sanat Tarihi Yıllığı, S.V, İstanbul,1973, s.443-495; Günsel Renda, New Ligt on the Painters of the Zubdat-al Tawarikh in the Museum of Turkishand Islamic Arts in İstanbul, IV eme Congre International d'Art Turc, Aix-en Provence, 1976, s.183-200; Günsel Renda, Ankara Etnografya Müzesindeki 8457 No.lu Silsilename Üzerine Bazı Düşünceler, Kemal Çığ'a Armağan, İstanbul,1984, s.175-202.; Ebül Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terakkime (Türkler'in Soy Kütüğü), Tercüman, 1001 Temel Eser, No.33.; Emel Esin,Son Çağatay Devrinde Doğu Türkistan'dan Resimli Bir Han Silsilenâmesi, İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, C.V, İstanbul,1973, s.171-204.; Sadi Bayram, Silsile-nâmeler ve İrlanda Dublin Chester Beatty Library'de Bulunan 1598 Tarihli Zübdetü't-Tevarih, Vakıflar Dergisi. S.XXIV, Ankara1994, s.51-116.; Sadi Bayram; İrlanda-Dublin, Chester Beatty Library'de Minyatürlü Bir Osmanlı Tarihi ( Zübdetü't-Tevârih), Kültür ve Sanat, S.12, Aralık 1991, T.İş Bankası Yayınları, Ajans-Türk Gazetecilik ve Matbaacılk Sanayii, s.63-68; The Zubdat-ut Tawarikh of 1598 At The Chester Beatty Library In Irland, s.93. ; Hans Georg Majer, Die Karlsruher Türkenbeute, Handschriften Und Defter, Kat.314, Das Buch Quintesssenz der Historien, Hirmer Verlag München, s.369-378.;Sadi Bayram, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde Bulunan 1682 Tarihli Silsile-nâme, Ankara 2000, s.7-40 ( Tıpkı basım);Sadi Bayram, Ankara Etnografya Müzesi'nde Bulunan Silsile-nâme, Vakıflar Dergisi, S.XXVIII, Ankara 2004, s.315-363.
Her ne kadar Kur'an-ı Kerim'de sûret tasvirini yasaklayan bir âyet yoksa da, hadis-i şerifler; tapınmayı önlemek, putperestliğin canlanmasına mani olmak için ve yaratmak ancak Allah'a mahsus olduğundan, resmi yasaklamaktadır. Ancak halkın yasaklara uyduğu görülmekle birlikte, saraya mensup yüksek düzeyde bürokratlar ve Mevlevi Dergâhlarında felsefi fikirlerin enginliği sayesinde bu düşünceler aşılarak, hadislerin koyduğu yasak farklı yorumlanmıştır. Saray tezyinat atölyelerinde hazırlanan muhteşem eserler, kültür tarihimizi yansıtan, sayıları mahdut, önemli belgelerdir. "İslâmiyet'te ve Türklerde resim yoktur" diyenlere kültürümüzdeki en güzel cevap, silsile-nâmelerdeki minyatür tarzındaki portrelerdir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilâtı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s.242; Osman Zeki Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi, İstanbul, C.II, s.113-121.Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. Yıldönümü münasebetiyle, İstanbul-Topkapı Sarayı Müzesinde çeşitli ülkelerdeki müzelerden derlenen Osmanlı Padişah Portreleri Sergisi 7 Haziran 2000 tarihinde açılmıştır. Padişahın Portresi, Tesavir-i Âl-i Osman, Sergi Kataloğu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mas Matbaacılık, İstanbul 2000, 575 s.
Filiz Çağman, XVI. yüzyıl sonlarında Mevlevi Dergâhlarında Gelişen Bir Minyatür Okulu, I. Milletlerarası Türkoloji Kongresi, 15-20 Ekim 1973, İstanbul, 179, s.651-676.
Sadi Bayram; İrlanda-Dublin, Chester Beatty Library'de Minyatürlü Bir Osmanlı Tarihi ( Zübdetü't-Tevârih), Kültür ve Sanat, S.12, Aralık 1991, T.İş Bankası Yayınları, Ajans-Türk Gazetecilik ve Matbaacılık Sanayii, s.63-68; The Zubdat-ut Tawarikh of 1598 At The Chester Beatty Library In Irland, s.93.
Abdülhadi oğlu Yusuf ismi, ilk sayfanın son satırında geçmektedir. Bkz. S.Bayram, Vakıflar Dergisi, S.XIII, s.264, 300.
İnsanın huyları, ahlâkı, iç dünyası için kullanılan kelimedir.
Bu tip övücü girişleri VGM nüshası, Topkapı Sarayı Nüshaları ve bazı vakfiye başlangıçlarında görüyoruz.
Mekke'de 604 yılında doğdu. Beni Hilâl kabilesinden el-Hâris'in kızıdır. Annesinin ismi Hind binti Avf 'dır. Asıl ismi Berre olan Hz. Meymûne, Peygamberimizin amcası Hz. Abbas'ın hanımı Ümmü'l-Fadl'ın kız kardeşidir. Nesebi ise, Meymûne binti Hâris bin Hazn bin Büceyr bin el-Hezm bin Ruveybe bin Abdullah bin Hilâl bin Âmir bin Sa'saa el-Hilâliye'dir. Hz. Muhammed hayranı, Müslüman olmadan önce Mesud İbn-i Amr İbn-i Umayr Sakafi ile evlenmişti. Müslüman olduktan sonra bu eşinden ayrılıp Ebu rehme İbn-i Abd-ul Uzza ile evlendi. Hicretten yedi yıl sonra ikinci kocasının ölümü üzerine dul kaldı. Hazreti Meymune, Ümmü Fadl'ın (Ümmü Fadl, Hz.Hatice 'den sonra iman eden ikinci hanım sahabidir.) yanında kaldığı sürede onun ve eniştesinin anlattıklarından, yaşantılarından etkilenerek Peygamber Efendimiz' e âşık oldu. Ahzab Suresi 50. âyeti mealen şöyledir; "...bir de eğer mi`min bir kadın kendisini Peygamber`e bağışlayıp da eğer Peygamber de nikâhla almak isterse, O'nu diğer mi`minlere değil, yalınız Sana has olmak üzere Senin için helal kıldık." 629 yılında ihtida etti, 3 yıl 3 ay evli kaldı. 658'de 54 yaşında Medine'de vefat etti.
Eşinden ayrılmama şikâyetini Allah'a duyuran sahabe kadın sebebiyle Mücadele Suresi'nin ilk dört âyeti nazil olmuştur. .
Mekke 584 ( ?)- Medine 674.Sevde binti Zem'a bin Kays bin Abdişems bin Abdivüdd bin Nasr bin Mâlik bin Hasel bin Âmir, el-Kureyşi, el-Âmiri'dir. Annesinin ismi ise, Şemmûs bint-i Kays İbn-i Zeyd İbn-i Amr İbn-i Âmiri'yedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Hz. Sevde'nin vefâtı ise Hz. Ömer'in halifeliğinin son yıllarına rastlamaktadır. Hz. Sevde, amcasının oğlu Sekran İbn-i Âmir ile ilk evliliğini yapmıştı. İslâmiyet'in geldiği ilk yıllarda; kocası Sekran İbn-i Amr ile imân ederek Müslüman oldular. Bu sırada Mekkeli müşriklerin Müslümanlara yaptıkları eza ve cefâlar dayanılmaz, akıllara durgunluk verecek halde idi. Bunun üzerine Peygamberimiz Müslümanların Habeşistan'a hicretine izin vermişlerdi. Hz. Sevde; kocası Sekran ile birlikte ikinci Habeşistan hicretine katılarak oraya gitmişlerdi. Daha sonra Habeşistan'dan Mekke'ye döndüler. Hz. Sekran Mekke'ye dönüşünden kısa bir müddet sonra 618'de vefat etti. Hz. Sevde, kocası Hz. Sekran'ın vefatında 50 yaşlarında idi. O'nun imânındaki sadakati, bütün zorluklara rağmen İslâm'dan dönmemesi, bu yolda başını ortaya koyması, Peygamberimiz üzerinde çok derin bir tesir bıraktığı sebebiyle yaşlı ve dul olan Hz. Sevde'ye 619'da evlilik teklif etti. O ise bunu sevinerek kabul etti. Böylece üzüntüsü ve kederi gitmiş, yaratılmışların en şereflisine eş olma şerefine erişmişti. 13 yıl evli kaldılar.
Daha çok Yahudilerden Ben-i Kureyza kabilesinin bulunduğu kalenin fethedilmesinde, savaş ganimeti olarak esir edilenler arasında Reyhane, Hz. Peygamberin hissesine düştü. Peygamber onu kendi dininde serbest bıraktı. O da Museviliği seçti. Hz. Muhammed O'nu Ümm-i Münzir'in evine gönderdi. Daha sonra Reyhane İslâmiyet'e ısındı, Müslümanlığı seçti. Peygamber de bu durumda O'nu 628'de nikâhına aldı. Bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: " Bütün zevcelerimle evliliklerim ve kızlarımı evlendirmem, hepsi Cebrail'in Allahü teâlâdan getirdiği izinle olmuştur."
Hz. Cüveyriye, Ben-i Müstalık Kabilesi Reisi Hâris bin Ebi Dırar`ın kızı olup, Müreysi Gazâsında alınan esirlerden biridir. Kocası Müsafi bin Safvan Peygamberimizin amansız düşmanlarından biri idi. Harpte öldürülünce Hz. Cüveyriye dul kalmıştı. Esirler, mücahitler arasında bölüştürüldüğü zaman, Hz. Cüveyriye, Sabit bin Kays ile amcası oğlunun hissesine düşmüştü. Hz. Cüveyriye Sabit bin Kays`la anlaşarak tayin edilen fidyeyi ödediğinde hürriyetine kavuşacaktı. Fidye ödenmesi hususunda Hz. Muhammed'den yardım talebinde bulundu. Daha hayırlısı azat olup benimle evlenmen dedi, yüce Peygamber. O da bu şerefe nail olabilmenin mutluluğunu yaşadı. Daha sonra Hz. Cüveyriye'nin babası Hâris bin Ebi Dırar develerle fidye ödemeye geldi, Peygamberle konuştuktan sonra o da Müslümanlığı seçti. Buradaki amaç; çevre kabile reisleriyle akrabalık bağı kurup, Müslümanlığı kuvvetlendirmek olduğu ortaya çıkmaktadır. 627'de Peygamberle evlenen ve 5 yıl evli kalan Güveyriye 676 yılında Medine'de vefat etmiştir.
Mü'minlerin anneleri anlamına gelen "Ümmehât'ül-Mü'minin" adıyla anılan Safiyye'nin annesinin adı Durra'dır.. Huyeyy b. Ahtab adında Medine'deki Yahudilerden Madıroğulları Kabilesi reisinin kızıdır. Huyeyy, Hz. Peygamber'e karşı müşriklerle işbirliği görüşmeleri yapan ve bundan dolayı Müslümanlar tarafından Medine'den uzaklaştırılan Madıroğulları'nın lideriydi. Bu zorunlu göçten sonra bu kabilenin bir kısmıyla Hayber tarafına gitmişti. Ahzab Savaşı'nda, Huyeyy de hücum edenlerle beraber gelmiş ve Kureyzaoğullarını Müslümanların aleyhine kışkırtmak için onların kalelerine girmiş, sonra da onların uğradığı akıbete uğramış ve orada öldürülmüştü. Safiyye, önce kendi kabilesinden Sellam b. Miskem ile nikâhlanmış bir süre sonra boşanarak Kinâne b. Ebi Hukayk ile evlenmişti. Bu eşi de Hayber Savaşı'nda (Mayıs 628) öldürülenler içindeydi. Bu savaşta Safiyye, eşi ve babasıyla birlikte kardeşini de kaybetmişti. Safiyye savaş esirleri arasındaydı. Bazı kaynaklar Safiyye'nin asıl isminin Zeyneb olduğunu kaydeder. Arabistan'da reislere veya hükümdarlara düşen ganimet hissesine "Safiyye" denildiği ve bu sebeple, Zeyneb de Hayber Savaşında esir olarak Rasûlüllah'ın hissesine düştüğü için ona "Safiyye" denildiği rivâyet olunur. Esirler toplandığı zaman Dihyetül-Kelbi, Hz. Peygamber'den bir cariye istemiş, O da Safiyye'yi vermişti. Ashabtan birinin, Safiyye'yi peygamberimizin almasının daha uygun olacağını, zira bir reis kızı olduğu için mevkiinin bunu gerektirdiğini söylemesi üzerine, Safiyye'yi geri almış, ona da başka bir cariye vermişti. Hz. Peygamber, Yahudiler ile bir anlaşma imzaladıktan sonra Safiyye'ye İslâm ve Yahudilik hakkındaki görüşünü sordu. "Ey Allah'in Rasûlü! İslâmı arzu etmiş ve sen davet etmeden önce seni tasdik etmiştim. Babam da senin davanın doğruluğunu itiraf ederdi. Fakat ırkçılık düşüncesi onu savaşa götürdü. Ben Allah'tan başka ilâh olmadığına ve senin Allah'in Resûlü olduğuna kesinlikle inanıyorum" cevabını alınca 628'de onu âzad ederek onunla evlenmişti. Safiyye 656 yılında vefat etti. Cennett'ül Bâki'ye defnedildi.
Mekke 593-Medine 641. Hz. Zeynep binti Cahş, Resûl-i Ekrem Efendimizin halası Huzeyme bint-i Abdülmuttalib`in kızı idi. Asıl adı Berre, künyesi Ümmü'l-Hakem'dir. Daha önce Peygamber Efendimizin evlatlık edindiği Hz. Zeyd bin Hârise ile Nisan 627 tarihlerinde evlenmişti. Bu evliliğin dünürlüğünü de bizzat Resûl-i Ekrem Efendimiz yapmıştı. Hz. Zeynep ve ailesi böyle bir evliliği istemedikleri halde sırf Peygamber Efendimizin ısrarı üzerine rıza göstermişlerdi. Hz. Zeyd, izzetli zevcesi Hz. Zeynep`i kendisine mânen denk bulmuyordu. Bu durum mânevi imtizaçsızlığa sebep oluyordu. Nitekim evliliklerinin birinci yılı henüz bitmişken, Hz. Zeyd, Peygamber Efendimize gelerek, "Yâ Resûlallah! Ben, ailemden ayrılmak istiyorum" dedi. Peygamberimizin cevaben, "Zevceni tut boşama! Allah`tan kork" buyurdu. Peygamber Efendimiz, mânevi geçimsizlik sebebiyle Hz. Zeyd ve Hz. Zeynep arasındaki evliliğin son bulmasından son derece üzüldü. Ümmetine bazı şeylerin yasak olmadığını belirtmek amacıyla onunla evlendi. 48 yıl yaşamıştır.
Hz. Muhammed 628 yılında çevre hükümdarlarına İslâm'a davet mektubu göndermiş ve Mısır'ın Bizans Valisi Mukavkıs'da çeşitli hediyelerle iki kız kardeşi cariye olarak Medine'ye göndermiş, kızlar yolda Müslümanlığa ait bilgiler alarak İslâmiyet'i seçmişler, Medine'ye gelince de Şirin'i şair Hasan bin Sabit'e vermiş Mariyye'yi de cariye olarak kendisi almış, Mariye'den; İbrahim adındaki oğlu dünyaya gelmiş ve Hz. Muhammed O'nu azat ederek nikâh altına almıştır. İbrahim'i doğurmuş, 1,5-2 yaşlarında hastalanarak vefat etmiştir. Mariyye Şubat 637 tarihinde vefat etmiştir.
Doğumu Mekke 556- Vefatı 63 yaşında, Mekke 619. Hatice validemiz; Hz. Muhammed'in temiz, iffetli ve yüce ahlâk sahibi olan eşlerinden ilkidir. Kureyş kavminden babası Huveylid, annesi Fâtima'dır. Hz. Muhammed Hatice Validemiz ile evlendiğinde 25, Hz. Hatice 40 yaşındaydı. Hz. Hatice'nin Hz. Muhammed'den Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Zeyneb ve Rûkiyye adında dört kızı, Kâsım ve Abdullah adında da iki oğlu dünyaya geldi.
Mekke 613-Medine 13.07.678. Hz. Ebu Bekr es-Siddik'in kızı ve Hz. Peygamber'in Hz. Hatice'nin vefatından sonra 2.eşi. Hicret'ten dokuz veya on sene önce Mekke'de doğdu. Annesi Ümmi Rûmân bint-i Âmir ibn Umeyr'dir. Hz. Âişe'nin Resulullah'la nikâhlanması Hicret'ten iki veya üç sene öncedir. Hz. Muhammed, O'na 'Hümeyra' lâkabını vermiş ve: "Dininizin yarısını bu Hümeyra'dan alınız" diye buyurmuşlardır. Hazret-i Âişe, Medine'de Peygamberimizin muharebelerine iştirak etti ve diğer sahâbe hanımları gibi harpte yaralıların tedavisiyle bizzat meşgul oldu. Uhud Gazâsı'nda sırtında su ve yiyecek taşıyıp yardım için Peygamber Efendimizin hep yanında kalmıştı.65 yaşında vefat etmiş, 19 yaşında dul kalmıştır.
Ebu Süfyan'ın kızı olan Ümmü Habibe'nin asıl adı Remle'dir. Arap örf ve adetlerinden dolayı, ilk evliliğinden doğan kızı Habibe'den dolayı "Ümmü Habibe" adını almıştı. Annesi Safiye bint-i Ebu Las'dır. Hz. Osman'ın baba ve anne bir halasıdır.
Ümmü Habibe ilk önce Ubeydullah İbn-i Cuhuş ibni Refah ile evlenmişti. Ümmü Habibe, İslâm gelmeden önce Hanif dinine bağlı idi. İslam'ın ilk günlerinde kocası Ubeydullah ile birlikte Müslüman olmuş. Bu yüzden kocası ile birlikte müşriklerin eza ve cefasına maruz kalmıştı. Bu eziyetlerden kurtulmak için Habeşistan (Etiyopya)'a giden ikinci kafile içinde yer aldı. Ancak dini uğruna yurdunu terk eden Ubeydullah, Habeşistan'a vardığında papazların tesiri ile İslam'dan dönerek tekrar Hıristiyanlığı tercih etti. Eşini Hıristiyanlığa döndürmek için çok büyük baskı uygulamış ama bu çabaları sonuçsuz kalmıştır. Hz. Ümmü Habibe dininde sebat gösterdi. Kocasından ayrıldı. Ubeydullah ise içki âlemlerinde öldü.
Hz.Ümmü Habibe yapayalnız kalmıştı. Habeşistan'da gurbet bir ülkede dul bir kadın idi. O Mekke'nin yüksek aristokrat bir ailesine mensuptu. Bu yüzden kolay kolay evlenemezdi. Korunmaya muhtaçtı. Babası meşhur Ebu Süfyan henüz Müslüman olmamış, Müslümanların en büyük düşmanlarındandı. Babasının yanına dönemezdi. Resulullah Ümmü Habibe'nin bu zor durumunu haber almıştı, Habeşistan Kralına haber göndererek nikâhına almak istediğini bildirdi. 36 yaşındaki Ümmü Habibe'de uygun görerek Habeşistan'da gıyapta ilk Müslüman nikâhı yapıldı. İki gün sonra gemiye binilerek Medine'ye en yakın limana doğru yol alındı. Hz. Muhammed, Hayber Gazasında Ketibe Kalesi'nin fethi ile meşguldü. 627 'de Hz. Muhammed ile evlendi, 4,5 yıl evli, kaldı, Medine'de 664'de vefat etmiştir.
Esma Hanım; Hz. Cafer, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali gibi üç büyük sahabeye eşlik yapmış, iki defa Etiyopya'ya hicret etmiş ünlü bir kadın olup, Hz. Cafer şehit olmuştur. İkinci evliliği Hz. Ebubekir, onun vefatından sonra da Hz. Ali ile evlendirilmiştir. Hz. Ebubekir' den Muhammed İbn-i Ebi Bekir; Hz. Ali'den Yahya doğmuş, Hz. Ali'den terbiye almışlardır.
Mekke 607- Medine kasım 665. Müminlerin anası Hafsa binti Ömer'in ilk eşi, büyük Sahabi Huneys b. Huzafe b. Kays b. Adiy es Sehmi el Kureşi idi. Huneys, Bedir ve Uhud Muharebelerine iştirak etmiş, Uhud'da aldığı yara sebebiyle daha sonra Medine'de vefat edince hanımı Hafsa (radıyallahu anh) 18 yaşında dul kalmıştı. Hafsa Ömer b. Hattab'ın evinde yetişti. İman, ibadet, ihsan, doğruluk ve sabır ehli idi. Sadaka, oruç, zikir, tevbe ve cihad ehli birisiydi. Genç yaşta kızının dul kalması Ömer b. Hattab (radıyallahu anh)'ı üzmüştü. Ona uygun eş aramaya başladı. Hz.Ebubekir-i Sıddik'a teklifte bulundu. O, kendisine menfi ya da müspet yönde herhangi bir cevap vermedi. Sonra aynı teklifi Hz.Osman b. Affan'a götürüldü ve Hz. Osman düşüneceğini bildirdi. Cebrail Aleyhisselam'ın "O, çokça oruç tutan ve çokça namaz kılan biridir. O, cennette senin zevcendir." dediği rivâyet edildiğinden Hz. Muhammed kendine nikâhladı.58 yaşında vefat etti.
Asıl adının Remle olduğunu söyleyenler varsa da, doğrusu Hind'dir. Oğlu Seleme'den dolayı, Ümmü Seleme diye tanınmıştır. Babası, Ebû Ümeyye Süheyl b. Mugire b. Abdillah b. Ömer b. Mahzum'dur. Cömertliğinden dolayı kendisine Zâdü'r-rekb (yolcu azığı) denirdi. Annesi, Âtike bint-i Âmir b. Rabia'dır. Ebû Seleme Abdullah b. Abdi'l Esed ile evliydi. Her ikisi, birlikte Habeşistan'a hicret ettiler. Orada, Zeyneb adında bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Daha sonra Seleme, Ömer ve Dürre adında çocukları doğdu. Medine'ye hicret başladığı zaman ilk yola çıkanlar Ümme Seleme ve kocasi Ebû Seleme'dir. Ümmü Seleme'nin kocası Ebû Seleme, Uhud Savaşı'nda aldığı bir yara sonucu vefat etti. Rivâyete göre; Ebû Seleme vefat edip ser'i bekleme süresi dolunca Hz. Ebû Bekir kendisine evlenme teklifinde bulunmuş, fakat Ümmü Seleme bu teklifi reddetmişti. Ardından, Hz. Ömer aynı teklifte bulunmuş, onu da kabul etmemişti. Daha sonra Rasûlüllah (s.a.s) kendisine evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Seleme bu teklifi reddetmemekle birlikte çekingen davrandı. Rasûlullah bu tereddüdünün sebebini sorunca Ümme Seleme; yaşlı, çocuk sahibi ve kıskanç oluşunu sebep gösterdi. Bunun üzerine Rasûlullah "Kıskanç olduğunu söylüyorsun, bunu gidermesi için Allah'a dua edeceğiz. Yaşlı olmana gelince; bu mesele değildir, ben senden bir yaş daha büyüğüm. Çocuklar da Allah'a ve O'nun Rasûlüne aittir." Ümmü Seleme Mekke 584'de doğmuş ve Medine 679'da vefat ettiğinde 95 yaşında idi ve en son vefat eden Peygamber eşlerinden biridir.
Peygamberimizle evli bir Zeyneb daha vardır. Huzeyme bin Abdülmuttalib'in kızı, Peygamberin amcasının kızıdır.Tufeyl bin el-Haris ile evlenip boşanmış, sonra hala oğlu Abdullah bin Umeyye ile evlenip dul kalmıştır. 626 Şubat ayında evlenmiştir. Ümmü'l Mesâkin adıyla anılır. Hz. Hatice'den sonra ölen 2. Peygamber eşidir. Öl. Medine 631
Doğumu 596.
Doğumu Ağustos 631-Vefatı 27.01.632.
Mekke 603-27.06.623.
Mekke 604-Medine 15.03.624.
Mekke 607- Medine Kasım 630. Hz. Ümmü Gülsüm, Peygamberimizin kızıdır. İslâmiyet gelmeden önce doğdu. Annesi Hz. Hatice'dir. Ümmü Gülsüm İslâmiyet gelmeden önce Ebû Leheb'in ikinci oğlu Uteybe ile nişanlanmıştı. İslâmiyet gelince Ebû Leheb imân etmedi ve İslâmiyet'in çok azgın bir düşmanı oldu. Onun hakkında Tebbet Sûresi nâzil olunca oğluna Ümmü Gülsüm'ü boşamasını söyledi. O da babasını dinleyerek boşadı ve Peygamberimize üzücü sözler söyledi. Peygamber efendimiz; "Yâ Rabbi, buna canavarlarından birini musallat et!" diye beddua eyledi. Uteybe Şam yolculuğu sırasında arkadaşlarının arasında uyurken bir arslan gelip, koklayarak onu buldu ve parçalayıp öldürdü. Ümmü Gülsüm, Hz. Osman'ın eşi olan kardeşi Rukayye'nin Bedir Savaşından hemen sonra vefat etmesi üzerine, Hz. Osman'a nikâhlandı. Ona nikâhlanması vahiy ile bildirildi. Böylece Ümmü Gülsüm'ün Hz. Osman'a nikâhlanması sebebiyle Hz. Osman'a "Zinnûreyn" iki nûr sâhibi denildi. Ümmü Gülsüm Peygamberimizin sağlığında, 630 yılında vefat etti. Cenaze namazını Peygamberimiz kıldırdı.
Mekke 610-Medine 22.11.632.
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi H.1324, s.25-26.
Doğumu 21 Nisan 571, ilk âyet inmesi 01.01.610, Hicret 24.09.622, Kıblenin Kudüs'ten Mekke çevrilmesi Aralık 623, vefatı 632.
Ben-i Ümeyye; Mekke Kureyş kabilesi Ümeyye ailesinden olan Muaviye Ebu Süfyan'ın oğludur. Hz. Ali'nin şehadetinden sonra devleti ele geçirmişlerdir. Şam Emevi halifeleri: Muaviye bin Ebu Süfyan 661 “ 680, I. Yezid bin Muaviye 680-683, II. Muaviye bin Yezid 683-684, I. Mervan bin el-Ḥakem 684-685, Abdülmelik bin Mervan 685 “ 705, I. Velid bin Abdülmelik 705-715, Süleyman bin Abdülmelik 715-718, Ömer bin Abdülaziz 717-720, II. Yezid bin Abdülmelik 720-724, Hişam bin Abdülmelik 724-743, III. Yezid bin Velid 743-744, İbrahim bin Velid 744, II. Mervan 744, Kordoba Emirleri 744-750.

VGM. Nüshası, S.Bayram. Vakıflar Dergisi S. XIII, s.254-255. ile karşılaştırınız.
Sipas: Farsça Şükretme, dua etme.
Ale-l-ıtlak: Umumiyetle. Mutlaka. Bir suretle kayıtlı olmayarak.
Bari :Farsça Hususu ile. Hele. Hiç olmazsa. Bir def'a.
Halayık: Cariye, hizmetçi
Şühud: 1-Şahidler, 2- Görme, şahid olma, 3-Müşahede etme.
Lemha: Bir göz atmak
Mübdi: Her şeyi hiçten halk eden.
Kün: "Ol" manâsında emirdir. Allah bir şeye Kün dese; o şey olur.
Levh: (Buradaki anlamı) Ayet, hadis veya büyüklerin ders verici sözleri. Yazılı şey.
Maani: Manalar.
Kırk sabah Hz. Âdem'in çamuru ile pişirilmiş.
İsra Suresi 70. âyet
Hadis
Et-Tin Suresi 4. âyet.
Bakara Suresi 30. âyet.
Tahiyyat: 1-Selâmlar. Duâlar. Manevi hayat hediyeleri. Tezahürat-ı hayatiye. 2-Mâlikiyet, beka ve mülk
Methiye
Rehnüma: Farsça. Yol gösteren, kılavuz.
Sübül: Yollar
Ali İmran Suresi 144/4 âyet.
İlave biter. VGM. nüshasında bu cetvel olmadığı için belki bu satır çıkarılmış olabilir.
Sâfiyet, takvâ ve kemâlât sâhibi ve Peygambere vâris olup, onun meslek ve gayelerini ihyaya ve tatbike çalışan muhakkik zatlar.
Mücteba:Seçilmiş. Kıymetli, ihtiyar olunmuş.
Mukteda: Kendisine uyulan. Önde giden.
Değişik metin buradan başlar.
Eserin IV. Mehmed için hazırlandığını ifade eder. Diğer emirlere verilen eserlerde bu kısım değişir.

Karşılaştırınız, Atsız'ın yayınladığı takvimlerle... Bazı yerlerde 5009 yıldır, bazı yerlerde ise 5995 yıldır (?)
Yahudi tarihleri de araştırılmış ve o zamanki Tevrat'tan da istifade edilmiştir.
İncil'den bahsetmesi, yazarın Orta-Doğu kültürünü incelediği, bu konuların söz konusu coğrafi bölgede çok tutulduğu, yani moda olduğunu gösterir.
Nuh Tufanı, M.Ö. 2.200 seneleri olduğu varsayılır. Bkz.Sadi Bayram, Mukaddes Kaynaklara Göre Güney-Doğu Anadolu'da Proto-Türkler, Türk Dünyası Araştırmaları vakfı Yayını, İstanbul 1990. s. 12-27.
Çin Seddi M.Ö. 400-215 yılları rasında yapılmıştır.( Bkz. ProtoTürkler s.51,68 )
5956 21. dipnotta 5995, 5009 tarihleri veriliyor. O devrin tarihcilerinin bu konularda anlaşamadığı VGM. nüshasında s.16'da sarahaten belirtiliyor. ( Bkz. S. Bayram, Vakıflar Dergisi S.XIII, s.259)
Sure-i Kehf, 18/25. âyet.
Sure-i Kehf, 18/26. âyet
Tefavüt: Farsça Faklılık. İki şey arasındaki fark. Uygunsuzluk. Tehâlüf.
Sure-i Lokman, 31/34
Gerçek bilgi Allah'tandır.
M.Mahfuz Söylemez, Kitap Tahlili, AÜİFD. C.XLIII, S.2, Ankara 2002, s.490 ( İbnu'l Belhi, Farsnâne, Neşreden. Gay Le Strange-R.A.Nicholson, Dünyayı Kitap, Tahran 1363).
M.Mahfuz Söylemez, age.s.491
Muhammed'in ölümünden (632) sonra İslam dünyasını Hulefa-yı Raşidin denilen dört halife ve ardından da Emeviler (661-750) yönetti. Emeviler, Ali'nin öldürülmesiyle yönetimi ele geçirmişlerdi. Emevilerin iktidardan düşüşleri de aynı biçimde kanlı oldu. Muhammed'in amcası Abbas bin Abdülmuttalip'ın soyundan gelen Abbâsiler, Emevi yönetimine karşı ayaklanarak 750'de halifeliği ve iktidarı ele geçirdiler. Bu tarihten başlayarak Abbâsiler 1258'e kadar İslam dünyasının büyük bölümüne egemen oldular. İlk Abbâsi halifesi Ebu'l-Abbas Seffah (750-754) idi. 754'te kardeşi Mansur (754-775) onun yerine geçti. Bu iki halife döneminde orduda Türk ve İran kökenliler önemli görevler üstlendiler. Mansur, 762'de başkenti Şam'dan Bağdat'a taşıdı. Mansur'dan sonra sıra ile Mehdi (775-785) ve Hadi (785-786) halife oldular. Abbâsi Devleti Mansur'un torunu Harun Reşid (786-809) döneminde en geniş sınırlarına ulaştı. Harun Reşid, Bin bir Gece Masalları'na konu olan görkemli saltanatını Bermeki ailesine borçluydu. Bu aileden Yahya Bermeki ve iki oğlu, vezir olarak Abbâsi Devleti'ni 17 yıl boyunca fiilen yönettiler. Harun Reşid'in oğulları Emin (809-813), Memun (813-833) ve Mutasım (833-842) babalarının politikalarını sürdürdüler. Annesi Harun Reşid'in Türk asıllı bir cariyesinden olan Mutasım Türklerden özel bir askeri güç kurmuştur, Türk unsurları yönetimde önemli görevlere getirmiştir. Daha sonra bu askeri gücün Bağdat'taki varlığı bazı huzursuzluklara neden olduğundan Samarra adıyla yeni bir kent kurdurarak devlet merkezini oraya taşıdı. 838 yılında Mutasım Anadolu'ya Bizans üzerine bir sefer düzenlemiş, ordusunun bir kolu Bizans imparatoru Theofilos ve ordusunu "Anzin Savaşı" adı verilen bir çarpışmada büyük yenilgiye uğratmış, Bizans'ın ikinci büyük kenti Amoriom'u kuşatıp eline geçirmiş ve Abbâsi orduları İznik kentinin yakınlarına kadar ilerlemiştir. Yerine geçen oğlu Vâsık (842-847) döneminde Türk emirleri askeri işlerin yanı sıra yönetsel konularda daha etkili oldular. Vâsık'ın ölümünden sonra Abbâsi Devleti parçalanma sürecine girdi. Abbâsi toprakları üzerinde Büveyhiler, Tâhiriler, Samâniler, Şirvâniler, Saffâriler, Hamdâniler, Mervâniler, Mirdâsiler, Ukâyliler, Zengiler, Karahanlılar, Tolunoğulları, Ihşidiler, İdrisiler, Murabıtlar, Muvahhidler, Hafsiler, Aglebiler ve Fâtımiler gibi bağımsız devlet ve beylikler kuruldu. İran'da hüküm süren Büveyhiler, 945'te Bağdat'a egemen oldular. Bundan sonra Abbâsi halifeleri Büveyhilerin izniyle başta kalabildiler. Halife Kâim'in (1031-1075) çağrısı üzerine Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Tuğrul, 1031 yılında Büveyhileri Bağdat'tan çıkardı ve Abbâsilere yeniden saygınlık kazandırdı. Abbâsiler bu tarihten sonra hiçbir zaman eski askeri güçlerine ulaşamadılar ve Mustazhir dönemindeki Haçlı Seferleri karşı başarılı olamadılar. Büyük Selçuklu Devleti'nin parçalanmasıyla birlikte Abbâsiler yeniden gücünü yitirdi. Cengiz Han'ın torunu Hulagu'nun yönetimindeki İlhanlılar 1258'de Bağdat'ı yakıp yıktılar, Halife Mustasım'ı ve yakaladıkları hanedan üyelerini öldürdüler. Böylece 508 yıllık Abbâsi Devleti son buldu. İlhanlı hükümdarı Hulagu Han Bağdat'ta içlerinde on binlerce yazma kitap olan kütüphaneleri yakıp yıktırmıştır. Geri kalan kitapları da Dicle Nehrine attırmıştır. Eserlerin mürekkebi suya karışmış ve Dicle Nehri günlerce bulanık akmıştır. Halife Zâhir'in oğlu Ahmed Mısır'a kaçtı ve orada Memlûk Sultanı Baybars'ın koruması altında Mustansır adıyla halife ilan edildi (1261). Mısır Abbâsi halifeliği, siyasal ve askeri yetkiden yoksun, yalnız dinsel otoritesi olan bir kurumdu. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim 1517'de Mısır topraklarına girerek, halifenin yetkileri ile Kutsal Emanetler'i devraldı ve Mısır Abbâsi halifeliğine son verdi.
Abbâsiler dönemindeki halifelerin toplu listesi: Seffah (Ebu'l Abbas) 750 - 754, Mansur 754 - 775, Mehdi 775 - 785, Hadi 785 - 786, Harun Reşid 786 - 809, Emin 809 - 813 , Memun 813 - 833, Mutasım 833 - 842, Vasık 842 - 847, Mütevekkil 847 - 861 , Muntasır 861 - 862 ,Mustain 862 - 866 ,Mutaz 866 - 869, Muhtedi 869 - 870, Mutemid 870 - 892, Mutedid 892 - 902 ,Mûktefi 902 - 908 ,Muktedir 908 - 932 ,Kahir 932 - 934 , Râdi 934 - 940, Müttaki 940 - 944 ,Müstekfi 944 - 946 ,Muti 946 - 974 ,Tâi 974 - 991, Kadir 991 - 1031, Kaim 1031 - 1075, Muktadi 1075 - 1094, Mustazhir 1094 - 1118, Mustarşid 1118 - 1135, Raşid 1135 - 1136, Muktafi 1136 - 1160, Mûstencid 1160 - 1170, Mûstadhi 1170 - 1180, Nâsır 1180 - 1225, Zâhir 1225 - 1226, Mustansır 1226 - 1242, Mustasım 1242 - 1258.
Samani sülalesinin kurucusu, Kuzey Afganistan'ın Belh bölgesi Saman köyünde mahalli toprak sahibi olan Saman Hüdâ idi. Saman Hüdâ, düşmanlarının kaçarak Horasan'daki Emevi Valisi Esed bin Abdullah'ın yanına sığındı. Esed bin Abdullah'tan himaye gören Saman Hüdâ, Zerdüşt dinini bırakarak İslâmiyet'i kabul etti. Saman Hüdâ ve torunları, Emeviler'den sonra Abbasiler'in hizmetine girdi. Halife Harun Reşid (786-809) ve oğlu El-Me'mun (813-817) zamanında devlet hizmetinde vazife aldılar. Sadık hizmetlerinden dolayı, Samanilerden Nuh Semerkand'a; Ahmed Fergana'ya, Yahya Şaş'a ve İlyas Herat'a vali olarak tayin edildiler. Fergana Valisi Ahmed Semerkand'a hakim olunca oğlu Nasr da, Halife El-Mu'temid'den 875'te Maveraünnehr eyalet valiliğini aldı. Nasr bin Ahmed, kardeşi İsmail'i Buhara Valiliği'ne getirdi. Maveraünnehr, Samani Sülalesi mensuplarının hâkimiyetine geçti. Horasan'daki Tahiriler zayıflayınca Sistan'daki Saffariler ile hâkimiyet mücadelesinde bulundular. Bozkırda yaşayan gayrimüslim Türklerin akınlarına karşı Maveraünnehr ve Fergana'nın kuzey hudutlarını emniyet altına aldılar. Türklerin Müslümanlarla irtibat kurmasında köprü vazifesi gördüler. İran'da sapık itikad ve akımlara karşı Ehl-i sünneti müdafaa ettiler. Abbasilerin düşmanı Büveyhiler ile Kuzey İran'da mücadele etmeleri, Sünni Horasan ve Maveraünnehr bölgelerindeki hâkimiyetlerini kuvvetlendirdi.
Alp Tekin Horasan valisi iken, Samanoğulları tahtına Mansur b. Nuh geçti. O'nun hükümdarlığına Alp Tekin itiraz ettiğinden valilikten alındı. O da 4000 kadar askeriyle Gazne şehrine gitti. Burayı padişah denilen Lavik adlı Hindli bir prensin elinden alarak başkent yaptı ve Gazne devletini kurdu. (962) Samanoğulları yıkılana kadar da onlara tabi oldu. 935'de Alp Tekin'in ölümüyle yerine oğlu Ebu ishak İbrahim geçti. O'nun hükümdarlığı üç yıl sürdü. Bundan sonra yönetim Alp-Tekin'in üç manevi oğlu Bilge Tekin (976-972), Piri Tekin (972-977), Sebük Tekin'e (977-997) geçmiştir. Devletin asıl kurucusu Sebük Tekin sayılır. Isıg göl civarında Barsgan'da doğmuş ve 960'a doğru Müslüman olmuştur. Babasının adı Kara Arslan'dı. Hükümdar olunca da "Nasıruddin Sebük Tekin Kara Beçkem" adını aldı. Sebük Tekin de Karahanlılar'a karşı, Samanoğulları'nı destekledi ve onları metbu tanıdı. Sebük Tekin'in üç oğlu vardı; Mahmut, Yusuf, İsmail... İsmail hükümdar olursa da Mahmut tarafından tahttan indirilir ve Mahmut hükümdar olur. (998-1030) Abbasi Halifesinden ilk olarak "Sultan" unvanını alan Müslüman hükümdar Mahmut olmuştur. O sıralarda Samanoğulları Devleti de yıkıldığından Gazneliler daha rahat hareket edebilmişlerdir. Sultan Mahmut zamanında Hindistan, İran ve Karahanlılar ile siyasi ilişkilerde bulunulmuştur. Karahanlılar ile yapılan mücadelelerde Ceyhun nehri sınır kabul edilmiştir. İran'la yapılan mücadelelerle de Irak-ı Acem bölgesi Gazneliler'in eline geçti. Büveyhoğulları'nı mağlup ederek Şiilere karşı Halifeyi savundular. Sultan Mahmud'un en meşhur seferleri ve neticeleri bakımından en önemlileri Hindistan'a yaptığı 17 seferidir; 1001 yılında 300 fille desteklenen 42.000 kişilik bir Hindu ordusunu yenip Pencab'ı ele geçiren Sultan Mahmut Hindistan'ın kuzeyine tamamen sahip oldu. Bu seferiyle "Gazi" unvanını aldı. Onuncu Hint seferinde Ganj Vadisi'ni de ele geçirdi. 1025-1026'lardaki, on altıncı Hint seferinde Gucerat eyaletine girdi. Bu büyük zenginliklerle Gazne şehrini imar etti, mamur hale getirdi. Gazi Sultan Mahmut son zamanlarında Selçuklularla (Oğuzlarla) mücadelelerde bulundu.
Anuş Tekin (1077 - 1097)
Kutbeddin Muhammed (1097 - 1128)
Atsız Harezmşah (1128 - 1156)
Il Arslan Harezmşah (1156 - 1172)
Sultan Şah (1172-1193) Kuzey Horasan'ı yönetmişti.
Alaâddin Tekiş Harezmşah (1172 - 1200)
Alaâddin Muhammed Harezmşah (1200 - 1220)
Celâleddin Harezmşah (1220 - 1231)
Siparişimiz üzerine 1974 yılında Chester Baaty Library'nin Milli Kütüphane kanalı ile adımıza gönderdiği slâytlardan netice çıkarmaya çalışıyoruz. Ayrıca çiftçi olan Hz. Âdem'in oğullarından Kâbil'in kardeşi, küçüğü olan ve çobanlık yapan Habil'in öldürülme sahnesi diğer silsile-nâmelerde olduğu halde burada yoktur. Bundan da anlaşıldığına göre eserin, tamir esnasında tekrar ciltlenirken sayfalarının karıştığı ve söz konusu sayfanın kaybolduğu düşünülebilir.
Türklerin atası olarak kabul edilir.
Yemen'de Âd kavmine gönderilen ve Tufan'dan sonra Yemen Hadramud civarındaki Ahkâf bölgesine yerleşen Hz. Hud hakkında Kur'an'da geçen âyetler aşağıya çıkarılmıştır:
A'râf Sûresinin 67 Âyeti: Hûd şöyle dedi: "Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Aksine ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."
Hûd Sûresinin 50 Âyeti: Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik. Hûd şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Ondan başka sizin hiçbir ilahınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz."
Hûd Sûresinin 51 Âyeti:"Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?"
Hûd Sûresinin 53 Âyeti: Dediler ki: "Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz."
Hûd Sûresinin 54 Âyeti: Biz sadece şunu söyleriz: "Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış."
Hûd Sûresinin 55 Âyeti: Hûd dedi ki: "İşte ben Allah'ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi, hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın."
Hûd Sûresinin 56 Âyeti: "İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Yer-yüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir."
Hûd Sûresinin 57 Âyeti: "Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz ona bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir."
Hûd Sûresinin 58 Âyeti:" Helâk emrimiz gelince, Hûd'u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık."
Hûd Sûresinin 59 Âyeti: "İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. Onun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!"
Hûd Sûresinin 60 Âyeti:" Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd'un kavmi Âd Allah'ın rahmetinden uzaklaştı. "
Kayadan eve çıkarmasıyla ünlüdür. Hicazla Şam arasına yerleşmiştir. Emanet ettiği halkı devesini kesmesiyle Allah tarafından kavmine ceza gelmesiyle ünlüdür. Âl-i İmrân Sûresinin 21. Ayeti "Allah'ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele ".
Kur'ânı Kerim'de, Hızır Aleyhisselâm'in isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Kehf Suresi, 66,70,79,82. Âyetler.
Hz. Nuh'un üvey babası olarak kabul edilir.
Kur'ân-ı Kerim'in, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, En'âm, İbrahim, Meryem, Enbiyâ ve Sa'd sûrelerinde Hz. İsmail hakkında bilgi bulunmaktadır.
Enbiya 69, Nahl 120-122.âyetleri
Efsanevi İran Hükümdarı. Alper Tunga'nın, Afrasyab'ın oğlu diyenler de bulunur.
Hz. İbrahim'in Hz. Sâre'den doğan ikinci oğlu Hz. İshak'tır. Hz. Sâre'nin çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer'i hediye etmiştir. Hz. Hacer Hz. ismail'i doğurunca, Hz. Sâre üzülmüştür. Hz. İbrahim yüz yirmi yaşında Hz. Sâre doksan yaşında iken Allah'ın bir lutfu ve mucizesi olarak Hz. İshâk doğmuştur ( Hud Suresi, 11/71.âyet).
Âl-i İmrân Sûresinin 84. Ayeti: De ki: "Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ona teslim olanlarız."
Nisâ Sûresinin 163. Ayeti: Biz Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davûd'a da Zebûr vermiştik.
En'âm Sûresinin 84 . Ayeti: Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh'u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yûsuf'u, Mûsâ'yı ve Hârûn'u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız
Hûd Sûresinin 71. Ayeti: İbrahim'in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı müjdeledik; İshak'ın arkasından da Yakûb'u.
Yûsuf Sûresinin 6. Ayeti: "İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Yûsuf Sûresinin 6. Ayeti:"İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Yûsuf Sûresinin 38. Ayeti:"Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler."
ibrahim Sûresinin 39. Ayetinde "Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail'i ve İshak'ı veren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir."
Meryem Sûresinin 49. Ayeti: İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Enbiyâ Sûresinin 72. Ayeti: Ona İshak'ı ve ayrıca da Yakub'u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık.
Sabır timsalidir.
Hz. Yusuf: Hz. İbrahim'in ölümünden sonra yerine oğlu Hz. İshak geçti. İshak da ölünce onun yerine oğlu Hz. Yakup aldı. Hz. Yakup'un 12 oğlu vardı. Bunlardan 10'u büyüktü. Yusuf ile Bünyamin küçük birer çocuktular. Yakup, çocukları içinde en çok Yusuf'u severdi. Kardeşleri kıskandılar, onu bir kuyuya attılar. Yusuf'u bir kervancı bularak Mısır'da köle olarak sattı. Züleyha Yusuf'un güzelliğinden âşık oldu, Yusuf çalıştığı eve ihanet etmedi. İftiraya uğrayarak hapse düştü. Firavunun rüyasını yorumladı. Firavun yorumu beğenerek onu ziraat-tahıl işlerini düzenlemekle görevlendirdi. Babası Hz. Yakup Yusuf'un ölüm haberi üzerine ağlamaktan gözleri görmez oldu. Kardeşleri Mısır'a tahıl almak için geldiklerinde kardeşini tanımadılar. O kardeşlerini af ederek babasını elini öpmeye gitti ve gözleri açıldı. Dürüstlüğün ve ekmek yediği eve kötü gözle bakmamanın mükâfatını aldı. Kur'an'ın 12. Suresi Yusuf adını almıştır. Yukarıda özetle belirttiğimiz konuyu anlatır. 111 âyetten oluşur. 101.âyeti meâlen Yusuf Duasıdır : " Rabbim sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan bana bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada ve ahrette de velim ( koruyucum) sensin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni barışsever hayırlı kulların arasına kat ".
Zaloğlu Rüstem efsanevi İran kahramanı olup, Şiraz'dan Semerkand'a giderken çeşitli kahramanlıklar gösterir. Yaşayıp yaşamadığı belli olmayıp, güçlülüğü münasebetiyle ve güreşi simgeler.
Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerden biridir. Peygamberliği kesin olarak belli olmayıp, âlimlerin ekserisi peygamber olduğunu söylemişlerdir. Asıl ismi Bişr olup, lâkabı Zülkifl'dir. Elyesâ aleyhisselâmdan sonra, kızmadan sabır göstererek dinin emir ve yasaklarını İsrâiloğullarına bildirmeyi üzerine aldığı, kefil olduğu için kefâlet sâhibi manâsında Zülkifl denildiği rivâyet olunur. Elyesâ aleyhisselâmın amcasının oğludur. İsrâiloğullarına Mûsâ aleyhisselâmın dininin emir ve yasaklarını tebliğ etmiştir.
Yûşâ aleyhisselâm Mısır'da doğdu. Mûsâ aleyhisselâmın husûsi talebesi, hâlis yardımcısı olarak yanında bulundu. Mûsâ aleyhisselâm Fir'avn'ın zulmü sebebiyle, Allahü teâlânın emriyle kendine tâbi olanlarla birlikte Mısır'dan hicret edince, o da birlikte hicret etti. Mûsâ aleyhisselâmın Hızır aleyhisselâmla buluşmak üzere gittiği yolculuğunda, onun yanında bulunduğu rivâyet olunur. Güneş, hiçbir kimse için batmaktan alıkonmaz. Ancak Beyt-i Makdis'i fethetmek için gittiği gecelerden birinde Yûşâ aleyhisselâm için batmaktan alıkondu (Hadis-i şerif-Müsned-i Ahmed bin Hanbel).
Munkatı: Kesilmiş, kesik, arası kesilen, aralık veren, aralıklı, fâsılalı:
Zaloğlu Rüstem; Adı masallara ve efsanelere karışmış doğulu bir kahramandır. Bu isimde bir kimsenin gerçekten yaşayıp yaşamadığı, ne zaman ve nerede yaşamış olduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ancak; Türkistan'dan, İran, Azerbaycan, Anadolu ve Irak'a büyük göçlerin yapıldığı; bütün bu ülkelerde büyük çalkantıların meydana geldiği XII. ve XIII. yüzyıllarda, zaman zaman eşsiz silahşörlükleri ve bilek güçleriyle tanınmış kahramanlardan birinin Zaloğlu Rüstem olması ve bunun hatırasının, zaman içinde gelişip genişleyerek, hayatı etrafında bir menkıbenin doğmuş bulunması kuvvetli bir ihtimaldir. Çeşitli Zaloğlu Rüstem konularında en yaygını ve Türk halk romanlarında en çok şekillenmiş olanının özeti şudur: Zaloğlu Rüstem, babasının çalınmış olan kılıcını bulmak için Şiraz'dan Semerkand'a giderken yolda, çok ünlü eski bir yiğit olan Demir Pehlivan'ın kızı ile tanışıp, onu sever; kızı almak için Demir Pehlivan'ın şartına uyarak, kendisiyle düello eder. Demir Pehlivan, üç gün süren düelloda yenilmez ama, birden, hastalanır. Zaloğlu Rüstem, müstakbel kayınbabasını kurtarmak için, doktorun istediği aslan kanını getirmeye gider. Korkunç irilikte bir aslanla boğuşup onu öldürür ve kanını Demir Pehlivan'a getirir. Demir Pehlivan, kanı içerek biraz iyileşirse de sonradan bir hafta içinde ölür. Bir süre sonra, bu pehlivanın kızı Rübab'la Zaloğlu Rüstem evlenirler. Rüstem, aslanla savaştan dönerken, eski bir kinden dolayı Demir Pehlivan'ı öldürmeye gelen Rum silahşörlerinden biriyle çarpışır ve onun da başını keser. Pontus Rum kralı, öç almak için, Rüstem'in üstüne 20.000 kişilik bir kuvvet yollar. Zaloğlu Rüstem; bazen tek başına, bazen Demir Pehlivan'ın çiftlik adamlarından birkaçı ile birlikte, bazen de çok iyi kılıç kullanan eşi Rübab'ın yardımıyla, bu Rum kuvvetleriyle aylarca savaşır; sonunda onların yarıdan çoğunu öldürür, kalanlar kaçarlar. Böylelikle rahat ve huzura kavuşarak, Rübab'la birlikte uzun ve mutlu bir ömür sürerler.
Tevrat'ta belirtilen 10 emiri halkına iletmiştir. M.Ö. 1600 yıllarında Hz. Yusuf önderliğinde Mısır'a yerleşen Yahudiler zamanla çoğalmış ve tehlikeli bir stratejik bir durum hâsıl olmuştur. Hz. Musa konusunda bkz. A'raf Suresi, 159 "Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır."; Araf Suresi, 109-110'da Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür. "Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?" ; Şuara Suresi, 60-61'de (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler. ; Şuara Suresi, 62-66 (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. ; A'raf Suresi, 138 Ey Musa, onların ilahları gibi sen de bize bir ilah yap.' O: 'Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz.' dedi. ; Bakara Suresi 2/61 Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın"¦ Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi: (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi. ; Maide Suresi, 21 Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı kutsal yere girin ve gerisin geri arkanızı dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz.; Maide Suresi, 24, 26 İsrailoğulları'nın ise, Hz. Musa'ya cevabı şöyle olmuştur:Dediler ki: "Ey Musa, biz orada onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız." (Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde şaşkınca dönüp dolaşıp duracaklar. Sen de o fasıklar topluluğuna karşı üzülme.
Hicaz'ın kuzey batısındaki dağlık Medyen ve Eyke halkını aydınlatmak üzere görevlendirilen Şuayb Peygamber hatıpliği ile tanınır. Hz. İbrahim'in 3. Eşi Kanturah'dan olma oğlu Midyen soyundan gelmiş olup, annesi de Hz. Lût'un kızıdır. Ayrıca Hz. Musa'nın kayınpederi olup, Safura'nın babasıdır. 7. A'raf Suresi 85-87 âyetlerde de bahsedilmektedir.
Elyesa Nebi, İsrail oğullarını doğru yola sevk etmek için görevlendirilmiş olup, o devirde Ba'l'a tapıyorlardı. Elyesa İlyas Aleyhisselâm ile dostluk kurmuştur. Ba'lbek halkı putperestliğe daha çok meyledince İlyas Nebi de o ülkeyi terk etmiştir. Kur'an 6.En'am Suresi 86. âyette " İsmail, Elyesa, Yunus ve Lût¦ Hepsini âlemlere üstün kıldık ".
II.Babil Kralı Nebukadnesar (MÖ 605-562) zamanında yaşadığı belirtilen Hz. Danyal'dan, ''Yahudileri, Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmış peygamber'' olarak zikredilir. M.Ö. 606'da doğup, Babil'e esarete giden Danyal Nebi makamı günümüzde Tarsus'ta Danyal Nebi Camii'nde bulunmaktadır.
Hz. Musa'nın vefatından sonra İsrailoğulları'nın idaresi Yuşa'ya kaldı. İsrailoğulları'nı çölden çıkararak onları dedelerinin ülkesine yerleştirdi. Bu ülke, Hz. Yakub'un yaşadığı Ken'an bölgesi olup, İsrailoğulları için mukaddes ülke sayılır. İsrailoğulları Hz. Musa'nın vefatından sonra Filistin çevresine yerleşmiş bulunan Amâlika Kabilesi ile karşı karşıya geldiler. İsrailoğulları Amâlika ile yaptıkları bir savaştan mağlup çıktılar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile çarpışmak istediler. Yüce Rabbimiz onların bu durumunu Bakara, 2/246-247 'de şöylece anlatmaktadır: "İsrailoğulları'ndan bir cemaat Musa'dan sonra peygamberlerine: "Bize bir hükümdar gönder ki, Allah yolunda savaşalım" dediler. Peygamber. "Size muharebe farz olunursa korkarım ki, savaşmazsınız" dedi. Onlar: "Niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurdumuzdan ve evlâtlarımızın yanından çıkarıldık" dediler. Onlara farz kılındığında, birazı müstesna olmak üzere, savaştan yüz çevirdiler ". "Peygamberleri onlara: Allah, Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi dediğinde, onlar: O, bize nasıl hükümdar olur? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyıkız. Onun malı da çok değildir dediler. Peygamber. "Allah onu, sizin üzerinize namaz kıldı. Ona ilimde ve cisimde fazlalık (üstünlük) verdi. Allah, mülkü dilediğine verir. " İsrailoğulları tarafından kutsal kabul edilen bir sandık vardı. Kur'ân-i Kerim'de bu sandığa "Tâbût" adı verilmektedir. Amâlikalılarla yapılan savaş sonucunda bu sandık Câlût (Golyat)'un eline geçmişti. İsrailoğulları bunun acısını duyuyorlar, fakat Tâlût'un da hükümdarlığına itiraz etmekten geri kalmıyorlardı. Bakara, 2/248'e göre : "Peygamberleri onlara şöyle dedi: Onun hükümdarlığına alâmet; size, içinde Rabbiniz tarafından sekinet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirası bulunan Tâbût'u meleklerin yüklenip getirmesidir. Eğer siz iman edenlerdenseniz, bunda sizin için ibret ve mûcize vardır. " Tâbût'un İsrailoğullarının eline geçmesi onları yüreklendirdi. Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Tâlût, İsrailoğullarına öğütte bulundu. Onlara Bakara, 2/249-250'ye göre şöylece seslendi: "Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor. O nehirden içen benden değildir. Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir" dedi. Onların pek azı müstesna, diğerleri içti. Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde: Bugün Câlût ve askerlerine karşı duracak takat bizde yoktur, dediler. Allah'a kavuşacaklarını bilenler. Nice az bir topluluk vardır ki, Allah'ın izni ile daha çok olana galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir. ' dediler. " Amâlika ordularının başında Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlût'un ordusuyla karşı karşıya gelen mümin kitle söyle dua etti: "Ya Râb, üzerinize sabır ve sebat ihsan eyle, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et. " Tâlût'un ordusunda Hz. Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.), Hz.Yakub'un neslinden idi. İsrailoğullarından olan Dâvûd, daha küçük yasta bir delikanlı iken, hak davanın amansız düşmanı, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptığı mücadeleyi kazanmış ve bu savaşta Câlût'u sapan taşıyla öldürmüştü. Bu olayda Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasıl yendiği gösterilmektedir. Bakara 251. âyet : "Allah'ın izniyle, onları hemen hezimete uğrattılar. Dâvûd da Câlût'u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte olduğu şeylerden de ona öğretti." meâlindedir.
Hz. Süleyman; M.Ö. 960-925 yılları arasında hüküm sürmüş olan ve Ben-i İsrail kavmine mensup Hz. Davud'un oğludur. Hem kral, hem de peygamberdir. Mukaddes Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in 2/102; 21/40,78; 27/15-45 ; 34/12; 38/30,32,35. âyetlerinde ismi geçer. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'in 2/102,103; 113/1,4. âyetleri sihir; 2/102; 7/10-126; 10/2; 13/7,76,81; 5/110; 6/7; 11/7; 15/15; 17/47,101; 20/57,58,63,66,69-73; 21/3; 25/8; 26/34,41,46,49,153,185; 27/13; 28/36; 34/43; 37/15; 38/43 ; 40/24,89;42/31-52; 43/30,49; 46/7; 51/39,52; 52/15; 54/2; 61/6; 74/24. âyetleri büyü; 6/100,128 7/38; 11/119; 15/27; 37/158-166; 27/17,39; 34/12,14; 38/37-38; 41/25; 46/18,29,30; 51/56; 55/15,33,35-39,41; 72/1-7; 114/1-6. âyetleri cinlerle ilgilidir. Türk kültürüne Mühr-ü Süleyman'ın girmesinde etken olan Neml suresidir. Neml Suresi'nin 15- 40. âyetlerinde : "And olsun ki, Davud ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi " Bizim mü'min kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun " dediler¦ Bkz. Sadi Bayram, Mühr-ü Süleyman ve Türk Kültüründeki, Yeri, Türk Sanat Tarihinde İkonografik Araştırmalar, Güner İnal'a Armağan, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayınları, Ankara 1993, s.61-72. Sadi Bayram, İstanbul Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde Bulunan Tılsımlı İki Gömlek ve Kültürümüzdeki Yeri, Vakıflar Dergisi, S. XXII, Ankara 1991, s.355-364.
Kudret ve iki boynuz sahibi anlamına gelen Zülkarneyn'i Büyük İskender'e yakıştırırlarsa da onda peygamberlik vasıfları olmadığı için daha ziyade M.Ö altıncı asırda İran'da imparatorluk kuran Kisra'nın vasıfları, Kur'ân'da adı geçen Zülkarneyn'in vasıflarına daha uygun düşmektedir. Nitekim Araplar Kisra'ya, Nûşirevan-ı Âdil demektedirler. Yine de Zülkarneyn'in gerçek adını henüz ilim adamları açıklayabilmiş değildir. Kur'anda 18. Kehf Suresi 83-98 âyetler Zülkarneyn ve tahminimize göre Çin Seddi ile ilgilidir.
Kur'an, 19. Meryem Suresi, 7. Âyet : "Ey Zekeriya! Gerçekten Biz seni, ismi Yahya olan bir oğlan çocuk ile müjdeliyoruz. Onunla (o isimle) daha önce bir kimseyi isimlendirmedik"
Kur'an, 19. Meryem Suresi, 19. âyet :" Ey Yahya! Kitab'ı kuvvetle (dikkatle) al (kendine mal et). Ve Biz, ona sabi iken (küçük yaşta) hikmet verdik.",
İran Sasani Hükümdarı olan Nûşirevân'ın hayatı hakkında ayrıntılı bilgiler yoktur. Ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. İran Sasani hükümdarı Kubad'ın oğludur. Edinilen bilgilere göre, Kubad iyi bir yönetim sergilememiştir. Döneminde, bazı bozuk fikirler ortaya atılmış ve bu fikirler toplum hayatını olumsuz yönde etkilediği halde her hangi bir tedbir almadığı gibi, yaşantısıyla toplum hayatının yozlaşmasına sebep olmuştur. Sasani hanedanının on dokuzuncu hükümdarı olan Kubad döneminde ortaya atılan fikirlerle; tembellik, serserilik, kadına düşkünlük teşvik gören alışkanlıklar olmuştur. Ateşe tapma, XX. yüzyıl ortalarında sol fikirlerin ülkemizde sık olarak kullandıkları slogana benzer "her şey herkesin malıdır" fikrinin ortaya atılması, herkesin birlikte olabileceği, şahsi tasarrufların olmayacağı, bütün insanların eşit ve her şeyde ortak oldukları tarzı sapık fikirler ortaya atılmıştır. Bu tür sapık fikirli kimseler, biri diğerinin eşini isterse vermesi gerekir, iddiasında bulunacak kadar durumu ileri götürmüşlerdir. Bütün bu fikirler Mezdek adını taşıyan bir kimse tarafından ileri sürülmekteydi. Bu bozuk düşünce ve fikirler Sasani hükümdarı Kubad döneminde yayıldı. M.S. 531 yılında yerine geçen oğlu Nûşirevân-ı Âdil (?-579) kısa sürede ülkeyi imâr ederek sapık fikirlerden İran'ı kurtardı. Roma ile savaşarak Kapadokya içlerine kadar geldi. Adaleti ile tanındı. Adil mahlasından hareketle bazı ilim adamları onun Zülkarneyn olabileceğini belirtirler.
Ömer bin Hattab, 581-644
Osman ibni Affan, 580-17.07.656.
Ebubekr, 571-634.
Ali bin Ebu Talib, 599- 28.01.661( 21 Ramazan 40 H.).
Hz. Hüseyin; Hz. Ali'den Hz. Muhammed'in kızı Fatima'dan doğan ikinci sevgi torunu olup, Yezid'e biat etmemiş ve Kûfe'de 10 Muharrem 61 H.( 10 Ekim 680 M.) yılında şehit olmuştur.
Hz. Hasan, Peygamberimizin Hz. Ali ve Fatma'dan Ramazan ortaları 3 H./ [ (1) Mart başı 625 M.] doğan sevgili torunu olup 5 Rebiyülevvel 50 H.( 02. 04. 670 M.) senesinde hastalanarak bir hafta içinde vefat etmiştir.
Ebû Hanife, Afganistan'ın Kâbil şehrinden Kûfe'ye Hzi Ali zamanında gelen dedesi Zûta, Teym b. Sa'lebeoğulları kabilesinin âzatlısı olarak 80 H. / 699 M. yılında Kûfe'de doğdu. Numân ve ailesinin Arap olmadığı Farisi veya Türk olduğu şeklinde değişik görüşler vardır. Zûta'nın oğlu Sâbit de Kûfe'de ipek ve yün kumaş ticaretiyle uğraştı. İslâm'ın hâkim olduğu bir ortamda yetişen Numân b. Sâbit küçük yaşta Kur'ân-ı Kerim'i hıfzetti. Kırâatı, yedi kurrâdan biri olarak tanınan İmam Âsım'dan aldığı rivâyet edilir Numân gençliğini ticaretle geçirdikten sonra İmam Şa'bi'nin tavsiye ve desteğiyle öğrenimine devam etti. Ebu Hanife pek çok ilim halkasına katılmış ve değerli zatlardan ilim almış olmakla beraber, onun en uzun süre hocalığını Hammad ibnu Ebi Süleyman yapmıştır. İmamı Azam Ebu Hanife'nin ilmi, hocası vasıtasıyla dört büyük sahabiye dayanmaktadır. Şöyle ki; Hz Peygamber'in vefatından sonra Kufe'ye yerleşmiş olan Ali ibnu Ebi Talip ve Abdullah ibnu Mes'ud'dan ilim alan Mesruk ibnu'l-Ecda (Ö. 63), Alkame ibnu Kays (Ö. 62) ve Şureyh (Ö. 80)'den Şa'bi ve İbrahim en-Nehai (Ö. 96) ders almışlar. Onlardan da Hammad ibnu Ebi Süleyman vasıtasıyla Ebu Hanife ilim almıştır. Ebu Hanife ayrıca Abdullah ibnu Abbas'ın kölesi İkrime ve Abdullah ibnu Ömer'in azatlı kölesi Nafi vasıtasıyla adı geçen sahabilerin ilimlerinden istifade etmiş, Mekke fatihi Ata ibnu Ebi Rebah (Ö. 114)'tan da uzun süre ders almıştır. Çok sayıda hadisi şerif ezberleyen Ebu Hanife büyük bir hakim ve fikir adamı olarak yetişti. Üstün bir aklı ve herkesi şaşırtan bir zekası vardı. Fıkıh ilminde imkansız gibi görünen bir zamanda benzeri olmayan bir dereceye yükseldi. Halife Ebu Cafer el-Mansur'un kadılık teklifini hakta kalabileceği düşüncesiyle reddetmesi, devlet görevi kabul etmemesi sebebiyle hapse atılır, işkence görür. Hapisten çıkınca zehirli süt içirildiği için 67 H /700 M.yılında vefat eder.
Ebû Müslim Abd-ur Rahman bin Müslim El-Horasani Asıl adı Abd-ur Rahman'dır. 718 M. yılında Merv'de doğmuş, 755 yılında Bağdat'ta öldürülmüştür. Çocukluğu ve gençliği Kûfe'de geçmiştir. Ebû Müslim künyesi ile tanınmış İranlı bir Müslüman siyasetçidir. Emevi Devleti'nin yıkılışı ve Abbasi Devleti'nin kurulması aşamalarında önemli roller üstlenmiştir. Horasan'da bulunduğu sıralarda Emeviler'e karşı faaliyetler yürütmüş ve isyan hazırlıklarını organize etmiştir. Abbasi Devleti'nin kuruluşundan sonra nüfuzunun giderek artması, devlet yönetiminde etkisinin güçlü hale gelmesi yönetimi rahatsız etmiş ve ortadan kaldırılmasına karar verilerek, bir görüşme sırasında öldürülmüştür.
İmam-ı Şafii'nin asıl adı Muhammed bin İdris bin Abbas'tır. Dedesinin dedesi Şâfii, Kureyş kabilesinden ve sahabe'den olduğu için, Şâfii adı ile meşhur olmuştur. Hicri 150 (MS.767) senesinde Gazze'de doğup, Hicri 204 (MS.820)'de Kahire'de 54 yaşında vefat etti. Kabri, Kurafe kabristanlığında büyük bir türbe içindedir. Doğumundan kısa bir süre sonra babası vefat etmiştir. Annesi onu iki yaşında, asıl memleketleri olan Mekke'ye götürmüş ve orada büyütmüştür.
Sâsâni İmparatorlarının soyundan geldiğini iddiâ eden Şii hânedânından Büveyhilerin kurucusu, Ebû ŞÃ»câ Büveyh çok fakirdi. Büveyh'in üç oğlu, Ali, Hasan ve Ahmed doğup büyüdükleri Deylem'de hüküm süren Deylemi Devletinin ordusunda uzun müddet paralı askerlik yaptılar. Zamanla orduda otoriteleri arttı. Hazar Denizinin güneyindeki bölgede, iktidar boşluğundan da istifade ederek bağımsızlıklarını ilân ettiler. Kendisine halife tarafından vâlilik mührü gönderilen Ali bin Büveyh, halifeye karşı kötü niyet beslemekle birlikte, iyi geçiniyordu. Biraz daha kuvvetlenince, halifeye üstünlüğünü kabul ettirmeye çalıştı. Halife de uzlaşma yolunu tercih ederek Fars eyâletinin idâresini ona bıraktı. Fars ve Hûzistan Kolu:İmâdüddevle Ali 934, Adudüddevle 949, Şerefüddevle 983, Samsâmüddevle 990, Bahâüddevle, 998 ,Sultânüddevle1012, Müşerrifüddevle 1021, Ebû Kalicar 1024, Fülâd Sütûn 1048. Şebânkâre Reisi Fazlûye'nin hâkimiyeti ele geçirmesi 1056. Kirman Şahlar Kolu: Muizzüddevle Ahmed 936, Adudüddevle 949, Samsâmüddevle 983, Bahâüddevle 998, Kıvâmüddevle1012, Ebû Kalicar 1028, Kirman Selçuklularının kuruluşu 1048. Cibâl Kolu: İmâdüddevle Ali 932, Rüknüddevle Hasan 947-977. Hemedân ve İsfehân Şubesi: Müeyyidüddevle 977, Fahrüddevle Ali 983, Şemsüddevle 997, Semâüddevle 1021, Kâkûye Hânedânı hâkimiyeti 1028 . Rey Şubesi: Fahrüddevle Ali 977, Mecdüddevle Rüstem 997, Gaznelilerin hâkimiyeti 1029, Irak Kolu: Müizzüddevle Ahmed 945, Bahtiyâr 967, Adudüddevle 978, Samsâmüddevle 983, Şerefüddevle 987, Behâüddevle 989, Sultânüddevle 1012, Müşerrefüddevle 1021, Celâlüddevle 1025, Ebû Kalicar 1044, El-Melikü'r-Rahim 1048, Selçuklu hâkimiyeti 1055.

Hârûn er-Reşid olarak bilinen meşhur Abbasi Halifesinin asıl adı "er-Reşid" Hârûn bin Muhammed el-Mehdi ibn-i Ebû CâÊ¿fer el-Mansûr,( 17 Mart 763 - 24 Mart 809) beşinci ve en tanınmış Abbasi halifesidir. 763'de babası Mehdi'nin o zaman bulunduğu İran'da bulunan Rey şehrinde doğdu. 786'da halife olan kardeşi Hadi'nin ölmesi üzerine Halifeliğe geçti. Hayatının çoğunu Bağdat'ta ve hilâfetinin sonlarında yerleştiği Rakka şehrinde geçirdi. 24 Mart 809'da Horasan'da Tus şehrinde öldü ve orada toprağa verildi. Harun Reşid'in halifelik döneminde Abbasiler çok büyük askeri, siyasal, kültürel ve bilimsel gelişmeler kaydettiler.
Asıl adı Ebû'l-`Abbâs "el-Meʾmûn" `Abd Allâh bin Hârûn er-Reşid'dir. 14.09.789'da doğmuş, kardeşi ile taht mücadelesine girmiş, 813-833 yılları arasında halifelik makamına oturmuş 09.08.833 tarihinde vefat etmiştir.
Saltanatı:15.10.892-05.04.902
Sultan Mahmud Gaznevi; 970 yılında Gazne'de doğdu. Babası Sultan Sebüktegin oğlu olması itibariyle iyi bir eğitim almaya başladı. Cesareti ve zekâsıyla dikkatleri üzerine çekti. Babası henüz hayatta iken kendisinden küçük olan Mahmud'un kardeşi İsmail'i tahta çıkarmaya karar verdi. Ancak, büyük oğul Mahmud bunu kabul etmedi. Babasının kararına karşı çıkan Mahmud, kardeşiyle giriştiği mücadeleyi kazanarak Gazneli tahtını 998'de ele geçirdi. Sultan Mahmud, iktidarı eline geçirdikten sonra zayıflamaya başlayan Samani'lerin içişlerine müdahale etmeye başladı. Onların tanımadığı Bağdat'taki Abbasi halifeliği adına hutbe okuttu. Bunun üzerine halife tarafından kendisine, "Yeminü'd-devle ve eminü'l-mille" lâkapları verildi. Karahanlıların müdahalesi sonucu Samanilerin ortadan kalkmasıyla toprakları Karahanlılar ve Gazneliler tarafından paylaşıldı. Horasan'da iktidarını sağlamlaştırdı. Gazneli Hükümdarlar sırasıyla : Alp Tegin (961-963), Ebu İshak İbrahim (963-966), Bilge Tigin (966-975), Böri Tigin (975-977), Sebük Ti
Yayınlandığı Yer: Vakıflar Dergisi, S.24. Kitap olarak yeniden ,1994
Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın ıı.viyana Bozgununda Viyana'da Bıraktığı Silsile-nÂme
  • The 1682 Silsile-name At The Prıme Mınıstry General Dırectorate Foundatıons Of Pıous
  • Ankara Etnografya Müzesi'nde Bulunan
  •