GENEL KONULAR - GENERAL ISSUES
TÜRK'ÜN YOLU NEREYE GİDİYOR ?
TÜRK'ÜN YOLU NEREYE GİDİYOR ?


Sadi BAYRAM

Türk'ün yolu nereye gidiyor dendiğinde, akla gelen ilk isimler, Gaspıralı İsmail, Namık Kemal, bilindiği gibi Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Atatürk'ü yetiştiren ve O'nun ilk hars yani kültür Müdürü Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Prof.Zeki Velidi Togan, Nihâl Atsız, Alparslan Türkeş, Dr.Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Dr.Reha Oğuz Türkkan, Adnan Ötüken, Prof.Dr.Fuat Köprülü, Prof.Dr.Osman Turan, Prof.Dr.Emin Bilgiç, Zeki Sofuoğlu, Prof.Dr. Bahaeddin Ögel, Prof.Dr.Reşit Rahmeti Arat, Prof.Dr.İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, Prof.Dr.Mumtaz Turan, Prof.Dr. Mehmet Kaplan, Prof.Dr.İbrahim Kafesoğlu, Nihat Sami Banarlı, Hâmit Zübeyr Koşay ve ismini sayamadığımız nice isimler ile Türk tarihi uzmanları Türk'ün Yolu hakkında düşüncelerini hem yazmış, hem de söylemişlerdir.

Bugün biz nereye gidiyoruz derken, özetin özeti bir tarihçeyi sıralayarak, tarihten ders almak gereği duymayanlara, sivri sinek misali bir hatırlatma yapmak istiyoruz. Zira, 1965-72'li yıllarda bu satırların yazarına Anadolu milliyetçiliği grubu lideri sıfatı yakıştırılmıştı.

Türk tarihine bakacak olursak; Türkler'in ilk ana vatanının Anadolu olduğunu görürüz. Zira; İnsanlığın ikinci atası sayılan Hz. Nuh, gemisini, kültür ve medeniyetin beşiği sayılan Mezopotamya'da inşa etmiş, gemisinin alt yüzeyi için gerekli asfaltit maddesini toprak yüzeyinde buralarda bulmuştur. Mukaddes kitaplara göre Hz. Nuh'un Gemisi Nusaybin'in Cudi Dağında karaya oturmuştur.

Kuzey Mezopotamya'da Suriye-Irak sınırında ve Fırat Nehri kenarında bulunan Mari şehri arşivinde ele geçen çivi yazılı tabletlerde, M.Ö.1800 yıllarında Zagaros Dağları batısında Turukkular'ın yaşadığı Fransızlar'ın 1939 yılında yaptığı kazılardan anlaşılmıştır. Turukkuların o tarihteki Türkler olduğu sanılmaktadır. Tarihte Türk-Türük-Turuk- Turukku isimli başka bir millet de yoktur.

Yine anonim tarihlere göre, Türk nesli, Hz.Nuh'un büyük oğlu Yafes'den üremiştir. Tevrat'a göre, Hz.Nuh, büyük oğlu Yafes'e yurt olarak Doğu'yu göstermiştir. Yafes, Anadolu'da bir müdddet yaşadıktan sonra, ailesinden bir kol, Doğu Bayazıt-Tebriz- Türkmenistan-Semerkant-Herat; diğer bir kol ise, Musul-Kerkük-Elbruz Dağları- Zagaros Dağları- Nişabur yolu ile Ulu Türkistan'a ulaşmıştır.

Orta Asya olarak adlandırılan Uluğ Türkistan'da çoğalan Türk ırkına mensup kavimler, Büyük Türkistan'da iklim değişikliği, kuraklık gibi tabii âfetler dolayısı ile buradan dünyanın çeşitli merkezlerine dağılmışlardır. İşte bunlardan biri de, Amerikalıların Indian dedikleri, Mogol asıllı Türklerdir. Boering Bogazı yolu ile Amerikaya göç etmiş Kızılderililerdir.

Orta Asta'da çoğalan Türk milleti, kuzeyde Sibirya'ya Batıda, Macaristan ve İtalya'ya, Finlandiya'ya, Doğu da Kore kıyılarına kadar ulaşmış, tarih sahnesinde çeşitli imparatorluklar kurmuştur.

Biz arkeoloji talebesi iken, rahmetle andığım Prof.Dr. İsmail Kılıç Kökten hocam, Antalya Karain Mağarası medeniyetini M.Ö. 50.000'lere indirir, İngiliz Arkeolog James Melleart'ın kazısı olan Konya Çatalhöyük'ü ilk yerleşik köy hayatı olarak gösterirler ve M.Ö. 6.500 yıllarını verirler; Diyarbakır Çayönü kazısında bulunan buğday fosillerini de karbon 14 tahlillerine göre M.Ö. 7.500 yıllarına indirirlerdi. Bugün ise bilim adamları 150 milyon yıldan bahsedebiliyorlar. İleriki yıllarda elde edilecek bulgularda bakalım hangi yılları göreceğiz.

Konuyu dağıtmayalım, Büyük Türkistan'da çeşitli devletler kuran atalarımız, Anadolu'ya da zaman zaman akınlar yapmışlar ve kazandıkları topraklara da yerleşmişlerdir. İşte bunlardan biri de Seyyid Halil Gucudivâni'dir ve 440 H./ 24 Aralık 1048 M. Tarihinde Erzurum ilimizin Pasinler mevkiinde kurduğu vakfın belgesi olan vakfiyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'inde muhafaza edilmektedir.

Büyük Selçuklu İmparatoru Alparslan 1071 yılında ikinci kez Anadoluya ebediyyen dönen milletimiz, Dandanakan Savaşı ile yerini sağlamlaştırmış ve 950 yıldan beri de bu topraklara mührünü vurarak , vatanını ebedileştirmiş, Türk-İslâm medeniyetinin kılıç ve kalkanı olmuş , onbinlerce vakıf abide ve eski eseri herhangi bir karşılık beklemeden, sadece Allah rızası için insanlık hizmetine sunmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu Döneminde üç kıt'aya yayılarak Kırım'dan Basra Körfezine; Tebriz'den Adriyatik kıyıları ve Viyana önlerine gelen milletimiz, Amerika Birleşik Devletlerini bugün oynadığı rolü, daha insancıl olarak, Amerika keşfedilmeden önce İnsan Hakları Beyannamesinde belirten konuları o günlerde kamu oyuna sunmuştur.

Endülüs Emevi Devleti vasıtasıyla doğu dünyasında alınan bilgiler, lâtinceye çevrilmiş, bu bilgiler neticesinde Avrupa'da Rönesans ve Reform hareketleri doğmuş, üç kıt'aya yaılan Devletin masrafları artmış, Amerika'dan ucuz altın Avrupa'ya gelince enflasyon canavarı azmış, kapitülasyonlar sonucu, yerel sanayi körelmiş, gümrük gelirleri düşmüş, esnaf fakirleşmiş ve 1839 Tanzimat Fermanı ile Batıya geniş haklar verilmiş, azınlıklar ülkeye hakim olmaya başlamıştır. Bu arada Yunanistan, Mısır, Bulgaristan İmparatorluk topraklarından kopmuş, Hicaz, Bağdad Demiryolu inşaatları başlamıştır. O tarihlerdeki dış borç miktarı 161.5 milyon altın liradır. Cumhuriyet Döneminde 107 milyon altın lira dış borç ödemesi yapılmış, 54.5 milyon altun lira ödemesi ise, Hicaz- Bagdad Demiryolu, için Irak ve Suriye ile Balkan Devletlerine bırakılmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında bu borcun büyük miktarı yabancılara ödendiği gibi, sanayileşme ve eğitim hareketlerinde bir aksama olmamıştır.

Bugün ise, dış borcumuz 200 milyar dolar. İç borcumuz ise katrilyonlarca lira. Türkiye Cumhuriyeti hortumlama olmadığı takdirde ve iktisadi davranmak şartı ile bu parayı elbette öder. Eğer olmadı ise, yastık altında bulunan dövizler ve hanımların kollarındaki bilezikler bu borcu karşılar. Borcu borçla değil, üretim artışı ihracaatla ödememiz gerekir.

Biz, bu borç yüzünden, yabancı sermayenin yurda daveti için Avrupaya karşı boynumuzu neden eğiyoruz. Olmadık isteklerine taviz veriyoruz.

Amerikada idam cezası var. Tatbik de ediliyor. Avrupa, ölüm cezasının kaldırılmasını Amerika'dan isteyemiyor.

Ürdün, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, İngiltere, Belçika, İsveç gibi dünyanın çeşitli yerlerinde krallıkla idare edilen ülkeler var ! Demokrasi isteyen Avrupa, demokrasi için, geleneklerinden vazgeçip, krallıkların kaldırılmasını girişiminde bulunmuyor ?

Gümrük Birliğine zannederim 1998 yılında katıldık. 4 yıldır gümrük birliğinden kârımız ne, zararımız kaç milyar dolar !

Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığı Döbemindeki Irak-Amerika Savaşı neticesindeki zararımız kaç milyar dolar, kim ne verdi ?

AB yasaları meclisten geçti. Türkiye Odalar Birliği, TUSİYAD, Medya bu yasaların müdafii oldu. Hatta meclisteki vekillerimiz için oylarınızla tarihe geçeceksiniz denildi. Yani tüccar takımı, sanayiciler Avrupa Birliğine girildiği taktirde, daha rahat ticaret yapacakları için daha çok para kazanacaklar. Bunun için ille de AB. Bunu söyleyenlerin de çoğu ya tüccar veya 68 kuşağından sol tandanslı kimseler, ancak şimdi cephe değiştirerek, menfaatleri icabı kapitalist olmuşlar. Ancak verdiğimiz tavizleri Türk milleti ömür boyu çekecek. Lozan'da kazanamadıklarını 80 sene sonra AB yasaları ile kazanıyorlar.

Kıbrıs'tan Türk Ordusu çıkmaz ise, sizi AB.ye almayız derlerse, Kıbrıs, Hava Sahası, 12 Adalar, KADEK ile masaya oturun konuları gündeme geldiği takdirde, verceğimiz cevap ne olur, verilen tavizler nereye gider. Bunun hesabının sorulması gerekmez mi ?

Ana dil konusu da ayrı bir facia. Sekiz yıllık kesintisiz eğitimi daha henüz tam anlamı ile halledememişken, yeteri kadar dershane bulamamışken, bir sınıfta 80 öğrenciye ders verirken, diğerlerine nasıl ve nerede dershane bulacağız...

Artık bilmeli ki Avrupa, Türkiye Cumhuriyeti vereceği son tavizleri aşırı bir şekilde, istemeyerek vermek zorunda kaldı. Önümüze başka engel çıkarmasınlar. Gönül istemez ama aksi varit olursa, o zaman seyreyleyin siz cümbüşü... AB yasalarına evet oyu verenlerden ve medyadaki borozanlarından nasıl hesap sorulur...

Biz tarihten böyle mi ders alıyoruz. Okumuyor muyuz ? Veya ne çabuk unutuyoruz... Artık verdiğimiz oyların hesabını, ödediğimiz vergilerin nereye gittiğini, nereye harcandığını hepimiz Devletten isteyeceğiz, takipcisi olacağız. Devleti ve milleti soyan hortumculara da cezalarının 10 değil, 100 misli arttırılması, gelecek nesillere ders olması bakımından, ülkenin geleceği için şarttır. Bu taleplerimizde ısrarlı olacağız. Olmamız lâzım. Borcumuzu açık alınla zamanında ödeyebilmemiz için, Türk'ün Yolu için bu şart. Ancak tüccar yolu için bütün yollar para kazanmaya çıkar.

Diğer taraftan 3 Kasım 2002 tarihinde erken seçime giriyoruz. Bu ülke 1970'li yıllardan beri koalisyonlarla mücadele ediyor. Koalisyonun ülkeye istikrar getirmediği biliniyor. O ,halde iki turlu seçimi siyasiler niye gündeme getirmiyor. Çünki kendilerinden korkuyorlar. İki turlu seçim ülkeyi en az dört yıl istikrarlı olarak gelecek yıllara taşır. Aynı zamanda bizdeki liderler demokrasi diye tef çalmalarına rağmen kendileri demokrasi istemiyor. Lider sultası altında vatandaş ve milletvekillerinin ezilmesini istiyorlar.

Bir diğer konuda ön seçim konusudur. Biz, liderlerin seçtiği kişileri onaylıyoruz. Halbuki listeyi halk yapabilmeli, tercih sistemini kullanabilmeli, seçilecek milletvekili sayısının en az dört mislini listeye almalı, tercihi vatandaşa bırakabilmelidir. 1978'de İlk okul mezunu kimseleri bakan yaptığımızı unutmayalım. Aşiretlere bakanlık vermeyelim. Madem ki feodaliteye karşıyız, vergisini ödeyen vatandaş ancak oy kullanabilir. Ayrıca iki de bir seçmen kütüğü konusu da ortadan kalkmalı, vatandaşlık numarasını alan kimseler, vergi numarasını alııp, vergisini ödeyen mğkellefler oy vermelidir. Okuma yazması olmayanın da oy kullanması yasaklanmalıdır. Zira 75 yılda Türkçeyi öğrenememişse, okuma-yazmayı öğrenememişse o artık vatandaş sayılmamalıdır. Seçim kaybaden liderler çekilmesini de bilmeli, hacıyatmaz gibi tekrar geri gelmemeli. Avrupa Birliği bu konuların gündene gelmesini neden istemiyor acaba ? Demokrası hak da verir, hak da alır, gerekirse kelle de alır...

Anadolu'nun son kalemiz olduğunu aklımızdan çıkarmadan bu vatanın birlik ve bereberliğini daima birinci plânda tutarak, ahi ahlâkı ile çalışarak, Hoca Ahmet Yesevi'den aldığımız feyzi diğer kardeşlerimize saf ve temiz biçimde kirletmeden ulaştırabilirsek, Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Mevlânâ, Ahi Evran Nasreddin Veli yolundan gidersek, yukarıda belirtilen işleri de yapabilirsek, Türk'ün Yolu düze çıkar, yoksa dikenli sarp yollarda daha çok yürütürler bizi...



12.08.2002






Yayınlandığı Yer: Türk Yolu ,12.08.2002
Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Neden Referandumda Hayır Oyu Vereceğim !...
  • Ermeni Soykırım Ve Kızılderililer Kanun Teklifi Telin Mektubu
  • Taşınır Kültür Varlıklarınınyasa Dışı Trafiğinin önlenmesi , Korunması Ve Mevzuat Hazretleri
  • Cumhuriyet'in Derinliklerinden Hatıralar : Eski Ankaralılardan Dostum Sayın Nurettin Daş Ile
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Maniheizm Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasından Sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması Ile
  • Türk Kültürü Ve Biz ( Kültür Envanteri )
  • Türk Kültürü Ve Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak Için Yapılan Faaliyetler
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Ankara'da Roma Anıtı- Res Gestae
  • Komünizmin Sembolü Lenin Yıkıldı, Sıra Bizans'ı Dize Getiren Fatih Sultan Mehmed'e Mi Geldi ?
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Osmanlı Imparatorluğu Ve Türkiye Cumhuriyeti çağlarında Türk Kazı Tarihi ı-v. Cilt
  • Cumhuriyet'in Kuruluşunun 90. Yılında Başkent Ankara:
  • Tarihte Merzifon
  • Anatolıan .the Cradle Of Cıvılızatıons And Aphrodısısas ın Cılıccıa
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Vakıflar Derg?s??nde Yayınlanan Makaleler
  • Amer?kalılar’ın Osmanlı Devlet?’ndek? E??t?m Faal?yetler? Merz?fon Anatol?an Kolej? Tar?hçes? Ve Merzifon’da
  • Türk-tatar Kültür ?l??k?ler? Sem?ner?
  • Tar?h?n Der?nl?kler?nde Merz?fon
  •