SİLSİLENAMELER - GENEALOGY
ANKARA ETNOGRAFYA MÜZESİ'NDE BULUNAN

ANKARA ETNOGRAFYA MÜZESİ'NDE BULUNAN
SİLSİLE-NÂME

Grafiker Ştd. Şrk. tarafından Kitap halinde basılacak.


Sadi BAYRAM

Türk Kültür Tarihi incelenecek olursa, diğer milletler gibi Türk milletinin de soyuna, atalarına ve büyüklerine önem verdiği görülmektedir . Bir kişinin yaptığı cesurane fedakârlığın, bir sülâleyi bir kaç asır şöhret yapabildiği vakıadır. Hz. Nuh'un oğlu Yafes, Hz. İbrahim, Türk, Türük, Oğuz Han, Alpertunga veya diğer adıyla Afrazyap, Bilge Kaan, Selçuk Han, Alparslan, Süleyman Şah, Osman Gazi, tarihimize altın harflerle imzalarını atmış devlet büyüklerimizden olup, sülâleleri asırlar boyu milletimize egemen olmuşlardır. Diğer taraftan Karamanoğulları, Hamitoğulları, Eratna, Dülkadiroğulları, Aydınoğulları, Candaroğulları, Taceddinoğulları, Bayramoğulları, Köprülü sülâleleri, Dürrizâdeler v.b. ün yapmış diğer beylik ve sülâleler, yıllarca tarih sayfalarında yer almışlardır.
Hicaz yöresinde; Haşimiler , bilâhare Emeviler, daha sonra da Abbasiler Orta Doğu'ya hükmetmiş olup, Arap Emirlikleri ve Krallıkları, sülâle geleneğini bugün de sürdürmektedirler. Misal olarak Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt, Katar, Bahreyn Krallık ve Emirlikleri gösterilebilir.
Ülkemiz de bundan farklı durumda değildir. Geçmişten bugünlere kadar gelen hükümetlerde görev alan politikacılarımızın da sülâle geleneğini sürdürdükleri bir vakıadır. Yakın tarihimize bakacak olursak; İnönü, Menderes, Bayar, Özal, Türkeş gibi devletin üst kademesinde muhtelif görevlerde hizmetleri bulunan isimler somut birer örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz Vehbi Koç'un ailesi, rahmetle andığımız, rubaileri ile de meşhur şair, eski Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden emekli Büyükelçi Fuat Bayramoğlu Hacıbayram soyuna dayanır.
Kültür tarihimizde şeyh ve peygamber soyundan gelen isimler oldukça fazladır. Peygamber soyundan gelen kişilerin şecerelerinin takibi için Osmanlı Döneminde Osmanlı Döneminde "Nakib'ül eşraflık "kurulmamış mıdır? Bektaşilerde ve Alevilerde de, dedelik müessesesi devam etmekte değil midir?
Bugünkü Doğu Anadolu'muzdaki feodal yapı, aşiret geleneğini XXI.yüzyıla girerken hâlâ sürdürmekte olup, Güneydoğu Anadolu'da bir söz vardır: "Kürt dinsiz olabilir ama beysiz olamaz !...".
XIX. yüzyıldan itibaren örnek aldığımız günümüzün Avrupa'sı, yani Batı ülke hanedanları, hep birbirlerinin akrabasıdır. Onlarda da kont, kontes, baron, barones, prens, prenses gibi unvanlar mevcut olup, günlük gazeteler ile magazinlerde gözümüze çarpar durur. İngiltere parlamentosundaki Lordlar Kamarası bunların diğer bir versiyonu değil midir?.. Bu unvanları almayan asker ruhlu, gözü pek insanlar da asırlarca şövalyelik unvanı peşinde koşmamış mıdır?¦
Kültür tarihimize bakacak olursak, önemli görevlere gelen devlet adamlarının veya bazı büyüklerimizin; sülâlelerini, ya meşhur bir kişiye ya da bir din büyüğüne veya peygamberlere dayamaya ihtiyaç duyduklarını görürüz. Bu geleneğin, Türk Kültür Tarihi'nde oldukça eski olup, en az XII. yüzyıla kadar indiğini düşünüyoruz. Orta Doğu'da ise durum daha farklı olup daha önceki asırlara kadar indiğini söylemek mümkündür. Ancak, belgeler günümüze ulaşmamıştır. Elimizde bulunan eserlerin adı üç grupta toplanmaktadır.
1. Zübdetü't-Tevarih adı verilen eserler,
2. Subhatu'l-Ahbâr adı verilen eserler,
3. Silsile-nâmeler .

Subatu'l Ahbar adı ile anılan " Haberler Tesbihi " anlamına gelen eserler ile Silsile-nâmeler birbirlerinin tamamen aynısıdır. Minyatürlü veya minyatürsüz olabilirler. Zübdetü't-Tevarihler ise, şifahi tarihin bir özetidir.
Bunlardan sadece madalyon içinde minyatürlü olanları sıralayacak olursak:
1. İstanbul-Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine 1324 numaralı Zübdetü't-Tevârih,
2. İstanbul-Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine 1591 numaralı Silsile-nâme,
3. İstanbul-Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine 1624 numaralı Zübdetü't-Tevarih,
4. İstanbul-Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine A-3110 numaralı Silsilenâme,
5. İrlanda-Dublin, Chester Beatty Library, T. 423 numaralı Zübdetü't-Tevarih,
6. Avusturya-Viyana, National Bibliothek AF.17 numaralı Silsile-nâme,
7. Avusturya-Viyana, National Bibliothek AF.50 numaralı Zübdetü't-Tevarih,
8. Ankara, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi K.4 numaralı Silsile-nâme,
9. Ankara Etnografya Müzesi 8457 numaralı Silsile-nâme,
10. Amerika Edwin Binney Koleksiyonunda bulunan Silsile-nâme,
11. Almanya Karlsruhe Müzesi 241 numaralı Silsile-nâme,
12. Londra, el-Halil-i Koleksiyonunda bulunan Silsile-nâme,
13. Kuveyt, El-Sabah Koleksiyonunda bulunan Silsile-nâme, 244x167 mm., 1600 tarihli Bağdad ekolü.
14. Mısır-Kahire Milli Kütüphanesi T. 110 numaralı Silsile-nâmedir.
Karakalemle kopya olarak, Paris National Bibliothéque 12968 ve rahmetle andığım aziz dostum Prof. Dr. Yılmaz Önge Arşivi'nde bulunan taş baskı eser bunlar arasında sayılabilir.
Minyatürlerde resme büyük bir yaklaşma bulunmaktadır. Renkler ve şahısların üzerindeki elbiseler, yanlarında bulunan eşya veya figürler; özellikle resmi yapılan kişinin karakterine uygun seçilmiştir. Kumaş desenleri de şifahi folklorik edebiyatın izlerini yansıtmaktadır.
Renklerin anlam ve yorumu şöyledir:
Violet dediğimiz mor, Orta Doğu medeniyetlerinde yüksek makamların statülerini belirleyen bir renktir. Büyük devlet ve din adamlarının giyiminde kullanılır. Sadakat ve doğruluğun temsilcisi mavi ile savaşın temsilcisi olan kırmızının karışımından meydana gelir. Mavi ile uyumlu kullanılan mor; ölümün, kaderin, pişmanlığın, vefa, adalet ve itidalin sembolü olarak görülmüştür.
Mavi; ölümsüzlüğün, sonsuzluğun, saflığın, basiret ve doğruluğun rengi olarak kabul edilmiştir. Doğu felsefesinde mavi kutsal görülmüştür. Şamanizm'de ve Uzak Doğu kültüründe gök mavisi Tanrı'yı sembolize eder.
Mavi ile sarının karışımı olan yeşil; yüzyıllardır bolluğun, bereketin, ölümsüzlüğün, zaferin rengi olarak kabul edilmiştir. Müslümanlık renk olarak, yeniden doğuşun, tabiatın canlanışını da ortaya koyan yeşili seçmiş, Hıristiyanlık kırmızı ile, Musevilik gök mavisi ile sembolize edilmiştir.
Sarı; güneşi, zenginliği ve kıymetli madenleri simgeler. Güneş ışınları nuru, dolayısıyla da akıl ve hikmeti hatırlatır. Sabahın sarı güneşi, ilâhi varlığın ve onun nurunun evreni enerji ile canlandırmasını, dürüst çalışmayı ve kazancı sembolize eder.
Kırmızının; aşk, cesaret, şahadet, metanet, itikat, iman ve cömertliği sembolize ettiğine inanılır. Tarih boyunca imparatorlar, krallar, dini liderler, hep kırmızı rengi tercih etmişlerdir. Bu tercihlerinin nedeni kırmızının hemen göze çarpmasıdır .
Siyah bütün renkleri yuttuğundan; ciddiyetin, asaletin, ölümün, yasın ve karanlık güçlerin sembolü olmuştur. Eskiden Büyük Türkistan'da ve Uygurlarda, gelinler evlenirken siyah giyerlerdi. Kadiriler, Abbasi Halifeleri, Şiiler ve bazı Yahudi kavimleri siyah rengi tercih ederler. Hz. Muhammed Hayber Gazası'ndan sonra siyah bayrak yaptırmış, bu sebeple de Emevi ve Abbasiler siyah sancak kullanmışlardır. Sancağın kılıfı yeşildir. Dolayısıyla silsile-nâmelerde genelde Abbasi Halifeleri siyah renkte verilmiştir. Bu renk Hz. Peygamberimizin Hz. Abbas'a siyah sancak vermesi ile ilgilidir. Şii adetlerinde ise beyaz, siyah ve yeşil sancak kullanılması sebebiyle, minyatür kaftan renklerinden bazı neticeler çıkarmak mümkün olabilmektedir.
Beyaz; renksizliğin, saflığın, masumiyetin, ilâhi hakikate ulaşma yolunda saf ve erdemli bir ruh halinin sembolüdür. Hz. Muhammed ilk seferlerinde beyaz sancak kullanmış olup, bu sebeple Osmanlı Ordusunda Padişah sefere katıldığında Mehteran Bölüğü önünde yedi sancak bulunurdu. Bu sancakların en önündeki baş âlemin beyaz, ikincinin yeşil, üçüncünün kırmızı, dördüncünün sarı, beşincinin beyaz ile yeşil, altıncının kırmızı ile sarı ( yeniçeri ), yedincinin de kırmızı ile beyaz sancak olması âdettendi.
Her ne kadar Kur'an-ı Kerim'de suret tasvirini yasaklayan bir âyet yoksa da, Hadis-i şerifler; tapınmayı önlemek, putperestliğin canlanmasına mani olmak için ve yaratmanın ancak Allah'a mahsus olduğu fikrinden hareketle, resmi yasaklamaktadır. Ancak halkın yasaklara kesinlikle uyduğu görülmekle birlikte, saraya mensup yüksek düzeyde bürokratlar indinde ve Mevlevi Dergâhlarında , felsefi fikirlerin enginliği sayesinde bu düşünceler aşılarak, hadislerin koyduğu yasaklar farklı yorumlanmıştır. Saray tezyinat atölyelerinde hazırlanan muhteşem eserler, kültür tarihimizi yansıtan ve sayıları mahdut, önemli belgelerdir. "İslâmiyet'te ve Türklerde resim yoktur" diyenlere kültürümüzdeki en güzel cevap, silsile-nâmelerdeki minyatür tarzındaki portrelerdir. Seyyit Lokman'ın Hünernâmesi, Siyer-i, Şemail-i Osmaniye gibi eserler de örnek olarak gösterilebilir .
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunan Musavvir İstanbullu Hüseyin tarafından minyatürleri yapılan Silsile-nâme adlı eser, 1682 tarihli olup, imzalıdır. 40 sayfadır. 16 sayfası metin olup cihan tarihinin kısa şifahi bir numunesidir. Daha sonra Hz. Âdem-Havva'dan başlayarak Asya ve Orta Doğu tarihine imzasını atan peygamber-nebi, halife, sultan ve padişahlardan 101 adedinin portre geleneğine uygun minyatürleri ekseriyetle 3,5 cm. büyüklüğünde birer madalyon içinde resimlenmiştir. Osmanlı Sultanları sırasıyla eserin yapıldığı 19.Osmanlı Padişah'ı IV. Mehmed'e kadar uzanır ve madalyonlar 5 cm.ye büyür.
Hz. Adem-Havva,Habil, Kabil,Abdülharis, Enuş oğlu Keynan, Hz. İdris, Hz. Nuh, Menval oğlu Kâhtan, Tahmarsp oğlu Cemşid, Dahhak, Hz.Nuh'un oğulları Ham, Sam, Yafes, Hz. Salih, Hz.Hud, Hz.Hızır-İlyas, Hz.Lut, Hz.İbrahim, Gerşabp oğlu Neriman, Hz.İshak, Hz. İsmail, Afrazyap, Hz.Yusuf, Hz. Eyup, Zal oğlu Rüstem, Hz. Yûşa, Hz. Zülküfül, Hz.Musa, Hz. Harun, Siyavuş, Hz. Şuayıp, Hz. İsmail, Hz. Danyal, Hz. Davut, Hz.Süleyman, Hz.Zekeriya, Zülkarneyn, Hz.Yahya, Hz.İsa, Hz. Muhammed, Dört Halife Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz.Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, İmam-ı Âzam Rıza, İmam-ı Âzam Ebu Hanife, Muhammed Şafi, Ebu Müslim Horasani, İsmail Samani, Ahmed Adil, Ebu Talip, El Murasım Billah Muhammed, Sultan Mahmud Sebuktigin, El Kahirbillah, Sultan Celâleddin, Aytoğmuş Han, Melik Şah Ebul Feth, Sultan Sencer, El Nasırbillah, Hüdavend Şah, El Mustazibinurullah, Kuh Bey Han, Baki Ağa, Cengiz Han, Halife el Muta'sımbillah, Hülâgü Han, Toktamış Han, Gazan Mahmud, Emir Hüseyin, Kızıl Boğa Han, Kaya Alp Han, Kaya Alp oğlu Süleyman, Süleyman oğlu Ertuğrul ve Osmanlı sülâlesi sırasıyla; Osman Bey, Orhan Gazi, Sultan Murad, Yıldırım Bayezıd, Çelebi Mehmed, II.Murad, Fatih Sultan Mehmed II., Bayazıd-ı Veli, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II.Selim, III.Murad, III.Mehmed, Sultan Ahmed, Sultan Mustafa, Sultan IV. Murad, Sultan İbrahim, ve en son olarak da eserin yapılış tarihine tahta olan IV. Mehmed'in minyatürleri eserde yer almaktadır.
Avusturya-Viyana National Bibliotheq Library'de Cod Af. 50 numara ile kayıtlı Suhbatu'l Ahbâr adlı eser ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde bulunan K.4 numaralı Silsile-nâme arasında çok büyük benzerlik vardır. Hatta kanaatimize göre aynı minyatürcünün eseridir. Viyana nüshasında tarih ve minyatürcü İstanbullu Hüseyin'in mührü, yani imzası yoktur. Vezir-i Azam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'ya takdim edilmiş, Viyana bozgunu sırasında orada kalmış olabilir kanaatindeyiz . Dolayısıyla eserin tarihini Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ile özdeşleştirebiliriz.
Avusturya-Viyana National Bibliotheq Library'de Cod. Af.50 numara ile kayıtlı Suhbatu'l Ahbâr 34 sayfa olup, eserin baştan altı sayfasında metin vardır. Daha sonra Hz, Âdem'den başlayarak Osmanlı Padişah'ı IV. Mehmed' e kadar devam eden soy ağacında 102 adet madalyon içinde minyatür bulunmaktadır. Yapı ve Kredi Bankası sponsorluğunda 1968 yılında Doğan Kardeş Basımevi tarafından 2000 adet tıpkıbasımı yapılmıştır.
İrlanda-Dublin Chester Beatty Library'de bulunan T. 423 numaralı Zübdetü't-Tevarih adlı eser ise:
Birinci bölüm 26 sayfa olup, Abdülhadi oğlu Yusuf'un sözlerine dayanılarak kaleme alınmıştır. Kendi içinde beş bölümde incelenen metinde;
1. Hz. Muhammed'e hizmet edenler ve kulları,
2. Hz. Muhammed'in komutan ve askerleri,
3. Hz. Muhammed'in silâh ve malzemeleri,
4. Hz. Muhammed'in asker ve binekleri,
5. Hz. Muhammed'in siret, yani hayatı ve ondan olan cevher ve lâyık görülen inciler (eşleri, cariyeleri) hakkında biyografik bilgiler, Arapça olarak, tezhiplenmiş cetveller içinde verilmektedir.
26.sayfanın (14 a) sonunda ise "Tahriren fi tarih-I Şehri Şevval. Kâtibihu Ebu Talib-i İsfehâni, sâkin-i Bağdad, senete sittin ve elfin mine'l-Hicriyye, Şevval 1006 H./ Mayıs 1598 M. Gaferallahu Teâlâ seyyiate kâtibihi ve sahibi "ibaresi yer almaktadır. Bu durum da bize gösteriyor ki; Yusuf bin Hasan bin Abdülhadi, bu tarihten önce yaşamış olup, onun eserlerinden faydalanılmıştır.
İkinci bölüm ise 7 sahife olup baş kısmı XIV. asır üslûbu ile tezyin edilmiş, diğer sayfalarının dış kısmına normal cetvel çekilmiştir. Bu bölümde, cihan tarihi özet olarak anlatılmaktadır. Aslında bu kısımda metin sonra ermemekte, dolayısı ile eserin bir sahife eksik olduğu açıkça belli olmaktadır. Metnin son cümlesi şu şekildedir :¦.. Altınca Tabaka Harzemyandır ki anlar dokuz tendir ve yüz yetmiş iki¦.".
Üçüncü bölüm ise 21 sahifedir. Hz. Âdem'den başlayarak Osmanlı Sultanı III. Mehmed'e kadar devam eden silsile, madalyon içine oturtulmuş minyatürlerle tarihe iz bırakmış 87 şahsiyete yer vermektedir. Eserin son minyatürü etrafında "Tarih-i culûs-i Sultan Mehmed Han Gazi fi yevmi'l Cum'a aşare şehri Cemaziye'l-evvel sene 1003" tarihinin verilmesi, eserin 1003 H./1595 tarihinde yazıldığını gösterir.
25 a varağında Cengiz Han minyatürünün üstünde "Vilâdet sene-i 532 âfitab perest-i etrâk nâ-pâk cemi'i Vilâyet-i Çin ve Maçin ve Hıtay ve Hotan ve Türkistan ve Tatar Vilâyet-i Padişahı idi. O zamanda Maveraünnehr ve Acem vilâyetinde sultan Mehmed Harezm'de Şah Padişah idi. Evvel muhabbed iderdiler. Ahar tüccar sebebi ile davet vâki olup sene 300 (?) Hicri Ceyhun'dan geçüp İran ve Turan'ı harab ve viran edüp ve cemi'i ulemâ ve fuzelâ şehid ve mescid ve minberi ihrak olup belâ-yı asumânı gibi âlemi yaktı ve eğer mi piş-i neyl, katl ve garatta meşgul iken giriftar-ı zindan ukbâ oldu. Yedi oğlu var idi. Kaan Oktay yerine Padişah oldu. Evlâdı bi-hesâb idi" yazılıdır. Bu metinde Turan ibaresinin geçmesi enteresandır. Anlaşılmaktadır ki Turan tabiri daha 1595 senelerinde kullanılıyordu.
Karlsruher'de Zübdetü't Tevarih ise, 275x175 mm. ebadında olup, talik hatla Arapça yazılmıştır. Başta üç sayfalık girişten sonra, 4 b varağından minyatürler başlamaktadır. 17 a varağında eser son bulur. Hz. Adem, Kabil, Hz.İdris, Hz.Nuh, Hz.Hud, Hz.Hızır-İlyas, Hz.İbrahim, Hz.İshak, Hz. İsmail, Hz. Yakub, Hz.Yusuf, Hz.Musa, Hz.Üzeyr, Hz.Süleyman, Hz.Yahya, Hz.İsa, Hz. Muhammed, Dört Halife Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz.Ali, Ebu Hanife, Muhammed Şafi, Halife Me'mun, Mahmud Sebuktigin, Sultan Gazan Han, Melik Şah, Cengiz Han, Halife Muta'sım, Tuluy Han, Gazan Mahmud, Ebu Said, Osmanlı sülâlesi sırasıyla; Osman Bey, Orhan Gazi, Sultan Murad, Yıldırım Bayezıd, Çelebi Mehmed, II.Murad, Fatih sultan Mehmed II., Bayazıd-ı Veli, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II.Selim, III.Murad III.Mehmed'in minyatürleri yer almakta olup, 1595-1597 yılları arasında İstanbul veya Bağdad' da yapılmış olduğu sanılmaktadır. Minyatürlerin Levni'yi hatırlatması, İstanbul'da yapılmasının daha muhtemel olduğu fikrini kuvvetlendirmektedir. Prof. Dr. Sayın Hans Georg Majer'le yaptığımız görüşmede ve Geneve'deki bildirisinde de bu kanaati teyit etmiştir.
Topkapı Sarayı Müzesi Hazine 1324 numaralı Zübdetü't-Tevarih:
Birinci Bölüm 26 sayfa olup, ilk iki sahifesi karşılıklı olarak tezhiplidir. Hz.Muhammed ve ashabı hakkında Dublin-Chester Beatty Library nüshasında olduğu gibi Yusuf bin Abdülhadi'den alıntı bilgiler verilmektedir. .
26. sayfanın sonunda "Tahriren fi tarihi şehri Cemaziyelevvel senete sitte ve elf minel Hicreti Nebeviyye. Kâtibihi Yusuf bin Muhammad el-Dizfuli sâkin-ı sahibihi hürmet-I elimen gafere fihi" ibaresi bulunmaktadır. Bu ibareden, eğer metin istinsah değilse, 01.05.1006 H. / 10.12.1597 M. tarihinde yazıldığı anlaşılmaktadır.
İkinci bölümde Hz.Adem'den başlıyarak Sultan II.Bayezıd'a kadar dünyada ün yapmış kişilerin 79 adedinin madalyon içinde minyatürü verilir. 1006 H./ Aralık 1597 tarihlidir.
Topkapı Sarayı Müzesi Hazine 1591 numaralı Silsile-nâme:
Birinci bölüm yine 26 sayfa olup, bu bölümün sonunda "Tahriren fi tarih-i şehr-i Safer senete sitte ve elf min el-hicreti nebeviyye. Kâtibihu Yusuf bin Muhammed Dizfili, sâkin-u Bağdad. Gaferallahu Teâlâ li-kâtibihi ve li sahibihi ve hürmet-i Muhammed "'in kaydı vardır. Burada verilen tarih, 01.02.1006 H./ 13.09.1597 M.'dir.
Birinci ve ikinci bölüm yukarıda bahsettiğimiz Topkapı Sarayı Müzesi 1324 numaralı eser gibi olup; üçüncü bölümde 95 adet madalyon içinde minyatürü vardır. Yine Hz.Adem'den başlar ve Sultan III.Mehmed'le sona erer.1006 H./Eylül 1597 tarihlidir.
Topkapı Sarayı Müzesi Hazine 1624 numaralı Zübdetü't-Tevarih:
Eserin tamamı 15 varak olup, birinci bölümde baştan 8 sahifede cihan tarihi anlatılır. Zahriyesi tezyinatlıdır.
İkinci bölümde madalyon içinde 66 minyatür olup, Sultan III. Mehmed'le sona erer.
Topkapı Sarayı Müzesi Hazine A-3110 numaralı Silsile-nâme: Lokman bin Seyyid Hüseyn'in silsile-nâmesi olup, eserin tamamı 17 varaktır. Birinci bölümde cihan tarihi altı sayfa içinde kısaca anlatılır.
İkinci bölümde ise, 26 sayfa içinde 92 adet minyatür bulunmaktadır. Sultan II.Mustafa ile eser sona erer. Ancak XVII. asırda Sultan Mustafa'ya kadar ilâveler yapılmıştır. 1106 H./1695 M. 1115 H./ 1703 M. zemin hatâilerle (hatayiler) bezenmiştir.
Fransa Bibliothéque Nationale Ccl. 12968 numaralı eser: Lübnanlı Umayunuz veledi Şükrü el-Çelebi el-Maruni tarafından 1750 yılında Bibliothéque de L'abbaya Royale Victor Kütüphanesi'ne hediye edilen eser, bir başka minyatürlü eserden karakalem kopyadır. İçinde 94 adet resim bulunmaktadır. Sultan III. Ahmed'e kadar olan silsile verilir.
Söz konusu eserlerden Vakıflar nüshası ile Avusturya Nationalbibliothek AF. 50, Dublin“Chester Beatty Library nüshası hakkında geniş makaleler yayınladık, karşılaştırmalar yaptık .
Ankara Etnografya Müzesi'nde bulunan nüshayı ise 1976 yılında VIII. Türk Tarih Kongresi'nde bir kısmını tebliğ olarak sunduk , önemli bir bölümünün resimlerini siyah beyaz yayınladık. Burada ise; içinde 146 adet minyatür bulunan taşra ekolü olan bu eserin bütün sahifelerini renkli olarak bir arada sunmak, tıpkıbasımı yapılarak ve eserin tamamının çoğaltılarak, gelecek nesillere intikalini sağlamak, müzelerde, kütüphanelerde bulunmasını temin ederek, Etnografya Müzesi'nin vitrininden çıkararak ilim adamlarının tetkikine arz etmek amacını güdüyoruz.
250x145 mm. ebadında bulunan eser 18 yaprak olup, Mühendis-Müteahhit A.J. Aggiman tarafından, Ulusal Müze adıyla 1929 yılında Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından açılışı yapılan Ankara Etnografya Müzesi'ne, 1934 yılında hediye edilmiş ve 8457 envanter numarasıyla kaydedilmiştir.
Talik hatla yazılan eser, en az iki defa tamir görmüş olup, ciltleme sırasında bazı varaklar yanlış yerlere konmuştur. Bu durum, minyatürlerin tarihi gelişimi incelendiğinde açıkça belli olmaktadır. Bunlar, 6 ile 7 varak arasına girmesi gereken 12 varak; 8 ile 9 varak arasına germesi gereken 13, 10, 14, 16. varaktır. Prof. Dr. Günsel Renda varakların doğru şeklini şöyle vermiştir . 1, 2, 3, 4, 6, 12, 7, 8, 13, 10, 14, 16,9, 11, 15, 17, 18.
Farsça olan metin bölümü 1 b varağından başlar, dört sayfada tamamlanır. Metin Allah ve peygambere övgüler ile başlar. 2 a varağında padişahın adının geçtiği 7.satır sonradan üzerine aynı cins kâğıt yapıştırarak değiştirilmiştir. Prof. Dr.Günsel Renda, 4-5 cm. uzunluğundaki yapıştırılan kâğıdın altında "Şeh Ahmed" adının geçtiğini belirtmektedir. Hâlbuki yapıştırılan kâğıdın altında Ahmet yerine İsmail adının geçtiği Prof. Dr. Günsel Renda tarafından belirtilmektedir .
Hz. Âdem'den başlayarak din büyükleri, İran tarihinde hüküm sürmüş bazı sülâleler ve Özbeklerden söz ettikten sonra, 3 a varağının 18. Satırında "Osmaniyan" yani Osmanlılara geçer ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan 315 sene sonrasından bahsetmesiyle eserin 1606 yıllarında yazıldığı veya kopya edildiği anlaşılmaktadır.
Metinde veya minyatürlerin arasında geçen kısa bilgilerde "Abbasiyandan, Aleviyandan, Ekraddan" söz etmesi, yazarın Azeri olduğu hissine kapılmamızı sağlamaktadır. Eserin son duası "Safevi Devletini Allahın koruyuculuğuna" bırakmasından, dört halifelerden Hz.Ebubekir, Ömer ve Osman'ın minyatürlerine yer vermemesinden, Şiilerin Zeydiye kolunun 12 imamını minyatürleştirmesi ve yüzlerini kapatmasından, eserin sahibi ile minyatürcünün Şii olduğunu bize göstermektedir.
Bağdat ve Edirne ekolü silsile-nâmelerinden farklı, hikâye geleneklerini de veren, silsile-nâmeler içinde en fazla minyatürlü olan Etnografya nüshasının Doğu Anadolu'da bir taşra ekolünün bulunduğunu göstermektedir.
Deublin-Chester Beatty nüshasının 25 a varağında olduğu gibi, 14 b varağında Turan coğrafi teriminin geçmesi, diğer silsilenâmelerde yer almayan Oğuz Han minyatürüne yer vermesi, sanatçının bölgenin şifahi ve folklorik tarihini iyi bildiğini göstermektedir.
Ayrıca Eflâtun Hekim, Fişaguş Hekim (Pythagoras ?) Hoca Nasreddin Tusi, Uluğ Bey isminin geçmesi ve minyatürlerinin verilmesi, devlet adamları ile halk arasında şöhret bulmuş kişilerin ortak özelliklerinin halka yansıtılması şeklinde yorumlanabilir.
Ancak Osmanlı padişahlarından Sultan Orhan Gazi, Murad-ı Hüdavendigâr (I.Murad), Çelebi Mehmed, Yavuz Sultan Selim ve I. Ahmed'in minyatürlerini görememekteyiz. Bu da bize, eseri yapan sanatkârın Osmanlı Devletini fazla önemsemediğini, minyatürlerin tetkikinden de sanatçının Şii mezhebine mensup olduğunu tahmin ediyoruz.
Diğer taraftan, eserin başlangıç bölümündeki, "ölümsüz, kutsal, büyük Safevi Devletini Allah'ın koruyuculuğuna bırakması " cümlesinden, eserin Safevi Devletinin bir büyüğü için hazırlandığı yorumunu çıkarabiliriz.
Silsile-nâmeler incelendiğinden, en fazla minyatürlü olan eser, Etnografya Müzesi nüshasıdır.
Minyatürlerle şahıslar hakkında verilen özet bilgilerin aralarındaki boşluklarda, bitkisel motifler ve etrafı siyah kontürle çevrilmiş, içi sürme yaldızla yapılmış ceylân, dağ keçisi, tavşan ve leylek figürleri bulunmaktadır.
(1b.) Sipâs-i ale'l-ıtlâk ve sitâyiş-i be-istihkâk bâri-yi hallâk-ı hakim hudây râst ki vucûd-ı âlem bel âlem-i vucûd ez bahr-i cûd-i û katre ve şuhûd-ı nûr-ı zuhûr ez zuhûr-ı nûr-ı û lem'aist. Mubdi'ist ki ez yek kelime-i kun çendin hezâr kelimât-ı hakâyık-ı zât-i ummu'l-kitâb ber levh-i fıtrat tasvir kerd. Vucûd-ı insân râ kelime-i câmia ve sahife-i kâmile kerd. ..... sâht ki suver-i cumle-i maâni ve kelimât-i seba'l-mesâni tahrir kerd. Muhteriist ez mahz-ı hulûs-ı ..... Hazret-i Âdem-i Safi aleyhisselâm ez mecmûai intihâb kerd. "Hammertu tıynete Âdeme erbaine sabâhen." Dest-i kudret ve pergâr-ı irâdet ber dâire-i vucûd-i safha-i şuhûd-ı âlem-i zer' ve muktezâ-yı "ve lekad kerremnâ beni âdeme ve hamelnâhum fi'l berri ve'l-bahr " livâ-yı kerâmet-i beni Âdem ber fark-ı ehl-i âlem-i fer' kerd ve hil'at-ı "alâ âdeme suverin" pûşânide tuğrâ-yı garrâ-yı "lekad halakne'l-insâne fi ahseni takvim .") ber unvân-ı tıynet keşid. ve sayt-ı hilâfet-i "inni câilun fi'l-ardi halifeten ." ez arsa-i gabrâ be-mele-i a'lâ resânid ve ez zerrât-ı zurriyyât ve enbiyâ ve evliyâ râ be fazl-ı kerâmet mahsûs ve mukerrem gerdânid der kenef-i ismet ve mecerre-i rekâbet perveriş dâd. ve ez cumle-i enbiyâ seyyidu'l-murselin ve hâtemu'n-nebiyyin hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve âlihi vesellem guzin kerd ve tâc-ı .... ber ser-i saâdet gozâşt. Salavât [ve] zâkiyât-ı nâ ma'dûd [2a] ilâ yevmi'l-mev'ûd ber nûr-i pâk-i sâhib makâm-ı idrâk-i "subhâneke mâ arafnâke" ve kıyle fi şe'nihi "levlâke lemâ halakne'l-eflâk" kâil-i kavl-i "vemâ muhammede illâ resûlun kad halet min kablihi'r-rusul ." ser defter-i enbiyâ fihrist-i ceride-i evliyâ hurşid-i felek-i asfiyâ ve merkez-i dâire-i istafâ Muhammed Mustafâ salavâtullâhi ve selâmihi aleyh ve âlihi ve vasiyyi (?) ve Ebu'l-Fazl Aliy-yi Murtazâ ve eimme-i hüdâ salavâtullâh ve selâmihi ecmain. Ba'd ez temhid-i mehâmid-i ilâhi ve te'sis-i mebâni-yi risâlet-penâhi zikr-i cemil-i pâdişâhi sultân-ı ber-hak ve burhân-ı mutlak hâsıl-ı kevn u mekân sâhib-kırân-ı zamân ser endâz-ı duşmen be- tiğ-ı muhammed muhibb-i çehâr yâr-ı hâlis Şah Ahmed hemişe ân sultân-ı âli-cenâb râ tınâb-ı surâdıkât-ı izzet ve kâmrâni ve serâperde-i felek esâs-ı sâhib-kırâni ve çetr-i âsmâni muesses ve mustahkem bâd ve şemşir-i ân sultân ez ser-i surh serân ber neyâmed (?) ve ber ân duşmenân hemişe nâsır ve mansûr bâd. ve kavâid-i saltanat ve eyyâm-ı devletehu ber basit-i memleket ve âftâb-ı inâyetehu ez fark-ı mâh tâ be-mâhi ber ser-i serverân nâmutenâhi tâbân ve rahşân ve ilâ yevmi'l-miâd. Nusha râ çun tamâm kerdem men cem'-i târih nâm kerdem men. Bâyed dânist ki ez devr-i Âdem-i Safi aleyhisselâm tâ zamân-ı vilâdet-i hâtemu'r-rusul Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve âlihi vesellem ehl-i Acem gûyend ki şeş hezâr u sizdeh sâl est ve ba'zi gûyend ki be-aded-i hurûf-i ebced est ki penc hezâr u nohsad u penc sâl est. Goftend Yahûd ez Tevrât ki ez devr-i Âdem peygamber aleyhisselâm [2b] tâ zamân-ı vilâdet-i hâtem tâ zamân-ı hicret-i resûlullah ez Mekke be-Medine penc hezâr u çehil u se sâl est. Ve Nasârâ ez İncil mi gûyend ki ez zamân-ı Âdem tâ zuhûr-ı hazret-i resûl sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellempenc hezâr u sad u şast u du sâl est. Kavl-i Abdullâh-ı Abbâs ki ez Adem tâ Nûh peygamber aleyhisselâm du hezâr u divist u pencâh u şeş sâl est. Tâ hazret-i İbrâhim alâ nebiyyinâ hezâr u şast u noh sâl est tâ hazret-i Süleyman peygamber ki binâ-i Beytu'l-mukaddes kerd pansad u si yu şeş sâl est. tâ Mûsâ kelimullah tâ pansad u şast u penc sâl est tâ İskender-i Rûmi ki sedd-i ye'cûc ve me'cûc sâht sad u hefde sâl est ve ez û tâ İsâ Rûhullâh sisad u şast u noh sâl est ve ez ancâ tâ Muhammed Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem çehârsad u si yu çehâr sâl est be-in takdir ez hazret-i Âdem alâ nebiyyinâ ve aleyhi vesellem tâ hazret-i Resûl sallallâhu aleyhi vesellem penc hezâr [u] sisad [u] si [yu] heft sâl est ve ez hazret-i Suyûti kuddisallâhu sirrahu'l-aziz nakl est ki hicret-i nebeviyye der nohsad u noh du rakam be-nihâyet resid evvel hukm .... der in târih evlâdi ki be-vucûd âyed ba'd ez hijdeh sâl ser-alemhâ be-vucûd hâhed âmed ve cemi-i in sâlhâ be-hesâb-ı kameriyye est yâ be-şemsiyye-i rûmiyye çunânçi der kaziyye-i ashâb-ı kehf haber dâde şode "ve lebisû fi kehfihim selâse mietin sinine ve ezdâdû tis'â." [Onlar mağarada üç yüz ve ilave olarak dokuz yıl kalmışlardır .] ba'd ez nuzûl-ı âye miyân-ı Yahûdâ ve Nasârâ mubâhase şod. Ba'zi goftend ki der kitâb ez sisad ziyâde nist pes Hak Taâlâ nâzil kerd "kul Allâhu ya'lemu" ba'zi te'vil kerdend ki sisad sâl-i şemsiyye sâl-i ziyâde be-hesâb-ı kameriyye mi şeved zirâ ki her sâl-i kamer be-yâzdeh rûz karib tefâvut mi koned ve ma'lûm bâşed ki mahfiyyât-ı ilâhi râ penc ilm est [3a] ki kesi haber nedâred kıyâm-ı sâat dovvom çi vakt-i bârân mi şeved siyom der şikem peser est yâ dohter çehârom sabâh her kes çi hâhed kerd ve pencom herkes kocâ hâhed mord. İn penc ilm gayr ez allâmu'l-guyûbkesi vâkıf nist el-ilmu indallâh ma'lûm bâşed ki pâdişâhân-ı cihân du kısm-end yek kısm İslâmi ve yek kısm câhili. İşân piş ez zuhûr-ı Peygamber be-dunyâ âmedend çehâr tabaka-end evvel Pişdâdiyân yâzdeh ten mulkişân duhezâr u çehârsad sâl dovvom tabaka-i Kiyân deh pâdişâh muddet-i heftsadu si yu çehar sâl siyom mulûk-i tavâyif du şu'be-endbist u du ten mulkişân sisad u hifdeh sâl çehârom tabaka-i Sâsâniyân si yu yek ten mulkişân pânsad u bist sâl. Zikr-i ba'zi ki ba'd ez İslâm hukûmet ve saltanat dâştend muştemil berse makâle ve şeş bâb est evvel Beni Umeyye ki tekallub ve tassallut kerde hukûmet-i sizdeh ten neved u penc sâl dovvom Beni Abbâs ki si yu heft ten pânsad u bist u se sâl siyom Tâhiriyân ve Saffâriyân der zikr-i Sâmâniyân noh ten sad u si sâl mulkişân çehârom Gazneviyân yâzdeh ten mulkişân sad u şast sâl pencom Âl-i Bûye ve Deylem şânzdeh ten divist u si yu heft sâl şeşom Hârezmşâhiyân noh ten sad u si mulkişân bûd. Heftom tabaka-i İsmâiliyân-ı İrân ve Mağrib bist u şeş ten sad u şast u çehâr sâl der İrân divist u şast u çehâr sâl der Mağrib heştom tabaka-i Selcûkiyân-ı İrân çehârde ten sad u şast u noh sâl Selcûkiyân-ı Rûm yâzdeh ten mulkişân divist u bist sâl nohom tabaka-i Cengizhâniyân bist u yek ten muddet-i mulkişân der İrân sad u pencâh sâl dehom mulûk-i tavâif ki ba'd ez Sultân Ebû Sa'id der İrân hukûmet kerde-end muştemil ber penc fasl. Fasl-ı evvel Çûpâniyân fasl-ı dovvom İlekâniyân ez işân çehâr ten saltanat kerdend. Siyom Şeyh Ebû İshak İncû çehârom Muzafferiyân işân heft ten-end mulkişân heftâd u du sâl pencom mulûk-i Kert heşt ten mulkişân sad u si sâl şeşom mulûk-i Serbedârân işân devâzdeh ten hukmişân si yu penc sâl heftom Emir Timûriyân [?] pâdişâhân-ı Akkoyunlu ve Karakoyunlu mulkişân şast u se sâl Akkoyunlu muddet-i mulkişân çehil u du sâl diger selâtin-i Ozbekiyye ez nesl-i ... bin Cengiz Hân ki ba'd ez tiz'a mie be-Mâverâunnehr âmedend ve diger Osmâniyân işân çehârde ilâ yevminâ (?) sene-i sisad u pânzdeh sâl diger der zikr-i pâdişâhân-ı hânedân-ı velâyet-nişân imâmet ve hidâyet-i âliye-i Safeviyye hafazahumullâh bienvâri'l-celiyyeti'l-kudsiyye ve'd-devletu's-sermediyye ki maksûd ez in ta'rif şemmei niz ez menâkıb-ı ilâhiyye (?) ve meâsır-ı aliyye-i işân est vallâhu'l-musteân ve alyhi't-tekelân. temmet. Çeviri Kayıtsız şartsız şükür ve lâyık olan övgü hikmet sâhibi yüce yaratıcıya mahsus olup âlemin varlığı, hattâ varlık âlemi O'nun cömertlik denizinden bir damla, zuhur nurunun tanıklığı O'nun nurunun zuhurundan bir ışık yansımasıdır. O öyle bir yaratıcıdır ki tek bir "ol" kelimesinden Ummu'l-kitâb'ın (Kitapların Anası) özünün hakikatlerinden binlerce kelimeyi fıtrat levhasına tasvir etmiş, insan varlığını kapsayıcı bir kelime ve tam bir sayfa kılmıştır. Bütün anlamların şekillerini ve yedi âyetin (Fâtiha sûresi) kelimelerini yazdığı ...(?) kılmıştır. O öyle yoktan var edicidir ki Hz. Âdem Safi'yi (a.s.) ... hâlisliği nedeniyle bir topluluğun içinden seçmiştir. "Âdem'in tabiatını elimle kırk sabahta yoğurdum." Kudret eli ve irâde pergeli, toprak âleminin şuhud sayfasının varlık dairesine ve "Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık." (İsrâ/70) [buyruğu] gereğince teferruat âlemi ehlinin başına Âdemoğlunun kerâmet (üstünlük) sancağını yükseltmiş, onlara "insan için sûretler vardır" hilatini giydirmiş ve "Biz insanı en güzel biçimde yarattık." tuğrasını yaratılış başlığına vurmuştur. "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." [diye ifade edilen] hilafet şöhretini yeryüzü arsasından semâvi âleme ulaştırdı ve zürriyetlerin zerrelerinden nebileri ve velileri kerâmetinin faziletiyle özel ve şerefli kılarak ismet gölgesinde ve rekâbet samanyolunda büyütüp yetiştirdi. Nebiler arasından resullerin efendisi ve nebilerin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa'yı (s.a.v.) seçerek ... tacını saadet başına koydu. Sayısız salavât ve övgüler vadedilen kıyâmet gününe kadar " Sen münezzehsin biz seni bilemedik." makamının sahibinin temiz nuru olan ve hakkında "Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir." (Âli İmrân/144) sözünün sahibince "Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım." denilen, nebiler defterinin başı, veliler ceridesinin fihristi, seçilmişler göğünün güneşi ve seçme dairesinin merkezi olan Muhammed Mustafa'ya ve onun soyuna ve vasisi Ebu'l-Fazl Ali Murtazâ'ya, hidâyet imamlarına olsun (hepsine salât ve selam olsun.) İlâhi övgülerle giriş yaptıktan ve peygamberliğin sığınağının temellerini kurduktan sonra hak üzere olan sultan, mutlak delil, varlık ve mekanın hâsılı, zamanın ikbâl sahibi Muhammed kılıcıyla düşmanın başını uçuran, dört katıksız dosta sevgi besleyen padişah Şah Ahmed'in güzel zikrine gelince; her zaman o âlicenap sultanın izzet ve mutluluk otağları, ikbâlinin felek temelli sarayları ve semâvi çadırı kurulu ve muhkem olsun. O sultanın kılıcı kızılbaşların başlarından eksik olmasın ve o düşmanlara karşı her zaman yardım eden ve yardım edilen (muzaffer) olsun. Onun saltanatının kâideleri ve devletinin günleri memleket alanında dâim olsun, onun inâyet güneşi ise balıktan aya (denizden göğe) kadar serverlerin başı üzerinde sonsuz olarak kıyamet gününe dek parlayıp ışıldasın.
[Beyit:] Nüshayı tamamlayınca adını "Cem'-i Târih" koydum.
Bilmeli ki, Âdem aleyhisselâm resullerin sonuncusu Muhammed Mustafa (s.a.v. ) zamanına kadar Acem ehli der ki, 613 yıldır. Bazıları derler ki, ebced harfleri hesabınca 5095 yıldır. Yahudiler Tevrat'tan ( hareketle ) dediler ki, Adem Peygamber (a.s) döneminden Resulullâh'ın Mekke'den Medine'ye hicretine dek 5043 yıldır. Hıristiyanlar İncil'den (hareketle) derler ki, Adem zamanından Hz. Resul'ün (s.a.v.) ortaya çıkışına dek 5162'dir. Abdullah bin Abbas'ın dediğine göre ise, Adem'den Nuh Peygamber'e ( a.s.) dek 2256 yıldır. Hz.İbrahim 'den Peygamberimize dek 1069 yıldır. Beytü'l-Mukaddes'i inşa eden Hz. Süleyman'a dek 536 yıldır. Musa Kelimullah'a dek 565 yıldır. Yecüc ve Mecüc Seddini yapan İskender-i R'ûmi'ye kadar 117 yıldır. Ruhullah İsâ'ya dek 369 yıldır. Oradan Muhammed Mustafa'ya ( s.a.v.) dek 434 yıldır. Bu durumda Adem'den Peygamberimize ( s.a.v.) dek 5337 yıldır. Suyûti Hazretlerinden (k.s.) nakledildiğine göre, Peygamber'in hicreti 992'de gerçekleşti.(...) Bu tarihte meydana gelen evlâd on sekiz yıl sonra sancakların başına geçecektir. Bu yılların tamamen Kameriyye ya da Şemsiyye-i Rûmiyye hesabına göredir. Öyle ki, Ashab-ı Kehf olayında ' Onlar mağarada üç yüz ve ilâve olarak dokuz yıl kalmışlardır '( Kahf/25) diye haber verilmiştir. Âyetin inmesinden sonra Yahudiler ve Hıristiyanlar arasında tartışma çıkmıştır. Bazıları demişlerdir ki, Kitap'ta üç yüzden fazlası yoktur. Sonra Yüce Hâk ' De ki Allah Bilir ' diye nazil etmiştir. Bazıları şöyle tevil etmişlerdir. Şemsi üç yüz yıl, Kameri hesaba göre ziyade yıl olarak hesab edilir. Çünkü her ay yılı yaklaşık on bir gün fark eder. İlâhi sırlar arasında kimsenin haberdâr olmadığı beş ilim vardır. 1.Kıyamet saati, 2.Yağmurun yağma vakti, 3.Ana karnındaki bebeğin kız mı oğlan mı olacağı, 4.Sabah herkesin ne yapacağı, 5. Herkesin nerede öleceği. Bu beş ilme gaybı bilen Allah'tan başka kimse vâkıf değildir. Allah katındaki ilimden olarak biline ki, dünya padişahları iki kısımdır. Birincisi İslâmi kısım, ikincisi câhili kısım. Onlar Peygamber'in ortaya çıkışından önce dünyaya gelmişlerdir. Dört tabakadır: 1.Pişdâdiyân- 11 kişi, padişahlıkları 2400 yıldır. 2.Kiyân tabakası-10 padişah, 734 yıllık padişahlık süreleri vardır. 3.Tâife Kralları, iki kola ayrılırlar, 22 kişidirler, padişahlıkları 317 yıldır. 4. S'asâniler tabakası- 31 kişi, padişahlıkları 520 yıldır. İslâm'dan sonra hükûmet ve saltanatta bulunanların zikri üç makale ve altı babı kapsar: 1.Hile edip egemenlik sağlayan Beni Ümeyye, 13 kişi hükûmet edşp süreleri doksan beş yıldır. 2. Beni Abbas- 37 kişi olup 523 yıl ( saltanatta kalmışlardır). 3. Tahiriler ve Saffâriler. Sâmânilerse 9 kişi olup padişahlık süreleri 130 yıldır. 4.Gazneviler- 11 kişi, padişahlıkları 160 yıl. 5.Âl-i Bûye ( Büveyhoğulları) ve Deylemiler- 16 kişi, 237 yıl. 6.Hazremşâhiler- 9 kişi, padişahlıkları yüz otuz yıldır. 7.İran ve Mağrib İsmailileri -26 kişi, İran'da 164 yıl, 264 yıl Mağrib'de. 8. İran Selçukluları- 14 kişi, 169 yıl. Rûm Selçukluları- 11 kişi, 220 yıl. 9. Cengiz Hâniler tabakası “ 21 kişi, İran'da padişahlık süreleri 150 yıl. 10. Sultan Ebu Sa'id'den sonra İran'a hükmetmiş olan tâife kralları beş faslı kapsar. Birinci fasıl Çûpâniler, İkinci fasıl İlekâniler, onlardan 4 kişi hüküm sürmüştür. Üçüncüsü Ebu Ishak İncû, Dördüncüsü Muzafferiyân; bunlar yedi kişidir. Padişahlıkları 72 yıldır. Beşincisi Kert Kralları, 8 kişi, padişahlıkları 130 yıl.. Altıncısı Serbedârlar, 12 kişi, hükümdarlıkları 35 yıldır. Yedincisi Timurlular. “ Akkoyunlu ve Karakoyunlu padişahları, padişahlıkları 63 yıl. Akkoyunlular, padişahlık süresi 42 yıldır. Ayrıca..b.Cengiz soyundan olup 900 yılından sonra Mâverâünnehr'e gelen Özbek sultanları. Ayrıca Osmâniler, bunlar günümüze dek, 1015'e dek, 315 yıldır Ayrıva velâyet nişanlı yüce imamet ve hidâyet hânedanı Safeviye'nin ( Allah onları yüce kudsi nurlarıyla ve ebedi devletiyle korusun) zikri hakkında olup, bundan maksat bir miktar da onların ilâhi menkıbeleri ve yaptıkları güzel ve yüce işlerin anlatılmasıdır. Allah'tır yardımına başvurulan ve ancak O'nadır itimat. Bitti.
Minyatürler:
Sayfa 3 b: Üstte ortada Hz.Adem, melek ve bir çocuğu ile Hz. Havva; sol altta ilk hükümdar Keyumers; sağ altta Kabil'in Habil'i öldürmesi sahnesi yer alır.
Sayfa 4 a: Ortada üstte terzilerin piri Hz.İdris ve bir melek (melek belki de okuma-yazma öğretiyor), sol altta Cemşid-i Hurşid , ortada altta Hz.Nuh Aleyhisselâm ve gemisi (Hz.Nuh sarığını çıkararak önüne koymuş, Allah'a yalvarıyor, yanda da kayık biçiminde gemisi bulunmakta), sağ altta esmer renkli, gür-beyaz sakallı sarı elbiseli, yere çömelmiş Dahhâk'ın minyatürleri görülüyor.
Sayfa 4 b: Sol üstte Türk neslinin ürediği Hz. Nuh'un oğlu Yafes ; ortada Hz. Nuh'un oğlu Sam ve Sağ üstte yine Hz. Nuh'un üçüncü oğlu Ham'ın minyatürleri görülüyor.
Sol altta Feridun'un çocukları Selm ve Tur'un kardeşleri İreç'i öldürmeleri sahnesi; sağ altta Salih peygamber'in kayadan deve çıkarması mucizesi; alt ortada ise Hz. Hud yer almaktadır. Sayfa 5 a: Sol üstte İskender ve Hızır Aleyhisselâm, sağ üstte Şeddad bin Ad ile Salih'in mücadelesi, ortada Kahraman-ı Kadir, sol altta Lût Aleyhisselâm ve melek, orta altta Hz. İbrahim'in Hz.İsmail'i kurban etme sahnesi, sağ altta ise Nemrud'un beynine giren sivrisinek vızıltısından kurtulmak için başına balyoz vurdurması sahnesi.Sayfa 5 b: İshak Aleyhisselâm'a oğlu Ays'ın av eti getirmesi; Hz. İsmail , Kâbe önündeki babası İbrahim Aleyhisselâm kabri önünde; sol ortada Afrasiyab ; sol altta at üzerinde Oğuz Han, alt ortada İshak Aleyhisselâm oğlu Ays; sağ altta İshak Peygamber'in oğlu Hz.Yakub Âleyhisselâm görülüyor.
Oğuz Han'ın üzerinde bulunan isimler ise; Hz. Nuh'un oğlu Yafes evlâdı, Tabdu Han, Sevinç Han, Kara Han bini Mogol'dur .
Sayfa 6 a : sol üstte İreç oğlu Menuçehr ; sağ üstte Yusuf Aleyhisselâm önünde diz çöken Züleyha; ortada Rüstem bin Zal , Sol altta Buhtınnasr : sağ altta ise Hz.Yûşa yer alıyor.

Sayfa 6 b : Solda Hz.Harun , sağda Hz.Musa ve bastonundan ejder çıkarma sahnesi, solda ortada Keyhüsrev bin Siyavuş, sağda Hz. Şuayıp ve Musa Peygamberin geçliği, solda Behmen, sağda Hz.Üzeyr , sol altta İsfendiyar , sağ altta Hz. Danyal Nebi görülüyor.

Sayfa 7 a: Üstte ortada Zekeriya Aleyhisselâm; altında Yahya Aleyhisselâm; solda Behram Gûr ; karşısında Melik-i Yemen'in Ebrehe'ye hediyeler vererek geri göndermesi, alt ortada Hz.Meryem, Hz.İsa ve yerine çarmıha gerilen kişi tasviri görülüyor.
Sayfa 7 b : Üst ortada Hz. Muhammed'in dedesi Abdülmuttalip, solda Nuşirevan, karşısında yapışık doğan kardeşler Haşim ile Abdülşems; ortada Kâbe önünde Hz. Muhammed, melek ve Hz. Ali ( Hz. Muhammed ile Hz. Ali'nin yüzleri kapatılmış); altta soldan sağa, Ebu'l Abbas , Ebu Talib , ve Hz. Hamza üç ayrı madalyon içinde görülüyor.
Diğer silsile-nâmelerde Hz. Muhammed tek olarak gösterilir ve altında Dört Halife sırası ile Hz. Ebubekir , Hz. Ömer , Hz. Osman ve Hz. Ali yer alır. Minyatürcünün Şii mezhebinden olması dolayısıyla, damadı Hz. Ali, Hz. Muhammed yanında yer almıştır.
Sayfa 8 a: Şii mezhebinin Zeydiye kolu imamları altı madalyon içinde ikişerli olarak yüzleri kapatılmış olup sırasıyla Hz.Avn, Hz.Muhsin, Hz.Cafer , Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Hanefiyye, Hz.Yahya, Hz.Abdullah, Hz.Ebubekir, Hz.Muhammed Askeri, Muhammed Ekber , Hz.Abbas; sağ altta Ebu Müslim Teberdar yer almış.
Sayfa 8 b: Sağ üstte Ebu Cafer Mansur , sol ortada Ömer bin Abdülaziz ; sol altta Muhammed bin Tahir , sağ altta Harun Reşid görülüyor.
Soldaki yatık yazıda ise "Yakub bin Safevilerden Aleviyandan Hasan bin Zeydil Hüseyni, Taberistan ve Horasan'ı istilâ etti " anlamında bir not bulunmaktadır.
Sayfa 9 a: Solda taht üzerinde Timurlenk, karşısında yine taht üzerinde Sultan Osman ; ortada Sultan Berkuk-u evvel , Sol altta Mirza Ömer Şeyh bin Timur ; sağ altta Yıldırım Bayezıd yer alıyor.
Osman Gazi'nin oğlu Orhan ve onun oğlu I.Murad'ın sadece isimleri Osman Gazi minyatürü altında yer almaktadır.
Sayfa 9 b : Sol üstte Şah Ruh ve silâhdarı, sağ üstte Melik Salih ; ortada astronom Uluğ Bey; sol altta Mirza Babür ; sağ altta Fatih Sultan Mehmed ve arşısında muhtemelen Akşemseddin madalyon içinde görülüyor.Sayfa 10 a: Sol ortada Melik Şah-ı Selçuki , karşısında sağ ortada Abbasi halifelerinden Müktef'ibillâh , sol altta Sultan Alâeddin-i Selçuki ; sağ altta Sultan Celâleddin-i Harezmi madalyon içinde minyatürleri görülüyor.
Sayfa 10 b: Sol üstte Atabekli Muhammed, sağ üstte Abbasilerden Kaimbiemrilillâh; ortada Atabekyandan Nureddin Muhammed Han: sağ altta ise Atabeklerden Ebu Bekr Said Mirza bin Zengi görülüyor.


Sayfa 11 a: Sol üstte Ebu Said Mirza ve Veziri; altta mevlevi sikkesine bemzer külâhı ile Melik Sultan Çekmûh; sağ ortada Karakoyunlu Kara Yusuf bin Muhammed ; sol altta Hüseyin Baykara ; sağ altta Sultan Bayezıd minyatürü yer alıyor.
Sayfa 11 b: Sol üstte Timuriyandan Mirza Babür, sağ üstte Memlûklar'dan Melik-i Tahir; ortada Şah-i Bey Han-ı Özbek; Sağ altta Cihan Şah; sol altta Mirza Hümâyun görülüyor.
Sayfa 12 a: Orta üstte Hz. Davut; sol üstte Hz. Süleyman ve Hudhud kuşu; sağ üstte İşmoil Nebi; sol ortada Ardaşir bin Balbek; sağ ortada Ebrehe fil üzerinde; sol altta Filkos Rumi sağ altta Sabâ Melikesi Belkıs tacıyla gösteriliyor.

Sayfa 12 b: Sol üstte İskender; sağ üstte Eflâtun; ortada Şapur; sol altta Erdivan Şahı; sağ altta Fisagor ( Pytgoras) görülüyor.

Sayfa 13 a: Sol üstte Safevilerden Ömer bin Leys; sağ üstte Abbasi Halifelerinden Mutasımbillâh; ortada İsmail-i Samani ; altta Şahabüddevle.
Sayfa 13 b.; Üstte Büveyhilerden Ebu Mansur Addüddevle; solda Sultan Sebüktekin bin Mahmud Gaznevi ; sağda Abbasilerden Mutadıd Billâh; altta Behram Hüsrev Şah-ı Gaznevi.
Sayfa 14 a: Üstte ortada Cengiz Han taht üzerinde; sol altta Hoca Nasreddin Muhammed Tusi ; altta ortada Hülâgu Han bin Tûliy Han; sağ altta Abbasilerden Mutasım görülüyor.
Sayfa 14 b: Sol üstte İsmailiyeden Şah Hasan-ı Evvel; sağ üstte Mehdi Halife; sol altta Şah Mahmud bin Hasan, orta altta Azidüddin Halife; sağ altta Nasreddin Halife yer almakta.
Sayfa 15 a: Üstte ortada Akkoyunlu Uzun Hasan , altında ortada Akkoyunlu Yakub ; sol altta Murad bin Yakub Akkoyunlu, sağ altta Çerkes Memlûkleri'nden Tomanbay görülüyor.
Sayfa 15 b: Sağ üstte Bahadır Han Safevi; sağ ortada Yavuz Sultan Selim ; sol altta Sultan Haydar Mirza.
Sayfa 16 a: Üstte ortada taht üzerinde Tabaka-i Cengizi; altında Gazan Han, orta sağda Sultan Muhammed Hüdabende Olcaytu ; sol altta Ahmed-i İlhani; sağ altta Ebu Said Han .
Sayfa 16 b: Sağ üstte Kertlerden Şemseddin; orta üstte Şah Sucâ; Sol ortada Veciheddin Mesud; sol altta Hoca Ali Müeyyed ; sağ alt ortada at üzerinde Şah Mansur.
Sayfa 17 a: Sol üstte Şah İsmail'in kardeşi Haydar-ı Hüseyin; sol ortada Kanuni Sultan Süleyman ; altta Şah İsmail ve Huzura gelenler.
Sayfa 17 b. Üst ortada Şah Tahmasb: sol ortada Abdullah Han: sağ ortada Sultan III.Murad ; alt ortada Şah İsmail II.
Sayfa 18 a: Üstte Eşref Ali Şah; sol ortada Celâleddin Ekber Şah : sağ ortada Sultan Mehmed III , altta ortada Hamza Mirza av sahnesi ile eser sona erer.










Renkli Resim Altları ( Mizanpajda Dikkat : Eski yazı sağdan başladığına göre son slayt, sondan ilk sayfa oluyor, sondan başa doğru gidiliyor !¦ Baskı numunesine bakınız lütfen ):

Res 1. Sayfa 1 b eserin ilk sayfası. Metin başlar, övgü ve şifahi tarih anlatılır.
Res.2. Sayfa 2a eserin ikinci sayfası.
Res.3. Sayfa 2 b eserin üçüncü sayfası.
Res. 4. Sayfa 3 a eserin metin kısmının sonu. Metnin 9. satırı dikkat edilirse yenilenmiş.
Res.5 Sayfa 3 b: Hz.Adem, melek ve bir çocuğu ile Hz.Havva; sol altta ilk hükümdar Keyumers; sağ altta Kabil'in Habil'i öldürmesi sahnesi yer alır.
Res.6. Sayfa 4 a: Hz.İdris ve bir melek, Hz. İdris'e yazı ( Mezopotamyada yaşadığı varsayımına göre çivi yazısını ) öğretiyor: sol altta Cemşid-i Hurşid; ortada altta Hz.Nuh Aleyhisselâm ve Gemisi; sağ altta Dahhâk'ın minyatürleri görülüyor.
Res. 7. Sayfa 4 b: Sol üstte Türk neslinin ürediği Hz.Nuh'un oğlu Yafes; ortada Hz.Nuh'un oğlu Sam ve sağ üstte yine Hz.Nuh'un üçüncü oğlu Ham'ın minyatürleri görülüyor.
Sol altta Feridun'un çocukları Selm ve Tur'un, kardeşleri İreç'i öldürmeleri sahnesi; sağ altta Salih Peygamber'in kayadan deve çıkarması mucizesi; alt ortada ise Hz.Hud yer almaktadır.
Res. 8. Sayfa 5 a: Sol üstte İskender ve Hızır Aleyhisselâm; sağ üstte Şeddad bin Ad ile Salih'in mücadelesi; ortada Kahraman-ı Kadir; sol altta Lût Aleyhisselâm ve melek; orta altta Hz.İbrahim'in Hz.İsmail'i kurban etme sahnesi; sağ altta ise Nemrud'un beynine giren sivrisinek vızıltısından kurtulmak için başına balyoz vurdurması sahnesi yer almaktadır.
Res. 9. Sayfa 5 b: İshak Aleyhisselâm'a oğlu Ays'ın av eti getirmesi; Hz İsmail, Kâbe önündeki babası İbrahim Aleyhisselâm kabrı önünde. Sol ortada Afrasiyab; sol altta Oğuz Han; alt ortada İshak Aleyhisselâm oğlu Ays; sağ altta İshak Peygamber'in oğlu Hz.Yakup Aleyhisselâm görülüyor.
Res.10. Sayfa 6 a: Sol üstte İreç oğlu Menuçehr; sağ üstte Yusuf Aleyhisselâm önünde diz çöken Züleyha; Sola altta Zal oğlu Rüstem; sol altta Buhtınnasr; sağ altta Yuşa Peygamber'in Cebbarlar şehrini teslim alması sahnesi.
Res. 11. Sayfa 6 b: Sol üstte Hz.Harun, karşısında Hz.Musa'nın asâsından ejderha çıkarması; sol ortada Keyhüsrev bin Siyavuş; sağ ortada Şuayıb Aleyhisselâm ve Hz.Musa'nın gençliği. Sol Altta Behmen; sağ altta Üzeyr peygamber; sol altta İsfendiyar; sağ altta ise Hz.Danyal nebi yer alıyor.
Res. 12. Sayfa 7 a: Üstte ortada Zekeriya Aleyhisselâm; altında Yahya Aleyhisselâm; solda Behram Gur; karşısında Melik-i Yemen'in Ebrehe'ye hediyeler vererek geri göndermesi; alt ortada Hz.Meryem, Hz. İsa ve yerine çarmıha gerilen kişi tasviri görülüyor.
Res. 13. Sayfa 7 b.: Üst ortada Abdülmuttalip, solda Nuşirevan; karşısında yapışık doğan kardeşler Haşim ve Abd'ül-Şems; ortada Kâbe önünde Hz.Muhammed, melek ve Hz.Ali; altta soldan sağa Ebül Abbas, Ebu Talib ve Hz.Hamza üç ayrı madalyon içinde görülüyor.
Res: 14. Sayfa 8 a: Şii mezhebinin Zeydiya kolu imamları altı madalyon içinde ikişerli olarak yüzleri kapatılmış olup sırasıyla: Hz.Avn, Hz.Muhsin, Hz.Cafer, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Hanefiyye, Hz.Yahya, Hz.Abdullah, Hz.Ebubekr, Hz.Muhammed Askeri, Muhammed Ekber, Hz.Abbas, sağ altta Ebu Müslim Teberdâr.
Res. 15. Sayfa 8 b: Sağ üstte Ebu Cafer Mansur, sol ortada Ömer bin Abdülaziz; sol altta Muhammed bin Tahir; sağ altta Harun Reşid görülüyor.
Res. 16. Sayfa 9 a: Solda taht üzerinde Timurlenk, karşısında yine taht üzerinde Sultan Osman; ortada Sultan Berkuk-u evvel, sol altta Mirza Ömer Şeyh bin Timur; sağ altta Yıldırım Bayezıd yer alıyor.
Res. 17. Sayfa 9 b: Sol üstte Şah Ruh; sağ üstte Melik Salih; ortada astronom Uluğ Bey, sol altta Mirza Babür; sağ altta Fatih Sultan Mehmed ve karşısında muhtemelen Akşemseddin (?) madalyon içinde görülüyor.
Res. 18. Sayfa 10 a: Sol ortada Melik Şah-ı Selçuki; karşısında sağ ortada Abbasi Halifelerinden Mütekibillâh, sol altta Sultan Alâeddin-i Selçuki ; sağ altta Sultan Celâleddin-i Harezmi madalyon içinde minyatürleri görülüyor.
Res. 19. Sayfa 10 b: Sol üstte Atabekli Muhammed; sağ üstte Abbasilerden Kaimbiemrilillâh; ortada Atabekyandan Nureddin Muhammed Han: sağ altta ise Atabeklerden Ebu Bekr Said Mirza bin Zengi görülüyor.
Res. 20. Sayfa 11 a: Sol üstte Ebu Said Mirza ve veziri; Melik Sultan Çekmûh, sağ ortada Karakoyunlu Kara Yusuf bin Muhammed; sol altta Hüseyin Baykara; sağ altta Sultan Bayezid minyatürü yer alıyor.
Res. 21. Sayfa 11 b: Sol üstte Timuriyandan Mirza Babür; sağ üstte Memluklardan Melik-i Tahir; ortada Şah-i Bey Han-ı Özbek; Sağ altta Cihan Şah; sol altta Mirza Hümayun görülüyor.
Res. 22. Sayfa 12 a: Orta üstte Hz.Davut, sol üstte Hz.Süleyman ve hudhud kuşu; sağ üstte İşmail Nebi: sol ortada Ardaşir bin Balbek; sağ ortada Ebrehe fil üzerinde; sol altta Filkos Rumi; sağ altta Sabâ Melikesi Belkıs tacıyla gösteriliyor.
Res. 23. Sayfa 12 b: Sol üstte İskender, sağ üstte Eflâtun, ortada Şapur; sol altta Erdivan Şahı; sağ altta Fisafor.
Res. 24. Sayfa 13 a: Sol üstte Safevilerden Ömer bin Leys; sağ üstte Abbasi Haifelerinden Mutasım Billâh; ortada İsmail-i Samani ; altta Şahabüddevle.
Res. 25. Sayfa 13 b: Üstte Büveyhilerden Ebu Mansur Addüddevle; solda Sultan Sebüktekin bin Mahmud Gaznevi, sağda Abbasilerden Mutadıd Billâh, altta Behram Hüsrev Şah-ı Gaznevi.
Res. 26. Sayfa 14 a: Üstte ortada Cengiz Han taht üzerinde; sol altta Hoca Nasreddin Muhammed Tusi; altta ortada Hülâgu Han bin Tuli Han; sağ altın biraz üstünde Abbasilerden Mutasım görülüyor.
Res. 27. Sayfa 14 b: Sol üstte İsmailiyeden Şah Hasan-ı evvel; sağ üstte Mehdi Halife; sol altta Şah Mahmud bin Hasan, orta altta Azidüddin Halife; sağ alt kenarda Nasreddin Halife.
Res. 28. Sayfa 15 a: Üstte ortada Akkoyunlu Uzun Hasan; altında ortada Akkoyunlu Yakub; sol altta Murad bin Yakub Akkoyunlu; sağ altta Çerkez Mamluklerinden Tomanbay.
Res. 29. Sayfa 15 b: Sağ üstte Bahadır Han Safevi, sağ ortada Yavuz sultan Selim; sol altta Sultan Haydar Mirza.
Res. 30. Sayfa 16 a: Üstte ortada taht üzerinde Tabaka-i Cengizi altında Gazan Han; orta sağda Sultan Muhammed Hüdabende Olcaytu; sol altta Ahmed-i İlhani, sağ altta Ebu Said Han.
Res. 31. Sayfa 16 b: Sağ üstte Kertlerden Şemseddin; orta üstte Şah Sucâ; Sol ortasa Veciheddin Mesud; sol altta Hoca Ali Müeyyed; sağ alt ortada Şah Mansur.
Res. 32. Sayfa 17 a: Sol üstte İsmail'in kardeşi Haydar-ı Hüseyin; sol ortada Kanuni Sultan Süleyman; altta Şah İsmail ve Huzura gelenler.
Res. 33. Sayfa 17 b: Üst ortada Şah Tahmasb: sol ortada Abdullah Han; sağ ortada Sultan III.Murad; alt ortada Şah İsmail II.
Res. 34. Sayfa 18 a: Üstte Eşref Ali Şah; sol ortada Celâleddin Ekber Şah: sağ ortada Sultan Mehmed III; altta ortada Hamza Mirza av sahnesi ile eser sona erer
26.10.2013



DİPNOT :
Ebûl Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime (Türkler'in Soy Kütüğü), Tercüman 1001 Temel Eser, No.33; Emel Esin, Son Çağatay Devrinde Doğu Türkistan'dan Resimli Bir Han Silsile-nâmesi (Prof. Zeki Velidi Togan'ın İran'da Bulduğu Bir Yazma), İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, C.V, İstanbul 1973, s.171-204.; Sadi Bayram; Kaynaklara Göre Güney-Doğu Anadolu'da Proto-Türk İzleri, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1989, s.37-57
The Role Of The Sâdât/ Aşrâf in Muslim History And Civilization “ İl Roulo Dei Sâdât/ Aşrâf Nella Storia e Civilta Islamische, Proceeding Of The International Colloquium, Roma 2-4/3/1998, Orienta Moderno, C.XVIII ( LXXIX) II, 2-1999.
Bu Kolokyumda verilen bildiriler ise şunlardır:
Ali Rafi'i Alâmarvedasti ; L'origine della Niqâbat al-Asrâf nella storia dell'Islam, p. 297-322
Syed Farıd Alatas ; The Tariqat al- 'Alwiyyah and the Emergence of the Shi'i School in Indonesia and Malaysia, p. 323-339
Mohamed El-Aziz Ben Achour; Les Sarifs â Tunis au temps des Deys et des Beys (XVIIe-XIXe siêcle), p. 341-350
Laura Bottıni ; Les descendants du Profphête â Homs; notes en marge, p. 351-373
Danıela Bredi; Sâdât in South Asia: the Case of Saayyid Abû 'l-Hasan Ali Nadwi, p. 375-392
Gabriele Vom Bruck; The Zaydi Sâdah of the Yemen: The Temporalities of a Religious Tradition, p. 393-411
Jean Calmard; Une famille de Sâdât dans l'histoire de I'Iran: Les mar'ast, p. 413-428
Leonardo Capezzone; The Alids, scientific Knowledge and historiographic Concerns, with special Reference to Astronomy, p. 429-439
Wasim Dahmash; On Sâdât Role in medieval Ramlah, p. 441-449
Ahmed Elaouani- Cherif ; La famille al-'Awâni-Sarif de Qayrawan, p. 451-456
Al-Sayyid Ahmad Eshkevari ; La salvaguardia della dignitâ (karâmah) dei Sâdât, p. 457-461
Al-Sayyıd Sâdıq Al-Husayni Ahmad Eshkevari ; Sugli appellativi (alqâb) dei Sâdât, p. 463-471
Halima Ferhat; Chêrifisme et enjeux du pouvoir au Maroc, p. 473-481
Axel Havemann; Some Reflections on the Problems of Research on Asrâf. Examples from 10 th and 11 th century Syria, p. 483-490
Yüsuf Al, Khoel ; Abû'l-Qâsim al-Hû'i, p. 491-500
Alexander Knysh ; I Sâdât nella storia: saggio critico sulla storiografia hadramita. P. 501-511
Al-Sayyıd Mahmûd Al-Mar'asi Al-Nağafi; L'Âyat Allâh al-'Uzmâ al-Mar'asi al-Nagafi, massimo genealogista contemporaneo. Una panoramica sugli studi di 'ilm al-nasab, p. 513-539
Kazuo Morimoto ; The Formation and Development of the Science of Talibid Genealogies in the 10 th & 11 th Century Middle East, p. 541-570
Muhammad Şafüh Murtada; Sul ruolo storica dei Sâdât tra sunnismo e sciismo, L'esempio dei Murtada e dei Hamzah, p. 571-575
Andrev Newman ; The Role of the Sâdât in Safavid Iran: Confrontation or Accomodation?, p. 577-596
Marco Salatı; Presence and Role of the Sâdât in and from Ğabal 'Âmil (14 th- 18 th centuries), p. 597-627
Abdelahad Sebtı ; Chêrifisme, symbole et histoire, p. 629-638
Abdeljelıl Temimi; Rôle des Sâdât/Asrâf dans I'empire ottoman: quelques considêrations, p. 639-647
Theodore P. Wright Jr. ; The Changing Role of the Sâdât in India and Pakistan, p. 649-659
Fuat Bayramoğlu; Hacı Bayram-ı Veli Yaşamı-Soyu-Vakfı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1983, C.I, s.85-104; C.II, s.183-199.
Misal olarak, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde bulunan Y.186 numaralı Silsilenâme-i Meşâyih isimli tomar; H. 324 numaralı Hâcegân fi âdâbı 'ubudiyeti'l-a'yân; A.3556 numaralı Silsilâtü's-Sâdâti'n-Nakşibendiyye adlı eserler, Ankara Etnografya Müzesi'nde 9667 numaralı Nakşibendi, 1349 numaralı Şecere- i Tayyibe, 10158 numaralı Kâdiri, 1256-a numaralı Mevlevi, Ümit Esi'de bulunan ve ailesinden kalan Şeyh Şaban-ı Veli şecereleri, dini nesepnâmeler arasında sayılabilir.
. Osman Zeki Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C.II, s.647.
Serpil Bağcı; Padişahın Portresi, Tesavir-i Âl-i Osman, Sergi Kataloğu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mas Matbaacılık, İstanbul 2000, s.188-201.

Okan Işın; Gökkuşağı Sembolizması, Etiler Aeropajı, Ankara 1996, s.93-95.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilâtı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s.242 ; Osman Zeki Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi, İstanbul, C.II, s.113-121.
Abbasi Halifeleri bu bakımdan siyah renkli kaftan giymişlerdir.
Filiz Çağman; XVI. Yüzyıl Sonlarında Mevlevi Dergâhlarında Gelişen Bir Minyatür Okulu, I. Milletlerarası Türkoloji Kongresi, Tebliğler, İstanbul 15-20 Ekim 1973,3. Türk Sanatı Tarihi, İstanbul 1979, s.651-677.
Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. yıldönümü münasebetiyle, İstanbul-Topkapı Sarayı Müzesi'nde çeşitli ülkelerdeki müzelerden derlenen "Osmanlı Padişah Portreleri Sergisi" 7 Haziran 2000 tarihinde açılmıştır. Padişahın Portresi, Tesavir-i Âl-i Osman, Sergi Kataloğu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mas Matbaacılık, İstanbul 2000, 575.
Hünernâme,(tıpkıbasım), Yapı ve Kredi Bankası Kültür Hizmetleri, Doğan Kardeş Yayınları, İstanbul 1969.
Nurhan Atasoy; Nakkaş Osman'ın Padişah Portreleri Albümü, Türkiyemiz, S.6, Şubat 1972, s.2-14.
Zeren Tanındı; Siyer-i Nebi, Hürriyet Yayınları, Aksoy Matbaacılık, İstanbul 1984.
Kıyafetü'l-İnsaniye fi Şemail-il-Osmaniye, ( Tıpkıbasım), Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, The Historical Research Foundation, Güzel Sanatlar Matbaası, İstanbul 1987.
Tasvir eden. Şekil ve suret çizen.
Sadi Bayram; Medallioned Genealogles ( Silsile-nâme's), Fifth International Congres of Turkish Art, Budapest 1975, Akademia Kiado, Budapest 1978, s.161-165; Musavvir Hüseyin tarafından Minyatürleri Yapılan ve Halen Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Muhafaza Edilen Silsile-nâme, Vakıflar Dergisi, S.XIII, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1981, s. 253-338. Prof.Dr. Günsel Renda, Dr. Filiz Çağman, Zeren Tanındı'ya yardımları için teşekkürü zevkli bir borç bilirim. Bkz. Sadi Bayram; "Hâzâ Kitabu Silsile-nâme" And "Subhatu'l Ahbar" Form The National Library of Austria, V th İnternational Congress Turkish Art, Budapest, 1975, Magyar Nemzeti Muzeum, s.33-35.; Medallioned Genealogies (Silsilenâme's), Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1975, 8 s.; Medallioned Genealogles ( Silsile-nâme's), Fifth International Congres of Turkish Art, Budapest 1975, Akademia Kiado, Budapest 1978, s.161-165; Madalyonlu Silsile-nâmeler, Milli Kültür, Kültür Bakanlığı Yayınları, S.3, Mart 1977, Ongun Kardeşler Matbaası, s.69-73.; Medallioned Genealogies, Image, S.30, Desen Matbaası, Ankara, 1990, s. 11-15; Silsile-nâme; Tıpkı Basım, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Vakıfbank Kültür Hizmeti, Grafik Ofset Matbaası, Ankara , Aralık 2000, 40.s; Genealogical Tree, The 1682 Silsile-nâme At The General Directorate Of Foundations, Translation and English Editing Ellen Yazar, Grafiker Ltd.Company, Presented As A Cultural Service By The General Directorate Of Foundations And The Vakıfbank, Ankara 2000, s.7-32.
Günsel Renda; Topkapı Sarayı Müzesi'nde H.1321 Nolu Silsile-namenin Minyatürleri, Sanat Tarihi Yıllığı, S.V, İstanbul 1973, s.443-495; New Light on the Painters of the Zubdat-al-Tawarikh in the Museum of Turkish and Islamic Arts in İstanbul, IV eme Congre Internationale d'Art Turc, Aix-en Provence, 1976, s.183-2000.; Ankara Etnografya Müzesi'ndeki 8457 Nolu Silsile-nâme Üzerine Bazı Düşünceler, Kemal Çığ'a Armağan, İstanbul 1984, s.175-202;
Yapı ve Kredi Bankasınca 1968 yılında Doğan Kardeş Matbaasınca tıpkıbasımı yapılmıştır. Sadi BAYRAM; Musavvir Hüseyin Tarafından Minyatürleri Yapılan ve Halen Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Muhafaza Edilen Silsile-nâme, Vakıflar Dergisi, S.XIII, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1981, s. 265-268.
Sadi Bayram ; Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın II. Viyana Bozgununda Viyana'da Bıraktığı Silsile-nâme, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi- Kaymakamlığı- Merzifon Belediyes-Merzifon Vakfı tarafından Düzenlenen Ulıuslararası Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Sempozyumu, Merzifon 8-11 Haziran 2000, Bildiriler.
Hans Georg Majer; Die Karlsruher Turkenbeaute, München, 1991, s.370-371.
Levni (17. yüzyıl sonları, Edirne- 1732, İstanbul), asıl adı Abdülcelil Çelebi, Lale Devri'nin en tanınmış minyatürcüsüdür. Minyatür sanatına derinliği ve perspektifi getirmiş, yapay, yaldızlı ve canlı renkler yerine daha doğal renkler kullanmıştır.
Cenevre

Yazmalarda kitabın cilt kapağının iç yüzüne verilen ad.
Çin ve Orta Asya etkisinde, çoğu kez kökenleri belli olmayacak derecede stilize edilmiş çiçek motifleridir.
Sadi BAYRAM; The 1598 Zübdetü't-Tevârih At The Chester Beatty Library In İreland, Image, S.44, Desen Matbaası, Ankara, 1991, s.3-8 ; İrlanda-Dublin, Chester Beatty Library'de Minyatürlü Bir Osmanlı Tarihi (Zübdetü't-Tevârih), Kültür ve Sanat, T.İş Bankası Yayınları, Ajans Türk-Matbaası, Ankara, 1991, S.12, Aralık 1991, s.63-68; The Zubdat-ut Tawarikh of 1598 at The Chester Beatty Library In Irland, s.93; Silsile-nâmeler ve İrlanda-Dublin, Chester Beatty Library'de Bulunan 1598 Tarihli Zübdetü't-Tevârih, Vakıflar Dergisi, S. XXIV, Tisamat Basım Sanayii, Ankara 1994, s.51-116. (Eserin tıpkıbasımı da verilmiştir.)
Sadi Bayram; Ankara Etnografya Müzesi'ndeki Madalyonlu Silsilenâme'de Doğu Anadolu ve Batı Asya, VIII. Türk Tarih Kongresi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1981, C.II, s. 645-657, Lev. 331-353. ; Prof. Dr. Günsel Renda; Ankara Etnografya Müzesi'ndeki 8457 nolu Silsile-nâme Üzerine Bazı Düşünceler, Kemal Çığ'a Armağan, İstanbul 1984, s.175-202.

Prof.Dr. Günsel Renda; Ankara Etnografya Müzesi'ndeki 8457 Nolu Silsile-nâme Üzerine Bazı Düşünceler, Kemal Çığ'a Armağan, İstanbul 1984, s.181.
Prof.Dr. Günsel Renda; Ankara Etnografya Müzesi'ndeki 8457 Nolu Silsile-nâme Üzerine Bazı Düşünceler, Kemal Çığ'a Armağan, İstanbul 1984, s.176.


İsrâ Suresi 17/ 70 âyet. "Yemin olsun, biz, âdemoğullarını onur ve üstünlükle donattık, onları karada ve denizde binitlerle yükledik. Onları, güzel ve temiz rızıklarla besledik. Ve onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık."
Tin Suresi, 95/4.âyet." Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık."
Bakara Suresi 2/30. âyet." Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım." demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz." Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim."
Âl-i İmrân Suresi 03/144. âyet. "Muhammed bir resulden başkası değildir. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölse yahut öldürülse ökçeleriniz üzerine gerisin geri mi döneceksiniz! İki ökçesi üzerine geri dönen, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir".


Kehf Suresi 18/25. âyet." Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kaldılar; dokuz da ilâve ettiler".
Kur'an-ı Kerim'de 5. Maide Suresi 27-32.âyetlerde çoban Habil ile çiftçi Kabil'in Tanrı'ya sundukları kurbanın kabul edilmemesinden çıkan kıskançlıkla öldürme olayının çıktığı ve büyük günah olduğu belirtilir. Kutsal kitapların dışında Kabil ile Habil'in öyküsü bir aşk üzerine kurulmakta ve bir kıskançlık sonucu Kabil, Habil'í öldürmektedir. Böylece yeryüzünde ilk cinayet, bir kadın yüzünden aşk üzerine işlenmiş olmaktadır. Âdem, yüz yaşından sonra Havva'ya yaklaştı ve ilk batında Kabil ile kız kardeşi Lubud ( Lebuda ) ikiz olarak doğdu. İkinci batında ise, Habil ile ikiz kardeşi İklima doğdu.Tanrı, buyurdu; Hz. Adem ile Hz. Havva birleşti ve Havva her batında biri erkek diğeri kız olmak üzere yirmi kez doğum yaptı, böylece kırk çocukları oldu.Sonra Tanrı ; birinci batında doğanları, ikinci batında doğanlarla; ikinci batında doğanları da birinci batında doğanlarla evlendirmesi için Adem'e emretti.Aynı batında doğan ikiz kardeşlerin evlenmesini ise yasakladı.Bunun üzerine Adem; Habil'in ikiz kardeşi İklima ile Kabil'in ; Kabil'in ikiz kardeşi Lubud ile de Habil'in evlenmesini istedi. Habil; Kabil'in ikizi Lubud ile evlenmeyi kabul etti. Ancak Kabil, Habil'in ikizi İklima ile evlenmek istemedi; Kendi ikizi Lubud ile evlenmeye özendi.
İran'ın mitolojik şahlarındandır. Bir gün, başına muazzam bir taç takarak büyük bir tahta oturuyor. O günü Nevruz adıyla bayram günü ilân ediyorlar. Bir rivayete göre şarabın mucidi Cemşid'di.
Cemşid'i öldürerek saltanat tahtına oturan efsanevi İran hükümdarı. Şehname'ye göre Dahhak'a bir gün şeytan yaklaşır ve omuzlarını öper, bunun üzerine Dahhak'ın omuzlarında iki yılan çıkar, ne yapsalar bu yılanları öldüremezler. Şeytan bu sefer aşçı kılığında Dahhak'ın yanına gelerek, bu yılanları her gün iki insan beyni yedirmek suretiyle sakinleştirebileceğini, aksi takdirde yılanların ona azap edeceğini söyler. Bunun üzerine yılanları teskin için her gün iki insan boğazlanır ve beyinleri yılanlara yedirilir. Dahhâk, Gâve adlı bir demircinin başını çektiği bir isyanda tahtan indirilmiştir. Dahhak anlam olarak çok gülen, güldürücü demektir. Ancak İran ve Arap mitolojik edebiyatında isminin anlamının tersine zalim bir kral olarak yorumlanır. Saçları uzundur. Dahhâk-ı Mâri diye de anılır ( Mari kelimesi bize kuzey Mezopotamya'da Mari antik şehri ile Mari Arşivi metinlerini hatırlatır, M.Ö. 1800). Yerine Feridun nesli kral olur.

Hz. Nuh'un oğlu Yafes'den Türk neslinin türediği varsayılır.
Afrasiyab; Şehname 'nin karakterlerinden efsanevi kral ve Turan kahramanı. Pehlevice ve İslâm kaynaklarına göre, Efrasiyab TÅ«r (Avestaca: Turiya)'un torunlarından olup efsanevi Zerdüşt kralı Feridun (Fereydun)'un üç oğlundan biridir (diğer iki oğlu ise Salm-Selm ve Iraj- İrec'dir). Zerdüşt kitaplarından Bundahishn 'de TÅ«r'un yedinci kuşaktan torunu olduğu aktarılır. Avesta geleneklerindeki Efrasiyab'ın ortak sıfatı mairya (rezil, iğrenç, şer adamı olarak çevrilebilir- İranlıların düşmanı olduğu için)'dır. Efrasiyab, Hanakana adlı metal yapımı yarı yeraltı kalede oturur. Firdevsi tarafından 980 yılından itibaren yazılmaya başlanıp 1010 yılında tamamlanmış olan Şehname eserine göre, Efrasiyab efsanevi kral, Turan'ın kahramanı ve İran'ın baş düşmanıdır. İran (Fars) mitolojisinde Efrasiyab efsanevi Turani krallar arasında en önde gelen biri sayılmaktadır; Efrasiyab müthiş savaşçı, hünerli general ve İran uygarlığını yok etmek için sihirli aldatma güçleriyle donatılmış olan Ahriman'ın ajanıdır. Şehname'de Efrasiyab'ın soyunun Fars kralı Feridun'un soyundan geldiği söylenmektedir.
Kâşgarlı Mahmud tarafından 1072 - 1074 yılları arasında yazılan Divânu Lügati't-Türk adlı eserde Efrasiyab'ın Alp Er Tunga adlı efsanevi karakter ile aynı kişi olduğu belirtilmiştir. XIII. yüzyıl Moğol tarihçisi Alaaddin Ata Melik Cüveyni de Uygur Devletinin hükümdarlarının Efrasiyab soyundan olduğunu yazmıştır. Aynı biçimde Oğuzların Kınık boyundan olan Selçuklular, Karahanlılar ve Harzemşahlar devleti de soylarını Alp Er Tunga'ya bağlamışlardır.
Ebu'l Gazi Bahadır Han'ın yazdırdığı Şecere-i Terakime'de, 17. yüzyılda yazdığı Şecere-i Terakime adlı eserinde Selçukluların padişahlığı ele geçirmelerini anlatırken onların tavrını şöyle belirtir: "Selçuklular Türkmen olup, kardeşiz deyip, ile ve halka faydası dokunmadı. Padişah olunca, Türkmen' in Kınık uruğundanız, dediler ve padişah olduktan sonra Efrasiyab'ın bir oğlu Keyhüsrev'den kaçıp, Türkmen'in Kınık uruğunun içine varıp onda büyüyüp kaldılar. Onlar ve biz onun oğulları ve Efrasiyab'ın neslinden oluyoruz deyip, atalarını sayıp, 35 göbekte Efrasiyab'a eriştirdiler"
İran mitolojik krallarından Feridun'un ülkesini üç oğlu Selm, Tur ve İrec arasında bölüştürmesinden sonra kendi hisselerinden memnun kalmayan Tur ve Selm, en iyi toprakları en küçük kardeş İrec'e vermesinden dolayı babalarına ve İrec'e kin beslemişler ve ordularıyla birlikte o hisseleri İrec'in elinden almak istemişlerdi. Onların orduları Azerbaycan topraklarında birbirine yetişmiş, İrec, ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla İran'ın simgesi Azerbaycan'da öldürülmüştür. İrec'in sülâlesinden Keyhosrov'un İran tahtına oturmasıyla atasının intikamını almak istemesi üzerine Tur ve Selm'in birleşik ordusunun Azerbaycan'dan İran şehr'e yürüdüğü belirtilmektedir. Buradan Azerbaycan'ın İran şehr terkibinde olmadığı ve farklı bir konuma sahip olduğu sonucu çıkmaktadır. Burada Azerbaycan'dan bugünkü bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti ve Kuzey Kafkas toprakları mı yoksa Güney Azerbaycan topraklarının mı kastedildiği anlaşılmamaktadır. Ancak Kuzey Azerbaycan toprakları daha muhtemel olarak düşünülmektedir. Bu da söz arası İslâm kaynaklarında o topraklara Aran ve Alban değil de Azerbaycan denildiğini göstermektedir.
Kayadan eve çıkarmasıyla ünlüdür. Hicaz'la Şam arasına yerleşmiştir. Emanet ettiği halkı devesini kesmesiyle Allah tarafından kavmine ceza gelmesiyle ünlüdür. Âl-i İmrân Sûresinin 21. âyeti "Allah'ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele "
Kur'ânı Kerim'de, Hızır Aleyhisselâm'in isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Kehf Suresi, 66,70,79,82. âyetler.
Hz. İbrahim'le birlikte Nemrud'un memleketinden hicret edip Şam'a geldikten sonra Hz. Lût, Filistin Lût Gölü'nün güneyi (?) yakınındaki Sedom şehri halkına peygamber olarak gönderildi. İnsanlara İbrahim Aleyhisselâm'ın dinini tebliğ etti . Bu kavim çok azgındı ve erkeklerle münasebeti âdet haline getirerek livata fiilini işliyorlardı. Hz. Lût, onları doğru yola getirmek için çabaladıysa da muvaffak olamadı ve oradan ayrıldı. O gece kavim Sedom şehri de Allah tarafından deprem ve yangınlarla helâk edildi.M.Ö.1600 yılları olarak kabul edilir. Şeria Vadisi Ölü deniz civarında olduğu sanılır. Toprak altında kalmıştır.
Kur'ân-ı Kerim'in, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, En'âm, İbrahim, Meryem, Enbiyâ ve Sa'd sûrelerinde Hz. İsmail hakkında bilgi bulunmaktadır.
Hz. İbrahim'in Hz. Sâre'den doğan ikinci oğlu Hz. İshak'tır. Hz. Sâre'nin çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer'i hediye etmiştir. Hz. Hacer Hz. İsmail'i doğurunca, Hz. Sâre üzülmüştür. Hz. İbrahim yüz yirmi yaşında Hz. Sâre doksan yaşında iken Allah'ın bir lütfu ve mucizesi olarak Hz. İshâk doğmuştur ( Hud Suresi, 11/71.âyet).
İslami ve Musevi kaynaklara göre, İbrahim'in büyük oğlu İsmail peygamberin soyu bugünkü Arap milleti, küçük oğlu İshak'ın soyu ise Yakup dolayısıyla İsrailoğulları olarak devam ettiğine inanılmaktadır. Hz. İbrahim Tevrat'a göre Hacer ve İsmail'i bugünkü Ürdün sınırına (Paran) yollamıştır. Hz. İsmail ve soyu orada büyüdü; Ürdün, Arabistan ve güney Edom'u ele geçirdi. İsmaililer Arapların atalarıydı. İslami inanışa göre onlar bugünkü Mekke'nin bulunduğu yere gelirler ve Zemzem Kuyusu'nu bulurlar. Daha sonra da İbrahim gelerek Kâbe'yi inşa eder. Ayrıca Hz. İbrahim'in İsmail'i kurban sunduğuna, sonra da Tanrı'nın İsmail'i kurtarmak için gökten bir koç indirdiğine inanılır. Hz.İsmail'in çocukları: 1.Nebaioth (Nabit), 2.Kedar (Kaydar), 3.Adbeel (İzil/İdbil), 4.Mibsam (Mesma/Rama), 5.Mishma(Mişa), 6.Dumah (Duma), 7.Massa (Mâs/Mâş), 8.Hadad (Ezer/Ezür), 9.Tema (Tamya), 10.Jetur (Katura), 11.Naphish (Kafes,) , 12.Kedemah (Kaydman), 13.Mahalath ya da Bashemath (Basma).
Afrasiyab; Şehname 'nin karakterlerinden efsanevi kral ve Turan kahramanı. Pehlevice ve İslâm kaynaklarına göre, Efrasiyab TÅ«r (Avestaca: Turiya)'un torunlarından olup efsanevi Zerdüşt kralı Feridun (Fereydun)'un üç oğlundan (diğer iki oğlu ise Salm-Selm ve Iraj- İrec) biridir. Zerdüşt kitaplarından Bundahishn'de TÅ«r'un yedinci kuşaktan torunu olduğu aktarılır. Avesta geleneklerindeki Efrasiyab'ın ortak sıfatı mairya (rezil, iğrenç, şer adamı olarak çevrilebilir-İranlıların düşmanı olduğu için)'dır. Efrasiyab, Hanakana adlı metal yapımı yarı yeraltı kalede oturur. Firdevsi tarafından 980 yılından yazılmaya başlanıp 1010 yılında tamamlanmış olan Şehname eserine göre, Efrasiyab efsanevi kral, Turan'ın kahramanı ve İran'ın baş düşmanıdır. İran (Fars) mitolojisinde Efrasiyab efsanevi Turani krallar arasında en önde gelen biri sayılmaktadır; Efrasiyab müthiş savaşçı, hünerli general ve İran uygarlığını yok etmek için sihirli aldatma güçleriyle donatılmış olan Ahriman'ın ajanıdır. Şehname'de Efrasiyab'ın soyunun Fars kralı Feridun'un soyundan geldiği söylenmektedir.
Kâşgarlı Mahmud tarafından 1072 - 1074 yılları arasında yazılan Divânu Lügati't-Türk adlı eserde Efrasiyab'ın Alp Er Tunga adlı efsanevi karakter ile aynı kişi olduğu belirtilmiştir. XIII:yüzyıl Moğol tarihçisi Alaaddin Ata Melik Cüveyni'de Uygur Devletinin hükümdarlarının Efrasiyab soyundan olduğunu yazmıştır. Aynı biçimde Oğuzların Kınık boyundan olan Selçuklular, Karahanlılar ve Harzemşahlar devleti de soylarını Alp Er Tunga'ya bağlamışlardır.
Ebu'l Gazi Bahadır Han'ın 17. yüzyılda yazdığı Şecere-i Terakime adlı eserinde Selçukluların padişahlığı ele geçirmelerini anlatırken onların tavrını şöyle belirtir: "Selçuklular Türkmen olup, kardeşiz deyip, ile ve halka faydası dokunmadı. Padişah olunca, Türkmen' in Kınık uruğundanız, dediler ve padişah olduktan sonra Efrasiyab'ın bir oğlu Keyhüsrev'den kaçıp, Türkmen'in Kınık uruğunun içine varıp onda büyüyüp kalmıştır. Onlar biz onun oğulları ve Efrasiyab'ın neslinden oluyoruz deyip, atalarını sayıp, 35 göbekte Efrasiyab'a eriştirdiler"
Hz.Ya'kûb 'un soyu, Hz.İshâk vasıtasıyla Hz.İbrahim'e dayanmaktadır. Annesinin adı Refaka'dır. Kardeşi Ays ile beraber, ikiz olarak doğmuştur. Kardeşinin ardından doğduğu için ona Ya'kûb denmiştir. Ya'kûb'un diğer bir adı da İsrail'dir. Kardeşi Ays'tan kaçarak dayısının yanına giderken gündüzleri saklanmış ve geceleri yürümüştür. Bundan dolayı kendisine İsrâil denmiştir. Kelime olarak İsrâil geceleyin (Allah'a) yürüyen anlamına gelmektedir. Hz.Ya'kûb'un doğumu ve peygamberliği daha önceden müjdelenmişti. Onun bu durumu Kur'ân'da 11. Hûd Suresi 71. âyetinde haber verilmiştir. Ya'kûb, önce dayısı Lebân'ın büyük kızı Leyya ile ve ondan sonra küçük kızı Râhil ile evlenmiştir. Leyya'dan Rabil, Yehuza, Şem'ûn ve Lavi adındaki oğulları doğmuştur. Râhil'den de Yûsuf ve Bünyamin dünyaya gelmiştir. Ya'kûb'un diğer iki hanımından altı oğlu daha vardı. Toplam on iki erkek evlada sahipti.Hz. Ya'kûb'un Kur'an'da Meryem 19/49,50; Nisâ 4/163; Sâd, 38/45, 46; el-En'âm, 6/84; Yûsuf, 12/4, 5, 6, 83-100; Bakara, 2/133 âyetlerinde zikredilir.
Moğolların soyu; Mitolojiye göre bütün Nuh Peygamber'in Yafes oğlundan geldiği kabul edilir. Hastalandığında kurt sütü içerek iyileşmiştir. İki oğlu vardır; Mugal Han ve Tatar Han. Mugal Han, Moğolların ve Tatar Han ise Tatarların atasıdır. Daha sonra Moğollar sekiz soydan çoğalırlar. Moğol'un soyunu Oğuz Han'la sürdürenler varsa da pek mantıklı görünmemektedir. Tatar Han üzerinden soyu şu şekilde sürer (Bulca Han'dan başlayarak): Bulca Han, Tatar Han, Buka Han, Alınca Han, Atlı Han, Atsız Han, Ordu Han, Baydu Han, Sevinç Han. Tatar'ın sözcük anlamı; at sürmek, hızlı gitmek anlamlarını içerisinde barındırır. Tatar sözcüğü aynı zamanda posta sürücüsü demektir. Mugal; Mongol, Mogol olarak bilinir ve sıkıntı verici, iç karartıcı anlamıma gelir. Bulca: Bulan, bulunan, bulucu demektir. Ganimet anlamına da gelir. Olca: Olan, varolan demektir. Ganimet anlamına gelir.
Kabûs bin Menuçehr ( ?), (Tam adıyla Felekü'l-Meâli Kabûs bin Menuçehr ?), (ö. 1030) Cürcan ve Taberistan'a sahip olan Ziyarilerin bir hanedanı.
Hz.Yusuf: Hz.İbrahim'in ölümünden sonra yerine oğlu Hz.İshak geçti. İshak da ölünce onun yerine oğlu Hz.Yakup aldı. Hz.Yakup'un 12 oğlu vardı. Bunlardan 10'u büyüktü. Yusuf ile Bünyamin küçük birer çocuktular. Yakup, çocukları içinde en çok Yusuf'u severdi.Kardeşleri kıskandılar, onu bir kuyuya attılar. Yusuf'u bir kervancı bularak Mısır'da köle olarak sattı. Züleyha Yusuf'un güzelliğinden aşık oldu, Yusuf çalıştığı eve ihanet etmedi. İftiraya uğrayarak hapse düştü. Firavunun rüyasını yorumladı. Firavun yorumu beğenerek onu ziraat-tahıl işlerini düzenlemekle görevlendirdi. Babası Hz. Yakup Yusuf'un ölüm haberinin üzerine ağlamaktan gözleri görmez oldu. Kardeşleri Mısır'a tahıl almak için geldiklerinde kardeşini tanımadılar. O kardeşlerini af ederek babasının elini öpmeye gitti ve gözleri açıldı. Dürüstlüğün ve ekmek yediği eve kötü gözle bakmamanın mükâfatını aldı. Kur'an'ın 12. suresi Yusuf adını almıştır. Yukarıda özetle belirttiğimiz konuyu anlatır. 111 âyetten oluşur. 101.âyeti meâlen Yusuf Duası'dır : " Rabbim sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan bana bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan ! Benim dünyada ve ahrette de velim ( koruyucum) sensin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni barışsever hayırlı kulların arasına kat ".
Zaloğlu Rüstem efsanevi İran kahramanı olup, Şiraz'dan Semerkand'a giderken çeşitli kahramanlıklar gösterir. Yaşayıp yaşamadığı belli olmayıp, güçlü oluşu nedeniyle güreşi simgeler.
Buhtunnasar [Nabuchodonosor=Nabukednazar], Âsuri devletinin en meşhur hükümdarıdır. M.Ö.603'de Filistin'i alıp Kudüs'ü yıktı. Tevrât nüshalarını imha etti. Yahûdi âlimlerini ve Danyâl (aleyhisselâm)'ı Bâbil'de esir etti. Esirlik yetmiş sene sürmüştür. Suriye ve Mısır'da da çöllere kadar dayandı. M.Ö. 562'de öldü; ateşe tapardı. Ön Asya bölgesinde Dicle ve Fırât nehirleri arasındaki verimli sahalarda kurulan ve merkezi Bâbil olan krallıklara "Babil Krallıkları" denilir. I. Babil Devleti: M. Ö. 1895-1595 tarihleri arasında Mezopotamya'da Batı Sâmiler (Amurrular) tarafından kurulan en büyük ve en teşkilâtlı devlet. Kurucusu olarak Samu Abum bilinmektedir. Bundan sonra gelen üç-dört kral, silik şahsiyetlerdir. Bu sülâle Mezopotamya'yı Elâmlılar'dan tamamen temizlemiş ve Elâm ülkesini nüfûzu altına almıştır. Elâmlılar'a son darbeyi vuran kral, eski doğunun en büyük simalarından olan Hammurabi'dir. Asur ülkesini de devletine kattı... Hammurabi'nin ölümünden sonra yer yer isyanlar çıktı. Dışarıdan da komşu kavimlerin taarruzları başladı. Anadolu'da büyük bir devlet kurmuş olan Hititler, M. Ö. 1595 tarihinde Fırat boylarından güneye inerek Babil şehrini hâkimiyetleri altına aldılar. 1.000 sene sonra İkinci Babil Devleti adı ile tarih sahnesine tekrar çıkacaklardır. II. Babil Devleti: İran'da bir devlet kurmuş olan Medler, Asurluların üzerine şiddetli hücumlarda bulunuyorlardı. Bunu fırsat bilen Babilliler, Medler'le birleştiler ve Asur Devletini yıktılar. Yerine yeni Babil Devletini kurdular. (M. Ö. 625) İkinci Babil Krallığının en ünlü hükümdarı olan Nabukednazar, daha babası zamanında Mısır ordusunu Kadeş'te yenmiş, Suriye ve Filistin'i Babilliler'in yönetimi altına sokmuştu. En büyük gayesi Kudüs'ü ele geçirmek olan kral, maksadına ulaşmak için yerli halkı ayaklandırmak istedi. Buna karşı çıkan Kudüs Kralı, Babil'e vermekte olduğu yıllık vergiyi kesti. Bunun üzerine Nabukednazar, Kudüs üzerine bir sefer düzenledi ve Filistin ile Kudüs'ü ele geçirdi. Dini literatürde ismi "Buhtunnasar" olarak geçmekte olan "Nabukednazar", yeryüzüne hâkim olan dört kişiden biridir
Yûşâ aleyhisselâm Mısır'da doğdu. Mûsâ aleyhisselâm'ın hususi talebesi, halis yardımcısı olarak yanında bulundu. Mûsâ aleyhisselâm Firavun'un zulmü sebebiyle, Allahü teâlânın emriyle kendine tâbi olanlarla birlikte Mısır'dan hicret edince, o da birlikte hicret etti. Musa aleyhisselâmın Hızır aleyhisselâmla buluşmak üzere gittiği yolculuğunda, onun yanında bulunduğu rivayet olunur. Güneş, hiçbir kimse için batmaktan alıkonmaz. Ancak Beyt-i Makdis'i feth etmek için gittiği gecelerden birinde Yûşâ aleyhisselâm için batmaktan alıkondu (Hadis-i şerif-Müsned-i Ahmed bin Hanbel).
Hz. Musa'nın ağabeyidir. "Bana ailemden bir vezir ver. Biraderim Harun'u. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu içimde ortak kıl. Ta ki seni çok çok tesbih edelim ve seni çok çok zikredelim. Şüphesiz sen bizi hakkıyla görensin" (Tâhâ, 20/29-35 âyetler) dedi. Cenâb-i Allah, Musa'nın bu duasını kabul etti. "Ey Musa! istediğin sana verildi" (Tâhâ, 20/36) buyruldu. Böylece Harun'a da peygamberlik verildi. "Firavun'a gidin, biz âlemlerin Rabbinin Peygamberleriyiz, bizimle beraber İsrailoğulları'nı gönder" deyin " (es-Şuarâ, 26/16-17 âyetler ) buyruldu. Hz. Musa ve Hârun (a.s.) "Ey Rabbim! Doğrusu biz Firavun'un, bize karşı aşırı gitmesinden, yahud taşkınlığını artırmasından endişe ediyoruz" diye Allah-u Teâla'ya dua ettiler. Yüce Allah: "Korkmayınız! Çünkü ben sizinle beraberim. Ben (her şeyi) işitirim, görürüm! Hemen gidiniz ve ona söyle deyiniz. " Biz Rabbinin iki elçisiyiz, artik İsrailoğulları'nı bizimle gönder. Onlara işkence etme! Biz sana Rabbinden, hakiki bir âyet getirdik selam (ve selamet) doğruya tâbi olanlaradır. Bize, şu hakikat vahy olundu ki: hiç şüphesiz azab yalanlayanların ve yüz çevirenlerin üzerinedir" (Tâhâ, 20/45, 48 âyetler ) buyurdu.
Bunun üzerine, Hz. Musa ve Hârun geceleyin Firavun'un yanına gittiler. Kapıyı çaldılar. Firavun kapının açılmasından dehşete düştü. Hz. Musa ve Hârun, Firavun'a kendilerinin Rabbûlâlemin olan Allah'ın elçileri olduklarını, kendisini dine davet etmek için geldiklerini söylediler. Firavun "Ben sizin en yüce Rabbinizim " (en-Nâziât, 79/24) diyerek onları reddetti. Hz. Musa'ya vahyedildi. "Kullarımla geceleyin yola çık. Onlara denizde kuru bir yol aç. Size yetişmelerinden korkma" (Tâhâ, 20/77 âyet ) buyruldu. Bu iki peygamber İsrailoğulları'nı geceleyin yola çıkardılar. Bu durumdan haberdar olan Firavun ve askerleri onları izledi. Hz. Mûsâ, Hârun ve İsrailoğulları, denizi geçerek kurtuldular. Firavun ve askerleri de denizde boğuldular. İsrailoğulları Tih sahrasına geldiler. Rızık olarak kendilerine kudret helvasi, bıldırcın kuşu verildi (Bakara, 2/57 âyet); onlar itirazlarını sürdürdüler. "Biz bir çeşit yemeğe dayanamayız. Bizim için Rabbine dua et de bize toprağın bitirdiği sebzeden, acurdan, sarımsaktan, mercimekten ve soğandan çıkarsın" (Bakara 2/61 âyet ) dediler. Musa peygamber, onlara öğütler de bulundu. Tûr dağına çağrıldığında ağabeyi Harun'u kendi yerine vekil bıraktı. İsrailoğulları Mısır'dan çıkarken altınlarını, gümüşlerini de yanlarına almışlardı. Hz. Musa (a.s)'in Tur'a gitmesiyle İsrailoğulları'nın münafıklarından Sâmiri bu altınları topladı ve bir kapta eriterek bir buzağı yaptı. Gönüllerinde yatan putçuluğu bir türlü tepeleyemeyen bu kavim buzağıya tapmaya başladı. Hz. Hârun, onlara öğütlerde bulundu. "Ey kavmim! Bununla imtihan edildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman olan Allah'tır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" (Tâhâ, 20/90 âyet ) buyurdu. İsrailoğulları, Hz. Hârun'u dinlemediler. "Musa, bize dönüp gelinceye kadar, biz o buzağıya tapmaya devam edeceğiz" (Tâhâ, 20/91 âyet) dediler. Hz. Musa, Tûr Dağı'ndan döndüğünde kavminin buzağıya tapmakta olduğunu gördü. Buna çok üzüldü. Ağabeyine kızdı. "Ey Hârun ! Onların saptıklarını gördüğün zaman ona uymaktan seni alıkoyan nedir? Emrime isyan mı ettin?" (Tâhâ, 20/92-93 âyetler ) dedi. Hârun Peygamberin yakasına yapıştı. Hârun Peygamber; Hz. Musa'ya İsrailoğulları'nın kendisini dinlemediğini anlattı. Musa peygamber öfkelendi ve Samiri'yi kovdu. Allahu Teâla, Musa'ya Hârun'u vefat ettireceğini, onu dağa getirmesini bildirdi. Hz. Musa, Hz. Hârun'un elinden tutarak dağa çıktılar. Hârun'un Sibr ve Şibbir adındaki oğulları da yanlarındaydılar. Dağın üzerinde görülmemiş güzellikte bir ağaç, yapılmış bir ev, evin içinde bir sedir, sedirin üstündeki yataktan misk gibi bir koku geliyordu. Hz. Musa ile birlikte Hârun yatağın üstüne yattılar. Allahu Teâla Hârun (a.s)'un ruhunu bu halde iken aldı, sonra ağaç kayboldu, ev ve sedir semâya yükseldi. Hz. Musa, Hârun (a.s)'un cenaze namazını orada kılarak onu dağa defnetti. Yahudiler bu dağa Tûr-u Hârun adını vermişlerdir.
Hicaz'ın kuzey batısındaki dağlık Medyen ve Eyke halkını aydınlatmak üzere görevlendirilen Şuayb Peygamber hatipliği ile tanınır. Hz. İbrahim'in 3. Eşi Kanturah'dan olma oğlu Midyen soyundan gelmiş olup, annesi de Hz. Lût'un kızıdır. Ayrıca Hz. Musa'nın kayınpederi olup, Safura'nın babasıdır. 7. A'raf Suresi 85-87 âyetlerde de bahsedilmektedir.

Tevrat'ta belirtilen 10 emiri halkına iletmiştir. M.Ö. 1600 yıllarında Hz. Yusuf önderliğinde Mısır'a yerleşen Yahudiler zamanla çoğalmış ve tehlikeli bir stratejik bir durum hasıl olmuştur. Hz. Musa konusunda bkz. A'raf Suresi, 159 "Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır."; Araf Suresi, 109-110'da Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür. "Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?" ; Şuara Suresi, 60-61'de (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler. ; Şuara Suresi, 62-66 (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. ; A'raf Suresi, 138 Ey Musa, onların ilahları gibi sen de bize bir ilah yap.' O: 'Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz.' dedi. ; Bakara Suresi 2/61 Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın"¦ Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi: (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.; Maide Suresi, 21 Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı kutsal yere girin ve gerisin geri arkanızı dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz.; Maide Suresi, 24, 26 İsrailoğulları'nın ise, Hz. Musa'ya cevabı şöyle olmuştur:Dediler ki: "Ey Musa, biz orada onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız." (Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde şaşkınca dönüp dolaşıp duracaklar. Sen de o fasıklar topluluğuna karşı üzülme.
İsrailoğulları'na (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Hz. Üzeyr 'in adı Kur'an-ı Kerim'de Tevbe Suresi 9/ 30-31'de geçmektedir. Fakat İslâm'a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır. İbranice'de Üzeyr kelimesinin karşılığı "Azra"dir. Tevrat'in bu dildeki nüshasında böyle geçmektedir. Harun Peygamber'in neslinden gelmektedir. Rivâyete göre, yüce Allah İsrâiloğulları'nın elinde bulunan Tevrat'ı onlardan aldı. Tevrat'ın içinde bulunduğu sandığı kaybettiler. Aynı zamanda Tevrat zihinlerinden de silindi. İsrailoğulları buna çok üzüldüler. Bilhassa Üzeyr (a.s) Allah'a çok ibadet etti; O'na yalvarıp yakardı. Allah'tan inen bir nur, onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat'ı hatırladı. Ondan sonra Tevrat'ı yeniden İsrailoğulları'na öğretti. Daha sonra Tevrat'ın içinde bulunduğu sandık bulundu. Bunun üzerine Hz.Üzeyr'in öğrettiğinin aslına uygun olduğunu gördüler
Taberi'ye göre: "Lehrasp'ın yerine oğlu Beştasep geçti. Esfiman oğlu Zerdüşt onun hükümdarlığının 30. yılında zuhur ederek peygamberlik iddiasında bulunmuştur. Rivayete göre Zerdüşt vahiy iddia ettiği kitabını hükümdara takdim etmiş, o da bunu 12.000 öküz derisi üzerine altınla yazdırdıktan sonra Derbişed adlı bir yerde muhafaza etmiştir...Zerdüşt, Beştasep'a Türk Hakanı ile arayı bozmasını, barış şartlarını yerine getirmemesini tavsiye etti... Bu arada Türk Hakanı Huzurasp, Belh üzerine yürüdü. Beştasep kaçarak Fars civarında bulunan Tamider kalesine sığındı... Oğlu İsfendiyar'ı hükümdarlığı ona bırakacağını vaat ederek Türkler üzerine saldırttı. İsfendiyar Türkler' i yendi. Ancak Beştasep, onu Rüstem'e gönderdi. Rüstem de İsfenderiyar'ı öldürdü... Beştasep, Zerdüşt fikirlerini açıklayıncaya kadar Sabii idi." (Taberi, sf. 813-819) .

II.Babil Kralı Nebukadnesar (MÖ 605-562) zamanında yaşadığı belirtilen Hz. Danyal'dan, ''Yahudileri, Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmış peygamber'' olarak zikredilir. M.Ö. 606'da doğup, Babil'e esarete giden Danyal Nebi makamı günümüzde Tarsus'ta Danyal Nebi Camii'nde bulunmaktadır.
İsrâiloğulları'na gönderilen peygamberlerdendir. İsmi Zekeriyya bin Âzam bin Müslim bin Sadun olup, soyu Hz. Süleyman'a ulaşır. Hz. Yahyâ'nın babasıdır. Hz. Mûsâ'nın getirdiği dinin emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etti. Hz. Zekeriyya , İsrâiloğulları'nın peygamberi olduğu gibi, aynı zamanda onların bilgini, reisi ve danışmanı idi. Hayatını marangozlukla kazanırdı. Hz. Zekeriyyâ zamânında Şâm vilâyeti Batlamyüsilerin elindeydi. Onlar Kudüs'te bulunan Beyt-ül-Makdis'e hürmet ederlerdi. Beyt-ül-Makdis mâmur olup gece ve gündüz orada ibadet edilirdi.
Hz. Zekeriyyâ, İmrân bin Mâsân isminde bir dostunun kızı olan Elisa (İşa) ile evlendi. Elisa ile Hz. Meryem kardeş olup babaları İmran idi. İmrân, önce Elisa'nın annesi ile sonra bunun başka erkekten olan kızı Hunne ile evlenmişti. Hz. Meryem'in annesi olan Hunne; "Cenâb-ı Hak bana bir oğul ihsân ederse Beyt-ül-Makdis'e hizmetçi yapacağım." diye adakta bulundu. Kızı oldu. Adını Meryem koydu. Hz. Meryem doğmadan önce babası İmrân vefat etti. Hunne kızı Meryem'i teslim etmek üzere Beyt-ül-Makdis'e götürdü. Orada bulunan âlimlere niyetini anlatıp nezrinin kabulünü rica etti. Meryem, Beyt-i Makdis'e kabul edildi. Fakat Meryem'in kimin himayesinde kalacağı hususunda Beyt-i Makdis hizmetçileri olan âlimler arasında anlaşmazlık oldu. Hz. Zekeriyyâ; "Çocuğu himâyeme ben alacağım. Akrabalık yönünden çocuğa en yakın benim." dedi.
Hz. Zekeriyyâ, Hz. Meryem'i evine götürdü. Onu hanımı Elisa büyüttü. Sonra da Hz. Meryem için Beyt-i Makdis'te yüksek bir oda yaptırdı. Hz. Meryem, bu odada hem Allah-u teâlâya ibâdet etti, hem de Hz. Zekeriyyâ'dan Tevrât okudu. Hz. Zekeriyyâ, ona her gün yiyecek getirir, ibâdetten bir şey öğretirdi. Bir kış günü odasına girdiğinde önünde dünya yiyeceklerine benzemeyen türlü türlü nimetler gördü. Nereden geldiğini sorduğunda; "Allah-ü Teâlâ tarafından geliyor." diye cevap verdi. Bu yiyecekler Allah-u teâlânın kudretinden Hz. Meryem'e verdiği bir kerâmetti.
Hz. Zekeriyyâ, 99 veya 120 yaşına geldiği halde neslini devam ettirecek bir evlâdı yoktu. Hanımı da zâten çocuk doğurmuyordu ve 98 yaşındaydı. Gerek Hz. Zekeriyyâ'nın, gerekse hanımının çocuk sâhibi olma yaşları geçmişti. Fakat içine bir evlat sevgisi düşüp kendisine sâlih bir evlat ihsân etmesi için Allah-u teâlâya duâ etti; "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı, Rabbim !. Sana yalvarmaktan dolayı herhangi bir şeyden mahrum kalmadım. Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakup oğullarına mirasçı olsun! Rabbim! O'nun, senin rızanı kazanmasını da sağla!" (Meryem,19/4,5,6), "Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet !" (Âli İmrân, 3/38), "Rabbim! Beni tek başıma bırakma! Sen varislerin en hayırlısısın" (Enbiyâ, 21/89). "Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" (Meryem, 19/7), "Mihrapta namaz kılmaya durduğu sırada, hemen melekler ona şöyle seslendi: "Haberin olsun! Allah sana Yahya adlı çocuğu müjdeliyor. O, Allah'tan gelen bir kelimeyi (İsâ'yı) tasdik edecek, milletinin efendisi olacak, nefsine hakim bulunacak ve salihlerden bir peygamber olacaktır" (Âli İmrân, 3/39).
Müddet tamam olunca Hz. Zekeriyyâ'nın oğlu Hz.Yahyâ dünyâya geldi. Hz. Yahyâ'nın doğumu ile, Hz. Zekeriyyâ ve ailesi sevince gark oldular. Hz. Yahyâ'dan altı ay sonra Hz. İsa dünyaya geldi. İsrâiloğulları, Hz. İsa beşikteyken Allahü teâlânın kudretiyle konuşmasına rağmen, onun babasız dünyaya gelmesiyle ilgili olarak Hz. Zekeriyyâ' ya iftira ettiler. Hz. Zekeriyyâ'yı şehit etmek üzere aramaya başladılar. Yahûdilerin iftiralarını ve kendisini öldürmek istediklerini haber alan Hz. Zekeriyyâ; "Takat getirilemeyen şeyden uzaklaşmak, peygamberlerin sünnetidir." kâidesince Yahûdilerin bulundukları yerden uzaklaştı. Yahûdiler, onu yakalamak için peşine düştüler. Hz. Zekeriyyâ, Beyt-ül-Makdis yakınlarında ağaçlı bir bahçeye girdi. Bir ağacın yanından geçerken ağaç: "Ey Allah'ın peygamberi! Bana gel" diye seslendi. Ağaç, yarıldı ve Hz. Zekeriyyâ, içine girdi. Sonra kapandı ve onu gizledi. İsrâiloğulları, Hz. Zekeriyyâ'nın izini tâkip edip nereye gittiğini anlayamadılar. O sırada mel'ûn İblis (şeytan) gelerek onlara; "Bu ağacı bıçkı ile kesin, burada ise meydana çıkar. Yoksa ne kaybedersiniz." dedi. Kâfirler o ağacı biçerek Hz. Zekeriyyâ'yı şehit ettiler. Hz. Zekeriyyâ'nın türbesi Halep'tedir.
Halep Hz. Zekeriya Camii: Cami, Emevi Halifesi Süleyman Bin Abdulmelik tarafından inşa edilmiş. Yapımında civar kalelerden getirilen Halebe özgü taşlar kullanılmış. Moğol İmparatoru Timurlenk Halep'i işgal edince Camiyi harabeye çevirmiş ve içindeki her şeyi yakmıştır. Moğol ordusu çekildikten sonra yenilenmiş ve eskisinden daha da ihtişamlı olmuştur. 1516 yılında Halep yakınlarında Osmanlılarla Memluklular arasında meydana gelen Mercidabık savaşından sonra Osmanlı Sultanı Yavuz Selim ilk iş olarak bu camiye gelmiş ve iki rekat şükür namazı kılmıştır. Caminin hatibi Yavuz Sultan Selim adına hutbe okumuş ve kendisine iki kutsal yerin hamisi anlamında "Hami El Harameyn" unvanını koymuştur. Ancak Yavuz, buna müdahale etmiş ve "Hadimül Harameyn" yani iki kutsal yerin hizmetçisi olarak değiştirmiştir.
420-438 yılları arasındaki Sâsani hükümdarı Behrâm Gûr bin Yezdicerd bin Berâm Şâpur. M.S.420'de babasının ölümü üzerine Hire'den gelip tahta geçen Behrâm Gûr, önceleri Hıristşyanları bası altına aldı, daha sonra ülke menfaatlerini düşünerek toleranslı davrandı. 427'de Akhunlar'ı Rey'de yendi.Türkler'i Ceyhun Nehri'nin diğer yakasına atılmasından dolayı kardeşi Nersi Merzübân-ı Kuşan unvanı ile Horasan valiliğine atadı. Hüseyin Perviz ve Enuşirvan gibi büyük hükümdarlar arasında yer alan Behrâm Gûr'dan sonra tahta II. Yezdicerd geçmiştir.
Yemen, Habeşistan Krallığına bağlı bir valilikti. Kısa boylu, şekilsiz, hilekâr ve ihtiraslı biri olan vali Ebrehe, eyaletinde yaşayan Arapların her sene akın akın Kabe'yi ziyaret için Mekke'ye gitmelerine sinirleniyordu. Bu sebeple, bu koyu Hıristiyan, San'a şehrinde devrin en namlı mimar ve ustalarına gayet süslü gösterişli büyük bir kilise yaptırdı ve ismini "Kuleys" koydu. Bunun ardından da Habeş Kralı'na mektup yazarak Arapların şimdiden sonra hac için ancak Kuleys'i ziyaret edebileceklerini; Mekke'ye gitme maksadıyla hiç kimseye izin vermeyeceğini zira bu yüzden ülkesinin büyük maddi zararlara uğradığını bildirdi. Bu engelleme, Yemen'li Arapları fena halde öfkelendirmişti. Nukayl isminde bir yerli, Kuleys Kilisesi'ne girerek orada ibadet ediyormuş gibi üç gün-üç gece kaldıktan sonra kimsenin olmadığı bir zamanda, içeriyi harabeye çevirdi ve kayıplara karıştı. Ebrehe ağır bir hakarete uğramıştı. Bir grup Arabın kaza sonucu çıkardığı yangınla kilisenin tahta bölmeleri de yanınca vali, iyice küplere bindi. Ebrehe'nin intikam kararı işitilmemiş cinstendi. Kabe'yi yıkıp yerle bir etmek, enkazı fillerle Yemen'e taşımak ve Mekkelileri esir almak için dört bin fil ve üç yüz bin Habeşliden kurulu ordusu ile harekete geçti. Tam bu sırada hiç beklenmedik bir şey oldu. "Mahmude" adlı beyaz fil Mekke üzerine yürümüyordu. Hâlbuki Ebrehe, her harpte olduğu gibi bu defa da büyük işler başaracağını ümid etmişti. Hayvanı dövmelerine, üstünde değnekler kırmalarına, her yolu denemelerine rağmen adım attırmadılar. Yemen ordusu bu mücadelede iken gökyüzü "Ebabil" denilen ve bu bölgede daha önce görülmemiş siyah renkli, yeşil boyunlu, ufak gagalı, uzun ayaklı dağ kırlangıçları ile doldu. Kuşların gagaları ile ayaklarında nohuttan küçük mercimekten büyük taşlar vardı. Kafileler halinde gelerek önce Kâbe-i Şerif'in etrafında uçup tavaf yaptılar, sonra düşmanı taş yağmuruna tutmaya başladılar. İstilâcı ordu, başta Ebrehe olmak üzere Yemen'e doğru geri çekildiler ve Ebrehe savaşı kaybetti.
Hz. Abbâs ibn Abdulmuttalib; Hz. Peygamber'in amcası olup, künyesi Ebu'l-Fazl'dır. Babası Abdulmuttalib, annesi Nuteyle'dir. Abbas, Rasûlullah'dan bir iki yaş büyüktü. Rasûlullah çocukken annesi ölünce dedesi Abdulmuttalib'in himayesine geçtikten sonra Abbas'la çocuklukları beraber geçti. Gençliğinde Hz. Abbas ticaretle uğraşıp, zengin oldu. Araplar arasında Kâbe'ye hizmet büyük bir şeref sayılırdı. Kâbe hizmetleri Kureyş'in ileri gelenleri arasında bölüşülmüştü. Hz. Abbas da sikâye görevini yapıyordu. Hac günlerinde Abbas ile kardeşleri Zemzem kuyusundan su çekerek hacılara dağıtırlardı. Hz. Abbas su dağıtma görevini İslâm'dan sonra da sürdürdü. Peygamberimiz Veda Haccı'nda Zemzem kuyusunun başına gelip Hz. Abbas'tan su istemiştir.
549-619 veya 623.Hz. Ali'nin babası, Hz. Muhammed'in de amcasıdır.
08.06.632-23.08.634.
23.08.634-03.11.644.
03.11.644-17.05.656.
17.05656-27.01.661.
Emevilerde iktidara Hişam bin Abdülmelik'in gelmesiyle Hz. Hüseyin'in torunlarından Zeynelabidin'in oğlu Zeyd, Hişam'a biat etmeyerek isyan etmiştir. Bu isyana Zeydi isyanı denmiştir. Zeydiler esas olarak Mutezileye yakın bir söylem içinde klâsik Sünniliğe en yakın Şii söylemini benimsemişlerdir. Yani Hz. Ali'nin daha üstün olduğunu kabul etmekle birlikte Hz. Ebubekir ve Hz. Osman'ın halifeliğini kabul etmektedirler. Burada daha üstü varken daha alttaki halifeye biat edildiğine bakılırsa, onu kabul etme noktasında bir uzlaşmaya gidilmiştir. Zeyd'in Hişam'a karşı biat etmeyerek imamlığa ve halifeliğe davet çıkarması hedef olmasına neden olmuştur. Zeydilere göre Caferilerden en büyük farkları olarak "imam imamlığını ilan etmelidir. Yani davet çıkarmalıdır. Davet çıkarmaksızın imamlığı kabul edilmez." Bu anlamda devrimci bir tavırla takiyye yapmaksızın iktidara talip olunmaktadır. Yine çok kanlı bir savaştan sonra Kûfeliler tıpkı Hz. Hüseyin'e yaptıkları gibi Zeyd'i de yalnız bırakmışlardır. Zeyd, 300 kişilik grubuyla büyük bir savaşa girmiş ve bu savaşta katledilmiştir. Peygamberin torunu olan bu kişinin cesedi hurma ağacına asılarak sopalanmış ve daha sonra yakılarak külleri rüzgara serpilmiştir. İşte bu zulümden sonra Zeyd'in oğlu Yahya Horasan'daki Türkler'e dayanarak ayaklanmış, Yemen'deki torunu İbrahim de Yemen'de ayaklanmıştır.
Cafer-i Sadık'ın annesi Ümmü Ferve, babası beşinci İmam Muhammed Bakır'dır. 699 veya 702'de Medine'de dünyaya gelmiştir. Emevilerin ortadan kalkması ve Abbasilerin ortaya çıkması Cafer-i Sadık zamanında olmuştur. Ayaklanma hareketinin devam ettiği sırada, Ehl-i Beyt bendelerinin başında bulunan Eba Müslüm (Teberdar) Horasan'i İmam Cafer Sadık'a özel bir elçi göndererek, Halifeliği kabul etmesini istemiştir; fakat ondan red cevabı almıştır. Kabul etmeyişinin sebebi, Emeviler döneminde olan zulümlerin, Abbasi Hükümdarlığı döneminde de aynı zulümlerin devam etmesinden dolayıdır. İmam Cafer-i Sadık, saltanat sahiplerinin kendisine sunduğu bütün teklifleri red ederek bu arada binlerce insana ilmi toplantılar düzenlemiş ve dersler vermiştir. İmam Cafer-i Sadık, öğretmenliğinin yanı sıra, ahlaklı-faziletli kişiliği ile de kendisiyle tanışan insanları etkiliyordu. Onunla tanışan, onun derslerine, sohbetlerine katılan bir çok insan, onun etkisinde kalmış, bilgisinden, davranışlarından feyz almıştır. O dönemin saltanat sahipleri iktidarlarını tehlikeye düşürmemek için, İmam Cafer-i Sadık ile yetiştirdiği öğrencileri ve ilim adamlarına karşı kin güderek baskı uyguluyorlardı. Sonunda onu zehirletip şehit ettiler (766), İmam Cafer-i Sadık şehadetinden sonra da, bıraktığı ilmi eserlerle Alevilere günümüze kadar yol gösterici oldu.
Muhammed Ekber; Hz. Ali ile Hz. Fatma'nın en küçük erkek çocukları olup, Hz. Muhammed'in torunudur. Lâkabı Muhsin'dir. 2. Halife Hz. Ömer'in, Hz. Ebu Bekir için zorla biat almak üzere Hz. Ali'nin evine düzenlediği baskında kapının üzerlerine devrilmesiyle, Hz. Fatma'nın kucağındaki Muhammed ekber ezilerek 40 günlükken şehit olur.
Ebu (Eba) Müslim Horasani, büyük bir ihtimalle Isfahan veya Rey'de 718-719 yıllarında doğmuştur. Ebu Müslim bir köledir. Türk veya Fars olabilir. Birçok halk Ebu Müslim'in kendi ırklarından olduğunu iddia etmiştir. Horasanın Kutsal Baltası olan Ebu Müslim, İmam Muhammed bin Ali ile Mekke'de görüşüp, İmam bin Ali'nin 743'de vefatı üzerine yerine geçen İmam İbrahime takdimi üzerine Horasan'a ihtilâl hazırlamak üzere gönderilir. Abbasilerle işbirliği yaparak Emevi iktidarını yıkılmasına sebep olur. Doğruları için, değerleri için, hiç bir fedakârlıktan kaçınmayan Ebu Müslim, tartışmasız bir şekilde önderi olduğu ihtilalin merkez yönetimini eline geçiren Abbasi ailesinin verdikleri sözlerin durmamışlar, Ebu Müslim onlarla da mücadele etmiş, neticede Halife tarafından pusuya düşürülerek 24 Şaban 137 H./ 12.02.755 M. tarihinde öldürttürülmüş ve cesedi Dicle Nehri'ne atılmış, sebep olarak emre itaatsizlik gösterilmiştir.
Hz. Muhammed'in amcası Abbas'ın soyundan, Abbasi Devleti'ni kuran ve ilk halife olan Ebu'l Abbas es-Seffah' ın da kardeşidir. Abbasilerin Emevilere karşı sürdürdükleri çekişmede rol aldı. Vasıt Kalesi'nin kuşatılmasına komuta etti. Abbasi Halifeliği'nin kuruluşundan sonra doğu eyaletlerinin yönetimini üstlendi. Kendisinden önceki halife es-Seffah'ın 754²te ölümü üzerine halife seçildi. Ancak amcalarından Abdullah bin Ali bu seçime karşı koyarak ayaklandı. Üzerine o dönemin ünlü komutanı Ebu Müslim Horasani gönderildi. Nusaybin yakınlarında yapılan savaşı yitiren Abdullah bin Ali, Basra'ya kaçtıysa da burada tutuklanarak hapsedildi ve öldürüldü. Ebu Müslim Horasani'yi de ortadan kaldırınca genel bir hoşnutsuzluk ve bir dizi ayaklanma doğdu. Haricilerin el-Cezire'de başlattıkları ayaklanmayı, Ravendi ve Alevilerin ayaklanmaları izledi. Şiddet kullanılarak bu ayaklanmalar da bastırıldı. Kûfe yakınlarındaki başkent Haşimiyye'yi Halit Bermeki'nin önerisi üzerine Bağdat'a taşıdı. Kent kısa sürede bayındır bir duruma getirildi ve tüm ortaçağ boyunca Doğu dünyasının en parlak kenti oldu. Abbasi İmparatorluğu'nu genişletmek amacıyla Deylem ve Teberistan üzerine başarılı seferler düzenledi (764). Böylece İran'ın batı kesimi Abbasi topraklarına katıldı. Bizans sınırında bulunan Malatya ve Tarsus kaleleri yapılarak sınır güçlendirildi. Yirmi bir yıllık halifeliğinin son dönemlerinde hazineyi zenginleştirmeye çalıştı. Hac yolunda hastalandı ve Mekke yakınlarında öldü. Yerine oğlu Mehdi halife oldu.
Ömer bin Abdülaziz Emevi halifelerinin sekizincisi ve Mervân'ın torunudur. 60 H./ 679 M.'de ya'ni Muâviye'nin vefatı yılında Medine'de (bazı kaynaklara göre de Mısır'da) doğdu. Sünni Müslümanlar arasında gelen halk hatıralarına göre Ömer bin Abdülaziz in İkinci Halife Ömer bin Hattab'ın torunudur. Buna göre Ömer bin Hattab halkın ne düşündüğünü öğrenmek için tebdilli olarak gezmekte iken, süt satan bir genç kızın annesinin süte su karıştırması emrini dinlemediğini ve ona bundan dolayı serzenişlere geçtiğini görür. Ertesi gün kızın bu fikirde ısrar edip etmediğini kontrol etmek için bir memurunu göndererek sütçü kızdan süt satın aldırır ve sütün içine yine su karıştırmadığını görür. Ömer bin Hattab kızı ve annesini halifelik evine çağırır ve aralarındaki anlaşmazlığı duyduğunu söyler. Sütçü kızı ödüllendirmek için ona kendi oğlu Asım ile evlenmeyi kabul etmesini istediğini bildirir. Kız bunu kabul eder ve bu evlilikten çiftin Leyla adını verdikleri bir kızları olur. İşte Ömer bin Hattab'in torunu Leyla Ömer bin Abdülaziz'in annesidir. H.99/ 717 M.de halife olan amcası oğlu Süleymân bin Abdülmelik vefat edince, halife oldu. Bu o zamana kadar babadan oğula geçen Emevi halifelik geleneklerine aykırı olduğu için, halifelik görevine seçimle geldiği büyük bir ihtimaldir.
Muhammed ibn Tahir 862 'den 873' kadar Horasan'ın valisi oldu, 890 M. öldü.
Hârûn er-Reşid olarak bilinen meşhur Abbasi Halifesinin asıl adı "er-Reşid" Hârûn bin Muhammed el-Mehdi ibn-i Ebû Câfer el-Mansûr,( 17 Mart 763 - 24 Mart 809) beşinci ve en tanınmış Abbasi halifesidir. 763'de babası Mehdi'nin o zaman bulunduğu İran'da bulunan Rey şehrinde doğdu. 786'da halife olan kardeşi Hadi'nin ölmesi üzerine Halifeliğe geçti. Hayatının çoğunu Bağdat'ta ve hilâfetinin sonlarında yerleştiği Rakka şehrinde geçirdi. 24 Mart 809'da Horasan'da Tus şehrinde öldü ve orada toprağa verildi. Harun Reşid'in halifelik döneminde Abbasiler çok büyük askeri, siyasal, kültürel ve bilimsel gelişmeler kaydettiler.
Sultan Osman Gazi; 1288- ?.04.1360 Bursa, 36 yaşında tahta çıktı, 36 yıl saltanat sürdü.
Sultan Berkuk'un tam adı Melikü'z-zahir Seyfeddin El-Osmani El-Yulbuğavi Berkuk. Çerkes Kasa kabilesinden olup, Küçük yaşta tutsak edildi ve 1362'de Mısır'a götürülerek Emir Seyfeddin Yulbuğa el-Umari'ye satıldı. Onun yanında asker olarak yetişti. Azat edildikten sonra Memlûk Sultanı Zeyneddin Şaban'ın (hükümdarlığı 1363-76) hizmetine girdi. Tablhane emirliğine kadar yükseldi. Tahttan indirilen Zeyneddin Şaban yerine daha 10 yaşında olan Alâeddin Ali Memlûk Devleti tahtına çıkartıldı. Berkuk, Türk asıllı diğer bir kölemen emir Barça ile birlikte küçük sultana taht naibi-atabeg seçildiler. Fakat iki taht naibi arasında kıskançlıkla çekişmeler başladı. 1381 başında Berkuk birlikte tahta naipliği yaptığı Barça'yı tutuklatıp idam ettirdi. Bunun üzerine Barça'nın ve onu tutan emirlerin kölemenleri Kahire'de ayaklandı. 5000 kadar kölemenden oluşan bu isyancılar grubu şehrin içine dağılmışlardı, ama kendi kölemenleri ile merkezi Kahire kalesinde bulunan Berkuk bu isyanı bastırıp isyancıları öldürmeyi başardı. 1382'de Alâeddin Ali'de aynı Memlûklu emirleri kliğinin bir devlet darbesi ile tahttan indirildi ve yerine küçük kardeşi Zeyneddin Hacı geçirildi. Fakat Memlûklu emirlerinin yaptığı bir toplantıda devletin başının daha yetişkin ve tecrübeli bir kişi olması savunuldu. 22 Kasım 1382de Berkuk "Zâhir Seyfeddin Berkuk" lakabı ile Memlûklu Devleti Sultanı olarak tahta çıktı. Burci hanedanının ilk Memlûk hükümdarıdır. Bağdad'ı eline geçiren Timur'dan kaçmış olan Sultan Ahmed bin Uveys'e de mültecilik hakkı tanıdı. Berkuk 1395'de büyük bir Memluklu ordusu ile Timur üzerine sefere Suriye'de önce Şam sonra da Halep üzerine yürüdü. Fakat Timur bu arada kuzeye çekilmişti. Berkuk Timur'un ordusundan Suriye'de kalanları elimine etti ve Kasım 1395'de Kahire'ye döndü. Berkuk 10.06. 1399'da Kahire'de öldü. Mezarı Kahire'deki büyük "Kuzey Mezarlık"da bulunan Memlûk Sultanları türbelerinden biri arasındadır. Yerine büyük oğlu Farac Memluk Sultanı olarak tahta geçti.
Ömer Şeyh Mirza ;Timur'un üçüncü oğlu Miran Şah'ın torunlarından Fergana Valisidir. Eşi ise Cengiz Han'ın torunlarından Yunus Han'ın kızı Kutluğ Nigâr Hanım'dır. Doğduğunda Timurlu hanedanı Orta Asya'nın küçük bir bölgesine hükmetmekteydi. 1494'de vefat etmiştir. Oğlu, Zāhir ad-DÄ«n Muhammad Bābür adıyla bilinen adıyla Bāburşah (1402.1483 “ 26.12.1530) Babür İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarıdır.
1360 Edirne- 09.03.1403 Akşehir ( zehir içerek), 13 yıl 1 ay saltanat sürdü.
Sultan Orhan; 1288- ?.04.1360 Bursa, 36 yaşında tahta çıktı, 36 yıl saltanat sürdü.
Sultan Murad;1326 Bursa- ?.06.1389 Kosova- şehit. 29 yıl 2 ay saltanat sürdü.
Şahruh Mirza; 30.08.1377 “ 12.03.1447) Timur İmparatorluğu'nun 2. sultanıdır. Müslüman'dır. Şahruh, daha çocukluk yıllarında çok okuyan bilimle, sanatla uğraşan akıllı bir prenstir. Diğer prenslerin aksine gençlik yıllarında siyasi çekişmelerden uzak durmuş ve ordu işlerine fazla karışmamıştır. Timur, Şahruh'u çok sevmesine rağmen ordu işlerine ilgisizliğinden dolayı Şahruh'u veliahdı ilan etmemiştir. Timur, 1405 yılında Çin seferi sırasında ölmüştür. Ölmeden önce veliahdını açıklayan Timur, tahtı oğlu Pir Mehmet'e bırakmış ve kararlarına uyulması konusunda yanında bulunanlara yemin ettirmiştir.Fakat iktidar kavgası Timur ölür ölmez alevlenmiş ve Timur'un torunu Prens Halil isyan ederek Semerkand'a Pir Mehmet'ten önce ulaşmış ve hükümdarlığını ilan etmiştir.Bunun üzerine devlet prensler arasında paylaşılma noktasına gelmişse de Timur'un oğlu Şahruh, Semerkand'ın yönetimini ele geçirmiş ve merkezi otoriteyi tekrar sağlamıştır. Hükümranlığı döneminde fetih hareketlerinden çok sistemin oturtulması üzerine çalışan Şahruh döneminde bilim ve sanat büyük bir sıçrama göstermiştir. Bu gelişmeler oğlu Uluğ Bey döneminde devam etmiş ve Ali Kuşçu gibi bilim adamları Timur Devleti'nde yetişmiştir.
Salih Ismail el-Melik (1163“1181) Şam emiri ( 1174 ) olup, oğlu Nureddin Zengi'dir.
Babür Mirza, asıl adı Ebü'l Kasım Babür Mirza bin Baysungur Bey ( 1449-1457)
Fatih Sultan Mehmet, 30.03.1432 Edirne-03.05.1481 Gebze ( Hünkâr Çayırı ) , 32 yıl saltanat sürdü. 1437-1439 Amasya Valiliği, 1439-1444 Manisa Valiliğinde bulundu.
Akşemseddin'in ( 1389-1459) asıl adı Mehmed Şemdeddin'dir. Tasavvuf erbabından Şeyh Şehabeddin Sühreverdi'nin torunlarından olan Şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam 'da doğmuştur. Akşemseddin'in soyu, baba tarafından 15. batında Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Samsun'un Kavak kazasına yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. İran, Şam, Haleb'i gezdikten sonra, Ankara'da Anadolu'yu aydınlatanlardan büyük Türk düşünürü Hacı Bayram-ı Veli'ye intisap etti, daha sonra Beypazarı, İskilip , Göynük'te karar kıldı. Fatih Sultan Mehmed'in dostu ve hocası oldu. İstanbul'da Fatih'in dizinin dibinde kalmadı¦
Melik Şah-ı Selçuki ( 1055-1092) ; Asıl adı, Sultan Celalü'ldevle ve'd-din Muizzuddin Ebu'l Feth Melikşah'tır. Babasının adı , Ebül'l Feth Es-Sultânu'l- âzam Sultânu'l- âlem, Şehinşâh-i'dir. Çocuklarının isimleri ise, Berkyaruk, Muhammet Tapar, Ahmed Sencer'dir. Melikşah avlanmayı sever ve âlimleri korurdu. Gazali, Kaşgarlı Mahmud ve Ömer Hayyam gibi alım ve şairleri himaye etti. Hükümdarlık döneminde 1072-1092) Büyük Selçuklu Devleti en geniş sınırlarına ulaştı. Doğu Karahanlılar, Karahitaylar, Batı Karahanlılar ve Harzemşahlar devletlerini yıktı. Sınırlar Anadolu'dan Umman'a Kafkaslar'dan Hindistan önlerine uzandı. Melikşah'tan sonra Selçuklular eski gücüne kavuşamadı. Devrin en önemli kişileri arasında Ömer Hayyam bilim ve Nizamülmülk siyaset dalında bulunur.
17.09.1136-12.03.1160
Sultan Alâeddin Keykubad 1220-1237.
Sultan Alâeddin'in oğlu Sultan Celâleddin Harezmşah, 1215-1220'de Gazne Atabeyidir. Afganistan'da Moğollara mücadele vererek güneye çekilmiş ve İndus Nehrini geçerek Hindistan'a girmiştir. Cengiz Han Moğolistan'a döndükten sonra Celâleddin İran'a dönüp Irak'tan Azerbaycan bölgesine girmiş ve 1225'te Atabeyliklerinden İldenizlileri yok ederek Tebriz'i almıştır.10.08.1230'da Erzincan Yassıçemen Meydan Muharebesinde Sultan Alâeddin Keykubad'a yenildi ve geri çekildi. Hazremşahlılar Moğollar tarafından yıkıldı.

Ebû Said Mirza Han, Timur'un torunlarından Muhammed bin Mirânşah'ın oğludur. 1424'de doğdu, babasının vasiyeti gereği Uluğ Bey'in yanında büyüdü. 1451 yılında Taşkent ve Hocend'i ele geçirdi. 1451 yılı Haziran ayında Semerkand yakınında Sultan Abdullah'ı mağlup ederek Semerkantd'a girdi ve Ebû Said Han tahta çıktı. Timurlular'ın başkenti Şahrûhoğulları'na geçti. Ebu Said eski dostu Akkoyunlu Uzun Hasan'a savaş açtı. Akkoyunlu Uzun Hasan Ebû Said'i yendi. Ordusu perişan oldu. Şahruh'un torunu Yadigar Mahmud tarafından 1469'da öldürüldü.
Karakoyunlu Kara Yusuf bin Muhammed (Ebu Nasr Kara Yusuf Nuyan bin Muhammed); ( 1357 -1420) Karakoyunlu Devleti'nin hükümdarıdır.1388-1420 yılları arasında hüküm sürdü. Kara
Yayınlandığı Yer: Vakıflar Dergisi S.XXVIII. İlave Kitap haline gelecek. ,06.08.2003
Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın ıı.viyana Bozgununda Viyana'da Bıraktığı Silsile-nÂme
  • The 1682 Silsile-name At The Prıme Mınıstry General Dırectorate Foundatıons Of Pıous
  • Irlanda-dublin, Chester Beatty Library'de Bulunan 1598 Tarihli Zübtedü't- Tevarih
  •