TÜRK-İSLAM KÜLTÜR VE MEDENİYETİ - TURK'S AND ISLAMİC CİVİLİZATİOAN, FOUNDATİONS, ART,HİSTORİCAL ART, HİSTORY
BÜYÜK TÜRK DÜŞÜNÜRÜ HACI BAYRAM-I VELİ Ve AKKOYUNLU UZUN HASAN'IN ANKARA HACI BAYRAM TÜRBESİ'NE VAKFETTİĞİ H

BÜYÜK TÜRK DÜŞÜNÜRÜ HACI BAYRAM-I VELİ Ve AKKOYUNLU UZUN HASAN'IN ANKARA HACI BAYRAM TÜRBESİ'NE VAKFETTİĞİ HALEN DANİMARKA 'DA DAVİD'S SAMLİNG MÜZESİ'NDE BULUNAN TARİHİ ŞAMDAN'IN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Sakarya Üniversitesi tarafından 2004 yılında tertiplenen Orta Çağ Kazıları ve Sanat Tarihi Sempozyumunda özet halinde bildiri olarak sunulmuştur.

Sadi BAYRAM

Cihanın kutbu mahı Hacıbayram,
Cihanın şeyhi şahı Hacıbayram.

Ünlü Muhammediye yazarı , Yazıcıoğlu Mehmed




Anadolu'ya 1071 yılında ikinci defa geri döndüğümüz yıllardan bugüne kadar geçen sürede Türk kültür ve medeniyetine ait kültür varlıklarımız oldukça fazla olup, henüz bunların tamamının en doğru biçimde envanterlenmesi için gerekli olan sanat tarihçi kadrolarının Devlet Personel Dairesi tarafından yeteri kadar verilmemesi, dolayısıyla da istihdam edilememesinin üzüntüsü içindeyiz. Ayrıca yirmiye yakın Üniversitemizin Sanat Tarihi bölümleri yüzlerce mezun verdiği halde, Devlet Personel Dairesi Başkanlığında, norm kadro içinde sanat tarihçisi kadrosu maalesef bulunamamakta, bu konuda yapılan girişimler sonuçsuz kalmaktadır. Belki Kamu Reformu Tasarısı Meclis'ten geçerse, İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü olunca, düşünce tarzları değişir de bu konuya eğilirler diye ümit etmekteyiz .!. Üniversitelerimizin üst Kurulları olan YÖK'ünde bu konuda girişimleri olmaması acı olan başka bir konu¦ Yüzlerce öğrenciyi mezun ediyorsun, diploma veriyorsun, meslek olarak isimleri Devletin norm kadroları içinde de yer almıyor. Makul ve mantıklı bir tarafı yok bunun¦


Yurt dışında çeşitli müze ve koleksiyonlarda misafir bulunan kültür varlıklarımızı, yurda geri getirememenin sıkıntısı da ayrı bir konudur. Biz bu yazımızda, Hacı Bayram-ı Veli'nin tarihi şahsiyeti ve kurmuş bulunduğu tarikatı hakkında kısa bilgiler verdikten sonra, bir Türk Hükümdârı olan Akkoyunlu Uzun Hasan ve Hacı Bayram Türbesi için yaptırılıp, kitâbesi kazınıp vakfedilen şamdanın 1925 İzmir, İngiltere, Fransa, Amerika, 28 Nisan 1994'de Londra seyahatinden sonra, 2001 yılında Danimarka David's Samling Müzesi'nde ortaya çıkışı üzerinde durmak istiyoruz.

Ünlü Türk düşünürü Hacı Bayram-ı Veli 1339/40 yıllarında Ankara'nın Solfasıl ( Zü'l-fazl ) Köyü'nde doğmuş ve 1429 yılı sonlarında Ankara'da hayata gözlerini yummuş olup, o asırdan beri de Ankara'lıların gönlünde yaşamakta, felsefesi zihinlerde canlı kalmaktadır. Doksan yaşının üzerinde vefat ettiğinden doğum tarihini şüpheli de olsa çıkarmak mümkündür.

Şeyh Hâmideddin Aksarayi'nin oğlu İzzeddin Yusuf Hakiki Çelebi, şiirlerinde Hacı Bayram'dan bahsederken Şeyh Hacı Paşa olarak zikreder. Sultan Yıldırım Bayezıd'ın Kapıcıbaşılığını da yaptığını söyleyenler vardır. Ayrıca, kültürümüzde Ahi Sultan adı ile de anılır.

Asıl adı Numan olan Hacı Bayram'ın babasının adı Koyunlucalı Ahmed, Dedesinin adı ise Mahmud'dur. Küçük yaşta eğitim gören Numan, tahsiline devam için Kayseri'de bulunan Hamidü'd-din Aksarayi'nin yanına gider. Bayram günü tanıştıkları için de Şeyhi olan Hamüdü'd-din Aksarâyi ona ' Bayram ' adını verir. Şeyhinden icâzet aldıktan sonra da bir Müddet Bursa'da Çelebi Mehmed Medresesi'nde Müderrsilik yapmış, daha sonra şeyhi ile birlikte hacca gitmiş ve bu üç yıl sürmüş, Yıldırım Bayazıd ile Timur Savaşı Ankara Çubuk Ovası'nda (bugünkü Esenboğa Hava Alanı) yapıldığından, Ankara'da o tarihlerde karışık olduğundan 1403 tarihlerinde Şeyhi ile birlikte Aksaray'a yerleşir. 1412 yılında Şeyhi Hamidü'd-din Aksarayi ebediyete intikal edince, Şeyhlik makamına geçer ve Ankara'ya yerleşir. Ak Medrese ( Augustus Mabedi ) ve Melike Hatun tarafından yaptırılan Kara Medrese'de (bugünkü Hergelen Meydanındaki tarihi İnebeyli Hamamı-'Eynebey'-Kuzey-Doğusunda olması gerekli-Gazi Lisesi karşısı-kazı yapıldığında temelleri çıkabilir) dersler vermiştir.


Sultan Yıldırım Bayezıd'ın İsfendiyâroğulları üzerine yaptığı seferde Bizans İmparatoru Yoannis'in oğlu II. Manuel Palaiologos da rehine olarak bulunuyordu . II. Manuel Palaiologos'un Ankara'da bir müderrisin evinde misafir olarak kaldığı ve ev sahibi ile arasında 26 oturumda Müslümanlık mı üstün, Hıristiyanlık mı üstün konulu din tartışması yapıldığı 1966 yılında Viyana Üniversitesi Bizans İncelemeleri Enstitüsü yayınları arasında bulunmaktadır ki, bu müderrisin Hacıbayram olacağı düşünülmektedir. Bu da gösteriyor ki, Hacı Bayram tolerans ve hoşgörü sınırı hayli yüksek büyük bir din bilginidir.

Hacı Bayram-ı Veli'nin, Bursa'da Somuncu Baba, Emir Buhari ile yakın ilişkide olduğu sanılmakta, Bursa Ulu Camii'nin 1399'da açıldığı tarihlerde Bursa'dan ayrıldığı düşünülmektedir. Ayrıca Ankara Meydan Muharebesi sırasında Anadolu'da bulunmadığı düşünülmektedir, bulunsaydı Aksak Timur tarafından Emir Buhari gibi Semerkand'a götürülmüş olurdu. Emir Buhari de Timur'un rızasını alarak tekrar Bursa'ya dönmüştür.


Sultan II. Murad döneminde Anadolu'da hayli meşhur olan Hacı Bayram'ın, Hallac-ı Mahmud Türbesi önüne her gün gelerek tâzimde bulunduğunu, 1966-71 yıllarında her Pazartesi ve Perşembe günleri sahibi olduğum Önasya Dergisi bürosunda yaptığı özel sohbet toplantılarında aziz dostum, rahmetli tarihçi Enver Behnan Şapolyo anlatırdı.

Orta Anadolu'da küçük bir kasaba olan Ankara, O devirde bir Ahi şehri olup, meşhur Ankara sofu, balı, tiftiği satılırdı. Ticaret fazla olduğundan yabancılar alış-veriş için geldiğinden bu şehirde hanlar da fazlaydı.

Bir gün Sultan II. Murad'a Edirne'de Hacı Bayram-ı Veli şikâyet edilir. Geniş bir çevresi olduğu, mürütlerinin hızla çoğaldığı, müritlerinden vergi alamadıklarını o dönemin bürokratları dert yanarlar ve ileride Osmanlı'ya karşı bir tavır da alınabileceğini, saltanat davasına düşebileceği kuşkusunu belirterek Padişahı uyarırlar. 1420 yılında Simavna'lı Şeyh Bedrettin'in Serez'de asılmasından fazla bir zaman dilimi geçmemiştir.

Edirne'deki Sultan II. Murad, haber gönderir ve huzura çağırır, durum da Hacı Bayram'a iletilir.

Hacı Bayram, müritlerini Hacettepe'ye toplar ve en yüksek yerine de bir çadır kurup içine girer. Bir kurban keser, kanı çadırdan dışarı akıtılır ama kurban kesildiğini mürüdler görmez.

Hacı Bayram müritlerine seslenir,

-Beni seven çadırıma gelsin der, Bir kadın ile bir erkek gelir. Diğerleri kandan korkup gelemezler. O da Padişahın kapıcıbaşısına,

-Gördünüz mü ? Benim ancak birbuçuk müridim var, herkesten vergi alabilirsin der ve Edirne'ye doğru yola çıkar.

Durumun yanlışlığı Padişah'a akseder. Padişah Sultan II. Murad'ın yanında Akşemseddin vardır. Padişahla birlikte Akşemseddin'le koyu bir sohbete dalarlar. Sohbet sonunda Padişah ayağa kalkar ve

-Molla, İstanbul ne zaman bize müyesser olacak ? der,

Hacı Bayram-ı Veli de, size değil Hünkârım, ama şu beşikte yatan çocuğa nasip olacak ! Şu kösenin (Akşemseddin) dualarıyla birlikte, der. Beşikte yatan çocuk Fatih Sultan Mehmed'dir.

Hacı Bayram-ı Veli şâirdir de, şiirleri halkın gönlünde taht kurmuştur :

Çalabım bir şar yaratmış iki cihan arasında,
Bakıcak didâr görünür ol şarın kenarında

Nagihan ol şara vardım ol şarı yapılır gördüm
Ben de bile yaptım taş ve toprak arasında

Ol şarsan oklar atılur, gelir ciğere batılır
Arifler sözü satılır ol şârın pazarında

Şâkirtler taş yonarlar, yonup üstada sunarlar
Çalabın ismini anarlar o taşın her paresinde

Bu sözü arifler anlar, cahiller bilmeyip tanlar,
Hacı Bayram kendi banlar, o şârın minaresinde.

****

Bilmek istersen canı,
Can içinde ara canı,

Geç canından bul O'nu
Sen seni bil, sen seni.


Bayram özünü bildi,
Bileni anda buldu

Bulan o kendu oldu,
Sen seni bil sen seni.


Hacı Bayram-ı Veli; vefatından sonra bile eski eserleri korumuştur. Sağlında ders verdiği Ak Medrese, eski bir Frig tümülüsü üzerindedir. En üst tabakada ise mermerden yapılmış Roma Mabedi ayaktadır. Duvarlarında Roma kanunlarının yazılı bulunduğu eser, daha sonraları kiliseye çevrilerek doğu duvarına apsis ilâve edilmiş ve Hıristiyan mabedi yapılmıştır. O büyük hümanist insan, bu mabedi yıkıp taşlarını kullanarak cami inşa ettirmemiş, türbesini Mabedin giriş kapısı kenarına yaptırarak Monumentum Ancyranum'u gelecek nesillere kavuşturmuştur. Hacı Bayram'ın ebediyete intikalinden sonra O'nun müritleri türbenin yanına ahşap camiyi yaptırmış, saçağını da mabede yaslayarak onu asırlarca koruyarak bu günlere taşımıştır.

Aynı dönemde 1414 yılında Templiye Şövalyeleri, Çelebi Mehmed'den bir sığır derisi ölçüsünde yer istemiş, Çelebi Mehmed de Papa'nın Templiyeleri aforoz etmesi sebebiyle, düşmanının dostu olmuş ve Bodrum'da bir sığır derisi kadar yer vermiştir. Şövalyeler deriyi ip gibi çok ince keserek bugünkü Bodrum Kalesi genişliğinde yeri işgal etmişlerdir. Ayrıca dünyanın yedi harikasından biri olan Bodrum Halikarnasos Mabedini yıkarak, onun taşları ile bugünkü Bodrum Kalesi'ni inşa etmişlerdir.

Nerede kaldı eski eser sevgisi, nerede kaldı medeniyet, kim barbar ?

Bugün Avrupa'daki Türk eserlerinin kaçta kaçı ayakta. Selânik'te Osmanlı zamanında 119 cami varken, bugün ancak üç adedini biliyoruz. Onların da hali malûm !...

Bu iş bir gönül işidir. Gönül de hissetme işidir. Ancak bizim milletimiz, alçak gönüllülüğü dolayısıyla kendi propagandasını yapamamaktadır. Batılı san'atkârlar, en ufak esere büyük imzalar atarken, 365 eser yapan Mimarbaşı Koca Sinan imzasını bile ''el fakirü'l Hakir, an'' diyebilmiştir.

O dönemde Anadolu'da Rufâilik, Mevlevilik, Kâdirilik, Halvetilik tasavvufi ceryanları hâkimdi. Ayrıca Bektaşilik, Alevilik ve dolayısıyle Caferi-Şiilikte yaygındı. Anadolu'nun birlik ve beraberliğine etki eden velilerden başlıcaları, Mevlânâ Celâleddin-i Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evrân Nasreddin Veli, Yunus Emre gibi mutasavvıfların etkileri büyüktü¦

Hacı Bayram-ı Veli'nin tasavvufi görüşüne gelince; Bayramilikte cezbe, ilâhi sır ve sevgi, yardımlaşma, alın teri ile kazanma, dürüst ticaret, sohbetle açık eğitim temel ilkelerdendi. O'na göre, dünya malına önem vermeden çalışmak, ve insanları mutlu etmek, kalp kırmadan sakınmak önemlidir. Zira, kalp, Allah sevgisinin barındığı bir yerdir. İnsan, nefsini bilirse, Allah'ı da bilir. Nefsi kirlilikten arındırarak Allâh'a ulaşılır. Tasavvufta sohbet, bir eğitim biçimi olup, zaten Ahi teşkilâtlarında, yani zaviyelerde bu eğitim yapılmaktadır. Bir müddet yalnızlığa çekilerek kendini dinlemek, bir mürşide bağlanmak, dünya malına önem vermemek başlıca düsturlarındandı.

Hacı Bayram-ı Veli soyundan gelen, Beykoz Camları ve Rubâi kitabı olan şair, Cumhurbaşkanlığı eski Genel Sekreterlerinden emekli Büyükelçi, rahmetli Fuat Bayramoğlu, '' Hacı Bayram-ı Veli- Yaşam-Soyu-Vakfı '' konulu iki ciltlik Türk Tarih Kurumu'nca 1983 yılında basılan eserde; '' Bayramilik, geleneksel anlatışlarda Sıddıki ve Alevi iki koldan gelen Halvetilik ile Nakşibendiliğin birleşmesinden, bir araya toplanmasından gelen bir yoldur'' Zira Hacı Bayram-ı Veli'nin Şeyhi Hamidüddin Aksarayi'nin Şeyhi, Erdebil'li Şeyh Şah'ın babası Hoca Ali'den bilimleri öğrenmiştir. Hoca Ali de İran'da hüküm süren Safevi Devleti'nin kurucusu bir aileden gelmedir. Prof. Mehmet Ali Ayni, Hacı Bayram-ı Veli (İstanbul 1343/ 1924.s. 63-64) adlı eserinde '' Türk tarikat ve evliyâlarının milli birliğin kuvvetlenmesi için bir kısmı öteden beri Aleviliği kabul etmiş olan Türkler'in gönüllerini devletin resmi dini olan suniliğe saimi surette bağlamak lâzımdı. Binaenaleyh bu işte ulemalarımız halvetiyye, nakşibendiye, mevleviyye, bayramiye, şabaniyye, gülşeniye şeyhlerinin fevkâlade yardımları olmuştur diyebilirim. Hele Kayserili Şeyh Hâmid Hamideddin'in Erdebil'deki kutbü'l-evliyâ Şeyh Şah'dan veya Alâaddin Ali'den velâyeti alıp Anadolu'ya getirmesi ve Hacı Bayram'ın onu iyi saklayıp sürdürmesi Türkler'in yararına pek büyük bir hizmet sayılsa lâyıktır '' demektedir.

Zaten ekseriyetle tarikâtların büyük bir çoğunluğu Horasan'dan çıkmış ve İran yolu ile Anadolu'ya intikal etmiştir. Hoca Ahmed Yesevi, Arslan Bab, Mevlâna Celâleddin-i Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, Bahaüddin Nakşibendi bu yolla gelmemiş midir ?

Hoca Ahmed Yesevi'nin '' Bir aşk kütüğünü yaktık, Diyar-ı Rum'a attık '' beyti ile Zeyniye tarikatı liderlerinden, Fatih Dönemi meşhurlarından Merzifonlu Şeyh Abdurrahim Rumi'de Merzifon'dan kalkıp Horasan'a gidip ilim yapıp, velâyet alıp Anadolu'ya getirmemiş midir ?
Uzun Hasan, Şii olmakla birlikte, Hıristiyanlığa karşı da değildi. Bazı kiliseleri de onartmış, âlimlerle dini sohbetlerde bulunmuştur. Ali Kuşcu gibi matematik ve astronomide ün yapmış kimseleri sarayında misafir etmiş, onlara bol ihsanlarda bulunmuştur. Kur'an-ı Kerim'i Türkçeye çevirtip, daha doğru anlamaları için gayret göstermiştir.

Akkoyunlular sünni bir inanca sahip oldukları halde, Uzun Hasan ve saray halkı Şiiliği yaymak, Anadolu'da hegemonya kurmak maksadıyla, Ankara ve çevresinde oldukça bol müridi bulanan Hacı Bayram-ı Veli'nin vefatından sonra, bronz üzerine gümüş işlemeli bir şamdan yaptırarak, üzerine de kitâbesini kazıtarak Hacı Bayram Türbesine vakfetmiştir.

Yüksekliği 70 cm., çapı 40 cm. olan şamdan,kaide ve üç boğumdan müteşekkildir. 1470 tarihlidir. Üzerinde :'' Misbah-ı nuran-i ve in sirac-ı ruhani vakf kardah şud bar kubbah-i münevverihi hazret-i kutb el-evliya ve sultan-ı enbiya ve'l esfiya Bayram Baba Veli aleyhi el rahman kih es encabirûn nabarand lânet'ullahi ve'l melâike ve'l nas ecmain li mugayyirihi ve mübeddilihi, ve'l hamdulillâh Rabbil âlemin . Allahümme salli âla Muhammed el -Mustafa ve Aliyül Murtaza, ve Hasan el-Riza ve Hüseyn el şehid ve Ali Zeynelâbidin ve Muhammed el-Bakr ve Cafer el-Sıddık ve Musa el-Kâzım ve Ali Musa el-Rıza ve Muhammed el-Bakr ve Ali Naki ve Hasan el-Askeri, ve Muhammed el-Mehdi. Allahümme ab'aid vehallid devlet el Sultan el âzâm ve'l Hâkan'ül al-adel Ebu'l Nasr Hasan Sultan Beg Bahadur ''.

Bugünkü Türkçe ile anlamı :''Aydınlığın yaratıcısı, olayları ve her şeyin düzenleyicisi Allah'tır. Bu şamdan ışık vermek, bu ışık ruhlar için, Allah'ın dostu evliyâlar Sultanı Bayram Baba Veli'nin türbesi için vakfedildi. Amacı dışında kullananlar Allah ve meleklerinin lâneti üzerine olsun.

Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamd ederim. Peygamberi Muhammed Mustafâ'ya, Ali el-Murtaza'ya, Hasan el-Rida'ya, Hüseyin el-Şehid'e, Ali Zeynelâbidin'e, Muhammed el-Bakır'a, Cafer el-Sıddık'a, Musa el-Kâzım'a, Ali Musa el-Rida'ya, Devrin enbüyük Sultanı ve lideri büyük ve adil hâkan Ebu'l-Nasr Hasan sultan Beg bahadır'a selâm olsun ''

Söz konusu şamdan 28 Nisan 1994 tarihinde Londra'da Sotheby's Müzayede evinde bir milyon Sterlin, o tarihlerde 10-11 milyar Tl, fiyatla açık arttırmaya çıkarılmıştır. 06.04.1994 tarihinde Sothbeby's katalogundan birkaç sayfa faks geçen Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü vesilesi ile konuya muttali olduk ve Hayır İşleri Dairesi Başkanlığı ile gerekli koordineye girerek, tarafımızdan konu incelenerek Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğüne acil bir yazı yazarak, eserin kesin vakıf kökenli olduğu, teberrûkât eşyalarının vakıf olmaları sebebiyle satılamayacağı, konunun Dışişleri Bakanlığına bildirilmesi gereği vurgulanmıştır. Ayrıca Akkoyunlu soyundan gelen Necip Akkoyunlu'ya da gerekli sivil toplum girişimlerinde bulunması özellikle rica edilmiştir. Konu derhal Dışişleri Bakanlığı Londra Büyükelçiliğine intikal ettirilmiş, bunun üzerine Sothbeby's eseri satıştan kaldırmış, o zamanki sahibine iade etmiş, şamdanın asıl sahibi olan Türkiye'ye iadesi için İstanbul Üniversitesi Medeni Hukuk Profesörlerinden Dr. Hüseyin Hatemi bu konuda Kültür Bakanlığının isteği üzerine bir rapor yazmıştır. Rapor aynen şöyledir :

Hacı Bayram-ı Veli Türbesine Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan tarafından Vakfedilen Şamdan Hakkında Hukuki Görüş :

1.Bizzat müzayede firmasının kabul ettiği tarihe göre; şamdan M.S. 1470 yılında imâl edilmiş olmalıdır. Bu tarihte '' Ebu'n-Nasr Hasan Sultan Beg bahadır '' tartışmasız olarak Akkoyunlu Hükümdârı Uzun Hasan'dır.
2.Şamdan üzerinde Vakıf ciheti olarak da '' Bayram Baba Veli '' türbesi gösterilmiştir. Bu da kesin olarak Hacı Bayram-ı Veli'dir. Vakfetme işlemi sırasında, Hacı Bayram-ı Veli soyundan gelen şeyhler; '' baba'' olarak anılmakta idi ( Bkz. Fuat Bayramoğlu, Hacı Bayram-ı Veli, C.I, Ankara 1983, s.83).

3.Hacı Bayram-ı Veli; kendisini yetiştiren Somuncu Baba ( Hâmid-i Veli) dolayısı ile, Safevi “Osmanlı çatışmasından önce Osmanlı ülkesinde de rağbet ve hürmet edilen '' Erdebil Ocağı'' na mensuptur ( Bkz: Abdülbâki Gölpınarlı, 100 Soruda Türkiye'de Mezhepler ve Tarikâtler, İstanbul 1969, Soru.85, s.236 vd). Nitekim F.Bayramoğlu, C.II, s.274'de yayınlanan manzum silsile'de Hacı Bayram'ın Erdebil Ocağına bağlı olduğu açıkca belirtilmektedir. Aynı kitaptaki diğer '' Silsile-Nâmeler '' de böyledir s. 270-71.

4.Uzun Hasan; 1470 yılı başlarında; Şah İsmail'in babası ve damadı olacak Haydar ile, Erdebil Ocağı'na gitmiş ve Şeyh Haydar'ı tarikât reisliği makamına oturtmuş idi ( Bkz. Walter Hinz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, çev. Tevfik Bıyıklıoğlu, Ankara, 1948, s.62). Demek oluyor ki, bu şamdan vakfedildiği sırada, Uzun Hasan Şiiliğe meyl etmiş ve belki de Türkiye'de ( Anadolu'da ) Hacı Bayram-ı Veli'ye gösterilen hürmet ve Erdebil Ocağı ilişkisi dolayısıyla, ileride torunu şah İsmail'in deniyeceği gibi, Osmanlı Ülkesi'ne Şiilik yolu ile hâkim olmayı da düşünüyordu. 1471 yılında Ali Kuşcu'yu İstanbul'a, sefâret vazifesi ile Fatih Sultan Mehmed'e gönderdiğinde, bu şamdanı da Hacı Bayram Türbesine göndermiş olabilir. Aslında şamdanın mutlaka Otlukbeli mağlubiyetinden önce gönderilmiş olması gerekmez. O dönemde Erdebil Ocağı ile Anadolu tarikât merkezleri arasında karşılıklı ziyaretler sık sık gerçekleşmekte idi. Uzun Hasan hâttâ Otlukbeli mağlubiyetinden sonra bile bu şamdanı bir derviş vasıtası ile göndermiş olabilir. İlişkiler, Şah İsmail dönemindeki gibi kesilmiş değildir. Şamdan üzerine ''vakfiye'' yazdırdıktan ve '' türbeden çıkarılmasın ! Allah'ın ve meleklerin ve tüm insanların lâ'neti, bu vakfiyeyi değiştirene ve bozana olsun ! '' dedikten sonra, bir hükümdârın bu şamdanı göndermemiş olması için hiçbir sebep yoktur.

5.Bu gibi menkul ve gelir getirmeyen eşya vakfının, hele bir hükümdâr tarafından, vakfedildiği üzerine yazıldıktan sonra, mahkemece '' tescil '' edilmesi mutat değildir. Bu gibi vakıflar bağımsız vakıflar değil, yükümlü bağışlamalardır. '' Kabz'' ile tamam olurlar. Vakfedenin hükümdâr oluşu ve vakfiyenin bizzat şamdanın üzerine yazdırılmış ( hâk edilmiş- kazdırılmış) olması; bu şamdanın türbeye teslim edilmiş olduğunun güçlü bir karinesidir. Karine ( Presomption, Vermutung ) bulununca, bunun aksini iddia edenler isbat ile yükümlüdürler, yoksa karineden yararlananlar değil ! '' Şamdanın İran topraklarında kaldığını '' iddia edenler bu iddialarını isbat etmelidirler. '' Vakfiye ''; hukuki bir karine yarattığı gibi, Uzun Hasan'ın siyasi ve dini tutumu 1470-1472 yıllarında, bu şamdanın türbeye teslim edilmiş olduğu yolunda fiili karine yaratmaktadır. Avrupa'da şamdanın 1930 yıllarında görülmesi de, Hacı Bayram-ı Veli Türbesi'nden çıkarılmış olduğuna ilişkin güçlü bir karine doğurmaktadır. Tekke ve Türbelerin 1925 de kapatılması sırasında Hacı Bayram-ı Veli Türbesi'nin de tam takır kaldığı anlaşılmaktadır ( F.Bayramoğlu, age. S.88). Şamdanın ortaya çıkış yılı ile türbelerin kapatılması yılı göz önünde tutulursa, bu şamdanın Türkiye'den kanun dışı Avrupa'ya kaçırıldığını kabul ve teslim etmek gerekir. Nitekim Profesör John Carswell'in mektubunda bu şamdanın- niteliği pek anlaşılmayan- Rabenou Vakfının kurucusu veya bugünkü yöneticisi Perviz ( Parvis) Rabenou ( ?) tarafından İran'dan getirildiği de iddia edilmemektedir. Şamdanın uzun yıllardan beri Amerika'da bulunduğu iddiası ile, daha önce verilen bilgiler de görünürde çelişmektedir.

6. Bu '' Parvis Rabenou '' tarzında adı yazılan ve Amerika'da ikâmet eden zat ; 1950'de Paris'de vefat eden H.L.Rabino'nun oğlu olacaktır. Bu zat'ın kendisi veya babası İran'da '' Osmanlı Bankası'' na tekâbül eden Bank-i Şahenşahi'nin Pehlevilerden önce müdürlüğünü yapmış olacaktır. Kendisi İran'da doğmuştur. Önce İtalyan, sonra İngiliz vatandaşı olmuştur. İran sanatı ile çok ilgilenmiştir. 1925 yılında İzmir'de İngiliz Konsolosu idi. Aynı yıl Tekke ve Türbeler kapatılınca İran Sanatına çok meraklı olan H.L.Rabino, o yıllarda bir çok yabancının yaptığı gibi, bu şamdanı '' satın almış'' olacaktır . Çünki tekkelerin kapatıldığı yıl Türkiye'dedir ve İngiltere'nin İzmir Konsolosudur. Bu tarihten hemen sonra, önce Londra Dışişleri Bakanlığı'na, daha sonra da İngiltere'nin Nice Konsolosluğuna, Fransa'ya gitmiştir. Bu bilgiler de John Craswell'in verdiği bilgi ile uyuşmaktadır. Fransa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'ya teslim olmasından sonra Londra'ya dönmüş ve 1950'de orada ölmüştür. Herhalde Parvis Rabenou bu zat'ın oğludur. 1950'de babasının ölümü ile şamdanı almış ve Amerika'ya götürmüştür. Bu sebeple de Profesör John Carswell '' to my certain knowledge the lamb has been in the United States for many years '' demektedir. Many years ( 44 ) yıl olmalıdır. Şu halde şamdan önce H.L.Rabinou tarafından Türkiye'de İzmir Konsolosu iken bir yağmacıdan emsali gibi belki de yok pahasına alınarak Londra'ya götürülmesi ve 1950 de ölümünden sonra bir hukuki şahsiyet perdesi altında merkezi Geneve'de olan bir vakfa ait sayılması konusunda çok güçlü fiili karineler vardır. Bu tarihi eseri Türkiye'den Londra'ya götüren H.L.Rabinou, '' İran Hükümdârlarının Sikke ve Nişanları '' konusunda bir eser yazmıştır. Bu eser İran Milli Bankası tarafından basılmış ise de , ben görmedim. Bu eser 1926'den sonra yazılmış ise, bu şamdandan da içinde bahsedilmiş olması muhtemeldir ( Rabinou hakkında biyografik bilgi için bkz: Dr.M.Mu'in, Ferhengi Farsi, C.5, Rabino maddesi).

7.Her halde tekkelerin kapatıldığı yılda, '' İran Sanatı''na çok meraklı olan İngiliz Konsolosu, Uzun Hasan'ın şamdanını yurt dışına çıkarma imkânı ve fırsatını kaçıracak değildir. Şamdan aile içinde kaldığı ve sonra bir '' Vakfa '' aktarıldığı, son yıllarda artık '' İran Sanatı''na manevi ve estetik ilgisini kaybeden aile Vakfı yöneticileri tarafından satışa çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

8.Bunca hukuki ve fiili karinelerden sonra, yine Türk makamlarından '' isbat yükü''nü yerine getirmesini beklemek, Hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Şamdanın 1925 yılında Ankara'dan temin edildiği apaçıktır. Aksini iddia edenin bunu kanıtlaması gerekir. İran'dan Avrupa'ya gönderilmiş değildir. Çünki şamdanı Avrupa2ya götüren zat, tan tekkelerin ve türbelerin kapatıldığı yılda İzmir Konsolosudur ve bu tarihten sonra Londra'ya dönmüştür.

9. Sonuç : Şamdanın Türkiye'den götürüldüğüne hiç şüphem yoktur. Unesco'nun 16. Genel Kurul Toplantısında 14.11.1970 de kabül edilen ve 2256 sayılı kanun ile katılmamıza izin verilen sözleşme ve 13.10.1980 günlü 8:1768 Sayılı Bakanlar Kurulu Katılma Kararı ( RG.26.1.1981, N.17232) dolayısıyla şamdanın geri istenmesi ve verilmesi zorunludur ( Bkz. Prof.Dr. Bilge Umar, Prof.Dr.altan Çilingiroğlu, Eski eserler Hukuku, Ankara 1990, s. 33). Sonucun böyle olmaması için, şamdanın bugünkü maliki P.Rabenou'nun, Şamdanı Türkiye'den Londra'ya götüren İngiltere İzmir Konsolosu ( 1925) H.L.Rabino ile hiçbir mirascılık ilişkisi bulunmadığını ve şamdanı nereden aldığını beyan etmesi ve kanıtlaması gerekir. Mahkemenin '' tescil '' kararı; bir bami'e, tekkeye, türbeye yapılan '' yükümlü bağışlama '' ( bağımlı vakıf ) türünden kazandırmalarda mutad olmadığı gibi; esasen ne Hanefi Mezhebinde ne de Oniki İmam-Şii( Caferi) mezhebinde sıhhat şartıdır. Hatta Hanefi mezhebinde İmam Ebu Yusuf'un fetvasına göre: olaydaki '' vakfetme '' işlemi; sıygasının ( irade beyanının ) söylendiğine delâlet eden yazılı vakfiyenin belittiği üzere, esasen vakfetme iradesinin açıklanması ile tamamlanmıştır. Mahkemenin tescil kararı; özellikle gayrimenkul ve para gibi gelir getiren veya önemli eşya vakıflarında ileride mirascıların iddialarını bertaraf etmek için başvurulan bir '' tedbir ''dir. Yoksa hiçbir mezhepte sıhhat şartı değildir. Türkiye'den yeni kaçırılan eşyada envanter kaydının isbat şartı olarak aranması uygun olabilir ise de , 1925 de türbelerin kapatılması sırasında meşru olmayan yollardan tahsis amacı dışında çıkarıldığı anlaşılan iş bu şamdan için '' envanter kaydı '' aranması anlamsız idi. O dönemde yürürlükte bulunan '' yazılı olmayan Hukuk '' kurallarına göre ; üzerinde vakfiyesi kazılı '' mahkuk'' bir şamdanı Hacı Bayram-ı Veli gibi bir '' Aziz''in türbesinden kaldırmak, kimsenin aklına gelmezdi. Bu işin gerçekleşmesi, türbenin kapatılması dolayısı ile olabilmiştir. İngiliz Hukukcularının '' Yazılı Olmayan Hukuk '' kurallarının anlam ve önemini iyi bilmeleri gerekir.

İş bu mütalâa saygı ile sunulur ( 10 Mayıs 1994 )
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi


Konu zamanın Kültür Bakanına Adalet Bakanı Gümüşhaneli Oltan Sungurlu vasıtasıyla, Akkoyunlu neslinden gelen dostumuz, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sayın Sinan Aygün'ün öz babası, İnşaat Mühendisi Necip Akkoyunlu tarafından da intikal ettirilerek şamdanın geri getirilmesi istenmiş, mümkün olmadığı takdirde Bakanlığın müzayedeye iştirak etmesi suretiyle satın alınması talep edilmiştir.

Diğer taraftan da Hacı Bayram-ı Veli soyundan gelen zamanımızın zenginlerinden, Koç Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Rahmi M. Koç'a da durum Necip Akkoyunlu tarafından intikal ettirilerek, Kültür Bakanlığı şamdanı bütçe kifayetsizliği sebebiyle satın alamaz ise ( Bu devletin gücü nelere kaim olduğunu cihan bilir ), Türkiye'nin en büyük iki holdinginden biri olan ve O'nun ecdadından gelen bir ailenin satın alarak (Sadberk Hanım Müzesi ve daha sonra Sanayi Müzesi de kurmuşlardır) Müzelerimize bağışlaması talep edilmiş, Sayın M.Rahmi Koç, konuyu kardeşi Sevgi Gönül'e (o da eşinden iki ay sonra rahmetli oldu 2003 yılının sonlarında) aktardığını belirten bir mektup yazmış ancak bir netice çıkmamıştır.

Rahmi M. Koç'un Necip (Aygün) Akkoyunlu'ya 07.01. 1997 tarihinde gönderdiği mektup aynen aşağıdadır :

Necip Bey,
Hacı Bayram Veli Vakfı'na hediye edilen şamdanlar ile ilgili notunuzu aldım. Tülin Hanım da bahsetmişti.

Sadberk Hanım Müzesi ile hemşirem Sevgi Gönül hanım ilgilenir. Dolayısıyla mektuplarınızı kendisine gönderdim.

Bu vesile ile 1997'nin şahsınız ve memleketimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni eder, saygılarımı sunarım.

Rahmi M. Koç

Konu ile 10 yıldır ilgilenen ve tarafımızdan yönlendirilmeye gayret edilen, ecdada bağlılık konusunda soyadını bile mahkeme kararı ile değiştiren Sayın Necip Akkoyunlu 23.10.1997 tarihinde Londra'da bulunan Sayın Deniz Han Özer'e şu faksı çekmiştir :

Hacı Bayram Veli'ye Akkoyunlu Hükümdarı Hasan Han tarafından hediye edilen Gümüş Şamdanlıklar hakkında gösterdiğiniz yakın ilgi ve alakalarınıza çok teşekkür ederim. Bu konu ile ilgilenen Hacı Bayram Veli Torunlarından Sayın Rahmi M. Koç ilgisini belirten 7.1.1197 tarihli fax ilişikte sunulmuştur.

Ayrıca yeni Kültür Bankımız Sayın İstemihan Talay'la gerekli temasa geçilmiştir.

Sayın Deniz Han Bey, bu konuda yetkililere iletmek için şamdanlıklar hakkında son bilgilere ihtiyaç vardır.

Gereğini bilgilerinize arz ederim.
Saygılarımla,
Necip Akkoyunlu


Londra'da bulunan ünlü müzayede evi Sotheby's ise, Londra Büyükelçiliğimizin konuya müdahale ederek eseri geri istemesi sonucu, eseri müzayededen kaldırdığını daha sonra da eseri sahibine iade ettiğini bildirmiş, eserden bir daha haber alınamamıştır. Kültür Bakanlığının eseri geri getirme teşebbüsü ise akim kalmıştır.

Danimarka'da Art From the World of Islam in The David Collection David's Samling Müzesi Eserleri Kataloğu yayınlanınca, izi kaybedilen şamdan, söz konusu müzede ortaya çıkmıştır. Bu arada tekrar gerekli girişimler başlatılmıştır.

Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Müzeler ve Kazılar Dairesi Başkanlığına 22.10.2001 tarihinde Arkeolog F.Nurhan Turan tarafından verilen raporda konu şöyle tekrar gündeme gelmiştir :

( Danimarka ) David's Samling Müzesi'nde bulunan Anadolu kökenli eserlerin ülkemize iadesi ile ilgili toplantı yapılacağının Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Kopenhang Büyükelçiliğimize bildirilmesi üzerine, toplantıya katılmak üzere 8-12 Ekim 2001 tarihinde Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Müdür Dr. Nazan Ölçer ile görevlendirilmemiz Bakanlığımız tarafından uygun görülmüştür.

Konu ile ilgili olarak Kopenhag Büyükelçiliğinde 9-10 Ağustos günlerinde yapılan toplantıda; David Koleksiyonu'nda bulunan eserlerin yayımlandığı '' Art From the World of Islam in The David Collection '' adlı katalogda yer alan ve Anadolu kökenli olduğu düşünülen bütün eserler üzerinde irdeleme yapılmıştır. Dışişleri Bakanlığının 19.09.2001 gün ve 206074 sayılı yazıları ekinde gönderilen Kopenhang Büyükelçiliği Müsteşarı Cemal Erbay'ın raporunda belirtilen Müze'de ve katalog incelemsi sonucu tesbit ettiği Anadolu kökenli eserlerin çoğunluğunun Bakanlığımızca takibi yapılan konular arasında bulunmaması, a5raştırma yapılmadığından elimizde herhangi bir belge bulunmaması, ayrıca Dr.Nazan Ölçer'in söz konusu raporunun Sn.Dr.Filiz Çağman tarafından incelenmesinin sağlanması sonucunda ( Ek.1) söz konusu eserlerin toplantıda gündeme getirilmemesi gerektiği konusunda görüş birliğine varılmıştır.

Ancak, bu eserler arasında bulunan, Müze'nin 2001 yılı katalogunda yer alan ve Bakanlığımızca girişimde bulunulan dört eser dışında Beyşehir Eşrefoğlu Camisi'nden halı, 17.yüzyıl seccadesi, Ankara Hacı Bayram-ı Veli Türbesi'nden şamdan ve cami lambasının da toplantıda gündeme getirilmesi plânlanmıştır. Diyarbakır Sfeks figürini, Cizre Ulu Camii kapı tokmağı, Seyyid-i Mahmud Hayrani Sandukası Ve -Sultan III. Osman tarafından vakfı kurulan edilen- Nur-u Osmaniye Kütüphanesi'nde bulunan Kur'an-ı Kerim'e ait iki sayfa ile ilgili Müze yetkililerine de verilmek üzere ingilizceye çevrilmiş bilgiler ve yayınlardan oluşan beş adet dosya oluşturulmuştur.

11 Ekim 2001 tarihinde David's Samling'in avukatlık bürosunda yapılan toplantıya Dr. Nazan Ölçer, Cemal Erbay, David's Samling Yönetim Kurulu Başkanı Eric Hoffmeyer, Yönetim Kurulu Üyesi ve Kültür Danışmanı Peter Mortensen ve Avukatları Hjejele Gersted and Mogensen Firmasından Aage Spang-Hanssen katılmışlardır.

Toplantıda hazırlanan dosyalar karşı tarafa verilerek, onların hazırladıkları ( Ek.2) ve bizim tarafımızdan hazırlanan gündem ( Ek.3) çerçevesinde; iade girişiminde bulunduğumuz eserlerin tarih sırasına göre yayınlandıkları yerler, envanter bilgileri, iade taleplerimizin tarihleri ile ilgili bilgileri içeren bir sunuş tarafımızdan yapılmıştır.

Yapılan sunuşu belgeleri takip ederek dinleyen yartkililer, Diyarbakır Müzesi'nden çalınan sfenks figürininin ( Ek.4) envanterlerine 1978 tarihinde geçtiğine dikkatimizi çekmişlerdir. Diyarbakır müzesi Raporlarında sfenksin çalıntı tarihi 1979 Aralık Ayı olarak bildirilmiştir. Ancak, 1958 yılında Müze envanterlerine kaydedilen sfensin, 1964 yılında Prof.Dr. Şerare Yetkin, 1965 yılında Dr.Eva Baer, 1968 yılında Prof.Dr. Nejat Diyarbekirli, 1978 yılında Prof.Dr. Ülker Erginsoy ve daha birkaç kişi tarafından yayımlanmıştır. Ayrıca fotograflarından yapılan incelemede Koleksiyon'daki Sfeks'in Diyarbakır Müzesi'nden çalınan sfenks olduğuna hiç şüphe bulunmamaktadır. Bu nedenle Diyarbakır Müzesi kayıtlarından sfenksin çalıntı tarihinin yeniden incelenmesi gerekmektedir.


İstanbul Nur-u Osmaniye Yazma Eserler Kütüphanesi'nin 27 envanter numarasına kayıtlı el yazma Kur'an-ı Kerim'e ait 1001 yılında Sothbey's de satışa çıkarılmış ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla satışı durdurulmuştur. Söz konusu K ur'an'ın sayfaları kayıp olduğundan 1996 yılında İnterpol'de yayınlanmıştır. Karşı taraf sayfaların Interpol'de yayınlanmış olmasından rahatsız olmuşlar ve satışı durdurulan sayfaların kendi koleksiyonlarındaki saftalar olup-olmadığını sormuşlardır. Sothbey's de 1991 yılında satışa çıkarıldığı ve satışsın durdurulduğu belirtilmiştir. Koleksiyonda bulunan sayfalar 1990 yılında envantere girmiştir ( Ek.5). Koleksiyondaki sayfaların hangi âyete ait olduğunun tesbit edilmesi gerekmektedir.

Kaidesi Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde bulunan Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi ve Sandukası ( Ek.6) ve bir çifti ve diğer çifte ait ejderler arsında bulunan arslan başı Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde bulunan Cizre Ulu Camii kapı tokmakları ( Ek.7) ile ilgili belgeleri takip ederek dinlemişlerdir.

Ayrıca, R.M.Riefsthal tarafından 1930 yılında Beyşehir Eşrefoğlu Camisi'nde olduğu kendi yayınında belirten, Prof.Dr.Şerare Yetkin, Prof.Dr. Oktay Aslanapa tarafından yayımlanan kataloğun 402. sayfasında yer alan 3/1991 envanter numarasına kayıtlı Selçuk Halısının ( Ek.8); 404 sayfada yer alan 21/1994 envanter nolu 17.yüzyıla ait Uşak seccadesinin ( Ek.9), 1964 yılında Prof.Dr. Katherina Otto-Dorn tarafından 1964 yılında bir Konya'da yabancı uyruklu bir koleksiyonerde olduğunun yayında belirtildiği 1978 yılında Prof.Dr.Ülker Erginsoy tarafından yayımlanan ve kataloğun 298. sayfasında yer alan 17/1970 envanter nolu Cami lambasının ( Ek.10); kataloğun 237. sayfasında yer alan 45/1999 envanter nolu Hacı Bayram-ı Veli Türbesinde Akkoyunlu Uzun Hasan'a ithaf edilmiş şamdan ( Ek.11) ülkemize aidiyeti belirtilmiş ve bilgi, belge çalışmalarının yapılacağı ifade edilmiştir.


Bu halının ve seccadenin ülkemizden '' çalınmış'' olduğundan emin olup-olmadığımız sorulmuş, Dr.Nazan Ölçer tarafından Vakıflar'ın yoğun bir dokümantasyon çalışması yaptığı ve henüz herhangi bir belge olmadığını belirtmiştir.

Koleksiyona 1999 yılında giren Hacı Bayram-ı Veli Türbesi'ne ait şamdanın teşhirdeki açıklamasında Hacı Bayram-ı Veli Türbesi'ne gitmediği belirtilmektedir. Söz konusu şamdanın kayıtlarımızda yapılan incelemesinde 1994 yılında Sotheby's de müzayedeye çıkarılan Prof.Dr. Jhon Carwell tarafından eserin kaydedildiğine ilişkin bilgi olması halinde iadesinin mümkün olacağı belirtilen, şamdan ile fotograflarının karşılaştırılmasından her iki eserin aynı olabileceği tesbit edilmiştir. Belge olmadığı anlaşılan, ancak hukuksal olarak ülkemize aiadesi gereken şamdan müzayededen çekilerek Sotheby's'ce sahibine iade edilmiş ve yapılan girişimlere rağmen eserin sahibi olan şahıs şamdanı ülkemize iade etmeyi kabul etmemiştir. Söz konusu şamdanın Danimarka'daki şamdan olup-olmadığı hususunda inceleme yapılması, büyük bir olasılıkla aynı olduğu düşünülen şamdanla ilgili Hacı Bayram-ı Veli Türbesi'nde daha ayrıntılı araştırma yapılması gerekmektedir.

İlk dört eser ile ilgili iade girişimlerimizin olduğunu bildiklerini, ancak iki halı, lamba ve şamdan ile ilgili herhangi bilgileri olmadığını, hazır olmadıklarını belirtmişlerdir.

Toplantıda eserlerin bize aidiyetinin bilgi ve belgelerle ispat edilmesinin yanı sıra, bir Müze veya Koleksiyon'un kökeni bilinmeyen çalıntı bir eseri almasının uluslararası etik açısından uygun olmadığını vurgulanmıştır.

Ayrıca Türkiye ile Danimarka arasında imzalanan Kültür İşbirliği ile ilgili Memorandum'dan söz edilmiş ve Komite yetkilileri bundan haberdar olmadıklarını belirtmişlerdir.

Karşı taraf eserlerin sahibinin kendileri olmadığını ve çalınmış eser alma prensibinde olmadıklarını, iyi niyetli alıcı olduklarını ifade etmişlerdir. Ülkemizin ve kendi ülkelerinin üye olmadıkları Unidruit Sözleşmesi'nin 3. maddesine göre yerini bildiğimiz andan itibaren 3 yıllık bir zaman içinde talepte bulunmamız gerektiği ifade edilmiş, ancak tarafımızdan buna karşı çıkılarak sürenin 50 yıl olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Unidroit Sözleşmesi'nin bu maddesi açık değil şaşırtmacalı olarak düzenlenmiştir. P.Mortensen ülkelerimizin sözleşmeyi onaylamamasından dolayı bunu referans vermenin anlamsız olduğunu belirtmiştir.

Komite Başkanı E.Hoffmeuer zaman sınırlamaları yüzünden Unidroit Sözleşmesi'ni imzalamayı düşünmediklerini, Türk elçilerinin daima Koleksiyon'a davet edildiğini, geçmişte yapılanları şu ana uygulamanın pek makul olmayacağını, tabii ki uzlaşma yapmak istediklerini, ancak geçmişten bugüne atlanamayacağını , 25 yıldır Komite ( Board) üyeliği yaptığını, çalıntı eser satın almak istemediklerini, eserlerin alımı söz konusu olduğunda daima bir tartışma olduğunu ve benzeri eserleri almadan geri göndermeyi düşündüklerini, eserlerin nasıl geldiğinin önemli olduğunu belirterek Beyşehir Halısının önce Ashmolen Müzesi'nde sergilendiğini ve satın almadıklarını örnek vermişlerdir.

Dr.Nazan Ölçer, bazı şeyleri isbat etmeye gerek olmadığını, her şeyin açık olduğunu, sonradan problem olacağını düşünerek İran kökenli eserleri Müzesi'ne satın almak istemediğini, bunun bir etik kaygısı olduğunu belirtmiştir.

C.Erbay, iyi niyetli alıcının gelen eserlerin kökenini araştırması gerektiğine değinerek, Koleksiyonun bu eserleri karmakarışık almadığını, belli bölgelerden gelen eserlerin özellikle seçildiğini hissettiğini ifade etmiştir.

Koleksiyon yetkililerinin bugüne kadar bu şekilde bilgilendirilmedikleri ve söz konusu eserlerin ülkemize aidiyeti ile ilgili önemli belgelerin varlığı hususunda bir fikirleri olmadığı toplantı sonunda anlaşılmıştır.

Sonuçta, David Koleksiyonu'nun iyi niyetli olduğu, yeni malzemelerin tarafımızdan gündeme getirildiği, bunların araştırılacağı, bizi dinlediklerini ve sunduğumuz belgelerin inceleneceğini belirtmişlerdir.

Bilgilerinize arz ederim. 22.10.2001
F.Nurhan Turan
Arkeolog


Yukarıdaki açıklamalar gösteriyor ki :

1.David's Samling Müzesi yetkilileri,

a.Mal sahibi olmadıkları için eseri iadeye yetkilerinin olmadıklarını bildirmelerine rağmen, kendi ülkelerinde Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile iade konusunu görüşme davetleri vardır.

b. Eser alırken kendi aralarında münakaşa ettiklerini belirtiyorlar. Eserlerin menşei hakkında da elbette münakaşa etmişlerdir. O halde Türkiye'ye bu konuda eserin çalıntı olup-olmadığını soramazlar mıydı ?

c.Müze; uzmanlar ve üniversitelerle de işbirliği yaparak, eser hakkında bilgi toplama ve yayınları da mı taramıyorlar- bilmiyorlar ?

d.Sotheby's Müzayede Katalogunda Hacı Bayram-ı Veli'ye ait şamdanın satışa sunulduğu, sonra da satışdan çekildiğinden de mi habersizler ? Bu şekil de mi eser satın alıyorlar ?

e.Önce süre konusunda Unidroit Sözleşmesini ileri sürüp, Türkiye temsilcilerinin konu hakkında yeterli bilgiyi verdikten sonra, hemen çark edip, biz de imzalamadık, dolaysıyla bu sözleşme geçersiz ifadesi, niyetlerini belli etmiyor mu ?

f.Koleksiyon Yönetim Kurulu Başkanı , Yönetim Kurulu Üyesi, Kültür Danışmanı ve avukatlarının, politik davranıp, yuvarlak sözlerle Türkiye Cumhuriyeti yetkililerini atlatmaya çalıştıkları belli olmuyor mu ?

2.Türkiye'den giden Heyet, Kültür Bakanlığı yetkilileridir. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanununa göre bütün taşınır ve taşınmaz eserler Kültür ve Turizm Bakanlığının sorumluluğu altındadır.

a.2863 Sayılı Kanun, Vakıf eserler hakkında Vakıflar Genel Müdürlüğüne bir yetki tanımıyor mu ?

b.Söz konusu Heyetin ele aldığı sekiz konudan yedisi Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait eserlerdir. Sadece Nur-u Osmaniye Kütüphanesi'nin Kültür Bakanlığına işletilmesi devir edilmiştir.

c.Kıymetli meslektaşımız Dr.Nazan Ölçer Hanımefendi, aslı vakıf olan Türk-İslâm eserleri Müzesi Müdürüdür. 1914 yılında Müze'deki bir hırsızlık hadisesi sebebiyle, Müze zamanın Maarif Vekâleti'ne devredilmiştir. Dolayısıyla vakıf kültürüne haizdirler .
d.Tekke ve Zaviyeler 1925 yılında kapatıldıktan sonra, bütün tekkeler çıplak bırakılmış olup, o tarihteki kayıtları bulmanın imkansız olduğunu, Heyet üyelerinin bilmesi gerekirdi. 1926 Harf İnkılâbı yapıldıktan sonra, yüz binlerce Osmanlıca kayıtlar, der-dest olmuş, bir kısmı kağıt fabriklarına gönderilmiş, hatta 1939 yılında okka ile Bulgaristan'a satılmıştı. Devlet Arşivleri Genel Müdürü Sayın İsmet Binark'ın, bunların mikro-filmlerini Osmanlı Arşivi'ne tekrar kazandırdığı hatıralardadır. İbrahim Hakkı Konyalı'nın da bu hususlarda Tarih Hazinesi adlı Dergisinde yazıları vardır.

e.Ayrıca Hacı Bayram-ı Veli Vakfı son mütevellisi Cumhurbaşkanlığı eski Genel Sekreterlerinden Emekli Büyükelçi, Fuat Bayramoğlu'nun iki ciltlik kitabında eldeki bütün kayıtlar yayımlanmıştır. İkinci baskısında bazı yerleri düzelteceğini bu satırların yazarına söylemiş bulunan Bayramoğlu, Türk Tarih Kurumu'nun kendisine haber vermeden ikinci baskıyı yapmaları üzerine, bazı tashihleri yapamadığını beyan etmiştir.

f.Osmanlı Dönemi Ankara Evkâf Memurluğunda bu kayıtların olması gerekirken, Harf İnkılâbında maalesef bu kayıtlar kaybolmuştur. Ancak Evkâf Umum Müdürlüğü Vakıf Kayırlar Arşivinde İstanbul'daki Eyüp Sultan ve bazı Padişah Türbelerinin Teberrukât eşyalarına hafızamda kaldığına göre 1845-1850'li yıllara ait ait 3 defter bulunmaktadır.

g.Akkoyunlu Uzun Hasan'ın Hacı Bayram-ı Veli Türbesi'ne vakfettiği şamdan hakkındaki Sayın Prof.Dr. Hüseyin Hatemi'nin Raporu, zannederim çalınma hadisesini tam olarak açıklıyor. David's Samling Yöneticilerine bu rapordan bir kopyanın Heyet Üyeleri tarafından verildiğini zannediyorum. Cumhuriyet öncesi envanterlerimiz maalesef yoktur. O dönemde böyle bir dert de yoktu¦

Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunun 700. yılı için yazılan Milenyum Rüyâsı adlı şiirimden bir bölüm konuyu açıklıyor zannediyorum :

Avrupa, Amerika müzeleri Türk-İslâm eserleriyle dolu,
Çalınan, kaçırılan bütün eserlerin son yolu,
İngiltere ve Amerika'daki müzayedeler,
Türk'ün el emeği, göz nuru, altun kaplama mücevherler,
Camilerimizden çalındı el dokuması halılar,
Hattatların el yazması tezhipli kitaplar Batı'nın müzelerini asırlarca süsledi,
Yetmedi, gözler hâlâ aç, Bergama Altarı Almanya'da Berlin'de taç.
Schelieman'ın Truva'dan çalıp kaçırdığı ünlü Dorak Hazinesi,
Atina, Almanya yolu ile sonra da Rusya oldu varış noktası,
Ermitaj Müzesi'nde sonu noktalandı, 75 yıl sonra bir tarih aydınlandı¦
Osman Hamdi, Hayrullah Örs, Hâmit Zübeyr, Tahsin Öz, Hikmet Gürçay'ın ömrü yetmedi.
II. Dünya Savaşından önce onarım için Almanya'ya giden bir vagon dolusu
Çivi yazılı tabletler, 1987'li yıllarda ancak Ankara'ya geri gelebildi.
Dorak Hazineleri , başlı başına ayrı bir konu,
James Melleart'ın Konya-Çatalhöyük kazıları ve sonuçlarını,
Elbet bir gün tarih yazacak,
Yurt dışından gelen bazı arkeologların yaptığı işler su yüzüne çıkacak,
Ebediyete intikal eden Anadolu kültürü aşıkları mezarlarında rahat bir nefes alacaklar !..

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün yurt dışında bulunan kültür varlıklarının iadesi için girişim yaptığı eserler için hazırlanan liste aşağıdadır :

Türkiye'den Yurt Dışına İllegal Yoldan Kaçırılan Eseler ve Bu Konuda İade Çalışmalarından Bazı Örnekler :

Almanya

1.Boğazköy Sfenksi: Çorum İli, antik adı Hattuşaş olan Boğazköy ören yerinde Almanlar tarafından 1906-1912 yılları arasında yapılan kazılarda bulunan Sfenks ile yaklaşık 10.000 çivi yazılı tablet 1917 yılında iade edilmek kaydıyla, temizlenmek ve onarılmak üzere Osmanlı Devleti'nin izinleriyle Berlin'e gönderilmiştir. Temizlenmeleri ve onarımları tamamlanan 2.943 adet tablet ile 1 sfenks 1924-1937 yılları arasında partiler halinde iade edilmiştir. II. Dün ya Savaşı çıkınca yola çıkan vagonlar geri çevrildi, Almanya'da kaldı. 1987 yılında ise geriye kalan yaklaşık 7.400 tabletin iadesi sağlanmıştır. Halen Berlin Devlet Müzeleri'nde bulunan diğer Boğazköy Sfenksi'nin ülkemize iadesi amacıyla görüşmeler yıllardır sürdürülmektedir.

2.Bergama-Zeus Sunağı: İzmir İli, Bergama İlçesi, Pergamon ören yerinde Alman Mühendis Cari Humann tarafından 1868-1878 yılları arasında yapılan kaçak kazılar sonucu bulunan mimari ögeler, Berlin'e yasa dışı yollarla nakledilmiştir. Kaçırılan bu parçalarla Sunak, Berlin'de adını verdiği "Pergamon Museum"da 1930'lu yıllarda orijinaline uygun olarak inşa edilmiştir. Eserimizin, ait olduğu doğal ortama iadesi için hukuksal dayanak oluşturacak belgeler toplanmış ve bu belgeler kapsamında 1991 yılından itibaren ülkemize iadesi amacıyla bilindiği gibi Bergama Belediyesi bir kampanya başlatmış olup, Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışmalarını yıllardır sürdürmekte, belgeler Almanlara intikal etmiş durumda, Almanlar da konuyu çeşitli taktiklerle geçiştirmektedir.

3,.Aphrodisias-İhtiyar Balıkçı Heykeli: Aydın İli, Karacasu İlçesi, Geyre Köyü yakınlarındaki antik Aphrodisias kentinde Prof. Kenan Erim Başkanlığı'nda sürdürülen kazılar sırasında 1989 yılında Tiberius Portikosu'ndaki havuzda mermer bir büst bulunmuştur. Anılan büstün; 1904 yılında Fransız arkeolog Paul Gaudin tarafından yürütülen izinli kazılar sırasında bulunarak gizlice yurt dışına kaçırılan ve daha sonra Berlin Pergamon Museum'a satılan gövdeye ait olabileceği tespit edilmiştir. Bu gerçeğin ortaya çıkmasından sonra, 1991 tarihinde Dışişleri Bakanlığı kanalıyla girişimler başlatılmış olup, söz konusu eserin ülkemize iadesi amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığının çalışmaları devam etmektedir.

4.Konya-Beyhekim Camii Mihrabı: Konya İli, Selçuklu İlçesi, Beyhekim Mahallesi'ndeki 13. yüzyıla tarihlenen Beyhekim Camii'nin çini mozaikli mihrabı, 1907 yılında yasa dışı yollarla yurt dışına götürülmüştür. Halen Berlin'deki Pergamon Museum'un "İslam Eserleri Bölümü"nde sergilenmekte olan eserin ülkemize iadesi amacıyla 1991 tarihinde Dışişleri Bakanlığı'ndan gerekli girişimlerde bulunulması istenmiş olup eserin iadesi amacıyla ikili görüşmeler yıllardır devam etmektedir.

5.Hacı İbrahim Veli Türbesi: Konya İli, Akşehir İlçesi, Alanyurt (Maruf) Köyü, Mülhak Hacı İbrahim Veli Türbesi'ne ait sandukalardan birinin çalındığı öğrenilmiş ve gerekli araştırmalara başlanmıştır. Berlin Başkonsolosluğu'muzca sandukanın Berlin Doğu Asya ve İslam Sanatları Müzesi'nde olduğu, 1906 yılında deniz yoluyla İstanbul'dan getirildiği öğrenilmiştir. Berlin'deki sandukanın, Hacı İbrahim Veli Türbesi'ne ait sanduka olduğunun anlaşılması üzerine söz konusu sandukanın ülkemize iadesi için gerekli girişimlerde bulunulması istenmiştir. Bonn Büyükelçiliği'mizce, Federal Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişim yapılarak sandukanın iadesi talep edilmiştir. Devlet Bakanı Faruk Bal, bir ara derhal mahkemeye başvurulması için zamanın Büyükelçisine talimat vermişse de, Büyükelçi, Almanya gibi bir dost! (Güney-Doğuda PKK'ya karşı Alman kariyerlerinin kullanılmasını yasaklamıştı) ülkenin mahkemeye verilmesinin hoş karşılanmayacağını belirterek Sayın Bakanı iknaya çalışmıştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı görüşmelerin devam ettiğini belirtmesine rağmen, yıllardır bir karınca mesafesince yol katedilmemiştir.

6- Turuva Eserleri: Çanakkale İli, Tevfikiye Köyü yakınlarındaki bugünkü adı Hisarlık olan antik Troya kenti, 1868 yılından itibaren Heinrich Schliemann tarafından kazılmaya başlanmış ve 1871-1890 yılları arasında bulunan 17 grup eser yurt dışına kaçırılmıştır. Hafızamda kaldığına göre 1914 yılında çalınan eserlerin aranması için Atina'da gazete ilânı bile verilmiştir. 1945 yılına kadar Berlin'de sergilenen eserler hakkında 2. Dünya Savaşı'ndan itibaren herhangi bir bilgi alınamamıştır. Dışişleri Bakanlığı kanalıyla temin edilen 1991 tarihli Troya Kataloğunun incelenmesinden, 480 civarında eserin Almanya'da olduğu belirlenmiş ve Büyükelçiliğimizce Almanya'da bulunan eserlerimizin listesi verilerek iadeleri hususunda resmi girişimler başlatılmıştır.

Bunların dışında; 05.04.1994 tarihine rastlayan bayram tatilinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü Binasının içindeki depodan 34 adet halı çalınmış ve hırsızlık bir hafta sonra tesadüfen ortaya çıkmıştır. Konu Emniyete intikal etmiş, envanterli olduğundan Interpol tarafından aranmaya başlanmıştır. 17.10.1994 tarihinde İstanbul'da bir fuarda Bereket Halıcılık'ta sekiz adedi bulundu. 1996 yılında İstanbul Türk İslâm Eserleri Müzesi'ndeki milletlerarası bir seminer dolayısıyla İstanbul Swiss Oteldeki koleksiyon tanıtımında 1994 tarihinde çalınan bir halı da Vakıflar Genel Müdürlüğü Halı Uzmanı Suzan Bayraktaroğlu tarafından tesbit edilmiş ve konu emniyete intikal ettirilmiştir. Söylentilere göre o tarihlerde Almaya BMV Fabrikaları Yönetim Kurulu Başkanı olan koleksiyoner Heinrich Kirchheim, acele ülkeyi terk eder. Heinrich Kirchheim'in Almanya'daki evi polis nezaretinde arattırılır. Kirchheim halının yurt dışında olduğunu belirterek göstermek istemez. Çalınan halının slaytları Dışişleri Bakanlığı kanalı ile gönderilir. Aynı halı mı değil mi diye tarafsız bir bilirkişinin konuyu incelemesini Alman vatandaş(!) ister. Halıyı Avusturya Salzburg'da Galerie Sailer Gesellcshaft m.b.H şirketi sahipleri Franz ve Ingrid Sailer soyadındaki bir çiftin dükkanından aldığını, Türkiye'deki satıcının isminin ticari ahlâk nedeni ile veremediğini beyan eder. Bu arada Almanya'dan ikâmetini İsviçre'ye alır. Dolayısıyla da konu askıda kalır. Bu güne kadar konu hakkında bir gelişme olduğunu sanmıyoruz. Söz konusu eserler İnterpol tarafından aranmaktadır.

Rusya Federasyonu

Turuva Eserleri: II. Dünya Savaşı ile birlikte kaybolduğu sanılan Turuva eserlerinin 1990 yılı sonlarında büyük bölümünün Moskova/Pushkin ve St. Petersburg/ Hermitage Müzesi 'nde saklandıkları öğrenilmiştir. Eski Kültür Müsteşarlarımızdan Sanat Tarihçi Prof.Dr. Oluş Arık, İpek Yolu filmi belgesel filmi çekimi sırasında söz konusu Müzeye de girmiş ve eserlerden bir kısmını gördüğünü bir sohbet sırasında söylemişti¦

1991 yılı itibariyle söz konusu eserlerin ülkemize kazandırılması amacıyla çalışmalar sürdürülmektedir. 28.03.2004 tarihli Hürriyet Gazetesi Pazar ekinde Sayın Gila Benmayor'un '' Troya Altınları Neden Puşkin Müzesinde '' konulu yazısı da Almanya ile Rusya'nın pazarlık yaptığı, Türklerin ortada olamadığını, asıl mal sahibinin Türkler olduğunu söylemesi de ilginç zannederim.

Avusturya

Suben Sınır Kapısında Ele Geçirilen Eserler: Avusturya'nın Suben sınır kapısında 04.05.1999 tarihinde ele geçirilen eserleri yerinde incelemek üzere İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nden 2 uzman 14-17.12.1999 tarihleri arasında Avusturya' da görevlendirilmişlerdir. Uzmanların hazırladığı rapora göre eserlerin çoğunluğunun Anadolu kökenli olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu eserlerin iadesine ilişkin istinabe evrakı Adalet Bakanlığı'nca Avusturya makamlarına iletilmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri

1.Herakles Heykeli: 1980 yılında Perge ören yerinden bilimsel kazılar sonucu alt yarısı çıkarılan ve halen Antalya Müzesi'nde sergilenmekte olan Herakles Heykeli'nin üst yarısının ABD Boston Museum of Fine Arts ve Shelby White-Leon Levy adlı koleksiyonerlerin mülkiyetinde olduğu öğrenilmiştir. Prof. Dr. Jale İnan'ın yardımlarıyla yapılan çalışmalar sonucu parçaların birbirine ait olduğu ispat edilmiştir. Söz konusu eserin ülkemize iadesi ile ilgili gerekli görüşmeler hukukçular tarafından sürdürülmüştür. Eserin ülkemize iadesi ile ilgili yeni bir politika belirlenmesi ve gerekirse dâvâ yoluna gidilmesi düşünülmektedir.

2-Kumluca Eserleri: 1963 yılında Antalya ili, Finike ilçesi yakınlarındaki antik adı Corydella olan Kumluca'da M.S.6.yy.a tarihlenen bir Bizans kilisesi'nde yapılan kaçak kazılarda ele geçirilen dini amaçla yapılmış sayısız gümüş eserlerin bir bölümünün Dumbarton Oaks Müzesi'nde bulunduğunun tespit edilmesi (Bir grubu Antalya Müzesi'nde bulunmaktadır) üzerine, Dumbarton Oaks Müzesi ile eserlerin iadesi konusunda temasa geçilmiş, 1968 yılından 1996 kadar girişimlerimiz sürdürülmüştür. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı ile Dumbarton Oaks Müzesi ve Harvard Müzesi yetkilileri arasında, Kumluca eserleri ile ilgili resmi görüşmelere yeniden başlanması düşünülmektedir.

3.Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü Deposu'ndan çalınan 34 halı arasında bulunup, 13 Eylül 2002-16 Şubat 2003 tarihleri arasındaki Sergi tanıtımı için Walter B.Denny ve Sumru Belger Krody tarafından hazırlanan '' The Clasical Tradition in Anatolian Carpets '' adlı Katalogun 84.sayfasında 23 numara ile yayınlanan ve Washington D.C.'de The Textile Museum'da bulunan halının iadesi çalışmaları Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır.


Danimarka

Diyarbakır Müzesi Sfenks Figürini; Akşehir Seyyid Mahmut Hayrani Türbesi'ne Ait Sanduka; Cizre Ulu Camii Kapı Tokmağı: Diyarbakır Müzesi'inden 1979 yılında çalınan bronz bir sfenks figürininin; 26/07/1994 tarihinde çalınan Konya İli, Akşehir İlçesi Merkez'inde bulunan Seyyid Mahmut Hayrani Türbesi'nden Seyyid Ali'ye ait sandukanın; Aralık 1969 yılında çalınan Mardin, Cizre Ulu Camii kapısına ait kapı tokmağının, Hacı Bayram-ı Veli Türbesine Akkoyunlu Uzun Hasan'ın Vakfettiği şamdan Danimarka, David's SamIing Müzesi'nde bulunduğu öğrenilmiştir.

David's SamIing Müzesi kataloglarında yayınlanmış olan her üç esere ait iade taleplerimizle ilgili olarak Danimarka kültürel varlıkların iadesine ilişkin uluslararası sözleşmelere imza atmadıkları ve "Islamic Art The David Collection" adlı müzenin özel bir müze olduğunu belirtmişlerdir. Buna rağmen Dışişleri Bakanlığı'ndan Kopenhag Büyükelçiliğimiz ile Müze yetkilileri arasında bir görüşme yapılmasının Danimarka Dışişleri ve Kültür Bakanlıkları nezdinde sağlanması istenilmiştir. Eserlerle ilgili dosyalar Kopenhag Büyükelçiliğimize gönderilmiş Kültür Bakanlığı ve Müze yetkilileri arasında Kopenhag'da 8-12 Ekim 2001'de bir toplantı yapılmıştır. İki yıldır toplantı yapılamamıştır. Ancak Londra Elçiliğimiz 2001 Mayıs ayı ilk haftasında avukatla sathi bir görüşme yapmıştır.

İngiltere

Konya Hasbey Dar'ül-Huffazı'na ait bir çini 29 .04.2003 tarihinde Londra Christie's Müzayedesinde satışa çıkarılması üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından satış durdurulmuş olup, Londra Büyükelçiliği tarafından gerekli işlemler yürütülmektedir.
İsviçre

İsviçre'de Ele Geçen Eserler: İsviçre Federal Polis Bürosu tarafından 08.06.1999 tarihinde Türkiye'den İsviçre'ye pamuklu tişört adı altında bir grup kültür varlığının Zürih Hava alanı'nda ele geçtiği Adalet Bakanlığımıza ve Büyükelçiliğimize bildirilmiştir. Uzmanlar tarafından incelenen eserlerin çoğunluğunun Anadolu kökenli olduğu tespit edilmiştir. Bern Büyükelçiliğimiz'ce söz konusu kültür varlıklarının ülkemize iadesi için Adalet Bakanlığı'mızca hazırlanması gereken istinabenin 31.01.2000 tarihine kadar İsviçre tarafına gönderilmesi beklendiği bildirilmiştir. Konu ile ilgili olarak Adalet Bakanlığınca eserlerin iadesine ilişkin istinabe hazırlanarak ilgili ülkeye gönderilmiştir. İsviçre makamları tarafından söz konusu eserlerin ülkemize gönderilmesi için gerekli işlemlerin tamamlandığı ve eserlerin Zürih Başkonsolosluğumuz aracılığıyla ülkemize gönderileceği Dışişleri Bakanlığı tarafından bildirilmiştir.

Elazıg-Harput, Arap Baba Mescidi'nden 20.04.1998 tarihinde çalınan çinilerin Interpol tarafından aranması neticesi 2002 yılı Temmuz ayında Cenevre şehrinde ele geçmiş olup, konu Dışişleri Bakanlığı tarafından yakından takip edilmektedir .

İtalya

İtalya İnterpolü'nce Ele Geçirilen Yazıt: İtalya İnterpolü tarafından bir adet Lidya yazıtının ele geçirildiği 14.11.1997 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından bildirilmiştir. Eserin fotoğrafının uzmanlarımızca incelenmesi sonucunda Anadolu kökenli olduğu tespit edilmiş ve ülkemize iadesinin sağlanması için açılan davaya taraf olunmuştur, dâvâ devam etmektedir.

Fransa

Lidya Eserleri: Merkezi Paris'de olan Galerie Blondeel-Deroyan'ın elinde bulunan 13 parça Lidya eserinin 1993 yılında ülkemize iadesi sağlanan Karun Hazinesi'ndeki eserlerin aynısı olduğu özellikle küpelerin kalıplarının Uşak Müzesi'nde bulunduğu hazırlanan raporlarla birlikte Dışişleri Bakanlığı'na bildirilmiş ve eserlerin uzmanlarımıza yerinde incelenebilmesi hususundaki talebimizin Paris Büyükelçiliğimiz kanalıyla adı geçen galeriye iletilmesi anılan Bakanlık'tan istenilmiştir. Adı geçen galeriden eserlerin Cenevre'ye gönderildiği öğrenilerek gerekli girişimler Cenevre Başkonsolosluğumuz nezdinde yapılmıştır.

Bütün bu olumsuz görüşlere rağmen yurt dışından dâvâ ve ikili görüşmeler sonucu yurda dönen eserler de bulunmaktadır.

1- Aphrodisias Eserleri (ABD) (1980)
2- Tunç Vazo (ABD) (1982)
3- Herakles Lahdine Ait Parça (ABD) (1980)
4- Boğazköy Tabletleri Ve Sfenks (Almanya) (1924-1942, 1980,1987)
5 - Osmanlı Tombak (Londra) (1991)
6- Elmalı Sikkeleri (İsviçre, ABD) (1988,1991,1992,1999)
7- Lidya Eserleri (ABD) (1993)
8- Girlandlı Lahit (ABD) (1994)
9- Marsyas Heykeli (ABD) (1994)
10- Aphrodisias Friz Bloğu (ABD) (1994)
11- Aphrodisias Örenyeri 'nden Çalınan Meleager Başı (ABD) (1994)
12- İzmir Birgi Aydınoğlu Mehmet Bey Camii'nden Çalınan Minber Kapısı
(İngiltere) (1995)
13- Erdek Açıkhava Müzesi'nden Çalınan Torso (Abd) (1995)
14- İzmir Müze Müdürlüğü Bahçesi'nden Çalınan Kadın Heykeli (İsviçre) (1995)
15- Mermer Kadın Başı (Avusturya) (1997)
16- Kurşun Mühür (ABD) (1998)
17- Atatürk'ün Gümüş Sigara Tabakası (ABD) (1998)
18- Henkel Koleksiyonunda Bulunan Eserler (Almanya) (1998)
ı 9- Divriği Ulu Camii'ne Ait Ahşap Pano (ABD) (İngiltere)(1999)
20- Manş Denizi Batığı'ndaki Eserler (İngiltere) (1999)
21- Konya Beyşehir Eşrefoğlu Camii Giriş Kapısı Panoları (Danimarka) (1999)
22- Heathrow Havaalanı'nda Ele Geçirilen Eserler (İngiltere) (2000)
23- Menil Koleksiyonundaki Zeugma Mozaiğine Ait Parçalar (ABD) (2000)
24- Nur-u Osmaniye Külliyesi Kütüphanesi'nden Çalınan Kur'an-ı Kerim (ABD) (2000)
25- Oklahoma Eserleri (ABD) (2000) (2001)
26- Kalsruhe'den İade Edilen Pişmiş Toprak Heykelcik (Almanya) (2001)
27- Topkapı Sarayı Müzesi'nden Çalınan Kur'an-ı Kerim (Kıbrıs) (2000)
28- Tutlingen'de Ele Geçirilen Eserler (Almanya) (2001)
29- Bremen'de Ele Geçirilen Eserler (Almanya) (2001)
30- Mermer Kabartma Levha (Almanya) (2001)
31- Bronz Dionysos Heykeli (İngiltere) (2002)
32- Bursa-Yenişehir, Sinan Paşa Camii'nden 17.02.1998 tarihinde çalınan çinilerden bir kısmı Londra Sotheby's Müzayedesinde satılırken, satış Türk Elçiliği tarafından durdurulmuş, 29.05.2003 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne iade edilmiştir.
33-İstanbul Yeni Cami Hümkâr Kasrı Mahfelinden 27.12.2002 ve 20.01.2003 tarihinde çiniler çalınmış, bir kısım kırıklar 10.04.2003 tarihinde çöpler arasından çıkmış, 29 .04.2003 tarihinde Londra'daki Christie's Müzayedesinde satışa sunulan ve İstanbul Yeni Camiye ait olduğu sanılan 3 İznik çinisi İstanbul Ticaret Odası tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı adına satın alınmıştır.
34-2003 yılında Nevşehir Kurşunlu Camiinden çalınan iki adet Kâbe Örtüsü, Londra'da tespit edilmiş ve 08.03.2004 tarihinde yurda dönmüştür.

İstanbul Sultan Ahmet Camii, 23.03.2001 tarihinde soyulan Edirne Muradiye Camii, 08.02.2001 tarihinde soyulan Adana Ulu Camii, 30.08.2003 tarihinde soyulan Diyarbakır, Parlı ( Sefa ) Camii çinileri halen aranmaktadır.

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışından önce Hacı Bayram Türbesi'ne giderek dûa etmiştir. Büyük kurtarıcının önem verdiği bu Türbeye ait Akkoyunlu Hükümdarı'nın vakıf bir şamdanı için biz bugün ne yapıyoruz ? Taşınır kültür varlıklarına karşı politikamız nedir, gelecek nesillere karşı vicdani bir borcumuz yok mudur ?

2 Mayıs 2002 tarihine Londra Büyükelçiliğimizi ziyaret eden Savid's Samling Müzesi avukatı Aege Spang-Hanssen, sekiz ay önce Kopanhagen'de yapılan toplantıdan, istenilen eserlerden haberi olmadığını, konuyu araştıracaklarını söylemiş. Her toplantıya gelen eski toplantılardan haberi olmadığını söyleyerek zaman kazanıyor ve işi sürüncemede bırakıyor. Neden hukuki tedbirlere başvurmuyoruz ? Görüşmeler yolu ile kaç sende halledeceğimizi var sayıyoruz ? 13 yıldan beri bazı konularda hâlâ sonuç alamadığımızı görerek aynı görüşte neden ısrar ediyoruz ? Yetkililer bu sorularımıza tatmin edici cevaplar vermelidirler¦ 2003 ve 2004 yılı ilk üç ayında bu eserler hakkında ne gibi temaslar, hangi toplantılar yapılmıştır, şayet yapıldıysa, hangi aşamaya gelinmiştir, girişimler ne zaman sonuç verecek ?...

Yukarıda zikredilen bütün bu bilgiler ışığında: İki yıldır Kopenhag kriterlerini duya duya kulaklarımız sağır oldu, ama çifte standartlı Avrupa Birliğine giriyoruz diye, taviz üstüne taviz veriyoruz. İşte Avrupa'nın bize, adalete karşı davrandığı tavır !... Avrupa Parlementosu Başkanı Cox, 02.03.2004 tarihinde TBMM'de konuştu ve hâkimlerimize bile bir şeyler söylemeye gayret etti. Avrupa Konseyi Parlementosu bunu istiyor dedi de, Belçika Hükûmeti rahmetli Sabancı'nın katillerini iade etti mi ? Demokrasilerde adâlete müdahale edilir mi ? O zaman nasıl bir demokrasi istiyor Avrupa Birliği ? Kukla mı ? Bizi menfaatlerine göre idare etmek istiyorlar! Bir Sevr Muahedesini gizli olarak tatbik etmek arzusundalar. Avrupa Birliğine girdik kabul edelim. Bize ne verecek ? Almanya gibi federal hükümetlere ayıracaklar, böl, parçala, yok et (!) veya Kopenhang'daki gibi uyut ve unut politikası gündeme gelecek¦ Daha önceleri de olduğu gibi bize havadan teberru bir para gelmeyecek, bize borç verecek, borçlar yükselecek, neticede özelleştirme adına gelirlerimize de el koyacaklar. Bizi köle gibi çalıştıracaklar. Kapitülasyonlar geri dönecek. Biz Avrupa Birliğine karşı da değiliz, onurumuzu koruyarak, taviz vermeden, ancak aksak kanunlarımızı kendi insiyatifimiz ve zamana karşı değil, sakin sakin, değiştirelim. her şeyi de kabul etmeyelim. Bakınız Kıbrıs'ı nasıl Avrupa Birliğine alma kararı çıktı. Kuzeyle güney konularını haletli mi ? Hayır, Ama karar kesin. 01.05.2004'de alacağız dediler. Oldu bitti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yüce Atatürk'ün kazıttığı ''Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin'' değil, Avrupa Birliğinin istediği olacak, yani hürriyetimiz elden gidecek¦İstiklâl savaşını hürriyetimiz için yapmadık mı ? Bunun karşılığında; yabancı sermaye, bazı büyük iş adamlarımız, holdingler, yurt dışına daha kolay mal satıp, daha kolay para kazanacaklar ! İşte bütün yaygara bunun için¦ Gümrük Birliğine girdik ne kazandık, neler kaybettik ? Biz 40 yıl Avrupa Birliğine girmek için önce müracaat ettik, Gümrük Birliğine işlerine geldiği için aldılar, Avrupa Birliği için kıvırıyorlar, bizimle kıvrak dans ediyorlar. Müzakere tarihi verseler bile beş yıldan önce bizi aralarına almayacaklar ! Ancak kendi dininden olanları, 5 yıl önce müracaat edeni alıyorlar. Kıbrıs'ın problemleri var niye halledin de ondan sonra sizi alalım demiyorlar !.. İşte hayran olduğumuz Batı dünyası bu¦ Batının teknolojik her şeyini alalım, daha ileri götürelim, ama Bizans politikasını ve maddeci felsefesini asla¦

1.2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları kanununa göre bu konuların Kültür Bakanlığı'nın bizzat yürütmesi ve gereğini yapması gerekli bir konu. 12 Ekim 2001'den sonra, aradan iki yılı aşkın bir zaman geçti. Bu satırların yazarı emekli oldu. Dr. Nazan Ölçer de emekli oldu, Sabancı Müzesi Müdürlüğüne geçti... Dr. Filiz Çağman Hanımefendi geçen sene çıkarılan yasa ile emekli oldu, tekrar göreve geri döndü. Kültür Bakanlığı'na Hacı Bayram'ı iyi bilen eski edebiyâtımızı hepimizden iyi bilen Prof. Dr. Mustafa İsen kardeşimiz Müsteşarlık Makamına oturalı bir yılı geçti. Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlıkları birleşti. Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Kültür ve Tabiat Varlıkları Genel Müdürlüğü birleşti, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü oldu. Netice ne oldu, bizi ilgilendiren neticeler, bürokrasi karmaşası değil¦

2.Selçuklu ve Osmanlı'ya, Cumhuriyet'e karşı milli, vicdani, ahlâki, hukuki görevlerimizi kaplumbağa yürüyüşüyle değil, hızla yerine getirelim. Adalet Divanlarına hep başkaları müracaat edecek değil, biz de etmeye başlayalım ! Haydi bakalım, atalarımızın emanetini hep beraber koruyalım. Tarihi mirasımızı el birliği, gönül birliği, canla, başla çalışarak geri getirmek için uğraşalım !... Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı koordineli olarak eserleri geri vermeyen ülkelerin kazı ve araştırma izinlerini iptal edelim. Her türlü kültürel ilişkileri keselim !

Dışişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığ Adalet Bakanlığı Hukuk Müşavirlikleri kendi aralarında bir heyet kurarak, konu ile ilgili birimlerin elemanlarından oluşan bir alt komisyon kurarak acil prensip kararlarını alarak, Devletlerarası hukuki ve adli girişimleri başlatmaları, meşhur Kopenhang kriterlerini işletmeleri gerekir. Eğer işliyorsa¦

3.Hacı Bayram-ı Veli soyundan gelen ve Sadberk Hanın Müzesi'nde soy ağacı bulunan, Türkiye'nin birinci veya ikinci zengini, kültürümüze meraklı Sayın Rahmi M. Koç, kardeşiniz rahmetli oldu, konu muallakta kaldı. Maddi ve manevi olarak, ecdadınızın Türbesine vakfedilen eserin geri getirilmesi için, özel sektör temsilcisi, Üçüncü Sektör Vakfı Mütevelli üyesi, Koç Vakfı zannederim Onur Başkanı, müze kurucusu, bir kültür neferi olarak, bu işin peşinde misiniz ? Bu işin peşine Kültür ve Turizm Baklanlığı ile koordineli olarak, birlikte düşer misiniz ? Yurt dışındaki büyük firmalara bu konuları açık-seçik olarak anlatır mısınız ?

4.Gümüşhaneli olarak, Akoyunlularla ilişkiniz olduğu belli olan ve Medya Dünyasının büyük tek patronu, Sayın Aydın Doğan Beyefendi, yazılı ve sözlü basın elinizde. Bir Türk Beyi olan Akkoyunlu Uzun Hasan'ın Hacı Bayram Türbesine Vakfettiği şamdan ve diğer yurt dışına illegal yoldan çıkarılmış eserler üzerine '' Basın Ahlâk Yasasına '' da uygun olarak, gazetecilik ilkelerine uygun olarak, milli ve mânevi değerlere uygun olarak geniş bir yayın bombardımanı yapalım mı ? Buna hazır mısınız ? Kabul eder misiniz, yoksa yazılı ve sözlü basından para kazanmak güzel şey, ben bu kadar devletle-bürokrasi ile, hak ile hukuk ile uğraşamam, deyip kenara mı çekilirsiniz ? Hodri meydan diyoruz.

5.Sayın Murat Bardakcı, yurt içinden çalınan eski eserlerimizi siz Hürriyet'te yazarsınız. Böyle bir kampanyaya gönüllü olarak gereken önemi vereceğinizden ve burada ismi geçen meslektaşlarınızı ve Sayın Rahmi M. Koç ve Sayın Sakıp Sabancı'yı, Sayın Aydın Doğan'ı doğrular konusunda nüfuz edeceğinize emin bulunmaktayız.

6.Sayın Doğan Hızlan, ben kendimi bildim bileli sanat ve kültür konularını ele alır. Yurt dışına illegal yoldan kaçırılmış taşınır kültür varlıklarına da gereken önemi vereceğinden kuşkumuz yoktur.

Sayın Çölaşan, 1970'li yıllarda rahmetli Kemal Ilıcak'ın odasında tanıdığım Sayın Güneri Civaoğlu, atalarımız ve bu vatan sizlerden de görev, yardım ve destek bekliyor !... Hepimiz doğruların, hakikatlerin peşinde hayat boyu koşuyoruz¦ Aslında bu görev tüm milletin değil mi ? ¦

7. TRT, Kanal D, ATV, Star, NTV, CNN TÜRK, Haber Türk Kanalları, size de sesleniyoruz, bu bir milli görev¦ A Takımı Kaptanı Sayın Savaş Ay, Ceviz Kabuğu yöneticisi Sayın Hulki Cevizoğlu, bu konular sizi ilgilendiriyor mu ? Açık oturumlarda yetkilileri bir konuşturun bakalım ! Herkes konunun bir cephesini ele alsa kim bilir ne kadar doğrular ortaya çıkar.

Meselâ : Camilerden halı çalmaktan 7 defa ayrı ayrı yakalanan bir şahıs hakkında emniyette bilgi varsa da hapis yattığına dair bilgimiz yok. Zira basit bir hırsızlık veya hırsızlığa teşebbüsten yakalanıyor ve adaletçe serbest bırakılıyorlar¦ Halbuki 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları kanununa muhalefetten yargılanmalı, organize suç ise, Devlet Güvenlik Mahkemesine de gitmeli.. Verilen cezalar da günün şartlarına göre artık arttırılmalı¦

8.Cumhuriyetten Sayın Özgen Acar, yıllardır eski eser kaçakçılığını bilhassa yurt dışındaki olayları öncelikle sizden öğreniyoruz. Yurt dışı müzayede katalogları önce size ulaşır. Hepsini özetle tekrarlayıp gündeme getirmekte yarar yok mu ?

9. Akkoyunlu soyundan gelen, babası mahkeme kararı ile soy adını bile değiştiren, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sayın Sinan Aygün, Ankara esnafına, propagandaya gösterdiğiniz ilgi kadar, politikaya ilginiz kadar, Türk kültür ve medeniyetine ait gayri kanuni yoldan yurt dışına çıkmış, kaçırılmış eserlerin iadesi için milletlerarası bir kampanyaya var mısınız ?

10. Türk Tarih Kurumu, TÜSİAD, ANGİAD, TÜGİYAD, TOBB, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları, Mimar ve Mühendis Odaları, Türk Tabipler Birliği, kanunla kurulmuş diğer dernek ve odalar, görev sizleri bekliyor !

11.Yurdumuzun çeşitli yerlerinde okulları ve yurtları bulunan, Üniversite, Müze açan Sabancı Vakfı ve meşhur Sakıp Ağa , Eczacıbaşı Vakfı ve Sayın Eczacıbaşı, her halde böyle kutsal bir milli görevden kaçacaklarını sanmıyorum, menfi düşünmeyi aklıma bile getirmek istemiyorum !... Bu yurtta kazanılan servet seve seve elbetteki bu yurda sarf edilecektir. Bundan eminiz !...

12.Başbakanlık Vakıflar Genel Müdür Vekili Sayın Yusuf Beyazıt, zaten konuyla ilgileniyor, Konu ile ilgili büronun imkanlarını geliştirdi.. Şimdi denetiminde bulunduğu kültür vakıflarını bu konuya kanalize etmesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile koordineli hızlı bir çalışma dönemine girmesini bekliyoruz !...

13.Üçüncü Sektör Vakfı, Taç Vakfı, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Türk Devlet Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı, Avrasya Bir Vakfı, Marmara Grubu Stratejik Araştırmalar Vakfı, Ankaralılar Vakfı, Akşehirliler Vakfı, Konyalılar Vakfı, Gümüşhaneliler Vakfı, Diyarbakırlılar Vakfı, Mardinliler Vakfı, Türk kültürünü geliştirme ve tanıtma vakıfları, Türkiye'deki sayıları binleri bulan kültür vakıfları, müze dernekleri; yurt dışında misafir bulunan ve doğruyu söylemek gerekirse bizden daha iyi korunun bu eserleri, vatanlarına kavuşturmak için başta UNESCO, İCOM, İCOMOS, olmak üzere, Avrupa Birliği ve diğer alanlarda, sivil toplum örgütleri olarak, başta Devletimiz olmak üzere bir kültür seferberliğine var mısınız ? Bu uğurda bütçenizden para sarf etmeye, propaganda yapmaya, hukuk alanında mücadeleye hazır mısınız ? Yoksa bizim tüzüğümüzde yok bunlar, biz para toplarız, konumuzla ilgili canımızın istediği yere harcar, vakıf başkanı olarak demeç verir, caka satar, çekilir köşemizde otururuz mu dersiniz ?

Tercih siyasiler, bürokrat olan siz idarecilerindir !... Sizleri de ise sivil toplum örgütleri ve 70 milyon insan gururla adım adım sonuç alınıncaya kadar titizlikle takip edecektir.

Saygılarımla, 28.03.2004 http: sadibayram@ gmail.com
- www.sadibayram.com Sadi BAYRAM





DİPNOT :
Seminerden bir hafta sonra kendisi ile bizzat görüştüğüm Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Sayın Prof.Dr. Mustafa İsen, Sanat Tarihçilerinin bu sorunu ile bizzat ilgilendiğini ve Kamu Reformu kapsamında sorunu çözeceğini vaadetmiştir.
Bir yıl evvel emekli olan Dr.Nazan Ölçer, halen Sabancı Müzesi Müdürü olarak görev yapmak
Yayınlandığı Yer: 2004 Ortaçağ Kazıları ve Sanat Tarihi ,28.03.2004
Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Kur'an Ve Bilgisayar-computer Ilişkisi
  • Amasya Uluslararası Alimler Sempozyumu Ardından
  • ?Îdî-zâde -Âkif-zâde Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Sultan ıı. Bayezıd?ın Hattatı, Amasyalı şeyh Hamdullah Kur'an-ı Kerim'i Ve Bir Hâtıra
  • ?Îdî-zâde (- âkif-zâde) Abdurrahim El-amasî Sülâlesi Ve Eserleri
  • Osmanlı Döneminde Latin Harflerine Geçiş çalışmaları
  • Mühr-ü Süleyman Ve Türk Kültürü
  • Izgü Mescid
  • Taceddin Sultan Ve Evradı
  • çift Başlı Kartal
  • Türk Kültüründe ölüm
  • Bâki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedâdır
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Bosna- Hersek Ve Balkanlarda Vakıf Kültür Izleri
    (seminer Konu?mas? )
  • Ahlat Vakıfları
  • Selçuklu Kervansaraylarının Turizme Açılması
  • Hasan Paşa'nın Vakfı, şeyhülislÂm Ankaravi Mehmed Emin Efendi Vakfiyesi, Ve Ankara Sulu Han HikÂyesi
  • Yemen Fatihi Gazi Sinan Paşa Vakfiyeleri, Tezyinatı Ve Türk Süsleme Sanatındaki Yeri
  • Yakın Tarihimizde Merzifon, Merzifon Anatolian Koleji
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Türk Hat, Yazı-resim, Cilt Ve Tezhip Sanatı Ile Ilgili
  • Vakıflar Dergisi Makaleler Fihristi ( 27. Sayıya Kadar )
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Sultan ıı. Mahmud'un Vakfiyelerindeki Tezyinat
  • Maniheizm Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkında Yönetmelik
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Türk'ün Yolu Nereye Gidiyor
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Osmanlı Devleti Hakkında Bir Kronoloji Denemesi
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Vakıflar
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphrodosıas'ı ( Tisan )
  • Anadolu Turk - ıslam Sanatında Bazı Yapılar Ve Kronolojıye Aıt Katalog Denemesı...
  • Türk Kültüründe ölüm !
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Anadolu'da Ilk RufÂiler Ve Hz.zeynel Abidin Ali Er-rufÂi El-abdali El-kayserani Soyuna Ait Bir Deneme Anad
  • Osmanlı Döneminde 1899 -1920 Yıllarında Istanbul Camilerinden çalınan çiniler
  • Peygamberler şehri Tarsus Ve Tarsus'da Bir özbek Vakfı
  • Başkent Ankara'nın Ihtiyacı Olan Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak ?
  • Ankara Ulus Semtinde Türk Vakıf Araştırma Merkezi'nde 15.11.1998 Tarihinde Hali Sergisi Açılış Konuşması
  • Prof.dr. Albert Gabriel'e Ait Bazı Belgeler
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Cumhuriyet'in Ilk Yıllarında Ankara'da Imâr Faaliyetlerinde
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ahilik Ve çıraklık Eğitim Ve öğretim Vakfı
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Cumhuriyet'in Derinliklerinden Hatıralar : Eski Ankaralılardan Dostum Sayın Nurettin Daş Ile
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphorodisias'ı ( Tisan Yapı Kooperatifi )-anatolıan : The Cradle Of Cı
  • Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve
  • Bektaşi Nutku (kendini Bil Ki, Tanrıyı Bilesin)
  • Kültürümüzde Hoşgörü
  • Fatih Sultan Mehmed'in Eyüp Sultan Külliyesi Vakfiyesi
  • Hicaz Demiryolları Ve Vakıflar
  • Mostar Köprüsü Restorasyonu Hakkında Ilk ön Rapor
  • Atatürkün Vakıflar Hakkındaki Konuşmalrı
  • Selçuk-name
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatınının Gelişimi, Batı Tesirleri Ve Günümüzde Yorumlayanlar
  • Konyadaki Esk; Eserler Hakkında Atatürkün Başbakan Ismet Inönüye Telgrafı
  • Atatürkcülük Ve 2001'li Yılların Türkiyesi üzerine
  • Ord.prof.dr. Ahmed Süheyl ünver
  • Türk Kültürü Ve Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak Için
  • Istanbul'un Fethine Kadar Beylik Dönemi Vakfiyeleri
  • Kıbrıs, Gürcistan, şirvan Fatihi Lala Mustafa Paşa'nın 1563 Tarihli Vakfiyesi
  • Vakıf Arazilere Ve Gayrimenkullerine Tecavüz Ve Düşündürdükleri
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasından Sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması Ile
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan 1783-1810 Tarihleri Arasında Işlem Görmüş Bir Mühür Tatbik Deft
  • Türk Kültürünün Temeli Vakıflardır
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültürümüz
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Eyüp Sultan Türbesi'nde 1919-1920 Tarihlerinde Yapılan
  • Merzifonlu Hacıbayramoğlu Maden Mühendisi Mehmed Akif Efendi
  • Selçuklu Tarihi, Selçuk Adı
  • Cumhuriyet Dönemi Kültür çınarlarından : Mahmut Akok
  • Mardin Vakıfları,imam Zeynel Abidin'in 1158 M. Tarihli, Ve
  • Tarihte Türk Adı Ne Zaman Ortaya çıktı ?
  • Sahib Ata Fahrü'd-din Ali'nin Konya Imaret Ve Sivas Gökmedrese Vakfiyeleri
  • Phil.dr.hamit Zübeyr Koşay
  • Bulgarlar'ın Antik Başkenti Bulgar şehrindeki Islam Dönemi Mimari Eserlere Ait Panorama
  • Taşınır Kültür Varlıklarımızın Korunması Ve Yasa Dışı Trafiğinin önlenmesi
  • Ragıp Efendi'nin 1913-1922 Yılları Sibirya Ve Türkistan
  • Istanbul Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde Bulunan Tılsımlı Iki Gömlek Ve Kültürümüzdeki Yeri
  • Niksar Vakıflarına Genel Bir Bakış
  • Gazi Yahya Paşa'nın 1506 Tarihli Vakfiyesi
  • Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bulunan 12 Zilkâde 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli TeberrukÂt Eşyası
  • Kanuni Sultan Süleyman'ın Oğlu şehzade Mehmed'in 1548 Tarihli Vakfiyesi, Hududnamesi Ve Türk Sanatındaki Yeri
  • Merzifon Ulu Camisinin Yeri Ve Merzifon'da Türk Islam Eserleri
  • Merzifon, çelebi Sultan Mehmed Vakfı üzerine Bazı Belgeler
  • Hayat Ağacı, Kültürümüzdeki Yeri, önemi Ve Mitlerin Ardındaki Gerçek
  • Türk Kültürünün Izleri üzerinde Araştırmalar: Etrüskler'in Ilk Vatanı Anadolu Mu? : Truva Savaşı Ve Etrüskler
  • Yıldız çini Fabrikasına Ait Birkaç Vesika
  • Selçuklu Vakfiyeleri üzerine Bazı Düşünceler
  • Xıv. Asırda Tezhiblenmiş Beylik Dönemine Ait üç Kur'an Cüzü
  • Baki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedadır
  • Osmanlı Devletinin Kuruluşunun 700. Yıldönümü Münasebetiyle: Sultan ı.mahmud'un Orjinal Iki Vakfiyesi
  • ııı. Selim'in Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve Türk Süsleme Sanatına Batı Sanatının Tesirleri
  • Osmanlı Dönemi Bazı Vakfiyelerin Hayır şartlarından Damlalar !
  • Bektaşilik Ve Masonluk
  • Minyatürle Ilgili Seçilmiş Bibliyografya
  • Kaynaklara Göre Güney-doğu Anadolu'da Ptoto- ön Türkler
  • çelebi Mehmed Vakfı Arazisi üzerine Kurulan Merzifon Anatolian Koleji Ve Hastaneye Ait Bilgiler
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksiyonculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Safranbolulu Izzet Mehmet Paşa Vakfiyesi Ve Kütüphanesine Ait Tezyinatlı Iki Kur'an-ı Kerim
  • Istanbul Depremleri Ve Mimar Koca Sinan'ın Bilinmeyen Bazı Teknikleri
  • Merzifon'da Bilinmeyen Br Türbe '' Künbet Hatun ''
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkındaki Yönetmelik
  • Bitlis Vakıfları Ve Vakıf Eski Eserleri
  • Vakıf Eski Eserlerin Yeni Koruma Politikası
  • Sultan ııı.osman Vakfiyesi, Tezyinatı, Cilt Sanatı Ve Türk Kültüründeki Yeri
  • The Deed Of Foundatıon Of Sultan Osman The Thırd, ıts Embellıshments, Bındıng And ıts Place ın Turkısh Culture
  • Hacı Bektaş-ı Veli, Merzifon'da Piri Baba, Budapeşte'de Gül Baba Ve Bazı Bektaşi Vakıfları
  • Nurbanu ( Atik ) Valide Sultan'ın Istanbul-üsküdar'da 1582 Tarihinde Tesis Ettirdiği Vakfiyesi
  • Girit Defterdarı Rıdvanzade Hacı Mehmed Efendi Oğlu Ali Efendi'nin 1748 Tarihli Vakfiyesi Ve Tezyinatı
  • Bir çınarın Ardından... Yılmaz önge Dostumuz Hakkında Kısa Anekdotlar...
  • Beyhan Sultan Vakfiyeleri Ve Tezyinatları
  • Beypazarı Vakıflarına Genel Bir Bakış Ve Beypazarı Sadr-ı Azam Nasuh Paşa Hanı
  • Türk Kültürü Ve Biz
  • Bulgaristan'da Bulunan Osmanlı Vakıflarıdan Bir Demet
  • Bulgaristan'da Müftü Yardımcısı Yetiştiren Bir Vakıf Kuruluşu: Nüvvap
  • Ladik Ve Seyyid Ahmed-i Kebir Er-rıfai Hazretleri
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Halı Müzesi'nde
  • Bektaşi Nutku
  • Balkanlar Ve Kosova Facıası
  • Cumhuriyet'in Kuruluşunun 90. Yılında Başkent Ankara:
  • Istanbul Fethinin 555. Ayasofya'nın Müze Olmasının 74. Yıldönümü Vesilesiyle:
  • Atatürk'ün Vakıflarla Ilgili Sözleri
  • 893 H / 1488 M. Tarihli Akkoyunlu Yakub Han Vakfiyesi
  • Komünizmin Sembolü Lenin Yıkıldı, Sıra Bizans'ı Dize Getiren Fatih Sultan Mehmed'e Mi Geldi ?
  • Afganistan Tarihine Kısa Bir Bakış Ve Türk Subaylar Eskden Olduğu Gibi Milenyumda Da Afganistan Ordusunun EğitimÄ
  • Ayaş Vakfiyeleri üzerine Bir Deneme
  • Hacı Bayram-ı Veli Ve Tarıhe Bağlılık
  • Amasya-taşova- Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Alparslan Er- Rufâi'nin 655 H./1257 Tarihli Arapça Vakfiyesi Tercümesi Ve
  • Birgi Ulu Camii Içşn 1327 M. Tarihinde Yazılan Kur'an
  • Ankara'da Roma Anıtı- Res Gestae
  • A N " Akhi " Genealogical Tree
  • Milenyum Ruyası: Osmanlı Devleti'nin 700 Kuruluş Yıldönümü Ve Düşündürdükleri üzerine Bir Deneme
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Kendinden Desenli üzeri Yazılı Iki Kumaş
  • Kur'anda Yol Gösterici Ayetler
  • Osmanlıda Resi Ilk Müze Adı Ne Zaman Ortaya çıktı?
  • Amasya Vakıflarına Toplu Bakış
  • Izmir Bahri Baba Eski Musevi Mezarlığı
  • Anadolu'da Xııı. Yüzyıl Başlarında Bir Rufâi Zaviyesi
  • Glazed Tles Stolen From ıstanbul Mosques Between 1899-1920 Ottoman Period
  • Sultan ıı. Abdulhamid'in 1888 Tarihli Vakfiyesi Tezyinatı Ve Osmanlı Imparatorluğunda Ilk Toplu Konut Projesi
  • Tokat Vakıfları
  • şehirciliğe Katkısı Olan Kadınlar: Istanbul _üsküdar- Toptaşı, Nûrbânû ( Atik Valide ) Sultan Külliyesi
  • Türk Hâkimiyeti Döneminde Merzifon Mezarlıkları
  • Anadolu'da Xııı.y�zyıl B�r Rufa� Zav�yes�
  • Hayatını Vakıflara Vakfeden Y.mimar -mühendis Prof.dr. M. ılmaz önge
  • Başbakan Ismet Inönü'nün Cami,mescit Ve Diğer Vakıf Eski Eserlerin Korunmasıyla Ilgii Bütün Bakanlıklara Ve Genel Müdürlüklere G
  • EvkÂf-ı IslÂmiye Müzesi'nin Kuruluşu Ve Yönetmeliği
  • Giresun Ili Vakıflarına Toplu Bir Bakış
  • Türk-islam Yapılarında Kronoloji Denemesi
  • Merzifon Tarihinden Yapraklar
  • Momumentum Ancyranum-res Gestae- Ankara Yazıtı-augustus'un Yaptı?ı ??ler
  • Bayramlu Beyliği (hacıemiroğulları )
  • Osmanlı Devletinde Vakıflar Ve Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakfiyeleri
  • Kur'an Ve ılım
  • Kur'anda Yol Gosterici Ayetler
  • Kur'an'ı Kerimdeki Cinle Ilgili Ayetlerin Tamamı
  • Kur'an-ı Kerim'ın Arapca ındırılmesı ıle ılgılı Ayetler
  • Xıı-xııı.yüzyıl Türk Hamamları
  • Tanrı Ve Yazğı
  • Balkanlar Ve Kosova Faciası
  • Amasyalı Meşhur Eski Devirdeki Tarihçiler
  • Başkent Ankaranın Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak
  • Anadolunun Gobegınde 1229 Tarıhlı Tascı Ustalarının Dantel Gıbı ısledıgı Dıvrıgı Ulu Camı Ve Darussıfası
  • Merkez Efendının Mursıdı Merzıfonlu Sunbul Sınan
  • Merzıfonlu Tarıhcı ısmaıl Hamı Danısment
  • Amasyalı Tarıh Ve Cografyacılar
  • Milli Kütüphane'nin Dire?i Dr. Müjgan Cunbur 85 Ya??nda
  • Bektasılık Ve Tasavvuf
  • Alev?lerde Nas?p Alma Tören?
  • Asker? Kat?p Hafız ?brah?m Ethem Efend?’nin Eyüp Sultan Türbes?ne A?t Nukut Vakf?yeler? - Türkiye Vak?flar Bank.özelle?tir
  • Tar?kat-ı Rufaî ( Anonim )
  • Türk Tezh?p San'atına Genel B?r Bakı?
  • Sultanahmet Halı Müzes? Ve Vakıflar
  • Tokat Vakıfları
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  •