GENEL KONULAR - GENERAL ISSUES
VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASINDAN SONRA TAŞINIR KÜLTÜR VARLIKLARININ KORUNMASI İLE
VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASINDAN SONRA TAŞINIR KÜLTÜR VARLIKLARININ KORUNMASI İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARI

Bu bildiri tarafımdan Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tertiplenen; Vakıflar Genel Müdürlüğünün Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasından sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması ile ilgili çalışmalar, Taşınır Kültür Varlıklarının Yasadışı Trafiğinin önlenmesi Semineri 8 Mayıs 1997 Ankara'da Türkiye Vakıflar Bankası Konferans Salonunda sunulmuştur.

Sadi BAYRAM

Tarihin başlangıcından itibaren çeşitli medeniyetlere beşiklik yapmış Anadolu'da muhtelif kavimler yaşamış ve bu milletlerin meydana getirdiği medeniyet ürünleri nesilden nesile geçmiş veya toprak altında höyüklerde insanların onları bulmasını beklemişler veya hâlâ bekliyorlar.

Diğer taraftan müzelerimizde, kütüphanelerimizde, camilerimizde. türbelerimizde, vakıf mütevellilerinde, kolleksiyonerlerde veya çeşitli şahıs ellerinde kültür tarihimizi etkileyecek yüzbinlerce bilgi ve belge araştırıcıları beklemektedir.
Araştırıcılar ise , bilgi ve belgeleri kütüphanelerde, müzelerde, kolleksiyonlarda, arşivlerde aramakta, ancak bir kısmını ele geçirememektedirler.

Anadolu'ya ait çok önemli malzeme bugün maalesef Avrupa ve Amerika ülkelerindeki mümtaz müzelerin vitrinlerini süslemekte, periyodik bakımı yapılmakta, çok iyi korunmakta ve yayın yolu ile ilim adamlarımızın istifadesine sunulmaktadır.
Ancak yayın, depoda bulunan eserlerin %5'ini geçmemekte, depolar, araştırmacıların istifadesine sunulmamaktadır. Ayrıca vitrinlerde bulunan eser etiketlerinde nedense Anadolu ismi vurgulanmamakta genel isimlerden söz edilmektedir.
Bu eserler neden ve nasıl gitti, gidiyor ve gidecek !...
1.Öncelikle bunların kıymetini bilmemekten.
a.Milli kültüre önem verip, eski kültürlere karşı kayıtsız kalmaktan, b.Medeniyetin bütün insanlığın malı olduğunu bilmeyip, kendimizi üstün
görmekten,
c.Maddeye önem verip, mânâ üzerinde durulmamasından,
d.Eğitim, kültür noksanlığı, estetik anlayışından.
2.Ekonomik durumdan.
3.Hayat felsefesinden.
4.Taassuptan.
Peki, yabancı dediğimiz insanlar ne yapıyor :
1.Karın doyurma, açlıktan kurtulma hissinden tamamen uzak oldukları için, ekseriyeti felsefe ile uğraşıyor, akşamları yatmadan önce birkaç sayfa kitap okuyor. Biz ise ne yapıyoruz ?
2.Eski asılzâdelerin zengin olması,karın doyurmak için çalışmaya ihtiyaçları olmadığından,yani iş-güç olmadığından, zamanlarını okuma veya hobilerle geçirmeleri,
3.Amerikadan Avrupaya gelen ucuz altın, dolayısıyla bazı kişilerin kısa sürede zengin olmaları,
4.Ticaretten kazanılan ekonomik fazlalığın hobilere kayması, hanımların
evdeki eşyalarla birbirlerini kıskandırarak , eşlerini kolleksiyonculuğa doğru itmeleri..

5.Kültür, felsefe ve estetik anlayışı..

İşte bu sebeblerle Avrupa ve Amerika'daki zenginler; XVI.yüzyıldan itibaren, Anadolu kültür varlıklarını ülkelerindeki müzelere, kolleksiyonerlere akıtmaya başlamışlar. XIX. asır sonu ve XX. yüzyılda ise eski eser akıntısı yoğunlaşmıştır.

1868 yılında ilk defa yayınlanan Asar-ı Atika Nizâmnâmesi eski eser tarafiğini durdurması düşünülürken , yasallaştırmış, Devletin ekonomik ve siyasi gücü en kötü olduğu zamanlarda ise, İmparatorlar, Elçiler, Padişahtan istedikleri tavizleri koparmışlar ve ülkede taşınır kültür varlıkları soygunu hızı daha da artmıştır.

* *
*
Necip milletimizin hayır-hasenat duygusu, Allah'ın rızasını kazanma arzu ve düşüncesi, Allah'ın evi hüviyetindeki mabedlerimizi güzelleştirme hazzı, insanların ibadetlerini yaparken güzel bir çevrede bulunmaları duygusu, yani estetik felsefesi ile ; mallarını kendi rıza ve istekleriyle cami ve mescidlere kazandırma hissiyle, camilerimize halı, kilim, rahle, Kur'an-ı Kerim, kitap, şamdan, kandil, levha, tesbih, hilye v.b. eserleri teberru etmişlerdir. İşte bunlara biz " Teberrûkât Eşyaları " adı veriyoruz.
Bunların yanında, cami inşaası sırasında konan çiniler, vaaz kürsüsü, minber, mihrap gibi taşınır veya monte edilir eserler ile yukarıda bahsettiğimiz teberûkât eşyaları; aradan uzun seneler ve asırlar geçtikten sonra eski eser, taşınır kültür varlıkları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu eserler Evkâf-ı Hümayûn Nezâreti'nin kuruluş tarihlerinden sonra 1846 yılında, İstanbul'daki Selâtin Camiler Arşivde bulunan dört kütük defterine kaydedilmiştir.
Taşrada bulunan eserler ise,imam-müezzin, ferraşa zimmetlenmiş olup, görev değişikliklerinde, bunlar yeni gelen elemanlara zimmetleniyordu.
Batı ile münasebetlerimiz neticesi, eski eser fikrinin ortaya çıkması, Asar-ı Atika Müzesi kurulması, yeni müzelerin açılma teşebbüsleriyle, gözler, büyük bir hazine olan Evkâf'a dikilmiş, her müze açılışında , bu hazinenin malları gündeme gelerek yavaş yavaş soyulmuş, yurt dışında büyük paralar getirdiğinden, azınlıkların ve antikacıların teşvikiyle, hırsızların gözleri de camilere dikilmiştir.
Aslında hiç bir müslüman, camiden, yani Allah'ın evinden, bir din büyüğünün türbesinden herhangi bir şey çalamaz. Yine inancımıza göre cami ve türbe malları satılamaz, geleneklerimize göre uğursuzluk yaratır.. Bu gibi yerlerden bie şey alınamaz, ancak verilir...
Yine tarihe bir göz atacak olursak, Akşehir-Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi Sandukası, Bursa Yeşil Türbesi çinileri, İstanbul-Eyüp Eyüp Sultan Türbesi Çinileri maalesef çalınmıştır. Konya Beyhekim Camii çinili mihrabı komple sökülmüş, çalınarak sandıklanmış ve Almanya'ya götürülmüştür.
1913 yılında Evkâf Nazırı Hayri Efendi tarafından Süleymaniye Külliyesinde kurulan Evkâf-ı İslâmiye Müzesi, yine camilerimizden toplanan en nadide eserlerle kurulmuş; bir sene sonra da hırsızlar tarafından soyulduğu için Maarif Nezaretine devredilmiştir. İşte bugünkü Türk-İslam Eserleri Müzesi'nin ana çekirdeği.
Cumhuriyet'in kurulması ile çalışmalarına devam eden Vakıflar, Tekke ve Türbelerin kapatılmasıyla birlikte, burada bulunan eserlerin sayımının yapılmasını, tarihi eser olanların Müzelerde toplanması için komisyonlar kurulmuş, komisyonlar listelerini üç kopya çıkarmış, ihtisas elemanları tarafından müzelik görülenler müzelere nakledilmiştir.
* *
*
Taşrada cami ve mescitlerde bulunan eserler de mahali teşkilâttaki defterlerde kayıtlıdır. Ancak; 1950 yılında Diyanet İşleri Başkanlığının Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden ayrılmasıyla bir gevşeme olduğu, imam ve müezzinlerin dışarıda serbest işler yaparak vakitlerini sadece namaz saatlerine inhisar ettirmeleri; Diyanet İşleri Başkanlığı, Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü uzmanları, Kültür ve Tabiat Varlıkları Genel Müdürlüğü uzmanları, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Emniyet Teşkilâtı uzmanları arasında koordine olmaması, her birinin başına buyruk olması, sebebleriyle bu konularda bir düzensizlik hakim bulunmaktadır. Bu konuda tarafımızdan hazırlanan bir yazı; Devlet Bakanımız Sayın Ahmet Cemil Tunç imzası ile 26.3.1997 günü İçişleri Bakanlığı'na, Adalet Bakanlığına, Kültür Bakanlığı'na gönderilmiştir.
Bu durumda yapacağımız işleri sıralarsak :
1.Artık her ne olursa olsun, iyi niyetli halk ne derse desin; tarihi kıymete haiz taşınır kültür varlıkları; Müze uzmanları, Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkilileri, Diyanet yetkilileri nezaretinde bütün Türkiye taranmalı, eserler mahalli müzelerde yerlerini almalıdır. Yani cami, türbe gibi yerlerde antik eser bırakılmamalı.
2.Yerinde korunmasında şüpheye düşeceğimiz eserler üzerinde ise; mesela Kastamonu Kasaba Köyü Mahmud Bey Camii kapısı gibi -iki ay evvel XIV. yüzyıl eser maalesef çalınmış ve Manisa'da Şubat 1997 sonunda bulunmuştu - yerine imitasyonu Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından yapılıp, aslının mahalli müzeye kalkmasını dogal görmeliyiz. Madem yerinde koruyamıyoruz, o halde imitasyonu yerinde, aslı müzede korunur. Bu şekilde tabiatın tahribinden de korumuş oluruz. Avrupa'da da böyle yapmıyorlar mı ?
3.Her cami veya türbeye birer bekçi dikme imkânına haiz değiliz. Büyük eserlere ise bir bekçi bile yetmez. O halde öncelikle halkı, mülki amirleri, kamu kuruluş yöneticilerini eğitmeliyiz. Hizmet içi eğitime başvurmalıyız.
4.Envarterlenmede ve sayımda mutlaka fotograf esasına ve kontrolüne gerek görmeliyiz. Bütce imkansızlıklarını, kültür meseleleri için artık aşmamız kaçınılmazdır. Maliye Bakanlığı, kültür eserlerinin envanterlenmesi, skaynerlerle bilgisayara girmesi, hard disklerde muhafaza edilmesi için gerekli ödeneklerin tahsisine gayret etmeli demiyorum, yapmalı. Zira milyonlarca eser arasında, çalınan tek bir eseriniz bile milyarlarla ifade edildiğine göre, artık maliyeci zihniyetine paydos dememiz lazımdır.
5. Müzelerde yer alamamış önemli eserlerimize alarm tesisatı kurmalıyız.
6.Kültür Bakanlığı tarafından taşınır kültür varlıklarımıza menşe
belgesi düzenlemeliyiz. Kişiler ve kolleksiyoncular arasındaki satışta da menşe belgelerine dikkat etmeliyiz. Menşe belgesi için çıkarılacak kanunla halka bir yıl müddet verdikten sonra, bütün antika ticaretinde menşe belgesi, eserin pasaportu sayılmalıdır.
7.Vatandaş tarafından müzelere getirilen eserlere artık birkaç kuruş vermenin devri çoktan gelip de geçmiştir. Metropolitan Müzesi kaç para veriyorsa, onun yarısını Devlet ödemelidir. Zaten diğer yarısı mafya veya kaçakcıların elinde kalmıyor mu ?
8.Artık uzman devrindeyiz. 2000'li yıllara giriyoruz. Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde Arkeolog ve Sanat tarihcilerden muteşekkil, uzman kişilerin görev yaptığı kaçakcılık ve İstihbarat birimleri kurulmalı, bu birimlerin bir şubesi de Vakıflar, Diyanet, Müzeler, Kültür ve Tabiat Varlıkları Genel Müdürlükleri bünyelerinde de bulunmalıdır.
9.Türkiye genelinde artık eski eser envanterleme işini sonuçlandırmalıyız. Halen envanter listelerimizde tam künyesi bulunmayan
ancak kısa, öz bilgilerle kayıtlı eserlerimiz var. Bunun için de personel takviyesine, yeni uzmanlar istihdamına gerek olduğunu hepimiz biliyoruz. Maliye Bakanlığı ile Devlet Persenel Dairesi, şapkasını çıkarıp, önüne koymalıdır.

10.Arkeolog-Sanat tarihci kavgasını artık sonuçlandırmalı, personelin mali hakları verilmesi için gerekli Kararnamenin yayınlanması sağlanmalıdır. Zira çalışma ortamının huzurlu olması ile verim alınabilir.

11.Emniyet güçleri tarafından yakalanan kaçak teberrûkât eşyaları hakkında ilğili kuruluşlara aynı gün bilgi verilmelidir. Büyük bir ihtimalle camilerden, türbelerden çalınmış eşya hakkında Vakıflar Genel Müdürlüğünün, Kültür Bakanlığı Anıtlar Müzeler Genel Müdürlüğü kanalı ile haberi oluyor. Onlar da detaylı bilgilerde değil. Mesela; Kur'an'ı Kerim, şamdan, halı-kilim v.b.gibi teberrukât eşyası yakalanınca, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün veya en yakın Bölge Müdürlüğü'nün mutlaka haberi olmalı, uzmanları incelemeli.

12. Adliyeler elbette tarafsız ve görevini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Her savcı veya hakim, eski eser konusunda uzman olmayabilir. Bilirkişiler arasında mutlaka müze uzmanı ve vakıflar temsilcisi bulunmalıdır. Ayrıca ihtisas mahkemelerinin kurulması yerinde bir davranış olur.

Aşağıda sıraladığımız belgelerden de anlaşılacağı üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü Teşkilâtı, görevinin icabına bakabilmek için merkezden çeşitli genelgelerle personeli uyarmış, gerekli tedbirlerin alınmasını istemiştir.

Kültür Bakanlığı yetkilileri, Tekke ve Türbelerin kapatılmasından sonra orada bulunan değerli eski eserlerin eğer bazılarını almadılarsa, kabahat o devirdeki müzecilerimizindir. O devirdeki bazı genelgeleri incelersek konuya Vakıfların verdiği önemi daha iyi anlarız.
* *
*
Şimdi müsaadenizle Evkâf-ı Hümayûn'a gelelim !..

Bakanlar kurulunun 2.9.1925 tarihli toplantısına Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal başkanlık yapar ve Tekke ve Türbelerin kapatılmasına ait Kararnamenin 5. maddesi son cümlesi aynen şöyledir : " alelumum türbelerden haiz-i kıymet olanların emri muhafaza ve idaresi Maarif Vekâletine aittir."

Türbe, Tekke ve Zaviyelerdeki Eşya Hakkında Tahrirat :

Türbe, tekke ve zaviyelerdeki eşyanın tefrik ve tasnifi hususunda vilâyetlerdeki bazı mahalli komisyonlarca tereddüt hâsıl olduğu anlaşılmakla bervechi âti hususat tavzih olunur.

1.Tarih ve sanat noktai nazarından haizi kıymet eşya ile birlikte etnografiye müteallik eşyada müzelere konmak üzere tefrik olunacaktır. Her nev'i alat-ı musikiye " ney, kudüm, saz, tel, vesaire, şiş, teber, keşkûl, âsa, kürsü , rahle, tesbih, kantaşı, teslim taşları, kavuk, miğfer, arakiye, post, şamdan, kandil, Bektaşi nefeslerinden birkaç beyit veya resimleri ihtiva eden levhalar, topuz, kılıç, kalkan gibi eşya ilâ tereddüt Etnografi Müzesi için tefrik olunabilirler.

2.Acemkâri ve Anadolu mamulâtından olan nebâti boya ile telvin edilmiş eski kilim ve halılar ve bunların parçaları, Asâr-ı İslâmiye ve Sanayii Nefise Müzesi için mühimdir.

3.Darülfünun'un münasip teklifi üzerine, yakında tesis-i tasavvur edilen İnkılâp Müzesi'inde maziye karışan bektâşi, kâdiri, nakşibendi, ve mevlevi v.s. tarikatlerine ait olmak üzere bütün teferruatı ile tekke numunesi olacağından, eşyaların hüsnü suretle muhafazası ve iki adet dahili fotograflarının Vekâlete irsali icap eder.

4.Tekke ve türbelerde bulunan kitaplar İstanbul'da Komisyon ve Kütüphaneler Müfettiş'i Umumisi'nin nezareti altında Süleymaniye'ye, Bursa'dakiler Müze Kütüphanesine, Kastamonu'dakiler Darulkurra'ya, Konya'dakiler Yusuf Ağa Kütüphanesine toplanacak; diğer vilâyetlerdeki eserlerin de mahalli kütüphanelerde muhafazası temin olunacak ve müteferrik eserler doğruca Ankara'daki Kütüphane-i Umumiye'ye gönderilecektir.

5.Tekke ve türbelerde bulunan kitapların iki nüsha olarak mufassal fihristi vücuda getirilecek ve bir nüshası nihayet onbeş gün zarfında merkeze gönderilecektir.

6.Muhafazası icap eden diğer müzelik eşyanın müzesi olan vilâyetlerde müzelere-mektep müzeleri hariçte olmayan yerlerde-Maarif idaresinin tensip edeceği bir mahalle nakil ile muhafazasının temini matluptur.

7.Tekke ve türbeler hakkındaki talimatnâmenin altıncı maddesine tevfikan Komisyonu mahsus tarafından muhafazasına luzum gösterilen türbelerin esamisi ve bunlara bekçi tayin edilip-edilmemesi ve ne mikdar bekçiye ihtiyaç olduğu hakkındaki malûmat azâmi sür'atle Vekâlete bildirilecektir.
2 Eylül 1341 Tarihli Heyet-i Vekile Kararının Suveri
Tatbikiyesini Mübeyyin Talimattir

5 Eylül 1341 tarihli Heyet-i Vekile Kararı mucibince seddedilmiş olan
tekke ve zaviye ve türbelerle bunların eşyaları hakkında olunacak muamele bervechizir beyan olunur :
1.Maaarif Vekâletinden de teblig edileceği üzere bu talimatın vurudundan merkezde vilâyetce ve kazalarda kaymakamlıkca alâkadar memurinden ( Teşkilât olan yerlerde Evkâf Müdürü veya memuru veya vekili de dahil ) mürekkep bir komisyon teşkil olunacak ve bu komisyonlar evvelemirde ister mâmur, ister harab olsun ne kadar tekke ve zaviye ve türbe varsa vaziyetle, kapılarını mühürlemek suretiyle seddedeceklerdir.
.....
5.Seddedilmiş veya edilecek olan tekke ve zaviye ve türbelerin İstanbul'da Müessesat-ı Diniyye Müdiriyetince, vilâyat-ı sairede Evkâf İdarelerince malûm ve mukayyet olan veya indet tahkik anlaşılacak olan eşya ve teberrûkâtından tekke ve zaviyelere ait kısmı ile türbelere ait olanlardan Maarif Müdür ve Memurlarınca mahallerinde ipkalarına luzum gösterilmeyenleri tamamen memurini vakıfca tesellüm edilerek emin bir mahalle depo edilip iş'ar'ı ahara kadar muhafaza olunacaktır. İster mahallerinde hıfzedilmiş, ister bir yerde depo edilmek üzere kaldırılmış olsun, bilumum eşya için her tekke ve zaviyeye ait ayrı ayrı olmak üzere her halde üç nüsha zabıt varakası tanzim edilerek biri hükûmet-i mahalliye itâ, biri Müdürüyet-i Umumiyeye irsal ve üçüncü nüshası da mahalli Evkâf İdaresi'nde hıfzolunacaktır. Bunlar arasında müzede teşhire değer olanlar bulunursa İstanbul'daki Evkâf Müzesi'ne gönderilecektir. Müzeye gönderilecek eşyanın hizalarına bu suretle meşruhatı lâzıme verilmelidir. Ve bunlar müzeye gönderilmelidir.

5.Cami ve mescid olarak bırakılacak mahallerde tekke ve zaviyelere ait eşya hakkında da dördüncü madde mucibince muamele olunacaktır.

6.Şeyhlerin ikâmetine mahsus hanelerde kaydı hayatla ikâmetlerine müsaade edildiğine göre bu gibi mahallere de müdahale edilmeyecek ve yalnız bu binalarda tekke ve zaviyeye ait eşya bulunduğu takdirde bunlar tesbit olunacak ve içlerinde müzede teşhire lâyık eşya varsa bunlarda müzeye gönderilecektir.
.....
30.11.1341 ( 1925 ) tarihinde kabul edilen 677 Sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddi Hakkındaki Kanundan sonra, söz konusu yerlerde bulunan taşınır kültür varlıklarının derhal sayımına girişilmiş, o devirdeki Maarif Vekâleti ilğilileri veya mahalli müze teşkilâtının personeli veya bulunacak uzmanlar yardımıyla sayımlar yapılarak iki nüsha halinde Valiliklere bildirilmesi emredilmiştir.

Muamelât
179129/3

........ Valiliklere

Tekke. Zaviye ve Türbeler kapanıldığı zaman buralardaki eşyanın hususi komisyonlarınca tarih ve sanat yönünden Müzelik olanları ayrılıncaya kadar saklanmak üzere Evkâf depolarına kaldırılıp o vakitten beri çoğunun haliyle bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu eşyanın uzun müddet Evkâf depolarında alıkonulması daimi kontrolü icapettirdiği gibi ziyaa' da maruz bulunduğundan doğru olmayacağı cihetle hepsi vilâyet merkezine getirilerek teşkil edilecek bir komisyon tarafından incelenip Müzelik olanların Kültür Müdürlüğüne teslim edilmesi ve satılmalarında mahzur olmayanlarında Evkâf hesabına satılması hususunun temin buyrulmasını saygılarla dilerim.

28.2.1936

2845 Sayılı Kanun uyarınca, Kadro harici olmaları dolayısıyla ; Kapanan camilerin durumu ve eşyaları hakkındaki Muhasebe Müdürlüğünün 20.11.1935 tarih ve 172779/6 sayılı genelge ekinde bulunan talimatnâme ise aynen şöyledir :
2845 Sayılı Kanun Uyarınca Kapanan Cami ve Mescidler
ve
Bunların Eşyaları Hakkında Yapılacak Muameleye Dair Talimatnâmedir
1.2845 Sayılı Kanun mucibince kadro harici bırakılmalarına kapanmaması lazım gelen cami ve mescidlerin, Umum Müdürlükce tasdik edilen tasnif cetvellerinden çıkarılan isimlerini ve bulundukları mevkilerini gösterir cetvel iliştirilerek gönderilmiştir.
2.Bu cetvelde yazılı cami ve mescitlerin içlerinde bulunan eşyaları gayrimuntazam bir surette oraya-buraya dağıtılmak üzere Vilâyetlerde Evkâf Müdürlüklerinin ve kazalarda Evkâf Memurluklarının ve Evkâf Memuru olmayan mahallerde Müftülerin Başkanlığı altında Evkâf Kâtipleri ile mahallin en büyük mülki amiri tarafından ayrılacak değerli iki zattan mürekkep olmak üzere bir komisyon teşkil olunacak ve hangi camiin bulunduğu mahallenin mümessili de üye sıfatıyla bulundurulacaktır.
3. Bu Komisyon cami, mescitlerde bulunan eşyaları ebadı, eşkâli. rengi. ağırlığı, diğerlerinden kendilerini ayırd eden vasıfları gibi gereken malûmat şerh verilmek suretiyle kayıt ve tesbit olunarak yapılacak iki nüsha zabıt varakasından bir nüshası Evkâf İdarelerinde alıkonularak, diğer nüshası Umum Müdürlüğe gönderilecek ve her iki nüsha da her camiin kendi hademesine de imza ettirilecektir.
4.Bu eşyalar içinde kıymetli eserler varsa, bunlar da bir ehli vukufa tetkik ettirilerek emin bir mahalde muhafaza altına alınacak ve zabıt varakasında gösterilecektir.
5.Kıymetli eserlerden olmayan eşyalar evvelâ ihtiyacı olan kadro dahili camilere tevzi ve taksim edilecek ve kalanı da satılarak parası müstağna anha Evkâf hasılatı gibi kadro dahilindeki cami ve mescitlerin ihtiyaçlarına sarf edilecektir.
Ancak bunlar evvelâ müfredatlı bir cetvel ile satılmaları vakıf için uygun olduğuna dair komisyonun bir mazbatası gönderilmek suretiyle Umum Müdürlükten satışları için sorulacak ve bu suretle satıştan sonra bedelleri Vakıf Paralar Müdürlüğüne gönderilecek ve tahsilât miktarı bir cetvel ile buraya da bildirilecektir.

. * Bir de asıl zabıt varakalarındaki eşyalardan hangilerinin tevzi ve taksim edildiği ve hangilerinin satılmaları lâzım geldiği bildirilecektir.

* 6.Bu cami ve mescitlerden de ne suretle istifade edilebileceği düşünülerek içlerinde mahalli Kültür Müdürlüğünden sorularak kıymetli eserler varsa olduğu gibi bırakılacak ve fotografı da çekilerek biri Evkâf Dairesinde kalacak ve diğeri buraya gönderilecektir.
......
9.Kapanan cami ve mescitlerin eşyaları tesbit edilirken kıymetli eserlerden olup-olmadıkları ve akar olarak kullanılmaları lâzım gelip-gelmeyeceği ve satılmaları lâzım gelenlerin tahminen ne miktar bedel getireceği hakkında da ayrıca bir cetvel yapılarak, yanlarına gereken izahat verildikten sonra Umum Müdürlüğe gönderilecektir. Ancak bu cetvel, kapanan cami ve mescitlerden ne suretle istifade kabil olacağı hakkında bir fikri kat'i vereceğinden tanzimine itina olunacaktır
20.11.1935
Vakıflar Umum Müdürlüğünün 18.6.1938 tarih ve Muamelât Müdürlüğünün 14677/46 sayılı, cami mahfellerinde herhangi bir tasnife tabi olmadan depo edilmiş evrak ve kitaplar bulunduğu, bunların toz-toprak içinde bulunduklarına dair, teşkilâtına gönderdiği genelgede ise şöyle denmektedir :

Cami mahfelleriyle, müştemilâtında ve vakfa ait diğer binalarda, vaktiyle hiç bir tasnife tabi tutulmaksızın gelişi güzel depo edilmiş, ve senelertden beri toz, toprak içinde kalmış bir takım kitap ve evrakın mevcut bulunduğu cari muhaberelerden anlaşılmıştır.
İçlerinde belki çok kıymetli olanları da bulunması muhtemel olan bu kitap ve evrakın toz-toprak içinde bırakılarak büsbütün mahvolmalarına meydan verilmesi doğru olmayacağından, bunların bir an evvel tasnifiyle mahiyetlerinin tesbiti ve ona göre gereğinin yapılması lâzımdır.
Bunun için Vilâyetiniz dahilindeki camilerde ve vakfa ait binalarda böyle depo edilmiş kitap ve evrak varsa, Vilâyet Makamına müracaatla, ihtisas sahibi olanlardan mürekkep bir komisyon teşkil ettirilerek, esaslı bir tasnif yapılması ve tanzim edilecek izahlı cetvellerden bir adedinin buraya gönderilmesi ve yoksa malûmat verilmesi ehemmiyetle tamimen tebliğ olunur.
18.6.1938
Bazı camilerde müezzinlerin kurşun çaldığı tesbit edilerek, görevli personel alınırken savcılıktan iyi hal kağıdı alınmasını, sabıkası olanların, şüpheli olanların kesinlikle işe alınmamaları için Valiliklere Muamelât Müdürlüğünün 29.11.1938 tarih ve 27498/11 sayılı genelge gönderilmiştir. Şöyleki :
Bazı camilerimizde hırsızlık vukubulduğu ve hatta bir caminin üstündeki kurşunlardan birkısmının müezzinlerden biri tarafından çalınarak satıldığı öğrenilmiştir.
Bütün âbidelerimizin ve binalarımızın levâzımını güzel muhafaza etmek ve hariçten bile çalınmasına meydan vermemek lâzım gelirken bunu bir müezzinin yapması çok fena bir iştir. Pek ayıptır.
Cami ve mescitlerin temizlik ve intizamı gibi, buralardaki müstahdemlerin ahval ve ahlâkı da tetkik ve sui zan eshabının kadro dahilinde bulunmaması temin edilmelidir.
Bu hizmetlere yeniden tayin yapılırken azami dikkat ve hassasiyet gösterilecek, ahvali şüpheli bulunan ve kendisine tam bir emniyet beslenilmeyecek olan kimselerin işe alınmaması gerekir.

Bundan böyle, Cami Hademesi Nizamnâmesinin 22.maddesinin (B) fıkrasında yazılı şeraitin zabıta marifetiyle ve mahkûmiyeti sabıka kaydının da mahalli Müddeiumumiliklerince yaptırılacak tahkikatla tevsiki hususunun usül ittihazının alâkalılara ehemmiyetle tebliğ buyurulmasını rica ederim.
29.11.1938
Manisa'da Çeşengir, Göktaşı, Nişancı, Velioğlu, Hüsrev Ağa camilerinden 6 saccade halı, 3 kilim çalınması olayından sonra Vakıflar Umum Müdürlüğü Muamelât Müdürlüğünün 5.7.1939 tarih ve 46402/60 sayılı genelgesi ise aynen şöyledir :
Manisa'nın Çeşengir, Göktaşlı, Nişancı,Velioğlu, Hüserv Ağa Camilerinden muhtelif tarihlerde altı halı seccade ile üç kilimin çalındığı anlaşılmış ve Vakıflar İdaresindeki camilerde eşyanın bir kısmının Teberrûkât Defterinde kayıtlı olmadığı cihetle çalınan eşyanın cins, eb'ad ve eşkâli hakkında zabıtaca yapılması gereken tahkikatı ve takibatı kolaylaştıracak malûmat verilmeyip, ancak Emniyet Dairesince alınan sıkı tedbirler ve gösterilen faaliyet sayesinde, hırsız çaldığı eşya ile birlikte yakalanmıştır.
Hadisenin, müezzinlerin ezan okumak üzere minareye çıktıkları sıralarda kapıların açık bırakılmasından ve kimsenin bulunmamasından vukua geldiği anlaşılmış ve alâkadaranın tecziyeleri hususu mahalline bildirilmiştir.
1.Camilerdeki bilûmum eşyanın hüsnü muhafazaları ve aksi halin mucib-i mes'uliyet bulunduğu göz önüne alınarak mıntıkanız dahilindeki camilerde mevcut eşya esaslı surette kayıt ve tesbit edilmemiş ise; cins, eb'ad, eşkâl ve evsafı sairesi muntazam bir şekilde tesbit edilerek Teberrûkât Defterine geçirilip, numaralanması ve imzaları mukabilinde hademeye teslim edilmesi ve halk tarafından sonradan teberru edilen eşyanın da kendilerine müracaat vukuûnda evvelemirde hademeler tarafından İdaremize malumat verilerek aynı şekilde kayıtları yapıldıktan sonra camilere serilmesi.
2.Sirkatin namaz vaktinde ve müezzinlerin ezan okumak üzere minareye çıktıklarında ve camide kimsenin bulunmadığı sırada vukua geldiğine nazaran, imamların vaktinde vazifeleri başında bulunmadıkları anlaşılmaktadır.
Hademelerin sıkı murakabeye tâbi tutularak vazifesi başına vaktinde veya hiç gelmeyenler hakkında Hademe Nizamnâmesinin 29'uncu maddesi hükümlerinin sırasıyla tatbik edilmesi,
3.Teberrûkât eşyasının muhafazasından mes'ul olan Hayrat Hademesinin nakillerinde veya ölüm ve mezuniyeti daimeye sevk suretiyle yerlerine asaleten veya vekâleten diğerlerinin tayini halinde, eşyanın behemahal yeniden tadat ve kendilerine imzaları mukabilinde teslim edilmesi gerektir.

Birinci maddenin ehemmiyetle takip ve intacıyle bir an evvel malûmat verilmesi ve 2 ve 3'üncü maddelerde yazılı hususların da kat'iyyen ihmal edilmemesi lüzumu ehemmiyetle ve tamimen teblig olunur.
5.7.1939
Diğer tarfatan da tarihi eserlerin başka maksatlarla kullanılmamasına ait Başbakanlığın 10.4.1936 tarih ve 6 / 1250 sayılı yazısı ise şöyledir :
Eski Sanat eserlerinin her türlü tahripten korunulması için gösterilen hassasiyete ve bunun için yapılan kat'i tebliğata rağmen evvelce cihet-i askeriyyenin işgali altında iken tarihi ve mimari yüksek kıymeti haiz olmalarından dolayı tahliye ettirilmiş olan Diyarbakır'daki Hüsreviye ve Behramiye Camilerinin, buna en evvel mani olması icap eden Valilerin tensibiyle Ziraat Bankası'nca buğday anbarı ittihaz edildiği anlaşılmış ve derhal boşaltılmaları Vilâyete emir edilmiştir.
Hangi daireye ait olursa olsun Türk sanat ve medeniyetinin kıymetli belgeleri olmak itibarıyla memleketin malı ve muhafazaları herkesce milli bir vazife telâkki edilmesi lâzım olan bu gibi eserlere karşı gösterilecek ihmal ve lakaydıdiyi hiç bir sebeb mazur gösteremez.
Bundan sonra tasnif harici dahi olsa Vakıflar Umum Müdürlüğünün muvaffakati alınmadıkca, hiç bir cami, mescit ve vakfa ait diğer binaların ve alâkadar en yüksek makamın muvaffakati munzam olmadıkca, vakıftan gayri idarelere ait eski eserlerin hiç bir sebeb ve bahane ile işgaline veya hedmine meydan verilmemesini son defa olarak tamimen tebliğ ve talep ederim.

10.4.1936

Sanat eserlerinin her türlü tahripten korunması amacıyla Muamelât Müdürlüğünün 195793/32 sayılı Valiliklere Genelgesi ekinde bulunan Başbakanlığın 14.10.1936 tarih ve 6/3450 sayılı yazısı ise şöyledir :

Eski sanat eserlerinin her türlü tahripten korunulması hakında vekâletlere ve müstakil makamlara yazılan 14.4.1936 tarih ve 6/1250 No.lu tamim üzerine bazı yerlerde askerin işgali altında bulunan cami, mescit, vesairenin tarihi kıymeti haiz olsun-olmasın hemen tahliyeleri istenilmekte olduğu ve başka bina bulunmadan bunların tahliyeleri, içlerindeki eşya, erzak ve techizatın açıkta kalarak ziyaını mucip olacağı Milli Müdafaa Vekilliğinden bildirilmektedir.
Mezkûr tamimden maksat, sanat ve tarih bakımından kıymeti haiz olduğu korunulması icabedeceği selâhiyetli makamlarca tesbit edilen eserlerin muhafazası olduğuna göre, bu tamime dayanılarak böyle bir mahiyet ve kıymeti olmayan binaların da derhal boşaltılmaları için askeriyenin tazyik edilmesi muvafık olmayacağından, maksada göre hareket edilmesinin teminini rica ederim.

Asker tarafından işgal edilmiş camiler hakkında Vakıflar Umum Müdürlüğü Muamelât Müdürlüğünün 14.3.1938 tarih ve 5608 /20 sayılı genelge ekinde bulunan Başbakanlığın 24.2.1938 tarih ve 6/863 sayılı emri aynen şöyledir :
Alâkadar daire ve makamın izin ve muvafakati alınmadıkca tasnif harici dahi olsa cami, mescit ve vakfa ait diğer binalarla vakıftan gayri idarelere ait eski eserlerin hiç bir sebeb ve bahane ile işgal veya hedmine meydan verilmemesi 14.4.1936 tarihli ve 6/1250 sayılı tamimle kat'i suretle bildirilmiş olmasına rağmen; Maraş'da onbiri halkın ibâdetine açık ve mazbutaya ait, dördü kapalı ve mazbutaya ait, dördü cemaata ve biri de mülhak vakfa ait olmak üzere 20 camiin birden dairei aidiyesinin muvafakatini almak şöyle dursun, malumat verilmeğe lüzum görülmeden Maraş Valiliğince oradaki Alay'ın ve Şube'nin emrine teslim edilmiş olduğu Vakıflar Umum Müdürlüğünden bildirilmiştir.
Yirmi camiin birden işgalindeki lüzum ve zaruret anlaşılamamakla beraber askeri ihtiyaç için bazı yerlerin muvakkaten işgaline zaruret hasıl olsa dahi, usulen alâkadar daireye müracatla muvaffakatini istihsal etmek mümkün ve lâzım idi.
Nitekim, görülen kat'i zaruret üzerine Kilis'de üç camiin, çadıra çıkma mevsimine kadar cihet-i askeriye emrine verilmesi 19.1.1938 tarihinde İcra Vekilleri Heyeti'nce tensip edilmiş idi.
Maraş Valiliğinin tarzı hareketi maslahat icabına ve bu husustaki kat'i tebliğata muhalif ve muahazeyi müstelzim olduğundan, hakkında gereken muamelenin yapılarak malûmat verilmesini ve bundan sonra da bu kabil hareketlere meydan bırakılmamasının teminini rica ederim.
İşgal edilen camilerden bilhassa halkın ibadetine açık olanların şimdiden ve diğerlerinin de askerin çadıra çıkma mevsiminde boşaltılarak alâkadar daireye teslimi muktazidir.
Dahiliye, Milli Müdafaa Vekillerine arzedilmiş ve cevaben Vakıflar Umum Müdürlüğüne yazılmıştır.
Taşınmaz eserlerin dahi satışından önce Müze ve Maarif İdarelerine tetkik ettirlmesi hakkında Vakıflar Umum Müdürlüğü Muamelât Müdürlüğünün 1.9.1937 tarih ve 217010/57 sayılı genelgesi :
Vakıflar Kanununun 10'uncu maddesi uyarınca satılması lâzım gelen mahallerin tarihi ve mimari bakımdan değere haiz olmaması, yine bu maddei kanuniye icabından bulunduğu halde bazı vakıflar idarelerince bu cihet Maarif
İdarelerine incelettirilmeden satış kağıtlarının gönderilmekte olmasından dolayı muamelenin ikmali için geri çevrilmekte ve bu yüzden satış işlerinin uzamasına sebebiyet verilmektedir.

Velev harap ve yıkık vaziyette olsa bile satılmasına lüzum gösterilecek hayrat mahallerinin behemahal önceden Müze ve Maarif İdarelerine tetkik edttirilerek tarihi ve mimari bakımdan satılmalarında mahzur olmadığına dair rapor alındıktan sonra satış kağıtlarının gönderilmesi ehemmiyetle tavsiye olunur.
* *
*
Ülkelerde siyasi iktidarlar demokratik yoldan seçimlerle, Anayasaya göre 4-8 veya on yılda bir halkın tercihlerine göre değişmesi dogaldır. Ancak ; milletlerin milli politikaları değişmez. Avrupa, Amerika. Japonya bunun için başarılı. Almanya'nın, Japonya'nın, Fransa'nın, İngiltere'nin Rusya'nın XIX.yüzyıl sonunda hedefleri ne ise, bu gün de aynı. Söz konusu devletlerin XX. yüzyıl başlarındaki Orta-Doğu politikaları ne ise bugün de aynıdır, sadece teknolojik yeniliklere ayak uydurulmuştur. Artık hayâllerini silahla deneyip yapamadıklarını, bu gün ekonomi ve etnik ayrımcılıkla, milli kültürü yozlaştırmak suretiyle yapmaya gayret etmektedirler.

Buna karşılık biz ne yapıyoruz !.. Sadece hiç... Kültürümüzü araştırma, değerlendirme, yaşatma ve geliştirme görevi 1.6.1933 tarihinde yürürlüğe giren 2287 sayılı kanun ile Milli Eğitim Bakanlığına verilmiş ve kültür hizmetleri yürüten birimler bu Bakanlığın çatısı etrafında toplanmıştı.. Cumhuriyetimizin kurucusu rahmetli Atatürk zamanında 1935-1938 yıllarında Kültür Bakanlığı ve vilâyetlerde Kültür Müdürlükleri kurulmuş ve faaliyette bulunmuştu. Hatta halen eğitim kurumları adını verdiğimiz okullar, Mart 1939 tarihli resmi evrakta, kültür kurumları olarak adı geçiyor.
Kültür Bakanlığı'nın muhtelif yerlerdeki tarihçelerine bakarsak; en erken tarihin 13.07.1971 olduğunu görüyoruz. Talât Sait Halman ise ilk Kültür Bakanı. Kimse tarihi incelemiyor, resmi kurumlar bile... Ondan da ders almıyor. Halbuki eskiden yapılan hataları görerek ileriye daha sağlam adım atabiliriz. Tarih bize geniş bir perspektif kazandırır !...

Araştırmaya girdiğimizde ise başka neticeler alıyoruz, şöyleki :
1. T.C. Maarif Vekâleti antetli kağıdı ile Hususi Kalem'den 20.6.1935 tarih ve 94022 sayılı, Yüksek Başbakanlığa hitaben yazılan ve aynı gün Başbakanlıkta işlem gören bir evrağın altınaki imza Kültür Bakanı Saffet Arıkan.

2.Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Özel Büro Direktörlüğü antetli kağıdına yazılmış, 15.7.1936 tarih ve 36 sayılı, Başbakanlık Yüksek Katına hitaplı ve aynı gün 15.7.1936 tarihinde işlem gören evrakta yine imza Kültür Bakanı Saffet Arıkan...
3.Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Kültür Kurulu antetli kağıda
31.III.1938 tarih ve 2-397 sayılı Başbakanlık Yüksek Orununa hitaplı, 2.IV.1938 tarihinde Başbakanlıkta işlem gören ikinci evraktaki imza, Kültür Bakanı Saffet Arıkan.
4.2.7.1938 tarihli bir karaname altındaki imza ( kanaatimize göre kararname kağıdı eskiden basılmış olduğu için aynen kullanılmış ) Maarif Vekili Saffet Arıkan.
5.Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı İlk Öğretim Genel Müdrlüğü antetli kağıda 9.3.1939 tarihinde yazılan, 17.3.1939 da genel evraka giren 23.3.1939'da havale edilen bir evraktaki imza ise, Maarif Vekili Hasan Ali Yücel.
6.Bahir Sorguç'un " 1920'den 1981'e Milli Eğitim Bakanlığı, M.E.B .Yayınları, İstanbul 1982 " adlı eserin 9. sayfasında ise " 28 Aralık 1935'den 21 Eylül 1941'e kadar Maarif Vekâleti'nin adı Kültür Bakanlığı olarak değiştirlmiştir " denmekte !... Halbuki bizim bulduğumuz belgede, Aralık 1935 değil, 20.Haziran 1935 tarihine inmekte; 17.Mart 1939 tarihinde ise Hsan Ali Yücel Döneminde Maarif Vekâletine dönülmektedir. Bundan sonraki evraklar hep Maarif Vekâleti'dir. Hep Atatürk'ün izinde olduğumuzu beyan ederiz ya, işte Ata'nın izinden ilk ayrılanlar !... Tarih hepimizin aynası...

Bu belgelerden anlaşılacağı gibi Maarif Vekâleti, yani Milli Eğitim Bakanlığı'nın adını 1935'de değiştirerek Kültür Bakanlığı yaptık. Okulları da bu Bakanlığa bağladık, Vilâyetlerde Kültür Müdürlükleri kurduk. Halbuki Kültür Müdürlüklerinin tarihini 1974'lere veriyorduk. 60 yıllık tarihimizden bile daha emin değiliz. Doğruları yakalayamadık. Atatürk'ün vefatından sonra da kaldırdık, kültürü bir tarafa bıraktık !.. Tekrar Milli Eğitim Bakanlığına bağladık ...
Burada Rahmet ve minnetle andığımız Milli Kütüphane'nin kurucusu Adnan ÖTÜKEN'in azimli çalışmaları sayesinde 1965 yılında 5439 sayılı kanunla, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Kültür Müsteşarlığı kuruldu.
Kültür meselelerinin halli gereken bir mecburiyet olduğu 12 Mart 1971 tarihli muhtıra akabinde akla gelince; rahmetli Adnan Ötüken de masaya yumruğunu vurup istifa ettikten sonra, muhterem büyüğümüz Mehmet Önder'in Nihat Erim ile görüşmesi neticesi, hasbelkader o devirde yazılan çeşitli yazılar neticesi, 13.7.1971 tarih ve 4/553 sayılı Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ile, ( o devirdeki adı beyin kabinesinde) Kültür Bakanlığı mümtaz yerini nihâyet alabildi. Amerika'da yaşayan şair ve çevirmen sayın Talat Halman Kültür Bakanı oldu. Milli Eğitim Bakanı Şinasi Orel, benden habersiz nasıl Başbakanla görüşürsünüz diye Sayın Mehmet Önder'e bozuldu ve ödeneklerini kesti.
Daha bir yılını doldurmadan, ekilen tohumlar yeşermeden, 7.6.1972 tarihinde Kültür Bakanlığı ortadan kalırılarak, Kültğür Müsteşarlığı şeklinde Başbakanlığa bağlandı ve bir Devlet Bakanı uhdesine verildi. 29 ay sonra yine Cumhurbaşkanılığı'nın 17.11.1974 tarih ve 4-1040 sayılı tezkeresi ile Kültür Bakanlığı üçüncü kez doğdu. 21.6.1977 tarihinde Milli Eğitimden ayrılık sevdasına dayanamadı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birleştirilerek " Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı " adını aldı. Temmuz ayları Kültür Bakanlığı'nın uğurlu ayı olduğu için 21.7.1977 tarihinde Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ile 4.kez dünyaya gözlerini açtı. 1.1.1982 tarihinde Turizm ve Tanıtma Bakanlığı ile birleşerek " Kültür ve Turizm Bakanlığı " oldu. 18.3.1989 tarihine yeniden asli hüviyetine dönerek 5. defa dünyaya gözlerini Kültür Bakanlığı olarak açtı. Halen yaşamı devam ediyor.

1971 yılından günümüze geçen 26 yıl süresi içinde 20 bakan, 13 müsteşar görev almış... Mehmet Önder ile rahmetli Prof.Dr. Emin Bilgiç'in uzun Müsteşarlık dönemlerini düşünürsek, konuyu daha iyi kavrarız.
Kültür Bakanlığı bir kurulup. bir ortadan kaldırılırken, milli kültür politikamızın nasıl zik-zaklar çizdiğini, kişilerle değişen politikaların nasıl uygulamaya konulabildiğini, uygulamaya konulanların takibini artık sizler düşünün !...

Seminerimizde bu hususun da dikkate alınarak, meyvalı ağaçların fazlaca taşlanmaması gerektiğine inanıyorum.
05.5.1997
Yayınlandığı Yer: Seminer Konuşması ,05.05.1997
Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Neden Referandumda Hayır Oyu Vereceğim !...
  • Ermeni Soykırım Ve Kızılderililer Kanun Teklifi Telin Mektubu
  • Taşınır Kültür Varlıklarınınyasa Dışı Trafiğinin önlenmesi , Korunması Ve Mevzuat Hazretleri
  • Cumhuriyet'in Derinliklerinden Hatıralar : Eski Ankaralılardan Dostum Sayın Nurettin Daş Ile
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Maniheizm Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • Türk Kültürü Ve Biz ( Kültür Envanteri )
  • Türk Kültürü Ve Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak Için Yapılan Faaliyetler
  • Türk'ün Yolu Nereye Gidiyor ?
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Ankara'da Roma Anıtı- Res Gestae
  • Komünizmin Sembolü Lenin Yıkıldı, Sıra Bizans'ı Dize Getiren Fatih Sultan Mehmed'e Mi Geldi ?
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Osmanlı Imparatorluğu Ve Türkiye Cumhuriyeti çağlarında Türk Kazı Tarihi ı-v. Cilt
  • Cumhuriyet'in Kuruluşunun 90. Yılında Başkent Ankara:
  • Tarihte Merzifon
  • Anatolıan .the Cradle Of Cıvılızatıons And Aphrodısısas ın Cılıccıa
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Vakıflar Derg?s??nde Yayınlanan Makaleler
  • Amer?kalılar’ın Osmanlı Devlet?’ndek? E??t?m Faal?yetler? Merz?fon Anatol?an Kolej? Tar?hçes? Ve Merzifon’da
  • Türk-tatar Kültür ?l??k?ler? Sem?ner?
  • Tar?h?n Der?nl?kler?nde Merz?fon
  •