SİİRİMSİ BİR KİTAP - THE POETRY BOOK
KENDİNİ BİL OĞUL 1
KENDİNİ BİL OĞUL

Sadi BAYRAM


Prof.Dr. Taciser Onuk'a Armağan Kitabı, BRC Basımevi, Ankara Haziran 2007, s.150-158'de yayımlanmıştır.

İkibinyedi yılını Unesco, Mevlânâ yılı ilân ettiği
Kültür ve Turizm Bakanlığımız tarafından açıklandı.
O halde Hz.Mevlânâ'nın fikirleri üzerine durmak gerekir.

Hazreti Mevlânâ, Onücüncü asırda Konya'da yazdığı Mesnevisinde,
Hocası Ebü'l-hayr Rumi ve Senai'nin izlerini görmek mümkündür¦
Yıllardan beri Hazret-i Mevlânâ'nın diye bildiğimiz bazı beyitler,
Hocalarının fikirleri olduğu ve Mevlânâ'nın da özümsediği,
Fikir manzumeleri olduğu anlaşılmıştır..

Cömertlik ve yardımda akar su gibi ol,
Şefkât ve merhamette güneş gibi ol,
Hataları görmede gece gibi ol,
Hiddet ev asabiyette ölü gibi ol,
Tevâzu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörülükte deniz gibi ol,
Ya göründüğün gibi ol,
Ya olduğun gibi görün der,

Mesnevisinin bir başka yerinde ise, Hocasını zikretmeden;

Gene gel ! gene gel !
Her ne isen gene gel !
İster Kâfir ol,
İster Mecusi,
İster puta tapan ol, gene gel ,
Bizim dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da, yine gel !

Hazreti Mevlâna, çeşitli eserlerinde ise parça parça anlam olarak şöyle demektedir .

Ört ayıpları, ört ayıpları, Tanrı huyuyla huylan,
Ayıp gören iki gözünü yum da, gayb gören iki gözünü aç.

Öğretmen insan ruhunun hekimidir,
Öğretmen hastasına gıda ve meyva suları veren hekime benzer,
Öğretmen ilâhi nurun işığı ile hastalarının mânevi yaralarını tedavi eder,
Öğretmen denize benzer,
Deniz nasıl sürekli buharlaşır ve suyu yenilerse,
Öğretmen de daima kendisini yenilemelidir.

İnsanın bilgisine, hünerine bakma, ahdinde duruyor mu, vefâsı var mı ona bak,
Ahdini yerine getiriyorsa, istediğin kadar öv, ondan fazlasıdır o kişi.

Hiç kimseyi öfkeyle çiğneme de Hakkın gazabı da seni çiğnemesin,

Sabır güzel hâyallerle tatlılaşır, sabır iman yüzünden baş tacı olur,

Gönlünü yıkayıp arıtmışsan,
Yüz yıkamaktan ne fayda var sana,
Hırstan, tamahtan süpürgeye dönmüşsen,
Daima toz, toprak içindesin


Sana rahmet suyu lazımsa, yer gibi mütevazi ol,
Sonra o rahmet şarabını içip mest ol,
Yola toprak olursan âb-ı hayatı bulursun,
Fakat kibirlenir kendini büyük görürsen,
Bağlarla bağlanır, ateşe atılırsın.

İnsanların iyisinden, kötüsünden kaçıp duruyorsun,
Halbuki iyiliğin de hepsi sende, kötülüğün de,
Kendi kendinden kaçıyorsun sen,

İnsanlar nerede yıkık bir yer varsa orada define bulunduğunu ümid eder,
Ne diye Tanrı definesini yıkık gönülde aramazsın,

Gönüle vuran, adamı gönül ehli yapan ilim insana fayda verir,
Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim yükten ibarettir.
İlim, Süleyman aleyhisselâmın saltanat mührüdür,
Bütün alemler kalıp, ilim ise candır.
Gönül sahibi ariflerin ilmi, onları taşır,
Amelden mahrum olanların ilmi de onlara kendini taşıtır.
İlim kalbe aksederse,sahibine yâr olur,
Yalnız kalbde bulunursa sahibine bâr ( yük) olur,
Faydalı ilim ruha gıda,cana safâ ve kalbe ışıktır.
İlim, öyle bir ilkbahardır ki, kokusu bile bir memlekette bulunmazsa,
O memlekette medeniyet bitkisi yeşermez,
Arif bir âlimin vücudu altın misalidir ki,
O her nereye gitse kad-ü kıymetini bilirler,
Nice âlimler vardır ki, hakiki ilimden, irfandan nasipleri yoktur.
Bu çeşit âlim, ilim hafızıdır, ilim sevgilisi değil,
İlim isteyen kişiye de bilmediğini öğrenmek, bildiğini öğretmek,
Zihinsizlere yumuşak muamele etmek,
Ahmakların ahmaklığını görüp kendini beğenmemek,
Anlayışı kıt kişileri horlamamak gerekir.

Sürekli çalış, hareketli ol,
Çünkü akar su donmaz,
Aşk bile boy atıp baş çekme sırrını hareketten elde etti.
İşsiz güçsüz oturma, Gir içeriye, katıl bize,
İşsiz beden ya yemeğe düşer, ya uykuya dalar.
Çalışıp çabalamanla vesveseye yol verirsin,
Bil ki, coşkunluğun geçer, dona kalırsın.
Çalış da Tanrı kadehiyle tazelen.
İşte o zaman kendinden geçersin,
O vakit ihtiyacın kalmaz.

Denizi bir testiye doldurmaya çalışsan da testi ancak bir günlük su alabilir,
Harislerin göz testileri bir türlü dolmak bilmez,
Hırstan kurtuluşun tek yolu aşka dönmektir.
Bu şüphesiz ilâhi bir aşktır.
Bütün illetlerin devası sevgidir.

İnsana gidişinden sormaya hâcet yok.
Kiminle düşüp kalkıyor, onlara bakarsın,
Maldan sormaya hâcet yok,
Nereye harcıyor ona bakmak gerek.

Hazreti Muhammed, ilim adamının mürekkebi, şehidin kanından üstündür,
Diyor bir Hadis-i Şerifinde,

Endülüs'de tahsil görüp, binikiyüz kırk yılında Şam'a vefat eden
Ünlü feylesof Muhiddin-i Arabi, Yunus Emre gibi ilâhi aşk üzerinde durur.
Estetiğin temellerini islâmi açıdan kurar.
Ölüm uykudan yeni bir uyanışdır, der.

Grek düşünürü Sokrates ise, Milattan önce beşinci yüzyılda,
Kendini Bil, diyor,
Acaba biz kendimizi biliyor muyuz?
Bu soruyu kendinize hiç sordunuz mu ?

Atesistler hariç,
Bütün dünya insanları elips şeklinde sivrilen bir dağın etrafında toplanmışlar,
Yollar dikenli, sarp kayalıklar, küçük patikalar ¦
Museviler, Hz. Musa liderliğinde Batıdan- Doğuya,
Hiristiyanlar Hz. İsa önerliğinde Doğudan- Batıya,
Müslümanlar Hz. Muhammed Başkanlığında Güneyden-Kuzeye,
Budisltler, Taocular Buda ve Tao kılavuzluğunda Kuzeyden-Güneye,
Doğru ister Mekke'de Kâbe'ye doğru, ister Küdüs'e, İster Tur Dağı'na doğru,
Tanrıyı aramaya kalkışmışlar,
Amaçlar aynı, ancak liderler ve yollar farklı, farklı¦
Hemen hemen hepsi zirvede adına ister Rab, ister Allah, ister Tanrı deyin,
Adı ne olursa olsun, amaç ve araç, evreni Yaradan'a ulaşmaya çalışma,
Hakikâtleri arama yolunda meşhur karınca hikâyesi etrafında birleşmişler.

Hepimiz Hz.Adem ve Havva'dan, Hz. Nuh ve Hz. İbrahim
Soyundan gelmiyor muyduk ?
Hepsinin Tanrı'yı bulma ve O'na erişme amacı aynı değil mi ?
O halde hepsinin amacı aynı olduğu halde, yollarının ve elçilerinin farkı
Dolayısıyla, yüzyıllardır insanlar birbirlerini niye yiyorlar¦
Akıl ve Hikmetin hepimize yol göstermesi dileğiyle,

Ezelden ebede, düşünün, düşünün¦
Bazıları abdâl, bazıları deli, bazıları veli derler,
Ne derlerse desinler¦
Ama onlar genelde hep ata sözü kullanırlar, anlamları geniş ve elastikidir¦
Bizleri mantık oyunları ile düşünmeye zorlarlar..
Toplumumuzda iyi insanlar elbette vardır, kötüleri yok mu ? var.
Sandıkta iyi elmalar çoğunlukta olduğu gibi elbette çürükler olacaktır.
Çürük olmazsa sağlamın kadrini nasıl bilebiliriz¦

Aşık Veysel'in dedi gibi,
Benim sadık yârim gara topraktır !
Hepimiz topraktan geldik, toprağa gideceğiz.
Bir itiraz var mı ?

Ateş, yemeğimizi pişirmeye, ısınmamıza yardımcı olur, üşümemizi engeller,
Mikropları öldürür, maddeleri kimyasal değişime uğratır,
Su ateşi söndürür, canlılara hayat verir, temizliğimizi sağlar, yaşamımızın kaynağıdır,
Vücudumuzun üçte biri, dünyanın içte ikisi sudur,
Su, hayat veren ateşi söndürdüğü gibi, bencillik de iyi duyguları yok eder,
Sevgi ısıtır, bencillik ise yakar, kül eder,
İyiyi kötüden ayırabilmek için, içinizde yanan ateşten yararlanın,
Fakat bu ateş size geçici hevesler aşılamasına da mani olur ki, hakikâte eresiniz¦
Benliğe hâkimiyet akılla olur,
Ne mutlu ki, akıl ve hikmeti kendisine rehber edene¦
Toprak, her şeyin anasıdır, hayat kaynağımızdır,
Ondan olduk, ve bir gün mutlaka ona döneceğiz.
Gökyüzünden aldığı saf su ile güneş ışınları birleştiğinde,
Yediğimiz gıdalar, sadece onda yetişmiyor mu ?
Topraktan alınan ürün tekrar toprağa geri dönmüyor mu ?
Güneş, gündüzün, aydınlığın simgesi, enerjimizin ve kainatın ana kaynağıdır,
Dünyamız nasıl güneşin etrafında dönerek ondan ışık,nur alıyorsa,
Biz de Allah'ın elçilerinden doğru yolun,sevgi ve saygının kaynaklarını görüyoruz.
Ay, Gecenin ve karanlıkların aydınlık yolu, güneşin bir uydusu, aşkların sembolüdür,
Söndürmek veya temizlemek, yakmak veya ısıtmak,
Yok olmak veya ölümüm ötesine geçebilmek¦
Benliğinizi yüceltin,
Yanlış ve çirkin yollardan mutluluğa ulaşabileceğinizi sanmayın,
Unutmayalım ki, maddi varlıklar geçicidir; deprem, yangın sel alır götürür,
Geride kalanlar, bıraktıklarımız ise insanlığa yararlı eserlerimizdir,
Toprağa serpilen tohum, emek karşılığında nasıl kat kat geri alınırsa,
Sizin de insanlık yararına yaptığınız iyi işleriniz çevrenizde göle atılan bir taş gibi,
Dalga dalga , halka halka yayılır, genişler,
Vücudumuz bir gün toprak olsa da geride bıraktığımız güzel eserler,
Bizim unutulmadığımızı, anılmamızı, hatırlanmamızı sağlar,
Akıl bize kendimizi tanıtsın,
Kuvvet işimizi yürütsün,
Güzellik insanlar arasında ahenk sağlasın¦

Yolumuz, nur, ışık, hakikât, sevgi ve doğruların yoludur,
Bu yolda beraber yürümeğe varsanız, okuyun bakalım,
Onsekizinci asırdaki Erzurumlu Psikolog ve Astrolog İbrahim Hakkı'nın deyişiyle :
Görelim Mevlâm, neyler, Neylerse gözel eyler¦


Olgunlaşmak için en başta gelen şey;
Açık yürekli olmak ve hakikâtlerden korkmamak, gereğinde onu ifade etmektir.
Yanlışlarımızı ve eksiklerimizi bilmek yetmez,
Bunları itiraf etmek cesaretini göstermek gerekir,
İnsanlar iyiye, güzele ve doğruya yalnız başına erişemez,
Tek başına kalmış bir insan gücü yetersiz, bilgisi sınırlı, ömrü kısadır,
Birbirilerini seven insanlar, bilgi ve tecrübelerini,
Gelenek ve göreneklerini nesilden nesile aktarır,
Geçmiş ile gelecek, bütün insanlığı bölünmez bir bütün haline getirir¦
Zengin olma hırsı, iyi duyguları boğar,
Dostlukları yok eder, insanları kötü işlere sürükler,
Karşılıklı güveni sarsar, kuşkular uyandırır,
İnsanlara karşı duyulan sevgi, bencillikten daha güçlü olursa, bu tehlike kalmaz,
Tersine, hayırlı işlere ve toplumun yararına kullanılan zenginlik,
Bir mutluluk kaynağı olabilir¦
Zenginliği iyiye kullanacak gücü olmayan kimse, onu istemesin !

Mevki hırsı düşünceyi bulandırır,kalbi katılaştırır, insanı iki yüzlü yapar,
Kibir ve gurur, insanları öyle külfetlere sokar ki,
Sonunda başkalarının kölesi yapar,
Yüksek mevkiye ulaşan kimse gücünü kuvvetini hakikâtlerin yayılmasına,
Hayırlı işler yapmakta kullanırsa, insanların yükselmesine hizmet etmiş olur.
Şan ve şeref, daima hayırlı ve yararlı işleri yapanlarındır.
Yüksek mevkiye ulaşmak yetmez, asıl mesele o mevkie lâyık olmaktır.
Mevkiini iyiye kullanma gücünü kendinde görmeyen kimse onu Tanrıdan istemesin.

Kaba kuvvet sevgi tanımaz, hayatın neşesini yok eder,
Tutkuları kamçılar, zülüm ve cinayetlere yol açabilir.
Fakat; kuvvet, akıl ve bilgi ile birleşince, hak ve adalete zafer kazandırır,
Suçsuzları ve ezilenleri korur,
Kaprislerini yenebilen bir kimsenin eline kuvvet geçmesinden korkmayın.
Ölçülü davranmayı bilmeyenler, kuvvet sahibi olmayı istememeliler,
Zenginlik, mevki ve iktidarın ağır yükü, sadece insanlara hizmet için taşınabilir.
Sevgi ve yardım duygusunun kalplere yerleşmesiyle,
Yeryüzündeki insanlar, gerçek olgunluğa ve mutluluğa kavuşturur.
Ancak; bu güzel ülkünün gerçekleşmesi, henüz çok uzaklarda görünüyor,
Zira; yeryüzünde hâlâ kör inanç ve taassuplar hükmünü sürdürmekte,
Zenginlik ve kuvvet kötüye kullanılmakta,
Gözleri bürüyen hırs, hâlâ etrafa korku ve ümitsizlik salmakta.
Aynaya bakınız, ne görüyorsunuz.
Elbette kendinizi görüyorsunuz.
Herkesi kendiniz gibi kabul etmeliyiz.
Gerçek bir faziletin timsalini, kendi içinizden başka yerde bulamayız.
Asıl güzellik, kendi içinizdeki iyilik duygusunun gelişmesine yardımcı olmaktır.

Bunları elde ettikten sonra,

İlim akla destek olur, emek kuvveti devam ettirir,
Tanrının yardımıyla her keder kurtuluşla sona erer,
Her canlının kendine göre bir silahı doğal olarak mevcuttur.
Akrebin ve yılanın zehiri, arslanın ve kartalın pençesi, timsahın çenesi,
Öküzün, geyiğin, keçinin boynuzu, atın, eşeğin çiftesi, filin cesameti,
Kaplumbağanın, yengecin, istiridyenin kabuğu,
İnsanın ise zekâsı, yani aklı en önemli silâhıdır.
Elbette bu silâh, hayatın idamesi için de, yardımlaşma ve sevgi için de kullanılacaktır.
Bu dünyada her canlı mutlaka ölümü tadacaktır ,
Ölüm hepimiz için kaçınılmaz bir sondur,
Ancak ruhlar ebedi olarak yaşar,
Ezelden ebede bu, doğumdan gençliğe, olgunluk, yaşlılık çağına,
Bu yolculuk her canlının kaderine göre mutlaka yapılır, kaçış yoktur.
Ölüm dünya yolculuğunun sonu olduğuna göre,
Hayatta her adım, daima akıllıca atılmalıdır.
Bu bakımdan, kulağımıza küpe olması için,
Ölüm anını düşününüz ve aklınızdan çıkarmayınız !
Doğumdan ölüme uzanan yolculuğun amacı, yücelme olmalıdır.
Arzularınız vazife gereğine uymuyorsa sizin için ümit kalmaz !
Ölüm anında insan, kendi mezarının önündedir,
Ölümün hayâli karşısında kendinizi yoklayınız,
Bu dünyadan gideceğiniz zaman geride ne bırakacağınızı hiç düşündünüz mü?
Bu dünyadan bir kefenle diğer dünyaya göç edeceğiz
Veya diğer dünyada yeniden çıplak doğacağız,
Sizin harcamaya kıyamadan bitirdiğiniz paranız,pulunuz, mülkünüz,
Mirascıların elinde, ya mezatta, ya kavgada, veya bir eğlence merkezinde,
Acaba sizi hayır ve hasenat duygusuyla mı anıyorlar¦
Yoksa bedbinlikle mi?
Ya siz ölümden sonra, bu dünya için artık ne düşünürsünüz ?

Vaad ve taahhüt ettikleriniz yerine gelebilecek mi?,
Hiç kusur işlemediniz mi?
Etrafınıza ne hizmetiniz oldu ?
Ülkenize ne hizmetiniz dokundu,
İnsanlığa ne hizmetiniz geçti, düşününüz,
Geride sizi unutturmayacak bir iyilik bırakmadıysanız,
Ömrünüz boşa geçmiştir¦
Ölmeden evvel ölünüz ki,
Hırs, kibir, gurur, garaz ve nefret hislerinizden nefsinizi arındırınız !
Son anınızı ve ölüm saatiniz aklınıza geldiğinde ne hissediyorsunuz ?
Tabiatın verdiği gerçek dersleri daha iyi öğrenebilirsek,
Hayatın sarp ve dikenli yollarından, zikzaklı merdivenlerinden geçerek,
Sonumuzu, yani ölümü bir bahar havasına çevirebilir,
Hazreti Mevlânâ'nın dediği gibi onu düğün gününe çevirebilir,
Ölümsüzlüğün sırrına erebiliriz¦
Bakara Suresi yüz yetmiş yedinci âyetinde şöyle buyrulur:
Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz hayırda dürüstlük değildir.
Hayırda dürüstlük o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhiret gününe, meleklere,
Kitaplara, peygamberlere inanır;
Akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara,
Özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara bir miktar malını seve seve verir,
Namazı/duâyı gereğince yerine getirir, zekâtını öder.
Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar;
Bolluk ve bereket zamanı kadar,
Zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da daima sabırlıdırlar.
İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar.
İşte bunlardır, doğru yolu bulan kâmil , cömert insanlardandır.
Din, kadiri mutlak Allah'a ifası zaruri bir ibâdettir.
Ülkesinde kabul edilmiş olan dinin mükellefiyetlerine tabi olmayan kimse,
Hakikâtleri aradığımız doğru yolumuza katılmasın..


Ölümsüzlük sırrını tam olarak anladığınız zaman,
Ketum olunuz.
Zira cahiller yanında bunlardan söz ettiğinizde sizinle alay ederler,
Aptal yerine koyarlar,
Sıkı ağızlı olun, büyüklerinize saygıda kusur etmeyin, bağlılığınızı muhafaza edin,
Başkalarına kabul ettiremeyeceğiniz fikirler üzerinde tartışmaktan kaçının,
Evren, diğer adıyla kâinat, gökler,
İnsanoğlunun gözleri önünde serilmiş, açık bir kitaptır,
Doğa bu kitabı en modern bilgisayarla satır satır yazmıştır.
İnsanlar her yüzyılda, bu kitaptan bir satır çözebilmekte ise de,
Tabiatın bütün eserlerini okudum, öğrendim sanır¦

Ey insanoğlu, tarihe ve eski antik medeniyetlere bir göz at..
Çeşitli kavimlerin , milletlerin soylarının akıp geçtiği yollara dikkatlice bak,
Her yönde geçmiş ulusların kalıntılarını göreceksin,
Putlar, sunaklar, tapınaklar, saraylar ve bunları kullanan toplumlar, devletler,
Hepsi bu yolun toprağına karışmıştır.
Tarih denen o mezarlığın, derinden yansıyan sesi de,
İnsanoğlunun yolu üzerine düşerek toza karışanların bir gürültüsüdür.

Bu gün hemen hemen herkesin doğruluğuna emin olduğu bir bilgi,
Bin yıl sonra, temelsiz boş bir yığın olduğu da zamanla anlaşılabilir.
Tarih ve gelenek-görenekler, bilgi, belge ve zamanla değişime uğrarlar.
Tarihçiler konuları, hadisenin geçtiği yılların atmosferine göre yorumlamalıdırlar
Yirminci yüzyılın son çeyreğinde keşfedilen bilgisayar,
Şimdi üç ayda bir yeni yeni gelişmeler kaydediyor,
Binlerce kitap, yüzlerce fotograf, bir santimlik chiplerde yerini alıyor,

Kütüphaneler, bir el çantasında taşınıyor,
Kütüphanelere gitmeden internet aracılığı ile masanıza getirebiliyorsunuz.
Elli yıl önce bunu söyliyebiliyor muyduk ?
Hayır¦
Elli sene sonra insanlar neler icad edilecek, neler kullanacak,
Bilen var mı ? Hayır¦

Işık saçan her şey hem kudrettir, hem kutsaldır, yani azizdir.
İnsan zekâsı ilâhi nurun bir zerresidir.
Zekâ insana Tanrı tarafından bahşedilmeseydi, tabiatın sırları nasıl çözülürdü ?
Hayatla ölüm, maddi hayatla manevi hayat, dünya ile ahireti beraber düşününüz.
Dürüstlük, çalışkanlık, adalet ve kardeşlik bulunmadıkça,
Hürriyetin ve bağımsızlığın da anlamı kalmaz..
Kâmil insan herhangi bir hazine sandığını kırık anahtarla açamaz.
Ruhun ölümsüzlüğüne inanan, ölümden, önüne çıkan engellerden korkmaz¦
Başarının sırrı, cesaret, çalışma, akıl ve hikmetle, Tanrının yardımıyla olur.
Yanlışlık yaptığı zaman, kendinden önceki nesile karşı vefa borcu olduğunu bilir.


Kötü bir duygu olan merakın, maksadı iyi olması halinde mazur görülür.
Merak, insanı, bilgisini arttırmaya sevk eder..
Çok acele, sırf görünüşe bakarak karar vermekten kaçının,
Kimse ile alay etmeyin, tenkitte fazla ileri gitmeyin,
Cebir ve şiddete asla başvurmayın !
Kötülüğü yenebilmek için, her şeyden evvel bunun ne olduğunu bilmek gerekir.
Bu itibarla meraklı olmak iyi şeydir,
Ancak, bu merak sosyal sefaletin incelenmesine,
Sebeplerinin ne suretle ortadan kaldırılmasına yönelik olması gerekir.
Kavgaların, ihtilafları halletmenin,
İnsanların barış ve ahenk içinde yaşamalarını sağlamayı hedeflemesi gerekir.
Öfkeli insanları, iyi sözle yatıştırmayı daima amaç edinilmesi de gerekir.
İnsanlar, sukûneti muhafaza için aktif olarak hareket edebilmelidir.

Hür olmayan adil, adil olmayan hür değildir.
Torpille elde edilen mevkiler, cemiyet içinde sosyal hoşnutsuzluk doğurur.
Adil olmak için daima adaletli davranmalı,
Emrimizde bulunan personele iyi muamele yapılmalı, morale dikkat edilmeli,
İşini savsaklayanlara da gerekli ikâz veya ceza zamanında verilmeli,
Çalışanların değerini doğru tartmak, hak ettikleri mevki ve otoriteyi
Kendilerine vermekle, amaç tesis edilebilir.
Medeniyet, çalışma ve emekle yücelir,
Dağlar, tepeler ufalanarak münbit sulak ovalara dönüşür.


Yukarıda bahsettiğimiz konuları özümseyenler,
Bizimle doğru yola devam ederler.
Aksi halde,
İyilik ve güzellik sevgisini tam olarak benimseyememiş,
Akıl ve hikmete uygun bir kişilikle bezenememiş insanlara çok yazık..
Artık mücadele dönemine giriyoruz¦
Bu size, insanlığın iyiliği için savaşmak zorunluluğunu yüklüyor.
Yükümlendiğiniz şeyler, yalnız kişilik, şeref, ketumiyet, kalp temizliği,
Doğruluk gibi belirsiz anlamlarla sınırlanmış olmayacaktır.
Kendi hür iradenizin gereklerinden de vazgeçmeniz istenmeyecektir.
Asırlardır düşünerek, tartışarak, inceleyerek onayladığımız,
Ve bir sonuca bağlayarak benimsenen fikirlere karşı olmayacağınızı umarız.
Bununla birlikte, fikir ve hareketlerimiz üzerine,
Düşünce ve buluşlarınızı savunabilirsiniz,
Ancak, geçerlilik ve değerden düşürmek amacı ile yargılara karşı gelemezsiniz¦

Sözünün eri, sebatkâr kişiler bizim yolumuzdan ilerlerler.
Ahlâk bozukluğuna karşı direnebilecek misiniz ?
Halkın öfkesine, bağnaz yöneticilerin zalim baskısına,
Şerefimizin şüpheler altında kalmasına dayanabilecek misiniz ?
Cevabınız evetse, doğru yoldasınız, korkmayınız, çekinmeyiniz¦
Yurdumuzun bizden beklediği halisiyet, cesaret, fedâkarlık, metanet, sadakat,
Alicenaplık, feragat, kahramanlık, yurtseverlik, vatana, millete hizmet¦
Öğretileri, öğretilerin şerefini, dostları bütün imkanlarınızla artık savunabilirsiniz.
Milleti eğitmek ve aydınlatmak için bütün gücünüzü kullanınız..
Yanlışları kökten kaldırmaya çalışınız, gerçeği tüm dünyaya yayınız,,
Gelirinizi ve emeğinizi gerektiği ölçüde seve seve bu yolda harcayınız¦
Kendi öz tutkularınıza karşı dayanıklı olunuz,
Gerçekleri yayma ve korumada korkusuz ve azimli olunuz,
Öncelikle kendi öz kişiliklerinizi denetleyiniz,
Kişi kendini denetim altında tutmadıkça,
Çabaları çok defa kendisini yanlış yollara götürür,
İyilik bulmak isterken kötü sonuçlar alabilir,
Hiç kimse zulmü, hiyaneti, cimriliği, kıskançlığı, korkaklığı benimsemez,
Kötü huyları önlemek,onlardan kurtulmak için elinden geleni sakınmayan,
Kendini esirgemeyen insan ne kadar azdır ?
Buna mukabil, özel çıkarları araya girince,
Bu kötülükleri işlemekten çekinmeyenler de ne kadar çoktur.
Görünüşte gerçeği ve iyiliği sever sanılan öylelerine rastlanır ki,
Özel hayatında ve günlük işlerinde tamamiyle değişirler.
Düşkünlere karşı kahraman ve güçlü ol,
İyiliğin, esenliğin kaynağı, ahilikteki gibi emek ve dürüst çalışmaktır.
Bilgisizleri aydınlatınız, cömert, civanmert olunuz,
Muhtaçların ve yoksulların yardımına koşunuz,
Alçak gönüllü olunuz,
Verimsiz ve gereksiz hareketlerden kaçınınız,
Ayaklanmaları andıran kargaşalardan da sakınınız,
Daima demokrasiden yana olunuz,
Medeniyet, nur ve ışığın, barbarlığa ve sapıklığa karşı sigortası,
Fikir hürriyeti insanların selâmeti,
Bilgisizliğe karşı eğitim ve öğretimin önemi sizin rehberinizdir.
Hz. Muhammed, sağınızda güneş, solunuzda ay olsa, sizi sükûta davet etse de,
Hürriyetiniz için doğruları ifade etmekten çekinmeyiniz diye buyurmuştur,
Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk de,
Hakikatleri arayınız, onu buldukça, doğruluğundan emin oldukça,
Onu açıklamaktan çekinmeyiniz, der tarihçilerimize¦

Kur'an Surelerinin başında geçen bazı harfler ki,
Elif, Lâm, Mim, Ra, Ya Sin, Tâ, Sâd, Hâ, Kâf, Nûn harfleri
Bindörtyüzyirmiyedi seneden beri şifrelerini hâlâ korumaktadır.
Bir sayısı göğü temsil eder,
İki yeryüzünü,
Üç ise, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki insanı remzeder.
Gökle arzın birleşmesinden meydana gelen canlıyı, özellikle insanoğlunu,
Topraktan yaratılmayı simgeler.
Budizm,Taoizm, Mısır dinleri ve Hıristiyanlıkta üç rakamı kutsaldır,
İslâmiyette de üç rakamı kutsal sayılır.
Dokuz ve üçün karesi,
Alemleri kapsayan bir semboldür.
Çocuklarımız dokuz ayda dünyaya gelir.
Ay dünyanın etrafını 27-28 günde tamamlar,
Hanımların 27 gün sonunda belli dönemleri vardır,
Hz.Süleyman'ın Ahit Sandığı 27 ayak derinliğine saklanmıştır.
1967 savaşı sonunda Küdüs'te bulunan Museviler,
Küdüs'te Hz. Süleyman Mabedi üzerinde 27 cm. çapında 81 m. derinlikte
Muhtelif yerlerde sondaj yaparak Hz. Süleyman'ın Ahit Sandığını aramışlardır.
Dokuzun karesi seksenbirdir.
Üç çarpı yirmi yedi sayısı seksen bir eder ki bu da kutsal bir sayıdır,
Türklerde 1,3,7,9,19, 33, 40, 41 sayılarının kudsiyeti vardır.
İnsan zekâsının biri beşeri olan çalışma ile elde edilir, diğeri ilâhidir.
İnsanlar bunlardan sadece biri ile yetinemez.
Ancak her ikisi ile birbirini tamamlayarak tam başarıya ulaşır kâmil insan.
Ülkemizin selâmeti için, sanayi, ekonomi ve kültürel kalkınma, örf-adêtlerimiz için,
Kâmil insan olma yolunda hep birlikte omuz omuza yürümek dileğiyle..


Tisan - Aphrodisias 24 Temmuz 2006



Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Amasya Uluslararası Alimler Sempozyumu Ardından
  • Benim De Hayallerim Vardı !
  • Hoş Geldin Sayın Hussein Barack Obama,
  • Canım Merzifon
  • Bush Ve Kerry Mücadelsinde ırak
  • Avrupa Birliği Ve Türkiye
  • Hayat Bu Kardeşim
  • Tarih Ve Günümüz Türkiyesi'nden Damlalar
  • O'nun Ardından ( Kayseri )
  • Tarihten Gereken Dersleri Aldık Mı ?
  • Aziz Ve Muhterem Dostum Yolun Nereye ?
  • Bektaşi Nutku ( Kendini Bil Ki Tanrıyı Bilesin ! )
  • Vefa Arıyorum Gözlerim Kapalı !
  • Milenyum RüyÂsı:
  • Talih Ve Tarih
  •