GENEL KONULAR - GENERAL ISSUES
TÜRK KÜLTÜRÜ VE YOKSULLUĞU ORTADAN KALDIRMAK İÇİN YAPILAN FAALİYETLER
TÜRK KÜLTÜRÜ VE YOKSULLUĞU ORTADAN KALDIRMAK İÇİN YAPILAN FAALİYETLER

Bu Bildiri, IV.Yoksullarla Dayanışma Haftası münasebetiyle 13.12.1996'da Yoyav'da sunulmuştur.

Sadi BAYRAM

Yoksulluk dediğimiz zaman hep aklımıza kelimenin zıddı olan imkânlar, yani hep gönlümüzde, hayallerimizde olan zenginlik akla gelmektedir.
Zenginlik acaba hep maddi midir ? Yoksa manevi yoksulluk veya zenginlik de akla geliyor mu ?

Meşhur bir atasözümüz var. Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar...

Bu dünyaya çıplak olarak geldik, bir kefenle gideceğiz. O halde bu kaos neden ? Kaos olmadan düzen olmaz. Latince bir deyimle " Ordo Up Chao". Kaos ve düzen birbirlerini takip eden fırtına ve şimşek gibidir. Yoksulluk ve zenginlik te buna benzer. Bugün zengin olan, yarın yardıma muhtaç olabilir ! Ne oldum değil, ne olacağımızı lütfen düşünelim !
Milli kültür tarihimizi incelediğimiz zaman; Türk milletinin her zaman gözü tok, gönlünün zengin olduğunu görüyoruz... Batılılar gibi
aç gözlü, maddeci değildirler. Bunun sebebi nedir ?
Türk millleti tarihin eski çağlarından beri fazla okuyupyazmamıştır ama, şifâhi tarihi, folklorü oldukça zengin ve engindir. Gelen misafiri ile kuru ekmeğini paylaşır. Sofrasına Halil İbrahim bereketinin geleceğine inanır. Bu inançladır ki, yüzyıllardır sosyal barış ve huzur Anadolu'nun bağrından eksik olmamıştır. Ordular seferde, babalar-evlâtlar askerde, hanım anne ve evin kadınları ise tarlada ziraatle meşgul olurlar..
Hz. Muhammed, " Komşusu açken tok yatan bizden değildir. " diye bizleri uyarmamış mıdır ?

Günümüzde ise maddi problemler, eşlerin müştereken dışarıda çalışmaları, insanımızı bu konulardan gittikçe uzaklaştırmakta, kanaatkârlık ise, artık tarihin karanlık sayfalarında kalmağa yüz tutmaktadır.
Tarihimize baktığımızda kalp zenginliğini, cömertliğimizi, yiğitliğimizi görüyoruz. Bunların sebebi, Tasavvuf kültürümüz, kâmil insan olma yolunda attığımız adımlar ve o devrin halk üniversiteleri olan Tekke-zaviye- ve tarikâtlar !... Yani bugünkü tabirle, çevre eğitimi, halk eğitimi.
Medrese eğitimi ise, nufusa göre oldukca az.. Ancak hemen hemen her büyük şehirde mutlaka bir medrese var. Şimdi her vilâyette bir Üniversite açtık ya, onun gibi... Ancak hocaları oldukca âlim !..., bizim gibi yarı aydın değiller !...
Cenab-ı Hak; insanoğlunu yaratırken kendi nurunu ve Cemalini insanlara yansıtmıştır. İnsanoğlu bu sebeble eşref-i mâhlukâttır. Bezm-i Ezelde ruhlar yaratılırken ; ruhlar Allah'ın Cemâlini görmüş ve ona aşık olmuşlardır, daha sonra ruhlar uzun asırlar boyu karanlıklarda O'nu unutmuşlar, dünyaya sırası gelen doğduktan sonra yeryüzündeki Allah'ın akislerini görerek, O'nu hatırlıyarak, sevgi pınarı, şefkât pınarı akmaya başlamıştır.
Yunus Emre;

Elif olduk ötürü, pazar eyledik götürü
Yaradılanı hoş görün, Yaradandan ötürü, beyti ile bunu ne güzel açıklıyor.
Bu sebeble tasavvuf ehli takvaya önem vermiş, dünya nimetlerini önemsememiştir.

Tasavvuf, ezeli bir ilimdir, ortası ameldir, sonu ise mevhibedir diye tarif edilmiştir.
815 M. tarihinde vefat eden Ma'ruf Kerhi ise : " Tasavvuf gerçekleri almak, mahlûkatın elinde olan şeylere gönül bağlamamaktır" diyor.
Selçuk Eraydın ise ; " Tasavvuf ebedi saâdete nâil olmak için nefsi tezkiye, ahlâkı tasfiye, zâhir ve bâtını tenvir hallerinden bahseden ilimdir " demektedir.
910 yılında edebiyete intikal eden Cüneyd Bağdâdi " Tasavvuf mâsivâ ile alâkayı keserek Allah ile beraber olmaktır." diyor.

960 yılında dünya değiştiren Eb'ul-Hasan Bûşenci : " Tasavvuf emir ve nehiy tahtında sabretmektir. Tasavvuf emeli ihmal edip, amele devam etmektir ", şeklinde tarif ediyor.
Bir şair ise:
Tasavvuf ateşi aşkla sûzân olmağa derler,

Tasavvuf gönül tahtında sultan olmağa derler,
Tasavvuf Hakk'ın esrarına hayran olmağa derler
Tasavvuf cümle âlem cismine can olmağa derler.
Bu düşüncede olan insanlarımız nasıl yoksula, yardım etmez ? Bu insanlar, yoksula yardım için birbirleriyle yarışırlar... Doğru Yoldaki bu yarış hepimize kutlu olsun ...

Türk tasavvuf tarihine bakacak olursak, Hallac-ı Mansur, Sühreverdi gibi âlimler, çevrelerinde iyi anlaşılamamışlar, zalimler elinde kalarak, hayatlarını Allah yolunda kaybetmişlerdir.

Ancak diğer âlimler, 40 gün çile çekerek, ölmeden önce ölümü düşünmüşler, halkın nefislerini ibâdet yolu ile törpülemişler, ihtiraslarına gem vurmayı öğretmişler, kanaatkârlık prensibini ön planda tutmuşlar, düşünce âleminin karanlıklarında hep Allah ve onun sevdiği velilerle, yani mürşitlerle birlikte olarak, kötülüklerden sakınarak, helâl kazanç peşinde koşmuşlar, çalışarak yoksulluğun önüne geçilebileceğini telkin ederek milleti bilinçleştirme gayreti içinde olmuşlardır.

Bu telkini alan insanımız, yoksula yardım elini uzatmaz mı ? Elbette. Zira sadaka dinimizde vazgeçilemez bir unsur olup, zekâtla perçinlenmektedir. Araç ise vakıflarımız. Vakıfların Osmanlı döneminde kurumlaşmasının başlıca amillerinden biri...
Yoksulun acıklı halini gören göz, maddi âleme değer vermeyen gönül, Allah diye çarpan kalp, yoksulu geri çevirebilir mi? Orucun sebebi hikmetlerinden biri bu değil mi ?
Aslında bütün dinlerin temelinde çalışma esastır. Çalışma insana huzur ve mutluluk getirir, yoksulluğu ise götürür.
Çalışan demir pas tutmaz diye bir atasözümüz var !...
Bir Çin özdeyişi var yoksullukla mücadele için :
Bir yıl sonrasını düşünüyorsan eğer, tohum ek,
On yıl sonrası ise tasarladığın, ağaç dik,

Ama yüz yıl sonrası için halkı eğitmeye gayret et !...
Bir kez tohum ekersen, bir kez ürün alırsın,

Bir kez ağaç dikersen, on kez ürün alırsın,
Yüz kez olur, bu ürün eğitilirse millet..
Birisine bir balık verirsen, doyar bir kezinde,
Balık tutmayı öğretirsen doyar ömrünce !...

Çalışma dediğimizde tarihimizde akla gelen Ahilik müessesesi.
Bugün nasıl, mimarların Mimar Odaları, şöförlerin Türkiye Şöförler ve Otomobilciler Federasyonu, doktorların Türk Tabibler Birliği gibi bağlı oldukları bir kuruluşları varsa, Selçuklu ve Osmanlı Devrinde de esnafları bağlı oldukları kuruluş, AHİ teşkilatı idi.
" Ahi " kelimesi arapca olup, " kardeşim " anlamına gelmektedir. Anadolu'da XIII. yüzyılda Türkler tarafından kurulmuş " Ahilik " teşkilatı, arapca sözcüğün, daha doğrusu Türkçede cömert, eli açık anlamına kullanılan " Akı " kelimesinin terimleşmesinden almiştır.
Ahiliğin anayasası " Fütüvvetnameler " dir. Fütüvvetnamelerde, Ahiliğin esasları, kâideleri, merâsimleri, adet ve öğütleri yazılıdır.
Fütüvvetnameler ; Abbasi Halifeleri zamanında, Horasan'dan Bağdad yakınlarındaki Samarra şehrine gelen Türkler tarafından geliştirilerek " önceleri toplum hayatında bir ideal iken, daha sonra ruhani hayatta bir ideal olmuş"tur. Cemiyetlerin dini, sosyal-kültürel alanda, hür iradesi ile toplumun milli ve manevi unsurlarını meydana getirmiştir.
Kâinattaki bütün varlıkları yaratıcıdan dolayı seven, yardımsever insanların meydana getirdiği Ahiliğin milli ve mânevi unsurlarını sıralayacak olursak ; cömertlik, başkalarını sevmek, dostlarla iyi geçinmek, başkalarına yardım etmek, kendinden önce başkalarına yardım etmek, kendinden önce başkalarını düşünmek, başkalarına saygı göstermek, şefkat, Allah için sevmek, doğru sözlü olmak, başkalarından önce kendini düzeltmek, misafirperver olmak, dostlarının sevincine katılmak, yapılan iyiliklere karşılık beklememek, tövbe etmek, sadaka vermek, Allah'ın yasaklarına saygı göstermek, ibâdet etmek, âlimlerle sohbet etmek, ilimde marifet aramak, nefsi hesaba çekmek, dostlarına öğüt vermek, büyüklerin sözlerini dinlemek, kimseyi azarlamamak, dostlarının cefasına katlanmak, tamahtan sakınmak, istenmeden iyilik etmek, başkalarını iyi kendini hatalı görmek, yaptığı iyiliği söylememek, dostlarının dedıkodu edilmesine mani olmak, dostlarını istemeğe mecbur etmemek, hizmette ayırım yapmamak, kulağı kötü sözlerden korumak, komşuluk hakkına riâyet, kötülüğü affetmek, eli darda olan arkadaşına yardım etmek, güzel ahlâka sarılmak, ustasını herşeyin üstünde tutmak şeklinde özetlenebilir.
Ahi teşkilatı Anadolu'da ilk defa XIII. yüzyılda Kırşehir'de Nasrüddin Ahi Evran-ı Veli tarafından köklü müessese haline getirilmiştir.

Bununla birlikte, teşkilatın Horasan ve Orta Asya içlerinde IX. asırda bulunduğu muhakkaktır. Ahi Evran-ı Veli; Mogol istilasından kaçan, Horasanlı esnaf ve sanatkarı bir araya getirmiş, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlâna Celâleddin-i Rûmi ve Ankaralı Hacı Bayram-ı Veli gibi ulu büyüklerle Anadolu'nun birlik ve beraberliğinde büyük rol oynamıştır. Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi istiklâlini ilân ederken O'na Ahi fütüvvetine göre şed bağlanmıştır.
Osmanlı Padişahlarının bile mutlaka bir mesleği bir zenaati vardı. Meselâ II. Abdulhamid marangoz, II. Mahmud hattat, Yavuz Sultan Selim kuyumcu gibi...
Ahi Evran, büyük bir ekonomist olduğu kadar büyük bir sosyologdur.
Teşkilatının devamlı olması için Ahiliği tekke ve zaviyelere bağlamıştır. Tekke ve Zaviyeler o devrin birer açık halk üniversiteleridir.
Ahilikte çalışkanlık, dürüstlük, kendini işe verme, ustasını her şeyin üstünde tutma başarının sırrıdır. En büyük ibadette alın teri ile çalışmak olduğuna göre; ahiler bu sırrı keşfetmişler, çalışkanlık, dürüstlük ve ahlâkla konuyu birleştirerek yoksulluğun ortadan kaldırılmasında büyük rol oynamışlardır.
Diğer bir konu da Hz. Mevlânâ'nın dediği gibi " Dostunun hatasını örtmede gölge gibi ol" , " Hatasız dost arayan dostsuz kalır " diyerek hoşgörüye işaret etmişlerdir. Türkler geniş bir hoşgörüye sahip bir millettir. Ancak en büyük hoşgörü, insanların yaptıklarına göre Allah'tadır.

Yoksula karşı hoşgörüsü olmayan toplumlar, bir gün zilletle karşılaşabilir, sosyal patlamalara yol açabilir. Bunun için tarihimizde aç olanlar için imaretler, yolcular için kervansaraylar kurularak, vakıf yolu ile yoksulluğa çare aranmış ve büyük ölçüde de muvaffak olunmuştur.
Zenginim deme, bir kıvılcım yeter, güzelim deme , bir sivilce yeter. Bugün neyim değil, yarın ne olacağımızı da düşünerek, dünyada yoksulluğun ortadan kaldırılması yılı münasebetiyle, yoksulluk, fakirlikle ilgili meşhur sözleri bir araya getirerek konuşmama son vermek istiyorum:
Ateş altını, yoksulluk cesur insanları dener. Seneca

Yoksulluk arkadaşlıktan hoşlanır. İngiliz Atasözü. Aşağıda olan düşmekten korkmaz. Bunyan
Yoksulluk günah değildir. Herbert.
Tarihin en büyük adamları, en yoksul olanlarıdır. Emerson
Yoksula yardım eden, Tanrıya borç para vermiş gibidir. Alfred de Vigny.
Yoksula yardım eden, Allah'dan şefaat talep etmiş olur. Sadi
Bayram.
Yoksulluğun hüküm sürdüğü yerde ne utanma kalır, ne suç, ne
namus, ne de ruh. Balzac
Fakirliğin tahrip edemeyeceği erdem yoktur. John Florio.
Yokluk değil mi Adem için en ağır ceza ? Abdülhak Hâmit Tarhan. Allah, ilmi dileyene, malı dilediğine verir. Türk Atasözü. Allah, kulunu her vakit darda komaz. Türk atasözü,
Fukara kalbine her kim dokuna
Dokuna sinesi Allah okuna. Şahidi
Kendi kendine yardım et ki, Allah da sana yardım etsin. Anonim. Bir Öksürük, bir de yoksulluk gizli tutulmaz. Mikszath. Yoksulluk aşkın büyük düşmanıdır. Cervantes.
Zenginlerin zevkleri, fakirlerin gözyaşları ile satın alınır.
Thomas Fuller.
Zenginler para, fakirler çocuk yapar. Scott Fitzgerald.


Suçların anası yoksulluksa, babası da kafa yoksulluğudur. La Bruyere.
Bu dünyada kanadı kopmuş kuş, kurumuş ağaç, suyu çekilmiş havuz, dişleri dökülmüş yılan ne ise, yoksul insan da o dur. ŞÃ»raka.
Yoksulun malına göz dikme. Fakir ekmeği acıdır, hem de zehir gibi, Amenemop
Beni sabırla dinlediğiniz için saygılar sunuyor, Allah'ın kimseye yoksulluk çektirmemesini, niyaz ediyorum.
IV.Yoksullarla Dayanışma Haftası 13.12.1996

Yayınlandığı Yer: IV.Yoksullarla Dayan��ma Haftas� ,13.12.1996
Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Neden Referandumda Hayır Oyu Vereceğim !...
  • Ermeni Soykırım Ve Kızılderililer Kanun Teklifi Telin Mektubu
  • Taşınır Kültür Varlıklarınınyasa Dışı Trafiğinin önlenmesi , Korunması Ve Mevzuat Hazretleri
  • Cumhuriyet'in Derinliklerinden Hatıralar : Eski Ankaralılardan Dostum Sayın Nurettin Daş Ile
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Maniheizm Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasından Sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması Ile
  • Türk Kültürü Ve Biz ( Kültür Envanteri )
  • Türk'ün Yolu Nereye Gidiyor ?
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Ankara'da Roma Anıtı- Res Gestae
  • Komünizmin Sembolü Lenin Yıkıldı, Sıra Bizans'ı Dize Getiren Fatih Sultan Mehmed'e Mi Geldi ?
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Osmanlı Imparatorluğu Ve Türkiye Cumhuriyeti çağlarında Türk Kazı Tarihi ı-v. Cilt
  • Cumhuriyet'in Kuruluşunun 90. Yılında Başkent Ankara:
  • Tarihte Merzifon
  • Anatolıan .the Cradle Of Cıvılızatıons And Aphrodısısas ın Cılıccıa
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Vakıflar Derg?s??nde Yayınlanan Makaleler
  • Amer?kalılar’ın Osmanlı Devlet?’ndek? E??t?m Faal?yetler? Merz?fon Anatol?an Kolej? Tar?hçes? Ve Merzifon’da
  • Türk-tatar Kültür ?l??k?ler? Sem?ner?
  • Tar?h?n Der?nl?kler?nde Merz?fon
  •